Yazılar

Dünyanın en eski şehirleri

Elektrik, internet, modern tıp ya da matbaa olmadan binlerce yıl önce gelişen antik medeniyetler; sanat, mimari, din ve ritüellerle dolu yaşamlarıyla bugün hâlâ hayranlık uyandırıyor. Arkeologların ve tarihçilerin çalışmaları sayesinde o dönemin günlük hayatını hayal edebiliyoruz. İşte dünyanın en eski şehirlerinden bazıları ve bıraktıkları izler:

Semerkant, Özbekistan Maracanda adıyla bilinen Semerkant, MÖ 329’da Büyük İskender tarafından fethedildi. Cengiz Han ve Timur’un da ilgisini çeken şehir, İpek Yolu’nun en önemli merkezlerinden biri oldu. Afrasiyab bölgesindeki kalıntılar ve ünlü freskler, şehrin tarihini gözler önüne seriyor. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Semerkant, Registan Camii’nin masmavi mozaikleriyle büyüleyici bir görünüme sahip.

Plovdiv, Bulgaristan

Plovdiv, Bulgaristan Avrupa’nın en eski sürekli yerleşimlerinden biri olan Plovdiv (Filibe), MÖ 6. binyıldan beri yaşamın sürdüğü bir şehir. Roma döneminden kalan amfitiyatro hâlâ kullanılıyor. Yakındaki Asen Kalesi ve 12. yüzyıldan kalma kilise, şehrin tarihî dokusunu tamamlıyor.

Varanasi, Hindistan

Varanasi, Hindistan Ganj Nehri kıyısındaki Varanasi, Hindistan’ın manevi başkenti. En az 3.000 yıldır varlığını sürdüren şehir, Hindu ve Budist hacılar için kutsal bir merkez. Gün doğumunda ve batımında Ganj’da yapılan ritüeller, şehre uhrevi bir atmosfer katıyor.

Tanca, Fas

Tanca, Fas Fenikeliler tarafından MÖ 8. yüzyılda kurulan Tanca, Kartacalılar ve Romalıların da ilgisini çekti. Roma nekropolündeki kayaya oyulmuş mezarlar, şehrin antik geçmişini koruyor. Bugün Fas’ın önemli liman kentlerinden biri.

Atina, Yunanistan

Atina, Yunanistan Demokrasinin doğduğu şehir olan Atina, Platon ve Aristoteles’e ev sahipliği yaptı. Partenon ve Akropol gibi yapılar, şehrin UNESCO mirası arasında. Pire Limanı sayesinde ticarette güçlü bir merkez oldu.

Halep, Suriye

Halep, Suriye 8.000 yıllık geçmişiyle dünyanın en eski şehirlerinden biri. Halep Kalesi ve Ulu Cami gibi yapılar, şehri UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne taşıdı. İç savaşla zarar görse de yeniden inşa çalışmaları umut veriyor.

Biblos, Lübnan

Biblos, Lübnan MÖ 5000’e dayanan Biblos, kesintisiz yerleşim geçmişiyle dikkat çekiyor. Papirüs ticaretiyle ünlenen şehir, günümüz alfabesinin kökenine ev sahipliği yaptı. Antik evler, Tunç Çağı tapınakları ve Bizans kiliseleriyle UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor.

Cuzco, Peru

Cuzco, Peru And Dağları’nın 3.300 metre yüksekliğinde yer alan Cuzco, dünyanın en yüksek rakımlı büyük şehirlerinden biri. Yaklaşık 3.000 yıl önce Chanapata halkı tarafından iskan edilen şehir, MS 1200’den itibaren gelişerek İnka İmparatorluğu’nun kalbi oldu. Altın kaplamalı Coricancha Tapınağı ve Sacsayhuaman Kalesi, bugün hâlâ ziyaretçileri büyülüyor. Üstelik Machu Picchu’ya sadece 67 kilometre uzaklıkta.

Ankara, Türkiye

Ankara, Türkiye Türkiye’nin başkenti Ankara, kökenini MÖ 2. binyılda Hititler dönemine borçlu. Büyük İskender ve Roma İmparatorluğu’nun izlerini taşıyan şehir, Bizans döneminde de önemli bir merkezdi. Günümüzde gökdelenlerin gölgesinde yükselen Ankara Kalesi, Friglerden Romalılara uzanan tarihî bir yolculuk sunuyor. Kale surları ve otantik mahalleleriyle ziyaretçilerine geçmişin izlerini yaşatıyor.

Multan, Pakistan

Multan, Pakistan Çenab Nehri kıyısındaki Multan, 5.000 yıllık geçmişiyle Harappan döneminden bu yana bir medeniyet merkezi. Hindu kültürünün izlerini taşıyan Prahladpuri Tapınağı ve Büyük İskender’in MÖ 325’teki kuşatmasına ait surlar, şehrin tarihî önemini ortaya koyuyor. Multan, Pakistan’ın en büyük şehirlerinden biri olarak geçmişle bugünü buluşturuyor.

Yanshi, Çin Yanshi, Çin Henan eyaletindeki Yanshi, Erlitou arkeolojik alanıyla Çin’in en eski şehirlerinden biri olduğunu kanıtlıyor. 3.500 yıl öncesine dayanan ızgara düzenli yollar, modern şehir planlamasının ilk örneklerinden. Tarihçiler, Yanshi’nin Xia Hanedanlığı’nın başkenti olduğuna inanıyor. Zhengzhou’ya yakınlığı sayesinde bölge, tarih meraklıları için cazip bir durak.

Eriha, Batı Şeria

Eriha, Batı Şeria MÖ 9000’e uzanan kalıntılarıyla Eriha, dünyanın en eski yerleşimlerinden biri. 11.000 yıllık geçmişiyle Orta Doğu’nun kadim şehirlerinden olan Eriha, doğal kaynak suları sayesinde binlerce yıldır medeniyetleri cezbetti. Deniz seviyesinden 260 metre aşağıda olmasıyla dünyanın en alçak antik kenti. Ayartma Dağı ve Aziz George Manastırı gibi kutsal mekânlarıyla tarih ve inanç yolculuğu sunuyor.

Bu şehirler, insanlık tarihinin en eski izlerini taşıyor ve geçmişle bugün arasında köprü kuruyor.

#Cuzco #Ankara #Multan #Yanshi #Eriha #AntikŞehirler #TarihYolculuğu #GeziYazısı #UNESCO #KültürelMiras #DünyanınEnEskiŞehirleri #DünyanınEnEskiŞehirleri #Semerkant #Plovdiv #Varanasi #Tanca #Atina #Halep #Biblos #UNESCO #Tarih #AntikMedeniyetler #GeziYazısı #KültürelMiras #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Havalimanında Elleriniz Neden Siliniyor?

