Yazılar

Çocuklarda tuvalet alışkanlığına dikkat!

Çocuklarda tuvalet alışkanlığına dikkat!

Bütün çocuklar altını ıslatabilir ama 5 yaş üstü çocuklarda sık görülen gece alt ıslatma sorunu çoğunlukla genetik nedenlidir. Ama 3 ayda haftada 2 kereden fazla alt ıslatma varsa, bir günde 7’den fazla sayıda idrara çıkıyorsa, tuvalete koşarak ya da son dakika gidiyorsa çocuğun tedavi olması gerekebilir. Liv Hospital Çocuk Ürolojisi ve Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selami Sözübir alt ıslatma nedenleri ve tedavisini anlattı.

Prof. Dr. Selami Sözübir

Prof. Dr. Selami Sözübir

Gece alt ıslatma nasıl bir hastalıktır?

5 yaşın üzerindeki çocukların haftada en az iki kez olmak üzere gece uykusu sırasında farkında olmadan idrar yapmasına gece alt ıslatması denir. Sağlıklı çocuklar da uyku öncesi aşırı sıvı aldıklarında gece idrar kaçırabilirler. Ancak, bu olayın bir rahatsızlık olarak düşünülüp tedavi etme kararının verilebilmesi için 3 ayda haftada 2 kereden fazla olması gerekir. Gece altını ıslatma iki çeşittir. Baştan beri varsa birincil (primer) altını ıslatma, rahatsızlık sonradan ortaya çıkmışsa buna da ikincil (sekonder) altını ıslatma denir.

Ne kadar sıklıkla görülür?

Gece altını ıslatma çoğu zaman mesane (idrar torbası) gelişimindeki gecikmenin bir sonucudur. Bu nedenle de yaş ilerledikçe sıklığı azalır ve erkek çocuklarda kız çocuklara oranla daha sık görülür. 3 yaşındaki çocukların yüzde 40’ı altını ıslatırken bu oran 5 yaşında yüzde 20’ye ve 6 yaşında yüzde 10’a düşer.

Gece altını ıslatmanın nedenleri nelerdir?

Gece altını ıslatma büyük oranda genetik yatkınlığa dayanır. Anne ve babadan birisinde altını ıslatma öyküsü varsa çocukta yüzde 44, ikisinde birden varsa yüzde 77 oranında altını ıslatma sorunu yaşanır. Genel olarak psikolojik olayların sık görülen birincil gece altını ıslatma sorununa yol açmadığı gerçeği bu çocukların büyük çoğunluğunda bir ruhsal sorun aramaya gerek olmadığını ortaya koymuştur. Gece altını ıslatan çocukların yüzde 3’ü civarındakilerde böbrek ve idrar yollarına ait doğuştan bozukluklar, böbrek hastalıkları, gizli bel kemikleri açıklıkları (spina bifida), şeker hastalığı, sara hastalığı, parazitler, besin alerjileri gibi bu duruma neden olan başka hastalıklar saptanır.

BELİRTİLERE DİKKAT EDİN

  • Gece altını ıslatma hiç altını ıslatmamış bir dönemden sonra ani olarak başladıysa,
    • Gündüz de altını ıslatıyorsa,
    • Kabızlık ya altının kirlenmesi de mevcutsa,
    • İdrar yaparken ağrı duyuyorsa,
    • Bir günde 7’den fazla sayıda idrara çıkıyorsa
    • Tuvalete koşarak ya da son dakikada gidiyorsa,
    • İşeme sayıları haftada 2 den fazla ve gecede 1 den fazla ise,
    • Gece içinde işemesi az miktarda ancak fazla sayıda ise

Alt ıslatan çocuğa bez bağlamak doğru mudur?
Altını ıslatan çocuğa bez bağlamak çocuğun bu durumdan rahatsız olma durumunu ortadan kaldırır ve hiçbir zaman alt ıslatma bez bağlayarak ortadan kalkmaz.

Tedavisi nasıl yapılıyor?

Gece altını ıslatan çocukların bir kısmı kendiliğinden düzelecektir ancak çocuğa ve aileye sıkıntı vermesi, çocuğun kendine güvenini azaltabilmesi, birlikte başka davranış ve duygulanım sorunlarının olabilmesi nedeniyle tedavi önerilir. Tedaviye başlamadan önce uzman ve gece altını ıslatma konusunda tecrübeli bir hekim tarafından çocuğun detaylı fiziksel muayenesi yapılmalı, idrar kaçırmaya yol açabilecek diğer tüm nedenler gözden geçirilmelidir.

Aile, çocuk ve hekim işbirliği içinde olmalı
Tedavinin başarılı olmasının ilk şartı aile, çocuk ve hekim arasında tam bir iş birliğinin olmasıdır. Ana prensip çocuğa güven vererek suçluluk hissini ortadan kaldırma ve mümkünse olayı çocuğun sahiplenmesini sağlamaktır. Öncelikle denenmesi gereken çocuğun kendisinin veya ailesinin gece uyanmasına dönük programlardır. Önce çocukların kendiliğinden uyanması denenir, bu mümkün olmuyorsa ailenin çocuğu gece uyandırıp tuvalete gitmesini sağlayan program uygulanır. Ailenin desteği ile beraber motivasyon tedavisi ve ilaç tedavisi beraber uygulanırsa bu çocuklarda tedavide başarı oranı yüzde 70–80’leri bulur. İlaç tedavisinin en önemli dezavantajı ise tedavi kesildikten sonra rahatsızlığın yüksek oranda tekrar riski bulunmasıdır. Bu nedenle son yıllarda alarm ve ilaç tedavisinin birlikte kullanılması önerilir. Alarm cihazları çocuk idrar kaçırmaya başlar başlamaz çocuğu uyandırarak, mesanesini kontrol etmesine yardımcı olan araçlardır. Alarm tedavisine de en az 3 ay devam etmek gerekir ve bu tedavi ile çocuklarda yüzde 85’lere varan iyileşme sağlanır. Alarm tedavisi sonunda tekrarlama riski ise oldukça düşüktür.

