Yazılar

Baharat ülkesi Zanzibar

Baharat ülkesi Zanzibar

Zanzibar veya Zengibar, Afrika kıtasının doğusunda Tanzanya’ya bağlı iki adadan oluşan özerk yönetilen bölge.

Ana ada Zengibar ve Pemba Ada olmak üzere iki adadan oluşan yönetsel bölgenin başkenti Stone Town’dır. Ekonomi, baharat üretimi ve turizme dayalıdır. Zanzibar asıl adı Farrokh Bulsara olan Queen grubunun solisti Freddie Mercury’nin doğum yeri olması ile de ünlüdür. Mercury, başkent Stone Town’da doğmuştur.

Zanzibar dünyanın önde gelen baharat üreticilerindendir.

Zanzibar, Şiraz’dan gelen İranlı göçmenler tarafından kurulmuştur. Adı “zencilerin sahili” anlamındaki Farsça “zangi bar”dan gelir. 1503 – 1698 yılları arasında Portekiz hakimiyetinde kalan ada, 1698 yılında Umman Sultanlığı denetimine geçmiştir.

Ada sultanlığı, 1890 – 1963 yılları arasında Birleşik Krallık tarafından atanan vezirler ve valiler tarafından yönetilerek yarı sömürgeleşmiştir. 10 Aralık 1963 tarihinde bağımsızlık verilen ada, sultan yönetiminde anayasal krallık haline gelmiştir. Kısa süren bu dönemden sonra 12 Ocak 1964’te yönetim devrilmiş, 26 Nisan 1964 tarihinde ise özerk bölge olarak bir parçası olduğu Tanzanya’ya bağlanmıştır.

Zanzibar Seyahatı İpuçları

-Stone Town yemeklerini ve kültürünü keşfetmek için zaman ayırın.
-Bir şnorkel maskesi hazırlayın. Neredeyse her yerde kullanmak isteyeceksiniz.
-Dalış yaparken mercanlara veya balıklara dokunmayın.
-Baharatlar ve kahve gerçekten önemli yer tutuyor. Daha fazla bilgi edinmek için bir tura katılın.
-Zanzibar Müslüman bir adadır, bu yüzden uygun giyinmeyi unutmayın.
-Tur seçerken dolandırıcılıktan sakının ve sadece saygın şirketleri tercih edin.
-Zanzibar adası genellikle güvenlidir, ancak ekstra önlem ve sağduyu ile çok daha güvenli olacaktır.
-Adanın etrafında taksi ile dolaşmak en kolay fakat en pahalı yoldur. Fiyatlar üzerinde pazarlık yapmaktan korkmayın.
-Plajdayken, eşyalarınızı asla gözetimsiz bırakmayın.
-Bir “Dhov” (Arap Yelkenlisi) ile tura çıkın. Harika bir deneyim yaşayacaksınız.

Zanzibar nerede ?:

Bu küçük adayı, haritada ilk başta bulmak kolay olmayabilir. Zanzibar, Hint Okyanusu adalarından biridir. Ülke olan Tanzanya’nın bitişiğindeki Swahili Sahili’nde yer almaktadır.

Ziyaret etmek için en iyi zaman:

Tanzanya’daki Zanzibar’da en iyi plajları ziyaret etmek için en uygun zaman haziran-ekim ayları arası, serin ve kuru iklim zamanlarıdır. Ayrıca, insanların Zanzibar’ı ziyaret ettiği bir diğer zaman aralığı da aralık ayından şubat ayına kadar sıcak ve kurak geçen zamandır. Zanzibar plajları hakkında diğer iyi olan bir şey ise, sezon dışı gitmiş olsanız bile, yine de onlardan zevk alabileceksiniz.

Vize:

Diplomatik, Hizmet ve Hususi Pasaport sahipleri 90 gün vizesiz olarak Tanzanya’ya gidebilmektedir. Normal pasaport sahipleri ise havaalanında 50 $ karşılığında vize alabilirler.

Dil:

Zanzibar’daki ana dil Swahili’dir, ancak İngilizce, ikinci dilidir, bu nedenle çoğu insan İngilizce konuşmaktadır.

Para Birimi:

Tanzanya’daki para birimi Tanzanya Şilini’dir. Stone Town’da sadece ATM olduğunu bilmenizde fayda var, bu yüzden Zanzibar adasındaki tüm konaklamanız için yeterince para çekmenizi tavsiye ederiz, aksi takdirde, parasız kalabilirsiniz.

Stone Town, Paje, Prison Island, Nungwi ve Kendwa sahilleri, Yunuslarla Yüzme ve Mavi Safari Zanzibar’da mutlaka yapmanız ve ziyaret etmeniz gereken yerler olarak sıralanabilir.

Ulaşım:

Türk Hava Yolları’nın Türkiye’den Tanzanya’ya 3 direkt uçuşu var. Kilimanjaro, Darüsselam ve Zanzibar. Hepsi de İstanbul’dan hemen hemen 7 buçuk saat sürüyor. Sonrasında gemi ya da uçak yolcuğu ile Zanzibar’a geçebilirsiniz.

Ferhat Kaan Şahin

 

 

 

Kızılay global bir markadır…

Kızılay global bir markadır…

Kızılay Genel Başkanı Dr. Kerem Kınık

—-Türkiye’nin Kızılay gibi kurumları;  devletiyle,  milletiyle beraber dünyaya sergilediği insancıl yaklaşımı rakamlara istatistiklere de yansıyor.

—-Klasik bir marka değildir.  Milletimizi millet yapan değerlerin içinde birleştiği, çok ulvi bir kuruluş. Türkiye’nin kurum anlamında en fazla bilinen markası.

—-Amerika Birleşik Devletleri % 0,03 insani yardım için ayırırken, bizim ülkemizde  %0,75 ayırıyoruz. Bu rakam bile ne kadar cömert olduğumuzu gösteriyor.

—-İmparatorluğun o çöktüğü dönemlerden genç cumhuriyetin kurulduğu dönemlere kadar tanıklık etmiş bir kurumuz. Arşivlerimizde 35 bin tane esir mektubumuz var.

—-Kızılay bir kurum değil; bağışçıları, gönüllüleri, faydalanıcıları, şubeleri, gençliği, kadın kolları ile çok büyük bir hareket… Bizim de bu hareketin en önünde bulunmamız gerekiyor ki; o hareket coşkusunu hep dingin tutsun. Motive olsun, daha fazla insan orada bulunmak istesin…

Türk Kızılay’ı ülkemizin en köklü kurumsal sivil toplum kuruluşu… Güven veren ve saygı duyulan bir bilinirliğe sahip. . “Kızılay global bir markadır”  diyebilir miyiz? Ne dersiniz?