Havalimanı güvenlik kontrollerinde bagajların X-ray’den geçmesi, elektroniklerin çıkarılması veya kemerin çözülmesi gibi kuralların çoğu artık hepimiz için rutin. Ancak bazı uygulamalar hâlâ merak uyandırıyor. Bunlardan biri de güvenlik görevlilerinin zaman zaman yolcuların ellerini bir bez veya çubukla silmesi. Aslında bu işlem oldukça kritik bir amaca hizmet ediyor: Patlayıcı izlerini tespit etmek.

Patlayıcı İz Tespiti Nasıl Çalışıyor?

Ellerden alınan sürüntüler, Patlayıcı İz Tespiti (ETD) adı verilen gelişmiş bir güvenlik taramasının parçası. Bu sistem, 2009’daki başarısız bir saldırı girişiminin ardından yaygınlaşmaya başladı. Amaç, parmak izlerinin arasında kalabilecek mikroskobik patlayıcı kalıntılarını tespit etmek.

Görevli, küçük bir çubukla ellerinizden örnek alıyor ve bu çubuk birkaç saniyede kimyasal analiz yapan bir cihaza yerleştiriliyor. Cihaz, örneği patlayıcı maddelerle ilgili bir kimyasal veri tabanıyla karşılaştırıyor. En ufak bir şüpheli iz bile daha detaylı bir inceleme yapılması gerektiği anlamına geliyor.

Bu test yalnızca ellere uygulanmıyor; çanta sapları, ayakkabılar, dizüstü bilgisayarlar ve tekerlekli sandalyeler gibi sık temas edilen yüzeyler de taranabiliyor.

Yanlış Pozitif Sonuçlar Olabilir

Sistem oldukça gelişmiş olsa da kusursuz değil. Bazı patlayıcı maddelerde bulunan kimyasallar, günlük hayatta kullandığımız ürünlerde de yer alabiliyor. Örneğin:

Sabun ve kozmetik ürünlerdeki gliserin

Dezenfektanlardaki nitrat türevleri

Bahçe gübrelerinde bulunan bileşenler

Bu nedenle, bahçeyle uğraşan biri ya da yoğun kozmetik kullanan bir yolcu yanlış pozitif sonuç verebilir. Böyle bir durumda paniğe gerek yok; görevli yalnızca ek bir arama yapar ve ardından yolunuza devam edersiniz.

Bu Testi Reddetmek Mümkün mü?

Kısaca: Hayır. Güvenlik görevlisi el sürüntüsü testi talep ettiğinde buna uymak zorunlu. Reddetmeniz durumunda daha kapsamlı bir aramaya tabi tutulabilir veya uçuşunuza alınmayabilirsiniz.

Uzmanlara göre ETD testi, yolcu mahremiyetini ihlal etmeyen, güvenliği artıran bir yöntem. Ayrıca alınan örnekler yalnızca birkaç saniyede analiz ediliyor ve işlem tamamlandıktan sonra imha ediliyor.

#HavalimanıGüvenliği #ETD #PatlayıcıİzTespiti #SeyahatGüvenliği #UçakYolculuğu #Havacılık #GüvenlikKontrolü #SeyahatRehberi #AirportSecurity #TravelTips #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Bu etkenler böbrek yetmezliğine neden olabilir!

Böbrek hastalıkları dünya genelinde giderek büyüyen ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Güncel verilere göre, dünya genelinde yaklaşık 850 milyon kişi böbrek hastalığıyla mücadele ediyor. Uzmanlar, bu artışın hatalı alışkanlıklar ve çevresel etkenler sebebiyle önümüzdeki yıllarda daha da hızlanacağı uyarısında bulunuyor. Türkiye’de de tablo endişe verici boyutlara ulaşmış durumda. Ülkemizde yaklaşık 7,5 milyon kişi kronik böbrek hastası;  bu rakam, her 6-7 erişkinden 1’inde görüldüğü anlamına geliyor. Genellikle belirti vermeden sinsice ilerlemesi nedeniyle çoğu zaman geç tanı konulan kronik böbrek hastalığı geri dönüşü olmayan sorunlara yol açabiliyor; böbrek yetmezliğiyle sonuçlanabiliyor!  Bu özelliğiyle, dünyada ölüme neden olan hastalıklar arasında her geçen yıl üst sıralara yükseliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, bu nedenle böbrek sağlığında düzenli hekim kontrollerinin ve koruyucu önlemlerin yaşamsal önem taşıdığına dikkat  çekerek,  “Sağlıklı beslenmek, yeterli sıvı almak, tuz tüketimini azaltmak, ilaç ve takviye ürünlerini doktor kontrolünde kullanmak, tansiyon ve kan şekeri için hekim takibinde olmak, böbreklerimizin uzun yıllar sağlıklı çalışmasını sağlayabilmektedir. Ayrıca,  erken teşhis için yılda bir kez rutin ultrason taraması yapılması da son derece önemlidir” diyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, böbreklerimizde hasar oluşturan etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar

Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar

Diyabet: Böbrek hasarının en yaygın nedeni

Diyabet, dünya genelinde ve ülkemizde böbrek hastalıklarının en sık görülen nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Araştırmalara göre, tip 2 diyabet hastalarının yaklaşık yüzde 30-40’ında böbrek hasarı gelişiyor. Çünkü, uzun süre yüksek seyreden kan şekeri, böbreklerin süzme birimi olan damarlarında yapısal hasara yol açarak, diyabetik nefropati gelişmesine sebep oluyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar,  böbreklerdeki hasar tedavi edilmediğinde ilerleyerek diyaliz tedavisi ve böbrek nakli ihtiyacına kadar ilerleyebildiğini belirtiyor.

Önlemek için: Diyabete bağlı böbrek hasarını önlemenin en etkili yolu; kan şekerinin hedef değerlerde tutulması, düzenli idrar ve kan tahlilleri ile hasarın erken dönemde saptanması.  Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, erken tanı ve doğru tedaviyle böbrek yetmezliği gelişiminin yıllarca geciktirilebildiğine, hatta tamamen önlenebildiğine dikkat çekiyor.

Hipertansiyon: Böbrekleri sessizce yıpratan tehlike

Kontrolsüz hipertansiyonu olan hastalarda kronik böbrek hastalığı gelişme riski 3–4 kat artıyor.  Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, ancak hipertansiyonun çok yaygın  görülmesine rağmen toplum tarafından genellikle ciddiye alınmadığı uyarısında bulunarak,  “Günümüzde her 3 erişkinden 1’i tansiyon hastasıdır. Hastaların önemli bir kısmı ya tanı almamıştır ya da tedavisini düzenli olarak sürdürmemektedir. Bu durum, hipertansiyonu böbrekler için en tehlikeli risk faktörlerinden biri haline getirmektedir. Çünkü, uzun süre yüksek seyreden tansiyon, tüm damarlarda olduğu gibi böbrek damarlarında da hasara yol açmaktadır” diye konuşuyor.

Önlemek için: Düzenli kan basıncı takibi, tuz tüketiminin azaltılması ve tedavinin aksatılmaması, hipertansiyonun böbrekler üzerindeki yıkıcı etkilerini büyük ölçüde önleyebiliyor.

