Yazılar

Cookshop’tan minik öğrencilere sürpriz

Cookshop, okula dönüş heyecanını minikler için avantajlı bir kampanyayla paylaşıyor. Tüm minikler 8 – 15 Eylül tarihleri arasında, hafta içi 15.00 – 18.00 saatleri arasında çocuk menüsünde %25 indirimle okula dönüşü kutluyor.

Çocuklara özel hazırlanan Bambino Menüsü, miniklerin favorisi olan Bambino Burger, Spaghetti, Tavuk Pane ve Köfte gibi lezzetleri bir araya getiriyor. Her biri özenle seçilen malzemelerle hazırlanan bu menü, çocukların damak zevkine hitap ederken aileler için de keyifli bir okul dönüşü molası yaratıyor.

Akran zorbalığını önlemenin püf noktaları! 

Masum görünen şakalar, kırıcı davranışlar ya da şiddete varan eylemler… Son yıllarda akran zorbalığı dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de giderek artıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Uzman Psikolog Sena Sivri, özellikle sosyal medya ve dijital iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla birlikte, zorbalığın çeşitlerinin okul koridorlarından cep telefonu ekranlarına kadar taşındığını belirterek “Bireyler arası empati eksikliği, aile içi iletişim sorunları, sosyal beceri gelişimindeki yetersizlikler ve medya aracılığıyla şiddetin normalleştirilmesi akran zorbalığının artışında büyük rol oynuyor. Akran zorbalığı; fiziksel şiddet, sözel zorbalık, sosyal dışlama ve siber zorbalığın (aşağılayıcı mesajlar, fotoğraf paylaşma) yanı sıra bazen de “Sen bizimle oynayamazsın çünkü sen farklısın” ya da “Senin kıyafetlerin çok ucuz” gibi ifadelerle gerçekleştiriliyor” diyor.

Zorbalığa maruz kalan çocukların derin duygusal yaralar alarak kısa vadede özgüven kaybı, okul başarısında düşüş, uyku bozukluğu, baş ya da mide ağrısı gibi sorunlar yaşayabildiğini belirten Sivri, uzun vadede ise depresyon, kaygı bozukluğu ve sosyal fobi gibi kalıcı etkiler ortaya çıkabildiğine dikkat çekiyor.

Zorbalığın önüne geçmek için; çocuğu iyi gözlemlemenin, okul, aile ve bireyler olarak bilinçlenmenin ve önlemler almanın kritik önem taşıdığı vurgulayan Uzman Psikolog Sena Sivri, okulda akran zorbalığına karşı alınabilecek 7 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Psikolog Sena Sivri

Psikolog Sena Sivri

  • Çocuğunuza bağırıp aşağılamayın!

Araştırmalar, ebeveynlerin kendi sosyal ilişkilerindeki tutumlarının çocuklar tarafından doğrudan model alındığını ortaya koyuyor.  Uzman Psikolog Sena Sivri “Evde bağırma, aşağılama gibi davranışların olmaması, çocuğun benzer tutumları benimsemesini engeller. Ebeveynler ve öğretmenler, saygılı ve şiddetten uzak iletişim biçimleriyle çocuğa örnek olmalıdır” diyor.

  • Yargılamadan konuşun ve açık iletişim kurun

Çocukla düzenli ve yargılamayan bir şekilde konuşmak, yaşadığı olumsuz deneyimleri anlatabileceği güvenli bir ortam sağlamak çok önemli. Araştırmalar, ebeveynleriyle düzenli iletişim kuran çocukların zorbalığa maruz kaldığında durumu daha çabuk paylaştığını gösteriyor. “Bugün okulda seni üzen bir şey oldu mu?” gibi açık uçlu sorular, kapalı sorulardan daha etkili olurken, çocuğun konuşmasını, yaşadığı bir zorluk varsa daha rahat anlatmasını sağlar.

  • Öğretmeni ve okul yönetimiyle temasta olun

Uzman Psikolog Sena Sivri “Okul yönetimi, öğretmenler ve veliler aynı dili konuştuğunda zorbalıkla mücadelede başarı artar. Yapılan bilimsel çalışmalar, zorbalık karşıtı okul politikalarının (örneğin; Sıfır Tolerans Programı) zorbalık oranını yüzde 20’ye kadar azaltabildiğini ortaya koyuyor. Veliler düzenli olarak öğretmeni ve okul yönetimiyle iletişimde olmalı, çocuğun sınıf içi ve sosyal ilişkileri takip edilmelidir” diyor.

  • Güvenli alanlar oluşturun

Okulda çocukların kendilerini güvende hissedebileceği alanlar (rehberlik odası, güvenli oyun alanları) zorbalık riskini azaltır. Ayrıca teneffüslerde yeterli sayıda öğretmen gözetimi sağlanması da önemlidir. Araştırmalar, gözetimin yüksek olduğu alanlarda zorbalık vakalarının yüzde 30 oranında düştüğünü gösteriyor.

  • Empati kazandırın

Uzman Psikolog Sena Sivri “Zorbalığı önlemenin en etkili yollarından biri çocuklara empati kazandırmaktır. Finlandiya’da uygulanan “KiVa” programı, empati eğitiminin zorbalık vakalarını ciddi oranda düşürdüğünü kanıtladı. Çocuklar, başkalarının duygularını anlamayı öğrendiklerinde zorbalığa yönelme olasılıkları azalır” diyor.