 

Bu hatalı bilgiler skolyoz tedavisini geciktiriyor ve önlüyor!

Bu hatalı bilgiler skolyoz tedavisini geciktiriyor ve önlüyor!

Omurganın 10 dereceden fazla yana eğilmesi ile tanımlanan skolyoz önemli bir toplumsal sağlık problemi olarak karşımıza çıkıyor. Eğrilik ileri boyutlara vardığında sadece estetik sorun olmakla kalmayıp akciğerlerin ve kalbin sağlıklı işlemesini engelleyerek nefes almayı ve dolaşımı zorlaştırıyor. Erken teşhis edildiğinde çok iyi bir düzelme sağlanabilmesine rağmen toplumda bazı yanlış bilgilerin bu fırsatın kaçırılmasına neden olabildiğini belirten Acıbadem Taksim Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Tezer, Haziran ayı-Skolyoz Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, toplumda doğru sanılan yanlış bilgiler hakkında bilgiler verdi, çok önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Mehmet Tezer

Prof. Dr. Mehmet Tezer

Skolyoz sadece anne babadan çocuğa geçer: YANLIŞ

DOĞRUSU: Pek çok hastalıkta olduğu gibi skolyozda da genetik aktarım söz konusudur. Yani anne babadan geçen genler çocuğa aktarıldığı için eğer genetik olarak skolyoz eğilimi varsa bu çocuklarda risk artmaktadır. Birkaç nesil hiç skolyoz görülmeyen ailelerde bile skolyoz bir birkaç sonraki nesilde ortaya çıkabilir. Dolayısıyla “Bizim ailemizde hiç skolyoz hastası yok” sözü çok doğru kabul edilmemelidir. Ancak tek başına genetik faktörler de skolyozun oluşumu için tam olarak yeterli değildir. Başka birçok etken de skolyoz oluşumuna yol açabilmektedir.

Skolyoz olsa mutlaka ağrı hissedilir: YANLIŞ

DOĞRUSU: Bazı enfeksiyon durumları ve bazı tümör problemleri nedeniyle oluşan kimi skolyoz aynı zamanda ağrılı olabilir ancak skolyozların hemen tamamına yakını ağrısız bir hastalıktır. İleri derecede skolyoz olan ve fonksiyonel durumu etkilenen hastalarda ise fonksiyonel ağrı yani kas ve eklem ağrıları görülebilir ancak bunlar klinik olarak daha az öneme sahiptir. Bilinen pek çok ağrılı hastalığa kıyasla skolyoz ağrısız bir hastalık olarak kabul edilmektedir.

Skolyoz sadece ameliyat ile tedavi edilebilir: YANLIŞ

DOĞRUSU: Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Tezer “Skolyoz hastalığının ameliyat devresinden önce kesinlikle egzersiz ve/veya korse tedavisi ile izlenmesi ve ameliyatsız tedavi edilebilmesi söz konusudur. En önemli konu; hastalığın erken evrelerde daha küçük derecelerde yakalanabilmesidir. Bu sayede önemli sayıda hasta ameliyatsız sağlığına kavuşabilmektedir” diyor.

Kötü duruş skolyoza neden olur: YANLIŞ

DOĞRUSU: Skolyoz hem kalıtsal temelleri hem de oluş sebepleri çok daha farklı bir hastalıktır. Büyümekte olan çocukların gerek okulda gerek günlük yaşamda gerek okul dışı yaşamlarında fizyolojik olarak yanlış pozisyonlarda durmaları omurgada problemlere yol açabilmektedir. Bunların genellikle adı postural yani duruşa ait omurga bozuklukları olarak nitelendirilir. Bu omurga bozuklukları yani eğrilikleri veya kamburlukları duruş eğitimi verilerek çok nadiren korse desteğiyle ve egzersiz programlarıyla düzeltilebilmektedir. Bir çocuğun gerçek skolyoz olması durumunda kötü duruş bozuklukları hastalığın şiddetini artırabilir ama bu skolyozun sebebi olarak kabul edilmez.

Bazı sporlar skolyoza neden olur, bazıları skolyozu önler: YANLIŞ

DOĞRUSU: Özellikle yüzme ile ilgili genelde eksik ve yanlış bilinen şey; yüzme sporu yapılmakla skolyozun düzeleceği şeklindedir. Oysa bu doğru değildir hatta bazı durumlarda yüzme düzeltmenin aksine skolyozda artmalara sebep olabilmektedir. O nedenle skolyoz olan çocuklarda hangi sportif faaliyetin ne düzeyde ne şiddette uygulanacağı hekimler tarafından yönlendirilmelidir. Doğru yapılan sportif bir faaliyetin eğer çocukta altta yatan bir skolyoz yoksa skolyoza sebep olacağı endişesi ise yersizdir. Her sporun kendine ait özellikleri dikkate alınarak çocukların sportif olmaları sağlanmalıdır.

