Coachella Vadisi Müzik ve Sanat Festivali

Coachella Vadisi Müzik ve Sanat Festivali -Amerika-Kaliforniya 13-15 ve 20-22 Nisan

 

ABD, Kaliforniya, Coachella Valley Müzik ve Sanat Festivali, bir çölde birçok müzik türüne sahip 2 haftasonuna bölünmüş  3’er günlük festivallerden oluşuyor. Büyük bir kamp alanında gerçekleşen müzik etkinliği Amerika’nın en iyisi olarak kabul edilir. 1999 yılından bu yana yapılan festival, rock, indie, hiphop ve elektronik dans müziğinin yanı sıra sanat enstalasyonları ve heykeller de dahil olmak üzere birçok sanatçılara yer veriyor. Arazi boyunca, çeşitli aşamalarda sürekli canlı müzik ev sahipliği yapıyor.

Yeni yıla ıslak girin

Yeni yıla ıslak girin

Yeni yıl su festivali -Tayland-Chiang Mai 13-15 Nisan

Songkran Festivali olarak bilinen “Yeni Yıl Su Festivali” en renkli şekilde Tayland Chiang Mai bölgesinde kutlanıyor. Dört gün süren festivalde süslü kıyafetlerle dolaşan yerel halkın arasına katılmış turistler için çok eğlenceli hal alıyor. Festivalde en çok onlar eğleniyor. Tayland yeni yılının bitip diğer yılın başlangıcı gibi dini bir tören olsa da zaman içinde işin içine para girince festival kimlik değiştirip turistlik bir hava almış.

Türk mutfağına sahip çıkmak bir şirketin amacı olabilir mi?

Metro Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Boris Minialai: Sustainable Brands 2019 İstanbul’da sürdürülebilirlik stratejilerini anlattı

Metro Türkiye, markaların geleceği şekillendirmede oynadığı rolü anlamaya ve onlara güç kazandırmaya odaklanan Sustainable Brands platformunun İstanbul buluşmasının (SB’19 İstanbul Konferansı) sponsorları arasında yer aldı.

Etkinlik kapsamında, “Türk mutfağına sahip çıkmak bir şirketin amacı olabilir mi?” başlıklı bir sunum gerçekleştiren Metro Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Boris Minialai’nin anlatımı katılımcılardan büyük ilgi gördü. “İyi Perakende” panelinin konuşmacıları arasında yer alan Metro Türkiye Gıda Kategori Grup Müdürü Esra Özerkan ise şirketin atık ve israfı önleme konusunda yaptığı çalışmaları çarpıcı örneklerle anlattı.

Metro Türkiye, aralarında Detroit, Paris, Madrid ve Tokyo’nun da yer aldığı 13 şehirde bir buçuk milyondan fazla profesyoneli buluşturan Sustainable Brands’in İstanbul etkinliğine (SB’19 İstanbul Konferansı) katıldı. Redesigning The Good Life (İyi Yaşamı Yeniden Tasarlamak) temasıyla 3-4 Nisan’da Fairmont Quasar İstanbul’da gerçekleştirilen konferansın sponsorları arasında yer alan Metro Türkiye, iki ayrı oturumda markalar, iş liderleri ve farklı sektörlerden çok sayıda davetliyle bir araya geldi.

Boris Minialai: Günümüz koşullarında sürdürülebilirliğin iyi bir fikirden çok daha fazlası!

SB’19 İstanbul’un ilk gününde, “Türk mutfağına sahip çıkmak bir şirketin amacı olabilir mi?” başlıklı bir sunum gerçekleştiren Metro Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Boris Minialai, günümüz koşullarında sürdürülebilirliğin iyi bir fikirden çok daha fazlası olduğuna dikkat çekerek insanlar, toplum ve çevre için bir ihtiyaç haline geldiğini söyledi.

Metro Türkiye’nin sürdürülebilirliği dikkat çekici bir kavram olmanın ötesinde iş yapış şekli haline getirdiğini dile getiren Minialai, “Metro Türkiye olarak üreticiden tedarikçilerimize, hizmet verdiğimiz HoReCa profesyonellerinden son tüketiciye kadar tüm paydaşlarımızla sürdürülebilir ve birlikte büyüyen çalışmalara odaklanıyoruz. Bugün şirketimiz ile özdeşleşen Türk mutfağı ve değerlerine sahip çıkma amacımız, yürüttüğümüz tüm projelerin kalbinde yer alıyor. Paydaşlarımızla birlikte insan odaklı, çevreye saygılı, yerel değerleri koruyan işlere imza atmayı ve anlamlı izler bırakmayı amaçlıyoruz” dedi.

“Coğrafi işaretli ürünler sosyal, ekonomik ve toplumsal güçlenmeye katkı sağlıyor!”

Yerel değerlerin korunması, desteklenmesi ve Türk mutfağının geliştirilmesi adına hayata geçirdikleri Coğrafi İşaretli Ürünler Projesi’nin de yine aynı amaç için yürütüldüğünü belirten Boris Minialai, sözlerini şöyle sürdürdü, “2011 yılında başladığımız bu hikayede bugün raflarımızda 130’u aşkın coğrafi işaretli ürün bulunuyor. Ürünlere marka değeri kazandırmanın yanı sıra yerel kalkınmaya da destek oluyoruz. Kırklareli Kıvırcık Kuzusu için çalışmalarımıza başladığımızda bölgede yalnızca 6.000 civarında kuzu kalmıştı. Kırklareli’nin yerel kooperatifleri, yerel yönetimler ve İstanbul Üniversitesi iş birliği ile gerçekleştirdiğimiz proje sayesinde Kırklareli Kıvırcık Kuzu sayısında artış sağladık. Bizim için çok kıymetli bir başka örnek ise Kapıdağ Mor Soğanı. Edremit’te, Kapıdağ Yarımadasına has bu ürünü, 170 haneli bir köyün kadın üreticilerinin oluşturduğu Bereketli Eller Kadın Kooperatifi’nden tedarik ediyoruz. Kadın emeğiyle üretilen ve artık coğrafi işareti bulunan bu soğanı, kadın gücüne destek olarak tedarik etmek, kooperatife bağlı kadın üreticilerin sosyal, ekonomik ve toplumsal açıdan güçlenmelerine katkı sağlamak, onlara alım garantisi vermek ve gastronomi profesyonelleri olan müşterilerimizi böyle özel bir ürünle tanıştırmak bize gurur veriyor.”

“Türk mutfağının gerçek potansiyelini tüm dünyanın görmesi için gençlere yatırım yapıyoruz”

Coğrafi işaretli ürünleri gelecek nesillere aktarmak için mart ayında Milli Eğitim Bakanlığı ile bir protokol imzaladıklarını hatırlatan Minialai, “Coğrafi işaretli ürünler, gelecek eğitim öğretim yılından itibaren mesleki ve teknik okullarda gıda teknolojisi ile yiyecek – içecek hizmetleri alanında eğitim gören öğrencilerin müfredatına girecek. Gençler, mutfak kültürünün korunması ve gelecek nesillere aktarılması konusunda çok büyük bir paya sahip. Bu projeyle her dönem 65 bin civarında öğrenci coğrafi işaretli ürünleri ve bu ürünlerin önemini öğrenecek. Türk mutfağının geleceğine yatırım yapmak bizim işimizin ayrılmaz bir parçası” diye konuştu.

Esra Özerkan: Elma alıp elma satan bir şirket değiliz!

SB’19 İstanbul katılımcılarının yenilikçi dönüşüm araçlarını keşfetmesini sağlayan Deep-Dive Hubs bölümünde düzenlenen Good Retail (İyi Perakende) panelinin konuşmacıları arasında yer alan Metro Türkiye Gıda Kategori Grup Müdürü Esra Özerkan ise Türk mutfağı ve değerlerine sahip çıkma hedefleri ile atık ve israfı önleme alanında hayata geçirdikleri çalışmalara değindi.

Metro Türkiye olarak ürün alıp satmanın ötesine odaklandıklarını dile getiren Esra Özerkan, “Biz elma alıp elma satan bir şirket değiliz. Biz elmaya, elmanın üreticisine, yetiştiği toprağa, tohuma, ona dokunuşlarıyla değer katan şefe ve tüm ekosistemine katkı sağlayan bir şirketiz. Bununla birlikte Türk mutfağı ve değerlerini korumaya, kayıt altına almaya, gelecek nesillere miras bırakmaya, şeflerimize ulusal ve uluslararası platformlarda desteklemeye, onlara farklı ürün ve hizmetlerimizle ilham vermeye odaklanıyoruz” dedi.

“Türkiye’de üretilen 49 milyon ton meyve ve sebzenin yüzde 25 ila 40’ı kayıp!”

2017 yılında TÜBİTAK ile gerçekleştirdikleri araştırmayı hatırlatan Özerkan, “Türkiye’de üretilen 49 milyon ton meyve ve sebzenin yüzde 25 ila 40’ı, üretim ya da dağıtım zinciri aşamasında kayba uğruyor. Bu konuda fark yaratmak için 2017 Restoran Haftası’nda Metro Gıda Hareketi’ni başlattık. Sektörde öncü 50’nin üzerinde şef ve restoran işletmecisiyle güçlerimizi birleştirerek kamuoyunda gıda atık ve kayıpları ile ilgili bir farkındalık yaratmak için harekete geçtik. Şeflerin gıdanın israf olmaması için hayata geçirdiği uygulama ve önerilerini on binlerce tüketici ile paylaştık. Hareketin bir sonraki adımında, 30’a yakın restoran ve kafe ile iş birliğine giderek ‘Metro Gurme Kutuları’nı hazırladık ve tabakta kalan yemekleri paket yaparak tüketicilerin başka bir öğünde tüketmelerine veya hayvanlarla paylaşmalarına katkıda bulunduk” dedi.

Operasyonlarındaki israfı önlemek için de Fazla Gıda A.Ş ile bir proje yürüttüklerini belirten Esra Özerkan, “Bu projemizle satış özelliğini yitirmediği için hala satılabilir olan gıda ürünlerini israf olmaktan kurtarıp ekonomiye kazandırıyoruz. Projemiz kapsamında 2018’de 250 bin öğün yemeğe denk gelen 110 ton gıdayı, 35 gıda bankası aracılığıyla ihtiyaç sahiplerine ulaştırdık. Bir sonraki hedefimiz ise bağışlanamayacak durumda olan gıdaları çöpe atmak yerine kompost alanlarına göndererek toprağın yapısını zenginleştiren gübre haline getirmek ve sıfır atık üreten bir sisteme öncülük etmek” diyerek sözlerini tamamladı.

“QR kod ile et ve balığın %100 izlenebilirliğini sağladık”

Gıda güvenliğinin, üstün kalitenin ve türlerin devamlılığının ancak sistematik ve şeffaf bir yaklaşımla sağlanabileceğine inandıklarını belirten Özerkan, et ve balık izlenebilirliği projesi ile %100 izlenebilirlik sağladıklarının altını çizdi.