  • İnternette karşılaşabilecekleri tehlikeleri anlatın

Teknoloji ile büyüyen nesil için siber zorbalık ciddi bir risk. Çocuklara, internet ortamında karşılaşabilecekleri riskler ve bu durumda nasıl hareket etmeleri gerektiği öğretilmelidir. Çocuklara “görsel veya mesaj paylaşmadan önce iki kez düşün” alışkanlığı kazandırmak, siber zorbalığı önlemede kritik bir adımdır.

  • Belli etmeden gözlemleyin

Akran zorbalığının yalnızca bireysel değil toplumsal bir sorun olduğunu vurgulayan Uzman Psikolog Sena Sivri “Çocuğu ona belli etmeden gözlemleyerek zorbalığa uğradığını ya da arkadaşına zorbalık yaptığını erken fark etmek son derece önemlidir.  Zorbalığa maruz kalan ya da zorbalık uygulayan çocukların her ikisi de psikolojik destek almalıdır. Rehberlik servisi, okul psikoloğu veya çocuk psikiyatristi, yaşanan travmanın etkilerini azaltmada kritik rol oynar. Erken destek, ileride oluşabilecek ciddi ruhsal sorunları önleyebilir” diyor.

Ayak başparmağı çıkıntısında geç kalmayın! 

Halk arasında “başparmak çıkıntısı” olarak bilinen Halluks Valgus, ayak başparmağı kemiğinin dışa ve ayaktaki birinci tarak kemiğinin içe doğru dönmesiyle oluşan karmaşık bir şekil bozukluğu olarak tanımlanıyor.  Toplumda oldukça yaygın görülen bu deformiteye, özellikle 18-65 yaş aralığındaki kişilerin yüzde 23’ünde rastlanıyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov, Halluks Valgus’un kadınlarda erkeklere nazaran 15 kat daha fazla görüldüğünü belirterek, “Ülkemizde  kadın nüfusunun yaklaşık yüzde 30’unda, yani her 3 kadından 1’inde Halluks Valgus teşhis edilmektedir. Bu deformitenin kadınlarda daha fazla görülmesinde ayağın anatomisine uygun olmayan ayakkabı kullanımının, bağ dokusunda esnekliğin ve hormonal faktörlerin etkili olduğu düşünülmektedir” diyor.

Dr. Tural Khalilov

Dr. Tural Khalilov

Stres kırığına yol açabilir!

Halluks Valgus’un ilerleyici bir özelliğe sahip olması nedeniyle deformite ilerledikçe  ağrının şiddeti de artıyor ve ayağın yük dengesi bozuluyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov, bu durumun komşu parmaklarda da deformiteye ve aşırı yüklenmeye bağlı stres kırıklarına neden olabileceğine işaret ederek, “Stres kırıkları göz ardı edildiğinde ağrı şiddetlenerek çok acı veren bir hale dönüşebilmektedir. Ayrıca, deformite şiddetlendikçe ayakta artroza, yani kireçlenmeye yol açabilir. Bu durum  Halluks Valgus tedavisini zorlaştırarak daha büyük cerrahi müdahalelere gerek duyulmasına sebep olabilir.  Bu nedenle, erken teşhis etmek, çok daha önemlisi önlem almak bu deformasyonda büyük önem taşımaktadır. Hastalarımıza önlem olarak,  pençesi dar olmayan ve ayak iç kavisini destekleyen, topuğu yüksek olmayan rahat ayakkabı kullanmalarını önermekteyiz” bilgisini veriyor.

Genetik faktörlerden dar ayakkabılara…

Kesin bir nedeni olmamakla beraber Halluks Valgus’un gelişiminde genetik ve çevresel faktörler etkili oluyor. Her iki başparmağın da etkilenebildiği bu deformitede genetik yatkınlıkta risk yüzde 70 gibi oldukça yüksek bir oranda seyrediyor. Ayak başparmak deformitesinde önemli sebeplerden olan genetik yatkınlık içsel faktör olarak nitelendiriliyor. Bağ dokusu esnekliği, düztabanlık, serebral palsi ve romatolojik eklem rahatsızlıkları  diğer içsel faktörleri oluşturuyor. Yüksek topuklu ve dar ayakkabı kullanımı ise dışsal faktör olarak nitelendiriliyor.

Deformite arttıkça ağrı daha çok şiddetleniyor!

Halluks Valgus’un belirtileri başparmaktaki deformite arttıkça daha çok büyüyor. Hastalar en çok ayak başparmağındaki kemik çıkıntısının ayakkabıya sürtünmesi nedeniyle oluşan ağrıdan yakınıyorlar. Başlangıçta sadece ayak başparmağı kenarında oluşan ağrı tablo ilerledikçe daha çok şiddetleniyor ve ayak tarak kemiğinin altında bile hissediliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov, Halluks Valgus’un belirtilerini şöyle özetliyor:

  • Başparmakta dışa doğru yamukluk ve başparmak çıkıntısında ağrı
  • Ayak tarak kemiğinin altında ağrı
  • Ayakkabı giymede güçlük
  • Ayakta deformasyona bağlı nasır oluşması
  • Diğer komşu parmakların üst-üste binmesi

Tedavi hastalığın şiddetine göre planlanıyor

Ayak başparmağındaki kemik çıkıntısında tedavinin şekli hastalığın şiddetine göre planlanıyor.  Deformiteyi düzeltmeden semptomları kontrol etmek amacıyla başvurulan konservatif (ameliyat dışı) yöntemlerde; ayakkabı modifikasyonu, pedler, parmak arası silikon makaralar ve Halluks Valgus atellerinden faydalanılıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov, ancak ameliyat dışındaki hiçbir yöntemin ayak başparmağındaki şekil bozukluğunu düzeltmediğini hatırlatarak, “Halluks Valgus’ta kesin sonuç ancak cerrahi müdahale ile mümkün olabilmektedir” diyor.

