Turizmde 150 Milyon Euro’yu aşan dev yatırım kapılarını açıyor

Turizmde 150 Milyon Euro’yu aşan dev yatırım kapılarını açıyor

Barut Hotels, lüksün yeni adresi olarak tanımladığı Anda Barut Collection’ı 2024 Mayıs ayında Didim Delice Yarımadası’nda hizmete açıyor.

150 milyon Euro’yu aşan yatırımla bölgeyi turizmde en önemli merkezlerden biri haline getirecek Anda Barut Collection 547 oda ve 14 Bayou Villas ile toplamda 561 oda ve 1136 yatak kapasitesine sahip olacak.

Barut Hotels

Anda Barut Collection Türk Turizmindeki Yeni Bir Aşama Olacak

Anda Barut Collection Genel Müdürü Cem Karacan, “52 yıl önce ilk otelini açarak Akdeniz’de turizm anlayışını değiştiren markalardan biri olan Barut Hotels, yarım asrı geçen tecrübesini artık Ege’ye taşıyacak. Bölgenin prestij simgesi olacak olan bu yatırımımız Türk turizmindeki yeni bir aşama olacak. Dünyanın lüks turizm potansiyelini Türkiye’ye çekecek, milyarder liginde yer alan isimlerin Türkiye’de tatil yapabileceği yeni bir lokasyon oluşturuyoruz. Önümüzdeki yıllara bizi taşıyacak bu projelerin yanı sıra yeni nesiller için sürdürülebilirliğe büyük önem veriyoruz. Türkiye’de Akdeniz Bölgesi’nin ilk Uluslararası Yenilenebilir Enerji Sertifikalı otellerine sahibiz. Bütün otellerimiz yeşil enerji kullanmayı sürdürecek’’ dedi.

Cem Karacan, “Personel alımlarımız ve eğitim süreçlerimiz devam ediyor. İstihdamı bölgeden sağlayacağız. Aynı zamanda organik bir gıda eko sistemi kuruyoruz” ifadelerine yer verdi. Otelin yanı sıra, 800 personelin konaklayacağı 300 odalı lüks bir lojman da inşa edilecek. Bu sayede bölgedeki istihdam olanakları daha da artacak” dedi.

 

Ebru Döşekçi “Kadın Sanatçıların Baş Tacı Edildiği Dönemlerdeyiz”

Ebru DöşekçiKadın Sanatçıların Baş Tacı Edildiği Dönemlerdeyiz

Pause derginin bu ay ki kapak konuğu; kendi sınırlarını atölyedeki bilinmezlik oyunları ile zorlayan bir heykeltıraş sanatçısı…

Sergilerinde yer alan eserlerindeki ışık, renk, gölgelemelerle adından söz ettiriyor. Hislerini keşfetmek için başladığı sanat kariyerinde, kendi tarzını yaratma konusunda eserleriyle izleyicilerini etkilemeyi başarıyor. Her bir heykel, duygusal bir hikâye anlatırken aynı zamanda güçlü kapalı içsel mesajlar taşıyor. Yurt dışında düzenlenen prestijli sergilere katılarak uluslararası arenada başarı elde eden bu Türk Kadın sanatçı, kadın dayanışması konusunda kurduğu ekiplerle sanatseverlerin dikkatini bu rol model tarafı ile de çekiyor. Yeni teknikler ve renkleri istediği tonda heykellerinde kullanabileceği malzemelerle deneyler, keşifler yapıyor. Cumhuriyetin yüzüncü yıl kutlamalarına denk gelen bu ilk röportajında Kimse Bilmez sergisinin yeni çıkan kitabını, sanat hayatını, nasıl başladığını, deneyimlerini, renklerin önemini, savunduğu hususları ve ilham kaynaklarını konuştuk. Kasım ayı kapak konuğumuz kıymetli ve çok sevdiğim Ebru Döşekçi ile sizler için yaptığımız bu keyifli söyleşiyi keyifle okumalar dileriz.

Ebru Döşekçi

Heykeltıraş olmaya sanatın bu dalına ilgi duymanız nasıl başladı?

İlk üniversitem iletişim fakültesi idi, o dönemler heykele ilgim olduğunu bilmiyordum.  Daha sonra ellerimle bu tarz çalışmalar yapmanın, bir şeyler üretmenin beni çok mutlu ettiğini fark ettim. Bunun üzerine heykel dersleri almaya başladım. Hatta ilk heykel hocam Seçkin Primdir. Bundan vazgeçemeyeceğimi de yıllar içinde anlayınca tekrar okula girdim ve tekrar okudum.  Profesyonel iş hayatında çalışıyordum. Sanat daha etkili oluyordu hislerimde ve önceden çalışıyor olduğum mesleğime bıraktım.

İlham aldığınız kaynaklar nelerdir? 

Gezdiğim yerler, müzeler, sergiler… Diğer sanatçıların yaptığı çalışmalar. Bu kimi zaman bir müzik, kimi zaman bir şarkı, bir şiir, kimi zaman doğanın tamamen kendisi diyebilirim. Bir sanatçı tek bir yerden, tek bir şeyden ilham almaz diye düşünüyorum. Gördüğüm yaşadığım her şey, her olay, başıma gelen içimde hissettiğim ne varsa benim için bir ilham kaynağı.

Ebru Döşekçi

Heykellerinizi oluştururken nasıl bir süreç izlersiniz? 

