Yazılar

Dondurulmuş Patateste Büyüme: Atakey’in 2026 Hedefi 80 Bin Ton

Türkiye’nin lider dondurulmuş patates üreticisi Atakey Patates, 2025 yılını operasyonel disiplin ve verimlilik odağıyla başarıyla tamamladı. Şirket, toplam satış hacmini %10 artırarak 69,3 bin tona ulaştı ve yıl sonu hedeflerini gerçekleştirdi.

Atakey Patates İcra Kurulu Başkanı Ahmet Özgül, “2025 yılı, üretim yetkinliğimizi ve operasyonel esnekliğimizi kanıtladığımız bir yıl oldu. Hedeflediğimiz 69,3 bin tonluk satış hacmine ulaşmak, verimlilik ve sürdürülebilir büyüme vizyonumuzun bir göstergesidir” dedi.

Şirketin büyümesinde, dondurulmuş patates ürün grubu ana sürükleyici olurken; soğan halkası, peynir çubuğu ve patates kroket gibi katma değerli ürünler de toplam performansa stratejik katkı sundu. 2025 yılında bu segmentte 5,2 bin tonun üzerinde hacim elde edildi.

2026 Hedefi: 80 Bin Ton

Atakey, 2026 yılında satış hacmini 80 bin tona çıkarmayı hedefliyor. Bu büyüme planında dondurulmuş patatesin liderliğini koruması, katma değerli ürünlerin ise portföydeki payının artırılması öngörülüyor. Şirket ayrıca perakende kanalındaki varlığını güçlendirmeyi ve ulusal satış ağlarıyla daha geniş kitlelere ulaşmayı planlıyor.

#Atakey #DondurulmuşPatates #GıdaSektörü #GurmeLezzetler #KatmaDeğerliÜrünler #2025Başarı #2026Hedef #GıdaSanayi #PatatesÜrünleri #SürdürülebilirBüyüme #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Yeni NovoLux: Güvenlik, Verimlilik ve Modern Tasarım Bir Arada

Türkiye’nin ticari araç markası Anadolu Isuzu, turizm ve servis taşımacılığında güçlü bir konuma sahip olan NovoLux modelini yenileyerek yollara çıkardı. Modern tasarım çizgileri, artırılmış güvenlik donanımları ve konfor odaklı iç mekân iyileştirmeleriyle yeni NovoLux, hem işletmecilere verimlilik hem de yolculara daha güvenli ve keyifli bir seyahat deneyimi sunuyor.

Güvenlik ve Konfor Ön Planda

Yenilenen iç trim renkleriyle daha ferah bir atmosfer sağlayan NovoLux, yeni nesil koltuk tasarımı ve ahşap görünümlü taban kaplamasıyla şıklığı dayanıklılıkla buluşturuyor. Multimedya sistemi, elektrikli ve ısıtmalı yan aynalar, alçaltılmış bagaj kapağı gibi detaylar sürücü ve yolcular için kullanım kolaylığı sağlıyor.

 Yüksek Performans ve Verimlilik

7.420 mm uzunluğa ve 2.350 mm genişliğe sahip araç, Euro VI OBD-E emisyon standartlarına uygun turbo dizel motoruyla 190 PS güç ve 510 Nm tork üretiyor. 29 yolcu kapasitesine sahip NovoLux, ESC ve ABS’li tam havalı fren sistemi, AEBS acil fren sistemi, radar destekli kör nokta bilgi sistemi (BSIS), hareketli nesne algılama sistemi (MOIS), sürücü dikkat uyarı sistemi ve motor odası yangın algılama sistemi gibi ileri güvenlik teknolojilerini standart olarak sunuyor.

Yeni NovoLux, turizm ve servis taşımacılığında konfor, güvenlik ve verimliliği bir arada sunan modern bir çözüm olarak öne çıkıyor.

