Yazılar

Meksika’nın en büyüleyici 6 kasabası

Gezginlerin çoğu bilindik rotaları tercih etse de gerçek keşif ruhuna sahip olanlar kalabalıklardan uzak, özgün kültürleriyle öne çıkan yerleri arar. İşte bu nedenle Meksika hükümeti 2001 yılında “Pueblos Mágicos” yani “Büyülü Kasabalar” programını başlattı. Bugün ülke genelinde 177 kasaba bu unvana sahip. Doğal güzellikleri, tarihi mirası ve kültürel zenginlikleriyle öne çıkan bu kasabalar arasında en büyüleyici altı tanesini keşfe çıkıyoruz.

Hazırlayan: Ferhat Kaan Şahin

Orizaba, Veracruz

Meksika’nın en yüksek zirvesi Pico de Orizaba’nın eteklerinde yer alan kasaba, dağcıların uğrak noktası. Eiffel tarafından tasarlanan belediye binası, nehir kenarındaki yürüyüş yolları ve teleferikle ulaşılan panoramik manzaralar Orizaba’yı unutulmaz kılıyor.

Loreto, Baja California Sur

Loreto, Baja California Sur

Baja California’nın en eski yerleşimlerinden Loreto, hem tatil beldesi havası hem de tarihi dokusuyla dikkat çekiyor. 1697’de inşa edilen Misión Nuestra Señora de Loreto, Camino Real’in başlangıç noktası olarak kasabanın önemini pekiştiriyor.

Creel, Chihuahua

Creel, Chihuahua

Western filmlerini andıran sokaklarıyla Creel, Copper Canyon’a açılan kapı. Tarahumara yerlilerinin kültürü, renkli kıyafetleri ve uzun mesafe koşu geleneği kasabaya ayrı bir ruh katıyor. Doğa tutkunları için kanyonlar, şelaleler ve kaya oluşumları eşsiz bir deneyim sunuyor.

Tulum, Quintana Roo

Tulum, Quintana Roo

Bir zamanlar Maya İmparatorluğu’nun surlarla çevrili liman kenti olan Tulum, bugün hem antik kalıntıları hem de Sian Ka’an biyosfer rezerviyle büyülüyor. Cenoteler, tropik ormanlar ve el değmemiş plajlar, geleneksel Maya mutfağıyla birleşerek ziyaretçilere eşsiz bir atmosfer sunuyor.

Cholula, Puebla

Cholula, Puebla

Dünyanın en büyük piramitlerinden birinin üzerinde yükselen Nuestra Señora de los Remedios kilisesi, Cholula’nın tarihsel katmanlarını gözler önüne seriyor. Talavera çömlekleri, yanardağ manzaraları ve modern gastronomi sahnesi kasabanın cazibesini artırıyor.

El Quelite, Sinaloa

El Quelite, Sinaloa

Mazatlán’ın kuzeyindeki bu şirin köy, rengarenk evleri, çiçekli bahçeleri ve Arnavut kaldırımlı sokaklarıyla huzurlu bir mola sunuyor. Yerel mutfağı, atlı sokak yaşamı ve binlerce yıllık ulama oyunu El Quelite’yi benzersiz kılıyor.

Meksika’nın “Büyülü Kasabaları”, tarih, kültür ve doğanın iç içe geçtiği eşsiz destinasyonlar. Her biri, ziyaretçilerine farklı bir hikâye ve unutulmaz bir deneyim sunuyor.

#Meksika #PueblosMagicos #GeziYazısı #Orizaba #Loreto #Creel #Tulum #Cholula #ElQuelite #Seyahat #Kültür #Doğa #Keşif

Aralık’ta Ritmi Bul…

Tankut Karakurt: “Müziğimle insanları mutlu etmek ilk amacım”

DJ Tankut Karakurt ile Müzik ve Hayat Üzerine Türkiye elektronik müzik sahnesinin dikkat çeken isimlerinden DJ Tankut Karakurt, kariyer yolculuğunu, sahne deneyimlerini ve müziğe dair vizyonunu Pause okurlarıyla paylaştı. Kuruçeşme Pasha Disco’da başlayan DJ’lik serüveninden New York Public Hotel performansına uzanan hikâyesi, hem genç DJ’lere ilham veriyor hem de müzikseverlere sahne arkasındaki dünyayı gösteriyor.