Aşırı tuz tüketimi: Böbrek hasarını tetikleyen önemli bir etken

Aşırı tuz tüketimi, böbrek sağlığını olumsuz etkileyen önlenebilir risk faktörlerinin başında geliyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, Türkiye’de günlük tuz tüketiminin önerilen miktardan 3 kat daha fazla olduğunu hatırlatarak, “Tuz alımının artması, vücutta sıvı dengesinin bozulmasına ve tansiyonun yükselmesine neden olmaktadır. Bu durum, özellikle tansiyon ve böbrek hastalarında ciddi bir risk oluşturmaktadır” uyarısında bulunuyor. Deniz tuzu, kaya tuzu, Himalaya tuzu ya da rafine tuzun tamamının böbrekler üzerinde aynı zararlı etkilere sahip olduğuna işaret eden Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, “Böbrek sağlığı açısından belirleyici olan tuzun çeşidi değil, tüketilen miktarıdır. Bilimsel çalışmalar, tuz tüketiminin azaltılmasının kan basıncını düşürdüğünü ve böbrek fonksiyon kaybının ilerlemesini yavaşlattığını göstermektedir” diyor.

Önlemek için: Sağlıklı kişiler, özellikle de risk grubunda olanlar için tuz kısıtlaması, böbrek sağlığının korunmasında kilit bir rol üstleniyor.

Takviye ürünler: Böbrek sağlığı için gizli tehlike

Çok sayıda bilimsel çalışmalar; vitamin, mineral, protein tozları ile kreatin gibi takviye olarak alınan ürünlerin gereksiz ve kontrolsüz kullanımının böbrek fonksiyonları üzerinde olumsuz etkiler oluşturabildiğini gösteriyor. Öyle ki takviye ürünleri kullanan kişilerin yaklaşık yüzde 10-20’sinin böbrek fonksiyon testlerinde klinik olarak anlamlı değişiklikler saptanmış. Bu ürünlerin, uzun  süreli kullanımında, sağlıklı kişilerde böbrek hasarı oluşturabildiği belirtiliyor.  Bilimsel veriler, diyabet, hipertansiyon veya böbrek hastalığı olanlarda ürünlerin böbrek hasarını hızlandırdığını ortaya koyuyor.

Önlemek için: Takviyelerin ancak gerçek bir gereksinim varsa ve hekim önerisiyle kullanılmaları önem taşıyor.

Obezite: Böbreklere de yük oluyor

Dünyada ve ülkemizde adeta salgın boyutuna ulaşan obezitede, böbrek hastalığı 1.5-2 kat daha sık görülüyor. Her 5 kiloluk artış kronik böbrek yetmezliği riskini yüzde  20-30 oranında yükseltiyor.  Bunun nedeni ise obezitenin böbreklere hem doğrudan aşırı filtre yükü ve yağ birikimi yoluyla hem de dolaylı olarak hipertansiyon, insülin direnci ve inflamasyon üzerinden zarar vermesi.

Önlemek için: Sağlıklı beslenmek ve ideal kilo aralığında olmak böbrek sağlığını korumanın temel adımlarını oluşturuyor.

Ağrı kesici ilaçlar: Kontrolsüz kullanımı çok riskli

Çok yaygın kullanılan ve kolayca ulaşılan ilaçlar olan ağrı kesiciler böbrek dolaşımını sağlayan mekanizmalar üzerine etki ederek hem akut hem de kronik böbrek yetmezliğine neden olabiliyor. Çok kısa süre kullanımı bile son dönem böbrek yetmezliğiyle sonuçlanabiliyor. Kontrolsüz alınması sağlıklı kişiler için bile sakıncalıyken, özellikle böbrek yetmezliği riski yüksek olan hipertansiyon ve diyabet hastalarında  daha büyük tehdit oluşturuyor.

Önlemek için: Gerekli olduğu durumlarda, hekim kontrolünde, uygun doz ve sürede kullanılması böbrek hasarını önlüyor.

Sigara: Böbrek damarlarında hasar oluşturuyor

Sigara dumanında bulunan nikotin, karbon monoksit ve ağır metaller, tüm damarlarda olduğu gibi, böbrek damarlarında da işlev bozukluğuna yol açabiliyor. Bu maddeler doğrudan böbrek dokusuna ulaşarak hücresel düzeyde de hasara neden olabiliyor. Bunların yanı sıra vücutta iltihabi yanıtı artıran ve oksidatif stresi tetikleyen bir etki oluşturabiliyor. Bilimsel çalışmalar, bu faktörlerin etkisiyle sigara içen kişilerde kronik böbrek hastalığı gelişme riskinin içmeyenlere göre daha yüksek olduğunu gösteriyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, “Özellikle diyabet ve hipertansiyon gibi ek risk faktörleri olan hastalarda sigaranın böbrekler üzerindeki olumsuz etkisi daha belirgin hale gelmektedir ve son dönem böbrek yetmezliği gelişimi hızlanmaktadır” diyor.

Önlemek için: Sigaraya hiç başlanmaması, kullanılıyorsa hemen bırakılması böbrek sağlığında büyük önem taşıyor.

#BöbrekSağlığı #KronikBöbrekHastalığı #Diyabet #Hipertansiyon #TuzTüketimi #Obezite #AğrıKesiciRiskleri #SigaraZararı #ErkenTeşhis #SağlıklıYaşam #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

FEBS Yeterliliğiyle Meme Kanseri Cerrahisinde Türkiye’nin Güçlü Konumu

Son yıllarda Türkiye, kanser tedavisi ve onkoloji alanında yalnızca bölgesel değil, uluslararası ölçekte de dikkat çeken bir sağlık ülkesi haline geldi. Gelişmiş sağlık altyapısı, multidisipliner tedavi modelleri ve dünya standartlarında eğitim almış hekimleriyle Türkiye, özellikle meme kanseri alanında güçlü bir konumda bulunuyor. Bu tabloyu somutlaştıran isimlerin başında ise, Göztepe Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi’nde görev yapan Prof. Dr. Arda Işık geliyor.

Prof. Dr. Arda Işık’ı alanında ayrıcalıklı bir noktaya taşıyan en önemli özelliklerden biri, Avrupa Meme Cerrahisi Yeterlilik Belgesi (FEBS) sahibi olması. FEBS, Avrupa genelinde meme kanseri cerrahisi alanında bilgi birikimi, klinik deneyim ve karar verme yetkinliğinin bağımsız kurullar tarafından değerlendirildiği, son derece zor ve seçici bir süreci temsil ediyor. Türkiye’de FEBS yeterliliğine sahip tek hekim olan Prof. Dr. Arda Işık, bu belgeyle meme kanseri cerrahisinin uluslararası standartlarda uygulandığını somut biçimde ortaya koyuyor.