Skolyoz ameliyatı olan hastalar bir daha spor yapamazlar: YANLIŞ

DOĞRUSU: Prof. Dr. Mehmet Tezer “Skolyoz ameliyatı olanların bir daha spor yapamayacakları düşüncesi temelde doğru değildir. Klasik ve yeni geliştirilen cerrahi yöntemlerle ameliyat edilen hastalar hekimlerinin ve fizyoterapistlerinin uygun göreceği sporları uygun dozda ve şiddette yapabilmektedirler. Skolyoz ameliyatı bireyin spor yapma özgürlüğünü değiştirebilmekte fakat kısıtlamamaktadır” diyor.

Skolyozda cerrahi tedavi 18-20 yaşına kadar yapılamaz: YANLIŞ

DOĞRUSU: Skolyoz ameliyatı ihtiyaç olduğu taktirde yapılabilmektedir. Doğuştan olan skolyozlarda genellikle 5 yaşın altında bile ameliyatlar gerçekleştirilmektedir. Ancak skolyozun derece ve denge hesaplamalarına, şiddetine göre ameliyat zamanları erken yaşlardan ergenlik bitimine yani 18-20 yaşlarına kadar uygulanabilmektedir ve ameliyat gereken hastaların hemen tamamı bu yaş aralıklarında ameliyat edilmektedir. Ancak tanısı geciken hastalar 18-20 yaşından sonra da uygun yöntemlerle ameliyat edilebilir.

Skolyozu olanlar ve skolyoz ameliyatı geçirenler doğum yapamaz: YANLIŞ

DOĞRUSU: Skolyoz hastalığı ve skolyoz ameliyatları bireyin diğer alanlardaki normal yaşamlarını sanıldığının aksine etkilememektedir. Ancak bel omurgasının eğrilikleri ya da ameliyatla omurganın dondurulması hadisesi normal doğum faaliyetlerini etkileyebildiğinden bunun kararını kadın hastalıkları ve doğum uzmanları verir ve bazı hastalarda normal fizyolojik doğum yerine sezaryen gibi ameliyat teknikleri kullanılarak doğum gerçekleştirilebilir.

Omurga ameliyatları çok risklidir: YANLIŞ

DOĞRUSU: Her cerrahi uygulamanın kendine ait, anesteziye ait riskleri vardır ama bu riskler bütün ameliyatlarda belirli oranlarda söz konusudur. Ameliyat olacak kişinin gerekli diğer branşla ilişkilendirilebilecek durumları yeterince incelendikten sonra bu riskler ortaya konabilir. Bu riskler araştırılmadan ve gerekli analizler yapılmadan hastalık ve ameliyatı ile ilgili risklerden bahsetmek yanlıştır.

Skolyoz ameliyatı olursam felç kalırım: YANLIŞ

DOĞRUSU: Prof. Dr. Mehmet Tezer “Omurga ameliyatı olacak hastalar için bir şehir efsanesi şeklinde felç olur düşüncesi doğru ve tıbbi bir düşünce değildir. 100 binlerce hasta omurgasından skolyoz ve değişik sebeplerle ameliyat edilmektedir. Sadece cerrahi uygulamaya ait olarak nitelendirilebilecek felç hastalığı sanılandan çok çok daha azdır. Günümüzde gelişmiş cerrahi tecrübe, ameliyat sırasında uygulanan radyolojik incelemeler, sinirleri ölçen nöromonitörizasyon gibi tekniklerin ameliyatta kullanılması, 3D yazıcılarla yapılan ameliyat öncesi görüntüleme analizleri ve maket çalışmaları, robotların omurga cerrahisi ameliyathanelerine girmiş olması, artık hastaların ameliyat öncesi dönemde erken yakalanmaları ve buna benzer pek çok sebeplerle felç riski yok denecek kadar azalmıştır” diyor.

Gökhan Türkmen “Buram Buram”

Gökhan Türkmen “Buram Buram”

2025 yılında yayınlanacak Gökhan Türkmen’in 9. stüdyo albümünden yayınlanan ilk şarkı “Buram Buram” sonrası, her ay bir yeni tekli müzikseverlerin beğenisine sunulacak.

Gökhan Türkmen, Gtr Müzik etiketli yeni teklisi ‘Buram Buram’ı 21 Haziran’da tüm dijital platformlarda yayımlanacak.

Buram Buram, Gökhan Türkmen’in 2025 yılında yayınlanacak 9. Stüdyo albümünün ilk teklisi. Sonrasında her ay bir yeni bir tekliyi müzikseverlerin beğenisine sunulacak.

Sözü Mert Carim’e müziği Gökhan Türrkmen’e ait şarkının düzenlemesini Gökhan Türkmen Mert Carim’le birlikte hazırladı. Elektronik esintilerin de olduğu duygusal, derinlik seviyesi yüksek edebi bir Gökhan Türkmen şarkısı Buram Buram.

50-60 yaş arasındaki erkekler dikkat!

50-60 yaş arasındaki erkekler dikkat!

Sinir hücrelerinin etkilenmesi sonucu ortaya çıkan ALS yani motor nöron hastalığının belirtileri
hastadan hastaya değişiklik gösteriyor. Kollarda ya da bacaklarda güçsüzlük veya incelmenin ilk belirtiler arasında olduğunu belirten Liv Hospital Nöroloji Uzmanı; kalem tutarken, düğme iliklerken, çanta taşımanın zorlaştığı ya da yürürken dengesizleşip tökezlenildiği anların dikkate alınması gerektiğinin altını çizdi.

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

ALS (motor nöron hastalığı) nedir?
İstemli hareketleri yaptıran sistemimizin beyin kabuğundan omuriliğe kadar gelen bölümdeki sinir hücreleri omurilikte ön boynuz denilen bölgede ikinci sıra sinir hücreleri ile devam eder. Bundan sonra ise uyarı, omurilikten ilgili kas bölgesine kadar iletilir. Bu elektriksel uyarı ile kaslarımız çalışır. Birinci sıra veya ikinci sıra motor sinir hücrelerini etkileyen hastalıklara genel olarak motor nöron hastalığı denir. ALS ise bu sinirleri etkileyen hastalıklardan biridir. Motor sinirlerdeki harabiyetin nedeni bilinmese de hastalık nörodejeneratiftir, yani sinir hücrelerinde yıkım ile seyreder. Tarım ilaçları ve ağır metaller gibi bazı çevresel etkenler, hormonal bozukluklar, vitamin eksikliği, virüsler, kanser gibi pek çok etkenin hastalığa yol açtığı düşünülmüş, ancak bunların hiçbiriyle ilgili yeterli kanıt bulunmamıştır.

ALS kimlerde görülür?
Bulaşıcı bir hastalık olmayan ALS; dünyanın her yerinde ve her kesimden insanda ortaya çıkabilir. Ortalama başlangıç yaşı 55’tir. ALS özellikle 50-60 yaş arasındaki erkeklerde daha sıktır. Genetik geçiş gösteren ailesel ALS hastalığı ise daha genç (20-40’lı yaşlar) hastalarda ortaya çıkmaktadır. Batı toplumlarında yapılan çalışmalarda ALS’nin sıklığının her 100.000 kişide 3-5 arasında olduğu bildirilmiştir. Bu nedenle ALS’nin aslında nadir bir nörolojik hastalık olduğu söylenebilir. ALS hastalarının %10’unda ailesel özellikler izlenmektedir. Yapılan genetik çalışmalarda, ailesel ALS hastalarında onlarca farklı gende genetik bozukluk olabileceği gösterilmiştir.

Belirtileri nelerdir?
Belirtiler hastaya göre değişmekle birlikte genellikle bir kolda ya da bacakta güçsüzlük ya da incelme, hastanın fark ettiği ilk belirti olur. Örneğin, kalem tutmak, düğme iliklemek, çanta taşımak zorlaşır ya da hasta yürürken dengesizleşir ve tökezler. Bazı hastalarda ise hastalık, konuşma veya yutma güçlüğü şeklinde başlar. Hastanın kendisi ya da yakınları peltek, genizden konuşma fark eder. Kaslarda seyirme, ağrı ve kramplar bu belirtilere eşlik edebilir. Kontrol edilemeyen ağlama ve gülmeler olabilir. ALS’nin pür motor hastalık olduğu kavramı artık terk edilmiştir. Aslında, hastaların %50’sinde bilişsel işlev bozukluğunun ve hastaların %15’inde frontotemporal demansın meydana geldiği yıllardır bilinmektedir. Bu nedenle motor olmayan semptomlar, davranış değişiklikleri ve bilişsel etkilenme de dahil olmak üzere klinik görünümde önemli farklılıklar olabilir.


ALS hastalığının risk faktörleri nelerdir?
Tüm ALS hastalarının %90’ı rastlantısal, %10’u ailesel ALS hastasıdır. Ailesel ALS hastalarının da yarısı kalıtsaldır. Bu nedenle hastalığın büyük çoğunlukla kalıtımla ilgisiz olduğu söylenebilir. Genetik ve çevresel faktörlerin etkileşim göstererek sürece neden olduğunu düşünüyoruz. Olası çevresel risk faktörlerinden biri sigara içmektir. Özellikle bu risk, menopoz sonrası kadınlarda biraz daha yüksektir. Ağır metallere maruziyet üzerinde durulan bir risk faktörü olmakla birlikte, ALS ile arasındaki ilişki net gösterilmiş değildir. Öte yandan uzun yıllar profesyonel düzeyde futbol oynayan ve topa daha fazla kafa vuran futbolcularda demans ve ALS gibi nörodejeneratif hastalıkların daha sık görüldüğü ortaya konmuş durumdadır.

Erken teşhis mümkün mü? Hastalığın evreleri var mı?
Güçsüzlük, zaman içinde başladığı bölümden kol, bacak, dil ve yutma kasları gibi diğer alanlara yayılır. Bütün vücutta kaslarda erime, güçsüzlük, seyirmeler nedeniyle hastanın günlük yaşam aktivitesi kısıtlanabilir. Tek başına iş göremeyebilir. Hastalığın kritik dönemi solunum kaslarının da güçsüzleştiği zamandır. Hastanın hızlı ve yakın tıbbi desteğe ihtiyacı vardır. ALS’nin seyri her hastada farklı şekilde olur. Hastalıkta hayatta kalma süresi genellikle 4-6 yıl olarak verilse de, 10 yıl ve üstünde yaşayan pek çok hasta vardır. İyi bir tıbbi ve sosyal destek ile 20 yıldan fazla yaşayan ALS hastaları vardır.

ALS genellikle 4 evrede sınıflandırılır. Bu evreler hastalığın ilerleyişini ve semptomların şiddetini gösterir. Ancak, her hastada evreler farklılık gösterebilir ve hastalığın ilerleyişi kişiden kişiye değişebilir.

Başlangıç ​​evresi: Bu evrede hastalık genellikle kas güçsüzlüğü veya istemsiz kas seğirmesi gibi hafif semptomlarla başlar. Bu aşamada genellikle hastalık teşhisi konulmamıştır.

İleri evre: Bu aşamada semptomlar belirgin hale gelir. Kas zayıflığı ilerler, hareketler zorlaşır ve hastanın günlük aktivitelerini yapması zorlaşır. Yutma güçlüğü ve konuşma bozuklukları gibi sorunlar da ortaya çıkabilir.

Ağır evre: Bu evrede hastalık semptomları daha da kötüleşir. Hastalar genellikle hareket yeteneklerini büyük ölçüde kaybederler ve solunum yetmezliği gibi ciddi sorunlar gelişebilir.

Son evre: ALS hastalığı son evresi, hastalığın en ileri aşamasıdır. Hastalar genellikle tamamen hareketsiz hale gelir ve solunum cihazlarına bağlanmaları gerekebilir. Bakım ihtiyaçları en yüksek seviyeye ulaşabilir.

Tanı nasıl konur?
Tanı çoğunlukla klinik belirti ve bulgulara dayanarak konur. Yine de, hastalık pek çok kas ve sinir hastalığı ile karışabildiği için özellikle diğer hastalıklardan ayırıcı tanısı için bazı tetkiklerin yapılması gerekir. Tanıya yardım eden en değerli yöntem elektromiyogram (EMG) tetkikidir. Başka hastalıklarla karışabileceğinden, beyin ve omurilik manyetik rezonans görüntüleme (MRG), bazı kan ve idrar tetkikleri, bel sıvısı incelemesi, kas biyopsisi gerekebilir.

Hangi belirtiler dikkate alınmalıdır?

  • Kas hacim kaybı
    • Kas güçsüzlüğü
    •         Kaslarda seğirme

Hastalığın tedavisi var mıdır?
Maalesef ALS’nin henüz kesin tedavisi yok. Yine de, yeni ilaç çalışmaları yoğun olarak sürüyor. ALS hastalarına özel yaygın olarak kullanılan bir  ilaçla hastalığın ilerleyişi yavaşlatılır, hastalarda solunum cihazına bağımlığını ya cerrahi yollarla soluk borusuna giden bir delik açılması işleminin başlangıcını geciktirir. Öte yandan, destekleyici tedaviler çok önemlidir. Günümüzde hastanın rehabilitasyonuna yönelik pek çok imkan var. Bunlar her hastanın ihtiyacına göre belirlenir.

 

  • Kas ağrısı, kramp ve sertliği için
    • Duygusal durum değişikliği için hasta ve yakınlarına psikiyatrik yaklaşım ile tedavi
    •         Konuşma problemlerinin konuşma terapisti ile birlikte tedavisi
    •         Salya artışı ve yutma problemi sorunları için ilaç veya PEG denilen tüp ile besleme tedavisi
    •         Ağrı tedavisi
    •         Solunum problemlerinin tedavisi için trakeotomi veya solunum cihazına bağlama

ALS HASTALIĞI HAKKINDA SIKÇA SORULAN SORULAR
ALS, oldukça zorlu bir hastalıktır. Hastalar, fiziksel ve duygusal olarak büyük zorluklar yaşayabilir. ALS hastaları ve aileleri hastalığına ilişkin birçok detayı merak etmektedir.

ALS hastalığı bulaşıcı mıdır?
ALS bulaşıcı bir hastalık değildir. ALS, kişiden kişiye temas veya enfeksiyon yoluyla yayılmaz. Genellikle rastlantısal olarak ortaya çıkar ve bireyin genetik yatkınlığı ve çevresel faktörler gibi etkenlerin bir kombinasyonu ile ilişkilendirilir. Bu nedenle, ALS hastalığı olan bir kişiyle temasta bulunmak, hastalığın başkalarına bulaşmasına neden olmaz.

ALS hastalığı genetik midir?
ALS bazı vakalarda genetik olabilir. Yaklaşık olarak ALS vakalarının %5 ila 10’u kalıtsal veya genetik olarak geçiş gösterebilir. Kalıtsal ALS vakaları genellikle ailede daha önce ALS veya ilgili bir motor nöron hastalığı olan kişilerde görülür. Bu durumda, hastalığa neden olan belirli gen mutasyonları veya kalıtsal faktörler söz konusu olabilir. Bununla birlikte, çoğu ALS vakası sporadiktir, yani ailede geçmişi olmayan ve çevresel veya diğer bilinmeyen faktörlerle ilişkilendirilen vakalardır.

ALS hastalığı ölümcül müdür?
ALS ölümcül bir hastalıktır. ALS’nin kesin nedeni bilinmemekle birlikte, istemli kas hareketlerinden sorumlu olan sinir hücrelerinin hasar görmesiyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu sinir hücrelerinin hasar görmesi sonucunda kaslar güçsüzleşir ve erir. ALS’nin yaşam süresi ortalama 5-10 yıl arasındadır. Ancak, bazı hastalar 15 yıl veya daha uzun süre yaşayabilir. ALS hastalarının çoğu, hastalığın ilk 5 yılında önemli ölçüde kötüleşme yaşar. ALS’nin ölüm nedeni, genellikle solunum yetmezliğidir. Hastalar, nefes almakta zorlanır ve uyurken solunum cihazına ihtiyaç duyabilir.

Gözlerinizi sık sık kırpın, çünkü…

Gözlerinizi sık sık kırpın, çünkü…

Güneş, havuz, deniz ve polenler… Yaz aylarında göz sağlığınıza çok dikkat etmelisiniz, çünkü gözlerinizi pek çok tehlike bekliyor. Güneş sağlığımız üzerinde önemli faydalar sağlasa da yaz aylarında yeryüzüne daha yoğun ve dik gelen zararlı UV ışınları cildimizin yanı sıra gözlerimizi de tehdit ediyor. Sıcak havalarda serinlemek için sıkça tercih ettiğimiz havuzlarda dezenfeksiyon için kullanılan kimyasallar ve polenler de göz sağlığımız için risk oluşturuyor. Yaz aylarında bu tür etkenler bazı göz hastalıklarının oluşumuna veya şiddetinin artmasına yol açabiliyor. Dolayısıyla başta göz enfeksiyonu olmak üzere gelişebilecek göz hastalıklarına karşı mutlaka önlem almak gerektiğine dikkat çeken Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, “Göz ile ilgili herhangi bir sorun geliştiğinde ise ‘geçer’ diye beklememek, çok gecikmeden göz doktoruna başvurmak gerekir. Zira küçük bir ihmal, ileride ciddi görme kayıplarına bile neden olabilir’ diyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, yaz aylarında gözlerimizi korumak için almamız gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Dr. İbrahim Şahbaz

Dr. İbrahim Şahbaz

Elleri sık sık yıkamamak

Plaj, piknik ve kamp yerlerinde almamız gereken hijyen önlemleri genel sağlığımız gibi göz sağlığımız için de çok önemli.  Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, “El ve göz temasının en fazla olduğu mevsim bahar ve yaz aylarıdır. Zira plaj, piknik ve kamp yerlerinde el ile göze çok sık temas edilir. Kirli elle dokunmak gözlerin mikrop kapmasına kolayca yol açabildiği için ellerin olabildiğince temiz tutulması gerekir” diyor.

Göz kuruluğuna karşı önlem almamak

Yaz aylarında güneş ve sıcak hava göz kuruluğuna yol açan önemli etkenlerden. Ayrıca iç ortamlarda ve klimalı mekanlarda gözyaşı normalden fazla buharlaşarak; gözde kurumaya, batmaya ve yanmaya, hatta göz yüzeyinin zarar görmesine  neden olabiliyor. Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, “En basit önlem; gözlerimizi daha sık kırparak daha sık nemlenmesini sağlamaktır. Ayrıca klimalı ortamda havayı nemlendiren cihaz  kullanmakta da fayda var. Bunlara rağmen sorun devam ederse göz hekimine danışarak suni gözyaşı damlasından yararlanılabilir. Bu önlemler yeterli gelmezse daha yoğun bir tedavi gerekebilir” diye konuşuyor.

Kalitesiz güneş gözlüğü kullanmak

Güneş gözlüğü yaz aylarında gözlerimizi ultraviyole ışınlarının yapabileceği başta alerjik reaksiyonlar olmak üzere, katarakt ve sarı nokta hastalığı gibi önemli sağlık sorunlarını engelleyebiliyor. Ancak standartlara uymayan ve  ultraviyole koruması olmayan güneş gözlüklerinin tam aksine gözlere zarar verebileceği uyarısında bulunan Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz,  “CE işareti, ürünün ilgili teknik düzenlemesine uygun olduğunu ve ürünlerin amacına uygun kullanılması halinde insanın can ve mal güvenliğine, bitki, hayvan ve çevreye zarar vermeyeceğini gösteren bir işarettir. Gözlüğün sapında CE işareti olmayan güneş gözlükleri ise gözümüze ciddi zaralar verebilir” diyor.

Göze gelen darbeyi önemsememek!

Açık havada yapılan sporlar sırasında gözümüz top, dirsek veya diz darbeleri gibi dış etkenler nedeniyle travmaya uğrayabiliyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, bu travmaların gözümüzde ciddi sorunlar oluşturabileceğine dikkat çekerek, “Öyle ki darbeler gözün ciddi şekilde yaralanmasına, kornea ve retina yırtıklarına, göz içi kanamaları ile ödemine neden olabilir. O an önemsenmeyen bir darbe, ileride körlüğe bile yol açabilir. Koruyucu bir spor gözlüğü takmak bu riskleri azaltmak açısından faydalıdır” bilgisini veriyor.