Röportaj: Ahu Çağdaş

DJ Tankut Karakurt

DJ’liğe nasıl başladın?

Bu yolculuk senin için nasıl gelişti? 18 yaşımda Kuruçeşme Pasha Disco’nun kapısından girmemle başladı diyebilirim. DJ kabinine ve içerideki aletlere olan merakım, çoğu zaman sadece sessizce izleyerek ilerledi.

Müzik yaparken seni en çok motive eden duygu ya da an nedir?

Kalabalığın eğlendiğini görmek. Performans sonrası aldığım teşekkür mesajları da benim için çok değerli.

Müzik tarzını nasıl tanımlarsın?

Etkilendiğin isimler var mı? Başlangıçta House ve Techno üzerine yoğunlaştım. Ancak bir ev davetinde farklı türlerle insanları eğlendirebildiğimi fark edince dans ettiren her müzik tarzına ilgi duydum. Hocam Can Hatipoğlu, Murat Uncuoğlu, Tangun, Macit ve Salih Saka takip ettiğim isimler arasında.

DJ Tankut Karakurt

Setlerini hazırlarken en çok neye dikkat ediyorsun?

Önceden hazırlık yapmıyorum. Ortamın anlık durumuna göre tarzı belirliyor ve yön değiştiriyorum.

Dinleyicilerle enerjiyi yakalamak için sahnede nelere dikkat ediyorsun?

Dinleyicilerle iç içe olmayı seviyorum. Gelen istekleri dikkate alıyor, mümkün olduğunca çok kişiyi mutlu etmeye çalışıyorum.

Sahnede parçaları seçerken hangi kriterlere göre karar veriyorsun?

Tamamen anlık gelişiyor. Kalabalığın tepkilerine göre hareket ediyorum.

DJ Tankut Karakurt

Unutulmaz etkinliklerin hangileri oldu?

2023 Contemporary Istanbul ve 2024 New York Public Hotel performansları benim için unutulmazdı.

Kendi tarzını oluştururken teknik olarak en çok zorlandığın konu neydi?

Zorlanmadım. Çalmasam bile tüm müzik tarzlarına hâkim olmak benim için anahtardı.

Bir DJ olarak karşılaştığın en büyük zorluk neydi?

DJ’liğin bir meslek olarak görülmesi uzun zaman aldı. Profesyonel bir meslek olduğumuzu anlatmak zordu.

DJ Tankut Karakurt

Türkiye’de DJ’ler yeterince destekleniyor mu?

Teknolojinin ilerlemesiyle DJ’liğe merak arttı. Destek giderek artıyor, bazı isimler yurt dışında da başarıyla tanınıyor.

Yurt dışı sahne deneyimlerini Türkiye ile kıyaslar mısın?

Türkiye’de müzik kültürü uzun yıllardır çok ileri seviyede. 90’lı yılların İstanbul gece hayatı bunun en iyi örneği.

Kalabalığın enerjisi kötü olduğunda ne yaparsın?

Parçanın tutmadığını kısa sürede anlarsın. O anda vereceğin tepki çok önemlidir.

Favori 3 parçan şu an hangileri?

Toman – Verano En NY

Robin Tordjman – Deee – Life

Miguel Bastida – The Specialist (Hollen Remix)

DJ Tankut Karakurt

DJ’lik dışında ilgilendiğin sanat dalları ya da hobilerin var mı?

Seramikle amatör olarak ilgileniyorum. Ayrıca BİFO’nun klasik müzik konserlerine düzenli olarak gidiyorum.

Kariyerinde dönüm noktası neydi?

Pandemi dönemi. Ne yapabileceğimizi çok düşündük, mesleğimiz açısından ikilemde kaldığımız bir dönemdi.

Yeni başlayan DJ’lere tavsiyen ne olurdu?

DJ’liği sadece para için yapmasınlar. Eğitimlerini ihmal etmesinler, önce hobi olarak başlayıp profesyonelliğe geçişte acele etmesinler.

Gelecekte hayalin ya da hedeflediğin sahne var mı?

Dostlarımla ve insanlarla iç içe eğlendiğim her sahne benim için vazgeçilmez.

Müziğini daha geniş kitlelere ulaştırmak için ne yapıyorsun?