“2014’te başlatılan Türkiye’nin ilk et izlenebilirliği projesi olan “Kırmızı Taze Ette İzlenebilirlik Projesi” ile müşterilerimiz, ürünlerdeki QR barkodunu taradığında hammadde adı, kesimevi, tedarikçi, kesim tarihi, son kullanım tarihi ve veteriner bilgilerine ulaşabiliyor.” diyen Esra Özerkan, “Bugünün Balığını Yarına da Bırakalım projesi ise Türkiye’de lüfer, palamut, hamsi ve istavrit balıklarının ağdan çatala uzanan tüm sürecini kayıt altına alarak %100 izlenebilirliğini sağlayan ilk proje.Su Ürünleri Kooperatifleri Merkez Birliği (Sür-Koop)’ne bağlı 572 kooperatifle ve binlerce balıkçıyla birlikte hayata geçirdiğimiz projede limanlarda ve karaya çıkış noktalarında su ürünleri kasalarına konulan balığın hangi sularda, hangi tekneyle, ne zaman avlandığını belirten izlenebilirlik bilgilerini kayıt altına alıyor, bu bilgileri satış aşamasında QR barkodlar aracılığıyla müşterilerimize sunuyoruz.” dedi.

Yeterli ve Dengeli Beslenmeyle Çocuklarda Demir Eksikliği Önlenebilir

Yeterli ve Dengeli Beslenmeyle Çocuklarda Demir Eksikliği Önlenebilir

 

Gıda, beslenme ve sağlık konularında geliştirdiği projelerle toplum sağlığının geleceği için çalışan Sabri Ülker Vakfı’nın sunduğu, çocuk büyüme ve gelişimini takip etmeye yönelik Türkiye’nin ilk mobil uygulaması olan iGrow, 1 yaş sonrası çocukların büyüme ve gelişmesinde önemli rol oynayan demir eksikliği sorununu masaya yatırıyor.

 

Kurulduğu 2009 yılından bu yana sağlıklı yaşam bilincinin gelişmesine katkı sağlamak, toplumu beslenme ve sağlık alanlarında bilimsel ve güvenilir bilgiyle aydınlatmak üzere birçok projeyi hayata geçiren Sabri Ülker Vakfı’nın ebeveynlerin çocuklarının sağlıklı gelişimini takip edebilmesi için sunduğu iGrow, ebeveynlere uzmanlardan ve referans kurumlardan alınan güvenilir ve bilimsel bilgileri aktarıyor. iGrow, bu kez özellikle bir yaş sonrası çocukların büyüme ve gelişmesinde, beyin gelişimi ve bağışıklık sisteminde önemli rol oynayan demir konusunda ebeveynlerle önemli bilgiler paylaşıyor.

 

1 yaş sonrası çocukların ne kadar demire ihtiyacı var?

Bir yaş sonrası dönemde çocuklarda büyüme ve gelişmenin hızlı olması nedeniyle demir gereksinimi artıyor. Tüketilen besinlerin yeterli demir içermemesi sonucu bu dönemde, çocuklarda demir eksikliği veya demir eksikliği anemisi görülebiliyor. 1 yaş sonrası çocukların yüzde 8’inde demir eksikliği gelişebiliyor. Bu nedenle 1 yaş sonrası çocukların demir içeren besinleri tüketmesi büyük önem taşıyor. Yürümeye başlayan 1-3 yaş arasındaki çocuklar günlük 7 mg; 4-8 yaş arası çocuklar ise günlük 10 mg demire gereksinim duyuyor. Demir hayvansal ve bitkisel kaynaklı besinlerde bulunuyor. Ancak hayvansal kaynaklı besinlerde bulunan demir  vücutta daha iyi kullanılıyor. Baklagiller gibi demirden zengin bitkisel kaynaklı besinleri C vitamini kaynağı sebze ve meyveler, meyve suları ve salatalarla birlikte tüketmek demirin vücutta kullanımını arttırıyor.

 

1 yaş sonrası çocukların demir alımına destek olabilecek besinler

Çocuklar yemek konusunda seçici olabilir, hatta bazı besinleri reddedebilir. Bu durumda çocuğa sabırla yaklaşmak, ona örnek olmak ve besinleri onunla birlikte hazırlamak ve hoşuna gidecek şekilde sunmak size yardımcı olabilir. İşte çocukların günlük demir alımını desteklemeye yardımcı olabilecek seçenekler;

  • Demir içeriği zengin kırmızı eti, köfte olarak sunabilirsiniz, böylelikle çocuğunuz köfteyi daha kolay çiğneyebilir ve yutabilir.
  • Bitkisel demir kaynağı olan baklagilleri, haşlanmış olarak çorbalarda kullanabilirsiniz. Ayrıca nohut veya kuru fasulye köfteleri de yapabilirsiniz.
  • Yumurta sarısı da demir içerir. Çocuğunuz yumurtayı tek başına tüketmeyi sevmiyorsa, sebzeli veya peynirli omlet olarak sunmayı deneyebilir veya sandviçleri süslemede kullanabilirsiniz
  • Kahvaltılık tahıllar, demirin de içinde olduğu bir grup vitamin ve mineralle zenginleştirilir. Kahvaltıda veya ara öğünlerde tercih edebileceğiniz kahvaltılık tahıllar çocuğunuzun günlük demir alımına katkıda bulunabilir.

Nurten Sancak “İlişkinin Dili Gizlidir”

Nurten SANCAK

“İlişkinin Dili Gizlidir”

Fark yaratmak ve hayatta iz bırakmak bu dünyada bence en çok kadınlara yakışıyor… İşte bu kadınlardan biri bu ay konuğum… Modern hayatın yorucu şartlarında; sorun yaşayan insanlara bilimin ışığında yol gösteren gerçek bir rol model. Kişisel ve mesleki ilgi alanının başında kadın, çocuk ve eğitimin yer aldığı çalışmalarıyla, sessiz ve derinden ilerliyor… İçinde görev aldığı sosyal sorumluluk çalışmaları, her yaş grubuna ve kurumlara verdiği eğitimler ise mesleki motivasyon kaynağı…

derginin bu ayki kapak konuğu; Hedefe Psikoloji Kurucusu Kıymetli dostum Klinik Psikolog Nurten Sancak…  Tüm insanların doğuştan gelen yetenekleri ve öğrenme süreçlerinin var olduğunu hassasiyetle anlatıyor.  Süreçlerin sürdürülebilir olması için“ insanların sosyal çevre ile kurulmuş birebir düzgün sıcak iletişimde olması gerektiğini,  toplumdan soyutlanan insanın sosyalleşeme sürecini gerçekleştiremeyeceğini, ilişkilerin sıcak kalmasının hayattaki önemini “ belirtiyor…  2017 Aziz Sancar Girls In STEM projesinde “rol model” olarak yer alan sevgili Sancak ile Dünya Kadınlar günün kutlandığı bu ayın kapak söyleşisi için buluştuk. Bu keyifli buluşmada;  “İlişkinin Dili Gizlidir isimli” yeni kitabını, yanı sıra günümüzde teknolojinin hayatımıza kattığı olumlu olumsuz etkileri, globalleşmenin insanlara etkisini, insan davranışlarında öne çıkan geçmişe özlemi, modern insanı en çok zorlayan durumları siz değerli okurlarımız için konuştuk.

 

SPOT: Geçmişte iletişim çok güçlüydü. İnsan yalnız değildi. Şimdi insanlar kendilerini teknolojinin getirdiği yenilikleri ihtiyaç ötesi kullanarak,  farkında olmadan içe dönük hayatlarının mimarı oldular.

 

SPOT: Hani derler ya ifrattan kaçınmak; hangi uçta fazlaysanız kötü, özellikle teknoloji kullanımı konusunda, ortalarda yürümek yani yeteri kadarını kullanmayı becerebilmek doğru olandır.

 

SPOT: Değişen yaşam koşulları kişilerarası ilişkileri de etkilemekte elbette. Öncelikli olarak hem kadın hem erkek yalnızlığı öne çıktı ve kendi içinde kuvvet kazandı.

SPOT: Elbette her ilişkiye uyarlanabilecek sihirli bir reçete maalesef yoktur. Çünkü ilişkilerde tek bir doğru yoktur.

Global dünyada çok hızlı bir değişim var. Bu değişimlerin de toplumların yaşam tarzına hızla etki ettiği bir zaman diliminde olduğumuzu düşünüyorum. Yapılan araştırmalara bakıldığında ise ülkemizde öne çıkan en güçlü tutum “geçmişe özlem”… Ne dersiniz? Değişim var elbette, Her şey çok hızlı değişiyor ve dönüşüyor. Buna paralel olarak insanlar da yenileniyor. Yani çağ değişiyor. Düşünün çocukluğunuzdaki yaşam tarzları nasıldı? Bundan yirmi beş yıl önce otuz yıl önce nasıldı? Bir önceki kuşağın yaşam tarzı nasıldı? Bir kere bugüne kıyasla daha sakin bir hayat yaşanıyordu diyebiliriz.  Teknoloji bu kadar yoğun hayatın içine girmemişti.  İnsan ilişkileri daha sıcaktı. Komşuluk kültürü vardı. İlişkiler daha samimi, İletişimin daha güçlü olduğu dönemlerdi. ‘’Neredeyse insanlar yalnızlık çekmiyorlardı’’ diye anlatır büyüklerimiz değil mi?  Şimdi insanlar kendilerini teknolojinin getirdiği yenilikleri ihtiyaç ötesi kullanarak,  farkında olmadan içe dönük hayatlarının mimarı oldular. Dolayısıyla, araştırmalarda en güçlü tutum olarak geçmişe özlem duygusunun çıkmış olması da çok anlaşılır bir veri.

 

İçe dönük hayatlar derken? “Globalleşme” dediğimiz şeyin güzel kabul edilebilir tarafları var.  Ama diğer taraftan; kültürleri, yaşam tarzları ve birçok benzer olanın hepsini bir potaya alıyor, eritiyor ve tek tip insan yaratıyor.  Bir de buna rekabet, hız çağı eklenince derin yalnızlık aslında burada başlıyor…  Hız çağındayız ve orada korkunç bir rekabet var.  İş hayatında da, özel hayatta da, her kes birbirinin üzerine çıkıp kısa yoldan bir şeyler yapmak istiyor. Öyle olunca da hayatı daraltıyoruz. Zorlaştırıyoruz. Ömür dediğimiz zaman dilimi belli zaten… Diyelim ki; en uzun yaşam örneğin 95 yaş ama nihayeti olan bir dönem. İş hayatı, öğrencilik hayatı, zorunlu olduğumuz bir takım hikâyeler var o hayatın içinde… Kalan zaman dilimi de koşturma ve anlamsız rekabetler için harcıyoruz.. Sadece yetişkinler değil çocuklara da bunu yüklüyoruz.  Şurayı kazanmalısın… Şurayı okumalısın… O yarışa girmelisin.. Şunu demiyoruz çocuklara; tamam okunması gerekiyor ama kapasitesinin olduğu kadar yapacak…  Kendi istek ve hayallerimizi aslında çocuklara yüklüyoruz.  Oysa bir durup, yavaşlamak lazım, berberinde ne oluyor diye bir bakmak, görmek lazım..

 

Benim herkese anlatmak istediğim de bu aslında “sükûnet” ihtiyaçtır.  Çocuklukta başlıyor her şey… Çocuk hangi okulu bitirirse bitirsin, tek başına akademik başarı hiçbir şeydir. Önemli olan akademik başarı ile birlikte sosyal hayat başarısıdır. Hatta bazen sosyal hayat başarısı akademik başarının da önüne geçiyor.  İstediğiniz kadar iyi okullarda okuyun,  eğer kişisel olarak mutlu değilseniz, o aldığınız akademik başarı ne iş hayatınızda ne özel yaşantınızda,  ne de sosyal hayatınızda işinize yarayacaktır… Günümüzün en önemli sorunu bu…

 

Teknolojik hız karşısında yavaşlamak mümkün mü? Aslında olay insana dönüyor yine… Teknoloji gerekli, asla yadsımıyoruz bunu. Hayatımızda da olması lazım çünkü hayatımızı çok kolaylaştıran bir tarafı var. Fakat teknolojiyi sadece ihtiyacımız olduğu kadarını kullanma hususunu öğrenmekle ilgili ciddi bir sorun var. Hani derler ya ifrattan kaçınmak; yani hangi uçta fazlaysanız kötü, ortalarda yürümek yani yeteri kadarını becerebilmek doğru olandır.

