Yazılar

Ela Excellence Resort Belek’te lezzetli bir tatil

Ela Excellence Resort Belek’te lezzetli bir tatil

Ela Excellence Resort Belek; temmuz ve ağustos aylarında gerçekleştirilecek “Yerel Lezzetler Etkinliği” ile misafirlerine tadına doyulmaz bir tatil deneyimi sunmaya hazırlanıyor.

Uluslararası standartlarda kişiye özel tatil anlayışını benimseyen Ela Excellence Resort Belek, misafirlerine sunduğu çeşitli etkinliklerle tatil keyfini unutulmaz kılıyor.

Yedi ayrı alakart restoranı ile konuklarına unutulmaz tatlar sunan Ela Excellence Resort Belek, Yerel Lezzetler Etkinliği kapsamında şeflerin özenle hazırladığı lezzetleri Temmuz-Ağustos ayı boyunca La Sofa ve Hayat restoranlarında misafirlerin beğenisine sunuyor.

Ela Excellence Resort Belek

Temmuz’un ilk haftası pastane şefi Ramazan Dereli’nin tahinli ve pekmezli çikolatalı kekiyle damakları şımartırken, ikinci hafta Antalya yöresinin ve meşhur 18’in efsane lezzeti acıbadem ve tahinli bağacayı konuklarıyla buluşturuyor.

Üçüncü hafta 1940 yılından beri Antalya’da kendine has dondurmalar üreten Zamora Dondurma’nın özel yanık, naneli ve tahinli dondurmaları ile tatili tatlandırırken, dördüncü hafta Ela Excellence Resort Geleneksel Mutfak Şefi Filiz Mayda’nın tarifiyle Antalya’nın yöresel yörük yemekleri tatile farklılık katıyor.

Ela Excellence Resort Belek

İlk hafta 1937 yılında Antalya’da kurulan 7 Mehmet Restoran farkıyla modern Akdeniz lezzetleri eşliğinde Türk mutfağının mevsimsel dokunuşlarıyla hazırlanan Antalya kültür mirası yemekleri olacak. İkinci hafta 1954 yılından beri Antalya’nın kalbinde olan Parlak Restoran, Türk mutfağına özgü malzemeler ve teknikler kullanılarak hazırlanan yemekler ve özel soslu piliç çevirme yaparken, üçüncü hafta kendine has tariflerinin lezzeti damaklarda iz bırakacak.

Ela Excellence Resort Belek

Etkinlik, Özbekistanlı ve yıllardır profesyonel olarak aşçılık yapan Ela Excellence Resort Özbek Yemekleri Şefi Nisa Nur Büyükörük’ün Türk ve Özbek mutfağının birleşiminden doğan Neolocal Türk kültürü yemekleri ile tamamlanacak.

Anadolu Isuzu,  15 sıra yükseldi

Anadolu Isuzu,  15 sıra yükseldi

Anadolu Isuzu, En Değerli Markası listesinde 15 sıra yükseldi

Anadolu Isuzu, Brand Finance tarafından yayımlanan “Türkiye’nin En Değerli Markaları 2024” araştırmasındaki konumunu geçtiğimiz yıla göre 15 sıra birden yükseltti.

40. yılında “En Değerli Markalar” listesine 2023’te 77. sıradan giren şirket, 2024’te 62. sıraya çıktı. Anadolu Isuzu ayrıca, bu yıl 125 markayla yürütülen araştırmada; yüzde 47 ile değerini en çok arttıran 4. marka oldu.

Cesare Catania: Sanatın Metaverse Yolculuğu

Röportaj: Melis BAYRAKTAR

Cesare Catania: Sanatın Metaverse Yolculuğu

İtalyan sanatçı Cesare Catania, geleneksel sanatın digital dünyayla kucaklaştığı bir evrende sınırları zorluyor. Eserleri, renk, form ve kompozisyonun bir araya geldiği bir dünyada izleyiciyi büyülüyor. Sanatçının soyut eserleri, figüratif detayları soyutlamak suretiyle duygusal bir deneyim sunuyor. Renklerin dansı, şekillerin ritmi ve soyut formların anlamı, izleyiciyi içine çeken bir yolculuğa çıkartıyor. Metaverse ile bu soyut dünyaların sınırları daha da genişliyor. Sanatçının eserleri, sanal dünyanın içinde de yeni bir boyut kazanıyor.