Tabiii… Türk Hava yolları ve Türk Kızılay’ı…  Markamız çok çok kıymetli. Bu hilal bayrağımızın hilalidir. Cemiyetimizin kuruluşu belki 151. Yılında ama bu hilal çok daha kadim bir değer ve anlam ifade ediyor milletimiz için…  Sürekli itibarını ve değerini korumuş bir markadır.  Klasik bir marka değildir.  Milletimizi millet yapan değerlerin içinde birleştiği, çok ulvi bir kuruluş. Türkiye’nin kurum anlamında en fazla bilinen markasıdır.

İtibar araştırması yaptırıyor musunuz?

Marka itibar araştırmaları yaparız zaman zaman…   %100’e yakın vatandaşımızın tamamı; ismimizi ifade etmeden, hatırlatma olmaksızın, “Kızılay” ismini o faaliyet alanlarını söylediğinizde ifade edebiliyor. Bu çok içselleştirilmiş, özümsenmiş, bir duygusal bağ kurulmuş bir durumu ifade ediyor. Dolayısıyla bu güç var ama sadece kendi ülkemizde değil… Kızılay kurulduğunda 1868 yılında vatan toprağı on beş milyon kilometreydi.  Şu anda onun yerinde 65 ülke var.  Bu altmış beş ülkede kurulan Kızılhaçlar da Kızılaylarda bizim şubelerimizde. Balkanlar, Doğu Avrupa, Kafakaslar, bütün Ortadoğu, Kuzey Afrika, Etiyopya buraların tamamında izlerimiz var.  Oralarda da bilinen, tarihi olan yani reklama ihtiyaç duymayan bir markayız. Dolayısıyla “güçlü ve global bir maka” doğru bir tanımlamadır.

Türkiye’nin Kızılay gibi kurumları;  devletiyle,  milletiyle beraber dünyaya sergilediği insancıl yaklaşımı rakamlara istatistiklere de yansıyor. Bahsettiğiniz gibi hem en fazla en yüksek tutarda yardım yapan ülkeyiz hem de gayri safi milli hasılasından en yüksek payı ayıran ülkeyiz.  Yani; Amerika Birleşik Devletleri % 0,03 insani yardım için ayırırken, bizim ülkemizde  %0,75 ayırıyoruz. Bu rakam bile ne kadar cömert olduğumuzu gösteriyor.  Onlar çoğundan onu  veriyor.  Biz azımızdan çok veriyoruz.  Bu anlamda çok daha cömertiz.

Sizin Kızılay ile buluşmanız nasıl oldu? 

Sizler gibi aslında… Okullarda kızılay kolları, kızılay gönüllülüğü, kızılay haftaları… Daha sonra üyelik noktasında 2004 yılında Bayrampaşa şubesinde üye olarak başladık.  2015 yılında bir olağan üstü kongre ile Yönetim Kurulu Başkan Vekili olarak seçildik. 2016 tarihinden bu yana da olağan kongrelerde seçilerek Genel Başkanlığa devam ediyorum.

 Milletçe onur duyduğumuz bir kuruluşun başında, saygı ve sevgi ile anılan kıymetli bir isimsiniz. Masa işlerinizin dışında sahaya da iniyorsunuz. İşi her boyutunda varlık göstermek kolay olmasa gerek? 

Kızılay bir kurum değil büyük bir hareket…  Biz; afet, savaş, insanlığın en aciz kaldığı, en zor durumda bulunduğu yerlerde bulunmak durumundayız onları kurtarmak için… Bu tip zorluklar var ama işimiz o… Bu hareket; bağışçıları, gönüllüleri, faydalanıcıları, şubeleri, gençliği, kadın kolları ile çok yeni ve büyük bir hareket… Bizim de bu hareketin en önünde bulunmamız gerekiyor ki; o hareket coşkusunu hep dingin tutsun. Motive olsun, daha fazla insan orada bulunmak istesin… Biz sahada olmazsak, burada oturursak, onlar orada olurlarsa o da gerçekçi bir şey değil.  Zaman zaman bilmeyenler eleştiriyorlar. Burayı bir kamu kuruluşu beni de atamayla gelen bir bürokrat sanıyorlar.  Biz bu işleri meccanen yapıyoruz. Toplumun gözünün önünde olmamız önemli.  Her şeyi ifade etmemiz, paylaşmamız hayatı gerçek duygularımızla yaşamamız gerekiyor ki; gençliği, bağışçıları gönüllüleri toplumu bu hareketin içine katmaya ikna edebilelim.

Farklı genç kuşaklar geliyor.  Onların kurumunuza karşı ilgi duyabileceği çağımıza uygun çalışmalarınız var mı?

Her toplum, her millet nesil kaygısı çeker. Yani kendi varlığını devam ettirecek bir nesil ortaya koymak ister. Bu içgüdüsel bir şeydir. Bir neslin sadece biyolojik olarak sürmesi de yetmez. Değerlerle beraber o neslin devamlılığı gerekir. Değer aktarımı, toplumsal bilinçaltı aktarımı ile ilgili ne yapıyoruz; bir kere biz genç Cumhuriyetimizden daha yaşlıyız. Yüz elli bir yaşındayız. İmparatorluğumuzun o çöktüğü dönemler, İstiklal harbi, genç cumhuriyetin kurulduğu dönemlere tanıklık etmiş bir kurumuz.  Mesela arşivlerimiz… Arşivlerimizde 35 bin tane esir mektubumuz var. Mehmetçiğin ya da bir İngiliz, Alman askerinin esirken yazdığı, bir şekilde bize teslim edilen ama vefatından ya da başka sebeplerden dolayı ailesine teslim edilememiş mektuplar. Bunların tamamını dijitalleştirdik ve tamamını Türkçeleştirdik yine tamamını latinize ediyoruz. Şimdi burada öyle hikayeler var ki;  bir mektup bile, Türkiye’deki bir sürü olumsuz havayı ortadan kaldırmaya yetecek bir mektup.

Nedir, biraz bahseder misiniz?

