Mehmet Kalyoncu “Herkesin kendisini evinde hissetmesine çalışıyor”

Mehmet Kalyoncu “Herkesin kendisini evinde hissetmesine çalışıyor”

İGA İstanbul Havalimanı, küresel havacılık sektörünün en önemli etkinliklerinden biri kabul edilen 28. Routes World’e ev sahipliği yapıyor.

Routes World 2023’te, dünyanın önde gelen havayollarının başkanları dâhil olmak üzere binlerce yönetici, turizm delegesi ve havayolu tedarikçisini ağırlıyor. Yeni rota fırsatlarını keşfetmek için 10 binin üzerinde görüşmenin planlandığı etkinlik, Air France, easyJet, Delta Air Lines, Emirates, IndiGo, Japan Airlines, JetBlue Airways, Qantas, Turkish Airlines ve Wizz Air’in de aralarında bulunduğu havayolu şirketlerinin katılımıyla 15 – 17 Ekim tarihleri arasında İstanbul’da düzenleniyor.

Küresel havacılık sektörünün önemli oyuncularından İGA İstanbul Havalimanı’nın, yeni rotaların büyümesine ve gelişmesine katkıda bulunan ve sivil havacılığın geleceğin şekillendiren Routes World 2023’e ev sahipliği yapmanın gururunu yaşadığını belirten Mehmet Kalyoncu, konuşmasında seyahat hakkına vurgu yaparak, şöyle konuştu:

“Seyahat hakkı, bir insan hakkıdır ve Türkiye bu hakkın önemini sahiplenmektedir. Ülkemizin açık kapı politikası, misafirperverliği ve coğrafi konumu, küresel seyahati kolaylaştırarak herkesin güzel ülkemizi ziyaret etmesini mümkün kılmaktadır. Tam da bu noktada İGA İstanbul Havalimanı, hem dünya hem de İstanbul için büyük önem taşıyor. Dünyanın en büyük ve en stratejik konuma sahip havalimanlarından biri olarak, kıtaları birbirine bağlayan ve uluslararası seyahati kolaylaştıran hayati bir küresel ulaşım merkezi olarak hizmet veriyor. Öte yandan havalimanlarını bulundukları kentlerden ve kültürden ayrı düşünemeyiz. Biz de bu bağlamda herkesin kendisini evinde hissetmesine çalışıyor, insanlığa hizmet ediyoruz. İstanbul Havalimanı faaliyete geçtikten sonra hava kalitesi arttı; gürültü kirliliği ve karbon emisyonu azaldı.” dedi. 

İGA İstanbul Havalimanı CEO’su Selahattin Bilgen: “İGA İstanbul Havalimanı olarak, dünya çapında havayolları, havalimanları ve havacılık paydaşlarını bir araya getiren bu etkinliğin ev sahibi olmaktan memnuniyet duyuyoruz. Havacılık endüstrisinin geleceğini belirlemek için önemli bir platform olan Routes World 2023’te havacılık endüstrisindeki lider isimleri yeni heyecan verici projeleri ve geleceğin fırsatlarını belirlemek için buluşturacağımız bu değerli organizasyonun merkezi olarak seçildiğimiz için çok mutlu ve gururluyuz.” dedi.

İGA yeme-içme TRU’ya emanet

İGA yeme-içme TRU’ya emanet

İGA İstanbul Havalimanı, Lounge yeme içme alanlarının işletmesini TRU Ağırlama Hizmetleri ve Perakende Grup’a emanet etti.

Tüketicilerin yaşamlarına her alanda dokunmayı hedefleyen TRU, gastronomi dünyasının ünlü ismi Şef Çiğdem Seferoğlu liderliğindeki mutfağıyla yolculara özgün bir lezzet deneyimi sunacak.

Türkiye’nin dünyaya açılan kapısı İGA İstanbul Havalimanı’nın, Lounge yeme içme alanlarının işletmesini TRU Ağırlama Hizmetleri ve Perakende Grup üstlendi. Türk misafirperverliğini ve Türk mutfağının eşsiz lezzetlerini konuklarına sunmayı hedefleyen TRU, misafirlerine unutamayacakları bir deneyim yaşatmayı hedefliyor. İGA İstanbul Havalimanı’nın iç ve dış hatlar giden yolcu katında hizmet veren İGA Lounge’da sunulan menüde her damak zevkine uygun tatlar bulunuyor.

Shangri-La Bosphorus, Istanbul 10. yılını davet ile kutladı

Shangri-La Bosphorus, Istanbul 10. yılını davet ile kutladı

2013’te İstanbul’da kapılarını açan oteli Shangri-La Bosphorus, Istanbul 10. yıl dönümünü Shang Palace’da davetle kutladı.

Gecede, ustalığı ve yaratıcılığıyla dünya çapında tanınan Michelin yıldızlı şef Gordon Leung’un özel menüsü ile davetliler ağırlandı.

Shangri-La’nın İstanbul’daki 10.yılı kutlamaları kapsamında gerçekleşen gecede konuklar, şefin 6 aşamadan oluşan benzersiz tadım menüsü ile büyülü bir gastonomi yolculuğu yaşadı.

15 Ekim’e kadar İstanbul’da kalacak olan Chef Leung’un kendi hazırladığı tadım menüsü Kanton mutfağı tutkunlarına sunulmak üzere 6 Ekim-7 Kasım 2023 tarihleri arasında Shang Palace’ta yer alacak.

Shangri-La Bosphorus, Istanbul’un Kanton mutfağının İstanbul’daki önemli temsilcisi olan ödüllü restoranı Shang Palace’da gerçekleşen geceye, aralarında İngiltere Başkonsolosu Kenan Poleo, ABD Istanbul Başkonsolosu Julie A. Eadeh, Çin Istanbul Başkonsolos Vekili Wu Jian, Rusya Başkonsolos Yardımcısı ve Konsolosluk Basın Danışmanı Anton Skvortsov, Berrin Yoleri, Feryal Gürman gibi iş ve cemiyet dünyasından birçok isim katıldı.

Mert Vardar, “Türk turizminin gelişmesi için dev organizasyonlara ihtiyacımız var”

Mert Vardar, “Türk turizminin gelişmesi için dev organizasyonlara ihtiyacımız var”

 Türkiyenin acente ağı en yaygın ve güçlü büyüme performansı ile dikkat çeken firması Jolly, bu yıl ilk kez düzenlenen İstanbul Turizm Fuarı’na katıldı.

Fuarda sektöre dair değerlendirmelerde bulunan Jolly Yönetim Kurulu Başkanı Mete VardarGeçirmiş olduğumuz dijital dönüşümle yeni bir dönem başlatacağımıza inanıyoruz. Son dönem atakları ile 2023 sezonu başarıyla kapanacak, 2024 hedeflerimiz çok daha yüksek olacak.” ifadelerini kullandı. Vardar, İTFnın Türk turizminin gelişmesine ciddi bir katkı sağlayacağını da belirtti.

Turizm sektörü ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Mete Vardar, “Güney bölgelerinde tatil imkanı halen devam ediyor, otellerin doluluk oranları da oldukça iyi gidiyor. Beklediğimiz gibi son dönemde artan talepler ile yıllık hedeflerimizi yakalayacağımızı düşünüyoruz.  Yurt dışı turlar, Kıbrıs turları, bilet ve kongre turizmi olarak bilinen M.I.C.E. departmanlarımızda da hedeflediğimiz bütçenin üstüne çıkacağız” ifadelerini kullandı.

Teknoloji alanında uzun süredir yaptıkları yatırımların meyvesini 2023 yılında almaya başladıklarını belirten Mert Vardar, “yaptığımız teknik yatırımlarla artık farklı firmaların kendi platformlarında Jolly ürünlerini sorunsuzca sunabilmesini sağlıyoruz. Geçirmiş olduğumuz dijital dönüşüm ile öncelikle yurt içinde sonrasında da yurt dışında yeni bir dönem açacağımıza inanıyoruz. Biz sektördeki geleneksel yaklaşımları değiştirecek öncü bir rol üstlendik. Tüm gelişmeler ışığında 2024 yılı için hedeflerimizi yine yüksek tutacağız” dedi.

Bu yıl ilk kez düzenlenen ve turizm sektörünün yeni buluşma adresi olarak değerlendirilen İstanbul Turizm Fuarı’na katılımlarının önemine dikkat çeken Mert Vardar, ”Fuar, düzenlendiği tarih itibariyle yeni sezon imzalarının atılması için önemli bir fırsat sunuyor. Turizm sektörü için çok büyük bir kolaylık. İstanbul’un kalbinde uluslararası katılımcıların yoğun olduğu fuar, Türkiye’nin tanıtımı için de büyük önem taşıyor. Ekonomik büyümeyi arttırmada son derece önemli bir yeri olan Türk turizminin gelişmesi için dev organizasyonlara ihtiyacımız var. Dünya turizminin başkenti İstanbul’un da böyle görkemli ve prestijli bir organizasyona ihtiyacı vardı” dedi

Doğuş Çabakçor “DJ’LİĞİN ŞİMDİKİ TANIMI “SHOW BUSINESS” …

Doğuş Çabakçor “DJ’LİĞİN ŞİMDİKİ TANIMI “SHOW BUSINESS” …

Röportaj: Ahu Çağdaş

Milyonla liraların döndüğü “Eğlence Sektörü” aslında ekonomiye güç katan önemli destek kollarından biri… Bu sektörü sadece müzik dinlemek, eğlenmek olarak düşünmemek gerekiyor. Yeme içmeden, ev dışı tüketime, ulaşımdan, istihdama kadar lüks kategoride hizmet verilen bir alanda ciddi bir sermayenin dönmesi sağlanıyor… Bu sektöre öncülük edebilmek, bir marka olabilmek, etkileşim sağlayabilmek ise çok ciddi bir iş kafasına sahip olmayı gerektiriyor.  Eğlence sektörünün yöneticileri diye, konumlayabileceğimiz isimler örneğin bir DJ düşünün; her gün ayrı bir insan gurubunu, ayrı bir ortamı, ayrı bir kurumsal markanın eğlence dünyasını, her gün ayrı bir kitleyi yönetmenin sorumluluğunu üsteleniyor. Yüzlerce binlerce insanı gittiği yere sürükleyebiliyor.