Ameliyatla deformite düzeltiliyor

İlk basamak tedaviler fayda sağlayamadığında, hastada ağrı  ve ayakkabı giymekte zorluk gibi şikayetlerin devamında, ameliyat seçeneği gündeme geliyor. Ayakta başparmak çıkıntısı ameliyatında deformitenin düzeltilmesi ve böylece ağrı ve ayakkabı giymekte zorluk  gibi semptomların kontrol altına alınması hedefleniyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov, günümüzde bu işlemlerin minimal invaziv cerrahi, bir başka deyişle küçük kesilerle yapıldığını belirterek, “Ameliyatta başparmak ve tarak kemiğini  aynı eksene getirip vidayla tespit ediyor ve böylece aralıklı duran tarak kemiklerini yaklaştırıyoruz. İşlemleri küçük kesiler ile gerçekleştirdiğimiz için dokular fazla hasar görmemekte ve bu sayede iyileşme süresinin kısalmasına olanak sunmaktadır“ diyor. Hastaların genellikle bir gün sonra hastaneden taburcu olduklarını söyleyen Dr. Tural Khalilov, ameliyat sonrasındaki iyileşme sürecini ise şöyle özetliyor: “Hastaların 3-4 hafta ayağın üzerine yük vermemelerini ve özel ayakkabıyla yürümelerini önermekteyiz.  İyileşme dönemi deformitenin şiddetine bağlı olarak 4-6 hafta arasında değişebilmekte ve bu sürecin sonunda hastalarımız iş ile sosyal yaşamlarına geri dönebilmektedirler.”

Setur’dan sizlere bol alternatifli Akdeniz Avrupa’sı tur önerileri

Hayalinizdeki tatili gerçeğe dönüştüren Setur, Akdeniz Avrupa’sının dört bir yanına uzanan rotalarıyla kültür, tarih, lezzet ve doğayı aynı yolculukta bir araya getiriyor. İstanbul çıkışlı Türk Hava Yolları direkt seferlerinin konforu ve seçili ekstra turların dahil olduğu program seçenekleriyle, tatil planlamak hiç olmadığı kadar kolay.

Akdeniz’in dört köşesinde unutulmaz duraklar

Gastronomi meraklıları için Bask Bölgesi; tapas ve pintxos’ları, yaratıcı mutfağı, tarihi meydanları ve kendine has atmosferiyle gerçek bir lezzet ve keşif cenneti. Bilbao’nun çağdaş sanatla buluşan mimarisi, San Sebastian’ın altın kumsalları ve hareketli şehir hayatı, bu rotayı unutulmaz kılıyor. Her köşesi kartpostallık kareler sunan Endülüs ve Güney İspanya; Sevilla’nın flamenko ruhu, Granada’nın göz kamaştıran Alhambra Sarayı, Cordoba’nın çiçeklerle bezenmiş avluları ve Malaga’nın sahil şeridiyle tarih, kültür ve sıcak Akdeniz yaşamını aynı anda yaşatıyor.

Fransız Rivierası; Nice’in rengarenk sokaklarından Cannes’ın zarif atmosferine, Saint-Tropez’nin ünlü plajlarından Monako’nun görkemli yapıları ve yat limanına uzanan sahil şeridiyle başlı başına bir Akdeniz rüyası. Marsilya’nın liman kenti ruhu, Provence bölgesinin lavanta tarlaları ve taş köyleri, Avignon’un tarihi surları ve Orta Çağ mirası da Fransa’yı kültür ve doğa tutkunları için vazgeçilmez kılıyor.

Güney İtalya’da Amalfi kıyılarının nefes kesen manzaraları, Puglia’nın beyaz taşlı kasabaları, Matera’nın tarihi mağara evleri ve Capri Adası’nın turkuaz koyları; romantik ve huzurlu bir tatil arayanlar için eşsiz bir seçenek. İtalya’nın klasikleri Roma’nın tarihi zenginlikleri, Floransa’nın sanat ve mimari hazineleri ya da Venedik’in kanallarıyla çevrili büyüleyici atmosferi ayrı ayrı unutulmaz birer durak olarak öne çıkıyor. Napoli’nin hareketli sokak yaşamı ve leziz mutfağı, volkanik Etna Dağı ve barok şehirleriyle Sicilya, üzüm bağları ve yemyeşil tepeleriyle Toscana da İtalya deneyimini bambaşka bir boyuta taşıyor.

Atlantik kıyısının büyüleyici ülkesi Portekiz; renkli tramvayları, fado müzikleri ve tarihi mahalleleriyle Lizbon’da sımsıcak bir atmosfer sunuyor. Porto ise Douro Nehri kıyısındaki tarihi yapıları, köprüleri ve eşsiz manzaralarıyla keşif tutkunlarını kendine çekiyor. Sintra’nın masalsı sarayları ve Algarve’nin altın kumlu plajları da Portekiz’i Akdeniz-Atlantik hattının vazgeçilmez destinasyonlarından biri haline getiriyor.