Bu yetkinlik yalnızca teknik cerrahi beceriyi değil; onkolojik güvenliği, hasta yönetimini, multidisipliner karar alma süreçlerini ve etik sorumluluğu da kapsıyor. Prof. Dr. Işık, meme kanseri cerrahisini tek başına bir ameliyat olarak değil, tanıdan tedaviye uzanan bütüncül bir onkoloji süreci olarak ele alıyor. Bu yaklaşım, Türkiye’nin kanser tedavisinde neden güçlü bir konumda bulunduğunu da açık biçimde gösteriyor.

Prof. Dr. Arda Işık’ın klinik pratiğinin arkasında güçlü bir akademik üretim yer alıyor. Çalışmaları; meme koruyucu cerrahiden onkoplastik tekniklere, ileri evre meme kanseri yönetiminden cerrahi karar algoritmalarına kadar uzanan geniş bir literatüre katkı sağlıyor. Ulusal ve uluslararası bilimsel dergilerde yayımlanan makaleleri, meme kanserinde cerrahi kararların yalnızca “ne yapılacağına” değil, “hangi hastada, ne zaman ve hangi koşullarda yapılması gerektiğine” odaklanıyor.

Özellikle meme koruyucu cerrahi ve onkoplastik yaklaşımların, onkolojik güvenlikten ödün verilmeden uygulanması Prof. Dr. Işık’ın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. Amaç yalnızca hastalığı kontrol altına almak değil; ameliyat sonrası yaşam kalitesini, beden algısını ve psikolojik iyilik halini de korumak. Bu bakış açısı, modern meme kanseri tedavisinin temel taşlarından biri olarak kabul ediliyor.

İleri evre ve metastatik meme kanseri alanında yürüttüğü çalışmalar ise, cerrahinin sistemik tedavilerle nasıl ve hangi aşamada entegre edilmesi gerektiğine odaklanıyor. Medikal onkoloji, radyoloji, patoloji ve radyasyon onkolojisiyle eş zamanlı yürütülen bu multidisipliner yaklaşım, özellikle zor vakalarda tedavi başarısını belirleyen en kritik faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.

Prof. Dr. Arda Işık

Dördüncü Evreden Sıfır Metastaza Uzanan Süreç

Bu bilimsel yaklaşımın klinik karşılığı, 2025 Temmuz ayında 4. evre metastatik meme kanseri tanısı alan bir hastanın tedavi sürecinde net biçimde görüldü. Farklı merkezlerde yapılan değerlendirmelerde hastaya yalnızca birkaç aylık yaşam süresi öngörülmüştü. Yaygın metastaz bulguları, tabloyu son derece ağır bir noktaya taşıyordu.

Hasta, Prof. Dr. Arda Işık’ın kliniğinde yeniden ve ayrıntılı biçimde ele alındı. Hastalığın biyolojik özellikleri, metastazların dağılımı ve hastanın genel durumu değerlendirilerek kişiye özel bir tedavi planı oluşturuldu. Sistemik tedaviler, yakın klinik takip ve uygun zamanda planlanan cerrahi yaklaşımlar eş zamanlı ve koordineli biçimde yürütüldü.

Toplam 6 Ay süren bu disiplinli sürecin ardından, Ocak 2026 ayı sonunda yapılan görüntüleme tetkiklerinde metastatik odakların tamamen gerilediği ve hastanın görüntüleme düzeyinde “sıfır metastaz” noktasına ulaştığı saptandı. Onkoloji pratiğinde nadir görülen bu tablo, bilimsel ve doğru yönetilen tedavilerin hangi noktaya ulaşabileceğini somut biçimde ortaya koyuyor.

Prof. Dr. Arda Işık

Hasta ve Yakınları İçin Güvenli Bir Çerçeve

Prof. Dr. Arda Işık, kanser tedavisinde umudun ancak gerçekçilik ve etik sorumlulukla anlam kazanabileceğini vurguluyor. Her hastanın aynı yanıtı vermeyeceğini açıkça ifade ederken, bilimsel rehberlere uygun ve disiplinler arası yaklaşımlarla en ağır vakaların bile yönetilebilir hale gelebileceğini belirtiyor.

Bu yaklaşım, yalnızca hastalar için değil, süreci anlamaya çalışan hasta yakınları için de belirsizliği azaltan bir çerçeve sunuyor. Tedavi sürecinin şeffaf biçimde anlatılması, kararların birlikte değerlendirilmesi ve beklentilerin doğru kurulması, kanserle mücadelenin en önemli unsurları arasında yer alıyor.

Bugün Türkiye’de FEBS yeterliliğine sahip tek hekim olan Prof. Dr. Arda Işık’ın çalışmaları; meme kanseri cerrahisi, onkoplastik yaklaşımlar ve metastatik meme kanseri yönetimi alanlarında Türkiye’nin neden uluslararası ölçekte güven duyulan bir sağlık ülkesi haline geldiğinin güçlü örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Kanserle mücadelede umut, söylemlerle değil; bilimin doğru ellerde olduğu yerde filizleniyor.

Prof. Dr. Arda Işık

#KanserTedavisi #MemeKanseri #Onkoloji #TürkiyeSağlık #FEBS #CerrahiStandartlar #MultidisiplinerTedavi #OnkoplastikCerrahi #SıfırMetastaz #SağlıktaGüven #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

150 Noktada 1000 Kapasiteli Motosiklet Parkı Geliyor

Şişli Belediyesi, ilçede hızla artan motosiklet sayısına çözüm üretmek amacıyla yeni park alanları kazandırıyor. İlçenin yoğun cadde ve sokaklarında toplam 1000 motosiklet kapasiteli park alanı için çalışmalar başladı.

İlk etapta Teşvikiye, Feriköy, Duatepe ve Cumhuriyet Mahallelerinde 130 motosiklet kapasiteli park alanı hizmete açıldı. Bu alanlarda motosiklet kullanıcıları için özel işaretlemeler ve güvenlik bariyerleri oluşturuldu. Çalışmaların etaplar halinde tamamlanarak kısa sürede tüm ilçede hizmete sunulması planlanıyor.

Yeni düzenlemelerle motosiklet sürücülerine güvenli ve düzenli park imkânı sağlanırken, yaya ve araç trafiğinin olumsuz etkilenmemesi hedefleniyor.

#ŞişliBelediyesi #MotosikletParkı #YerelYönetim #Şişli #TrafikÇözümleri #GüvenliPark #İstanbul #BelediyeHaber #MotosikletSürücüleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

SushiCo ve JETRO’dan Boğaz’da Japon Deniz Ürünleri Buluşması

Türkiye’nin köklü Uzak Doğu mutfağı zinciri SushiCo, Japon Dış Ticaret Teşkilatı (JETRO) iş birliğiyle Türkiye-Japonya arasındaki ticari ve kültürel ilişkileri güçlendirmeyi amaçlayan özel bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Japon mutfağının zengin deniz ürünleri kültürünü tanıtmayı hedefleyen buluşmada, Japonya’dan özel olarak getirilen yüksek kaliteli ürünler davetlilerle buluşturuldu.