İşlerimi eskiye göre biraz farklı bir süreçte hazırlıyorum. Eskiden çizimi bitirdikten sonra atölye uygulamasına geçerdim.  Fakat daha sonra Kalanlar Sergisi ile beraber; yaptığım bir işin arkasında kalan parçanın aslında o iş kadar değerli ve anlamlı olduğunu fark ettim. Bunun üzerine bir aydınlanma yaşadım adeta… Bir şeyin heykel olup olmadığına ben nasıl karar verebiliyorum diye?  “Bir parçaya heykel diyorum, diğer bir parçayı kenara atıyorum. Bu heykel değil” diyorum. Bu düşünceyle atık parçalara yöneldim. Ve bütün o atık parçaları çok az müdahalelerle heykel haline getirdim. Bu da benim aslında çizerek değil de doğaçlama olarak heykel üretimime başlamama neden oldu.  Atölyeye tamamen ne yapacağımı bilmeden giriyorum.

Sanat tarzınızı nasıl tanımlıyorsunuz?

Minimalizm ya da Postminimalizm diyebiliriz.  O yüzden de heykelleri tamamen bu akımın devamı niteliğinde oluşturuyorum da diyebilirim.

Ebru Döşekçi

Çalışmalarınızda genellikle hani malzemeyi kullanıyorsunuz? Neden?İşlerimde genellikle Cam elyafı olarak bilinen (fiberglas) ve polyester yani kompozit bir malzeme kullanıyorum.  Daha önce başka malzemeler de kullandım. Bronz yaptım. Pleksiyi işlerimin içine yerleştirdim. Başka malzemeler de kullandım elbette ama asıl kendimi özgür hissettiğim malzeme bu…

Neden?

Renk çalışmayı çok seviyorum. Bu malzeme renklendirme ve hatta istediğim renkte çalışma özgürlüğü kazandırıyor. Aynı zamanda malzemenin bütün sınırlarını biliyorum. Bu sınırlar içinde oynamak beni heyecanlandırıyor çünkü; bazen de yeniden keşfetmek duygusunu yaşıyorum.

Ebru Döşekçi

Kadın heykeltıraş sanat dünyasında karşılaştığınız zorluklar nelerdir? Bu zorluklarla başa çıkma yönteminiz nasıldır?

Kadın olarak çok şanslı bir dönemde sanat yapıyoruz. Kadın sanatçıların baş tacı edildiği dönemlerdeyiz. Dünyanın her yerinde kadın sanatçıların eserleri yer alıyor müzelerde, galerilerde…  Adeta kadın sanatçılar hususunda bir günah çıkarma söz konusu… Geçtiğimiz elli yıl öncesinden bugüne kadar sanat kurumlarının başındakiler, sanat tarihini yazanlar, koleksiyonerler, müzelerin en üst düzey yöneticileri kısaca bütün herkes erkeklerden oluşuyordu. Ayrıca; yine eskiden kadın sanatçılar günümüze nazaran çok az tercih ediliyordu. İleride sanatı bırakır mı? Evlendiğinde ya da çocuk doğurduğunda çalışmalarını bırakır mı? Evliliğinde erkeğin ön planda olduğu bir durum içinde kalır da bu kadın sanatçı işini bırakır mı gibi düşünceler neticesinde kadın sanatçılara erkeklerden çok daha az yatırım yapılıyordu.  Kadın sanatçılar yüzyıllardır var ama sesleri hep geride kalıyordu. Şu anda durumun böyle olduğunu düşünmüyorum. O yüzden ben; kadın sanatçılar için şanslı bir dönemde olduğumuzu düşünüyorum.

Yaptığınız heykellerde ki mesaj ya da anlatmak istediğiniz bir hikâye var mı?                                                                                                  

Minimalist sanat akımı çıktığı zaman, o dönem sanatçılar diyorlar ki; “biz hiçbir şey anlatmıyoruz. Biz sadece basit bir form yaparak bir dil oluşturmaya çalışıyoruz “… Postminimalizm de ise; “işlerde bir duygu olmalı. Sadece heykel veya resim bir formdan ibaret değildir ” deniyor.   Ben minimalist sanatçıların da sadece form yaptığını ve hiçbir duygu katmadıklarını düşünmüyorum. Çünkü ne yaparsak yapalım bir duygu ile yapıyoruz. Robot değiliz. Geçmiş birikimlerimiz var.  Hislerimiz var. En azından bir renk seçiyorsak,  bir heykelin rengine karar veriyorsak ya da bir resim, tuval boyuyorsak; neden o renge boyadığımızda ilgili bir his var içimizde. Dolayısıyla her yapılan sanat eseri bir duygu ile yapılıyor. Bu toplumsal bir sorun olabilir. Daha içsel bir şey olabilir.  Benim işlerim daha kendimle ilgili…

Ebru Döşekçi

Gelecekte hangi konulara odaklanmayı planlıyorsunuz? 

Bir senedir Londra’da yaşıyoruz. Orada yeni bir atölye kurduk. Aslında bebek adımlarıyla orada bir var olma çabamız var. O nedenle asıl planım daha yerleşik olarak Londra’da işlerimi gösterecek platformları bulmaya çalışmak.

Konu bazlı neler var?  

Şu anda  bir sergimiz var. Ankara’da 25 Kasım 2023’e kadar Pazar hariç her gün 11.00-19.00 saatleri arasında, Galeri Siyah Beyaz’da ziyaret edilebilir. Seçkin’le ortak yaptığımız “Blue Studio”…  Aslında bu  bizim için bir ilk. Sergimiz adını; Londra’da ortak üretim yaptığımız atölyemizden alıyor. “Blue Studio” malzeme, form ve renk açısından birbirini tamamlayan işlerden oluşuyor. İlk kez böyle bir çalışma gerçekleştirdik. Kimi parçalar var ki; Seçkin’e ait ama ben içine bir şeyler ekledim.  Kimisini ben yaptım Seçkin bir şeyler ekledi. Kimisinde iki ayrı iş yapıp, birbirimize sadece ebat vererek sırt sırta koyacağımızı söyleyerek, işleri inşa ettik ve daha sonra birine yasladık. Hayattaki gibi sırt sırta ve yan yana işler yapmaya çalıştık.   Bu çok heyecan verici oldu benim için… Daha sonra böyle bir çalışma tekrar devam eder mi bilmiyorum ama tadı damağımızda kaldı diyebilirim.