Yunan sahilleri ise Ege’nin masmavi sularını, sıcak kasaba yaşamını ve tarihi mirasla harmanlayan atmosferiyle her rotaya farklı bir tat katıyor. Mikonos ve Santorini’nin ikonik manzaraları, Rodos’un tarihi surları ve Korfu’nun yemyeşil doğası, Akdeniz tatilini bambaşka bir boyuta taşıyor.

Tüm bu duraklar ile çok daha fazlası, Setur’un erken rezervasyon kapsamında seçili Akdeniz turlarında oda başı 100 dolara varan indirimlerle sizleri bekliyor. Sizi, Akdeniz’in dört bir yanında keşif, lezzet, kültür ve deniz keyfini bir arada yaşayacağınız unutulmaz bir yolculuğa davet ediyoruz.

Şölen’de üst düzey atama

Hayat Kapukaya Turaman, Şölen’nin yeni ihracat genel müdürü oldu.

Atıştırmalık sektörü markası Şölen, global pazarlardaki varlığını ve ihracat faaliyetlerini daha da güçlendirmek amacıyla deneyimli yönetici Hayat Kapukaya Turaman’ı İhracat Genel Müdürü olarak görevlendirdi.

Hayat Kapukaya Turaman kimidr?

Marmara Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu olan Turaman, Koç Üniversitesi’nde MBA programını tamamladı. Kariyerine 1997 yılında Tab Gıda’da Ürün Yöneticisi olarak başlayan Turaman, sonrasında Mey İçki’de Ürün Müdürü olarak devam etti. 2007 yılından itibaren ise Şölen bünyesinde; Marka Müdürü, Pazarlama Müdürü, Kıdemli Pazarlama Müdürü, Türkiye Pazarlama Direktörü ve Yurtdışı Pazarlama Direktörü gibi kritik pozisyonlarda görev aldı. Bu süre içinde Biscolata, Luppo ve Greta gibi önemli markaların yaratılmasında ve pek çok ödüllü kampanyaların hayata geçirilmesinde önemli rol oynadı.

16 Roof’ta eğlence devam ediyor

Swissôtel The Bosphorus’un ikonik mekanı 16 Roof, lezzetleriyle müzik dolu gecelere imza atmaya devam ediyor.

Gastronomi ve eğlenceyi ustalıkla harmanlayan 16 Roof; Akdeniz ve Asya dokunuşlarının en güzel örneklerinden, modernize edilmiş Türk Mutfağından lezzetleri ile de dikkat çekiyor.

Boğaz’ın büyüleyici manzarası eşliğinde, akşam saatlerini geceye taşıyan DJ performansları ise bu sezonda da 16 Roof’un vazgeçilmezlerinden. Sezon boyunca farklı isimlerin performansını sergileyeceği 16 Roof’ta “Ollie”, “Berkay Karabağ”, “Murat Tokuz”, “Orkun Bozdemir” gibi sevilen DJ’ler yanı sıra etkinlik programı sezon boyunca her hafta İstanbul gecelerine ritim katıyor.

Etkinlik Takvimi Hakkında Detaylı Bilgi ve Rezervasyon:

www.swissotelthebosphorus.com/tr/restoranlar-2/16-roof-restaurant/

Enfeksiyon gözlere, beyne ve akciğerlere yayılabilir!

Yüzümüzde sinüs olarak adlandırılan boşlukların içinde yer alan mukoza örtüsünün iltihaplanmasıyla karakterize bir hastalık olan sinüzit, yaşam kalitesini oldukça düşürebilen bir hastalık. Sinüs boşluklarının enfeksiyonu olarak da tanımlanan ve akut ile kronik olmak üzere iki gruba ayrılan sinüzitin şiddeti ise hastadan hastaya değişiyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilaver Özturan, günümüzde alerjen faktörlerin artması, sigara kullanımı ve  kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesi nedeniyle tüm dünyada kronik sinüzitin görülme sıklığının giderek arttığına işaret ederek, “Özellikle kronik sinüzitin tedavisinde gecikildiğinde enfeksiyonun vücutta yayılması sonucunda ciddi sağlık sorunları gelişebilmektedir. Öyle ki sinüsler göze ve beyne çok yakın organlardır. Dolayısıyla, sinüzit nadiren de olsa göz apseleri, görme kaybı ve menenjit olarak bilinen beyin zarı iltihaplanmasına neden olabilir. Ayrıca, astım tanısı konulan pek çok hastada kronik sinüzit hastalığı eşlik edebilmektedir. Bu, sinobronşial hastalık olarak adlandırılır” diyor.

Prof. Dr. Dilaver Özturan

Prof. Dr. Dilaver Özturan

Belirtiler 2 hafta içinde geçmezse, dikkat!

Sinüzit tedavi edilmezse tablo gittikçe kronikleşiyor ve ameliyat gerektirecek hale gelebiliyor. Ayrıca ciddi sağlık sorunlarına da yol açabildiği için sinüzitte erken teşhis ve tedavi büyük bir önem taşıyor. Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilaver Özturan,  bu nedenle akut sinüzitin belirtileri 2 hafta içinde düzelmezse mutlaka bir hekime başvurmak gerektiği uyarısında bulunarak, “Erken teşhis sayesinde sinüzitin kronikleşmesi önlenebilmekte ve hastaların yaşam kaliteleri yükseltilebilmektedir” diye konuşuyor.