 

Nedir bu sorunlar biraz açar mısınız?  Maalesef teknolojiyi yalnızca sosyal medyadan ibaret sanıyoruz ve aslında güzel bir oluşumu fonksiyonel kullanamıyoruz. Gözlemlediğim kadarı ile insanlar sosyal medyanın esiri olmuş. Şimdi ve burada olup doyasıya o anın tadını çıkarmamızı engelleyen, en mutlu anımızda “en güzel pozu” yakalayabilme dürtüsüyle, anı ve duygularımızı dolu dolu yaşamayı unuttuğumuz bir zaman diliminde yaşıyoruz.  Ayrıca bu gibi davranışlar farkında olmadan insanı kendi gerçekliğinden de uzaklaştırmaya başlıyor. Elinde olanlara değil olmayanlara odaklanmaya sürüklüyor, kendi mutluluklarından uzaklaştırıyor. Oysa kendisinin ailesiyle, çocuklarıyla mutlu güzel bir yaşantısı var belki de, fakat sunulan sahte sanal dünya insanı odağından kaydırıyor. Yani yaşamı ve anı pas geçmesine neden oluyor. Ne çabuk unuttuk, hayattaki en önemli, en kıymetli şeyin zaman olduğunu ve onu iyi değerlendirmek gerektiğini.

 

Diğer bir tarafta da herkesin dilinde olan çocuklara erken yaşta alınan telefonlar, teknolojik aletlerle ilgili de ciddi bir sorun var. Bu konu aslında çok tartışılan bir konu, çünkü göz önüne alınması gereken birçok etken var. Bir taraftan çağımızın getirilerinin gerisinde kalmamak, gelişmelere ayak uydurmak gerekiyor, dolayısıyla sıfır kullanım diye bir şey söz konusu olamaz. Uzmanların çocukların yaş gruplarına göre önerdikleri kullanım süreleri yaşlarıyla orantılı teknolojiye maruz bırakmaktır. Ama bunların yanında göz önüne alınması gereken en önemli nokta fonksiyonel oluştur. Çocuklara teknolojiyi doğru ve işlevsel kullanmayı öğretmemiz, bilinçlendirmemiz gerekir.

 

Nasıl ilerlemeli, süreci nasıl yönetmeli böyle bir noktada? Öncelikli olarak, çocukla ilgili tüm süreçlerde de olduğu gibi dikkat edilmesi gereken şey, çocuğun hayatına hâkim olmak. Hangi oyunları oynuyor, arkadaşları en çok hangi oyunları oynuyor, internette hangi siteleri gezmekten keyif alıyor, sosyal medyada hesapları var mı, son dönemin popüler oyunları/internet siteleri/sosyal medya platformları neler… Bu gibi soruların cevaplarını bilmek çocuk riskli bir davranış sergilemeden fark etme olanağı sağlar ve ebeveyne güvence yaratır. Tüm bunlar hakkında bilgi sahibi olabilmek içinse, çocukla sağlıklı bir iletişim ve ilişki kurmak, güven ortamı oluşturmak önemli. Hiçbir zaman korkutucu uyarılar, cezalar olmamalı, çünkü bu durum çocuğu gizliliğe itecek ve kontrolü zorlaştıracaktır.  Yapılması gereken öncelikli olarak uzmanların yaş gruplarına göre önerdiği zaman sınırlamalarının dışına taşmamak.  Tüm bunların yanında, sosyal medya, oyunlar ve teknolojik alet kullanımı sosyalleşmenin de bir parçasıdır. Çocukların hayatlarında sosyalleşmenin yeri yadsınamayacak kadar büyüktür ve öyle de olmalıdır. Bu sebeple kurallar ve izinler tartışılırken çocuğun sosyal statüsüne zarar vermeyecek kurallar koymak, arkadaşları ile ilişkisini kollamak işlevsel olacaktır.

 

Yetişkinlerde süreç nasıl olmalı? Dijital dönüşüm karşısında teknolojik hayat bizi ne kadar zorlasa da ihtiyaç duyduğumuz kadarını kullanabilmeliyiz. Örneğin telefonunuzda banka işlemlerinizi yönetmek için aplikasyonunuz olabilir. Ama bu hizmeti veren banka şubesi varsa ve sizin de vaktiniz varsa çıkıp, yürüyüp, bankaya gidebilmeliyiz, manava sipariş vermek yerine manava gidebilmeliyiz yani günlük hayattan kopmadan devam edebilmek önemli aynı eskiden olduğu gibi. İletişim sadece teknik bir terim değildir, insana dair bir şeydir. İletişmek için de sosyalleşmek gerekir. İnsan sosyalleşerek olgunlaşan bir varlıktır. Yani diğer canlılardan farklı olarak insan, doğuştan sahip olduğu yeteneklerini geliştirmek ve öğrenme sürecini sürdürebilmek için kendisi dışında bir çevreye ihtiyaç duyar. Dolayısıyla sosyalleşme-sosyal çevre insanın olgunlaşması için hayati öneme sahiptir. O yüzden ilişkilerin sıcak kalması lazım. Biz Teknolojiyi asla ret etmiyoruz. Hayatımızı kolaylaştıran şahane bir şey ama ihtiyaç çerçevesinde sosyal gelişimi bozmadan…

 

Yeni çıkan kitabınız ‘İlişkinin Dili Gizlidir’ bu ismine karar vermenizin nedenleri neler? Kitabım ALFA yayınlarından çıktı. ALFA Yayınları Genel Müdür’ü Sn. Vedat Bayrak’ın önerdiği bu ismi ben de çok sevdim. İçeriğin ruhunu iyi anlattığına inandığım bir isim oldu.

 

İlişkileri ele alış şekli itibariyle hepimizin farklı rollerdeki ilişkilerimizi zengin bir içerikle okuyuculara sunmuşsunuz. Hepsinin temelinde aile olmak bulunuyor. Günümüzde aile birliğini korumak ve ilişkileri yürütmek zorlaştı mı? Değişen yaşam koşulları kişilerarası ilişkileri de etkilemekte elbette. Öncelikli olarak hem kadın hem erkek yalnızlığı öne çıktı ve kendi içinde kuvvet kazandı. Yalnızlığa ilişkin kuvvet ve yönelim, yalnız kalabilme becerisi olumsuz bir durum değil aslına bakarsanız. Fakat insanoğlunun doğasında sosyal olmak ve her canlının yapısal gerçekliğinde çoğalmak olduğu için hayatın belli bir döneminde bir çift ilişkisi içerisinde olmak ve aile sisteminin kurulumunu sağlamak bireylerin hem psikolojik hem de fiziksel sağlıkları adına işlevseldir. Yoğun yaşam temposu, çoklu seçenekler, seçme ikilemleri ve sebat duygusuna ve sürece ilişkin yatırım azalması ilişkilerin çok daha kısa sürmesi, evliliklerin bitmesi ya da aslında başlamamasına sebep olarak gösterilebilir.

 

Sağlıklı ve uzun soluklu bir ilişki kurmak için genel kurallar ya da ‘olmazsa olmazlar var mı? Elbette her ilişkiye uyarlanabilecek sihirli bir reçete maalesef yoktur. Çünkü ilişkilerde tek bir doğru yoktur. Her ilişki kendine has, bir o kadar da karmaşıktır. Dolayısıyla ilişkileri, sağlıklı ve sağlıksız diye değerlendirmek yerine, ilişkinin işlevsel olan veya olmayan taraflarına bakmak daha doğru bir yaklaşım olur. Ancak ilişkinin işlevsel veya tatminkâr olup olmadığını anlamak için dikkat edilecek şeylerden söz edilebilir. Öncelikle partnerimizin yanında kendimizi nasıl hissettiğimiz önemlidir. Mutlu musunuz, rahat mısınız, güvende hissediyor musunuz ya da kaygılı, gergin, huzursuz mu hissediyorsunuz? Ayrıca; doyum alınan ilişki, duygusal ihtiyaçlarımızın karşılandığı ilişkidir. Bu ihtiyaçlar; sevgi, saygı, destek, onaylanmak, takdir görmek, güvenmek ve güvenilmektir. Elbette her ilişkide sorunlar, anlaşmazlıklar hatta kavgalar olur. Zaman zaman tartışmak, sonra orta yolu bulup, işi tatlıya bağlamak da ilişkiyi güçlendirir. Ancak devam eden, çözülemeyen kısır döngüler ve çiftlerin birbirine duygusal olarak zarar verdiği ilişkiler sağlıklı değildir. Son olarak, mutlu çiftler birbirlerinin kişisel alanlarına saygı gösterirler. Birbirlerini sınırlamaları, kontrolleri, müdahaleleri yoktur. Her zaman söylediğim gibi yine tekrar etmek isterim, ilişkilerin olmazsa olmazı emek ve ilişkiyi sürdürmek için niyetin olmasıdır.

 

Hedefe psikolojik danışmanlık olarak, sosyal medyada da bilgilendirici paylaşımlar yapıyorsunuz. Hangi alanlarda paylaşımlarınız oluyor? Sosyal medya kullanımının bizim sektör adına çok zor olduğunu düşünüyorum. Paylaşımlar üzerinde oldukça düşünmemiz gerekiyor. Çünkü biz çok yoğun psikoterapi çalışmaları yürütmekte olan ve çok geniş bir danışa portföyü ile çalışıyoruz. Bu durumda, paylaşımlarımızın hiç biri, hiç kimsenin hayatına aslında dokunur olmamalı. Bu öncelikli hassasiyetimiz. Biliyorsunuz çok fazla kişi psikoterapi çalışmaları ile ilgili paylaşım yapıyor, bunların bir kısmı alanda ki genç uzmanlar için yazılmış etik ve değerli çalışmalar. Ancak kimi zaman gözümüze, seansı hakkında yazan ve onu okuyan danışanın ne düşüneceğini hesap etmeyen yazı ve yayınlar da çarpmıyor değil.

 

Bu sebeple sosyal medyada daha çok kurumsal çalışmalarımıza, bilimsel araştırmalarımıza atıfta bulunmaya, ekip arkadaşlarımızla keyifli bir şekilde çalıştığımız anları, içinde bulunmaktan gurur duyduğumuz sosyal sorumluluk projelerini paylaşmaya gayret gösteriyoruz.  @hedefepsikoloji de en sık yaptığımız paylaşımlarımız ise herhangi bir kimseyi sadece ‘düşünmeye’ teşvik edecek kimi hap bilgiler ya da söylemler üzerinden ilerliyor.