Diplomasi ve Gastronomi Bir Arada

Etkinlik, Japonya İstanbul Başkonsolosu IWAMA Ryoji’nin yanı sıra diplomatik çevrelerden ve iş dünyasından önemli isimlerin katılımıyla gerçekleşti. Japonya’dan getirilen balıklar, SushiCo mutfağında hazırlanan özel menülerle misafirlere sunuldu. Japon mutfağının kalite, tazelik ve ustalıkla özdeşleşen yaklaşımı gecenin ana temasını oluşturdu.

Japon Markaları Türkiye’de

Etkinlikte Japonya’nın köklü markaları İyosui ve Shibanuma da stantlarıyla yer aldı. 300 yılı aşkın geleneksel yöntemlerle üretilen Shibanuma soya sosları, Japon mutfağının rafine lezzet anlayışını yansıtan örnekler arasında dikkat çekti. Bu buluşma, Japon gıda ürünlerinin uluslararası pazarlardaki konumunu ve Türkiye pazarındaki potansiyelini gözler önüne serdi.

SushiCo’nun Kültürel Köprü Misyonu

1997’den bu yana Japon, Çin, Kore ve Thai mutfaklarını Türkiye’de başarıyla temsil eden SushiCo, yaklaşık 30 yıllık deneyimiyle gastronomi alanında kültür elçiliği rolünü sürdürüyor. Marka, Japon mutfağının özgün tekniklerini ve kültürel mirasını Türkiye’de geniş kitlelerle buluşturmaya devam ederken, uluslararası iş birlikleriyle iki ülke arasındaki bağları güçlendirmeyi hedefliyor.

#SushiCo #JETRO #JaponMutfağı #DenizÜrünleri #Gastronomi #İşDünyası #KültürelKöprü #Shibanuma #İyosui #UzakDoğuLezzetleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Gripte doğru beslenme tıbbi tedavi kadar önem taşıyor!

Kış aylarında çocuklarda grip (influenza virüsü) oldukça sık görülürken, özellikle okul ve kreş ortamlarında hızla yayılıyor. Dünya genelinde veriler, 10 yaş altındaki çocuklarda influenza virüsünün, solunum hastalıklarına bağlı hastaneye yatışların yaklaşık yüzde 15’ini oluşturduğunu gösteriyor.  İnfluenza gribinin temel semptomları olan yüksek ateş, halsizlik, kuru öksürük, boğaz ve kas ağrıları özellikle küçük yaştaki çocuklarda daha şiddetli seyrederken, ebeveynlerde ciddi kaygıya yol açabiliyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Çocuk Gastroenterolojisi Uzmanı Prof. Dr. Coşkun Çeltik, griple mücadelede sadece tıbbi tedavinin değil, doğru ve dengeli beslenmenin de kritik bir önem taşıdığına dikkat çekerek, “Yeterli sıvı alımı ve doğru beslenme, bağışıklık sisteminin daha iyi çalışmasına, şikayetlerin hafiflemesine ve komplikasyonların azalmasına yardımcı olur. Hastalık döneminde vücudu dinlendirmek için iyi bir uyku, bol sıvı ve yeterli protein ile bağırsak mikrobiyotasını destekleyen gıdaların alınması son derece değerlidir” diyor.

Influenza virüsünde en önemli kurallardan birinin çocuğu zorlamadan az ve sık aralıklarla sıvı ağırlıklı beslemek olduğunu belirten Prof. Dr. Coşkun Çeltik, “C vitamini, çinko ve probiyotikler mucizevi sonuçlar yaratmazlar ama vücudun doğru çalışmasına destek olurlar.  C vitamininden zengin gıdaların yanı sıra mikrop öldürücü ve bağışıklığı destekleyici etkileri nedeniyle sarımsak ile soğan içeren yemeklerin tüketilmesi, üzerlerine antiviral özelliği olan karabiber serpilmesi önemlidir. C vitamininden zengin limon da çorbaların ve salataların üzerine sıkılıp kolayca tüketilebildiği için avantaj sağlar” diye konuşuyor.

Prof. Dr. Coşkun Çeltik

Prof. Dr. Coşkun Çeltik

C vitamini bağışıklığı destekliyor

Vücuttaki kolajen üretimini artıran ve bağışıklık hücrelerinin işlevlerini destekleyen C vitamini grip tedavisinde önemli bir destek sağlıyor. Çocuk Gastroenterolojisi Uzmanı Prof. Dr. Coşkun Çeltik, “C vitamini grip virüsünü azaltmaz ve bağışıklığı güçlendirmez. Ancak, akut hastalık döneminde şikayetlerin daha hızlı hafiflemelerine yardımcı olabilir” diyor.  Yüksek doz C vitamininin ekstra bir faydası olmadığını; bu nedenle gıdalarla doğal yoldan alınması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Coşkun Çeltik, “Portakal, mandalina, limon, biber, avokado, kivi ile kuşburnu C vitamini açısından zengindir.  Çocuğun mümkünse meyvelerin kendisini tüketmesi önemlidir. Meyve suyu olarak verilecekse günlük iki bardağın geçmemesi daha iyi olur; çünkü aşırı şeker yükü metabolizmayı olumsuz etkiler” bilgisini veriyor.

Çinko enzimlerin çalışması için çok önemli

Çinko, vücudumuzda çok sayıda enzimin yardımcısı olduğu için influenza virüsünün sınırlanmasını sağlıyor, hatta dokuya tutunmasını engelliyor. Bu nedenle, çinko içeren gıdaların tüketilmesi de faydalı oluyor. Hindi, tavuk, kıyma, yoğurt, badem, ceviz, fıstık, kaju, kabak çekirdeği ve nohut çinkodan zengin gıdaları oluşturuyor.

Omega – 3 yağ asitleri vücuttaki yangıyı azaltıyor

Omega-3 yağ asitleri vücuttaki enflamasyonu, yani aşırı yangıyı azaltırken,  bağışıklık hücrelerini de destekliyor. Dolayısıyla, yüksek omega-3 (EPA/DHA) içeren balıkların hastalık döneminde haftada 1-2 kez tüketilmesinde fayda var. Somon, sardalye, uskumru ve hamsi özellikle kış mevsiminde omega-3 oranı yüksek deniz balıkları arasında yer alıyor.  “Balıkların kızartma olarak değil fırında pişirilmesi en ideal seçimdir. Bu sayede kızartmayla ortaya çıkan kötü trans yağlardan da uzak durulmuş olur” bilgisini veren Prof. Dr. Coşkun Çeltik, çok yağlı gıdaların hastalık dönemlerinde bulantıyı tetikleyebileceği için dikkatli olunması gerektiğini anlatıyor. Bitkisel omega-3 kaynaklarından olan ceviz de tercih edilebiliyor.