Bir CEO’nun yöneticiliğini yaptığı kurumda her gün aynı kişileri yönetmek de bile yüzlerce güç durumla karşılaşılırken hizmet sektörü, eğlence sektöründe ismini markalaştırmak hiç kolay bir şey olmasa gerek. Üstelik oluşturduğunuz markanın; eğlence sektöründe çekim kuvvetti yaratması, etkileşim sağlaması, eğelenmeye gelen kitlenin kaliteli bir çizgide tutulması, o alanda kendini göstermek isteyen sponsor markaların beklentisinin başarı ile karşılanması derken çok çaba, dikkat ve disiplin gerektiriyor.  Pause dergide bu ay “eğlence sektörünün mühendisliğini yapıyoruz” diyen dünyaca ünlü Türk DJ Doğuş Çabakçor ile görüştük. Sektörü, sektörün ihtiyaçlarını, ön yargıları konuştuğumuz sevgili Doğuş ile merak ettiğiniz her şeyi konuştuk. Sizler için hazırladığımız keyifle okuyacağınız söyleşi ve fotoğraf çekimlerini; Galataport’un en değerli konumlamasında yer alan butik ve kişiselleştirilmiş lüksü odağına alan “The Maestro Hotel”in muhteşem ev sahipliğinde gerçekleştirdik. Değerli yöneticilerine ve çalışanlarına buradan da teşekkür ederiz.  

Doğuş Çabakçor, The Maestro Hotel

Müzik kariyerinizdeki en önemli dönüm noktası ne zaman oldu?

Coco Clementine partisi sanırım 2008 yıllarıydı… O parti sonrası bana Miami’den teklif geldi ve ben bir buçuk iki ay oraya çalmaya, kalmaya davet edildim. Hemen akabinde W İstanbul’da çalışmaya resident DJ olmaya başladım. Gelecek vaat eden yedi DJ den biri olarak seçilip ufak çapta bir dünya turuna çıktım. Yaklaşık on beş ülke dolaştım. Ardından 2012 Londra Olimpiyat oyunlarında David Guetta ile aynı sahnede çaldım. Bunlar çok kazanımlar.

 Müzik tarzınızı nasıl tanımlarsınız ve bunu oluştururken nelerden ilham aldınız?

DJ lik yaparken karşındaki kitleyi en şaşırtan ya da en çok eğlendiren şey; hiç beklenmedik tınılarla karşılaşmasıdır. Yıllardır gözlemlediğim hiç beklenmedik bir anda, beklemediğiniz bir müzik bir şarkı girdiğiniz zaman dinleyiciler daha çok heyecanlanıyor ve daha çok eğlenmeye başlıyorlar. Dolaysıyla ben biraz beklenmedik şeyleri yapmayı ve buna uygun bir tarz belirlemeyi seviyorum. Söyleyebileceğim net şu tarzda müzik çalarım diyemem. Yirmi sene oldu. Müzik dinlemeyi sevdiğim için farklı müzik tarzlarına hakimim… Ama bana şahsen sorsanız çalmaktan en çok keyif aldığım müzik Afro ve melodic house diyebilirim

Doğuş Çabakçor, The Maestro Hotel

Kariyeriniz boyunca çalıştığınız en büyük marka iş birlikleri neler oldu ve bu iş birliklerinin size kattıkları nelerdir? Herhangi bir markadan bana bir teklif geldiği zaman birincil önceliğim ticari olarak bakmıyorum ben o teklife… Çünkü bu markaların çok uzun süredir global ölçekli ve her kes tarafından bilinen markalar olduğu için bunların bana paradan daha öte katabileceği bazı şeyler var. Bana hangi fırsatları sunabilirler, benim hangi özelliğim o markanın hangi özelliği ile örtüşebilir bunlar benim açımdan çok önemli… Ve ilk başta aklıma gelen W Otelleri diyebilirim. Yurtdışında çok fazla partilerine davet edildim. Çok fazla kontaklar sağladım.  Sonra uzunca bir süredir iş birliğim devam eden bir başka büyük marka Adidas… Aslında çok fazla marka ile iş birliği yaptım ve çok da fazla keyif alıyorum markalarla is birliği yapmaktan. Bu yıl bitmeden çok başarılı birkaç marka ile yine iş birliklerim olacak. Sürprizleri bekleyelim…

DJ’lik kariyerinizde karşılaştığınız en büyük zorluklar neler oldu ve bu zorlukları nasıl aştınız?

Açıkçası bu soruyu duyunca aklıma ilk gelen zorluk Pandemi dönemi oldu. Pandemi de biliyorsunuz bütün müzisyenler, DJ’ler maalesef hepsi evlerinde oturmak zorunda kaldı. O dönem ben bir değişiklik yaptım. Halihazırda bir YouTube kitlesi ile interaktif olarak iletişimde olduğum için, o dönem eğlenerek evde çaldığım müzikleri insanlarla paylaştım ve bu şekilde dezavantajı, avantaja çevirmiş oldum. Süreci iyi yönettiğimi düşünüyorum. Etkileşimlerime ara vermedim.

Doğuş Çabakçor, The Maestro Hotel

Müzik endüstrisindeki teknolojik gelişmelerin Dj’lik kariyerinize etkisi nedir ve bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

DJ’lik ile teknoloji aslında çok ayrı kulvarda yürüyen iki ayrı başlık. Ben bu işe amatör olarak başladığım yirmi sene önce analog dönemden, dijital döneme yeni yeni geçiliyordu ve gerçekten bizim o zamanlarda kullandığımız ekipmanlarla şu an kullandıklarımız arasında inanılmaz bir fark var. Eskiden sadece duyarak yapılan bir meslekti ama günümüzde bakıyorum ki çoğu genç arkadaşım müziği dinleyerek mixlemekten ekrana bakarak yapıyor. Yani dinleyerek değil görerek mixliyorlar… Ben buna çok karşıyım. Çünkü Müziğin doğasında görerek ve hissederek çalabileceğiniz, DJ lik yapabileceğiniz bir olay. O yüzden ben teknolojiyi bu yönde geliştiği için herkesin DJ’lik yapabilmesi için bir kolaylık sağlaması olarak görüyorum. Ama bir yandan da gerçekten o DJ’lik hissini de büyük bir ölçüde törpülediğini düşünüyorum. 

Sosyal Medyanın müzik endüstrisine etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu platformları nasıl kullanıyorsunuz? Yani bütün dünya sosyal medya üzerinden dönüyor diyebilirim. Markaların reklam bütçeleri her geçen gün dijitale daha fazla yatırım yapıyor. DJ’lik artık bir Show business… Eskiden rock yıldızları nasıl Showlar yapıyorlarsa kıyafetleriyle, sahne performanslarıyla. Şu an bu dönem DJ’lik yapanlar için geçerli. Ve bunu yaptıkları zaman kitlelere ulaştırmanın en efektif yolu sosyal medya… O yüzden doğru kullanıldığı zaman sosyal medyanın gücü DJ’lik ve müzik endüstrisi için tartışılamaz en önemli etken diyebilirim.

Doğuş Çabakçor, The Maestro Hotel

İş dünyası ile olan ilişkinizi nasıl yönetiyorsunuz? Müzik kariyerinizle iş dünyası arasında nasıl denge sağlıyorsunuz?  Benim profesyonel mesleğim evet DJ lik… Yirmi seneyi geride bıraktım. Bu çok ciddi bir süre… Ama bir taraftan da bu kadar iş, bu kadar insan, bu kadar marka, bu birliktelikler ola ola bu güne vardık… Bir yandan da Doğuş Çabakçor’u bir marka olarak düşünün; bunun bir müzik tarafı olan, bir yandan anlaşmaları marka iş birlikleri olan, bir yandan sosyal medya projeleri olan, bir yandan öğrenci yurdu olan, tekstil markalarıyla ve bir yandan da diğer işlere yaptığım yatırımlarla kendimi çok yönlü bir insan olarak değerlendiriyorum. Müzik kariyerim beni yeni insanlarla tanıştırma konusunda çok yardımcı oluyor. Sosyal bir iş. Böylece çok güzel bağlantılarla, çok güzel insanlarla tanışıyorum. Bu sayede farklı sektörlerde farklı iş birlikleri yakalamaya çalışıyorum.

 Seyahat etmeyi sever misiniz?

Çok seviyorum. Hatta bu mesleği yapmamdaki en büyük etken bol bol seyahat etme isteğimdi diyebilirim. Seyahat etmek benim olmazsa olmazım.

Doğuş Çabakçor, The Maestro Hotel, Ahu Çağdaş

Hayata bakış açınız nasıl? Rahat bir insan mısınız, nasıl bir yapıya sahipsiniz?