 

Genel olarak psikologlar sosyal medyanın bilinçsiz kullanımında olumsuz sonuçlar olabileceğini söylüyor. Denge nasıl kurulmalı? Alan dışı kişilerin kullanımından söz ediyoruz sanırım. Evet, her durumda olduğu gibi aşırı ve bilinçsiz kullanım işlevsizliğe sürüklemekte bireyleri… Profesyonel kullanım amacı haricinde de sosyal medyanın kişilere katkısı var aslında. Kimi bireyler sosyal medyada sanal bir gerçeklikte, sanal bir kişi olarak kimlik bulabiliyorlar. Bu durum, bu kişileri sosyal medya kullanım anları haricinde gerçeklikten uzaklaştırmıyor ise sıkıntı yok diyebiliriz. Yani kendine güveni olmayan bir kişi sosyal medya da başka bir isim ise ‘sosyalleşiyor’ olabilir. Bu kişi eve kapanmıyor, iş/okul hayatına devam ediyor ve kendi gerçek gerçekliğini yaşayabiliyor ise, bu onun özel alanı veya hobisidir denebilir. Ancak, başka bir kimlik üzerinden ya da gerçek kimliği ile sosyal medya aslında kişilerin ‘acımasızlaştığı’ da bir yere varabiliyor. Kişiler, sosyal medya arkadaşlarına ya da ünlülere çok kolay bir şekilde, acımasızca ‘şiddet dili’ kullanıyorlar. Hayatları hakkında sınırsızca yorum ve ifadelerde bulunuyorlar. Tam da bu durumu yansıtan çok başarılı bilim kurgu dizileri var, tavsiye ederim izlemelisiniz…

 

Sosyal medya gerçekliği, hayatın gerçekliği ya da hangi gerçeklik? Kendimize sormamız gereken bir soru olduğunu düşünüyorum…

 

Psikolojik Danışmanlık Merkezinizdeki danışanlarınız, en çok hangi konularda size müracaat ediyor? Sizin gözlemlediğiniz belirgin değişiklikler var mı? Biz geniş bir ekibiz. Çocuk, ergen, aile, yetişkin, çift ve cinsel terapiler hakkında uzmanlığı olan birçok ekip arkadaşım var. Bu sebeple aslında bu uzmanlık alanlarına ilişkin tüm konular çok yoğun bir şekilde geliyor. Aslına bakarsanız hepsi birbirinden bağımsız konularda değil… Psikoterapi haricinde ise çok yoğun olarak kurumsal projelere ilişkin danışmanlık talebi almaktayız. Son yıllarda çalışan bağlılığı ve çalışan motivasyonu kurumlarda öncelikli konulardan olduğundan, bu parametreleri mümkün kılabilmek adına kurumlara çalışan destek programları sunmaktayız. Ayrıca eğitim kurumlarına danışmanlık ve öğretmen eğitimleri bir diğer yoğun çalışma alanımız.

 

Yeni bir kitap yazma planınız var mı? Olursa hangi konuda yazmayı düşünüyorsunuz? Aklımda uzun zamandır olan bir fikir var ama ne zaman hayata geçirebilirim bilmiyorum açıkçası.  Çünkü hali hazırda yürütmekte olduğum proje ve katılmam gereken konferanslar var. Gelecek Eylül gibi taslağı oluşturmaya başlayabilme hedefindeyim şimdilik. Yine genel okuyucuya hitap eden bir kitap olacak. Fakat bu sefer, psikopatolojilerin farklı gelişim aşamalarındaki seyir ve hallerini betimleyebilmek hayalindeyim.

 

 

TAV; Pazar çok büyük, ihtiyaçlar sonsuz ama rekabet bizi korkutmuyor

TAV; Pazar çok büyük, ihtiyaçlar sonsuz ama rekabet bizi korkutmuyor.

TAV Havalimanları İşletme Hizmetleri Genel Müdürü Bora İşbulan

Değişim hızının yüksek olduğu günümüz gereklilikleri ve gündem koşullarında, farklı arzu, gereksinim ve beklentilere sahip müşterilerin bulunduğu ortamları; üstelik hizmette konforu detaylandırma konularında liderliğe ulaşabilecek stratejiyi üretmek ve uygulamaya geçirmek büyük başarı… İşte bu başarıyı elde etmiş ve her geçen yıl hizmet verdiği alanlarda başarı grafiğini yükselterek global bir marka olma yolunda ilerleyen TAV Havalimanları işletme Hizmetleri Genel Müdürü Bora İşbulan bu ayki Brand Desk köşemizin marka konuğu… Değerli Bora Bey ile havalimanı işletmeciliğini, marka olmayı, hizmetlerinde yeni trendleri, Passport’u ve 150 milyondan fazla misafiri ağırlarken küresel pazarlarda gelenekleri, alışkanlıkları farklı ülke insanlarının da nasıl tercihi olduklarını siz değerli okuyucularımız için konuştuk.

SPOT:  Bizim hedefimiz hep “en iyi” ye ulaşmak ve tüm yarışlarımız hep kendimizle oluyor.

SPOT: “Müşteri memnuniyeti”ni ilke edinmiş olan şirketimiz de, havalimanlarını, sadece bir geçiş noktası olarak değil, yolculara her türlü konforun sınırsız biçimde sunulduğu mekanlar olduğunu algılamaları için çalışıyoruz.

TAV İşletme Hizmetleri’nden kısaca bahseder misiniz? Önemli bir markayı yaratmak, koruyabilmek ve kurumsal bir marka olabilmek… Nasıl bir süreç, neler gerektiriyor kısaca bahseder misiniz? TAV İşletme Hizmetleri A.Ş. TAV Havalimanları Holding’in havacılık dışı gelirlerini oluşturan ürün ve hizmetleri yaratan ve yöneten şirketidir. Şirketimiz de reklam ve tanıtım alanları kiralama, ticari alan tahsisleri, TAV “primeclass”, Özel Yolcu Salon İşletmeciliği, TAVPort.com Online Seyahat Sitesi, TAV Passport Kart Sadakat Programı, “primeclass” Lounge Card, LoungeMe mobil uygulaması, AirportEasy.com vb. ürün ve hizmet portfoyünden oluşturmaktadır.

Dünyada kaç ülkede faaliyet gösteriyorsunuz? Kaç çalışanınız var?  Şuan 4 ayrı kıta, 23 ülke, 40’dan fazla havalimanında 100 milyondan fazla yolcuya 1.300 personelimizle birlikte 7 gün/24 saat yürütüyoruz.

Gelenekleri ve alışkanlıkları farklı ülkelere, insanlara hizmet ediyorsunuz.  Memnuniyet istediğiniz seviyede mi?  Evet bugün, dünyanın 4 bir yanından gelen her coğrafyadan yolcuya hizmet veriyoruz. “Müşteri memnuniyeti”ni ilke edinmiş olan şirketimiz de, havalimanlarını, sadece bir geçiş noktası olarak değil, yolculara her türlü konforun sınırsız biçimde sunulduğu mekanlar olduğunu algılamaları için çalışıyoruz. Biz bir yerde hizmet vermek istiyorsak ilk önce o ülke, o ülkenin vatandaşı, o ülkenin gelenekleri oluyoruz. Kendi bilgi birikimimizi dünyada ün kazanmış misafirperverliğimiz ile harmanlıyoruz ve sonuç… Yüksek memnuniyet seviyesi!

 

Küresel turizm pazarında hedef pazarlarınız sizce hangileri? Bu ilklere yönelik planlama ya da yatırımlarınız var mı? Şu an dünya üzerinde 7 milyardan fazla insan yaşıyor. Yılda yaklaşık 4 milyar kerede insanlar havayollarını kullanarak seyahat ediyorlar.  Mobil yaşayan, sürekli seyahat eden, katma değerli hizmetleri talep eden, iş seyahatleri için uçanlar ya da yüksek gelir grubu birçok yolcuya ulaşabiliyorsunuz.  Avrupa ve Kuzey Amerika pazarı büyük, doygunluğa ulaşmış gibi görünse de hizmet sektörü olarak çok şey yapılabileceği kanaatindeyiz. Afrika, Ortadoğu, Çin ve Güney Amerika’da ise çok hızlı büyüme göreceğiz. Kalabalıklaşan bir orta gelir sınıfının daha sık havayolunu tercih etmesi, genişleyen ticari sınırlar ve bu genişlemenin iş seyahatlerine etkisi ve insanların yeni yerler görmek, keşfetmek merakı hizmetlerimize talebi arttıran önemli etkenler. Global pazardaki yatırımlarımızı havalimanındaki uçtan uca diye tarif edebileceğimiz ticari yolcu hizmetleri ile  büyütüyoruz. Ticari yolcu hizmetlerine özel yolcu salonlarından şoförlü transferlere, vale hizmetinden havalimanı otellerine, porter, hızlı geçiş, otopark işletmeciliği, concierge hizmetleri, loyalty kart uygulamaları gibi pek çok hizmet girmekte.

 

Aslında sizi bir noktada Türkiye’nin; birer kurumsal elçisi gibi düşünebiliriz?   Elbette ki… Biz bir Türk firması olarak yurtdışında hatırı sayılır sayıda yerlerde yolcu ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Yolcularımızın stresli bir seyahat yerine konfor ve ayrıcalıklı bir seyahat deneyimi sunuyoruz. Öyle ki, yolcularımız bir sonraki seyahatlerini iple çekiyorlar. Turizmin ilk kapısı havalimanları olduğu için, elçilik görevimizi en şekilde de temsil ettiğimize inanıyoruz. Türkiye bizim vatanımız ve işletmecilik anlamında da en güçlü olduğumuz nokta.  Birçok önemli havayolları, bankalar,  kurumsal firmalar ile işbirlikleri sağlayarak, ciddi bir deneyimler edindik ve bu deneyimi global dünyaya taşımaya devam ediyoruz.

 

Yakın zamanda üzerinde çalıştığınız projelerinizden bahsedebilir misiniz? Yolculara seyahatlerinde kolaylık sağlamak için nasıl projeler üretiyorsunuz?  Çok yakında LoungeMe isimli bir aplikasyon piyasaya sürdük. Dünya üzerinde 500’den fazla havalimanları çok kolay birkaç adım ile aplikasyondaki QR Kod sayesinde indirimli olarak giriş sağlayabiliyorsunuz. Bu aplikasyon yolcularımızın kapıdan içeri girmeye çekindikleri, kullanabilecekken kullanamadıkları yolcu salonlarının tüm hizmetlerini, fotoğraflarını, fiyatlarını, kurallarını telefonunuz aracılığıyla sizlere sunuyor. Ayrıca yolcu salonlarını kullandıkça, aplikasyon içindeki size özel oyunları oynadıkça puanlar kazanıyor ve bu puanları biriktirerek salon deneyiminizi ücretsiz hale getirebiliyorsunuz.

 

Gece gündüz yaşayan bir iş alanında uluslararası bir markasınız. Kesintisiz işleyiş, “yolcunun kendisini bulduğu konforla özel hissetmesi çok önemli”… Nasıl ilerliyorsunuz? Öncelikle oldukça sistematik bir çalışma döngümüz var. Bir zaman diliminde bir grubun edindiği bilgi diğer gruba eksiksiz taşınıyor. Böylelikle değişimler bizi olumsuz etkilememiş oluyor. Her yolcunun özel hissettiği nokta ve konfor anlayışı farklı fakat bizim işine oldukça hakim çalışanlarımız var. Yolcularımız ne isterlerse onu sunuyorlar. Bu özellik birde güleryüz ve misafirperverlikle birleşince başarı kaçınılmaz oluyor.