Ebru Döşekçi

Genç heykeltıraş adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz? 

Heykeltıraşlık zor bir meslek… Mutlaka çalışmak için bir atölyeye ve malzemeye ihtiyaç duyuluyor. Bunlar da para demek. Dolayısıyla bu sanata yeni başlayan biri için cesaret işi…  Kendimden bir örnek verecek olursam ilk sergimi yaptığım zaman 2009 yılında, hiç param yoktu. Ve o ilk sergimde hiç satış yapmadım. Vazgeçmek benim için çok kolaydı. Zaten kimse beni tanımıyordu. Daha önceden yaptığım bir mesleğim de vardı. İstesem hemen para kazanabileceğim mesleğime devam edebilirdim. Ama bu öyle bir tutku ve sevgi ki; o zaman iki küçük çocuğum olmasına rağmen, bundan vaz geçmeyeceğime dair kendime söz vermiştim.  Çok büyük zorluklardan geçerek egzajere etmek istemiyorum ama eve ekmek götürecek para yokken bile heykelden vaz geçmeyeceğime dair söz vermiştim.  Küçük bir atölyenin kirasını ödeyemeyecek hatta ev kiramı ödeyemeyecek durumda olsam bile borç harç içinde heykel yapmaya devam ettim.  O yüzden genç heykeltraşlara önerim, gerçekten vaz geçmeyeceklerine eminlerse bu yola girsinler.

Kimse Bilmez serginizden ve yeni çıkan katalogdan bahseder misiniz?

“Kimse Bilmez/ No One Knows” benim altıncı kişisel sergim. Benim dönüm noktalarımdan biri diye görüyorum bu sergimi.  Normalde sanatçılar olarak sergilerimizi galeri ortamında açıyoruz. Galeriler de; mekânsal olarak kısıtlı yerler.  Ben ilk defa kendi sergimi kendim yaptım. Bir galeriye bağlı olmadan. A’dan Z’ye bütün detaylarıyla, prodüksiyonuyla kendim gerçekleştirdim. Beyoğlu Meşrutiyet caddesinde yer alan Alexandre Vallaury binasında, beş yüz metrekarelik bir alanda, büyük işler yapma ayrıcalığım, lüksüm oldu. İstediğim gibi büyük ebatlı işler. Hatta mekânsal yerleştirmeler, mekâna uygun üretimler ve mekana aitmiş gibi olan işler üretebildim.   Bu serginin temasına gelecek olursak; kimsenin bilmediği, içsel deneyimlerimin, hislerimden oluşan, sadece benim bildiğim duygulardı. Büyük prodüksiyon gerekti. Küratör danışmanlığını Ceren Erdem, sergi koordinatörlüğünü Esra Aysun yaptı. Bütün sergi boyunca çalışan fotoğrafçısından tasarımcısına bütün herkes kadındı. Bu benim için önemliydi. Çünkü ben kadın sanatçıları kendime örnek alıyorum ve aynı zamanda kadın gücünün desteklenmesine inanıyorum. Bizim bir arada dayanışma içinde olmamız gerektiğine inanıyorum. O nedenle tüm ekibi kadınlardan seçtim.

Ebru Döşekçi

Minimalizm nesnelerin gerçek dünyadaki şekillerinden alıp alışılmışın dışında bir duruşu var. Anlatır mısınız sizde bu süreç nasıl ilerliyor?

İşlerim minimalist yapılar. İki boyutlu geometrilerle, üç boyutlu geometrileri birleştiğim çalışmalar. Bunlar deneysel işler. Üçgen, daire, dikdörtgen gibi tanımlı geometrilerle, tanımsız geometrileri birleştirdiğim ama yine de geometri sayılabilecek formlar hazırlayıp kullandığım işler var. Mıknatıslı bir iş var. Görmüş olabilirsiniz… İş kendi içinde hareket ediyor, dönüyor ve ışığını ve gölgesini farklı farklı ifade ediyor.  Atölyede oyun oynamak gibi… Atölyeye girdiğim zaman ne yapacağımı bilmemek ve sonucunda beğenip beğenmeyeceğimi, çıkan iş ile ilgili bir karara varıp ya da varamayacağımı bilmemek  gibi… Bu süreçleri; yaşadığım oyun aşamasında, belki de sonuçlanmış bir oyun gibi görebiliriz… Mıknatıslı işim bu oyunlu süreçten çıkan tarzda bir iş…  Renk kullanımı, ışığı yansıtma, çok mat, çok parlak yüzeyler kullanma, bunlar heykelin birer malzemesi, birer planı haline getirilmesi… Bu da üç boyutlu çalışan sanatçı için kafa yorması gereken konular. Matlık parlaklık, yüzeyler, yüzeylerdeki kırılmalar, birbirinin üzerine düşen gölgeler boşluklar… Benim için renklerin yansımaları birbirlerinin üzerine etkisi çok önemli. Bütün bunları düşünerek işleri üretiyorum. Geometrik yapılar hislerimin birer ifadesi, soyut dışavurumları şeklinde düşünebilirsiniz. Bu sergim de bunlardan oluşuyor.