Hakkari’den kalkmış Çanakkale’ye gelmiş, orada vatanı savunurken yaralanmış ya da şehit olmuş. O’na bir Çanakkaleli kucak açmış, bir Hilal-i Ahmer hemşiresi bir Alman Kızılhaç hemşiresiyle beraber ona destek vermiş. Şimdi bunlar o kadar farklı hikayelerki… Geçenlerde Almaya’ya gittim. Berlin’de Alman Kızılhaç Başkan’ına anlattım; biz birinci cihan harbine Almanlarla beraber girdik. Yedi cephede üç milyon üç yüz bin Mehmetçikle beraber. Galiçya’dan Sina’ya  Gazze’ye kadar. O cephelerin pek çoğunda Alman sağlık görevlileri,  bizim kendi görevlilerimizle beraber bulundular. Yaralıları beraber tedavi ettiler. Cenazeleri birlikte defin ettiler.  Bir öneride bulundum onlara; dostluğun 150. Yılı diye bir sergi açalım beraber… Elimde kırk bin civarında fotoğraf var bu anlattıklarımın tamamını ifade edebilecek kıymette. Ya da bu gün Çanakkale’de mezar taşlarını saydığınızda Suriye topraklarında ki şehirler olan Rakka, Şam, Halep, Laskiye on bin tane şehit var orada… Çünkü o zaman vatan toprağımızdı oralar. Bursa’dan gelir gibi buraya gelip kanlarını döktüler. Bu gün ev sahipliğini yaptığımız insanlar o gün oradaki şehitlerimizin torunları. Bir de böyle bakmak lazım hadiseye…

Ne kadar çok ortak hikayemizi arttırabilirsek barışı, insanlığı o kadar arttırabiliriz.

Dünya zaten insanlığı ayırmak için uğraşıyor. Artık makinalar işliyor bu konularda.  O kadar güçlü ki bunlar; algıya, duyguya her şeye ulaşıyor, insanın beynine giriyor ve onu yönlendiriyorlar. Yapılması gereken örneğin bizde kamplarımız var. Çanakkale gezilerimiz var. Hayatında Batı’ya hiç gitmemiş çocukları Doğu’dan, Güneydoğu’dan getiriyoruz. Orada Hilal-i Ahmeri, Kızılayı ve ortak tarihimizi anlatıyoruz. Belki üç gün o çocukla temasımız oluyor ama inanın bütün hayatı değişiyor. Bunu yaygınlaştıracağız. Bizi millet yapan değerler bizden de Osmanlı’dan da eskidir. Yani bu nehir çok uzun asırlardır kendine bir yatak bulmuş akmak için. Dolayısıyla bu değerleri gençlerimize verebilirsek; onlar da kendilerini bu topraklara daha sorumlu hissederler. Daha duyarlı olurlar.

 Erişmek isteyip de yetişemiyoruz dediğiniz yerler  ya da alanlar var mı?

İnsani yardımcıların şöyle bir ütopyası vardır. Son insan ızdırabını dindirene kadar çalışmak. Son muhataca ulaşana kadar çalışmak. Tabi bu mümkün değil.  Dünyadaki ızdırap bizim dindirdiğimizin çok çok ötesinde bir hızla büyüyor.  Ekspansiyonel olarak büyüyor. Her yerde aslında bu var. Benim gönlüm ister ki; ABD’de Harlem’ in  arka sokaklarında yatan o elli milyon aça da yardım edeyim. Elimizden geldiği kadar dünyadaki  en azından afetler, savaşlar noktasında büyük krizlerin tamamına bir şekilde gitmeye çalışıyoruz.

Siz Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonunda başkanlık’da yapıyorsunuz. Bahseder misiniz?

Biz bu Kızılay ve kızıl haç hareketine kırmızı aile diyoruz. Dünyada 191 tane ülkenin ulusal derneğinin bir araya getirdiği hareketiz.  Belirttiğiniz federasyon IFRC de ben; Avrupa ve Orta Asya Başkanlığını yürütüyorum. 53 Ülkenin koordinasyonunu sağlıyorum. Bu büyük hareket birbirleriyle dayanışarak kolektif bir şekilde faaliyetlerini yürütüyor. Biz burada ülkemiz içinde şubelerimizle dayanışıyoruz ama diğer taraftan dünyada; Bosna, Makedonya, Bulgar ve Gürcistan Kızılhaç’ıyla İran Kızılay’ıyla,  Nijerya Kızılhaç’ıyla beraber operasyonlarımızı yürütüyoruz. Bu münasebetlerimiz bizi daha da güçlü kılıyor.

 Kızılay’ı bilinenlerin dışında bilinmeyen yönleri ile de anlatır mısınız?  

Çok büyük bir eğitim kapasitemiz var. İnsanları eğitiyoruz. İlk yardım eğitimleri veriyoruz. Sertifikalar sağlıyoruz. Afetlere hazır hale getirmeye çalışıyoruz. Bio bankacılık işimiz var. Kök hücre ihtiyaçları konusunda çalışıyoruz. Mikro finans, mikro kredi temelli sosyal girişimcilik programlarımız var. Bunları yapıyoruz. Ülkemizdeki yaklaşık dört milyon mülteciye yönelik sosyal uyum temelli iş yükünün belki tamamına yakını bizim üzerimizde. On altı tane toplum merkezimiz var. Kırk civarında çocuk koruma merkezimiz var. Neredeyse bütün illerimizde bu sosyal uyum noktasında koordinasyon ofislerimiz var.  Seksen farklı vatandaşlıktan iki buçuk milyon mülteciye düzenli destek sağlıyoruz. Dört yüz bin mülteci çocuğun okula gitmesi için eğitim desteği veriyoruz. Milyonlarca psiko sosyal rehabilitasyon hizmeti verdik. Çocuklara destek vermeye çalışıyoruz.  Kadınlara destek vermeye çalışıyoruz. Bunların parçalanmış ailelerini birleştiriyoruz. Yani anne bir yerde kalmış, baba bir yerde çocuk bir yerde. Çocuk belki terör batağına düşmüş, anne bir şebekenin eline düşmüş… Her gün sayısız aile birleştirmeleri yapıyoruz. Irak’tan alıyoruz Suriye’ye götürüyoruz. Afganistan’dan alıyoruz Hollanda’ya götürüyoruz. Bizim bir şekilde köprü olduğumuz taraflarımız pek bilinmez.

Meslek edindirme kurslarımız var. Özellikle doğu ve güney doğu’da ağırlıklı olmak üzere.. Nitelikli bir takım üretimleri destekliyoruz. Örne. Tıbbi araomatik bitkiler sosyal girişimcilik programları var. Önümüzdeki ilk  hasat Mardin’de… Lavanta hasatımız var. Orada kadınlar lavanta ekmeyi öğrendiler. Sonra bu lavantanın satılabilecek ticari ürünlere dönüştürülebilmesi ile ilgili çalışacaklar ve doğrudan ilk kazançlarını alacaklar.