Polenlerden sigara kullanımına…

Akut sinüzit genellikle kış aylarında üst solunum yolu enfeksiyonlarına eşlik ederken, kronik sinüzit ise yaz – kış fark etmeden her mevsim oluşabiliyor. Baş bölgemizde bulunan hava dolu boşluklar olan sinüsler, boğazımızın ve yutağımızın ıslak olmasını sağlayan ve mukus olarak adlandırılan sağlıklı salgılar üretiyorlar.  Mukuslar burun boşluğu kanalıyla boğaz ve yemek borusuna ulaşıyorlar. Sinüslerin içinde yer alan mukoza zarı çeşitli etkenler nedeniyle şiştiğinde bu drenaj bozuluyor ve mukuslar sinüsler içinde birikmeye başlıyorlar. Sinüslerin mukuslarla dolu olması ise virüs, bakteri ile mantarların bu bölgede kolayca üremelerine ve yayılmalarına neden oluyor.  Enfeksiyon başlayınca genel hastalık hali oluşuyor, mukoza zarı daha çok şişerken zamanla polip denilen yapılara da dönüşebiliyor. Klima, sigara kullanımı, polenler ve diğer alerjenler, geniz eti, burun içi deviasyonlar, hava kirliliği ile tozlu ortamlar, sinüzitin gelişimini en çok kolaylaştıran sebepleri oluşturuyor.

Kronik sinüzit sinsi belirtiler ile seyrediyor!

Akut sinüzit; baş ağrısı, gözlerde sulanma, ateş, yüz ve gözlerin çevresinde dolgunluk hissi ile burun akıntısı gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Kronik sinüzitin ise sinsi belirtilerle seyrettiğini vurgulayan Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilaver Özturan, “Örneğin, sinüzitin en temel belirtilerinden olan baş ağrısı kronik sinüzitte gelişmez.  Bu nedenle, kronik sinüzit tanısı konulduğunda hastalarımız ‘Ama benim başım ağrımıyor’ sözleriyle şaşkınlıklarını ifade ederler. Ayrıca kronik sinüzitte, akut sinüzitin tipik belirtilerinin aksine koku ve tat alma kaybı,  burun tıkanıklığı ile geniz akıntısı, öksürük, nefes darlığı ve halsizlik gibi belirtiler ön plandadır” diyor.

Cerrahi müdahale gerekebiliyor!

Sinüzit tedavisi; hastalığın tipine (akut veya kronik), şiddetine ve sebebine (alerji, anatomik sorun gibi) göre planlanıyor.  Akut sinüzitlerin bir kısmı kendiliğinden düzelebiliyor. Kronik sinüzitin ise mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor. Sinüzit, ilaç tedavisi (ateş varsa antibiyotik tedavisi gibi)  ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle kontrol altına alınabiliyor. Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilaver Özturan, ancak sinüzit bu tedavilerle düzelmiyorsa cerrahi yönteme başvurmak gerektiğini belirterek, “Cerrahi yöntemde temel amaç, sinüs kanallarının açılması ve drenajının, yani sinüslerin içinde yer alan sıvının dışarı çıkarılmasıdır” diyor. Endoskopik cerrahinin tedavide çok kıymetli bir yöntem olduğuna değinen Prof. Dr. Dilaver Özturan, “Bunun nedeni ise endoskopik yöntemin güvenilir bir teknik olması ve bu sayede mukoza kaybı ile kanama gibi sorunlara yol açmamasıdır. Böylelikle ameliyat sonrasında hastanın konforu bozulmaz. Hastalar genel olarak bir veya iki günde normal yaşamlarına dönebilmektedirler” bilgisini veriyor.

Sinüziti önlemek için 5 kritik kural!

  • Sigara içmeyin, içilen mekanlarda bulunmayın.
  • Kalabalık ve tozlu ortamlardan uzak durun.
  • Bol bol denize girin veya günde 2-3 kez deniz suyu ile burnunuzu yıkayın.
  • Bilinen bir alerjiniz varsa mutlaka tedavi olun.
  • Burun eğriliği, geniz eti veya burun konkalarında şişme gibi sorunlarınız varsa, tedavi için hekiminize başvurun.

İmzalar atıldı! Yeni Dedeman geliyor

Türkiye’nin ilk yerli otel zinciri Dedeman Hotels & Resorts International (DHRI), Anadolu Yakası, Kartal’da hayata geçireceği Park Dedeman Kartal için imzaları attı.

Dört yıldızlı standardıyla tasarlanan Park Dedeman Kartal; metro ve havaalanına kolay erişim avantajı, ferah ve modern mimariye sahip oda, restoran ve spa alanları ile şehir içi akışa uyumlu, pratik ve konforlu bir deneyim sunmayı hedefliyor. Konforu ve merkezî konumuyla öne çıkan otel; alışveriş merkezleri, hastaneler ve adliye gibi kritik çekim noktalarına yakınlığı sayesinde iş ve seyahat amaçlı konaklamalarda ilk tercihler arasında yer alacak.
Park Dedeman Kartal’ın yatırımcısı olan Kartal Holding A.Ş., turizm sektöründe güçlü bir geçmişe sahip. Grup, 2012 yılından bu yana 216 Suites markasıyla İstanbul’un farklı bölgelerinde modern oteller işletiyor. Bugüne kadar geliştirdiği yenilikçi yaklaşım ve misafir memnuniyetine verdiği önemle öne çıkan Kartal Holding, şimdi bu birikimini Dedeman markasının köklü deneyimiyle buluşturarak İstanbul’a değer katacak yeni bir iş birliğine imza atıyor.