Benim için heykel bir palet gibi…

Ressamın paleti var.  Heykellerimin bazı da benim paletim. Renkleri çift renk, üç renk kullanmayı seviyorum. Kimi zaman da; tek bir renk kullanıyorum. Bembeyaz yaptığım bir heykelin altından bir fosfor sarısı, kırmızısı çıkarabiliyorum. Bunu yaparken rengi görmeden yansımasıyla bir etki yaratmaya çalışıyorum. Bu umut mu evet…

Kimse Bilmez Sergisi’nde Ben Buradayım  diye bir iş vardı. Üst üste binmiş, küp benzeri formlar düşmek üzereymiş gibi duruyor. Alttan da ufak bir sarı ışık çıkıyordu. O ışık da aslında işin tabanını boyadığım için o tabandan dışarıya yansıyan renkti… Bu aslında evet  “umut”…  Üst üste binmiş hayatın koşulları, bizim yaşadıklarımız, başımıza gelenler, sorumluluklarımız, işimiz, çocuklarımız her şey üst üste bizi meydana getirirken, hatta tek ayak üzerinde dengede durmaya çalışırken, hala bir umut var. Bir renk var içimizde diyebiliyoruz. Belki dünya olarak da söyleyebiliriz. Belki dünya olarak da söyleyebiliriz. Bir sürü dertler herşey var ama halen bir umut var. O yüzden o rengi bir yerden çıkarmak ve bir yerden kendini göstermesini sağlamaya çalışıyoruz.

Sizce başarının sırrı nedir?

Kararlılık, vazgeçmemek ve çok çalışmak.

Çalışmayı bırakmasınlar çünkü; ben % yüz yeteneğe inanmıyorum. İlham ya da yetenek çalıştıkça geliyor. Her gün atölyeye gidince çalıştıkça daha çok fikriniz oluyor, eliniz ve beyniniz gelişiyor. Genç sanatçılara önerim kesin kararlı olsunlar ve çalışmaktan vazgeçmesinler.

Kemal Başar; Türk Tiyatrosunu dünyaya taşıyor

Kemal Başar; Türk Tiyatrosunu dünyaya taşıyor

Türk tiyatrosunun sevilen isimlerinden Kemal Başar ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Sanat kariyerinin başlangıcından emekliliğine, Tiyatro Keyfi’nin kuruluş hikayesinden gelecek projelerine kadar pek çok konuyu ele aldık. İşte, Kemal Başar’ın sanatla dolu yaşamından ve Türk tiyatrosunun geleceği hakkındaki düşüncelerinden kesitler…

Röprtaj: NAZAN ORTAÇ

Devlet Tiyatroları’ndan emekli olduktan sonra Tiyatro Keyfi’ni kurdunuz. Hep hayaliniz mi kendi tiyatronuzu kurmak?

Devlet Tiyatrosu’ndan emekli olmadan 1 yıl önce kurduk Tiyatro Keyfi’ni. Tiyatro Keyfi, Frankfurt’ta yaşayan Dr. Cüneyt Arkan ile birlikte kurduğumuz Emma Gösteri Hizmetleri Ltd ya da Emma Art’ın sürükleyici markası. Çocukluk arkadaşım olan Cüneyt hekim. Onun da kendi hastanesi var. Kendi tiyatromu kurmayı hem yapımcı hem yönetmen olmayı uzun süredir düşünüyordum ben de… Bir yılbaşı için Cüneyt’in Frankfurt’taki evinde birlikteyken gelişti ve noktalandı konu. Ortak olduk. Avrupa’da yönettiğim eserler, danışmanı olduğum festivaller, üyesi olduğum tiyatro örgütlerinde edindiğim tecrübeler ve yurtdışında gördüğüm ilgiyle, Devlet Tiyatrosu’ndaki sanatçı kimliği altındaki memuriyetim de yapacağım işlerin genellikle düşük profilli yöneticilerin iznine, görüşüne tabi olması oldukça çelişiyordu zaten. Kurum yöneticilerinin baskısıyla, vereceği, vermeyeceği izinlerle, dedikodularla, aşağı çekiştirmelerle uğraşmaya hiç zamanım yoktu. Sanatın gerektirdiği bağımsızlık duygusuyla kurum içinde giriştiğim mücadelelere kendi arzumla son verdim; yaptığım, yapacağım işler zedelensin, ötelensin istemedim. Oldukça genç bir yaşta, emekliliği hak ettiğim gün veda dilekçemi veriverdim. Bir şey kaybetmedim, çok şey kazandım. Gerçek bir tiyatrocu oldum.

Cilgin Zamanlar

Çok üretken bir tiyatro topluluğu Tiyatro Keyfi… Güncel oyunlarınızdan bahseder misiniz?

Kurulduğumuz 2013 yazından beri bir repertuvar tiyatrosuyuz. Titizlikle oluşturduğum repertuvar kadar geleneksel tiyatromuzdan ve minimalizmden beslenen sahneleme üslubumuz da oldukça ilgi görüyor, mutluyum. Bu minimalist üslup eserlerimizin Londra’dan Berlin’e, Amsterdam’dan Lahey’e, Sibiu’dan Lefkoşa’ya, Gazimağusa’ya, Seul’den, Daejeon’dan Tel Aviv’e, Jaffa’ya, gelecekte de pek çok uluslararası festivale, tiyatro buluşmasına davet edilmesine neden oluyor. Yerelden beslenerek yaptığımız çağdaş tiyatro, dünyanın ilgisini çekiyor. Sanatın olmazsa olmazı özgünlük ve özgürlüktür. Biz de kendi kültürümüzden yola çıkan özgün sahnelemelerle, özgür seçimlerle, güçlü tasarımlar, yalın, sahici oyunculuklarla Türk tiyatrosunu dünyaya taşımaktan büyük keyif alıyoruz. Türkiye’de ilk kez sergilenen Sam Bobrick’in dünyaca ünlü komedisi “Çılgın Zamanlar” geçtiğimiz sezon yılın en iyi komedisi ödülünü almıştı, bu sezon da ciddi seyirci sayısıyla başladı. Ülkemizi tarihinde ilk kez olmak üzere Güney Kore’deki Daejeon Uluslararası Tiyatro Festivali’nde temsil eden, Kosta Kortidis’e ısmarladığım “Amy Winehouse” ve Aziz Nesin’in yazdığı, oyuncularının en iyi genç oyuncu ödülü aldığı “Tut Elimden Rovni” sürüyor. Yeni eserimiz Nazım Hikmet’in Bursa Cezaevinde yazdığı şiirlerden Hakkı Ergök’ün oyunlaştırdığı “Yatıyorum Demirli Bir Şilep Gibi Bursa’da” prömiyer yaptı. Aleksei Arbuzov’un savaş karşıtı ünlü metni “Söz Veriyorum”un ise provalarındayız. Yine Kosta Kortidis’in yazdığı “Ted Bundy” 8. sezonuna giriyor. Savaş Başar’ın anısına yaptığımız “Öykülerden Oyunlar” ise 10. sezonunda… Çocuk oyunumuz “İnatçı Keçiler” de küçük seyircilerle buluşmak için gün sayıyor.