#AnadoluIsuzu #NovoLux #OtomotivSektörü #TurizmTaşımacılığı #ServisTaşımacılığı #GüvenlikVeKonfor #YüksekPerformans #TicariAraç #OtomotivHaber #YeniNovoLux #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Horlama 20’li yaşlarda daha da artıyor

Vücudun gece boyunca yeterince nefes alamadığını haber veren bir alarm sistemi olan horlama, sosyal bir sorun olmasının dışında, kişinin kendi sağlığı için de ciddi bir risk göstergesi olabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zerrin Boyacı, bu nedenle alarmı susturmak değil, neden çaldığını araştırmak gerektiğini belirterek, “Horlama normal bir durum değildir. Her horlayan kişide ciddi bir hastalık olmayabilir; ancak hayati risk taşıyan her uyku apnesi hastalığı önce horlama ile başlar. Dolayısıyla, horlamayı basit bir ses problemi olarak görmek yerine, bir sağlık sinyali olarak değerlendirmek gerekmektedir” diyor.  Eskiden daha çok orta yaş ve üzeri bireylerde görülen horlamaya artık 20’li yaş grubunda da sık rastlandığına işaret eden Doç. Dr. Zerrin Boyacı, gençlerde artış gösteren obezitenin bu durumun en önemli nedenleri arasında yer aldığını vurgulayarak, “Bilgisayar başında uzun süreli oturma, düzensiz uyku alışkanlıkları, fast food ve şeker içeren yiyeceklerle beslenme ve buna bağlı kilo artışı gençlerde horlama riskini artırmaktadır. Özellikle boyun çevresindeki yağ dokusu arttıkça üst solunum yolu daralmakta ve horlama ortaya çıkmaktadır” diyor.

Doç. Dr. Zerrin Boyacı

Doç. Dr. Zerrin Boyacı

Modern yaşamla birlikte giderek artıyor 

Horlama; uyku sırasında üst solunum yolundaki dokuların daralma veya gevşeme nedeniyle titreşmeleri sonucu ortaya çıkan ses olarak tanımlanıyor. Dünya genelinde erişkin nüfusun yaklaşık yüzde 30–40’ında zaman zaman horlama görülürken, düzenli ve kronik horlama oranı yüzde 20 civarında seyrediyor. Horlamanın görülme sıklığı ileri yaşlarda giderek artıyor. Öyle ki 30 yaş altı erkeklerde yüzde 10 oranında rastlanırken, 60 yaş üzerinde bu oran yüzde 60’a yükseliyor. Erkeklerde daha sık görülmekle birlikte, menopoz sonrası kadınlarda oran belirgin şekilde artıyor. Türkiye’de de benzer rakamlar söz konusu. Ayrıca, son yıllarda hem dünyada hem ülkemizde horlama sıklığında artış gözlendiği belirtiliyor. Bu yükselmenin en önemli nedenleri arasında; obezite, hareketsiz yaşam tarzı, uyku düzensizliği, stres, alerjik hastalıklar ve sigara kullanımındaki artış gösteriliyor.

Horlamanın önemli nedenleri

Doç. Dr. Zerrin Boyacı, kişinin aile ve sosyal hayatında önemli sorunlar oluşturabilen horlamaya yol açan etkenleri şöyle özetliyor:

Obezite: İdeal kilonun yüzde 15 daha fazlasına sahip olan kişilerde horlama riski artmaktadır. Bunun nedeni ise boyun çevresindeki yağlanmanın üst solunum yolunu daraltması. Kadınlarda boyun çevresinin 38,10 cm’nin ve  erkeklerde 43,18 cm’nin üzerinde olması kritik değer olarak hesaplanmış.

Burun tıkanıklığı: Septum deviasyonu, konka hipertrofisi, burun çatısının darlığı gibi statik bozukluklar ile alerjik rinit, sinüzit ve polip gibi enflamatuar bozukluklar önemli sebeplerini oluşturmaktadır.

Büyük geniz eti ve bademcikler: Özellikle gençlerde hava yolunu daraltabilmektedir.