Cesare Catania ile sanatın sınırlarını keşfetmek isteyen herkes için ilham verici bir röportaj gerçekleştirdik.

Sanat hayatınız ne zaman ve nasıl başladı?

Sanat hayatım aslında benden habersiz çocukluk yıllarımda başlamıştı. Dedem keman sanatçısıydı. Klasik müziğin yaratıcılığına ve titizliğine karşı tutkum onun sayesinde başladı. 9 yaşımdayken piyano dersleri almaya başladım. Hem müzikal hem de figüratif sanata karşı her zaman bir tutkum oldu. Benim için ikisi birbirinden uzak ya da ayrı şeyler değildi o yıllarda bile. Hayatı algılayışım, kendimi eğlendirme arayışım genellikle kendi yarattığım küçük dünyaların içinde hikayecikler halinde belirdi önümde. Gördüğüm en küçük beni etkileyen şey günlerce hayalimde yaşattığım dünyaları mümkün kılıyordu. Anılarıma dâhil olan herkesin psikolojisi, karakterleri, düşünceleri, görünüşleri vb. birçok şey benim etkilenme ve beslenme alanlarım oldu.  Hayatımın dönüm noktasının bu süreçle başladığına inanıyorum. İlk kayda değer resmim 1995 yılına kadar uzansa da bu tutkumu 10 yılı aşkın bir süre önce mesleğe dönüştürmeye başladım. “Metaphysical Composition” – 2016, in “Artistic Composition” – 2016 , “The Dynamics of Movement” – 2016) , the “Vanity” ve diğer soyut ve sembolik olanlarda – 2014, “Flamingos in the Mirror” – 2015 – the “Tear” – 2012 gibi eserlerim ortaya çıktı.

Eserleriniz oldukça etkileyici bir dile sahip. Bize çalışmalarınızı ve tarzınızın oluşum sürecini anlatır mısınız?

1998 yılında mühendislik fakültesinde okumaya başladım. Ve burada perspektif ve aksonometri alanında uzmanlaştım. Bu bana tüm şekilleri basit üç boyutlu çokgenlere bölerek kendisini çevreleyen sorunları ve gerçekliği gözlemlemeyi öğretti. 144: Jazz Trio” – 2014, “Nice (A Tribute to Matisse and Chagall)” – 2015) ve katı ve eğrisel figürlerin zarif ve uyumlu bir şekilde yan yana gelmesiyle “Summer Readings (Tribute to Pierluigi Nervi)” – 2016 adlı eserlerim bu sayede çıktı ortaya. Yıllar içinde fotoğrafçılığa karşı da özel bir tutkum gelişti. Fotoğraf teknikleri ile oluşturulan yumuşak tonlamalar, ışık oyunları, çekim sırasında ve sonrasında elde edilen duygusal, dramatik ve şiirsel çalışmalara yoğunlaştım. Renk ve biçimsel bozulma gibi çeşitli teknikleri kullanarak soyut sanat örnekleri çıkartmaya başladım.

Bu süreçteki çalışmalarımda hiçbir sınırlamaya yer vermedim. Sanat sonsuzdur ve ifade biçimleri de sonsuzdur. O sebeple, ben sadece üretiyorum ve üretilen her eser kendi içinde kendi varlığını inşa ediyor.  İlhamımı yaşamın acı ve tatlı olan kendisinden ve evrenin bütünlüğünden, renklere olan aşkımdan alıyorum. Yaşam benim ilhamım.

Cesare Catania

Çalışmanız güçlü renklerden ve renk kontrastlarından oluşuyor. Belirli bir eserde hangi rengi kullanacağınıza nasıl karar veriyorsunuz?

Her düşüncenin, arzunun, bilginin, hislenmenin yani her şeyin bir rengi ve tonları var.  Ben, rengin algılanamaz olduğunu kabul edip, yine de ulaşmaya çalışma durumunun gerekliliğini estetik açıdan değerlendiriyor ve iki gerçeklik (renk – nesne) arasındaki en kısa mesafeyi arayarak, yeni bir gerçekliği gün yüzüne çıkarmaya çalışıyorum. Rengi yaşıyorum, arzuluyorum, hayal ediyorum, hissediyorum ve eserlerimle gün yüzüne çıkartıyorum. Dolayısı ile her eser kendi rengine kendisi karar veriyor diyebilirim.