Hem oyuncu hem de yönetmen olarak çalışmak, nasıl bir denge gerektiriyor? Bu iki rol arasında nasıl bir geçiş yapabiliyorsunuz?

Bunlar iki rolden ziyade iki ayrı meslek. İkisinin de esasları var, bunlara hiç esneklik payı bırakmadan uyuyorum. Yönetmenken eğer sormuyorsam işime karışılmasından hoşlanmam; oyuncuyken, eğer sormuyorsa yönetmenin işine karışmam. Yönetmenken oyuncunun maksimumunu almak, oyuncuyken de yönetmenin önerdiğini yapmak için her şeyimi veririm. İlkeli ve tutkuluysanız, mesleğin gereklerini biliyorsanız ve şuurluysanız ikisi arasında geçiş yapmak oldukça kolay. Yönetenin de yönetilenin de bilmesi gereken, parlatılacak olan kişinin kendi değil, eserdir. Yönetmen de oyuncu da ekibin birer parçasıdır. Tiyatronun unsurlarıdır. Tiyatroda aslolan ekiptir. El birliği ile eser parlatılır. Öyle değilse, yapılan tiyatro değildir.

Tiyatro, dizi ve sinema gibi farklı sahne türlerinde birçok farklı karakteri canlandırdınız. Hangi sahnede olmak size daha fazla keyif veriyor?

Hepsi oyunculuk. Hepsinde yapılan meslek aynı. Hepsi çok keyifli. Ben mesleğini çok seven ve sevdiği mesleği yapabilen azınlıktan olduğunun bilincinde bir insanım. Tiyatrodan hiç kopmadım; yönetmenlikten, oyunculuktan başka bir meslek yapmayı hiç düşünmedim.

Tiyatro kariyerinizin yanı sıra müzikle de ilgilendiğinizi biliyoruz. Müzik kariyeriniz hakkında daha fazla bilgi alabilir miyiz? Hangi tarzlarda müzik yapıyorsunuz?

Gitarı elime aldığım 14-15 yaşlarımdan beri müzikle uğraşıyorum. 50’nin üstünde şarkı yaptım, ama bunları günyüzüne çıkarmam rahmetli demeye kıyamadığım dostum, Kalan Müzik’in kurucusu Hasan Saltık’ın isteğiyle oldu. İlk albümüm Kalan Müzik’ten çıktı. Onu KRL Müzik’ten çıkan iki teklim takip etti. Arkadaşlarımın çok sevdiğim bir iki şarkısı dışında kendi şarkılarımı söylüyorum kayıtlarda… Zaman buldukça verdiğim konserlerde de kendi şarkılarımın yanı sıra sevdiğim, bilinen Türkçe şarkılara kimi İngilizce şarkılar ekleniyor. Piyasada arabesk temalı, benim pek benimsemediğim havada çok şarkı var; ben diğer şarkılar sınıfında müzik yapıyorum.

Gelecekteki projeleriniz neler? Seyircileriniz sizden neler bekleyebilir?

Ben Tiyatro Keyfi’ndeki kendimden verimli bir ikinci on sene bekliyorum. Tiyatro Keyfi’nin dünya tiyatrolarıyla yapacağı ortak projeler, benim uzak ülkelerde yöneteceğim eserler, bizim yönlendirmemiz ya da yönetimimizde, başka ülke tiyatrolarıyla tasarımcı, oyuncu, dansçı, müzisyen değişimleri gerçekleşecek görünüyor. Bu konularda sürekli çalışıyoruz, projeler üretiyoruz.

Cilgin Zamanlar

KİMSEYE TAVSİYE VERMEM- BEN DE DİNLEMEZDİM ZATEN

Türk tiyatrosunun geleceği hakkında düşünceleriniz neler? Genç tiyatroculara ve sanatçılara tavsiyeleriniz neler olurdu?

Türk tiyatrosunun geleceği hakkında Kültür Bakanı düşünsün, benim hiç zamanım yok. Kimseye tavsiye veremem, zaten gençler tavsiyelerimi dinlemez, daha dündü, hayat çok kısa, ben gençken hiç tavsiye dinlemedim, bir kulağımdan girdi, öbüründen çıktı; kendim yaşadım, gördüm. Onlar da yaşayacak, görecek. Ama yolumu nasıl oluşturduğumu söyleyebilirim. Sadece kendimle yarıştım. Kimseyi kıskanmadım, ama çok kişiye gıpta ettim. Sinsi sinsi kinlenmedim, benden iyi bulduklarıma nasıl yaptıklarını sordum. Bendeki bilgiyi isteyenle hep paylaştım. Bundan keyif aldım. Tiyatroda pasta her zaman çok büyüktür. Herkesin yeri ayrıdır, çünkü sanatsa yaptığınız, o tiyatro mutlaka orijinallik ister. O zaman çekişme niye? Herkes aynı gemide değil mi? Tiyatro gemisini birlikte yüzdüreceğiz. Tüm dünya tiyatrocuları kardeştir.