Alkol ve sigara kullanımı: Kas gevşemesi ve mukozal ödem artışına sebep olmaktadır.

Sırtüstü uyuma: Dil kökünün geriye düşmesine yol açabilmektedir.

Uyku apnesinin ilk sinyali olabiliyor!

Horlama ile beraber görülen ve gece ani ölümlere sebep olabilen uyku apnesi üst solunum yolunun tamamen kapanması sonucu oluşuyor.  Horlama genellikle masum nedenlerden kaynaklansa da yaşamsal risk taşıyan uyku apnesinin ilk sinyali olabiliyor! Özellikle gece nefes durmaları, sabahları yorgun uyanma, baş ağrısından yakınma, gün içinde uyku hali, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu gibi sorunlardan biri bile horlamaya eşlik ediyorsa,  zaman kaybetmeden hekime başvurmak yaşamsal önem taşıyor.

Uyku apnesi ani ölüme bile yol açabiliyor!

Uyku apnesinde erken tanı ve tedavi büyük önem taşıyor. Bunun nedeni ise uyku apnesinin; hipertansiyon, kalp ritim bozuklukları, kalp krizi, inme ve diyabet gibi ciddi sağlık sorunlarına, hatta gece ani ölüme bile  yol açabilmesi. Ayrıca, insülin direnci ve kilo artışıyla kısır döngü oluşabiliyor. Tedavi edilmemiş uyku apnesi olan bireylerde trafik kazası riski de 2–7 kat artıyor. Uzun süreli uyku apnesi aynı zamanda beyinde hasara neden olarak; hafıza problemleri ve erken bilişsel gerileme riskini de artırabiliyor. Doç. Dr. Zerrin Boyacı, erken değerlendirmenin olası ciddi komplikasyonların önlenmesinde kritik rol oynadığını aktarıyor.

Etkili ve kalıcı çözüm mümkün!

Erken teşhis, doğru tedavi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle horlamanın büyük oranda kontrol altına alınabildiğini belirten Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zerrin Boyacı, “Horlama kader değildir. Doğru değerlendirmeyle çoğu hastada etkili ve kalıcı çözümler mümkündür. Önemli olan, geceleri bu sesi duymazdan gelmemektir” diye konuşuyor. Tedavinin kişiye özel planlandığını ve altta yatan nedene göre şekillendirildiğini vurgulayan Doç. Dr. Zerrin Boyacı, “Basit işlemler arasında yer alan radyofrekans uygulamaları, lazer destekli işlemler ve kişiye özel burun ile ağız içi apareyler, yaygın olarak başvurulan yöntemlerdir” diyor.

Uyku apnesinde altın standart: CPAP maskesi!

Horlamaya uyku apnesi eşlik ediyorsa, tedavide altın standart yöntemin CPAP maskesi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Zerrin Boyacı, bu tedavinin uyku sırasında hava yolunun açık kalmasını sağlayarak, solunum durmalarını önlediğini ve hastanın gece boyunca yeterli oksijen almasına yardımcı olduğunu belirtiyor.

Cerrahi yöntem gündeme gelebiliyor

Özellikle ileri düzey ve yapısal sorunların eşlik ettiği tablolarda cerrahi seçenekler gündeme geliyor. Doç. Dr. Zerrin Boyacı, uyku apnesi olanlarda maske kullanmak istemeyenler için maksillofasyal ilerletme operasyonu, yani çenenin öne alınması ameliyatına başvurulduğunu söyleyerek, şu bilgileri paylaşıyor: “Bu ameliyatın başarı oranı yüzde 97’ye kadar ulaşmaktadır. Bunun yanı sıra dil ve dil köküne yönelik cerrahiler ile yumuşak damağa yönelik cerrahi girişimler de horlamanın ve üst solunum yolu daralmasının giderilmesinde tercih edilen yöntemler arasında arasında bulunmaktadır.”