Dijitalleşme ve teknolojiyle birlikte sanat dünyasının dinamiklerinde çok ciddi değişimlerle karşılaştık. Bu değişim rüzgârı eser üretimlerini de etkiledi. Kripto sanat, NFT eserler ve blockchain teknolojisi de bu değişimlerin en önemli örneklerinden oldu. Siz de “Artistic Metaverse” olarak adlandırdığınız bir metaverse sergi düzenlediniz? Nasıl oldu bu süreç?

Hepimizin Covid19 salgını nedeniyle evlere kapandığı Pandemi döneminde “Artistic Metaverse” adını verdiğim ilk Metaverse sergimi gerçekleştirdim. Davetlilerim herhangi bir çaba göstermeden, yalnızca kullandıkları sanal gerçeklik cihazları sayesinde, sergime katılıp, diledikleri tablomu kolayca satın alabildiler. Kendi aramızda bir söyleşi bile gerçekleştirdik. Mikrofon ve sohbet kutusu aracılığıyla eserlerim hakkında sohbet ettik. Bir sanatçı olarak en büyük arzularımdan biri sanat tarihinde ileride yazılacak bir değişime şahit olma arzusuydu. Bu arzumun karşılık bulduğunu gördüm. Ayrıca bu sergimin yeni nesil koleksiyoner ortaya çıkarmak konusunda farklı bir işlevi de oldu.

Harika! Benim de en merak ettiğim konuların başında NFT’lerin yükselişe geçmesi koleksiyonerlik kavramını nasıl etkilediğiydi.

Şöyle ki hayatını tamamen ekranda yaşayan, internetin var olduğu bir dünyada doğan, dijital madencilik yaparak zengin olan, alışverişini kripto parayla yapan, oyun evrenlerinde avatarına tasarım kıyafetler, silahlar, ayakkabılar alan ve bunlara ciddi paralar harcayan insanlarla; nerdeyse tamamen fiziksel dünyada yaşayan insanların yaşamı ele alış biçimleri, estetik zevkleri ve paraya bakışı haliyle birbirinden çok farklı. Tamamen fiziksel dünyada yaşayanların “fiziksel olmayan bir eseri ne yapacağım?” sorusunu yeni nesil “fiziksel bir eseri ne yapacağım?” olarak soruyor. Zira onların evleri, duvarları sosyal medya hesaplarında, ekranlarında. Bu yüzden belki de hiçbir zaman bir sanat eseri almayacaklardı. NFT ise onlar için bu ortamlarda sergileyebilecekleri, varlıklarını, kültürel birikimlerini gösterebilecekleri bir alan yarattı. Fiziksel koleksiyonerlikte de olan sahip olma, bunu paylaşma, kültürel statüsünü sergileme, sanatçının macerasına eşlik etme zevklerini NFT koleksiyonları üzerinde onlar da yaşamaya başladı. Böylece NFT hem sanatçının, sanat piyasasının hem de koleksiyonerlik kavramının gelişmesine, bir alan daha kazanmasına sebep oldu. Tanınmış, fiziksel sanat piyasasında önemli yerlerde olan sanatçıların bu piyasaya ilgi göstermesiyle de hibrit bir ortam oluşmaya başladı.

Cesare Catania

Peki sanatın gerçek değerinin NFT’ler ile belirlenip belirlenemeyeceği konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dijital sanatın kripto paralar ile değerinin ölçülmesini doğru anlamak ve detaylandırmak için NFT teknolojisini doğru anlamak gerekiyor. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de göreceli bir değere sahip sanat, NFT ile en azından sanatçının hak ettiği gerçek değeri elde etmesine olanak tanıyor. Gelecekte özgün bir sanat eserini NFT ortamında elinde tutmak ciddi bir kazanç sağlamada bir araç olarak değerlendirilebilir.

Gelecek için başka iş birlikleriniz ve projeleriniz var mı? Son dönem sergilerinden bahsedelim, şu an sanat tutkunlarını burada neler bekliyor?

Şu anda Venedik Bienali’nde, aynı anda hem fiziksel hem de dijital bir heykel olan son sanat eserimin açılışını yapıyorum. Bu Phygital Embrace Versiyonu.