Elif Denktaşlı  “İstanbul başlı başına bir cazibe merkezi oldu”

Elif Denktaşlı  “İstanbul başlı başına bir cazibe merkezi oldu”

Pause Dergi olarak turizm sektörüne yön veren isimlerle yaptığımız röportajlara devam ediyoruz. Bu ay ki konuğu Renaissance Polat Istanbul Hotel’in başarılı Genel Müdür Elif Denktaşlı oldu. Keyifle okumalar.

Turizm sektöründe gelecek beş yıl içinde ne gibi değişiklikler bekliyorsunuz?

Tüm sektörlerde olduğu gibi turizm sektöründe de dijitalleşme büyük oranda artacak. Türkiye konumu, coğrafi ve tarihsel yapısı ile turistler açısından çok önemli bir cazibe merkezi. Doğru politikalar ve pazarlama çalışmaları ile turizm açısından önde gelen ülkelerden biri olabilir.

Elif Denktaşlı

Sürdürülebilir turizm uygulamaları gelecekte daha da önem kazanacak mı? Bu konuda ne gibi adımlar atmayı planlıyorsunuz?

Sürdürülebilir turizm belgemizi almak için başvurumuzu yaptık. Halen sürecin içerisindeyiz. Otelimizin uzun yıllardır sürdürülebilirlik için birçok çalışması var. Örneğin otelimiz doğalgaz ile kendi elektriğini üretebiliyor. Doğalgaz yakımında atmosfere atılan sıcak hava geri dönüştürülerek çamaşırhane su kazanlarının ısıtılmasında kullanılıyor. Lavabolardaki atık sular gri su sistemiyle otelin klozetlerine veriliyor. Güneş enerjisinden maksimum faydalanabilmek için araştırmalarımız devam ediyor.

Teknolojik gelişmeler turizm sektörünü nasıl etkileyecek? Bu gelişmelere nasıl adapte olmayı planlıyorsunuz?

Özellikle yapay zeka alanında ki gelişmeler oldukça heyecan verici ve etkili. Rezervasyonun yapıldığı ilk andan misafir memnuniyetine kadar tüm süreçte etkili olmasını bekliyoruz. Bağlı bulunduğumuz Marriott Oteller zinciri tüm gelişmeleri çok yakından takip eden ve uygulayan bir marka olduğu için bizde çok hızlı bir şekilde adapte oluyoruz.

Elif Denktaşlı

Gelecekte turistlerin tercih ettiği destinasyonlar ve tatil deneyimleri nasıl değişecek? Bu değişimlere nasıl uyum sağlamayı planlıyorsunuz?

Destinasyon ve tatil deneyimleri her dönem farklılıklar gösteriyor. Son dönemde daha çok deneyimlemek üzerine insanlar tercih yapıyorlar. Ülkemiz bir dönem sadece güney bölgelerinde deniz, kum, güneş olarak algılanırken artık tarihi ve jeopolitik yapısı ile çok farklı bir noktada. İstanbul başlı başına bir cazibe merkezi oldu. Burada yapmamız gereken doğru fiyatlandırma, ülkenin içinde bulunduğu jeopolitik ve ekopolitik durumun doğru bir şekilde gözden geçirilmesi ve planlamaların buna göre yapılmasıdır.

Dijital pazarlama ve online rezervasyon sistemleri turizm sektöründe ne kadar önemli? Bu alanlarda yapmayı düşündüğünüz iyileştirmeler nelerdir?

Online rezervasyonlar, otelimizin ortalama yıllık gelirinin %25’ini oluşturmaktadır. Dinamik fiyatlandırma yapılabilmesi ve çabuk tepki alınabilmesi açısından otellerin gelirine etkisi çok büyüktür. Biz sürekli olarak gelişmeleri takip edip, yatırımlarımızı yapmaya devam ediyoruz.

Elif Denktaşlı

Turizm sektöründe çalışanların eğitim ve yeteneklerinde hangi alanlara daha fazla odaklanmanız gerektiğini düşünüyorsunuz?

Birebir iletişimle ilgili olan bir sektör olduğu için iyi iletişim kurabilen, güzler yüzlü, gelişime açık ve yabancı dil bil elemanlar olması gerekiyor.

Gelecekte turizm sektöründe rekabetin artması bekleniyor. Bu rekabete karşı nasıl bir strateji izlemeyi planlıyorsunuz?

Gelişmelere ve değişikliklere çabuk adapte olup doğru fiyatlandırmalar ile kendimizi sürekli olarak yeni tutmak zorundayız.

Elif Denktaşlı

Gelecekte turistlerin sağlık ve güvenlik konularına daha fazla önem vereceği düşünülüyor. Bu konuda ne gibi önlemler almayı planlıyorsunuz?

Sadece otellerin çözebileceği bir konu olmaktan ziyade, sektör olarak beraber çalışmamız gereken bir konu olduğunu düşünüyorum.

Turizm sektöründe sürdürülebilir büyüme için işbirliği ve ortak projeler önemli mi? Bu konuda neler yapıyorsunuz?

Sürdürülebilir büyüme için sektör konaklama işletmeleri, yeme içme işletmeleri, seyahat acentecileri, havayolları gibi tüm oyuncuları ile beraber devletin koordinasyonunda hareket etmelidir.