#Horlama #UykuApnesi #SağlıkSinyali #GençlerdeHorlama #Obezite #UykuSağlığı #KBB #DoçDrZerrinBoyacı #Acıbadem #SağlıklıYaşam #UykuBozukluğu #SolunumSağlığı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Retinada Sessiz Tehlike: Diyabetik Retinopati

Diyabet, ülkemizde görme kaybının en önemli nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Uygun şekilde tedavi edilmediği ve düzenli takip edilmediği takdirde geri dönüşü olmayan kalıcı görme kaybına ve körlüğe yol açabiliyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, diyabetik retinopatinin diyabetin en sık görülen ve tedavi edilmediği takdirde körlüğe neden olabilen en önemli komplikasyonu olduğunu belirterek, “Retina, gözün içini kaplayan ve görüntüyü algılayarak beyne ileten sinir tabakasıdır. Aslında görme fonksiyonunu gerçekleştiren ana yapıdır. Diyabetik retinopatide bu yapı yüksek kan şekerine bağlı olarak hasar görür ve tedavide gecikildiğinde kalıcı görme kaybı oluşur” diyor.  Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan,  bu nedenle diyabetik retinopatinin erken dönemde tedavi edilmesinin göz sağlığı açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, “Diyabet tanısının ardından, hiçbir yakınmaları olmasa bile hastaların düzenli göz kontrollerini yaptırmaları gerekmektedir. Bu sayede, ortaya çıkan sorunlara erken dönemde müdahale edilmesi, görme kaybı riskini önemli ölçüde azaltır ve çoğu zaman önlenebilir hale getirir” diye konuşuyor.

Prof. Dr. Berna Özkan,

Prof. Dr. Berna Özkan

Her 10 hastadan yaklaşık 3’ünde görülüyor!

Gözün sinir tabakası olan retinanın hasar görmesiyle meydana gelen diyabetik retinopati, diyabetik hastaların yaklaşık yüzde 30–35’inde görülüyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, asHasretinopati gelişme riskinin hastalığın süresiyle doğrudan ilişkili olduğunu vurgulayarak, “Genellikle diyabet başlangıcından yaklaşık 5 yıl sonra gözde ilk patolojik değişiklikler ortaya çıkmaya başlar ve hastalık süresi uzadıkça retinopati görülme sıklığı da artar. Türk Diyabetik Retinopati Epidemiyoloji Çalışması’na göre, diyabet süresi 15 yılı aştığında hem kadınlarda hem erkeklerde görülme oranı yaklaşık yüzde 66’ya yükselir. Ayrıca, kan şekeri düzeylerinin iyi kontrol edilememesi ve hipergliseminin uzun süre devam etmesi, retinal hasarın şiddetini de belirgin şekilde artırır” diyor.

Kalıcı görme kaybına neden olabilir!

Diyabet temel olarak bir damar hastalığı olduğu için kanda yüksek düzeydeki glukozun uzun süre damar içinde dolaşması, damar duvarında yapısal bozulmaya yol açıyor. Bu hasar sonucu kan hücreleri, serum, proteinler ve lipidler, gözün sinir tabakası olan retinaya sızarak, ödem ve kanamalara neden oluyor. Bu tablo görme keskinliğinde azalmayla sonuçlanıyor.  Prof. Dr. Berna Özkan, hastalık ilerledikçe hasar gören damar duvarlarının zayıfladığını ve damarlarda tıkanmalar oluştuğunu belirterek, ”Bunun sonucunda retina yeterli kan ile oksijen alamaz; iskemi olarak adlandırılan süreç meydana gelir ve retina hücrelerinde kayıp başlar.  Bu evrede ortaya çıkan görme kaybı sinir hücrelerinin yenilenme kapasitesi olmadığı için çoğu zaman geri dönüşsüz, yani kalıcı olur” diye konuşuyor.  Hastalığın ilerlemesi durumunda retina dekolmanı gelişebileceği uyarısında bulunan Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, “Bu evreye geldiğinde görme seviyesi yalnızca ışığı ayırt edebilecek seviyeye düşebilir” diyor.