 

Sektörde ilk markalardan biri olmanız markalaşma yönünde, rekabet ortamında avantaj sağlıyor mu? Nasıl değerlendiriyorsunuz? Aslında ilk marka olmak hem ciddi bir avantaj hem de ciddi bir dezavantaj. Fakat biz dezavantajlarını iyi yöneten ve büyük başarılara çevirebilen bir markayız. Yani demem o ki dezavantajlarımız gücümüze güç katıyor! Üstelik Pazar çok büyük, ihtiyaclar sonsuz. Dolayısı ile rekabet bizi korkutmuyor.

 

Markanızı koruma metodolojiniz nedir? Nasıl geliştiriyorsunuz?  Değişim, değişim, değişim… Stabil kalarak başarı elde edemezsiniz. Bu sebeple, bu dinamik sektörde bizde iç dinamiğimizi her zaman yüksek tutuyoruz. Sürekli değişiyor, gelişiyor, yolcularımız ne istiyor ise biz onu sunuyoruz. Ama bu değişim içinde aynı kalan tek şey var; kalitemiz! Bu sebeple de, tüm pazarlama faaliyetlerimizde, iletişim kurgularımızı tasarlamak, planlamak, detaylandırmak ve yürütmek için metodolojik bir yaklaşım izleriz. Her ürün ve hizmet titizlikle pazarlama planımıza uygulanmaktadır.  Hiçbir ürün sonsuz değildir. Önemli olan trendleri, havalimanları özelinde seyahate dönük yasal düzenlemeler, teknolojiyi, dünyayı, insan ihtiyaçlarını iyi takip etmek ve doğru zamanda doğru noktada olmayı becerebilmek. Sanırım yıllar içinde geliştirdiğimiz en önemli know how ımız da bu.

Sadakat Programı TAV Passport Kar’tan kısaca bahsedebilir misiniz?  46.000’lik A+, A hedef kitlesinde aktif TAV Passport Üyelik Programında (Klasik, Plus ve Edition Kart) bulunmakta. 30-55 yaş aralığı, şirket sahibi veya ortağı, CEO veya üst düzey yönetici profilinde çok niş segmentte üyelerimiz mevcut. Hedef kitlesinin demografik özelliklerini de tariflemek istersek; gelir düzeyi yüksek, %80 erkek profilinde, % 88’i T.C , % 12 Non-TC,  %90’nı İstanbul, %5 Ankara, %5 İzmir ikametli, prestij ve statü arayan, seyahat etmeyi, lüks yaşamayı, alışveriş yapmayı seven, hız ve konfor arayan pragmatikler, şirket sahibi veya ortağı / üst düzey yönetici  veya orta düzey yönetici profilinde isteklerine hızlı ve rahat ulaşmak isteyen olarak özetleyebiliriz. En çok da hızlı geçişler, otopark & vale, lounge hizmetlerini tercih ediyorlar.

Yabancı ortaklarınız var, onların Türkiye’ye bakışı nasıl?    Başta ADP olmak üzere birçok önemli yabancı ortağımız var. TAV dışındaki projelerle, grup şirketlerimiz için de ciddi bir sinerji yaratıyoruz. Türkiye’ye ve Türk’lere karşı bakışları her zaman iyi… Bu noktada bir vitrin görevi görüyoruz. Daha önce hiç Türkler ile iş ilişkisi kurmamış farklı coğraflardan işbirlikçilerimiz var. Bu sebeple, çok fazla sorumluluk taşıyoruz. Ülkemizi ve hizmetlerimizi en iyi şekilde temsil ediyoruz. Ayrıca, TAV İşletme Hizmetleri olarak İspanyol GIS firmasını ile Şili de faaliyet gösteren Primeclass Pacifico iştiraklerinde de hakim ortak olarak, dünyanın bambaşka coğrafyalarına ortaklarımızla bahsettiğim ürün ve hizmetleri taşıyoruz.

Hedef kitleye ait hangi iç görüler üzerinden ilerliyorsunuz? Araştırma yaptırıyor musunuz? Küresel bir marka olarak reklam tanıtım stratejilerinizi saptarken nasıl bir ön hazırlık yaparsınız? Ülkelere göre vb.? İç görülerimiz ve yaptığımız araştırmaları harmanlıyoruz. İç görümüzü deneyimlerimiz oluşturuyor. Araştırma konusunda gelince ise kesintisiz araştırma yapan birimlerimiz var. Durmak nedir bilmiyorlar. Yolcu nerede ne istiyor? Neye ihtiyacı var? Bunları saptamak çok kritik… Ön hazırlıklarımız tüm bu harmanlanan verinin sonucunda gerçekleşiyor. Elbette ki ülkelere, kıtalara, geleneklere vs. göre araştırmalar da yapıyoruz.

Reklam stratejisi oluştururken ve Medya planlamalarınızı yaparken nelere dikkat ediyorsunuz?

Reklam ve pazarlama stratejilerimiz, şirketimizde sunulan hizmet ve ürünlerin gelişiminde önemli rol oynamaktadır. Hem yerel hem de küresel pazarlarda ayrıcalık, konfor, misafirperverlik, finansal fayda ve sağlıklı rekabet sunmaya odaklanan zengin ürün portföyüyle müşterilerimizle iletişim, yaptığımız işin önemli bir parçasıdır. Bu konuda bize destek olan yabancı ajanslarımızda var.

Kampanyalarınız için kullanılabilecek uygun reklam ortamlarını, çeşit ve durumlarını hangi açılardan değerlendiriyorsunuz?

Biz ağırlıklıklı olarak anlaşmalı olduğumuz gazete dergi ve sosyal medya kanalları üzerinden ürünlerimizi tanıtmaya gayret ettik. Outdoor mecralara cok girmedik. TAV ın entegre yönetim ilkesi kapsamında havalimanlarınımızı reklam mecrası olarak etkin kullanmaya çalıştık. Ayrıca havalimanlarında olmak isteyen markalarla da çapraz kampanyalar organize ederek kazan kazan ilkesi kapsamında markalarımızın bilinirlik düzeyini yukarı çektik.

Marka ile potansiyel müşteri/kullanıcı arasındaki bağlığı nasıl tanımlıyorsunuz? Bunu güçlendirmek için neler yapıyorsunuz?  Mevcut müşterilerinizin ve potansiyel müşterilerinizin sizi görebileceği her yerde iletişim ve marka stratejik dilinizi doğru seçmeniz çok önemli. Tutarlı ve güvenilir bir dil ile desteklemeniz gerekiyor. Kişisel verilerin korunması kanunu çerçevesinde müşterilerimizin datasını tutmanız çok önemli bir konu (email, telefon numarası, doğum günü vs). Elimizdeki süzülmüş datayı satış sonrasında belli aralıklarla müşterilerimize belli dönemlerde yaptığımız kampanyaları email ile gönderiyoruz. Aynı zamanda, yeni hizmet ve ürünleri sms, e-mail, web sitesi, sosyal medyalarımızda duyuruyoruz. Önemli gün, bayram, doğum günü kutlaması gibi tebrik mesajları, çok özel ayrıcalık ve indirim ile birbirinden değerli hediyeler vererek yolcularımızın kendisini özel hissetmesini sağlıyoruz.

Müşteri sadakatini sağlamak ya da daha güçlendirmek için yaptığınız kampanyaların ortak özellikleri ya da farklılıkları nedir?  Şuan dünya üzerinde Avrupa’dan Amerika’ya, Ortadoğudan Afrika’ya kadar 23 ülke de faaliyet gösterdiğimiz için, öncelikle verdiğiniz hizmetin, ürünlerinizin kaliteli olması gerekmektedir. Çünkü hizmetten memnun olmayan müşterilerimizin, tekrardan bizlere geri kazandırmak çok daha zor olacaktır. Ayrıca, hizmetlerimizi verdikten sonra, sadakati sağlamak adına müşterileriniz ile iletişimi, organik bağı hiç koparmamanız gerekiyor. Hizmet alındıktan sonra, belli bir süre içerisinde tekrardan müşterimiz ile iletişime geçerek, telefonda ve maille memnuniyet anketi yapıyoruz. Bu şekilde hem kendimizi tekrar hatırlatmış oluyor, hem de yolcumuzun beklentilerini öğrenmeye çalışıyoruz.

Müşteri memnuniyetini nasıl ölçümlüyor musunuz? Gerek basılı anketler ile gerek telefon yoluyla bütün müşterilerin memnuniyet ve bağlılık dereceleri aylık olarak ölçümlenmektedir. Alınan sonuçlar doğrultusun da var olan müşterilerimizi korumak, memnuniyetlerini arttırmak ve yeni müşteriler kazanmak için çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Operasyonel uzmanlığımızdaki başarımız, müşterileri en sağlıklı şekilde anlamak ve onlara hizmet etmek de aynı derecede önemlidir. Dünyanın dört bir yanında, ziyaretçilerimizin ortak özelliklerini tespit ettik diyebiliriz. Kalite bilincine sahip, en iyi hizmeti talep eden ve seyahat deneyimi için zaman ve para harcamaya hazır olarak tarifleyebiliriz. Olumlu bir yolcu deneyimi tasarlama yolu, yolcuyu anlamakla başlar. Yolcuyu anlamak, neyi sevdiklerini, neleri sevmediklerini ve yıllar içinde onlarda davranışsal değişikliği daha da önemlediklerini anlama anlamına gelir. Bu anlayış, Lounge yönetimini müşterinin yeni alışkanlıklarına göre daha iyi uyarlamak için neyin yeniden tasarlanması gerektiğinin daha büyük resmini gösterir. Sonuçta müşteri memnuniyetini anket sonuçları, beklenti trendleri ve sektördeki her türlü değişim ve gelişim üzerinden ölçümlemek olarak özetleyebiliriz.

Röp Ebru Arzu Çağdaş

Foto: Ersin Al

 

Meksika’nın keşfedilmeyi bekleyen şehri; Cancun

Meksika’nın keşfedilmeyi bekleyen şehri; Cancun

Meksika’nın Yucatán Yarımadası üzerinde bulunan ve Meksika’nın Karayipleri denilen Cancun, denizinin muhteşem mavisi ile görenleri büyülüyor. Meksika’nın modern yüzü Cancun; Şubat, Mart ve Nisan aylarında dünyanın her yerinden turist akınına uğruyor. Palmiyelerle çevrili plajları, farklı tonlardaki turkuaz denizi ve tarihi ile Cancun listenize almanız gereken gezi rotalarını not edin.

İnteraktif Akvaryum

Çocuklu ailelerin vazgeçilmezi akvaryum gezilerine bambaşka bir bakış açısı getiren İnteraktif Akvaryum’da yunuslarla yüzebilir, köpekbalıklarını besleyip birkaç su altı karakteriyle konuşma fırsatı yakalayabilirsiniz.  Akvaryum, aileler için mükemmel bir yağmurlu gün aktivitesi olabilir.

El Rey Harabeleri

Cancun gezilecekler listesinde olması gereken Meksika denince akla ilk gelen piramitler ve harabeler gezi rotasına mutlaka eklenmeli.  İnsanların buraya gitmesinin bir diğer nedeni de Maya kasabasını işgal eden yüzlerce iguanayı yakından görmek. Kendi evlerini ve sığınaklarını yapan iguanalar turistlerin ziyaretini bile umursamayacak kadar burayı sahiplenmişler.

TulumDünyanın en çok konuşulan tatil rotalarından Tulum, 2019 seyahat listelerinde ilk sıralarda yer alıyor. Karayipler’e bakan manzarası ile insanı başka dünyalara götüren Tulum, Cancun’dan sadece 129 kilometre uzaklıkta yer alan ve Maya arkeolojik alanları ile çevrili büyüleyici bir yer. Görkemli geçmişini en iyi şekilde gözler önüne seren El-Castillo Kalesi kırkayaklık bir uçurumun üzerinde oturan geniş bir piramit.