“10 Soru da” İlter Avşar

“10 Soru da” İlter Avşar

Pause Dergi ile “10 Soru da”nın konuğu İlter’s Coffee’nin başarılı işletmecisi İlter Avşar oldu

1-İşletmede olmazsa olmaz kural nedir?

Kaliteden ödün vermem, güler yüzümü eksik etmem!

2-İyi işletmeciyi tarif eder misin?

İyi bir işletmecinin başarının anahtarlarından biri olan iyi iletişimdir. Çalışanlarla olan anlaşma sisteminiz, sözlü veya sözsüz de gerçekleşebilir. Çalışanlarınıza karşı kullandığınız dil, çalışma ekiplerinin motivasyonunu ve iş verimini her zaman arttırdı. Biz bir domino taşı gibi aileyiz. Ya hep var yada yokuzdur.

“10 Soru da” İlter Avşar

3-Eğlence veya yemek sektöründe şimdiki trendi nedir?

Farklı konseptler yararak farkındalık oluşturmaktadır.

4-En iyi yemek en iyi eğlence hangi ülkede?

İyi yemek iyi eğlence Türkiye’de

“10 Soru da” İlter Avşar

5- En Popüler mutfak?

Fransa, Hindistan, İtalya gibi ülkeler her zaman ilk sırada. Türk mutfağı da artık dünyada söz sahibi.

6- En popüler içki?

Şaraplar ve ilk sırda Kırmızı Şarap

7 – Trendleri kim belirliyor?

Sosyal medya diyebilirim.

8- Hayalindeki mekândan bahseder misin?

Tarihi bir mekanda kaz ve şarabın birleştiği bir konseptir.

“10 Soru da” İlter Avşar

9- Müşteriyi bir görüşte analiz edebilir misin?

Samimi olmak gerekirse Tarzından somut bir şey elde edebiliyorum. Kişilik özelliklerini analiz edebilirim ve ona göre hitap etmeyi severim.

10 –Kariyerinden bahseder misin?

Yöresel mutfağını unutulmuş lezzetlerini İstanbul’a taşıyarak kültür elçiliği yapmaktayım ayrıca kazevi restoranım var. Ardahan Eğitim Vakfı başkanlığını yürütmekteyim. Şimdi İstanbul Balat’ta tarihi bir konakta farklı bir konsepte ilter’s coffee isimli cafe işletmekteyim.

‘’Asırlık Restoranlar Zamansız Tabaklar’’ın üçüncü buluşması

‘’Asırlık Restoranlar Zamansız Tabaklar’’ın üçüncü buluşması

Jumbo’nun Cumhuriyetimizin 100. yılını kutlamak ve Türk gastronomi tarihini onurlandırmak için başlattığı ‘’Asırlık Restoranlar Zamansız Tabaklar’’ projesinin 3’üncüsü, Mustafa Kemal Atatürk’ün tarihi konuşmalarından birini yaptığı Kocataş Yalısı’nda gerçekleşti.

Cumhuriyetimizin 100. yılını kutlarken 3’üncüsü gerçekleşen ‘’Jumbo Asırlık Restoranlar Zamansız Tabaklar’’ gecesinde, asırlık tarihleriyle Türk gastronomisine katkıda bulunan Konyalı Restoran’dan ‘Cacık Külleme’, Topçu Kebap’tan ‘Tahinli Piyaz’, Safa Meyhanesi’nden ‘Beyin Söğüş’, İkbal Lokantası’ndan ’Patlıcan Böreği’, Meşhur Köfteci Mustafa’dan ‘Islama Köfte’, Hacı Şükrü’den ‘Konya Tiridi’, Hacıbenlioğlu Kebap’tan ’Kabune Pilavı ve Karanfilli Üzüm Hoşafı’ ve Cafer Erol’dan ‘Kaymaklı Lokum’ gibi imza yemekler, Şef Maksut Aşkar ve Seray Öztürk’ün yorumuyla sunuldu. Gecenin sonunda Jumbo Patisserie mutfak şefi Kübra Yaman’ın edible art yorumuyla sunduğu ayva tatlısı davetliler tarafından beğeni topladı.

Dünyaca ünlü şef Herve Courtot 4 gün boyunca Nobu Istanbul’da

Dünyaca ünlü şef Herve Courtot 4 gün boyunca Nobu Istanbul’da

Japon-Peru mutfağının en iyi lezzetlerini bir araya getiren Nobu’nun dünyaca ünlü kurumsal şefi Herve Courtot, İstanbul’a geliyor.

27-28-29-30 Ekim tarihleri arasında Şefin Nobu Istanbul’a özel olarak hazırladığı omakase menüsü deneyimlenebilecek.

Japon-Peru ruhunu yaşatan özgün dekorasyonu ve yenilikçi bir kompozisyona sahip tabaklarıyla sıra dışı bir atmosfer sunan Nobu Istanbul, Herve Courtot’yu ağırlayacak.

Geleneksel Japon ve Peru mutfağının modernize edilerek sunulduğu tadım menüsü; Avocado Nori Tacos, Matsuhisa Salad Skewer, Scallop New Style ve Salmon Tataki’den oluşan 4 aşamalı başlangıç tabağı, yüksek kaliteye sahip malzemelerle hazırlanan sushi seçkisinin yanı sıra özel tatlarla detaylandırılıyor.

Nobu Istanbul için seçilen 8 parçalık imza sushi tabaklarına karidesli Shuko Inaniwa salatası, King Crab Rice Yuzu Truffle ve ardından bademli dondurma ile servis edilen Satandagi tatlısı eşlik ediyor. Herve Courtot’un uzun yıllara dayanan deneyimleriyle hazırlanan omakase menüsü, Uzakdoğu hizmetinin incelikleriyle 27-28-29-30 Ekim’de misafirleriyle buluşacak. Mevsimin öne çıkan ürünlerinin estetik bir yorumla bütünleştiği tabaklar 4 gün boyunca Nobu Istanbul’da olacak.