Kurumsal yetkinliklerinizi sorsam ilk başta ne söylersiniz?

Şubeleriyle gönüllüleriyle, profesyonel yapısıyla birlikte hareket edebilen çevik bir yapıya sahibiz. Bu bizi en güçlü kılan tarafımız.  Ön. Ege de bir yer sallandığı zaman şubelerimizle görüşüyoruz. Neredeyse her mahallede bizim bir kontak noktamız var. Üç dört saat içerisinde olay yerine gitmiş, hasar tespiti yapmış, noktaları tespit etmiş olarak geliyoruz. Devletimiz de bu konuda çok güçlü ama memur sayısı sınırlı. Bizim gönüllü gücümüz yani sahaya hızlı intikal eden yaygın bir şekilde çalışan gücümüz en önemli tarafımız.

Ülkemizde STK sayıları hakkında ve ya aynı konu başlığı üzerinde çalışan farklı dernekler için ne düşünüyorsunuz?

11 Eylül 1980 tarihinde ülkemizde iki yüz bin dernek vardı. Şuanda ki dernek sayımız yüz binin altında… Fransa’da ki dernek sayısı iki milyon…  Toplum ne kadar örgütlenirse ne kadar tematik networkler kurar sosyeteler oluşturursa o kadar dirençli ve güçlü bir hale geliyor. Tabi bunu Show business veya bir foto opportunity dönüştürmeden yaparsa bu anlamda anlamlı oluyor. Türkiye’de bizim alanda yani insani yardım alanlarında çalışan iyi sayıda kuruluş var.  Biz tabi hamilik yapıyoruz. Onların yurtiçi- dışı operasyonlarına destek veriyoruz. Bazen paydaşlık yapıyoruz bu anlamda. Mümkün olduğu kadar ayırım gözetmeksizin elimizde bir imkan varsa, bu milletin imkanı zaten, o da millete yönelik bir fayda gösteriyorsa tabi ki paylaşacağız. Burada herhangi bir önyargımız yok.  Ben geldiğimde Kızılay biraz içine kapanıktı. Kendi başına iş yapan diğer paydaşlıklarla çalışmayan bir yapıdaydı. Bu işler mümkün olduğu kadar daha kolektif yürütülmesi gerektiğine inan bir insanım. Diğer kuruluşlarla beraber çalışıyoruz ama kim verimli, kim etkin, kimin niyeti ne? Ona bakıyoruz. Devletin değerleriyle barışık, toplumcu düşünen, iyi modellerle, kaynaklarını doğru değerlendiren bir yapısı var mı bakıyoruz.

Kızılay çalışmalarınız dışında neler yapıyorsunuz? 

Üniversitede de hocalık yapıyorum. Benim kazancımı sağladığım işim orası. Orada bir yoğunluğum var. Sağ olsun rektörümüz çok anlayışlı yaklaşıyor. Çalışma hayatımın bir yoğunluğu var. Burası 7/ 24 bizim gecemiz gündüzümüz o anlamda yok.

 Tatil yapabiliyor musunuz?

Tatil yapıyorum şöyle; mesela dört saat telefonumu kapatabiliyorsam benim için tatil anlamına geliyor benim için nerede olduğumun hiç önemi yok. Hele bir de kitabımı açıp okuyabiliyorsam orada  daha da süper. Kanlıca oturuyorum. Akşamları çıkıp şöyle bir Kanlıca’ dan Beykoz’a kadar yürüyüp geliyorum. Bunu yapabildiğim zaman o iyi bir spor oluyor bana… Onu severim.

 Sizce başarının sırrı nedir?

İnanç, özgüven ve dua… İnsan her şeyi kendinden bilmeyecek biraz tevazu sahibi olacak ve odaklanarak gayret edecek. Bunlar mekanik kurallar gibi kurallar… Odaklanırsanız ve süreklilik sağlarsanız, tabi ki yeteneğiniz vs varsa bu anlamda o işin dünyadaki gurusu olursunuz.

Röportaj: Ebru Arzu Çağdaş

Fotoğraf Ersin Al

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Doğuş’tan hayranlarına müjde!

Doğuş’tan hayranlarına müjde!

Aydın’da sahne alan Doğuş, yakın zamanda yeni şarkısını hayranları ile buluşturacağını söyledi…

Doğuş, 30 Ağustos etkinlikleri kapsamında Aydın Koçarlı’da sahneye çıktı. Sevilen şarkılarını hayranlarıyla birlikte seslendiren Doğuş, birlik ve beraberlik mesajları da verdi. Konsere  çocukların da ilgisi büyük oldu. Minik hayranlarını bir ara sahneye çıkaran Doğuş, onlarla birlikte dans etti.

Konser öncesi basın mensuplarıyla da bir araya gelen   Doğuş, yeni projelerinden bahsetti. Müzik çalışmalarının tüm hızıyla devam ettiğini söyleyen Doğuş, “Kısa bir süre sonra yepyeni bir şarkıyla hayranlarımın karşısına çıkacağım, çok az kaldı neredeyse bitmek üzere çok heyecanlıyım.” dedi.

100 Yıl Sonra Oteller Nasıl Olacak?

100 Yıl Sonra Oteller Nasıl Olacak?

Hilton 100. Yıldönümünde 2119’un Otel Raporunu Açıklıyor. Galaksiler arası geçitler, ay yürüyüşü gezileri, fast-food gıda hapları, 2-3 saatlik iş günleri ve konukları tropik ormanlardan sıradağlara kadar her yere götürebilen uyarlanabilir, kişiselleştirilmiş odalar… Hilton(NYSE: HLT) 100. yıldönümünü kutlarken önümüzdeki 100 yılda seyahat ve konaklama sektörünün trendlerini bildiriyor. Sürdürülebilirlik, yenilik, tasarım, insan ilişkileri ve beslenme alanlarından uzman görüş ile desteklenen bir raporda yer alan bulgular teknolojideki gelişmenin ve iklim değişikliğinin gelecekte otelcilik sektörünü nasıl etkileyeceğini ortaya koyuyor.

Bir dünya markası Mr. Jade

Bir dünya markası Mr. Jade

Avrupa’da başlayan hayat hikayesine büyük başarılar sığdıran iş insanı ve sanatçı Mr. Jade ile az bilinen yönleri üzerine konuştuk. Keyifli okumalar…

 

—Mr. Jade, “Türkiye’nin dünya markası” olarak tanınıyorsunuz. Marka olma hikayenizi sizden dinleye bilimiyiz?