Cozumel

En küçük Meksika adalarından biri sayılan Cozumel, Cancun gibi dünyaca ün yapmış ve tatil destinasyonu olarak epey popüler olmuş bir ada. Doğal güzellikleri, temiz ve huzurlu plajları, berrak suları, çeşitli renklerdeki resifleri, egzotik flora ve faunası ile Cozumel, Cancun tatili yapanların unutulmazlarından olacak. Dalış, şnorkel, yelken, tekne ve balıkçılık gibi su sporları faaliyetleri için dünyanın her yerinden ziyaretçi ağırlayan Cozumel bunun yanı sıra ada, Maya tarihine dayanan sayısız arkeolojik alana da ev sahipliği yapıyor.

“20 Soruda Ben” Çiğdem Tunç

“20 Soruda Ben” Çiğdem Tunç

1-Savurganlık yaptığınız olur mu? Hayatınızda havalı gösterişli ama “bu benim ilk savurganlığım” diyebileceğiniz ne var?

Savurganlık yaptığım enderdir. Tutumlu yaşamayı ilke edinmişimdir. Akılsız ve hesapsız hareketlerle kendimi kimseye muhtaç duruma düşürmek istemesem de, şu anda yanımda oturan Genel Müdürüm Alper Çorumluoğlu “hocam sizin yerinize ben söyleyeyim; bu ekonomik açıdan zorlu senede tüm özel tiyatrolar dört beş kişilik oyunlar sahneye koyarken siz kalktınız yirmi kişilik oyun yaptınız” dedi. Ben aynı fikirde değilim. Bana kalırsa son savurganlığım geçtiğimiz aylarda kendime on numara beş yıldız bir Ankara tatili hediye etmiştim.

2-Kendinle yüzleşir misin?

Hem de her dakika, ama sonunda hep ben haklı çıkarım. Kendim bana anlatır durur, sabırla dinlerim ama son sözü gene ben kendim söylerim.

3-Keşke yapsaydım dediğiniz oldu mu? Ne için düşündünüz?

Olmaza mı? Benim de her insan kadar içimde ukde kalmış pek çok eylemim vardır. Keşke Çiğdem Tunç Tiyatrosu’nu bundan onbeş yirmi sene önce kursaymışım diyorum son günlerde kendime. Şimdiye markasını çok daha net yaratmış, kıdemli bir özel tiyatro olacaktım ve yüzlerce kişiye tiyatro yoluyla ekmek dağıtmış sayılacaktım.

4-İnsanlar üzerinde nasıl bir etki bıraktığınızı düşünüyorsunuz

Bilemiyorum ama son yıllarda hayatımıza giren özellikle sosyal medya ve mecralarında karşıma beni tanımlayan iki sözcük çıkıyor ve bu beni çok onurlandırıyor. Bir efsane olarak tanımlıyorlar, ikincisi ise asalet vurgusu yapıyorlar, bu da çok hoş bir şey ancak ben aksini söyleseler dahi ikna kabiliyetimin düşük olduğunu düşünüyorum. Zaman zaman ortamdaki en akil, en pratik zekâya sahip ve cesur kararlar alabilen kimlik ben olmama karşın hayretle insanların daha zayıf daha dengesiz ve daha isabetsiz görüşler sunana diğerlerinin peşinden gitme eğiliminde olduklarını görüyor ve bunda da çok hiddetleniyorum.

5-Size bile garip gelen bir huyunuz var mı?

Var. Aşkta aşırı kıskanç olma ve hükmetme gayretim. Neden böylesin ki? Sen ki yaşadığın hayat ve kariyer sonucunda özgüveni dört dörtlük olması gereken bir kadınsın Çiğdem! Neden karşımdaki adamın beynini didik didik edipte paranoyak senaryolar üretip adamı kaçırtırsın ki kendinden?

6-Neyi romantik bulursunuz?

Yağmuru, karı, kışı, Pazar akşamı gidilen salaş balıkçı lokantalarını, sahneyi, geceyi…

7-En çok neyi harcıyorsunuz: giysi, parfüm veya başka herhangi bir şey?

Oyuncu yevmiyeleri, veteriner ve kedi maması harcamaları.

8-En büyük, en tuhaf korkunuz nedir?

Korkunun hiçbir şekli tuhaf sayılamaz çünkü bu bir itkidir. Varsa mutlaka bir nedeni vardır. Bu sizin kontrolünüzde olabilecek bir şey değildir. Bir hikayesi ve bir tarihçesi mutlaka mevcuttur. En büyük korkumla yüzleştim. Annemi kaybetmekti. Yaşadım ve taşlaştım. Şimdilerde bir kedim hastalanmışsa ve klinikteyse oradan gelecek ansızın bir arama en büyük korkum. Bir tane daha var. Namerde muhtaç olmak.

9-Sınırsızca yaptığınız bir şey var mı?

Sınırsızca uykuya ayrılmazı gerek saatleri ecin devesi gibi geceleri uyanık geçirerek harcıyorum. Birde üstelik iş hayatımız gereği güne geç başlama gibi bir lüksüm yok. Oysaki insanlar gece uyur, gündüz yaşar.

10-Ünlü biri olmak sizce nasıl bir durum?

Güzel bir durum. Son yıllarda televizyon program veya dizisi üretmememe rağmen yıllara dayalı bu şöhretin hala tükenmeyip de bana saygı ve sevgi olarak dönüştüğü anları çok seviyorum.

11-Ünlülerin etkileyici olduğuna inanıyor musunuz?

Evet inanıyorum. Tabi şöhret kişi tarafından doğru kullanılıyor ise ne ala. Örneğin toplumun peşinden sürükleyen kişilerin örf ve ahlaka, vatan sevgisine aykırı davranmayıp özellikle gençler ve çocuklar üzerinde olumlu mesajları olabilecek eylem ve duygular içerisinde bulunmalarını çok destekliyorum.

12-Aksanını iyi bildiğiniz başka hangi dilde konuşuyorsunuz?

Evet. İngilizce, İtalyanca, biraz da Almanca.

13-Hayatta yedek planlarınız var mıdır?

Ona vaktim olması. On yedi yaşımdan bu güne aralıksız çalışma hayatı içerisinde bulunduğum için ve mesleğime son noktayı kendi kararımla koymaya yeminli olduğum için herhangi bir B-planının beni rahatlatmasına ve azmimi gevşetmesine izin vermemiştim bu güne kadar. Varsa bir B-planı, o kendi gelir kritik bir dönemeçte beni zaten bulur diye düşünüyorum.

14-Şuan da sizinle ilgili; benim ve hiç kimsenin bilmediğim bir şeyi bana söyleyebilir misiniz?

Hayır söyleyemem. Düşünüyorum… Çok şey bilmiyor toplum benim hakkımda. Derhal ve kocaman ve kıpkırmızı ve delişmen ve yerden yere vuracak ve çok büyük bir aşk hikayesinin başrolünde yer almak istiyorum. Özel hayatımda olmayacak ise varsın sahnede, ekranda veya perdede olsun.

15- Süper gücünüz olsaydı ne yapmak isterdiniz?

Kocaman bir tiyatro binası getirip, şehrin ortasına kurup dünyayı bile kıskandıracak teknik donanımları ile dünyaya kafa tutacak, eserler üretebilecek maddi gücü kendime sağlamak isterdim. Birde ayazda soğukta insan veya hayvan tüm canlıları sıcacık bir battaniye ile korumaya almak, hepsinin içerde olmasını sağlayabilmek isterdim.

16-Kahramanlarınız var mıdır?

Kendi kendimin kahramanıyım…

17-Hayattaki altın kuralınız nedir?

Dürüstlük, emeğe saygı ve her ne olursa olsun doğruluktan vazgeçmeme gayreti.

18-Yemek yapar mısınız? Yapabilidiğiniz en güzel yemek nedir

Yaparım. Kısa zamanda çok çeşit çıkartabilirim. Birçok şey geliyor aklıma ama size fırında patates, yanında salçalı tavuk, mevsim salatası ve ayva tatlısı yapayım, parmaklarınızı yemeseniz bile o sofradan tok ve pek mesud kalkarsınız.

19-Hangi şehri sever ve yaşamak istersiniz? Ve neden?

İstanbul’un hastasıyız orası tartışılmaz ama Ankara aşkımızda çok iyi bilinir. Herkes pek şaşırabilir ama ben Ankara’yı çok romantik bir şehir olarak görür ve bu şehirdeki dostlukların, kış aylarının, yoğun sanat ortamının, sanat siyaset ilişkilerinin… Kısacası kentin her duyguyu uç boyutlarda yaşamasının hayranı olmuşumdur. Ankara’da iş ile ilgili bir pozisyon var olsa hiç düşünmeden hem kendimi hem tiyatroyu başkente taşır ve belki de daha mutlu olarak yaşamayı sürdürürdüm.

20-En sevdiğiniz yâda maceralı tatili nerede geçirdiniz?

Tatilde maceraya izin vermeyi sevmiyorum. Benim için tatil; tanıdığım, beni hayal kırıklığına uğratmayacak, sessiz, sakin, huzur ve deniz dolu bir Ege coğrafyasıdır. Ayvalık-Cunda adasını tek geçerim ve istikrarla her yaz bu güzelliği yaşamaya gitmek isterim. Arada kış tatili de olsa tadından yenmez. Mesela Abant Yedi Göller… Bembeyaz karlar altında gölün çevresinde sucuk ekmek yesek de dolaşsak fenamı olurdu sanki!

Özben Önal “Benim dünyam bir çeşit tımarhane”

Özben Önal “Benim dünyam bir çeşit tımarhane”

Günümüz dinamiklerinin sınırları zorladığı zamanlarda,  fikir,  sanat ve zevki daha önce rastlamayacağınız türde tasarımlarda buluşturmayı başarabilen yüzde yüz yerli bir  markanın kurucusu…  Mücevher tasarımı hususunda eğitim alan ve bugüne kadar bu alanda kendine şans tanımadığını fark ederek, sektörün ihtayçalarında fabrikasyon ürünlerin dışında bir üretim için Tımarhane Tasarım Atölyesini kuran sevgili Özben Önal bu ayki Pause citys dergi kapak konuğumuz… Sevgili Özben bu tarsım atölyesi ile sadece kedine değil, sıradışı fikirleri olan sanat aşığı tasarımcılarada şans tanıyor. Ülkemizin aranan,  başarılı tasarımlara imza atan Tımharhane ve tasarımlarını konuştuğumuz söyleşimiz Pause dergi okurlarımız için, keyifli okumalar.

Özgün tasarım yapabileceğim, benim gibi düşünebilen bir ekiple aklımdan geçeni önce kağıda oradan da hayalimi en iyi taşıyacağına inandığım materyale geçirebileceğim bir hane… Ben Tımarhane yi kurmaya karar verdiğim günki heyecanımı hiç kaybetmedim ve sanırım bu böyle devam edecek.

Uzun süre Venedik Festivaline maskeler tasarladım ve sattım. Aynı zamanda ünlü bir mücevher firmasında tasarımların gövde buldu. Zaten eğitimimi İsviçre’de mücevher tasarımı üzerinde aldım. Eğitimimin bana kattığı en önemli şey materyalleri doğru kullanmak ve tasarımın alt yapısının oluşturulması oldu.

 

 Tasarımda özerklik yapabilmenin keyfi yaşanıyor. Ekibimin içinde ki herkes fikrini kendi elleriyle istediği tarzda biçimlendirebiliyor. Diğer tasarımhanelerin arasında kendince farklı bir yer açılıyor.

 

Malesef günümüz Türkiye’sinde hayalini somutlaştırmak için uğraşan bir tasarımcının ortaya çıkan eserine bir bedel belirlemesi eminim tüm uğraşılarından daha zordur. Çünki insanın hayaline paha biçmesi malesef mümkün değildir. Kaldı ki özgün tasarımların meraklıları çok olmasına rağmen fiyatlandırma sonrası alıcı bulması artık çok kolay değil. Tımarhane’de üzerinde en hassas zaman harcadığım konu fiyatlandırma oluyor. Alım gücünün insanların hayallerinin önüne geçmesine üzülüyorum.

Ben Ankara çocuğuyum ve Ankara hayranıyımdır. Bu sebeple orada çok küçük mekan açtım ama bakalım ilerleyen zaman ne getirir, göreceğiz.

 

Tüm dünyanın avucunuzun içinde olması ve tüm çevrenizle paylaşabilmek günümüzde olmaz ise olmaz. Online satışımız var ama tasarımlarımın tek bir tuş ile binlerce kişiye ulaşabilmesinin sebebi sosyal medya ağım ve kullanma sıklığımdır.

Hayatın tadını çıkartmak ve gereksiz zaman harcamamak lazım. Yeni projeler ve sürprizler olacak tabiki. Hatta bir projem hayata geçti sayılır. Uzun zaman sonra tekrar mücevher tasarımına geri dönüyorum. Bu yolda yanımda konusunda çok kıymetli genç bir yaratıcı var. ÖZBEN&PENOK markasını yakında daha sık duyacaksınız inşallah.

Spot: Hayat felsefem saf sevgi üzerinedir. Üzerine basarak söylemek isterim ki özgürlüğün herkes için olan önemi belki benim hayatımda daha da baskın. Etrafım ne der diye hiç düşünmedim, dilediğim gibi yaşamayı her zaman tercih etmişimdir. Şimdi kızlarıma da bunu öğretiyorum. Hayatınız sizindir ve onu yaşama şakline karar vermek de sadece sizi ilgilendirmelidir. En önemli kural bunu yaparken kendinize olan saygınızın ve sevginizin hiç bitmemesidir.

Kızlarımın yüzlerinin gülmesi beni dünyanın en mutlu insanı yapar.

 

Sevgili Özlem; nedir bu tırmahne? Neler oluyor burada? Burada özgür fikirler gövde buluyor. Tasarımda özerklik yapabilmenin keyfi yaşanıyor. Ekibimin içinde ki herkes fikrini kendi elleriyle istediği tarzda biçimlendirebiliyor. Diğer tasarımhanelerin arasında kendince farklı bir yer açılıyor.

Kimler içindir? Gerçekten ruhunu yansıtmayı seven, sosyal çevresinin içinde kendine yer açabilmiş açık fikirli sanata ve tasarımcılığa saygı duyan herkes Tımarhane de kendine göre bir parça bulabilir.

 

Nasıl bir düşünce ile oluştu? Aklımda hep olan bir fikirdi. Özgün tasarım yapabileceğim, benim gibi düşünebilen bir ekiple aklımdan geçeni önce kağıda oradan da hayalimi en iyi taşıyacağına inandığım materyale geçirebileceğim bir hane… Ben Tımarhane yi kurmaya karar verdiğim günki heyecanımı hiç kaybetmedim ve sanırım bu böyle devam edecek. Tasarımın özgürlüğüne imkan tanıdım gibi.

Farklı bir adı var kuruluşunuzun… Çalışmalarınızın da var olanlardan farklı olan tarafları nedir? Evet. Tımarhane ismini koyarken inanın çok düşünmedim. Tımarhane Tasarım,  konuşmamızın başından beri ısrarla belirttiğim gibi özgün ve özgür tasarımları ortaya çıkartabileceğim bir atölye olarak planlandı ve kuruldu. Tasarladığım ürünlerin herhangi başka bir yerde göremezsiniz gibi iddiam olmadı fakat atölyemden çıkan ürünlerin her birinde kendi içinde ayrışan özellik muhakkak vardır. Mesela, hemen hemen her yerde bulabileceğiniz porselen bir vazoyu, insan kafası formunda hayal edip, çiçekleri derlemeniz için de homojen açılan deliklere yerlşetirdiğiniz bitkilerin saç şeklinde görünmesi bir anda vazoyu yerleştirdiğiniz mekanı değiştirebilir. Bence her tasarımın kendine özgü bir özelliği vardır ve mutlaka benzerlerinden ayrılır.

 

Daha önce bu tarz bir deneyiminiz var mıydı? Bu tarz derken vurguladığınız tasarım ise evet. Uzun süre Venedik Festivaline maskeler tasarladım ve sattım. Aynı zamanda ünlü bir mücevher firmasında tasarımların gövde buldu. Ayrıca çok yakın çevreme de tasarladığım bir çok obje olmuştur. Zaten eğitimimi İsviçre’de mücevher tasarımı üzerinde aldım. Eğitim aldığım zamanlarda da hep kafamda tasarım yapmak ama bunu sadece mücevher ile sınırlandırmamak vardı. Eğitimimin bana kattığı en önemli şey materyalleri doğru kullanmak ve tasarımın alt yapısının oluşturulması oldu.

 

Günümüz dünyasını ve bu dunyanın gündemlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Günümüz dünyası dediğiniz eğer günümüzün tasarım dünyası ise bu konu oldukça geniş ve renklidir bana göre. Fakat ülkemizdeki tasarımcıların hem de her konudaki tasarımcıların işleri çok zor. Malesef günümüz Türkiye’sinde hayalini somutlaştırmak için uğraşan bir tasarımcının ortaya çıkan eserine bir bedel belirlemesi eminim tüm uğraşılarından daha zordur. Çünki insanın hayaline paha biçmesi malesef mümkün değildir. Kaldı ki özgün tasarımların meraklıları çok olmasına rağmen fiyatlandırma sonrası alıcı bulması artık çok kolay değil. Tımarhane’de üzerinde en hassas zaman harcadığım konu fiyatlandırma oluyor. Alım gücünün insanların hayallerinin önüne geçmesine üzülüyorum.

Sizce dünyamız bir tımarhane mi? Sizce Tımarhane nedir? Bence benim dünyam bir çeşit tımarhane. Bakın Tımarhane dendiğinde ilk aklınıza gelen ‘’Akıl Hastanesi’’ biliyorum. Ama oradaki insanların her biri farklı bir özellikle sosyal ortamlarda bulunamadığı için özel bakımla yaşayabiliyorlar. Her insan farklı bir renktir benim için. Özgür olmalı, dilediği gibi yaşayabilmelidir. Şimdi siz bana söyleyin ‘’siz yaşayabiliyor musunuz?’’…

 

Şubeleşiyor musunuz? Online olarak da hizmet veriyor musunuz?

Merkezimiz Antalya’da ama online satışımız var. Şubeleşme konusunda malesef ülkenin ekonomik konjüktürü de karar vermek için henüz eerken olduğunu düşündürüyor. Ben Ankara çocuğuyum ve Ankara hayranıyımdır. Bu sebeple orada çok küçük mekan açtım ama bakalım ilerleyen zaman ne getirir, göreceğiz.

 

Hayat felsefenizi ben çok farklı buluyorum. Siz de farklı buluyor musunuz? Hayat felsefem saf sevgi üzerinedir. Üzerine basarak söylemek isterim ki özgürlüğün herkes için olan önemi belki benim hayatımda daha da baskın. Etrafım ne der diye hiç düşünmedim, dilediğim gibi yaşamayı her zaman tercih etmişimdir. Şimdi kızlarıma da bunu öğretiyorum. Hayatınız sizindir ve onu yaşama şakline karar vermek de sadece sizi ilgilendirmelidir. En önemli kural bunu yaparken kendinize olan saygınızın ve sevginizin hiç bitmemesidir.

 

Plan yapar mısınız? Hayatla ilgili ne  gibi planlarınız var? Özellikle yeni projlerde sürpriz var mı? Plan yapmadan yattığımı hatırlamam. Günlük planı geçin, haftalık ve hatta aylık planlar yapmayı severim. Önümü daha rahat görmemin ve hayatımda kı 4  kızımla yaşamımı kolaylaştırmanın ve sevdiklerimle daha kaliteli zaman geçirmemin en önemli sebebidir planlı yaşamak. Hayatın tadını çıkartmak ve gereksiz zaman harcamamak lazım. Yeni projeler ve sürprizler olacak tabiki. Hatta bir projem hayata geçti sayılır. Uzun zaman sonra tekrar mücevher tasarımına geri dönüyorum. Bu yolda yanımda konusunda çok kıymetli genç bir yaratıcı var. ÖZBEN&PENOK markasını yakında daha sık duyacaksınız inşallah.

 

Kendinize vakit ayırdığınızda neler yaparsınız? Kendime vakit ayırmak yerine beni mutu eden herkes ve herşeyle zamanımı paylaşıyorum. Öncelik her zaman kızlarımın olur. Kalabalık olmayı severimş birlikte yensin, içilsin ve kaliteli zaman geçirilsin. Kendi kendimle kaldığım sınırlı zamanda da evin diğer sakinleri yani kedilerimiz ve köpeklerimiz ile oynamak en büyük zevkim.

 

Modayı takip eder misiniz? Modayı her kadın gibi takip ederim ama rahat giyinme özgürlüğümün elimden alınmasına asla izin vermem.

 

Sosyal medyayı nasıl kullanıyorsunuz? İşle ilgili konularda kolaylık sağlıyor mu? Sanırım sosyal medyadan uzak kalan pek yoktur. Benim için sosyal medya hem iş hem arkadaş tüm ilişkilerimin akıcı olması için çok önemli. Tüm dünyanın avucunuzun içinde olması ve tüm çevrenizle paylaşabilmek günümüzde olmaz ise olmaz. İşim için de tabiki sosyal medya en kolay ulaştırma şekli. Zaten online satışımız var ama tasarımlarımın tek bir tuş ile binlerce kişiye ulaşabilmesinin sebebi sosyal medya ağım ve kullanma sıklığımdır.

 

Tanınmış bir aileden gelmek, tanınmış olmak işlerinizde başarı elde etmenizi kolaylaştırıyor mu?   Tabiki buna hayır demek mümkün değil. Herşeyden önce tanınmış bir aileden geldiğinizde çevreniz ailenizden başlayan bir çember ile büyüyor ama kişiliğiniz ile duruyor ya da büyümeye devam ediyor. Ben bu konuda şanslı olduğumu söyleyebilirim.

En çok hangi yönünüzü beğenirsiniz? Kendimle ilgili analizlerimi, öz eleştiri yapabiliyor olmamı severim.

 

Hızlı tüketim çağında en fazla tükettiğimiz zaman… Zaman yönetiminiz nasıldır? Planlama yapmak bu sorunu çözmemde bana en büyük destek.

 

Kendinize nasıl bakarsınız? Beslenmenize dikkat eder misniz? Anne olduğum günden beri beslenme konusunda ikili bir hayatım var diyebilirim. Evdeki yemek düzeni, seçimler ve alışveriş, kızlarım için sıfır hata ile olur. Ama ben malesef o kadar düzenli beslendiğimi söyleyemem. Belki de alışkanlıklarım alakalı ama mesela kahvaltı öğününü atlarım ve canım istediğinde yemek yerim. Sınırladığım bir yiyecek yok, sanırım benim için büyük bir avantaj.