Elimden geldiğince relax olmaya çalışıyorum ama yapamıyorum. Çok kontrolcüyüm. Her şeyi çok fazla ciddiye alıyorum. Mesleğimi, yaptığım işi… Saygısızlığa ve haksızlığa asla gelemiyorum… O yüzden biraz ciddi biraz da kontrolcü bir yapım, bakış açım var hayata karşı.

İdolüm dediğiniz biri var mı?

İdolüm olmadı hiçbir zaman… Bunu çok samimi söylüyorum. Ne bir kişiye hayranlığım ne de bir insanı kafamda devleştirmek gibi bir düşünce asla yapmadım. Hiç kimseyi içimde devleştirmedim.

Çocukluğunda hayalini kurduğunuz işi yaptığınızı söyleyebilir misiniz?

Evet.. Diyebilirim aslında çünkü; çocukluğumda ve ilk başlarda teknolojiye, bilgisayara fazlaca merakım olduğu için bilgisayar mühendisliği düşünüyordum ama sonuçta bizim yaptığımız iş de “Müzik Mühendisliği”…  Her gün her akşam, farklı insanların olduğu farklı bir kitle var. Yaratıcılığa çok fazla ihtiyacı olan bir alan…

Doğuş Çabakçor, The Maestro Hotel, Ahu Çağdaş

Sizce başarının sırrı nedir?

Bu konuda herkes farklı şeyler söylüyor ama ben biraz kendi kurallarımdan geri adım atmayı seven biri değilim. Neyi yapmaktan hoşlanıyorsam kendi mesleğimde ve onun doğru olduğunu düşünüyorsam sonuna kadar onun savunucusu oluyorum. Yaptığım iş bazılarının hoşuna gitmese de eğer yaptığım şeyin doğru olduğunu düşünüyorsam iş açısından; tabi ki burada bir bencillik söz konusu değil ama eminsem, düşüncemin arkasında istikrar ve disiplinle dururum kesinlikle. Hayal kurmak çok önemli. Her kesin belirli periyodlarda hayallerinin olması çok önemli. Örneğin benim 20 yaşındayken 25, 30 yaşındayken 35 için yani hep böyle benim beş yıllık hayallerim olurdu. Bunlardan bazen çok ileride kalıyorsunuz, bazen de gerisinde kalabiliyorsunuz. Önde giderken tabiki bir problem yok ama geride kaldığınızda bir hatırlayıp hızlanabiliyorsak bu insanı bayağı bir kamçılıyor. Benim için başarının sırrı hayallere tutunmak diyebilirim.

DJ’lik mesleğini değerli kılan size göre nedir? En çok neye dikkat edersiniz?

Popüler olmak için yapılabilecek bir iş değildir. Prensipli olmak gerekir. Mesleği değerli kılan şey; yan yana iş yaptığınız markalar, insanlardır… Düşünün Luxury bir mekân yapıyorsunuz içi boş kaldıktan sonra ne anlamı var? Ama bu mekâna gelen misafirlerinin çizgisi, kalitesi, feedback, sizi yani markanızı belli bir noktaya taşıyor. Bizim işimizde de her yaptığım güzel iş; emin olun bana beş yeni iş daha getiriyor. Her yaptığım kötü iş de; olabilir insanız hepimiz. Kötü günümde olabilirim, biri bana ters konuşmuştur. Ben de ona layıkı ile aynı cevap vermişimdir. Kötü feedback veriyor. Onlara çok dikkat ederim. Her iş böyle… Markaların beni tercih etme nedeni de bu… Bugün yine bir marka ile görüşmem oldu. Teklif geldi. Görüşmeyi yapan tepe isim biliyor ki; “ben Doğuş’la çalışırsam, markama uygun giyer, kurumsal paylaşımlara hassasiyet gösterir, markaya uygun paylaşımlar yapar. İnsanalar O’nu seviyor etkileşim olur.” diye planlı programlı kurumsal marka yönetimi… Eğlence sektörü gibi görünse de işin arka planında iş tarafı business tarafı çok fazla.

Doğuş Çabakçor, The Maestro Hotel, Ahu Çağdaş

DJ olmak çok kolay bir iş mi?

DJ olmak çok kolay ama işin arka tarafı çok farklı… İşletme tarafı mühim…

İşin arka tarafı derken?

İşletme, business tarafı… Benim bakış açım ne yaparsam yapayım en iyisini yapmak için çalışmak üzerine odaklıdır…  Meslek ön yargı ile yaklaşılan bir sektör…  TEDx Konuşmacısı

olarak davet edildiğimde, ön yargılar üzerine bir konuşma yapmam istenmişti.   DJ lere ön yargı her zaman vardır. Bizim iş öyle bir sektör ki; ön yargısız neredeyse bir günümüz geçmiyor.  Ama insanlar anlayınca yaptığımız işin çok ciddi bir iş olduğunu fark ediyorlar. İnanılmaz bir sektör dönüyor.

Örnek verebilir misiniz bu söylediklerinize? Fransız DJ David Guetta, çok yakın bir tarihte Türkiye’ye geliyordu. Hastalandığı için iptal oldu. Gelseydi 750 Bin Euro alıyor olacaktı. Şimdi DJ’lik mesleğine nasıl bu bir meslek değil denilebilir? İş değil denilebilir mi? Bu şekilde bir kazancı olan sektör nasıl bir meslek, ya da tercih edilen bir iş olmasın?  Yine iki üç gün önce DJ Arvin geldi. Davet ettiler beni de tanıştırmak için bir geceliğine 400 bin Euro teklif alarak geldi ülkemize…  Bu kadar ciddi dönen bir sektör… Globalde büyüyen bir iş, dünyada trend ve binlerce, milyonlarca genci de peşimizde sürükleyebildiğimiz bir etki alanı var. Bunun artık ön yargısının olmaması lazım.

Doğuş Çabakçor, The Maestro Hotel, Ahu Çağdaş

Ön yargıyı yıkmak için neler yaptınız?

2014 senesinde DJ eğitimi vermeye başladım. Çok büyük bir ilgi etkileşim ve popülarite olduğu için mesleği ciddi ciddi anlatmaya başladım. DJ’lik yapmak isteyen çok fazla genç var ama bunun için iş kafası olması gerekiyor. Her işte çürük elma olabilir. Bir insan sabah 9 akşam 5 çalışırken de kötü alışkanlıkları olabilir ya da ev de hiçbir şey yapmayıp evinde otururken de kötü alışkanlıklara sahip olabilir. Bunu sadece DJ’ler için düşünülmemesi gerektiği, DJ’liğin aslında ne olduğunu, nasıl bir disiplin gerektirdiğini gençlere anlatırken, bir yandan da bu işin teknoloji ile beraber tekniği çok gelişmeye, değişmeye başladığı noktasında farkındalık oluşturuyorum.

 DJ olmak için yetenekli olmak kafi mi?

Eskiden DJ olmak gerçekten yetenek gerektiren bir şeydi. Şimdi bu iş; yetenekten daha çok, müzik arşivi yapmak, müzik toplamak, teknoloji iyi kullanmakla örtüşür hale geldi.

Sizin bir de DJ’lik okulunuz akademiniz var? Bahseder misiniz?

Mesleğin hızlandığı zamanlardı. Çok soru alıyordum. Biz de bunu bir eğitim haline getirelim dedik. İlk başta çok profesyonelce düşünmedik. Özellikle gençlere destek veren biri olduğum için ve hiçbirimiz aynı yaşta kalmadığımız için yeni geleceklere hem biz bir şeyler katalım hem de onların enerjisinden biz yararlanalım düşüncesiyle 2014’te böyle bir eğitime başladık. Bayağı iyi oldu. Keyifli oldu. Aşırı yetenekli gençlerle tanıştım. Onların enerjisi bana enerji kattı. Sonra 2022 de bu oluşumun adını değiştirdik.

Doğuş Çabakçor, The Maestro Hotel, Ahu Çağdaş

Nasıl oldu? Neden değiştirdiniz?

YouTube’a ne zaman başladığımı hatırlamıyorum. 2018 ya da 2019’da soy ismim çok popüler oldu. Eskiden sadece müzik dinleyenler ya da gece hayatının içinde olan insanlar bilirdi. Sonra birdenbire YouTube videolarım çok çok izlenmeye başlayınca; yediden yetmişe herkes takip etmeye başladı. Dolayısıyla stüdyomuzun ismini “Çabakçor Akademi”ye çevirdik. Eğitimlere aynı şekilde devam ettik. Ve böylece hem profesyonel olarak bu işi yapmak isteyenler hem de amatör ruhla hobby olarak bu işte kendini ilerletmek isteyen herkese ben ve arkadaşlarım destek olmaya çalışıyoruz.

Enteresan hikayelerle karşılaştığınız oluyor mu?

Genç arkadaşım DJ’lik eğitimi almak istiyor. Hobby olarak DJ’lik yapmak istiyor. Ailesi de; ya çok büyük bir markanın, yerin sahibinin oğlu kızı… Ya da eğitimi çok iyi gittiği için büyük potansiyeller barındıran çocuklar… Orada aileler bir şeyi gözden kaçırıyor. Herkesin; bizim yaşlardakilerin, çocukların hatta bebeklerin, orta ya da ileri yaş grubunun deşarj olacağı bir şeye ihtiyacı var… Kimi spora gider, kimisi kedisi ile vakit geçirir, kimi çiçekleriyle uğraşırken deşarj olur. Herkeste bu durum farklıdır. Mesela ben müziğin sesini açıp dinleyerek ve bağıra bağıra sözlerini söyleyerek deşarj olurdum. Bütün çocukluğum böyle geçti. Bana gelen insanlarda da biraz onu hissediyorum aslında…  Müzik dinlemeyi çok seven ve neden bu çok sevdiğim şeyi bir hobby haline dönüştürmüyorum deyip gelenler var. Tabi bunu aileye izah etmek kolay olmuyor. Ön yargılar var. Benim çocuğum lisede okul eğitimi alıyor. Üniversite eğitimi alacak gibi… Orada biz biraz bunu anlatmaya çalışıyoruz.