Avrupa doğumluyum. Dünyanın birçok ülkesini gezme işe yapma şansı buldum. Buralarda da ülkemi en iyi şekilde temsil etmeye çalıştım. Bu konuda başarılı oldum ki, bana bu yakıştırmayı yaptılar. İş, sanat, sosyal sorumluluk projelerinde hep aktif oldum. Medyada da yaptığımız işlere teveccüh gösterdi. Buda bizi marka olma yolunda başarılı kıldı.

 

—Mr. Jade adının bir anlamı var mı?

Şirketim adı Jade. Yolda yürürken biri arkamdan seslendi “Hey Mr. Jade” adımı hatırlayamayınca beni şirket adı ile çağırmıştı. Ve o gün bugündür yakın dostlarım dahil adım yerine Mr. Jade demeye başladı.

 

—Turizm ve organizasyon şirketi kurma fikri nasıl oluştu ve markalaşma süreci nasıl oldu?

Genç yaşımdan itibaren eğlence sektörü içindeyim. Avrupa’da Türkleri temsil edecek kaliteli mekanlar, organizasyonlar, oteller, düğün salonları yoktu.  Ben de kendime bu görev edindim. Avrupa’nın en iyi organizasyon şirketini kuracağım dedim. Kimse inanmadı ve dalga geçen insanlarda oldu.  Çünkü zor bir sektördü… Şimdi dünyanın en üst puanlaması google da 4.8 JADEsaal şirketinde…

 

—Sizinle aynı yolda ilerlemek isteyenlere birkaç ilham verici şey söyleyebilir misiniz?

Her ne olursa olsun dürüst olmak. Pes etmemek. Kendilerine inanmalı. Üretmeli yeniliklere açık olmalı. Çalışmalı ve çok çalışmalı.

 

—2012 yılından itibaren de ‘Yılın Organizasyonu’ ödüllerini kazandınız…

Şirketi 2000 yılında kurdum ve 12 sene sonra tüm devleri geride bırakıp ödüle biz ulaştık. Bir Türk olarak çok gururlandım.

 

—Sizin gibi Sivaslı olan Hadise’de ilk çıkış yaptığı yıllar Avrupa’da viral olmuştu. Sivas’ın bir sihri mi var acaba?

Sivas’ın havasından mı suyundan mıdır bilinmez ama gerçekten de uluslararası star çıkarıyor. Bazen Sivaslı olmanın özel olduğunu düşünüyorum. Almanya’daki organizasyon şirketimde Hadise’nin kuzeni evlendi. Hadise’de o gün oradaydı çok eğlendi.

 

—Gelelim müzikle olan ilişkinize. Tüm bunların yanında bir de müzikle ilgileniyorsunuz.

Küçük yaştan beri müzikle uğraşıyorum. On bir ay önce yeni single çıktı. Kısa zamanda büyük başarı yakaladı. 2018 yılında  “2019 en iyi çıkış yapan pop şarkıcısı” ödülünü aldım. Bunun yanı sıra Türkiye’de son 6,5 yılın en iyi PR’ını yaptık. 380 haber, 25 canlı yayın, ana haberler ve programlara katıldık… Büyük başarı…

 

—Geçtiğimiz aylarda sözü müziği size, ait olan ‘Aşk Benim Neyime’ isimli şarkıda Niran Ünsal ile düet yaptınız.  Hikayesini anlatır mısınız?

Türkiye’nin en güçlü seslerinden biri olan Niran Ünsal ile bir düet yaptık. Aldığımız geri dönüşler bu düetin ne kadar başarılı olduğunu gösterdi.  Sesim rahmetli sanatçı Müslüm Gürses’e benzetilmesi beni ayrıca gururlandırdı.

 

—Müzik dünyasına girmek için neden bu kadar beklediniz?

Evet, biraz geç oldu.  Diğer işlerde başarı sağlamadan başka bir işe geçiş yapmam. Enerjimi dağıtmam. Konsantre olup işimi üst seviyelere taşıyınca artık hayallerimden biri olan müzik dünyasına adım attım. 20 yıl oldu ama hiçbir şey için geç değildir. Müzik dünyasına hızlı bir giriş yaptım. Bu hızla da devam edecek.

 

—İş ve müzik kariyeriniz arasında bir seçim yapmanızı istesek hangisini seçerdiniz?

Tabi ki iş derim. Ben bencil bir insan değilim. Kendi zevkim için bana inan insanları yarı yolda bırakmam. Şirketimizde onlarca insan çalışıyor. Evlerine ekmek götürüyor.

 

—Geçtiğimiz günlerde şarkıcı Yıldız Tilbe Afrika’da su kuyusu yaptırmıştı. Bildiğim kadarı ile sizde böyle bir yardımda bulunmuştunuz. Yardımlara devam ediyor musunuz?

Kişisel yaptığım yardımları buradan açıklayamam tabi ki. Hoş olmaz. Ama yardım projeleri, sosyal sorumluluk projelerinde olmaya özen gösteriyorum. İnsanlığımız kaybetmeyelim. Benim önceliğim önce insan mutluluğu.

 

—Magazin dünyanın da sevdiği bir isimsiniz. Hakkınızda pek çok doğru ya da yanlış haber yazıldı çizildi. O yazılanlar hakkında neler söylersiniz?

Herkesin canı sağ olsun… Ben asla kin tutmam. Şöhret yolunda böyle durumlar oluyor.

 

—-Düet yapmak istediğiniz bir sanatçı var mı?

Shakira  ve Türkiye’den de Sila ile düet yapmak isterim

—Avrupa’da fenomen olmuş bir isim olarak Türkiye’deki fenomenler hakkında ne düşünüyorsunuz? Yaptıkları paylaşımlar Avrupa’da nasıl karşılanırdı?

İçi boş olan fenomenlik balon gibidir biraz hava bastın mı patlar. Türkiye’deki fenomenleri uzun soluklu olmayacağını görüyoruz.  Benim müzik kariyerine başlamak için 20 yıl bekledim. Türkiye’de ne sanatçı, nede iş insanı bu kadar süre beklemez.

 

—-Takipçilerinizi nasıl sürprizler bekliyor?

Sürpriz bende bitmez. Neler yaptım, nasıl şeyler yapıyorum görsünler. İyi örnek olarak tabi… İlham alsınlar yollarını güzel çizsinler istiyorum. Sürpriz olarak takipçilere hediye vermeye devam.

 

 

Dr. Murat Dağdelen, “Rafine teknikler ve dengeli bir tedavi sonrası mükemmel sonuçlar elde edebiliyorum”

Rafine teknikler ve dengeli bir tedavi sonrası sistemi sayesinde mükemmel sonuçlar elde edebiliyorum.