Probiyotikler bağırsak mikrobiyotası için önemli

Kefir gibi fermente süt ürünleri bağırsak mikrobiyotasını destekleyerek bağışıklık yanıtına dolaylı katkı sağlayabiliyor; ancak inek sütü alerjisi, laktoz intoleransı, irritabl bağırsak hastalığı olan çocuklarda sorun oluşturabiliyor. Ayrıca, fazla probiyotik tüketimi de bazen gaz sorununu artırarak olumsuz etkilere neden olabiliyor.   Günde 1-2 öğün, en fazla 200 ml (bir su bardağı) kadar probiyotik kaynağı tüketmek genellikle yeterli geliyor. Laktozu tolere edemeyen çocuklarda doğal yoğurt alternatif olabiliyor. Hastalık döneminde probiyotik etkisi nedeniyle en güzel olanı ise doğal kefir tüketmek.

Protein kaynakları dokuları onarıyor

Protein; bağışıklık hücrelerinin çalışmalarında, antikor üretiminde ve dokuların onarımında son derece önemli bir rol üstleniyor. Tüm enfeksiyon durumlarında fazla enerji tüketimine bağlı olarak bir tür metabolik yıkım süreci gerçekleştiğini belirten Prof. Dr. Coşkun Çeltik,  “Bu süreci geri döndürmek için karbonhidratla birlikte protein almak şarttır. Hastalık döneminde yağlı et ve kızartma yemekleri yerine daha hafif ve sulu yiyecekler tercih edilmelidir.  Örneğin, yoğurtlu pirinç pilavı, yumurta, lor peyniri, tavuk ve hindi beyaz eti, tavuk çorbası, kıymalı çorbalar veya deniz balıkları verilebilir. Alınan protein, pirinç, yulaf, patates, muz ve elma gibi besinlerle desteklenmelidir” diyor.  Prof. Dr. Coşkun Çeltik, gaz ve karın ağrısını tetikleyebilecekleri için baklagilleri çok tercih etmediklerine, bu dönemde bal ile pekmezin de iyi enerji verdikleri için avantaj sağladıklarına vurgu yapıyor.

Sağlıklı yağlar iltihabı hafifletiyor

Sağlıklı yağlar vücuttaki iltihabı azaltarak bağışıklık hücrelerinin çalışmalarına destek oluyor. Sağlıklı yağlar denildiğinde ise aklımıza ilk olarak zeytinyağı geliyor. Çocuk Gastroenterolojisi Uzmanı Prof. Dr. Coşkun Çeltik, ancak zeytinyağının kesinlikle gıdaları kızartma amaçlı kullanılmaması gerektiği uyarısında bulunarak, “Çünkü, zeytinyağı çabuk yanar ve bunun sonucunda birçok toksik madde açığa çıkararak hücrelere zarar verebilir. Dolayısıyla, zeytinyağının yemeği ocaktan indirmeye yakın ilave edilmesi önemlidir” diyor. Ayrıca, avokado, ceviz, fındık ve badem yağları da iyi yağlar grubunda yer alıyorlar. Ek olarak, bu gıdaların kendilerinin tüketilmesi lif açısından da katkı sağlıyor ve enerji veriyor.

Bol bol sıvı alması şart!

Çocuk Gastroenterolojisi Uzmanı Prof. Dr. Coşkun Çeltik, enfeksiyon döneminde çocuğun mutlaka bol sıvı alması gerektiğine de vurgu yaparak, sözlerine şöyle devam ediyor:  “Ateş, hızlı solunum ve terleme nedeniyle sıvı kaybı artar. Bu da halsizlik, baş ağrısı, bulantı ve kusma yapabilir. Ağırlıklı olarak su olmak üzere, belli ölçülerde ayran, elma suyu ve limonata gibi içecekler ile çorbalar sıvı eksikliğini tamamlayabilir. Bulantıyı tetiklememek için sıvıların yavaş, az az ve sık alınması gerekir. Bazen ılık, ballı ve limonlu ıhlamur çayı da solunum sorunlarının azaltılması için iyi bir alternatif olabilir. Ancak sıvı alımı çok azsa ve kusma başladıysa bir sağlık kurumuna başvurulması elzemdir.”

Anne yemekleri çok önemli, çünkü…

İşlenmiş gıdalar, içeriğinde yağ oranı çok yüksek olduğu için hekimler tarafından hurda gıdalar olarak tanımlanıyor. Paketli atıştırmalıklar, şekerlemeler, gazlı içecekler, meyve oranı düşük olan şekerli içecekler, salam, sosis ve sucuk gibi ürünler yağ oranı çok yüksek olmalarının yanı sıra birçok katkı ve koruyucu kimyasal maddeleri de içerebiliyor, gereksiz şeker ile tuz yükü getiriyorlar. “Tüm bunlar çocuğun midesini rahatsız edebilir ve iştahını daha da bozabilir” uyarısında bulunan Prof. Dr. Coşkun Çeltik, “Özellikle yüksek şekerli içecekler ve yiyecekler kısa süreli enerji verseler de ani insülin yükselmesine sebep olup,  kan şekeri dengesizliğine ve beslenmenin bozulmasına yol açabilir. Ayrıca reflü ve kusmaya da neden olabilir. Dolayısıyla, anne yemekleri dediğimiz sulu, temiz ve sevgi yüklü yemekler çocuklar için son derece önemlidir” diyor.

#Grip #ÇocukSağlığı #DoğruBeslenme #AnneYemekleri #Bağışıklık #Cvitamini #Çinko #Omega3 #Probiyotik #Protein #SağlıklıYaşam #KışAyları #Influenza #BeslenmeÖnerileri #DoğalGıdalar #Sarımsak #Soğan #Limon #Karabiber #SıvıTüketimi #Zeytinyağı #SağlıklıYağlar #HastalıktaBeslenme #ÇocukBeslenmesi #SağlıkHaberi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Eskişehir’de Ulaşım ve Turizm İçin Yeni Nesil Otobüsler

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, toplu taşıma filosunu 25 adet modern NovoCiti Life otobüsle güçlendirdi. Düşük işletme maliyetleri, yüksek manevra kabiliyeti ve erişilebilir tasarımıyla öne çıkan araçlar, şehrin turizm ve ulaşım altyapısına önemli katkı sağlıyor. Özellikle alçak tabanlı yapısı sayesinde engelli ve yaşlı bireylerin şehir yaşamına daha aktif katılımını destekleyen NovoCiti Life, Eskişehir’in modern ve konforlu ulaşım hedeflerini ileriye taşıyor.

Eskişehir’de Konforlu Ulaşım, Turizmde Güçlü Altyapı 

“2026 Eskişehir Yılı” kapsamında düzenlenen törenle teslim edilen otobüsler, şehrin toplu taşıma kapasitesini artırırken, turizmde de ziyaretçilere daha rahat ve erişilebilir bir şehir deneyimi sunuyor. Modern tasarımı, çevre dostu motoru ve güvenlik sistemleriyle öne çıkan NovoCiti Life, Eskişehir’in hem yerel halk hem de turistler için cazip bir destinasyon olmasına katkı sağlıyor.