Doğuş Çabakçor, The Maestro Hotel, Ahu Çağdaş

Ortam nasıl? Kaç öğrenci yetiştirdiniz?

Bizim orada arkadaşlık ve birbirine destek vermek çok fazla var. Çünkü; herkesin farklı özellikleri var.  Biz hep beraber imece usulü birbirimize destek olarak yeni DJ’ler yetiştiriyoruz. Şu ana kadar benden 260 civarı kişi çıktı benden…

Çoğunluk kız mı, erkek mi? Nasıl bir fark var aralarında?

Yüzdesel olarak veremeyeceğim ama erkekler daha ağırlıkta…

Sadece tarzları farklı. Kız öğrenciler geldiği zaman; iki üç arkadaş birlikte grupları ile geliyorlar. Erkekler ise gruplarıyla değil tek gelmek istiyorlar. Aradan sıyrılıp grupta farklı bir yönle sivrilmek istiyor erkekler.

Sizce erkekler neden böyle bir tutum içinde?

DJ’ lik havalı bir iş. Hem görünürlük, bilinirlik olarak hem de kabine geçtiğiniz zaman… İyi müzik çalabiliyorsan, popülariten varsa, herkesin gözü senin üzerinde oluyor. Erkekler bu popülariteyi kendileri yaşamak isterken diğer bir taraftan da kimse ile paylaşmak istemiyorlar. Kızların geliş sebebi biraz daha farklı. Onlar bu işi gerçekten sevdikleri için ya da hobi olarak ilerletmek istedikleri için geliyorlar.

Doğuş Çabakçor, The Maestro Hotel, Ahu Çağdaş

Öğrenmek için gelip çalanlar var mı?

Öğrenmek için gelen ama çok profesyonel olup, bizden çıkıp iki üç yerde çalan kız arkadaşlarımız da var. Erkeklerin sayısı kızlara göre çok daha fazla… Birçok mekânın resident DJ’i benim akademimden çıkma…  Benim yapmaya çalıştığım amaçladığım da bu… Hep şunu söylüyorum.  Ben bugüne kadar örnek 100 tane kapı açtım. Bir şeyler yarattım. Arkamdan gelen herkese de elimden geldiğince destek oluyorum ama bir yerde bu pil bitiyor. Eskiden kendimi hatırlıyorum. On yıl önce iki gece uykusuz kalırdım. Devam ederdim. Şimdi bir gece uykusuz kalıyorum ertesi gün insanın aklı karışıyor. Yani dedim mi demedim mi? Mesajı attım mı atmadım mı double check yapmak durumunda kalıyorum. O yüzden yeni gelenlere hep diyorum ki; biraz da siz kapı açın, siz bana yol gösterin. Çünkü jenerasyonlar arasında bir fark var. Benim mesela bir şarkım TikTok  da çok popüler oluyor. Benim tabi ki bundan haberim oluyor ama onların benden daha önce haberi oluyor. Ben onlardan bunu istiyorum.

 Maddi bir beklentiniz var mı?

Onlardan hiçbir maddi gelir kaynağım ya da bir çıkarım yok. Hatta çaldığım yerlerde ya da çalacağım yerlere ben onların çalması için destek olmak istiyorum. Bundan da dolayı hiçbir ticari ilişkim yok. Onlar çalsın, onlar mutlu olsunlar. İşlerini iyi yapsınlar çünkü DJ’lik mesleğini ayaklar altına aldırtmamaya çalışıyorum. Çünkü gerçekten; sadece bir gecelik içki için ya da sadece popüler olmak için bu işi yapmak isteyen bir kafa yapısı da var. Ama o zaman; bu işi gerçekten de profesyonelce para kazanıp, hayatını idame ettirmek için yapanlara saygısızlık oluyor. Yani “iki kişi çıkıp ben bedava çalarım. Benim yemeğimi verin, suyumu verin” dediği zaman, bu işte ayakta kalmak için yapacak ve bunu çok seven insanlara çok büyük saygısızlık oluyor.

Doğuş Çabakçor, The Maestro Hotel, Ahu Çağdaş

 Sendikanız var mı?

Sendikamız yok ama biraz aslında bu mesleği korumaya da çalışıyorum.

 Sizin burslu öğrencileriniz hatta bir yurdunuz var. Yoksul öğrencilerin rahat yer bulması konaklaması için. Biraz anlatır mısınız?

Babamın direk mülk sahibi olduğu bir bina vardı. Sürekli kiraya veriyordu. Ben de dedim ki burayı kiraya vermeyelim. Daha etkili bir şekilde kullanabiliriz. O sırada nereden nasıl oldu bilmiyorum ama yurtlar ile ilgili haberler oluyordu. Bunun daha güzelini, kalitelisini yapabiliriz diye düşündüm. Kardeşim de iç mimar. O da dedi ki; buranın mimarisini, çizimini ben yaparım. Yurt dışındaki örnekleri araştırdık ve dedik ki resmi bir yurt olacağı için ya kız ya erkek olması gerekiyor. Altı ay yapalım mı yapmayalım mı diye düşündük…

 Sizi ne düşündürdü?

Olay yapmak değil bir de işletme tarafı var. Çok fazla işletme kuralı var. Kızlar yurdunda erkekler çalışamıyor. Bütün işleri yapanların kadın olması gerekiyor. İki kişilik odalar yasak. Odalar 1,3,5,6, olabiliyor. KYK ya bağlı olmak çok ciddi sorumluluk getiriyor. Açılan yerlere depremde zarar görmüş insanların, ailesini kaybeden, evini kaybeden insanların yakınlarına, çocuklarına yasal kuralların izin verdiği ölçüde yardımcı olmaya çalıştık. Maalesef depremde evini ve ailesini yitirenler oldu. Onlardan yurtta kalanlara bütün eğitim hayatı boyunca misafirimiz olun dedik. 178 tane kız öğrencimiz var. Full kapasitede… Ben de elimden geldiğince destek oluyorum.

Ayşe Çebi “Yağmurda yarışmayı çok seviyorum”

Ayşe Çebi “Yağmurda yarışmayı çok seviyorum”

Otomobil sporları ile 2021 yılında tanışan 14 yaşındaki ilk ve tek milli kadın karting sporcusu Ayşe Çebi, otomobil sporları serüvenini, başarılarını ve hedeflerini paylaştı.

Ayşe Çebi

Ayşe merhaba. İlk olarak seni tanıyabilir miyiz?

2018 doğumluyum. Eğitim hayatıma Florida Orlando şehrinde Bright Horizon’da ana okulu ile başladım, daha sonra ilk, orta ve lise eğitimimi Kültür 2000 okullarında tamamladım. Öğrenim hayatıma, Uluslararası Bakalorya (IB) programı kapsamında 10. sınıftan devam edeceğim.

Ayşe Çebi

Otomobil sporlarıyla nasıl tanıştın?

Karting öncesinde okçuluk, yüzme, dans, tenis, futbol, kayak, snowboard, wakeboard gibi birçok spor ile ilgilendim. Karting öncesinde de iki yıl motokros yaptım. Bir yandan da sürekli karting yarışlarını takip ediyordum ve bir gün Tuzla pistinde ilk kez karting yaptım. İlk denememde karting bana motokrosa göre çok daha eğlenceli ve hızlı geldi. Pandemi sürecinde Tuzla ve Körfez pistlerinde özel eğitimler ile bu spora başlamış oldum. O dönemde okullar uzaktan eğitime geçtiği için antrenmanlara daha çok vakit ayırabildim ve bu da kısa sürede gelişmemi sağladı.

Ayşe Çebi

Karting çok fazla vaktini alıyor mu? Eğitim hayatına olumsuz bir etkisi oluyor mu?

Kartinge ilk başta, fiziksel ve mental gelişimime katkıda bulunması amacıyla hobi olarak başlamıştım. Ancak antrenman ve eğitimlerde her geçen gün daha da hızlanınca eğitmenim Bestanbey Yüzbaşıoğulları ailemi yarışlara katılarak başarılı olabileceğime ikna etti. Türkiye Şampiyonası’nı takip etme kararı aldıktan sonra da daha fazla zaman ayırmaya başladım. Bu durum bazen derslerimi aksatmama neden olsa da, bütün sınavlarda yüksek notlar aldım ve eğitim hayatım başarıyla devam etti.

Ayşe Çebi

Hobi olarak başlayan bu tutkun, nasıl profesyonel bir hal aldı?

Ailem ilk başta bu ilgime kayıtsız kalmadı, ama sadece hobi olarak yapmama izin vereceklerini söylemişti. Onlar da bendeki gelişimi yakından görünce 2021 sezonunda Türkiye Karting Şampiyonası’nı takip etmeye karar verdik. Bu arada, benden iki yaş büyük olan ağabeyim Mehmet Ali de benim ile birlikte yarışlara katıldı. Sezon boyunca her yarış daha da hızlanarak, sezonu Türkiye Karting Şampiyonası Junior klasmanında üçüncü ve junior kadınlar kategorisi birincisi olarak tamamladım. İlk sezonumda böyle iki önemli başarıyı elde etmiş olmam beni bu spora karşı daha da motive etti.