Estetik ve estetik cerrahi alanında uluslararası üne sahip Plastik ve Estetik Cerrahi Uzamanı Dr. Murat Dağdelen, ile kariyeri ve estetik konusunda sohbet ettik. Keyifle okumalar.

—-Sayın Dr. Murat Dağdelen, okurlarımıza kendinizden biraz bahseder misiniz?

Üniversite eğitimimi Ulm Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde, Eberhard-Karls Üniversitat Tübinge’de tamamladım. Ayrıca Zürih ve İstanbul’da Çapa Tıp Fakültesi’nde bir dönemimi tamamladım. Uzun yıllar Kassel’deki Rhinsurgery Bölümünde kıdemli   hekim olarak görev aldım. 2016’dan beri Düsseldorf’ta “Diamond Estetik” olarak kendi ofisimizde çalışmalarımı gerçekleştiriyorum. Plastik cerrahiye olan ilgim çok erken yaşlarda başlamıştı. Öğrenciyken bile yüzleri modellerdim. Bu tıbbi-cerrahiye olan ilgim ve sanatsal becerilerimin birleşimi estetik bir cerrah olarak mesleğimi pekiştirdi. Plastik ve Estetik cerrahi ile ilk temasım, Marienhospital Stuttgart’ta Prof. Dr. h.c. Wolfgang Gubisch ile başladı. 26 yaşında devlet sınavını başarıyla tamamladıktan sonra da mezun oldum. Aynı yıl doktora unvanına layık görüldüm. Kassel’deki Kızıl Haç Hastanesi’nde Plastik, Estetik ve Rekonstrüktif cerrahi Anabilim Dalı uzmanlık eğitiminin başlangıcını takip ettim. Alman Cerrahi Derneği ce Alman Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği’nin burslarıyla Rio de Janeiro’da Prof. Ivo Pitanguy ve Prof. Dr. Ribeiro’nun Plastik ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı’nda birkaç ay geçirdim. İkinci bursla Şangay’daki ilk halk hastanesinin El Cerrahisi, Plastik ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı’nın Prof’u Zun-Li Shen ile çalışarak deneyimler kazandım. Ayrıca New Port Beach’deki Los Angeles yakınlarında bulunan Rollin K. Daniel ile İstanbul’da Dr. Nazım Çerkes gibi iki plastik cerrah ve burun uzmanlarının da ziyaretlerinde bulundum. Estetik cerrahi uzmanlığını aldıktan sonra çalışmalarıma Kassel’deki Noah Clinic’te Prof. Ernst Magnus Noah ile devam ettim. Orada operatör uzman doktor olarak estetik konsültasyonları gerçekleştirdim ve üst düzey danışmanı olarak burun hastalarının özel bakımı ile Rinoplasti bölümünde başhekimliğe atandım. Bunun dışında  “Avrupa Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Kurulu” (EBOPRAS) üyesiyim. ABD, Brezilya ve Çin’de uzun bir süre ikamet ederek hem eğitim aldım hem de verdiğim eğitimlerle kendi bilgi ve deneyimlerimi başkalarına aktarmaya çalıştım.

 

—-Uzmanlık alanınız dahilinde ne gibi operasyonlara ağırlık vermektesiniz?

En başıdan beri burun ameliyatı ana odak noktam oldu diyebilirim. Bunun dışında meme cerrahisi, yüze enjeksiyonlar ve popo estetikleri uyguluyorum. Rafine teknikler ve dengeli bir tedavi sonrası sistemi sayesinde mükemmel sonuçlar elde edebiliyorum. Aynı zamanda estetik ve fonksiyonel burun ameliyatı, yüz gençleştirme, vücut ve meme ameliyatı alanlarında ulusal ve uluslararası kongrelerde (ABD, Brezilya, Çin, Kanada, Fransa, İtalya, Avusturya, İsviçre, Türkiye, Mallorca, İsveç) konuşmacı ve eğitmen olarak görev aldım. Estetik Plastik Cerrahi Yıllık Kongresi’nde, canlı bir burun ameliyatındaki operasyonel becerilerimi uluslararası bir izleyici kitlesine gösterme fırsatım oldu. Ayrıca 2016’nın en iyi video konferansı için Kassel’deki 47 yıllık DGPRAC / 21 yıllık VDAPC Konferansında “Altın Herkül” ödülüne layık görüldüm.

Yakaladığımız başarı herkes tarafından dikkat çektikten sonra kozmetik cerrahi alanındaki yaptığım çalışmalar üzerinde yoğunlaşıp teknik bilgileri daha da geliştirdim.

 

—-Ulusal ve uluslararası kongre ve sempozyumlara aktif katılım sayesinde estetik cerrahi alanında uluslararası üne sahip bir uzman haline geldiniz. Eğitimleriniz, seminerleriniz ve estetik cerrahi alanında sağladığınız katkılardan bahseder misiniz?

Estetik ve fonksiyonel burun ameliyatı, yüz gençleştirme, yüz ve vücut ameliyatı alanlarında daha çok profesyonel anlamda uzmanlaştım diyebilirim. VDAPC’nin 2013’teki yıllık bahar akademisi sırasında canlı bir burun ameliyatı sırasında operasyonel becerilerimi sundum ve bunu kanıtladım. Yıllık DGPRAC eğitim kurslarına “Yeni Başlayanlar için Rinoplasti”nin ev sahibi olarak kıdemli bir doktor olarak eğitim görevimi tamamladım. Alman-Türk Plastik Cerrahi Derneği’nin (GTPSA) kurucu üyeleri arasında yer almakla beraber aynı zamanda ilk başkanlık görevini de ben üstlendim. Alman Türk Plastik Cerrahi Derneği (GTPSA), Uluslararası Estetik Plastik Cerrahlar Derneği (ISAPS) ile işbirliği içinde ve Alman Estetik Plastik Cerrahlar Derneği’nin (VDAPC) himayesinde gerçekleştirilen kongrelerde dünya çapında ünlü plastik cerrahları davet ederek önemli bir organizasyon gerçekleştirdik. Dünya çapında plastik cerrahların, plastik-estetik cerrahideki en son yöntemleri görmeleri ve öğrenmeleri amacıyla bir video kütüphanesi kurdum ve bu video kütüphanesinin bilimsel direktörlüğünü de yaptım.

 

 

 

 

 

 

 

 

Gemi turların gözde rotası Japonya

Gemi turların gözde rotası Japonya

Egzotik bölgeler dünyada insanların en fazla görmek istediği yerler olurken cruise’ların gözde destinasyonları arasında da dünyanın en çok merak edilen ülkesi Japonya başı çekiyor. Bir ada ülkesi olması sebebiyle 25 adet yanaşılabilecek limana sahip olan ve birbirinden zengin programların gerçekleştirebilmesine imkan sağlayan Japonya’yı, cruise turları ile keşfedin…

Antik yerler ve doğal harikaların geleneklerle iç içe geçtiği Japonya, 25 limanı ile dünyada gemi rotası için en elverişli ve zengin seçenek sunan destinasyon olma özelliğini taşıyor. Üç bin beş yüzü aşkın yolcu kapasitesi ile “Asya’daki en iyi yolcu gemisi” ödülünü alan Princess Cruise gemileri, Japonya seferi ve varış noktalarındaki olağanüstü etkinliklerle misafirlerine unutulmaz bir deneyim yaşatıyor. Atmosferi tamamen Asya kültürünü yansıtan on beş katlı gemiye adımınızı ilk attığınız andan itibaren, Japon müzikleri ve enfes lezzetler sizi karşılıyor.

Fuji Dağının görkemli ihtişamı, renkli Harajuku bölgesi, antik Asakusa Sensoji tapınağı gibi kültürel değerlerin yanı sıra gökdelenlerin çarpıcı neon mimarisi, pembe kiraz çiçekleri gibi görsel şölenlere de şahitlik ediyor.

İşte, Asya’nın en iyi yolcu gemisi ile çıkacağınız heyecan verici Japonya gezisinden rehber tavsiyeler…

Neler yapmalı;

Tokyo’da, çay, hat sanatı ve Japon ruhunun özünü kutlayan bir macera ile Japon kültürünü deneyimleyebilir, Ishigaki kıyılarının hemen dışındaki güzel korunmuş, geleneksel Ryukyu köyünün bulunduğu Taketomi Adası’nı keşfedebilir, Koçi’deki doğa harikası, ulusal doğal anıt olan Ryugado mağarasını gezebilir, Satsuma-Kagoshima’daki Shimazu klanına adanmış bir müzede 700 yıllık tarihe şahitlik edebilirsiniz.

 

Tokyo’da lezzet turu

Tokyo’da zengin çeşitlilikteki deniz ürünlerini keşfedebilirsiniz. Taze balık, deniz kabukluları, suşilerin tadına varabilir, ustasından beş balıkla yapılan sevdiğiniz şuşi lezzetin nasıl yapıldığını öğrenebilirsiniz.

Japonya’da yaşam ve kültür

Osaka’da UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirası olarak tanınan geleneksel bir Bunraku kukla gösterisinde bulunmak sizin için unutulmaz bir anı olacak. Bir hasır sepet kapıp Shimizu kırsalında uygulamalı çay toplamak ise bambaşka bir macera… Aomori’deki “Onsen” kaplıca banyosu şifası ve atmosferi ile Kagoshima’nın Shochu fabrikası ise tahıl ve sebzelerin Japonya ruhunu taşıyan iksirlere dönüşüm yolculuğu ile hayli ilgi çekici.

 

Doğa harikaları ve manzaralar;

Aktif bir yanardağ ve ülkedeki en popüler turistik yer olan Japonya’nın ikonik dağı Fuji’nin panoramik manzarasını görmeden Japonya’yı gezdim demeyin! Godzilla kayasına ve “Namahage” adlı efsanevi yaratıklara ev sahipliği yapan Akita’nın Oga yarımadasının muhteşem manzarası da hayranlık duyacaksınız. “Cruise rotası harikası” seçilen, meşhur Shiretoko yarımadasının ihtişamı ise nefesinizi kesecek.

Diğer benzersiz Japonya deneyimleri…

Nagoya’nın ortaçağ kalelerinde, samuray savaşçılarının izini sürün.

Sakaiminato’daki otantik bir “yakiniku” öğle yemeğinin tadını çıkarın.

Yetenekli zanaatkarların, Amami Oshima’da narin sünger ipi parçaları oluşturmak için doğal Tochigi kabuğu, demir bakımından zengin çamur ve kendi eşsiz vizyonlarını nasıl birleştirdiklerini gözlemleyin.

Japonya gerçek bir festival ülkesidir. Tokushima’daki seçkin yelkenlerde, büyüleyici bir gösteri olan Awa Odori Dans Festivali’ni deneyimleyebilir veya Aomori’nin yıllık Nebuta Festivalinde yapılan enfes geçit törenlerine yakından tanık olabilirsiniz.

 

 

İlk buluşmada ne giymeli?

İlk buluşmada ne giymeli?

Verda Penso

Herkese merhaba! Bir aydır görüşemedik! Yeni bir yazı ile tekrar geri döndüm. Bugün ilk buluşma için ipuçları ve özellikle de ilk buluşma için neler giyeceğimizden bahsedeceğiz. İlk randevunun her zaman güzel bir şey olduğunu, biraz heyecanlandıran bir tür yeni bir macera olduğunu kesinlikle biliyorsunuz. İlk randevuya kaç kez gittiniz önemli değil. Her biri farklı ve bir şekilde özel… Hem sizin için hem de eşiniz için çok özel bir fırsat.

İkiniz de elinizden gelenin en iyisini yapmak ve birbirinizi etkilemek istiyorsunuz. Birçok kadın bu gün içinde nasıl hazırlanacağını ve ne giyeceğini bilmiyor. Ama merak etmeyin! Rehberimiz ile ilk buluşmada ne giyeceksiniz, hazırlanacaksınız! Ne giyeceğinize ilgileniyorsanız, makaleyi okumaya devam edin.

Kendiniz olun!

Her şeyden önce, başka hiçbir şey olmayın, sadece kendiniz olun! Birini etkilemenin en iyi yolu budur. Ayrıca, ilk buluşmadan önce bir süredir iletişim kurduğunuzu düşünüyoruz, bu nedenle diğer taraf nasıl bir kişi olduğunuzu kesinlikle biliyor. Oyunculuk ve olduğun gibi davranmak en doğru olanı. Karşı taraf gerçek sizinle tanışmak istiyor, sahte bir şeyle değil. Bunu aklınızda bulundurun.

 

Pembe Mürettebat Boyun Pileli A-Line tarihi Casual Katı Midi Elbise;  Yumuşak masum, henüz çok kadınsı bir görünüm için mükemmeldir. Gümüş veya pembe mücevherlerle birlikte süsleyin. Şifon fırfırlı detayları ve üst kısımdaki çiçek dantel ayrıntılarını gerçekten seviyoruz.