Birçok otel, restoran, AVM ve firmaya müzik danışmanlığı yapıyorum. Müziğimle farklı mekânlarda karşılaşmanız çok olası.

Sosyal medyanın kariyerindeki yeri nedir?

Çok aktifim. Hem müziğimi hem de hayatımdan kesitleri paylaşıyorum. Kendi dilim var ve bence komiğim.

Çalma listenden gizli bir favorini söyler misin?

Tangun – Leave This House (Original Mix). Yakın zamanda kaybettiğimiz hocamız Tangun’a saygıyla…

#TankutKarakurt #DJRöportaj #ElektronikMüzik #House #Techno #ContemporaryIstanbul #NewYorkPublicHotel #MüzikKültürü #DJLife #PauseMag #AhuCagdas

‘Titanic Live’ Türkiye’de!

Yeni şarkı ve klipte sürpriz detaylar

Sanatçı Cengiz İmren, Ulus’taki stüdyosunda yeni şarkısı “Ağa Mısın Paşa Mısın?” hakkında konuştu. İmren, “Şarkılarımda genelde gönderme olur, üzerine alınmak isteyen alınabilir ama ben halka yazıyorum. Göz önünde olmayı yıllardır istemedim, artık varız” dedi.

Yoğun sahne çalışmalarına başladığını belirten İmren, Almanya’da çekilen klipte dikkat çeken bir sahneyi anlattı: “Klipte sevgili yönetmenim bana hanımefendinin ayağını yıkayacaksın dedi. Anneme olan saygımdan dolayı Türkiye’de ilk defa belki de ben bir kadının ayağını yıkadım.”

Rap müziğe dair düşüncelerini de paylaşan sanatçı, genç isimleri başarılı bulduğunu belirterek, “Blok3 ile düet düşünüyorum. Semicenk de benim şarkılarımı söyler, onlar da beni sever” ifadelerini kullandı.

#Cengizİmren #AğaMısınPaşaMısın #YeniŞarkı #Klip #Magazin #RapMüzik #Semicenk #Blok3

Yemeklerinize bir diş sarımsak katın, çünkü…

Kış ayları; soğuk hava ve kapalı alanlarda uzun süre kalma sonucunda artan enfeksiyon riski nedeniyle bağışıklık sistemimizin en çok desteğe ihtiyaç duyduğu bir dönem. Güçlü bir bağışıklık sadece hastalıklardan korunmamız için değil, mevsimsel yorgunluklara karşı direnç gösterebilmemiz için de önemli. Acıbadem Fulya Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, doğru ve dengeli beslenmenin bağışıklık sistemimizin en temel yakıtı olduğuna dikkat çekerek, “Çünkü vücudumuz savunma hücrelerini üretmekten onları aktive etmeye kadar her aşamada kaliteli besin öğelerine ihtiyaç duyar” diyor. Kış mevsiminde sağlıklı beslenmenin sadece yeterli miktarda yemek anlamına gelmediğine işaret eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, “Sağlıklı beslenmek; doğru vitamini, minerali ve antioksidanı doğru şekilde ve gerekli miktarda almak anlamına gelir. Bu nedenle C, D, A ve E vitaminleri ile çinko, selenyum ve omega-3 kaynaklarını günlük beslenmede tüketmek büyük önem taşır. Ayrıca, uzun açlıklardan kaçınmalı, her öğünde kaliteli protein, sağlıklı yağ ve lifli besinlere yer verilmelidir” bilgisin veriyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, kış aylarında bağışıklık sistemimizi güçlendiren beslenme kurallarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik

Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik

Yemeklerinize günde bir diş sarımsak ekleyin

Sarımsak, içeriğindeki allicin sayesinde antibakteriyel ve antiviral etki gösteriyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, düzenli tüketildiğinde sarımsağın bağışıklık hücrelerinin aktivitesini artırdığını belirterek, “Günde bir diş çiğ veya ezilerek yemeğe eklenen sarımsak soğuk algınlığına karşı koruma sağlar. Özellikle çorbalara ve sulu yemeklere pişirme sonunda eklendiğinde daha fazla etkili olur” diyor.

Çorbalarınıza kemik suyu ilave edin

Kolajen, prolin ve glisin gibi bağışıklık sistemini destekleyen aminoasitler açısından zengin olan kemik suyu ayrıca bağırsak bariyerini güçlendirerek vücudun iltihap yanıtını da  dengeliyor. Çorbalarınıza veya yemeklerinize günde bir kepçe (yaklaşık 100 ml) eklemeniz kış aylarında güçlü bir savunma sağlayacaktır. Ancak, kan kolesterol düzeyiniz yüksekse kemik suyunu haftada iki kezden fazla tüketmemelisiniz.

Zerdeçal ve karabiberi birlikte kullanın

Zerdeçalın ana etken maddesi olan kurkumin vücutta tek başına yüzde 2 oranında emilirken, karabiberdeki piperin ile birlikte tüketildiğinde emilim yüzde 20’lere çıkıyor. Bu kombinasyon güçlü bir anti-inflamatuar etki oluşturarak bağışıklığı destekliyor. Günde bir çay kaşığı zerdeçal ve bir tutam karabiberi çorba, omlet veya sıcak sütle tüketebilirsiniz.

C vitamini kaynağı meyve şart

C vitamini bağışıklığın temel savunucusu olan beyaz kan hücrelerinin üretimini artırmak gibi önemli bir işlev üstleniyor. Portakal, mandalina, kivi ve çilek gibi C vitamini içeren meyveler hem antioksidan sağlıyor hem de enfeksiyon süresini kısaltıyorlar. Dolayısıyla, günde bir porsiyon, yani 100-150 gram C vitamini kaynağı meyve tüketmeye özen gösterin. Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, ancak C vitamininin depolanan bir vitamin olmadığını vurgulayarak, “Bu vitaminin fazlası idrar yoluyla vücuttan atılır. Bu nedenle, C vitamini içeren meyveyi fazla tüketmek kan şekeri regülasyonunu bozabilir ve gereksiz şeker alımına yol açabilir. Dolayısıyla, özellikle diyabetik hastalar bir porsiyondan fazla tüketmemelidir” bilgisini veriyor.

Sofranızda haftada en az iki kez balık olsun

Haftada en az iki kez somon, uskumru veya sardalya tüketmeyi alışkanlık edinin. Bu balıklardaki omega-3 yağ asitleri inflamasyonu, yani yangıyı azaltıyor ve bağışıklık hücrelerinin işlevlerini güçlendiriyor. Ancak, sağlığınız için fırın veya ızgara pişirme yöntemini tercih etmelisiniz.

Her gün bir avuç kuruyemiş tüketin

E vitamini, çinko ve sağlıklı yağlar açısından zengin olan kuruyemişler bağışıklık hücrelerini oksidatif stresten koruyor. Cevizdeki alfa-linolenik asit ayrıca antiviral savunmayı da destekliyor. Bu nedenle, günde bir avuç (25–30 gr) çiğ fındık, badem veya ceviz tüketmeniz bağışıklığınızın güçlenmesinde etkili oluyor.

Probiyotik kaynaklarını unutmayın

Bağışıklığın yüzde 70’i bağırsaklarda olduğu için probiyotikler güçlü bir bağışıklık sisteminin sağlanmasında kritik bir rol oynuyor. Kefir ve yoğurttaki lactobacillus ile bifidobacterium türleri enfeksiyona karşı koruma sağlıyor. Günde iki su bardağı (350-400 gr) probiyotik kaynaklı yoğurt veya kefir tüketmek bağışıklığı belirgin şekilde güçlendiriyor.

Bir tutam maydanozu limonla birlikte tüketin

Maydanoz hem C vitamini hem de klorofil bakımından zengin bir besin. Klorofil oksijenlenmeyi artırırken toksinlerin de atılmasına yardımcı oluyor. Kahvaltıda veya salatalarda bir avuç maydanoz tüketmek kış hastalıklarına karşı koruyucu etki gösteriyor. Limonla birlikte yenildiğinde C vitamini etkisi daha da güçleniyor.

Her gün bir yumurta önemli

Yumurta; A vitamini, D vitamini, çinko ve kaliteli protein içeriyor. Bu vitamin ile minerallerin bağışıklık hücrelerinin oluşumu ve onarımı için gerekli olduğunu vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, “Günde bir adet yumurta tüketmek, özellikle mevsim geçişlerinde vücudun direncini artırır. Ancak, kan kolesterol seviyesi yüksek olan kişiler haftada üç adet yumurta tüketmeliler” bilgisini veriyor.

Günde 1,5 litre su içmeyi unutmayın

Bağışıklık hücrelerinin büyük kısmı lenf sistemi içinde taşınıyor. Su olmazsa lenf akışı yavaşlıyor ve bağışıklık yanıtının gecikmesine sebep oluyor. Su aynı zamanda vücuttan toksinlerin atılmasını ve mukozaların savunma gücünü destekliyor. Dehidratasyon ise bağışıklığı hızla düşürüyor. Bu nedenle, susama hissiniz az olsa bile günde 1.5 litre (6–8 bardak) su içmeyi asla ihmal etmeyin.

#BağışıklıkGüçlendirme #KışBeslenmesi #SağlıklıYaşam #AcıbademHastanesi #MüzeyyenÇelik #DengeliBeslenme #VitaminMineral #Omega3 #KışAylarındaSağlık #BeslenmeÖnerileri #DiyetUzmanı

Rotavirüsü yüzeylerde günlerce canlı kalabiliyor

Sonbahar ve kış mevsiminde havaların soğuması ve kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması enfeksiyonların hızla ve kolaylıkla yaygınlaşmasına neden oluyor. Dünya genelinde özellikle 5 yaş altındaki çocuklarda yaygın görülen rotavirüs de o enfeksiyonlar arasında ilk sıralarda yer alıyor. Altunizade Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ekin Pasinlioğlu özellikle Aralık-Ocak aylarında yoğunlaşan rotavirüsün, her yıl 25 milyon çocuğu etkilediğini,  215 binden fazla çocuğun da hayatını kaybetmesine neden olduğunu belirterek, bu nedenle önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu vurguluyor.

Rotavirüsün kuluçka süresinin yaklaşık iki-dört gün olduğunu, sonrasında ateş ve kusma, ardından günde 10’a kadar çıkabilen ishal, karın ağrısı ve halsizlik gibi şikayetlere yol açtığını  belirten Dr. Pasinlioğlu “Genel olarak her çocuk 5 yaşına gelene kadar en az bir kez rotavirüs enfeksiyonu geçirir. Rotavirüse karşı özel bir antiviral ilaç yoktur. Tedavinin temel amacı, kaybedilen sıvıyı yerine koymaktır. Aileler doktora başvurmak yerine ‘geçer diye beklemek’ ya da gelişigüzel antibiyotik ve ishal kesici ilaç kullanmak gibi hatalara çok sık düşüyorlar. Oysa zaman kaybetmeden mutlaka doktora başvurmak gerekir” diyor.

Dr. Ekin Pasinlioğlu çocukları rotavirüsten korumamada ihmale gelmez 5 önemli kuralı ve en sık yapılan hataları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Ekin Pasinlioğlu

Dr. Ekin Pasinlioğlu

Aşısını zamanında yaptırın

Rotavirüsten korunmanın en güçlü ve etkili yolunun rotavirüs aşısı olduğunu belirten Dr. Pasinlioğlu şöyle konuşuyor: “Rotavirüse karşı ağızdan uygulanan iki tip aşı vardır. Her ikisi de canlı aşıdır ve etkinlik açısından birbirlerine üstünlükleri yoktur. Aşıya altıncı haftadan itibaren başlanabilir. İlk dozun 14 hafta 6 günden önce yapılması gerekir. Son doz bebek 8 ayı doldurmadan tamamlanmalıdır. Hangi aşıyla başlandıysa o aşı serisine aynı marka ile devam edilmelidir. İlk dozun marka bilgisi bilinmiyorsa 3 dozluk şema uygulanır. Rotavirüs aşısı devlet takviminde bulunmasa da, hekim önerisiyle yapılan aşılama, çocukların hastalığı daha hafif geçirmesine ve ağır sıvı kaybı riskinin azalmasına yardımcı olur.”

El hijyenine dikkat edin

Rotavirüs kirli su ve gıdalar, dışkı ile temas etmiş eller, yüzeyler, oyuncaklar ve kişiden kişiye temas yoluyla çok kolay bulaşır. Özellikle tuvaletin ardından, bez değiştirdikten sonra ve dışarıdan eve gelince mutlaka sabunla en az 20 saniye el yıkamak gerekir. Bez değiştirirken eldiven kullanılması faydalıdır. Kreş gibi kalabalık ortamlarda hijyene dikkat edilmesi ve yüzeylerin iyi temizlenmesi bulaş riskini azaltmada önemlidir. Unutmayın, küçük çocukların ellerini temiz tutmak büyüklerin elindedir!

Oyuncakları ve ortak yüzeyleri sık sık temizleyin

Rotavirüs yüzeylerde saatlerce, hatta bazen günlerce canlı kalabilir. Bebekler oyuncakları ağızlarına götürebildiği için özellikle oyuncakların, mama sandalyesinin tepsisinin, kapı kollarının ve ortak dokunulan yerlerin düzenli olarak temizlenmesi çok önemlidir.

Yiyecek ve içme suyunda hijyene dikkat edin

Biberonlar, emzikler ve mama hazırlanan kaplar hijyen açısından büyük önem taşır. Hazırlanan mamalarla temiz su kullanılması, biberonların düzenli sterilize edilmesi ve yiyeceklerin hijyenik koşullarda yıkanıp saklanması enfeksiyon riskini azaltır. Dışarıda ise çocuğun sadece kendi bardağının kullanılmasına özen gösterilmelidir.

Hasta kişilerle teması sınırlayın

Rotavirüs özellikle çocuklar arasında çok kolay ve çok hızlı bulaşıp yayılabilen bir enfeksiyondur. Çevrede ishal veya kusma şikayeti olan kişiler varsa temasın mümkün olduğunca azaltılması gerekir.

Dikkat! Bu hatalara çok sık düşülüyor!

Rotavirüse karşı özel bir antiviral ilaç olmadığını, tedavide en kritik noktanın, sıvı kaybını  zamanında yerine koymak olduğunu belirten Dr. Pasinlioğlu şöyle konuşuyor: “Öncelikle bu bir virüs olduğu için antibiyotik etkisizdir, yalnızca uzun hastane yatışlarında ikincil enfeksiyonu önlemek amacıyla kullanılabilir. O nedenle ebeveynler gelişigüzel antibiyotik başlamamalıdır. Kusma ilaçları sadece hastane koşullarında ve doktor gözetiminde kullanılmalıdır. İshal kesiciler bağırsak hareketlerini yavaşlatarak durumu kötüleştirebileceği için kaçınılmalıdır. Ateş, kusma, ishal ve karın ağrısı gibi şikayetler başladığında en kısa sürede doktora başvurulması gerekir ancak ne yazık ki en sık karşılaştığımız problem, ailelerin hastaneye geç başvuru yapması, öncesinde ise bu tür fayda yerine aslında daha zarar veren uygulamalara yönelmeleri oluyor.”

#Rotavirüs #ÇocukSağlığı #Enfeksiyon #Sağlık #KışHastalıkları #Hijyen #Dikkat #AltunizadeHastanesi

Tabakta Sağlık: Üniversitede beslenme okuryazarlığına yeni adım

Sabri Ülker Vakfı ve Hacettepe Üniversitesi, toplumda dengeli beslenme bilincini artırmak amacıyla “Gıda ve Beslenme Okuryazarlığı Uygulama Alanı”nı hayata geçirdi. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde açılan alan, öğrenciler ve personel için eğitim, danışmanlık, atölye çalışmaları ve etkinliklerle kronik hastalıkların önlenmesine katkı sağlamayı hedefliyor.

Açılış töreninde Sabri Ülker Vakfı Başkanı Dr. Talat İçöz, bilgi kirliliğiyle mücadele ve gıda bilincini artırmanın önemine dikkat çekti. Fakülte Dekanı Prof. Dr. Maviş Emel Kulak Kayıkcı ve Rektör Prof. Dr. Mehmet Cahit Güran ise iş birliğinin toplumsal farkındalık yaratacağını vurguladı. Etkinlik kapsamında öğrenciler için beslenme bilimi bilgi yarışması düzenlenirken, ünlü şef Rafet İnce “Tabakta Sağlık Atölyesi” ile katılımcılara sağlıklı lezzetler sundu.

#HacettepeÜniversitesi #SabriÜlkerVakfı #BeslenmeOkuryazarlığı #SağlıklıYaşam #Gurme #TabaktaSağlık #Rafetİnce