Doğası ile dikkat çeken Endonezya

Endonezya takımadaları, kültür, manzara ve şehir çeşitliliğiyle anlatılmamış hazineler barındıran bir adalar topluluğudur. Yetki alanındaki 17.000’den fazla adayla Endonezya, antik tapınakları keşfetmekten aktif yanardağlarda yürüyüşe ve büyük ölçüde el değmemiş sularda dalışa kadar herkese uygun bir macera ve cazibe merkezi sunar.

Hazırlayan: Ferhat Kaan Şahin

Bali plajları ve kültürü

Endonezya’nın tartışmasız en popüler tatil noktası olan Bali, burayı ziyaret etmeye değer kılan çok sayıda kültürel simge yapıya ve turistik cazibe merkezine sahiptir.

Ancak birçok kişi için Bali, adanın güzel plajlarıyla özdeşleşiyor. Eğer aradığınız şey bir plaj tatiliyse, Bali’nin lüks sahil tesislerinden birine gidip güneşin tadını çıkarabilirsiniz.

Bali’ye seyahat eden herkesin aklında sıcak kumlar ve masmavi sular vardır ve ada sizi hayal kırıklığına uğratmaz. Kuta, en ünlü plajdır ve güneş, sörf ve sosyalleşmeyi bir arada sevenler için harika bir yerdir. Popülerliği sayesinde burada çok sayıda restoran ve aktivite bulacaksınız.

Borobudur

Bu antik tapınak, Endonezya’nın en ünlü ve kültürel açıdan önemli simgelerinden biridir. Borobudur, 8. yüzyılda inşa edilmiş ve geleneksel bir Budist mandala şeklindedir. UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan ve dünyanın en önemli Budist mekanlarından biri olarak kabul edilir.

Nüfusun büyük bir kısmının volkanik patlamalar nedeniyle Doğu Cava’ya göç ettiği düşünülen bu devasa tapınak, yüzyıllar boyunca unutulmuştu. Ancak 1800’lerde yeniden keşfedildi ve bugün Cava’nın en önemli cazibe merkezlerinden biri.

Gün doğumunda tapınağa meşaleli bir tırmanış yapmak ve kompleksin güneş ışığıyla yıkanmasını izleyerek nefes kesici bir deneyim yaşamak için ziyaret edin.

Borneo Orangutanları

Endonezya’ya yapılan hiçbir gezi orangutanları görmeden tamamlanmış sayılmaz ve Borneo bu güzel ve nesli tükenmekte olan yaratıkları ziyaret etmek için harika bir yerdir.

Orangutanlar hâlâ vahşi doğada yaşasa da arazi geliştirme çalışmaları doğal yaşam alanlarını ihlal ettiği için birçok koruma alanı orangutanları kurtarıyor ve koruyor. Borneo’nun Endonezya’ya ait kısmı olan Kalimantan’daki Tanjung Puting Milli Parkı, dünyanın en büyük orangutan popülasyonlarından birine ve diğer primatlara, kuşlara ve sürüngenlere ev sahipliği yapıyor.

Gili Adaları

Gili Adaları, yıllar içinde sırt çantalı gezginler ve turistler arasında popülerlik kazanan Lombok’un önemli bir cazibe merkezidir. Bu tablo güzelliğindeki adalar, güzelliğiyle Bali’yi aratmayan plajların yanı sıra, bir kaplumbağa koruma alanında dalış ve hatta şnorkelli yüzme fırsatları sunar.

Daha fazla kaplumbağa aktivitesi arıyorsanız, her yıl yüzlerce kaplumbağanın doğduğu bir kaplumbağa kuluçkahanesini ziyaret edebilirsiniz.

Komodo Milli Parkı

Hayatında en az bir kez ejderha görmeyi kim hayal etmemiştir ki? Endonezya’daki komodolar efsanevi yaratıklar değil; ancak vahşi ve ölümcül hayvanlardır.

UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Komodo Milli Parkı, üç ana ada ve birkaç küçük adanın yanı sıra çevredeki deniz alanlarını da kapsamaktadır. Bu adaların suları, dünyanın en zengin ve en çeşitli sularından bazılarıdır.

Komodo ejderhaları, parka yapılan her ziyaretin yıldızıdır; ancak ziyaretçiler ayrıca yürüyüş yapabilir, şnorkelli yüzme yapabilir, kano yapabilir veya adalardaki küçük köyleri ziyaret edebilirler. Bir diğer önemli nokta ise Komodo Adası’ndaki Pembe Plaj’dır . Bu pembe kumlu plaj, Endonezya’nın en iyi plajlarından biridir.

Kutsal Maymun Ormanı, Ubud

Ubud, Bali’nin kültürel kalbidir ve adanın kadim ihtişamını hissedebileceğiniz huzurlu bir alan olan Kutsal Maymun Ormanı Koruma Alanı’nı burada bulabilirsiniz. İnsanlar buraya maymunları görmek için gelse de devasa ağaçlar, orman patikaları, yosun kaplı heykeller ve yoğun ormanın içinden geçen yüksek köprüleriyle muhteşem bir ortam sunar.

Güneydoğu Asya’da yaygın olarak görülen bir maymun türü olan birçok uzun kuyruklu makak göreceksiniz. Kutsal alanda ayrıca 1350 yılından kalma üç Bali Hindu tapınağı da bulunmaktadır. Ormanda dolaşırken, maymunların dikkatini çekebilecek herhangi bir yiyecek veya eşya (şemsiye ve su şişesi gibi) göstermekten kaçının. Taşıdığınız her şeyi çalmaya çalışabilirler!

Bromo Dağı

Endonezya, dünyanın en aktif yanardağlarından bazılarının bulunduğu Ateş Çemberi üzerinde yer almaktadır. Merapi Dağı gibi ülkenin birçok yanardağı, şiddetli patlamaları ve göz alıcı ama tehlikeli güzellikleriyle ünlüdür.

Yanardağ, Cava Adası’nın en yüksek zirvesi olan Semeru Dağı’nı da içeren Bromo Tengger Semeru Milli Parkı’nın bir parçasıdır. Park, kökenleri antik Majapahit imparatorluğuna dayanan izole bir etnik grup olan Tengger halkına ev sahipliği yapmaktadır.

Tana Toraja

Güney Sulawesi Eyaletindeki Tana Toraja’yı ziyaret ettiğinizde, sadece zamanda geriye gitmiş gibi hissetmezsiniz, aynı zamanda Endonezya’nın köklü kültürlerinin zenginliğine ve çeşitliliğine de bir göz atarsınız.

Tongkonan’ın mimari tarzı, tekne şeklindeki evleri ve diğer binaları ilk bakışta göze çarpsa da bu doğal cennet parçasını bu kadar özel kılan şey insanlarıdır. Birçok kişiye göre, seyahat ederken karşılaşabileceğiniz en dost canlısı ve misafirperver insanlardır.

Kalimantan, Borneo

Borneo kadar vahşi ve evcilleşmemiş bir macera sunan çok az yer vardır. Dünyanın ekolojik açıdan en çeşitli yerlerinden biri olan Borneo, orangutanlara, egzotik kuşlara, Sumatra gergedanlarına, cüce fillere ve daha birçok canlıya ev sahipliği yapar.

Endonezya’nın Borneo adasında bulunan Kalimantan’da, Endonezya’nın en uzun nehri olan Kapuas Nehri boyunca seyahat edebilir, yerli Dayak halkının köylerini ziyaret edebilir, yol boyunca uzanan liman ve şehirlerde Çin, Malezya ve hatta Avrupa’dan gelen yabancı etkileri gözlemleyebilirsiniz.

Borneo’nun ünlü yaban hayatını bizzat görme şansı için yağmur ormanlarında yürüyüşe de çıkabilirsiniz.

Toba Gölü

Endonezya’nın bir diğer doğa harikası olan Toba Gölü hem bir su kütlesi hem de bir süper yanardağdır. Bir kraterin içinde yer alan göl, 69.000 ila 77.000 yıl önce oluşmuş ve felaketli bir patlamanın sonucu olduğuna inanılıyor.

Gölün yüzölçümü 1.145 kilometrekare, derinliği ise 450 metre. Burada hâlâ düzenli olarak volkanik faaliyetler kaydediliyor ve bazı adalar su yüzeyinin üzerine çıkmış durumda.

Toba Gölü, güzelliğin ve gezegenimizdeki güçlü güçlerin bir örneğidir. Burada yüzmeye, su kayağı yapmaya, kanoya binmeye veya balık tutmaya gidebilir veya çevredeki bölgeyi yürüyerek veya bisikletle gezebilirsiniz.

Krakatau Dağı

Endonezya’nın en ünlü yanardağı Krakatau’nun 1883’teki patlaması, şüphesiz tarihin en büyüğüydü. Patlama, dünya genelindeki iklim koşullarını ciddi şekilde etkiledi ve yakınlardaki Cava ve Sumatra’da insan yaşamına yıkıcı bir darbe vurdu. “Krakatau’nun Çocuğu” Anak Krakatau, 1883 patlamasıyla oluşan adaların en genci olup, 1930’da yüzeye çıktı.

Bu genç ve değişken yanardağ, 2018 yılında büyük bir çöküş ve patlama yaşadı; bu da onu yeniden şekillendirdi ve Endonezya’nın her köşesinde yüzeyin hemen altında bulunan muhteşem, görünmeyen gücün bir hatırlatıcısı olarak hizmet etti.

Raja Ampat

Yemyeşil, koni şeklindeki adaların mavi ve turkuaz sulara karşı oluşturduğu bu masal diyarı, Endonezya’nın en muhteşem manzaralarından biridir. Yüzlerce ada ve koy bu tropikal cenneti oluşturur, ancak güzellik su yüzeyinin altına da uzanır.

Rengarenk balıklar ve çeşitli deniz canlıları, ılık ve berrak sularda hayat bulur. Hatta buradaki mercan resifleri, gezegendeki en fazla biyolojik çeşitliliğe sahip resiflerden biridir ve bu da onu Endonezya’da dalış için popüler bir alan haline getirir.