Venedik Bienali ziyaretçileri heykelimi fiziksel bir versiyonda gözlemlemeye ya da artırılmış gerçeklikte onunla “oynamaya” karar verebilirler. Bu vesileyle, yine yapay zeka sayesinde, herkese benzersiz bir dijital kucaklaşma heykeli yapma ve bunu dijital sanat eserleri olarak benimle birlikte imzalama imkanı veren bir yazılım da geliştirdim. İnsanların sanatla oynarken nasıl eğlendiklerini ve sanatın demokratikleşmesinin, sanatsever olsun ya da olmasın, genel halk tarafından nasıl takdir edilen bir süreç olduğunu görmek harika.

Peki Türkiye’deki sanat ortamı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye çok özel bir yer. Yakın zamanda Türkiye’de de sanatsal bir proje geliştirebilmeyi çok istiyorum.

Shangri-La Bosphorus, Istanbul’da lezzet şöleni yaşandı

Shangri-La Bosphorus, Istanbul’da lezzet şöleni yaşandı

Shangri-La Bosphorus, Istanbul, özel brunch etkinliğinin ikincisini “Shang Brunch Vol.2” ile gerçekleştirdi.

IST TOO’da İtalyan mutfağından Hint mutfağına, Çin mutfağından Karadeniz mutfağına kadar 9 Executive şefin canlı istasyonlarda sunulan imza lezzetleri, konuklara yine unutulmaz bir gastronomik deneyim sundu. Etkinlik boyunca canlı caz müziği, Le Bar’ın özel kokteylleri ve çocuklara özel aktiviteler ile Shang Brunch Vol.2 festival tadında geçti.

Meksika’da can alan kuş gribi endişelendirdi!

Meksika’da can alan kuş gribi endişelendirdi!

Tavuk eti ve yumurta tüketiminin hastalığa sebep olması mümkün değil!

Kuş gribinin 2 çeşidinin bulunduğunu ifade eden uzmanlar, biri yüksek potansiyelli, diğerinin düşük potansiyelli olduğunu ve şu anda gündemde olan Meksika’daki vakanın düşük potansiyelli olduğunu söylüyor.

Meksika’da görülen vakanın endişeleri artırdığına işaret eden Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Yiyecek olarak tavuk eti ve yumurta tüketiminin hastalığa sebep olması mümkün değil; çünkü bu ürünler tüketilmesi sırasında ısı ile işlem görüyor. Bu sayede virüs etkisiz hale geliyor.  Çiğ yumurta tüketimi önerilmiyor çünkü virüsün bu şekilde bulaşma ihtimali var. Virüs dış ortamlarda hassas olmasına rağmen ısıda 56 derecede 30 dakikada ölüyor.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından dikkat çekilen ve Meksika’da bir kişinin ölümüne neden olan kuş gribi hakkında bilgi verdi.

Dr. Dilek Leyla Mamçu

Dr. Dilek Leyla Mamçu

‘Tavuk Vebası’ olarak da bilinen kuş gribi normalde insanlara bulaşmıyor 

‘Tavuk Vebası’ olarak da bilinen kuş gribinin, Avian İnfluenza virüsünün sebep olduğu bir hastalık olduğunu hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Genellikle kanatlı hayvanlarda, özellikle kuşlarda ve evcil kanatlı hayvanlarda görülüyor. Kuş gribi, insanlarda da hastalık yapan influenza virüsüne benzer bir yapıya sahip ve bu sebeple hayvanlardaki hastalığın adına kuş gribi deniliyor. Kuş gribi normalde insanlara bulaşmaz ancak hayvanlar arasında birtakım belirtilerle bulaşıyor. Bu belirtiler arasında hayvanın ateşi çıkması, tüylerinin kabarması, çabuk iştahsızlık ve halsizlik gibi şikayetler yer alıyor. Ayrıca, yumurta veriyorsa hayvanın verimi düşüyor ve bu belirtileri gösteren hayvanlar genellikle kitleler halinde ölüyorlar.” dedi.