Gömlek Yaka Kayısı A-Line Pileli Çiçek-Baskı Midi Elbise;  Canlı koyu yeşil ve parlak kırmızı desenli birlikte güzel ve romantik çiçek desen harika bir kombinasyonudur. Bu elbisenin içinde kesinlikle başkalarının dikkatini çekeceksiniz. Bu tarz bir elbise için, sade parlak bej topuklu ayakkabılarla ve sade parlak bej çantayla eşleştirmek için mükemmeldir. İkinci ipucumuz rahat hissedeceğiniz bir şey giymektir.

Beyaz Kısa Kollu Gündüz Baskılı Damalı / ekose Midi Elbise; Ciddi, saf yaz mükemmellik. Renkli ve mutlu görünümlü! Bu elbise, tüm zamanlarda kesinlikle sadece harika hissedeceksiniz! Renkli aksesuarlara da ihtiyaç var! Sadece şu parlak yeşil küpelere ve hardal sarısı, sarı kareye bak. Gerçekten birlikte çok iyi eşleşiyor. Renklerden hiç korkma!

Ruffled Beyaz Tarih Çiçek Midi Elbise; Orta uzunlukta bir elbisedir, bu yüzden cildi fazla göstermekten korkmanıza gerek yoktur. Sarı hardal ya da topuklu ayakkabılar kesinlikle en iyi yoldur!

A-Line Baskılı Pileli Günlük Çiçekli Midi Elbise;

Siyah, mavi, açık mavi ve mor… Gördüğünüz gibi, elbisenin çok sevimli görünmesini sağlayan sevimli minik çiçeklere sahip. Özellikle menekşe rengi çok romantik görünüyor.

Yaka Kısa Kol A-Line Tarihi Zarif Düğmeli Midi Elbise; Trençkot görünümlü elbiseler son zamanlarda çok şık ve popüler hale geldi. Haki ve lacivert – her iki renkteki her şeye uymak çok nötr. Ve biraz da seksi görünüyor. Küçük iyileştiricilerle veya Roma benzeri sandaletler (gladyatörler) ile eşleştirmenizi tavsiye ederim.

Bir sonraki ipucumuz renklere bağlı! İyi göründüğünü düşündüğün renkler neler? Sadece sevdikleriniz ve hayatınızın geri kalanında giyebilecekleriniz neler? Modaya uygun ve şık olmak bir şeydir, ancak onlarda iyi hissetmiyorsanız ve sizi gerçekten memnun etmiyorlarsa, onlardan vazgeçmelisiniz. Daha doğrusu % 100 emin olduğunuz bir şeye bahis oynamalısınız. Yaz gömlek yaka kemerler çalışıyor. Tatlı midi büyük paça elbise, çok yumuşak, tozlu pembe bir renk isteyenler için mükemmeldir.

 

 

Cennetten bir köşe “Karagöl”

Karagöl, Artvin’in Şavşat ilçesinin 25 kilometre kuzeyinde bulunan heyelan set gölüdür.

Karagöl, yamaç araziden kopan heyelan kitlesinin vadi önünü kapaması sonucu çanakta biriken suların birikmesiyle oluşmuştur. Karagöl’ün yüzey alanı 5 hektar ve en derin noktası 33 m olup, göl suyu hafif alkalidir. Göl alanı, Karagöl Sahara Millî Parkı içerisinde yer almaktadır.

Karagöl ve çevresi yer yer vadilerle yarılmıştır. Bu yarılmalar yörede heyelan ve kütle hareketlerinin aktif olmasına neden olmaktadır. Karagöl, rotasyonel olarak kayan kütlenin gerisindeki çanakta biriken suların meydana getirdiği bir heyelan gölüdür. Göl çevresi ladin ve çamların meydana getirdiği yoğun ormanlarla kaplıdır. Ormanlarla çevrili olan Karagöl, ender manzara güzelliklerine sahiptir. Ayrıca gölün kuzeydoğusundaki Bagat mevkii ve çevresinde çim kayağı pisti niteliğine sahip alanlar vardır.

Maçahel Suyu, Gürcistan ve Türkiye arasından geçer ve gerçekten doğal bir güzelliğe sahiptir. Maçahel’in Gürcüce anlamı el yazısıdır ve merkezdeki Camili Köyü ile çevresindeki 5 köyle adeta bir elin 5 parmağı gibidir. Bu bölge, mutfağından kolayca anlaşılabileceği üzere, kültürel olarak hala Gürcü’dür. Karagöl, Türkiye’deki UNESCO tescilli tek biyolojik alandır. Ayrıca, Türkiye’deki tek beyaz Kafkas arısı türüne evsahipliği yapar. Bu arı türleri çiçeklerin özünü, diğer türlerden daha derinlere inerek çekebilir ve bu nedenle en tatlı nektarı toplayabilir. Daha fazla polen toplarlar ve ortalama bal arısından 1.5 kat daha fazla bal üretirler.

Yeşil renkli tahta yürüme yolu, sizi dolambaçlı orman yollarında bir şelaleye götürür. Maçahel sınırları içerisinde bulunan Karagöl, deniz seviyesinden 1.550 metre yüksekte yer alır. Göl endemik bitki örtüsü ile zenginidir ve büyük, muhteşem ağaçlarla çevrilidir. Yaklaşık 33 metre derinliği olan gölün etrafında 2.450 metre yürüyebileceğiniz bir yol vardır.
Gölü ziyaret etmek için bir tekne kiralayabilirsiniz. Ayrıca dinlenip bir şeyler atıştırmak için bir restoran da hizmet vermektedir. Ferhat Kaan Şahin

 

 

Shambala Festivali

Shambala Festivali

23-26 Ağustos Northamptonshire-İngiltere

Yemyeşil Northamptonshire kırsalının ortasında gizli bir bölgeye açılır. 200 müzikal, kabare, atölye çalışmaları, ilham verici konuşmalar, sirk gösterileri ve interaktif tiyatronun olduğu bir aile festivalidir. Yenilikçi Shambala Festivali, yaratıcılık ve katılımı birleştiriyor ve “efsanevi bir parti” olarak ün yapıyor. Organizasyoncuları en ileri tiyatro ve performansı çağırdığı ve yeşil bir olay olduğu konusunda gurur duyduğu biliniyor. Bir yiyecek çadırı, Kamikaze müzik çadırı, Playtopia Çocuk Sahası gibi şeyleri içeren 30-plus mekanları var. Aynı zamanda şiir sahnesi, kukla kabaresi, meditasyon için çığlıklar iyileştirme alanı, dans atölyeleri, bir zanaat alanı bulunuyor. Çok renkli çok rahatlatıcı bir festival…