Ayşe Çebi

Türkiye Şampiyonası 4. yarışında kadınlar klasmanı haricinde, bütün erkek rakiplerini geride bırakıp kendi kategorini de birinci olarak bitirdin. Neler hissettin?

Başarmak için çok çalışmak, her seferinde yeni şeyler denemek ve limitleri zorlamak gerekiyor. Bundan önceki yarışlarda da junior genel klasmanında ikinci ve üçüncü olarak podyuma çıkmıştım. Uşak pistindeki sezonun 4. yarışında hem antrenmanlardaki hem de sıralama turlarındaki zamanlarım zaten çok hızlıydı ve bu sefer kazanacağımı hissetmiştim. Türkiye Karting Şampiyonası’nda yaklaşık 20 yıl sonra ilk kez bir kadın sporcu genel klasman birincisi oldu. Bunu başarmış olmak çok iyi hissettiriyor,

Ayşe Çebi

Yarışırken kaza yapmaktan korkmuyorsun?

Yarış sırasında zaman zaman çok yüksek hızlara ulaşıyoruz. O yüksek hızlarda da bazen rakiplerle tehlikeli temaslar olabiliyor. Go-Kart normal otomobil gibi ama, yere daha yakın olduğu için hızı çok daha fazla hissediyorsunuz. Saatte 130 kilometre hızlara çıktığım oldu. Kullandığımız ekipmanların hepsi bana özel. Koltuk benim vücut yapıma göre, direksiyonun ve pedalların uzaklığı boyuma göre. Ayrıca tulum, kask, eldiven ve göğüs koruma gibi özel ekipmanlar kullanıyoruz. Kaza da yaptım ama, koruma ekipmanlarımız sayesinde bir hasar almadan atlattım.

Ayşe Çebi

En keyif aldığın yarış hangisi oldu?

Bu sezon İtalya’da çok yarış yaptım ve hepsi farklı pistlerdeydi. En hoşuma giden yarış da La Concha pistteydi. Bu pistteki ilk yarışımdı ve yarış öncesi antrenman günleri hep yağmur altında geçti. Ben yağmurda yarışmayı çok seviyorum benim için çok iyi tecrübe oldu benim için o üç gün. Çok hızlıydım ve pisti de öğrenmiştim. Sonra yarış sabahı hava açtı ve bir anda pist kurudu. Kuruda yarışında çok garip gelse de en zevk aldığım pist ve yarıştı.

Ayşe Çebi

Kadınların bu spora ilgisi nasıl?

Türkiye, otomobil sporlarında dünya ortalamasının 5 katı kadın sporcuya sahip. Sadece karting değil, offroad, drift, ralli, pist, klasik otomobil gibi diğer bütün branşlarda da çok sayıda kadın sporcu var. Ayrıca görevli ve yönetici kadın sayısı da çok fazla bizim sporumuzda. Kadın sporcu sayısının artmasıyla birlikte, 2021 sezonundan itibaren Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu kadınlar için her branşta ayrı klasmanlar açtı. Hatta 2021 sezonunda 12-15 yaş arası sporcuların yer aldığı junior kategoride ilk kadınlar birinciliği kazanan da ben oldum. Bu spora başlamak isteyenler, Tuzla Karting Pisti’nde eğitim programlarına katılarak kendilerini deneyebilir, bu şekilde spora ilk adımı atabilirler.

Ayşe Çebi

Bu sezon Türkiye haricinde, yurt dışında da yarışmaya başladın. Bu sana neler kazandırdı, neler değişti?

Bu sezon Türkiye Karting Şampiyonası haricinde İtalya Karting Şampiyonası, IAME İtalya Serisi ve WSK serisi olmak üzere 3 ayrı şampiyonayı da takip ediyorum. Yurt dışında çok daha yüksek katılımlı, çok daha rekabetçi ortamlarda, farklı atmosferlerde yarışmak bana çok büyük tecrübe kazandırıyor. Hatta Türkiye Şampiyonası ile denk gelen yarışlar olduğu zaman tercihimizi Avrupa’dan yana kullanıyoruz. Önümüzdeki dönemde yurt dışı serilerine ağırlık vermeyi hedefliyoruz.

Ayşe Çebi

Spor kariyerindeki hedeflerin neler?

Kartingden sonra yine pist branşında otomobille yarışmayı istiyorum. Bugüne kadar Avrupa’da ralli ve kartingte yarışan Türk kadın sporcular olsa da, henüz pist branşında yarışan Türk kadın pilot olmadı. En büyük hedefim Avrupa pistlerinde yarışan ilk Türk kadın pilot olmak ve ülkemi temsil etmek.

TİYATROKARE AYŞE KULİN’İN ‘VEDA’SINI SAHNEYE TAŞIDI

TİYATROKARE AYŞE KULİN’İN ‘VEDA’SINI SAHNEYE TAŞIDI

Tiyatrokare, 32. sezonunda Nedim Saban’ın, Ayşe Kulin’in romanından uyarladığı ve sahneye koyduğu “Veda”yı sahneliyor. Oyunda, usta tiyatro sanatçısı Nevra Serezli, alışılmamış bir “Deli Saraylı” kompozisyonuyla öne çıkıyor. Otobiyografik roman, yazarın Osmanlı’nın son maliye nazırı olan dedesinin öyküsünü, Kurtuluş Savaşı yılları ve Cumhuriyet’in kuruluşunu sımsıcak bir konak ve aşk hikayesi olarak anlatıyor. Nedim Saban, Ayşe Kulin ve Nevra Serezli ile bir araya gelerek, “Veda”yı konuştuk.

NAZAN ORTAÇ

nazanortac@outlook.com.tr

Türk tiyatrosunun önde gelen isimlerinden biri olan Nedim Saban, “Veda”yla yine büyük ses getirmeye hazırlanıyor. Projenin temelinde Türk edebiyatının derinliklerinde saklı kalmış bir hikâye yatıyor ve bu hikâye, seyircilere unutulmaz bir deneyim sunuyor. Ayşe Kulin’in desteğiyle hayata geçen oyun, Cumhuriyet’in 100. yılını anlamlandırırken, karakterlerin içsel yolculuklarını ve dönemin zorluklarını işliyor. Saban, projenin arkasındaki düşünceleri ve oyunun seyircide bırakacağı etkiyi paylaştı.

Nedim Saban

Projenizin temelinde Ayşe Kulin’in dedesinin otobiyografik öyküsüne dayalı olarak oluşturulan bir oyun bulunuyor. Bu hikâyeden esinlenme sürecinizi anlatır mısınız?

Nedim Saban: Türk edebiyatının gizli bir hazine barındırdığına inanıyorum, ne yazık ki sinema ve tiyatroda bu kaynak yeterince önemsenmiyor. Biz Tiyatrokare’de, Zülfü Livaneli’nin “Leyla’nın Evi”nden bu yana, edebiyat uyarlamalarına ağırlık veriyoruz! Uzun süredir zaten Ayşe Kulin’in eserlerini düşünüyordum. Gerçek hayattan alınan bu öykü beni çok etkiledi. Çok tarafsız, insancıl bir bakış açısıyla yaklaşmış çağın değişimine. “Veda” biliyorsunuz bir seri romanın ilki! Devam öyküleri de var. Ancak, Ayşe Hanım provalarda romanın kahramanlarının yaşam öykülerini anlattı, fotoğraflarını gösterdi. Bu bizi çok etkiledi yorumda, daha derinlikli çalıştık!

Oyununuzun başlıca teması, Cumhuriyetin 100. yılı vesilesiyle bir çağın değişimini, acılarını ve umutlarını işliyor. Bu tema sizin için neden önemli ve nasıl bir etki yaratmayı hedefliyorsunuz?

Nedim Saban: Her çağ değişimi sancılıdır, yeniye her zaman iyi demek çok yüzeysel bir bakış açısı olur, yeninin eskinin üzerine kurulduğu bir çağcıl yorumla yaklaştım oyuna. Her kahraman kendince haklı, iyi ve kötü yok. Zaten böylesi, melodram olurdu, biz duygu yüklü bir iş yapıyoruz, tiyatro sanatı bu yüzden özel! Yorumda iyi ve kötü yüzeyselliğine düşmedim, bir de Cumhuriyetin ne denli zor kurulduğunu, esir düşmüş bir şehrin insanlarının umutları, umutsuzluğu, yaşama tutunma çabalarına bazen şiirsel, bazen dramatik, bazen neşeli, bazen buruk bir biçimde yaklaştım.

Eserinizdeki karakterler, değişen zamanın ve koşulların etkisi altında çatışan duyguları deneyimliyorlar. Bu karakterlerin içsel yolculuklarına ve gelişimlerine nasıl odaklandınız?

Nedim Saban: Bir yıl sürdü dramaturji, uyarlama ve prova süreci. Yedi versiyon çıktı ortaya. Sadece karakterler değil, piyanonun, gramofonun, daktilonun da derin bir öyküsü var! Ve tabii ki esir düşmüş İstanbul’un….

Tiyatrokare, VEDA

Oyununuzda aşk hikayeleri de önemli bir yer tutuyor. Bu aşk hikayeleri, karakterlerin ve toplumun dönemsel zorluklarla başa çıkma çabalarını nasıl yansıtıyor?