Kuş gribinin iki çeşidi var

Kuş gribinin 2 çeşidinin bulunduğunu ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Biri yüksek potansiyelli olan, diğeri düşük potansiyelli olan. Şu anda gündemde olan Meksika’daki vaka düşük potansiyelli olanı. Hastalık hayvanlarda veteriner hekimler tarafından özellikle endemik görüldüğü ülkelerde kolayca teşhis ediliyor. 2018 yılında dünyada Kuş Gribi salgını meydana gelmiş, özellikle uzak doğudan başlamıştı. Yaklaşık 860 insan vakası bildirilmiş ve 454 ölüm gerçekleşmişti. Bu durum, kanatlı endüstrisi için ciddi bir tehlike oluşturmuş ve pandemi endişelerini artırmıştı. Meksika’da görülen vaka da bu endişeleri artırdı ancak Dünya Sağlık Örgütü raporlarına göre bu vakanın düşük potansiyelli olduğu ve çok hızlı bulaşmayacağı düşünülüyor. Pandemi endişesi ise devam ediyor.” şeklinde konuştu.

Kişiden kişiye solunum yoluyla bulaşıyor

Kuş gribini insanlara bulaşması durumunda, hastalığın genellikle kişiden kişiye solunum yoluyla bulaştığına dikkat çeken Dr. Dilek Leyla Mamçu, “İlk etapta hastalık insanları etkilemez fakat kuşlardan geçtiği için mesleki maruziyeti yüksek olanlar, özellikle tavuk çiftliklerinde çalışanlar ve aileleri risk altında. Yiyecek olarak tavuk eti ve yumurta tüketiminin hastalığa sebep olması mümkün değil; çünkü bu ürünler tüketilmesi sırasında ısı ile işlem görüyor. Bu sayede virüs etkisiz hale geliyor.  Çiğ yumurta tüketimi önerilmiyor çünkü virüsün bu şekilde bulaşma ihtimali var. Virüs dış ortamlarda hassas olmasına rağmen ısıda 56 derecede 30 dakikada ölüyor. Bu nedenle virüse maruz kalınan alanların temizlenmesi ve kıyafetlerin yüksek ısıda yıkanması gibi önlemler alınmalı.” şeklinde uyarılarda bulundu.

Kuş gribine karşı bir aşı yok

Hastalığın insanlardaki belirtilerinin grip belirtileriyle benzerlik gösterdiğine de vurgu yapan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Genellikle hapşırık, öksürük, baş ağrısı ve boğaz ağrısı gibi şikayetlerle kendini gösterir. Hastalık ağır seyrettiğinde hasta daha çabuk kötüleşebilir. Bu nedenle hastanın daha önce ciddi hastalıklar geçirip geçirmediğinin belirlenmesi önemli. Kuş gribine karşı şu anda etkili bir tedavi yöntemi bulunmuyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün uyguladığı aşı da insan influenza virüsüne karşı olan aşı. Kuş gribine karşı bir aşı bulunmuyor. Bu belirtileri gösteren kişiler özellikle mesleki maruziyet durumunda veya riskli bölgelere seyahat etmişlerse en yakın sağlık kuruluşuna başvurarak test yaptırmalı. Erken teşhis çok önemli ve hastalığın izole edilmesi gerekiyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.

Sırma Karma’dan serinleten reklam

Sırma Karma’dan serinleten reklam

Yenilikçi ürünleriyle içecek sektörüne ilham veren Sırma; sektörde yeni bir lezzete daha imza atarak zengin mineralli gazlı içecek serisi ‘Karma’yı ürün portföyüne ekledi. Meyve ve çiçek aromalarının lezzetinden oluşan, şekersiz ve kalorisiz, zengin mineralli gazlı içecek Karma, üç farklı çeşidiyle tüketicilerle buluştu. Mango-şeftali-mürver çiçeği aromalı, vişne-karadut-kiraz çiçeği aromalı ve limon-lime-portakal çiçeği aromalı olarak 3 benzersiz alternatif sunan Sırma Karma, tüketicilerin her anına eşlik etmeyi hedefliyor.

Karma’nın marka yüzü olarak Cemal Can Canseven ile iş birliği yapan Sırma; Cemal Can’ın stüdyoya girerek kendisinin seslendirdiği jingle ile tüketicilerine lezzetin, ferahlamanın, keşfetmenin “Tam Sırası” diyerek sesleniyor.

Hayatı ertelemeden, içinden geldiği gibi yaşayanlara her anlarında eşlik etmeyi hedefleyen Sırma’nın ‘Karma’ serisi; özel şişe tasarımı ve çevir aç kapağı sayesinde de her an her yerde kullanım kolaylığı sağlıyor.

Reklam Künyesi:

Reklamveren Temsilcileri: Verda Duysak, Sinan Arslan, Nil Sözen Karakaya, Edanur Telci, Şeyma Özhan, Aslıhan Eroğlu Erdem, Çisem Köseoğlu

Ajans: Pixiu Digital

Kreatif Direktör: Can Akalın

Proje Yöneticisi: Fatih Dilekci

Müşteri Yöneticisi: Dihle Topaloğlu

Dijital Direktör: Devrim Berdan Özdemir

Yapımevi: A’Picture

Yönetmen: Fuzule Tezcan

Yönetmen Yardımcısı: Sabri Ocak

Reji: İsmet Sağlamer, Didem Gül Nefis

Yapımcı: Can Üner

Uygulayıcı Yapımcı: Fatih Yapa

Yapım Amiri: Barış Erol

Post Prodüksiyon: Post Office

Müzik: Kerim Dağlı

Art Direktör: Cankat Oğuz, Muhammet Çelebi, Kumsal Erem

Sosyal Medya Yöneticisi: Dilan Akarsu

 

The Marmara Bodrum, 2024 yazına yenilenerek merhaba diyor

The Marmara Bodrum, 2024 yazına yenilenerek merhaba diyor

The Marmara Bodrum, 2024 yazında da kusursuz hizmet anlayışıyla misafirlerini ağırlamaya hazır.

Tuti Restoran

2024 Michelin tavsiye listesinde yer alan Tuti Restoran’ın yeni menüsüyle misafirlerine lezzet şöleni yaşatmaya devam ediyor. Executive Şef Hakan Süve ve mutfak ekibinin özenle hazırladığı menüler, Bodrum’un yerel mutfağından izler taşıyor ve bölge bahçelerinden günlük, taze ve doğal ürünler kullanılarak oluşturuluyor.

Yeni yaz sezonunda klasikleşen Tuti Restoran menüsüne eşsiz tatlar ekleniyor. Soğuk ve sıcak mezelerde İzmir Sakız Enginarı, Mavi Kuyruk Karides, Milas Erişte, İstiridye Kokoreç, Cevizli Ege otlu Kalamar Dolma, Karadut ve Reyhan Sorbe ile Aydın Atça Çilek Sorbesi, tatlılarda ise Vanilyalı Akça Armut öne çıkan lezzetler arasında yer alıyor. Ana menü de ise Trança, Ege soğan mıhlaması ve tere birleşimi ile lezzetli bir seçenek sunuyor.

Tuti Restoran, “slow food” ve “yaveş gari” sorumluluk projelerinden elde edilen bilgilerle Bodrum’un teknik ve hikayelerini taşıyan yemekler sunuyor.

The Marmara Bodrum

Pera 77 Pop Up Jazz ve Lıkır Lıkır Geceleri

The Marmara Bodrum, yaz boyunca canlı müzik performansları ve birbirinden özel sanatçı sahneleriyle Bodrum’u yaşamak isteyen herkese unutulmaz anılar biriktirme fırsatı sunuyor. Bodrum’da keyifli vakit geçirmek isteyen müzik severleri eğlenceye çağırıyor. İstanbul’un sevilen caz müzik sahnesi Pera 77, bu yaz Bodrum’da Pera 77 Pop Up ile caz müzik temsilcilerini The Marmara Bodrum’un eşsiz manzarasında takipçileriyle buluşturuyor.

Etkinlik takvimi ise oldukça dolu. Seran Bilgi 23 Haziran, 21 Temmuz ve 18 Ağustos’ta; Dilek Sert Erdoğan 7 Temmuz, 4 Ağustos ve 1 Eylül’de Pera 77 Pop Up’ta sahne alacak. Bu muhteşem performanslar, iki haftada bir tekrarlanacak ve katılımcılara eşsiz müzik deneyimleri sunacak.