Rinjani’nin Günlüğü

Endonezya’nın ünlü yanardağlarından biri olan Gunung Rinjani, Lombok’un en önemli turistik yerlerinden biridir. Rinjani, diğer bazı yanardağların yaşadığı patlama ve hareketliliklere maruz kalmasa da 13. yüzyılın sonlarındaki kaldera oluşturan patlamasının insanlık tarihinin en güçlü patlamalarından biri olduğuna inanılıyor. Rinjani’nin kalderasında bir göl ve gölün içinde bir diğer aktif yanardağ olan Baru Dağı bulunmaktadır.

Park, yürüyüşlerin zorlu olduğu konusunda uyarıyor, bu nedenle dağa tırmanmayı planlıyorsanız, iyi bir fiziksel sağlığa sahip olmanız ve uygun ekipmanlarla hazır olmanız gerekiyor.

Pura Tanah Lot

Etkileyici bir sahil manzarasına sahip olan bu tapınak, Bali’nin en popüler tapınaklarından biridir. Deniz kıyısındaki bir kaya oluşumu üzerine inşa edilmiş olan tapınağa, gelgit başlamadan önce yürüyerek ulaşabilirsiniz.

Orijinal oluşum bir noktada bozulmaya başladığı için kayanın bir kısmı artık yapay. Yine de Pura Tanah Lot, özellikle gün batımını izlemek için gelenlerin akınına uğruyor.

Banda Adaları

Bali ve Lombok’un denenmiş ve gerçek tatil yerleri olmasının bir sebebi var, ancak daha az bilinen Banda Adaları, alışılmışın dışında bir kaçamak olarak kendine has bir çekiciliğe sahip. 10 küçük adadan oluşan bu küme, derinliği 6.500 metreyi aşan Banda Denizi’nin kıyısında yer alıyor.

Bandalar, zengin hindistan cevizi kaynakları sayesinde baharat ticaretiyle uğraşanların uzun zamandır radarındadır. “Doğu Endonezya’nın en iyi saklanan sırrı” olarak adlandırılan Bandalar, özellikle dalgıçlar ve denizciler için anlatılmamış heyecanlar barındırır.

Bozulmamış dalış noktaları köpekbalıklarını, deniz kaplumbağalarını, balinaları, endemik Ambon iskorpit balığını, ıstakozları ve daha birçok canlıyı görme şansı sunuyor.

Jatiluwih Pirinç Tarlaları, Bali

Bali denince akla ilk gelen plajlar olabilir, ancak yemyeşil pirinç tarlaları da hemen ardından gelir. Jatiluwih Pirinç Tarlaları’nın terasları o kadar yemyeşil ve hayat vericidir ki, Bali’nin Subak Sistemi’nin bir parçası olarak UNESCO Kültürel Peyzajı olarak belirlenmiştir.

Özenle ekilip sulanan tarlalar, Bali’deki doğal kaynakların zenginliğinin ve yerel çiftçilerin özenle geliştirdiği becerilerin bir kanıtıdır. Bu zengin alanları görmeden Bali’ye yapılan hiçbir ziyaret tamamlanmış sayılmaz.

Cakarta

Endonezya’nın hareketli başkenti, ülkenin ünlü plajları, pirinç tarlaları ve yanardağlarıyla tam bir tezat oluşturuyor. Burada turistler, bu geleneksel destinasyonun kozmopolit yönünü keşfedebilirler.

Şehirde her biri mağazalar, lüks restoranlar ve sinemalarla dolu 170’ten fazla alışveriş merkezi bulunmaktadır.

Cakarta’nın diğer önemli noktaları arasında birçok önemli müze bulunmaktadır. Nispeten yeni olan MACAN Müzesi, 800’den fazla çağdaş sanat eserini sergilemektedir. Ayrıca, 70.000’den fazla esere ev sahipliği yapan arkeolojik ve etnolojik bir kurum olan Ulusal Müze ve uçurtma yapım sanatına adanmış canlı Layang-Layang Müzesi de bulunmaktadır.

Çiçek

Komodo ve Lembata adaları arasında, Endonezya’nın en güzel yerlerinden biri yer alır: Flores. Ada, el değmemiş yemyeşil tropikal manzaralarla doludur. Flores’in en ünlü turistik yeri Kelimutu yanardağıdır. Her biri suyun asitliğine göre değişen kendine özgü bir renge sahip üç gölüyle ünlüdür.

Ayrıca Bena köyünde Taş Devri’nden kalma megalitleri ziyaret edebilir, Wae Rebo’da Mbaru Niang olarak bilinen geleneksel konik evleri görebilirsiniz.

Çevreci toplantı salonu

DoubleTree by Hilton Bodrum Işıl Club Resort, iş toplantılarını ve etkinliklerini, çevre dostu ve sürdürülebilir bir vizyonla Bodrum’da buluşturuyor. Yenilenmiş, tam donanımlı toplantı salonlarıyla misafirlerine en son teknolojiyi sunan otel, karbon nötr toplantı seçenekleri ile çevresel etkileri azaltmayı ve misafirlerine ayrıcalıklı bir deneyim yaşatmayı hedefliyor.

Hilton’un 2030 yılına kadar çevresel ayak izini yarıya indirme ve sosyal etkiyi ikiye katlama hedefi doğrultusunda South Pole iş birliğiyle yürütülen çalışmalar, DoubleTree by Hilton Bodrum Işıl Club Resort’ta da hayata geçiriliyor. Böylece toplantı ve etkinlik katılımcıları, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’yle uyumlu bir şekilde karbon ayak izlerini azaltan projelere katkı sağlıyor.