Hayatta en çok neyi sevdiniz? Sizi en çok ne mutlu eder?

Ben anne olmayı sevdim ve hayatta beni daha çok mutlu edecek belki de bir gün annane olma olabilir. Şaka bir yana kızlarmın yüzlerinin gülmesi beni dünyanın en mutlu insanı yapar.

Hayatınızdaki öncelik sıralamınız nasıldır? İlk üçte ne var mesela?

Ailem, kızlarım ve işim

 Günlük hayatın getirdiği gündemler ister istemez bir stres ortamı yaratıyor… Zihninizi nasıl yenilersiniz, stresinizi nasıl  atarsınız? Ben evimi çok severim. Stresimi de üzüntümü de sevincimi de evimde ailem ve dostlarımla paylaşırım. Ama kağıt ve boya benim için stres ile savaşmak için yeterli olur.

 Güçlü bir kadın profiliniz var? Bu bir avantaj mıdır? Güçlü kadın ne demektir aslında ordan başlamak lazım ama dışarıdan bakıldığında güçlü bir kadın olduğumu hep söylerler. Belki da hayatla verdiğim sınavlar beni ayakta durmaya, kızlarıma örnek olurken her zaman dik durmaya çalışmaya ve sevdiğim insanları koruma içgüdüm ise dişi bir kedi gibi görünmeme sebep olmuştur.

 Sizce başarının sırrı nedir? Sadece karar vermek ve istemek.

Şahin Zülfikarlı “Her zaman alternatiflerimiz olmalıdır”

“Her zaman alternatiflerimiz olmalıdır”

Öğrenci olarak geldiği Türkiye’de bir başarı öyküsüne imza atan genç işadamı Şahin Zülfikarlı, Sönmezler Metal, Zulfugarlı İnşaat ve Start Medya Yönetim Kurulu Başkanı olarak yatırımlarına ara vermeden devam ediyor. Azerbaycan ve Türkiye’de yatırımları olan Zülfikarlı, yeni merhaba dediği Start Medya ile reklam sektöründe de zirveyi hedefliyor.

Genç yaşa bu kadar başarıyı sığdıran Şahin Zülfikarlı ile sizler için bir röportaj yaptık. Sorulmayan tüm soruları sorduk. Kendisi de tüm  sorularımıza içtenlikle cevap verdi. Keyifle okumalar.

Türkiye’ye ilk ne zaman gelmiştiniz?

2008 yılında Türkiye’ye gelerek eğitim ve iş hayatıma devam ettim.

 Türkiye’de yatırımcı olmaya nasıl karar verdiniz? Sizi etkileyen ne oldu?

Çocuk yaşta Türkiye’ye gelip, burada tüm eğitim hayatını bitirmiş olmak, Türkiye’yi ve Türk halkını çok sevmek ilk aklıma gelen şeyler tabi ki ama; Türkiye’nin potansiyeli, genç nüfusu, coğrafik konumu ve ekonomik atılımları beni hep heyecanlandırmıştır.

Hangi sektörlerde varsınız biraz anlatır mısınız?

Ana faaliyet alanımız Demir Çelik sektörüydü. Baba mesleği diyebiliriz J Sönmezler Metal fabrikasını Türkiye’nin en büyük ilk üç boru profil üreten fabrikası haline getirdik. İnşaat sektöründeki yatırımlarımız memnuniyet geri bildirimi ile artarak ilerledi şuanda Kozyatağı ve Bağdat Caddesindeki İş merkezleri satışa hazır hale geldi. Çocukluktan beri hayalini kurduğum Turizm ve Yeme-İçme alanında restoranlar zinciri kurduk. Son olarak Medya ve Bilişim sektöründe yeni bir oyuncu olmanın heyecanını yaşıyorum. Start Medya adıyla sektöre ve ülkemize büyük bir istihdam sağlama amacındayız.

 Riskler almayı seviyorsunuz ama cesaretinizin kırıldığı durumlar oldu mu? Yani korkularınız oldu mu?

Çoğu zaman dile getirmişimdir, çok şükür hiçbir zaman korkumuz olmadı. En zor zamanlarda bile ülkemiz için istihdam yaratmaya devam ettik. Gün geldi zarar ettik ama her zaman büyümek için mesai harcadık. (Burada çalışanlarımızın gayreti ve samimiyetine çok şey borçluyum.) Ülkemize inanıyor, güveniyoruz. #TürkiyeKazanacak

 B planı yapar mısınız?

Her zaman alternatiflerimiz olmalıdır.

Genç yaştaki girişimcilik ruhu nereden geliyor?

Genç bir nüfusa sahibiz, Dünya iyi yetişmiş gençlerle daha iyi yere gelecek. Bu yaşta ne yaparsak o şekilde örnek olacağız.

Bu gün Türkiye’de başarılı bir işadamı olarak hayal ettiğiniz yerde misiniz?

Türkiye’de başarılı bir iş adamı olarak hep hayat ettim ve oldum. Olma sebebi ise işime olan aşkımdır. Başarının anahtarı ise çok çalışmamdır.

 Azerbaycan ve Türkiye, aynı ırk, aynı dil, aynı din ve aynı tarihi paylaşan bir ulusun iki ayrı devleti olmaktadırlar. Sizin gibi değerli iş adamlarının yatırımları Türk ekonomisini ve istihdamına da fayda sağlamaktadır. Katılıyor musunuz?

Bizler kardeşiz, biriz. Bu sonsuza kadar bu şekilde devam edecek. Türkiye veya Azerbaycan fark etmez devletimiz bize nerede ihtiyaç duyarsa biz orada olacağız.

Büyüme stratejinizi nasıl planlıyorsunuz?

Artık uzun süreli planlardan ziyade daha kısa ve daha hızlı hareket ediyoruz. Malum dünya ekonomisinin konjonktür değişiyor.

Politikacı olmak ister miydiniz?

Hayır, hiçbir zaman düşünmüyorum.

 Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğini nasıl buluyorsunuz?

Başkanımız ülkemiz için çok önemli bir değerdir. Ülkesine olan sevgisi, çalışma azmi bizlere çok büyük sorumluluklar yüklüyor. Onun bu duruşunu, çalışkanlığını gördükçe sizde daha fazla çalışmamız gerektiğini düşünmüyor musunuz? Ülkemizi en iyi temsil eden son zamanlarda yetişmiş bir Dünya Lideridir. Hedeflerimiz ve vizyonumuz aynı doğrultuda ilerleyecektir.

 Yoğun temponuzdan geriye kalan vakitlerinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kendime ne kadar zaman ayıramadığımı bu soruları duyunca daha çok anlıyorum. Futbol oynamayı çok seviyorum, haftada bir çalışma arkadaşlarımda bu organizasyona katılmaya çalışıyorum.

Stresten nasıl uzaklaşıyorsunuz?

Gerçekten yoğun bir gün geçiriyorum, birden fazla şirket sorumluluğundayım. Bu kolay olmuyor ama es vermek için kendime özel dinlenme yöntemlerim var. Bu arabada son ses müzik dinlemek olabilir, poligonda atış yapmak olabilir, arkadaşlarım ver ailemle zaman geçirmek olabilir.

Şahin Zülfikarlı’nın en büyük tutkusu nedir?

İşime ve aileme olan saygımı korumaktır.

Türkiye’de başarılı olmak için neler tavsiye edersiniz?

Çok çalışmalı ve farkındalık yaratacak işler yapmalıyız. Araştırmayı ve okumayı bırakmamalıyız. Gündemi, teknolojiyi (Sektörel) iyi takip etmeli ve ayak uydurmalıyız.

İleriye yönelik planlarda neler var?

Demir Çelik Fabrikamızda Endüstri 4.0’ın temellerini attık bunu sonuçlandırmak istiyoruz. Start Medya ile Dünya çapında ses getirecek (Sektörel) bir Web ve Mobil Uygulaması geliştiriyoruz.

Nasıl bir yöneticisiniz sizce?

Çalışanlarımla iletişimim iyidir, karşılıklı sevgi ve saygıya dayalıdır.

Günde kaç saat çalışıyorsunuz? 

12-14 saatimi işe ayırıyorum desem doğru olur.

Kaç saat uyursunuz?

Ortalama 6 saat.

En sevdiğiniz uğraşlarınız hobiniz nedir?

Sosyal medya ve dijital mecralar için içerik üretmeyi seviyorum. Kişisel instagram hesabımı ve youtube hesabımı gençlerin daha fazla faydalanabileceği şekilde tasarlıyoruz. Beni takip edebilirler (@sahinzulfikarliofficial)

Sağlığınıza dikkat eder misiniz? Örneğin beslenme şekliniz nasıldır? Spor yapar mısınız? Bir günlük beslenme programınızı anlatır mısınız?

Özel bir beslenme programım yok, yemek yemeyi severim. Vakit ayırıp spora özen gösteriyorum.

Düşüncelerinizi açıkça ifade ettiğinizi görüyorum.  Çocukluğunuzdan gelen bir özellik mi yoksa iş hayatında edindiğiniz tecrübeler mi bu netliği kazandırdı size?

Her ikisinin harmanlamak en iyi cümle olur. Hayat bu ikisinin tecrübesiyle şekillendiriyor bizleri, ama samimiyeti ve açık sözlü olmayı seviyorum. Doğal bir şey bu özel gayret sarf etmiyorum.

Aklınızda yer eden en değerli, unutamadığınız anınız nedir?

Yaşımızın genç olması sebebiyle beklenmeyecek bir başarı elde ettiğinizde bunu aldığınız ilk ödülle kanıtlıyorsunuz. İnternet üzerinden yapılan bir ankette yılın en genç iş adamı ödülünü aldığım an benim için özeldir.

İş hayatınızdaki dikkat ve özeni, kıyafetlerinizde giyim tarzınızda da görüyoruz. Modayı takip eder misiniz?

Modayı takip etmiyorum ama beğendiğim bir tarz olursa denerim. Bu konuda kendime güveniyorum.

Herkesin hayatta bir başarı hikâyesi olduğuna inanıyoruz. Sizin başarı hikâyeniz nedir? Paylaşabilir misiniz?

Babamın çocukken bana olan inancı ve desteği başarımın hikayesini oluşturmaktadır.

Sizi bu günkü başarınıza taşıyan en güçlü yönünüz nedir?

Her zaman kendime bir hedef belirler ve bu hedefe ilerlerken karşıma çıkan sorunları tek tek aşabilirim, başarımı da bu işimde olan inatçı karakterimle sağladım.

 Sizce insanı yöneten duyguları mıdır, yoksa mantığı mı? Sizi yöneten nedir?

Beni yöneten kendi mantığımdır. Karşımdaki insanları her zaman dinler ve değerlendiririm.

Türkiye’deki girişimcilik dünyasında başarılı olmak isteyenlere, özellikle söylemek istediğiniz neler var?

Hedefli ve planlı çalışsınlar ve bu yoldan şaşmasınlar.

İnsanı yöneten duyguları mıdır, yoksa mantığımı? Siz hangi kanaldan ilerliyorsunuz?

Beni yöneten kendi mantığımdır. Karşımdaki insanları her zaman dinler ve değerlendiririm.

Süper gücünüz olsaydı ne yapardınız?

İnsanların egolarını yok etmeyi denerdim.