Glokomdan katarakta…

Diyabet, retina dışında gözün başka yapılarını da etkileyebiliyor. Katarakt, glokom (göz tansiyonu), kornea ve oküler yüzey hastalıkları ile enfeksiyonlara yatkınlık bu etkiler arasında yer alıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, özellikle enfeksiyonlara yatkınlığın klinik açıdan büyük önem taşıdığını anlatarak,  şöyle devam ediyor: “Diyabetik hastalarda immün yanıtın zayıflaması nedeniyle, normalde vücutta zararsız şekilde bulunabilen ya da günlük yaşamda karşılaşılan mikroorganizmalar, göz içinde ciddi, hatta görmeyi tehdit eden enfeksiyonlara (endoftalmi) yol açabilir. Ayrıca diyabet, göz hareketlerini sağlayan kranial sinirlerde mikroiskemik hasara neden olarak göz kaslarında felçlere ve buna bağlı çift görmeye (diplopi) sebep olabilir.”

Yılda bir kez göz muayenesi çok önemli!

Diyabetik retinopatide ilk damar değişiklikleri başladığında hastanın görme keskinliği hemen etkilenmeyebiliyor. Bu nedenle, diyabet tanısı konulduğunda düzenli göz muayeneleri ve ortaya çıkan sorunlara erken dönemde müdahale edilmesi, ciddi görme kaybının önlenmesi açısından kritik önem taşıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, diyabet tanısı alan ve henüz göz bulgusu saptanmayan hastaların yılda bir kez göz muayenesi yaptırmaları gerektiğini anlatarak, “Erken dönem retinopati bulguları tespit edildiğinde takip aralığı genellikle 6 aya indirilmektedir. İleri evre bulguların varlığında ise muayene sıklığı, hastalığın şiddetine ve klinik durumuna göre daha da artırılır” diyor. Prof. Dr. Berna Özkan, kontrol zamanı henüz gelmemiş olsa bile görme keskinliğinde azalma ve görme alanında kayıp fark edildiğinde veya şiddetli bir göz ağrısı oluştuğunda zaman kaybetmeden göz hekimine başvurmanın son derece önemli olduğunu vurguluyor.

Görme keskinliğinde artış sağlanabiliyor!

Günümüz tedavi yöntemleri sayesinde birçok hastada tam görme kaybının önüne geçmek mümkün olabiliyor. Diyabetik retinopati geliştiğinde, damar sızıntısına bağlı retina ödemi oluşmuşsa, göz içi enjeksiyon tedavileriyle ödem azaltılabiliyor. Bu tedavi sayesinde çoğu hastada görme keskinliğinde artış sağlanabildiğini aktaran Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, sözlerine şöyle devam ediyor: “Hastalık ilerleyip retina damarlarında tıkanmaya bağlı iskemi, yani doku tahribatı geliştiğinde ise iskemik retina alanlarına lazer fotokoagülasyon uygulanması gerekir. Daha ileri evrelerde diyabetik retinopatiye bağlı göz içi kanama, traksiyonel retina dekolmanı veya bağışıklık sistemindeki zayıflığa bağlı göz içi enfeksiyonlar ortaya çıkabilir. Bu durumlarda vitreoretinal cerrahiyle kanamalar temizlenebilir, retina yeniden yatıştırılabilir ve gözün bütünlüğü korunabilir.”

#Diyabet #GözSağlığı #DiyabetikRetinopati #Retina #GörmeKaybı #ErkenTeşhis #GözMuayenesi #SağlıkBilgilendirme #Acıbadem #ProfDrBernaÖzkan #GözHastalıkları #SağlıklıYaşam #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Corendon Airlines, Tour of Antalya’ya Sponsorluk Desteğini Sürdürüyor

Corendon Airlines, 2018’den bu yana destek verdiği Tour of Antalya’nın 2026’da da ana sponsoru oldu. Türkiye Bisiklet Federasyonu ve UCI takviminde yer alan organizasyon, 12–15 Mart tarihleri arasında dört etap üzerinden gerçekleştirilecek.

174 sporcunun katılacağı yarış, Antalya’nın kültürel ve turistik değerlerini ön plana çıkaran parkurlarda koşulacak. Start The Land of Legends’tan verilecek; Perge ve Silyon Antik Kentleri, Doyran Göleti, Kaleiçi ve Konyaaltı Sahili gibi tarihi noktalardan geçilecek. Kraliçe etap olan Saklıkent tırmanışı sonunda “Dağların Kralı” unvanı Corendon Airlines sponsorluğunda sahibini bulacak.

Corendon Airlines Kurumsal İletişim ve Pazarlama Kıdemli Müdürü Pınar Pehlivan, “Spor turizmine yatırım yaparken sporcuların başarı yolculuğuna katkı sunmayı hedefliyoruz. Tour of Antalya’ya uzun soluklu desteğimizle sporu ve sporcuyu desteklemeye devam edeceğiz” dedi.

“İlklerin Havayolu” Corendon Airlines, geçmişten bugüne basketbol, voleybol, patika koşuları ve bisiklet gibi birçok spor dalına destek veriyor. Marka, Tour of Antalya 2026 ile spor turizmine katkısını sürdürüyor.

#CorendonAirlines #TourOfAntalya #BisikletSporu #SporTurizmi #Antalya #UCI #DağlarınKralı #SporSponsorluğu #Cycling #TurizmVeSpor #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Doğuş Marine’den Sezona Premium Başlangıç

Doğuş Otomotiv’in denizcilik alanındaki markası Doğuş Marine, distribütörlüğünü yürüttüğü Linssen, Novamarine, Riviera ve Aerofoils markalarında sezon öncesine özel avantajlı fiyatlar sunuyor. 13 Mart’a kadar devam edecek satış programı, deniz tutkunlarına seçkin bir satın alma deneyimi ve yeni sezona stil sahibi bir başlangıç fırsatı sağlıyor.

Avrupa’nın çelik motor yat segmentindeki köklü temsilcisi Linssen, yüksek seyir konforu ve zarif tasarımıyla öne çıkarken; Novamarine sportif karakteriyle özgürlüğü yeniden tanımlıyor. Lüks motor yat dünyasında çağdaş tasarım anlayışıyla dikkat çeken Riviera, geniş yaşam alanlarıyla konforu üst seviyeye taşıyor. Elektrikli su sporları alanında yenilikçi yaklaşımıyla öne çıkan Aerofoils ise performans ve sürdürülebilirliği bir arada sunuyor.

Seçili modellerde sunulan özel fiyat avantajları, yeni sezona eksiksiz hazırlık yapmak isteyenler için önemli bir ayrıcalık yaratıyor.

#DoğuşMarine #Denizcilik #YatTutkusu #Linssen #Novamarine #Riviera #Aerofoils #SezonÖncesiFırsatlar #DenizKeyfi #YatVeTekne #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Milk Academy’den Dondurma Kategorisine Yeni Yatırım

Süt ve süt ürünlerini entegre üretim yapısında buluşturan Milk Academy, Bursa Mustafakemalpaşa’daki modern tesisinde dondurma kategorisine yatırım yaptı. Marka, perakende, PL ve ev dışı tüketim (EDT) segmentlerinde üretime başlayarak şeflere ve mutfak profesyonellerine özel çözümler sunuyor.

5.000 ml’lik ambalaj seçenekleriyle ev dışı tüketim kanalına verimlilik sağlayan dondurmalar, farklı serilerle profesyonel mutfakların beklentilerine yanıt veriyor:

Selection Serisi: Madagaskar Vanilyalı, Kaymaklı, Belçika Çikolatalı ve Çilekli çeşitleriyle fine-dining sunumlara sofistike bir eşlikçi.