The Marmara Bodrum

The Marmara Bodrum’un yeni konseptli yaz partileri “Lıkır Lıkır Geceleri”, her ayın 2. ve 4.  Çarşamba gecelerinde gerçekleşecek olan bu büyüleyici etkinlik serisi, Bodrum’un nabzını tutacak ve misafirlerine unutulmaz anlar yaşatacak

Yaz boyunca sürecek olan bu parti serisi, müzik sektöründe 40. yılını kutlayan efsanevi Tarık Koray’ı ve birbirinden başarılı DJ’leri ağırlayacak. The Marmara Bodrum, 2024 yaz sezonunda muhteşem müzik performanslarıyla Bodrum gecelerini aydınlatacak ve ısıtacak.

Adres: Yokuşbaşı, Suluhasan Cad. The Marmara Bodrum No:18, 48400 Bodrum/Muğla

Telefon: (0252) 313 81 30

Frankey & Sandrino The Roof’ta

Frankey & Sandrino The Roof’ta

Alman elektronik müzik ikilisi Frankey & Sadrino, 15 Haziran tarihinde The Ritz-Carlton, Istanbul, The Roof’ta sahne alıyor.

Global elektronik müzik sahnesinde ün kazanan elektronik müzik ikilisi Frankey & Sandrino, sevilen şarkılarıyla 15 Haziran saat 21:00’da hayranlarının karşısına çıkıyor.

‘Acamar’, ‘Wega’ ve ‘Ways of the Sun’ gibi parçalarıyla elektronik house müzik türünde önemli bir yer edinen ikili, The Roof at The Ritz-Carlton, Istanbul’un büyülü İstanbul manzarası eşliğinde sıra dışı bir deneyim sunmaya hazırlanıyor.

Bilgi: 0212 334 41 88

Hyundai INSTER’in ilk görüntüleri

Hyundai INSTER’in ilk görüntüleri

Hyundai Motor Company, A segmentindeki yeni kompakt EV modelinin adını ve ilk görsellerini paylaştı. INSTER adı, İngilizce “intimate – innovative” yani “samimi ve yenilikçi” kelimelerinden türetilirken aynı zamanda ağırlıklı olarak piksel aydınlatma temasına da yer verilmiş.

Hyundai’nin yeni yarı kompakt EV modelinin kökleri, aslında 2021’de tanıtılarak yalnızca Kore pazarında satışa sunulan benzinli CASPER’a dayanıyor. Tamamen elektrikli olarak geliştirilen Hyundai INSTER, sürüş dinamikleri açısından da segmentinde yeni standartlar belirleyecek. WLTP’ye göre 355 kilometre menzil sunan elektrikli otomobil, teknoloji ve güvenlik özellikleri açısından da segmentinin sınırlarını fazlasıyla aşmış olacak.

Paylaşılan görüntülerde şık tasarımı vurgulayan en önemli kriterin imza niteliğindeki LED gündüz farları ve piksel grafikli dönüş sinyalleri olduğu anlaşılıyor. Bu aydınlatmalara ek olarak, arka taraftaki ışık imzası da kompakt bir SUV profili sergiliyor.

Hyundai INSTER’ın dünya lansmanı, Haziran ayı sonunda düzenlenecek Busan Uluslararası Mobilite Fuarı’nda gerçekleştirilecek.

Dedeman ve Özyeğin Üniversitesi turizmde iş birliği yapacak

Dedeman ve Özyeğin Üniversitesi turizmde iş birliği yapacak

Dedeman Hotels & Resorts International; genç iç mimar adaylarının ilham verici ve yaratıcı fikirlerini turizm sektörüne kazandırmak amacıyla, Özyeğin Üniversitesi iş birliğine imza attı.

Proje kapsamında Özyeğin Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü 4. sınıf öğrencileri, 2023-2024 Güz Dönemi’nde aldıkları stüdyo dersi boyunca “Dedeman Palandöken Ski Lodge” otelini yeniden tasarlamak için çalışmalar yürüttü ve bu süreçte ilk kez gerçek bir yapıyı gerçek bir müşteriye tasarlama fırsatını elde etti.

Turizm sektörüyle iç mimari akademi dünyasını bir araya getiren iş birliği ile geleceğin iç mimar adayları, kariyer yaşamları için çok önemli bir deneyim yaşadı. Projeye katılan tüm öğrenciler, kariyer hedeflerine yönelik öncü bir girişimde bulunma cesareti göstererek, ilham verici fikirlerini gerçek bir otel projesine dönüştürme imkânı buldu.