Bilgi: +90 212 334 30 34 ist.reservations@noburestaurants.com

Turizm sektörünü dönüştüren akıllı çözümler

Turizm sektörünü dönüştüren akıllı çözümler

Turizm teknolojileri alanındaki yatırımları ve son dönemde kadrosuna kattığı iddialı isimlerle gündeme gelen Bilet Dükkanı acentelere sağladığı yenilikçi altyapı ile turizm sektörünü ileriye taşıyor.

Bilet Dükkanı’nın sunduğu sistemi kullanan acenteler kullanıcılarla iletişim halindeyken gelen taleplerle ilgili süreçleri hızla yönetip sonuçlandırma fırsatı buluyor. Acenteler için rezervasyon, iptal, iade, değişiklik ve aynı zamanda otel, transfer ve araç kiralama işlemlerinin online yapılabilmesi yeteneğine sahip sistemler kullanılıyor.

2025 yılında turizm hacmi yüzde 100 büyüyecek

2023 sezon değerlendirmesi hakkında bilgi veren Bilet Dükkanı CEO’su Ercan Uzman: “Geçen sene ile bu senenin ilk 9 ay verileri karşılaştırıldığında ciroda yüzde 78 büyüme, işlem adedinde yüzde 43 büyüme gerçekleştirdik. 2023 yılının ay bazlı trendinde de her ay büyümemiz devam ediyor ve bu bizim 2024 yılına çok daha pozitif bakmamızı sağlıyor. Yaptığımız, planladığımız iş birlikleri ve yatırımlarla 3 haneli büyüme hedefini 2024 yılında gerçekleştirmeyi amaçlıyoruz. Turizm Bakanlığımızın orta vadeli planlarında turizm gelirlerindeki artış hedeflerine de katkı sağlayacağımıza inanıyoruz.” dedi.

Turizm sektörünü geleceğe taşımayı hedefleyen ve Akıllı Seyahat mottosu ile öne çıkan firmanın yakın zamanda metaverse alanında da yeniliklere imza atacağı belirtiliyor.

Juan Valdez’in yeni şubesi açtı

Juan Valdez’in yeni şubesi açtı

Honest Holding bünyesindeki %100 Premium Colombian Coffee markası Juan Valdez, yeni şubesinin açılışını Türk Hava Yolları Genel Müdürlüğü’nde gerçekleştirdi.

Yeni şubenin açılışını Dünya Başkanı Camila Escobar Corredor, Global Başkan Yardımcısı Sebastian Mejia Salazar, Kolombiya Ankara Büyükelçisi Julio Anibal Riaño Velandia teşrifleri ve Honest Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Deveci onurlandırdı.

Juan Valdez’in en yeni şubesi olan Türk Hava Yolları Genel Müdürlüğü’ndeki yeni mekanı, diğer mekanlarından farklı olarak daha konforlu iç mekan özellikleri ile öne çıkıyor. Juan Valdez THY Mağazası; 170 m2 alanı ile eşsiz kahvelerini THY çalışanları ile buluşturacak. Türkiye’nin en prestijli markalarından Türk Hava Yolları ile gerçekleştirdiği bu başarılı iş birliği ile Juan Valdez başarılarını onurlandırmaya ve daima hızlı büyüme hedeflerini hayata geçirmeye devam ediyor. Kahve severlerin bir numaralı tercihi %100 Premium Kolombiyalı Coffee markası Juan Valdez Türkiye Pazarlama Ekibi yakın zamanda aldığı “2022 Yılının En İyi Pazarlama Ödülü” ile de sektördeki yerini bir adım öteye taşıyor.

Jumbo, Türk restoranlarının dünyaya tanıtımına destek olacak

Jumbo, Türk restoranlarının dünyaya tanıtımına destek olacak

Jumbo, İstanbul’un ardından İzmir ve Bodrum’un da dahil olduğu MICHELIN Rehberi’ne Türkiye resmi partneri olarak destek verecek.

Jumbo Genel Müdürü Bahriye Bayraklı Tavukçuoğlu, MICHELIN Rehberi’ne verdikleri destekle, Türkiye gastronomisinin gelişimine katkıda bulunmayı amaçladıklarını belirtti. Tavukçuoğlu, “MICHELIN ile yaptığımız bu güç birliği sayesinde, Türk restonlarının dünya çapında tanınmasına katkıda bulunduğumuz için gururluyuz” dedi.

İzmir ve Bodrum’un da dahil olduğu MICHELIN Rehberi’ne Türkiye resmi partneri olarak destek verecek olan Jumbo, 9 Kasım 2023 tarihinde açıklanacak MICHELIN Rehberi’ne giren restoranlara plaketlerini sunacak.

Jumbo Genel Müdürü Bahriye Bayraklı Tavukçuoğlu, lezzetin ve estetiğin uyumunu temsil eden bu ortaklıkla Türk restoranlarının uluslararası arenadaki prestijini artırmayı hedeflediklerini belirtti. MICHELIN Rehberi ile olan bu iş birliğinin, gastronomi kültürüne verdikleri önemi yansıttığını belirten Tavukçuoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Cumhuriyetimizin 100. Yılında, asırlık restoranlarımızın unutulmaz lezzetlerini bir araya getirerek, özel bir etkinlik serisi düzenledik. Şimdi de Michelin iş birliğiyle, gastronomi dünyasına katkıda bulunmayı hedefliyoruz. Gastronomi ile ilgili her türlü seçkin işte biz de Jumbo olarak var olacağız. Michelin ile güç birliği yaparak, Türk mutfağının dünya çapında daha fazla tanınmasına katkıda bulunmak, bizim için gurur verici bir adım.”