Gurme Serisi: Karamel, ceviz, Antep fıstığı ve nane gibi özel lezzetlerle yaratıcı kombinasyonlara imkân tanıyor.

Klasik ve Sevilen Tatlar Serisi: Limon, vişne, muz ve meyve bahçesi tatlarıyla modern pastacılıkta farklı dokunuşlar sağlıyor.

Milk Academy dondurmaları, şeflerin imza tatlılarını zenginleştirerek menülere karakter katıyor ve profesyonel mutfaklarda premium bir deneyim sunuyor.

#MilkAcademy #Dondurma #GurmeLezzetler #TatlıSanatı #SelectionSerisi #GurmeSerisi #KlasikTatlar #Şeflereİlham #GıdaYatırımı #GurmeTatlılar #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“Müzik yapmak için yapay zekâya ihtiyaç duyanlar müzik yapmasın.”

Türk pop müziğinin güçlü sesi Rober Hatemo, 29 yıllık kariyerinde samimiyetini ve sahne performansındaki canlılığını hiç kaybetmedi. Pause Dergi için gerçekleştirdiğimiz özel röportajda Hatemo, dijital çağda müziğin dönüşümünü, “Full Live Project” fikrinin doğuşunu ve sahneye olan tutkusunu içtenlikle anlattı.

Röportaj: Ahu Çağdaş

Rober Hatemo

“Full Live Project” fikri nasıl doğdu? 

Herşeyin dijital ve gürültülü olmasından ve ben gibi insanların biraz kafa dinleyeceklerini düşündüğümden dolayı böyle bir sound yapıp, enstrümnları ve sesimi en organik şekilde duyurmak istedim. Bütün bunlar bir araya geldiğinde “Full live” adını verdiğim proje doğdu. Piyasada yapay zeka ile yapılan şarkılarında listelere girmesinde bunun bir katkısı var şüphesiz. Müzik yapmak için de yapay zekaya ihtiyaç duyanlarda müzik yapmasın diye düşünüyorum. İyi beste, doğru yazılmış sözler, iyi ve temiz bir vokal, üstat müzisyenlerle bir araya geldiğinde yapılan şarkıların dinleyicide çok çabuk karşılığı olduğunu da bu ilk şarkım olan “Umudum Kalmadı”dan görebiliyorum.

Eminönü meydanında halkın arasında çekilen klip, sizin için ne ifade ediyor? 

Aslında benim için çok önemli bir konu bu. Benim 29 senelik sanat hayatımda çıkardığımşarkılar halk tarafından hep beğeniyle karşılanmış ve beni bu günlere taşımıştır. Ancak ben bazı nedenlerden dolayı bu şarkıları halka söyleyecek konser organizasyonlarında pek bulunamadım. Bu şarkıyı Eminönü meydanında halkın içinde söylememin sebebi de bir yerde onlara olan minnettarlığımın bir göstergesi, bir teşekkür olarak yorumlayabiliriz.

 90’lardan bugüne müzikteki değişimi nasıl gözlemlediniz? 

Benim çıkışım 1997 yılında “Esmer” ile oldu, bakarsanız o şarkıda bile perküsyonlar, bağlamalar hep canlı enstrümanlar kullanılmıştır. Bende bir değişiklik olmadı aslında, zaman zaman trende uyup yaptığım şarkıların dışında. Kendimde bir Rober Hatemo tarzı oturttum. Bunda en büyük etkenlerden biri de çok sahne almam ve sahne de enstrümanlar eşliğinde canlı performans sergilemem. Hiç playback yapmadım. Hep samimi ve hep gerçek oldum. 29 yılda o kadar çok çıkış yapan kaybolan solist gördüm ki saysam liste uzar gider. İşte 90’lardan bu yana hep değişen bir müzik akımı olmasına rağmen hala kalıcı olmamın en büyük nedenlerinden biri bu. Şimdi de çok revaçta olan milyon milyon dinlenen yeni isimleri görüyoruz. Ama çoğu beş sene sonra olmayacaklar. Çünkü hepsi akıyorken küpü doldurmak peşinde, onlarda biliyorlar yirmi sene sonra hatırlanmayacaklarını o yüzden kalıcı bir eser bırakmak peşinde değiller maalesef.

Rober Hatemo

“Damar şarkılar” sizin için neden bu kadar özel? 

Damar şarkılar herkes için çok özeldir çünkü onlarda yaşanmışlık vardır. Ben gerçek hayatımda bu duyguları çok sık yaşayan ama belli etmeyen bir insanım. Bu şarkıları icra ederken adeta bende aynı duyguları yaşıyorum ve bu yüzden dinleyiciye geçirebiliyorum diye düşünüyorum. O şarkılar yazan, besteleyen kadar beni anlatıyor. Çünkü o şarkıyı dinlediğimde “evet bu beni anlatıyor ve ben bunu çek güzel okurum” diyorum.

Günlük hayatınızda sizi en çok besleyen şey ne: şehir, insanlar, yalnızlık, yoksa sahne? 

İlk sıraya sahneyi koyabilirim, orası takdir edildiğiniz ve tanıdığınız tanımadığınız insanların size sevgisini gösterdiği yer. Sahnedeyken ben benim, ikinci sıraya tabii ki insanları koyacağız, çünkü o sizi takdir eden, alkışlayan insanlar olmazsa yaptığınız işin sadece para kazandırmasının hiçbir değeri yok. Ve üç “Yalnızlık”, yalnız kalmayı seviyorum. Günün sonunda insan kafa dinlemeyi arzuluyor ama Şehir hayatı çok yorucu, kalabalık, trafik işte bunlar beni çok yoruyor. Sık sık İstanbul dışına kaçmam da bu yüzden.

“Full Live Project” sonrası hayalinizdeki işbirliği veya sahne neresi? 

Bu projenin devamına Riyad’da Mohammed Abdo Arena’da dev bir orkestra ile kendi şarkılarımı seslendirmek en büyük hayalim.

Dijital çağda müzikle dinleyici arasındaki bağ sizce nasıl değişti? 

Televizyon gitti, müzik kanalları gitti, müzik & eğlence programları gitti, vj’ler gitti. Aracısız kendi öngörüleri ile insanlar kendi beğendiği müzikleri kendi arayıp bulmak zorunda kaldılar. En büyük yararı dünya’da neler olup bitiyor, müzik adına neler yaşanıyor daha çabuk ulaşabiliyoruz.

Rober Hatemo

Eğer müzik yapmasaydınız, hangi mesleği seçerdiniz? 

Çok da düşünmeden cevap vereceğim, zaten baba mesleğim olan kuyumcu zanaatlkarlığını yapardım. Uzun yıllar babamın yanında yaptığım bir işti zaten ama müzik sevdam çok ağır bastığı için o mesleğe yıllar önce veda etmiştim.

Sahneye çıkmadan önce uğurlu bir ritüeliniz var mı? 

Genelde nefes eksersizleri yaparım ama hazırlanıp sahneye çıkmadan önce mutlaka dua ederim. Yakınımda sevdiğim birisi varsa da onu öperim genelde.

Dinleyicilerinizin sizi en çok hangi yönünüzle hatırlamasını istersiniz? 

İyi bir şarkıcı olarak hatırlasınlar yeter çünkü şarkı söylemeyi çok seviyorum ve son nefesime kadar da şarkı söyleyeceğim.

#PauseDergi #RoberHatemo #FullLiveProject #UmudumKalmadı #TürkPopMüziği #CanlıPerformans #Samimiyet #DamarŞarkılar #MüzikVeDuygu #EminönüKlip #29YıllıkKariyer #SahneTutkusu #MüzikVeHayat #MüzikRöportajı #KalıcıEserler #TürkMüzikSahnesi #Ahu Çağdaş

Füreya Koral anısına

Gardıroplarda Bahar Uyanışı