Nedim Saban: Ölüm ile doğum teması iç içe! Erkekler cephede, kadınlar doğumda ölür düşüncesi var ama dört farklı aşk hikayesi var. Bir tanesi, aşkına karşılık bulamamış bir aktivist kadını anlatıyor. Zeynep Sevi Yılmaz çok derin bir yerden yaklaştı role. İkinci aşk, oyunun ana direği olan Mehpare ve Kerim aşkı! Sosyal konumları nedeniyle yasak belki ama çok duyarlı. Üçüncüsü, Reşat Bey’in kendi karısıyla olan aşkı. Vatan meseleleri nedeniyle, vedaya kadar çıkmıyor ortaya ama Meral Asiltürk ve Aziz Sarvan finalde müthiş bir yere tırmandırıyorlar. Bir de genç kuşağın aşkı var, düğünle, neşeyle!

Ayşe Kulin’in bu projede destekleyici bir rolü olduğunu belirttiniz. Kulin’in katkıları ve desteği proje sürecinde nasıl bir fark yarattı?

Nedim Saban: Ayşe Hanım inanılmaz titiz. Her sözcüğün üzerinde konuştuk. Ancak, dramatik kurgu ve sahneleme konusunda bize özgürlük tanıdı, bu güven ilişkisi de daha çok sorumluluk yükledi sırtımıza! İlk oyunda o kadar heyecanlıydık ve oyunun yoğun tekniği konusunda bir aksama olabileceğinden yana öyle endişeliydik ki, düşünün yazara, “siz daha seyretmeyin” diyebildik! Oyunun başarısının ardından, ertesi sabah arayıp, “keşke gelseydiniz” dedik bu sefer! Bu kadar sıcak bir ilişki kurduk güvene dayalı. İkinci versiyonu bir sabah erken gönderdim, nasılsa bir iki günde okur düşüncesiyle. İki saat sonra telefon çaldı, Sarıkamış’ta kayak pistindeydim, hemen bir kafeye sığınıp, notları dinledim.

Eserinizdeki karakterlerden bazıları gerçek tarihsel figürlere dayanıyor. Bu tür tarihsel gerçeklerle kurgusal öğeleri dengelemek ve bir bütünlük sağlamak için nasıl bir yaklaşım benimsediniz?

Nedim Saban: Yüksek lisans tezim Halide Edib üzerineydi. Bu yüzden çok iyi biliyorum tarihi! Hatta mesela oyunda olmayan ama ziyaretçi olarak sözü edilen kadınların bile neler söylemiş olabileceklerini ön görüyorum! Ancak, en zoru, dönemin gestuslarını (bedensel hareket) yakalamak! Gülnihal şarkısını nasıl söylerler, masada nasıl otururlar? Bol bol film izledim, ama en çok da eski fotoğraflar üzerinden düşler kurdum.

Tiyatrokare, VEDA

Oyununuzun tasarım ve prodüksiyon ekibi ödüllü isimlerden oluşuyor. Bu ekiple birlikte çalışmanın size ve projeye katkısı nedir?

Nedim Saban: Eylül Gürcan’ın kırka yakın mükemmel kostümü var. Bir özel tiyatro için çok büyük bir prodüksiyon! Biraz önce söylediğim gibi, o kostümleri giyene kadar oyuncunun rolü giymesi gerekiyor. Bunu başardık. Ayşe Ayter’in ışığı da yardım etti çok, sanki bir tablodan canlanan karakterleri izliyorsunuz. Dekor da bu etkiyi güçlendirdi.

Projede kadınların önemli bir rol üstlendiğini belirttiniz. Bu yaklaşımı tercih etmenizin sebepleri neler?

Nedim Saban: Oyuncularımızın büyük bölümü kadın. Koreograf, dramaturg, yönetmen yardımcıları kadın! Cumhuriyetin 100. Yılının başarı öyküleri… Onların ince dokunuşlarıyla tarihi kaba çizgileriyle, sakallı, at üzerindeki erkeklerden başka bir biçimde anlattık!

Hem genç oyuncular hem de tiyatronun duayen isimleri de kadroda yer alıyor; bu konuda neler söylemek istersiniz?

Nedim Saban: Her prova bir öğrenme süreci oluyor böyle olunca. Ayrıca kuşaktan kuşağa harika bir aktarıma tanıklık ediyoruz.

Oyununuzun amacı İstanbul’a bir ağıt sunmak gibi görünüyor. İzleyicilere bu duygusal deneyimi yaşatmayı nasıl hedefliyorsunuz?

Nedim Saban: Son tiradı dinlemeye bekliyoruz sizi. Ahmet Reşat Bey’in İstanbul’a veda tiradını! Çok çok minik bir detay, benim de İstanbul sevdamı anlatabilir. “Leyla’nın Evi”nde, Zülfü Bey’i aradım, son işlenen cinayetin nedenini tam çözemediğimi söyledim. İstanbul’un lodosu dedi! Ben bunun ne demek olduğunu çok iyi bilirim, yüzlerce yıllık bir İstanbul ailesinden geldiğim için! Aynı lodos, veda tiradımızda da var.

Oyununuzun başarısı ve izleyiciye sağlayacağı etki hakkında nasıl bir vizyonunuz var?

Nedim Saban: Sıcak bir öykü, edebi, felsefi ama kitabi değil! İnsanın olduğu her yerdeki duyguları kapsıyor. Ben çok etkisindeyim! Bu etkinin seyirciye de geçeceğini düşünüyorum. 26 farklı şehirde oynanacak oyun, farklı yaşlara nasıl hitap edecek, nereden gönül çelecek, bakacağız.

Eserin devam romanlarının olduğunu konuşmuştuk. Oyunun devamı gelecek mi?

Bunu bir yerden duymuş olmalısınız (gülüyor)… Amerika’da staj yaptığım bir tiyatroda, bütün “Richard”lar vardı repertuarda! Farklı dönemleri, aynı günde matine ve suarede izliyordu seyirci. Bu eser için de bunu hayal ediyorum.

Ayşe Kulin

AYŞE KULİN

Provaları izlemedim, sürpriz olsun istedim

Türk edebiyatının usta yazarı Ayşe Kulin, “Veda” romanının sahne uyarlamasını ve tiyatroya dönüşümünü heyecanla bekliyor. Bu özel röportajda, Kulin sahne sanatlarına eserini nasıl devrettiğini ve oyunun seyirciye ileteceği güçlü mesajları paylaşıyor.

“Veda” romanınızın sahneye uyarlanması nasıl bir duygu? Oyunun seyirci karşısına çıkmasını nasıl bekliyorsunuz?

Ayşe Kulin: “Veda” romanımın sahneye uyarlanmasını seyredeceğim günü, heyecan içinde sabırsızlıkla bekliyorum. Eserimi benim yazmış olduğun şekliyle bulmayacağımın bilincindeyim. “Veda”, benim kucağında büyüdüğüm dedemle nenemin konağını anlatan bir kitap, evet benim ailemin öyküsü ama roman haline gelerek satışa sunulduğundan itibaren artık o belirli bir dönemin sosyal tarihi anlatan bir belge kimliği kazanmış durumda. Dolayısıyla ben “Veda”ya kendi ailemin öyküsü değil, Kurtuluş Savaşımızın ilk adımlarını da içeren bir sosyal tarih yazımı olarak bakıyorum.

Eseriniz tiyatroya uyarlandığında, eseri başkalarına devretmek ve yeni bir bakış açısının işin içine girmesini nasıl karşıladınız?

Ayşe Kulin: Herhangi bir eser tiyatroya, sinemaya veya diziye uygulanmak üzere bir ikinci şahıs veya kuruma devredildiğinde, o eseri yazanla ilişkisi kısıtlanmış oluyor. Kızını kocaya veren ana-babalar gibi elbette titizlikle izliyorsunuz eserinizin başına gelebilecekleri ama karışma hakkınız kalmıyor. Eser, artık bir başka görüşün, bakış açısının elinde şekillenecek. Kızınız kocaya gitti, yeni bir yuva kuruldu ve o evin kuralları sizinkinden değişik olacaktır haliyle. Biz yazarlar bu gerçeği kabullenemezsek, eserlerimizi asla kimselere devretmemeliyiz. Ben, çok güvendiğim oyuncu arkadaşım Nevra’nın ve genç dostum, tiyatro sevdalısı Nedim’in adını duyunca, bu riski göze aldım. “Veda” öyle bir dönemin romanı ki, bırakın İstanbul’un, Anadolu’muzun işgalini dahi bilmeyen gençliğe de bir sesleniş olur diye düşündüm.

Oyunun sahneye konuşuna karışmak konusundaki görüşünüz nedir? Dilin ve tarihsel ayrıntıların doğru aktarılması sizin için önemli mi?

Ayşe Kulin: Oyunun sahneye konuşuna karışmak bana düşmez. Bu, yönetmenin işi. Ben sadece oyunu ilk okuduğumda bazı sözcüklerin o zamanın ağızıyla söylenişlerine işaret etmiştim, örneğin uçağa tayyare, okula mektep denmesine dikkat edilmesi gibi. Bizden önceki kuşakların sözcüklerini kullanmasak bile, bilmemiz gerektiğine inananlardanım. Diller de insanlar gibi yaşar ve değişir ama unutulmamalıdır. Çünkü diller bizim kültür pınarımızdır.

Oyunun sesli okumalarına katıldınız mı? Provaları izlediniz mi?

Ayşe Kulin: Ben yaz başında bir kere olmak üzere sesli okumalara katıldım. Fakat o günden bugüne sanırım oyuncularda değişiklikler oldu. Şu aşamada provaları izlemek istemiyorum, oyun bana da sürpriz olsun. Seyircilere, düşman işgali altında bir şehrin öyküsünün mesajı olarak iletileceğinden eminim çünkü tiyatro yapanlar gerçek tarihlerinin değerini iyi bilecek kişilerdir, tarih hakkında uydurulmuş siyasi palavraları yutmazlar. Yoksa bunca emek isteyen bir dalı seçip, sanatçı olmazlardı.

“Veda”yı seyredecek olanlardan beklentiniz nedir? Oyunun seyirciye ileteceği mesaj hakkında neler düşünüyorsunuz?

Ayşe Kulin: “Veda”yı seyredecek olanlardan ricam, oyunu seyrederken “Veda” romanının ayrıntılarını unutmaları. Karşılarında bu romandan esinlenerek ve elbette kısaltılıp iki saate uygun hale getirilmiş bir oyun var, sadece oyunu değerlendirmelerini rica ediyorum. Oyuncuların isimlerinden çok başarılı olacaklarına ben şimdiden eminim.

Nevra Serezli

NEVRA SEREZLİ

“Deli Saraylı” karakteri kafamda hazırdı

Aziz Savran, Leyla Feray, Fatih Gülnar, Meral Asiltürk, Zeynep Sevi Yılmaz, Alişan Özkan, Gizemnur Topaloğlu ve Gizem Çayhanoğlu’dan oluşan oyuncu kadrosunda usta isim Nevra Serezli de “Deli Saraylı” rolünde… Usta oyuncuyla rolünü konuştuk…

“Veda” oyunundaki “Deli Saraylı” karakterini canlandırırken Ayşe Kulin’in romanından ilham almak nasıl bir deneyim oldu?

Nevra Serezli: Romanı okurken zaten “Deli Saraylı” karakterini çok beğenmiştim ve hayalimde bir gün dizi yapılırsa ya da tiyatro olursa oynarım, tam benim yaşıma uygun diye düşünmüştüm. Sonra böyle bir fikir doğunca, otomatik olarak rol benimdi zaten. Çok dikkatli okumuştum romanı, çok keyifli bir romandı, o yüzden piyes tekstini bile çalışmama gerek kalmadı, zaten kafamda hazır olmuştu rol.

Ayşe Kulin ile Robert Kolej’den okul arkadaşı olduğunuzu biliyoruz. Bu ilişkinin, “Veda” oyunundaki rolünüzü nasıl etkilediğini anlatır mısınız?

Nevra Serezli: Arkadaş olmamız rolü hiçbir şekilde etkilemez tabii. Ama bir empati kurmak, aramızdaki sevgi bağlarının olması, tabii ki pozitif bir yaklaşım oldu. Aslında Ayşe Kulin’in romanlarının hemen hemen hepsini okuduğum için kendisini de çok yakından tanıdığımı hissederdim. Şimdi de “Dürbünümde 40 Sene”yi özellikle tekrar okuyorum; onun hayat hikayesini. Daha çok canlanıyor karşımda Ayşe Kulin. Yaşadıklarını o kadar güzel romanına aksediyor ki; siz de onunla birlikte yaşıyorsunuz, aynı koridorlarda yürümüş olmak, aynı hocalardan ders almak çok ayrı bir duygu. Ama bu piyeste oynadığım rolü ya da canlandıracağım karakteri çok fazla etkilemez. Yazarla arkadaş olman, karı-koca olman, dost olman o rolü çok etkilemez (gülüyor).

VEDA

Türkiye turnesine çıkacak

Eylül ayında başlayan oyun, Türkiye’nin 26 farklı kentinde seyirciyle buluşacak.

11 Ekim Balıkesir Avlu Kültür Merkezi,

13 Ekim Aydın Şükran Güngör Merkezi,

14 Ekim Manisa Yunus Emre Kültür Merkezi,

15 Ekim İzmir Bostanlı Suat Taşer Tiyatrosu,

16 Ekim Denizli Merkez Efendi Kültür Merkezi,

17 Ekim Muğla Gazi M.Kemal Atatürk Kültür Merkezi,

19 Ekim Antalya Nazım hikmet Kültür Merkezi,

20 Ekim Antalya Türkan Şoray Merkezi,

21 Ekim Bursa BAOB Sahne,

30 Ekim Artvin Nihat Gökyiğit Kültür Merkezi,

31 Ekim Trabzon KTÜ Kültür Merkezi,

1 Kasım Ordu Devlet Tiyatrosu,

2 Kasım Samsun Bel Sanat Merkezi,

3 Kasım Sinop Kültür Merkezi,

16 Kasım Ankara MEB Şura Salonu,

17 Kasım Ankara MEB Şura Salonu,

20 Kasım Eskişehir Belediyesi Kültür ve Sanat Sarayında turnede olacak.

Ayrıca İstanbul oyunları;

5 Ekim Caddebostan,

8 Ekim Trump Kültür,

5 Kasım Kozyatağı Kültür Merkezi,

25 Kasım TİM Gösteri Merkezi Maslak’ta olacak.

“10 soruda” Kemal Üşenmez

“10 soruda” Kemal Üşenmez

Pause Dergi ile “10 Soru da”nın konuğu eğlence hayatına yön veren Small Akaretler ve Aias Yalıkavak’ın başarılı işletmeci Kemal Üşenmez oldu.

1- İşletmede olmazsa olmaz kural nedir?

Başarılı bir işletmenin temel ilkesi, müşteri memnuniyetine odaklanmaktır. İşletmenin başarısı, müşteri memnuniyeti, çalışanların işbirliği ve hatasız hizmet sunumu gibi bir dizi faktörün bir araya gelmesiyle sağlanır. Memnuniyet prensibini destekleyen kuralların uygulanması, işletme başarısının belirleyici unsurudur. Bu kurallar, hatalardan kaçınmayı, çalışanların işbirliğini geliştirmeyi, müşteri memnuniyetini artırmayı ve daha fazlasını içerir. Kuralsız bir işletme genellikle karmaşıklığa, müşteri kaybına, düşük kaliteli hizmete, yüksek personel değişim oranına ve etkili problem çözme sistemlerinin eksikliğine yol açar.

2- İyi işletmeciyi tarif eder misin?

İyi bir işletmeci, yeniliklere açık bir kişiliktir. İşletme yönetiminde liderlik yapabilen, ekip içinde uyumu sağlayabilen ve çalışanlarına rehberlik edebilen bir kişidir. İyi bir işletmeci, işletmenin vizyonunu belirler ve bu vizyonu ekibiyle paylaşır. Ayrıca eğitici bir rol üstlenir ve her zaman büyük resmi görmek yeteneğine sahiptir. İyi bir işletmeci, işletmenin başarısını artırmak için sürekli olarak kendisini geliştirme konusunda çaba gösterir.

3- Eğlence veya yemek sektöründe şimdiki trendi nedir?

Eğlence sektöründe, son zamanlarda imza kokteyl sunan mekanlar oldukça popüler hale geldi. Canlı müzik etkinlikleri de yükselişte ve bu trendin bir süre daha devam etmesi öngörülüyor. Özellikle Z kuşağı, elektronik müzik etkinliklerine büyük ilgi gösteriyor.

Gastronomi alanında ise gurme İtalyan lezzetleri öne çıkıyor. Ayrıca şefler tarafından hazırlanan özel pizzaların ve vegan yemeklerin talebi artıyor. Sürdürülebilirlik ve sıfır atık konseptleri de yavaş yavaş önem kazanmaya başlıyor.

“10 soruda” Kemal Üşenmez

4- En iyi yemek en iyi eğlence hangi ülkede?

Bu soruya tek bir cevap vermek zor, ancak İstanbul gibi farklı kültürlerin buluştuğu bir şehirde hem en iyi yemekleri hem de en iyi eğlenceyi bulabilirsiniz. İstanbul, renkli ve çeşitli bir gastronomi ve eğlence sahnesine sahiptir, hem yerel hem de uluslararası misafirler için cazip bir destinasyondur.

5- En popüler mutfak

Son yıllarda, dünya genelinde büyük bir popülerlik kazanan iki harika mutfak türü var: Yunan mutfağı ve İtalyan mutfağı. Yunan mutfağı, kendine özgü tatları ve sağlıklı malzemeleriyle gerçekten göz kamaştırıyor. Özellikle taze ve doğal malzemelerle hazırlanan yemekleriyle tanınır. İtalyan mutfağı ise geleneksel lezzetleri ve elbette çeşitli pizza ve makarna çeşitleriyle ünlüdür. Bu iki mutfağın benzersizliği ve lezzetleri, dünya genelinde birçok insanın kalbini kazanmış durumda.

6- En popüler içki

Kokteyl, son birkaç yıldır büyük rağbet gören bir içki türüdür. Yaratıcı kokteyl karışımları ve farklı sunumları, birçok işletmenin menüsünde yer almaktadır. Kokteyller, lezzet ve sunum açısından geniş bir çeşitlilik sunar ve uzun bir süre daha popüler olmaya devam edeceğe benziyor.

“10 soruda” Kemal Üşenmez

7- Trendleri kim belirliyor?