Bu saatlerde korunmasız sokağa çıkmak

Güneşin ultraviyole ışıkları gözümüzde alerjik reaksiyonlar oluşturarak doğrudan zarar verirken, batma ve yanmanın yanı sıra katarakt ile retina hastalıklarına da  neden olabiliyor. Dolayısıyla özellikle 10:00-14:00 saatleri arasında güneş ışınlarından uzak kalınması gerektiğine işaret eden Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz,  “Eğer dışarıya çıkılması şart ise geniş siperlikli şapka ve ultraviyole koruması olan güneş gözlüğü kullanmak koruyucu etki gösterir” diyor.

Kum kaçan gözleri ovuşturmak

Özellikle plaj ve kırsal alanlarda gözümüze sıkça kaçabilen kum, toz veya otlar da önemli risk unsurlarını oluşturuyor. Gözünüze kaçan yabancı cismi görebiliyorsanız, gözyaşı damlasıyla gözlerinizi yıkayıp cismin dışarı çıkmasını sağlayabilirsiniz. Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, “Ancak cisim görülmüyorsa gözler kesinlikle ovuşturulmamalıdır. Ayrıca göz doktoruna görünmek ihmal edilmemelidir. Zira yabancı cisim ve gözleri ovuşturmak korneayı çizerek göz enfeksiyonuna, hatta görme kaybı oluşturabilen kalıcı hasara yol açabilir” uyarısında bulunuyor.

Yüzücü gözlüğü kullanmamak

Havuzlarda yapılan sportif faaliyetler göz travmaları riskini artırırken, en sık yaşanan travma ise havuzlarda hijyen için yer alan klordan ve diğer kimyasallardan kaynaklanıyor.  Zira bu tür maddeler gözlerde alerjik reaksiyonlara sebep olabiliyor. Dolayısıyla havuzda yüzücü gözlüğü kullanmayı ihmal etmeyin.

Havuza lens ile girmek

Yaz aylarında kontakt lensler daha fazla tercih ediliyor. Ancak kontakt lenslerin dikkatsizce kullanılmaları göz enfeksiyonlarına neden olabiliyor. Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, kontakt lensleri takıp çıkarmadan önce ellerin mutlaka yıkanması gerektiği uyarısında bulunarak, “Ayrıca lens solüsyonları ve lens kutuları temiz bir şekilde saklanmalıdır. Bu nedenle tatilde en uygunu günlük lens kullanmaktır. Göz enfeksiyonu ajanlarının lense yapışarak göze bulaşmalarını kolaylaştıracağı için deniz ve havuza lens yerine numaralı yüzücü gözlüğüyle girilmelidir” diyor.

Samsung’un 2024 Odyssey OLED, Akıllı Monitör ve ViewFinity serileri

Samsung’un 2024 Odyssey OLED, Akıllı Monitör ve ViewFinity serileri

Samsung’un M8 Akıllı Monitör ve Odyssey OLED G8, yapay zeka destekli akıllı özelliklerle gelişmiş eğlence deneyimleri sunarken yeni ViewFinity modelleri iş yerinde çalışma verimliliğini destekliyor.

2024 Odyssey OLED serisinde bulunan yeni ve tescilli teknoloji, OLED ekranlardaki ekran yanması sorununun önüne geçiyor.

Odyssey serisindeki OLED G8, OLED deneyimi ile yeni yapay zeka özellikleri sunuyor. Önceki serilere göre daha gelişmiş eğlence özellikleriyle donatılan Akıllı Monitör serisinde yer alan yapay zeka destekli M8 modeli, izleme keyfini ileriye taşırken ViewFinity serisi, gelişmiş bağlanabilirlik özelliklerine sahip bir iş ekranına dönüşüyor.

Başkan Çeşme’yi temizledi

Başkan Çeşme’yi temizledi

Alaçatılar tarafından düzenlenen çevre temizliğinin 299. haftasında etkinliğe Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli’de destek verdi.

Her hafta aynı özveriyle çalışarak sürdürülen etkinliğin, Alaçatı’ya gösterilen özenin en önemli örneklerinden bir olduğunu söyleyen Başkan Denizli, şu ifadeleri kullandı:

“Çevremizi temiz tutmak, doğayı korumak ve gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak hepimizin ortak sorumluluğu. Bugün burada, sadece çevremizi temizlemekle kalmıyoruz, aynı zamanda çevre bilincini yaygınlaştırmak adına önemli bir mesaj veriyoruz. Bu etkinlik, her hafta aynı özveriyle tekrarlanarak Alaçatı’nın doğasına sahip çıkmanın en güzel örneklerinden biri haline geldi. Çeşme Belediyesi olarak biz de her zaman bu tür projelerin destekçisi olmaya devam edeceğiz. Doğamıza yaptığınız bu katkıların değerini kelimelerle ifade etmek zor. Hep birlikte, el ele vererek Alaçatı’yı ve tüm Çeşme’yi daha güzel, daha temiz ve daha yaşanabilir kılacağız. Bugün burada gösterdiğiniz çaba, geleceğe yapılan en değerli yatırımdır.”

‘Persona’ sergisi Bodrum’a geliyor

‘Persona’ sergisi Bodrum’a geliyor

Bodrum Loft, Avrupa’nın önde gelen galerilerinden Thaddaeus Ropac işbirliğiyle “Persona” sergisine ev sahipliği yapacak.