#Eskişehir #NovoCitiLife #TopluTaşıma #YerelYönetim #TurizmHaberi #ModernUlaşım #EngelsizŞehir #Eskişehir2026 #AnadoluIsuzu #ŞehirİçiUlaşım #KonforluYolculuk #YeşilUlaşım #TurizmAltyapısı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

PKOS milyonlarca kadını etkiliyor!

Adet düzensizliği, kilo verememe, özellikle karın çevresinde yağlanma, akne, tüylenme artışı, saç dökülmesi ve sürekli yorgunluk… Birbirinden bağımsız gibi görünen bu şikâyetler, aslında tek bir sorunun habercisi olabilir.  Dünya genelinde milyonlarca kadını etkileyen Polikistik Over Sendromu’nda (PKOS) altta yatan temel mekanizmalardan birinin insülin dengesinin bozulması olduğuna dikkat çeken Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can Hastanesi) Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz, “İnsülin direnci Polikistik Over Sendromu’nun gelişimini kolaylaştırırken Tip 2 diyabetin oluşma riskini artırır, metabolik sorunların derinleşmesine zemin hazırlar” uyarısında bulunuyor.

Dr. Filiz Candan Topuz

Dr. Filiz Candan Topuz

Sadece yumurtalıkları değil tüm vücudu etkiliyor

Üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen hormonal bozukluklardan biri olan Polikistik Over Sendromu (PKOS) sadece yumurtalıkları değil, tüm vücudu etkiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz, PKOS’un dünya genelinde üreme çağındaki kadınların yüzde 6 – 19’unu etkilediğini belirtiyor ve “PKOS, yumurtlama düzensizliği, adet problemleri ile yumurtalıklarda çok sayıda küçük kist görünümüyle tanımlansa da, temelinde hormon dengesizliği ve çoğu zaman insülin direnci yer alır. Dolayısıyla, PKOS yalnızca doğurganlıkla ilgili değil; metabolik sağlık, kilo kontrolü ve uzun vadeli hastalık riskleri açısından yakından takip edilmesi gereken bir hormon bozukluğudur. PKOS’a bağlı olarak insülin direnci gelişebilir, bu da tip 2 diyabet riskini artırır ve kilo alma eğilimine yol açar. Ciltte akne, tüylenme artışı, saç dökülmesi gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Yüksek tansiyon ve kalp-damar hastalıkları riskinin yanı sıra depresyon ve anksiyete gibi ruhsal sorunlar da yine bu sendroma bağlı olarak gelişebilir. PKOS yaşam kalitesini ciddi anlamda düşebilir” diyor.

PKOS’da gizli tehlike: İnsülin direnci!

PKOS ile insülin direnci arasındaki ilişkinin hem sendromun ortaya çıkışında hem de ilerlemesinde kilit rol oynadığına dikkat çeken Dr. Filiz Candan Topuz, “Vücut insülini etkili kullanamadığında kandaki insülin seviyesi yükselir; bu durum yumurtalıklarda androjen (erkeklik hormonu) üretimini artırarak yumurtlamayı bozar ve adet düzensizliklerine yol açar. Aynı zamanda yüksek insülin düzeyi yağ depolanmasını kolaylaştırır, özellikle karın çevresinde kilo artışına neden olur ve metabolik sorunların derinleşmesine zemin hazırlar. Öte yandan, PKOS’a bağlı hormonal dengesizlikler de insülin direncini daha da artırabilir. Bu karşılıklı etkileşim, bir kısır döngü oluşturarak hem belirtilerin şiddetlenmesine hem de uzun vadede diyabet ve kalp-damar hastalıkları riskinin yükselmesine neden olabilir” diye konuşuyor.

Kesin tedavisi yok ama kontrolü mümkün!

Polikistik Over Sendromu’nda doğru ve zamanında tanının önemine dikkat çeken Dr. Filiz Candan Topuz, “Bu sendrom tüm metabolizmayı etkileyen bir sağlık sorunudur. Bu nedenle, belirtiler farklı şekillerde kendini gösterebilir. Bazı kişilerde belirtiler hafif, bazı kişilerde ise ağır seyredebilir. Tanı konulduktan sonra PKOS’un tamamen tedavi edilmesi mümkün değildir. Beslenmeden yaşam koşullarına, kilodan metabolizmaya uzanan geniş bir yelpazede etkilerini azaltmaya yönelik bir plan çerçevesinde hareket edilir. Bu kapsamda sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılması, kilo kontrolü ve düzenli yapılan spor metabolizmanın düzenlenmesinde yardımcı olur. Bunların yanı sıra ilaç tedavileri ile yumurtlama ve hormon döngüsünde düzenleme sağlanır” ifadelerini kullanıyor.

Tedavide 4 altın kural

Küçük adımlarla önemli ilerleme sağlanabileceğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz, “Bu sendromun yönetiminde süreklilik önemlidir. Yani, hastanın kendisine iyi gelen değişimleri yaşam boyu alışkanlık haline getirmesi gerekir” diyor. Dr. Filiz Candan Topuz, dikkat edilmesi gereken kuralları şöyle özetliyor:

Beslenme düzeni: Rafine şeker ve beyaz un içeren ürünlerden uzak durmak; tam tahıllar, sebzeler, baklagiller, kaliteli protein kaynakları ve zeytinyağı gibi sağlıklı yağlara ağırlık vermek, kan şekerinin daha dengeli seyretmesine yardımcı oluyor. Öğün atlamadan, düzenli ve dengeli beslenmek insülin dalgalanmalarını azaltıyor.

Fiziksel aktivite: Egzersizin metabolizmayı destekleyen en güçlü araçlardan biri olduğunu söyleyen Dr. Filiz Candan Topuz, “Masa başında çalışanlar için gün içinde kısa yürüyüş molaları bile önem taşırken, günde 15–20 dakikalık tempolu yürüyüş, esneme veya hafif egzersizler insülin duyarlılığını artırır” diyor.

Kilo kontrolü: Fazla kilonun yalnızca yüzde 5–10’unun verilmesi bile adet düzeninin iyileşmesine ve insülin direncinin azalmasına katkı sağlayabiliyor.

Yeterli ve kaliteli uyku: Her gece 7–8 saat kaliteli uyumak hormon dengesinin korunması ve metabolik sağlığın desteklenmesi açısından vazgeçilmez kurallar arasında yer alıyor.

 

#PKOS #PolikistikOverSendromu #İnsülinDirenci #KadınSağlığı #HormonalDenge #MetabolikSağlık #Tip2Diyabet #AdetDüzensizliği #KiloKontrolü #SaçDökülmesi #Akne #Tüylenme #Yorgunluk #SağlıklıBeslenme #Egzersiz #UykuDüzeni #KiloVerme #HormonBozukluğu #KalpDamarSağlığı #Depresyon #Anksiyete #YaşamKalitesi #SağlıkFarkındalığı #AcıbademKadıköy #DrFilizCandanTopuz #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“Seyirciyle büyüyen hikâyeleri seviyorum”

Genç yaşta başlayan oyunculuk yolculuğundan televizyon ve dijital projelere uzanan kariyerinde Berkay Akdemir; motivasyonunu, set disiplinini ve güçlü karakterlere duyduğu tutkuyu PAUSE Dergi’ye anlattı…

Röportaj: Nazan Ortaç

Berkay Akdemir

Oyunculuk yolculuğunuz oldukça genç yaşta başlamış. Bu mesleği seçtiğiniz ilk anı hatırlıyor musunuz?