Yeme içme sektöründeki trendler, genellikle sosyal medya etkisiyle şekillenir. Restoranlar ve işletmeler, özellikle Instagram gibi platformlarda yaratıcı sunumlar ve lezzetli yemeklerle dikkat çekerek bu trendlere öncülük ederler. Aynı zamanda şeflerin yeni tarifler ve pişirme teknikleri geliştirmesi de sektörel trendlerin belirlenmesine katkı sağlar.

8- Hayalindeki mekandan bahseder misin?

Hayalimdeki mekan, sıradanın ötesinde bir deneyim sunmayı hedefleyen özel bir işletme olacaktır. Bu mekan, her misafiri benzersiz hissettirecek kişiselleştirilmiş hizmetler sunacak ve unutulmaz anlar yaratmayı amaçlayacaktır.

Misafirlerin ilgi alanlarına ve tercihlerine duyarlı bir şekilde tasarlanacak. Her müşteri için özel olarak hazırlanan menüler, damak tadına uygun seçenekler sunacak ve lezzet yolculuğunu kişiselleştirecek. Ayrıca, özel günler ve kutlamalar için tasarlanmış etkinlikler ve tema geceleri düzenleyerek misafirlerine benzersiz bir deneyim sunmayı amaçlamalı.

Hayal ettiğim mekan, sadece bir yemek ya da eğlence mekanı olmanın ötesine geçmek; her misafiri özel hissettiren, duyularına hitap eden ve anılarına değer katan bir yer olmaktır. İster romantik bir akşam yemeği isteyin, ister arkadaşlarınızla eğlenceli bir gece geçirmek isteyin, her zevke ve talebe uygun deneyimler sunmalı.

Hayalim, her müşteriye unutulmaz bir deneyim yaşatmak ve sadece bir işletme değil, aynı zamanda anılarla dolu bir mekan olmak.

“10 soruda” Kemal Üşenmez

9- Müşteriyi bir görüşte analiz edebilir misin?

Yılların deneyimine sahip bir işletmeci olarak, misafirlerin ilk iletişim anları genellikle onların işletme deneyimleri hakkında önemli bilgiler sunar. Bu ilk karşılaşma, işletme ile misafir arasındaki ilk temas noktasıdır ve birçok açıdan işletme deneyimini öngörmeye yardımcı olabilir.

Misafirlerin ilk tutumları, işletmeye geliş amaçları ve genel davranışları, işletme deneyimleri hakkında ipuçları sunar. Örneğin, misafirlerin girişteki tepkileri ve yüz ifadeleri, ne tür bir deneyim beklediklerini gösterir. Eğer misafirler gülümseyerek ve heyecanlı bir şekilde karşılanıyorlarsa, genellikle olumlu bir deneyim yaşamayı bekliyorlardır.

Ayrıca, misafirlerin ilk talepleri ve istekleri de önemlidir. Örneğin, bir restorana gelen bir müşteri, özel bir yemek isteğinde bulunuyorsa, bu işletmenin özelleştirilmiş hizmetlere olan yeteneğini ve esnekliğini gösterir. İşletme, bu tür taleplere nasıl cevap verdiğini göstererek misafir memnuniyetini artırabilir.

Misafirlerin davranışları da önemli bir göstergedir. Örneğin, rahat ve keyifli bir şekilde oturup sohbet ediyorlarsa, işletme genellikle rahatlatıcı bir atmosfer sunuyor demektir. Ancak, misafirler rahatsız veya gergin görünüyorsa, bu işletme tarafından hızlı ve etkili bir şekilde sorunların çözülmesi gerektiğini gösterir.

Sonuç olarak, misafirlerin ilk iletişimleri, işletmecilere müşteri deneyimini iyileştirme ve kişiselleştirme fırsatı sunar. İyi bir işletmeci, bu ilk sinyalleri dikkatle takip eder ve misafirlerin beklentilerini karşılamak için çaba sarf eder.

10- Kariyerinden bahseder misin?

Sektöre ilk adımımı 2005-2006 yıllarında attım ve o günden beri yeme içme sektöründe önemli deneyimler edindim. Bu süreç boyunca birçok önde gelen işletmede çalışma fırsatım oldu ve uluslararası markalarla işbirlikleri yapma şansı yakaladım. Bu deneyimler sayesinde sektördeki gelişmeleri ve müşteri beklentilerini daha iyi anlama fırsatım oldu.

Her zaman öğrenmeye ve kendimi geliştirmeye büyük bir önem verdim. Sektörün hızla değişen dinamikleri ve müşteri talepleri, sürekli olarak yeni beceriler kazanmayı ve mevcut bilgileri güncellemeyi gerektiriyor. Bu nedenle kariyerim boyunca eğitimlere ve seminerlere katılmaya devam ettim.

Son birkaç yıldır ise iletişim ve sosyal medya alanında uzmanlaşmış bir ajans kurarak bu alandaki bilgi birikimimi başka bir sektörde de değerlendirme fırsatı buldum. İletişim ve dijital pazarlama, günümüz iş dünyasında çok önemli bir rol oynuyor ve bu alandaki deneyimlerim işletmelerin çevrimiçi varlıklarını güçlendirmelerine yardımcı oluyor.

Ayrıca sektörel danışmanlık faaliyetlerime de devam ediyorum. Bu, sektördeki yenilikleri takip etme, işletmelere stratejik tavsiyelerde bulunma ve yeni girişimcilere rehberlik etme fırsatı sunuyor. Sektörel danışmanlık kariyerimde önemli bir yer tutuyor ve sektöre katkıda bulunma amacımı sürdürmeme yardımcı oluyor.

Dedeman şimdide Kazakistan’da

Dedeman şimdide Kazakistan’da

Türkiye’nin en büyük yerli ve milli otel zinciri Dedeman Hotels & Resorts International, yurt dışı otel yatırımlarına devam ediyor.

Markanın Kazakistan’daki ikinci oteli olacak Park Dedeman Almaty; modern tasarım çizgileriyle dizayn edilmiş 110 odası, bölgenin botanik ruhunu yansıtan garden restoranı ve roofu, geniş toplantı odaları ve spor salonunun yanı sıra, spa’sı, fitness salonu ve kapalı havuzu ile şehri ziyaret eden misafirlerine hizmet verecek.

28 Eylül 2023 tarihinde Dedeman İstanbul’da gerçekleştirilen imza töreninde, Dedeman Turizm Yönetimi, Do-Kar Turizm ve Rams Global arasında gerçekleştirilen iş ortaklığı ile 2023’te açılması planlanan Park Dedeman Almaty için management sözleşmesi imzalandı.

Dedeman Yönetim Kurulu Başkanı Banu Dedeman ile Dedeman Grubu üst düzey yöneticilerinin ev sahipliği yaptığı törene; RAMS Global ailesinden Devran Bülbül ve turizm yatırım temsilcisi Cem Ciritci, DO-KAR Turizm şirketinden Yönetim Kurulu üyeleri Ali Karınca ve Bülent Mutlu Doğru, Dedeman markasına uzun yıllar emek veren turizmci Ergün Demiray ve Türkiye Otelciler Birliği Başkanı Müberra Eresin başta olmak üzere birçok davetli katıldı.

“Dedeman markasını Türki Cumhuriyetler’de otel açarak büyütmek istiyoruz”

Yaptığı konuşmada, son iki yılda Dedeman markası olarak bir maraton koştuklarını belirten Dedeman Yönetim Kurulu Başkanı Banu Dedeman; “Attığımız her bir imza, açılışını gerçekleştirdiğimiz her bir otel bizi yeni duraklara taşırken, bölge istihdamına katkı sağlama olanağı da buluyoruz. 1966’da kurulmuş bir marka olarak her zaman yerli ve milli olmakla övünüyor, bunun yanında yurt dışındaki Moldovya, Taşkent, Bulgaristan, Suriye ve Moskova’daki tecrübelerimizle gurur duyuyoruz. Bu nedenle Dedeman markasına Türki Cumhuriyetler’de otel açmanın yakışacağını düşünüyorum. Türkiye’nin 81 ilinde Dedeman bayrağını dalgalandırma hedefimizle birlikte yurt dışında daha da büyümek istiyoruz. CIS ülkeleri, Orta Doğu ve Avrupa’da yatırımcı görüşmelerimiz devam etmekte. Bakü ve Çimkent’te yeni projelerimiz yolda” dedi.

Vakko, EHL Group ile iş birliğine gidiyor

Vakko, EHL Group ile iş birliğine gidiyor

Vakko, eğitim alanında Vakko ESMOD Moda Akademisi ile başlattığı öncü girişimlere bir yenisini ekleyerek EHL Group ile iş birliği anlaşması imzaladı.

Hospitality and Service adını taşıyacak okul, ağırlama alanında mesleki eğitim ve öğretim için mükemmellik standartlarını belirleyecek. Dünyanın en iyi otelcilik okulunun 130 yıllık deneyimi ile Vakko kültürünü ve servis kalitesini buluşturan iş birliği, gelecek nesillere ağırlama ve hizmet endüstrisindeki kariyerlerini inşa edebilecekleri heyecan verici bir fırsat sunacak.

Vakko School of Hospitality and Service adını taşıyacak İstanbul’daki okulda eğitimler, Ocak 2024’te başlayacak.

Okulun imza töreni önceki gün Vakko Hotel & Residence’ta gerçekleştirildi. Vakko Yönetim Kurulu Cem Hakko ve EHL Genel Müdürü Andre Mack, okul yöneticileri ve sektör temsilcilerinin katıldığı törende okulla ilgili ayrıntılar da paylaşıldı.