Küratörlüğünü Artsa Danışmanlık’ın üstleneceği ve 4 Temmuz – 1 Eylül 2024 tarihleri arasında gerçekleşecek olan “Persona” sergisi, vizyoner sanatçılar Erwin Wurm, Tony Cragg, Tom Sachs ve Sylvie Fleury’nin eserlerini sanatseverlerle buluşturacak. Bu prestijli etkinlik, doğanın içinde sanatla buluşmanın eşsiz deneyimini sunacak.

Geçtiğimiz yıllarda Almanya merkezli KÖNİG Galerie ve Fransa merkezli Perrotin galerisi ile düzenlediği sanat etkinlikleriyle dikkat çeken Bodrum Loft, bu yıl ise Avrupa’nın önde gelen bir başka galerisi Thaddaeus Ropac ile işbirliği yaparak “Persona” sergisini sanatsevereler ile buluşturuyor.

Sofitel Istanbul Taksim suit odaları yeniledi

Sofitel Istanbul Taksim suit odaları yeniledi

Sofitel Istanbul Taksim renovasyonu kısa süre önce gerçekleşen Signature Suite’leriyle rüya gibi bir konaklama deneyimi sunuyor.

Her detayın incelikle düşünülerek yeniden tasarlandığı Signature Suite’lerde birinci sınıf hizmet ve ürün kalitesi öne çıkıyor. Yepyeni yüzüyle misafirlerine lüks ve sadeliği bir arada sunan Sofitel Istanbul Taksim yenilenen 30 süit odasıyla şehirde konfor arayan herkesi bu deneyime davet ediyor.

Fransız Markası Lanvin Paris banyo ürünleri, çocuklara özel Le Petit Prince VIP karşılama, taze çiçek aranjmanları, La Fann ürünleriyle meditatif bir banyo deneyimi, özel ses sistemleri, Sofitel patentli uyku setleri birçok keyifli ayrıntı yenilenen yüzüyle Signature Süit misafirlerini bekliyor.

Kerevitaş, sürdürülebilir gıdanın geleceği için çalışmaya devam ediyor

Kerevitaş, sürdürülebilir gıdanın geleceği için çalışmaya devam ediyor

Türkiye’nin dondurulmuş gıda ve yağ pazarı şirketlerinden Kerevitaş, 7’nci sürdürülebilirlik raporunu yayımladı.

Bağımsız güvence beyanı ile yayımlanan raporda Kerevitaş’ın 2023 yılında sürdürülebilirlik alanında gerçekleştirdiği çalışmalara kapsamlı bir şekilde yer veriliyor.  Kerevitaş CEO’su Mert Altınkılınç, “Sorumlu üretim anlayışımızla gıdanın sürdürülebilirliğini sağlamayı en büyük önceliğimiz olarak görüyoruz. Buna yönelik olarak gıda israfının önlenmesi, atık yönetimi, gıda güvenliği, kaynakların verimli kullanımı, sürdürülebilir ham madde tedariği gibi konulara odaklanırken en önemli paydaşlarımız olan çiftçilerimizle onarıcı tarım uygulamaları konusunda birlikte çalışıyoruz” dedi.

Sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarını Yıldız Holding’in “İsrafsız Şirket” iş modeli çerçevesinde ve “Bu Dünya Bizim” yaklaşımıyla yürüten Kerevitaş, 2023 Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayımladı. Raporda, “Doğanın Geleceği için Çalışıyoruz”, “Paydaşlarımızla Güçleniyoruz” ve “Geleceğe İlham Veriyoruz” odak alanları altında hayata geçirilen projeler ile şirketin sürdürülebilirlik vizyonuna ilişkin tüm ayrıntılara yer verildi. 2022 yılında ilk kez başlatılan bağımsız güvence süreçlerinde, 2023 yılında veri kapsamı genişletilerek 32 çevresel ve 64 sosyal performans göstergesi için bağımsız güvence alındı.

Tarladan sofraya tüm süreçlerde verimlilik esas alındı

Hasat aşamasından itibaren tüm süreçlerini gıda kaybını azaltmak üzere tasarlayan Kerevitaş, ürünlerin yıkanması, dondurulması ve paketlenmesi sırasında israfı önlemek amacıyla yürüttüğü “SuperFresh Topraktan Tabağa Sıfır Gıda Kaybı” projesine 2023 yılında da devam etti. Bu yolculuğu sektörde bir ilk olan belgesel iletişimi ile tüketicilerimize de anlattık. Proje kapsamında gerçekleştirilen iyileştirme uygulamaları sonucunda Türkiye’de meyve-sebze kategorisinde %53 olan gıda kaybı ve atığı oranının, tarımsal üretimde %3’e düşmesi, dağıtım sürecinde ve hane halkı seviyesinde ise kaybın sıfırlanması sağlandı. Proje kapsamında sürdürülebilir tarım uygulamaları konusunda çiftçilere 420 saat eğitim verildi.

Su kaynaklarının verimli kullanımına da stratejik öncelikleri arasında yer veren Kerevitaş’ta tüm değer zincirinin bu alandaki pozitif etkisini artırmaya yönelik çalışmalar devam ediyor. Tatlı mısır ekilen alanlarda damla sulama yönteminin yaygınlaştırılması için sözleşmeli çiftçilere sağlanan damla sulama desteğiyle 2023 yılında 4,5 milyon ton su ve 3,4 milyon kWh elektrik tasarrufu elde edildi. Kerevitaş’ta ambalaj azaltımı projeleriyle de 86 ton plastik tasarrufu gerçekleşti.