Konservatuvara girmeden önce 9 Eylül Üniversitesi’nde maliye okudum. Aslında içimde çocukluğumdan beri hep olan o dürtüyü ablamın da beni cesaretlendirmesiyle tiyatroyla ilgilenmeye başlayarak açığa çıkartmış oldum. Daha sonrasında konservatuvar okumamla birlikte oyunculuk profesyonel olarak mesleğim haline geldi.

Televizyon dizileriyle geniş kitlelere ulaştınız, dijital projelerle de farklı bir izleyiciye hitap ediyorsunuz. Sizce bu iki alanın oyuncuya sunduğu en büyük fark ne?

Bence iki alan da kendine has heyecanlar barındırıyor. Televizyonda her hafta seyirciyle temas edip seyircilerin hem sosyal medyada hem sokakta geri dönüşlerini almak; seyirciyle birlikte devamını bilmediğimiz bir hikâyenin içinde yolculuk ediyor olmak çok güzel. Dijitalde ise hikâyenin ve karakterin başını sonunu bütünüyle bilerek oynamak ve seyirciyle buluşmasını heyecanla beklemek başka heyecan veren bir deneyim.

“Yükselen yıldız” olarak anılmak size motivasyon mu sağlıyor yoksa ekstra bir baskı mı yaratıyor?

Kesinlikle bana büyük bir motivasyon sağlıyor. Kendime inandığım bu yolda insanların da bana inanıyor olması beni çok cesaretlendiriyor.

Berkay Akdemir

Kariyerinizde şimdiye kadar sizi en çok zorlayan rol hangisiydi ve neden?

‘Kızılcık Şerbeti’ dizisindeki İbrahim karakterini oynarken yer yer zorlandığım anlar oldu. Nursema’yı camdan attığım sahneden sonra sokakta başıma bir şey geleceğinden neredeyse emindim (gülüyor)!

Canlandırdığınız karakterlerde özellikle dikkat ettiğiniz, “olmazsa olmaz” dediğiniz bir detay var mı?

Benim için karaktere uygun kostümü giymek olmazsa olmazdır. Sette zaman zaman kostüm sorumlusu olan arkadaşlarla fikir ayrılığına düşebiliyoruz. İyi hissedeceğim kostümü giymek için sonuna kadar mücadele ediyorum, onları bezdirdiğim anlar yaşanmış olabilir (gülüyor).

Set disiplininiz ve role hazırlanma süreciniz nasıl ilerliyor? Rutininiz var mı?

Set ortamında set arkadaşlarımla eğlenmeyi her ne kadar çok sevsem de konsantrasyonumu olabildiğince korumak adına set içinde yalnız kaldığım alanlar yaratmaya özen gösteriyorum. Oynadığım bir karaktere çalışırken genellikle karakterin çocukluk yıllarını ve aile yapısını hayal etmeye çalışıyorum. Karakterimin geçmişine yönelik detaylı sorular sormaya çalışıyorum. Yani karakterimin çocukluğunu bilmek benim için role hazırlanırken bir rutin haline geldi diyebilirim.

Berkay Akdemir

İzleyiciler sizi genellikle belirli bir karakter tipiyle özdeşleştiriyor mu, bu durumdan memnun musunuz?

İbrahim karakterini oynadıktan sonra genellikle sert ve kötü karakterlerle özdeşleştiriliyorum. Sonrasında oynadığım roller de bu yönde oldu ama son dijital projemde oynadığım komiser rolüyle bunu kıracağımı düşünüyorum. Her role çalışmak, oynamak benim için ayrı keyifli. Beklemede kalın; kariyer yolculuğumda beni bambaşka rollerde de göreceksiniz (gülüyor).

Dijital platformların yükselişi sizce oyuncular için nasıl yeni kapılar açıyor?

Mesleğimizi icra edebileceğimiz alanların genişliyor ve çeşitleniyor olması tabi ki bizim için mutluluk ve heyecan verici.

Oyunculuk eğitimi mi yoksa sahada öğrenmek mi sizin için daha belirleyici oldu?

Aslında ikisi de eşit oranda belirleyici oldu diyebilirim. Konservatuvar yıllarımda çok değerli hocalardan eğitim gördüm ve onlarla çalışabildiğim için çok şanslıyım. Aynı şekilde sette de çok değerli oyuncuları izleme ve onlarla oynama şansı elde ettim bu set pratiği de benim için oldukça geliştirici oldu olmaya da devam ediyor.

Berkay Akdemir

Oyunculuk yolculuğunuzda size ilham veren, hayranlık duyduğunuz oyuncular kimler?

İlham veren ve hayranlık duyduğum çok isim var tabii ki! Andrew Scott, Benedict Cumberbatch, Demet Evgar, Halit Ergenç şu an aklıma gelen güncel isimler diyebilirim.

Önümüzdeki dönemde kendinizi nasıl projelerde görmeyi hedefliyorsunuz?

Güçlü hikâyeler, güçlü karakterlerle izleyiciyle güzel bağlar kurduğumuz uzun soluklu projelerle kariyerime devam etmek istiyorum. Yakın zamanda bir tiyatro oyunu yapmak için çalışıyorum.

Genç yaşta sektöre girmek isteyen ama çekinceleri olanlara ne söylemek istersiniz?

Uzaktan cazibeli görünen ama içine girdikçe var olabilmenin oldukça zor olduğu bir sektör. Maalesef şans faktörü de oldukça önemli bir etken. Ama bence oyunculuk sanatı ve hikâye anlatıcılığı yaşamın direkt olarak içinden beslenen ve yaşamın oldukça öz bir dışavurumu. Onlara hayatın içinde farkındalığı yüksek ve tadına varan bir yaşam kurmaları için tavsiyede bulunabilirim. Bunun oyunculuk üzerinde etkisi benim gözümde çok büyük. Bunun dışında kendilerini eğitmeyi hiç bırakmamalarını, hayallerinin peşinden sonuna kadar gidip kendi şanslarını yaratmalarını tavsiye ederim.

 

#BerkayAkdemir #PauseDergi #OyunculukYolculuğu #GençOyuncular #DijitalProjeler #TelevizyonDizileri #KızılcıkŞerbeti #İbrahimKarakteri #SetDisiplini #KarakterHazırlığı #YükselenYıldız #AndrewScott #BenedictCumberbatch #DemetEvgar #HalitErgenç #Tiyatro #OyunculukTutkusu #Farkındalık #SanatVeYaşam #KariyerYolculuğu #Motivasyon #GüçlüKarakterler #İlhamVerenHikayeler #DijitalPlatformlar #YeniProjeler #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity