Yazılar

175 yıllık efsane Türkiye’ye geliyor

175 yıllık köklü geçmişiyle dünyanın en prestijli bale topluluklarından Gürcistan Devlet Balesi, Pyotr Tchaikovsky’nin ölümsüz eseri The Nutcracker (Fındıkkıran)’ı Ocak ayında PIU Entertainment organizasyonu ile Türkiye’de sanatseverlerle buluşacak. Efsanevi sanatçı Nina Ananiashvili’nin sanat yönetimi ve koreografisi ile sahnelenecek olan gösteri, 17 Ocak’ta Zorlu PSM, 18 Ocak’ta ise ATO Congresium sahnesinde izleyiciyle buluşacak.

Karlar altındaki büyülü sahneler, rengarenk kostümler, görkemli dekorlar ve Tchaikovsky’nin zamansız müzikleriyle The Nutcracker (Fındıkkıran), 1892’deki prömiyerinden bu yana dünyanın en sevilen klasik bale eserlerinden biri olmayı sürdürüyor.

Biletler: Biletinial, Biletix, Bubilet ve Passo’da satışta.

“Her rolde farklı bir ‘ben’i keşfediyorum”

Latin danslarından reklam setlerine, oradan televizyonun sevilen dizilerine uzanan bir yolculuk… Hatice Deniz, “Kızılcık Şerbeti”nden “Siyah Kalp”e uzanan kariyerinde, rol aldığı her karakterle kendi iç dünyasında yeni kapılar açtığını söylüyor. Sanat filmlerinden çok katmanlı rollere, geleceğe dair hayallerini ve oyunculuğa bakışını Pause Dergisi’ne anlattı.

RÖPORTAJ: NAZAN ORTAÇ

Hatice Deniz

Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunusunuz. Oyunculuğa nasıl başladınız? Bu alanda sizi en çok motive eden şey neydi?

Üniversite yıllarımda Latin danslarıyla ilgileniyordum. O sıralar Elidor reklamında yer almıştım. Zamanla bu deneyimlerin çok daha derin bir anlam taşıdığını gördüm. Kamera karşısına geçtiğim her an, kendimin başka bir versiyonuyla tanışıyordum. Her rol hem bambaşka dünyalarla hem de içimde keşfetmediğim yönlerle karşılaşmamı sağladı. İşte bu keşif hâli ve her seferinde yeniden öğrenme süreci, oyunculuğa olan en büyük motivasyonum oldu.

“Begüm” karakteriyle “Kızılcık Şerbeti” gibi çok izlenen bir projede yer almak size neler kattı? Gelen izleyici tepkileri sizi nasıl etkiledi?

İlk etapta bazı kaygılarım vardı. Fakat zamanlama olarak tam da ihtiyacım olan bir dönemde girdiğim bir projeydi. “Kızılcık Şerbeti”nin samimi set ortamı, insanların yaklaşımı ve doğaçlamaya alan tanıyan yapısı, beni çok rahatlattı. Oyunculuklarına hayranlık duyduğum isimleri sahnede birebir gözlemleyebilmek, yeni bir oyuncu olarak benim için büyük bir avantajdı.

Begüm, hayatın doğru–yanlış çizgilerini netleştirememiş, tecrübesiz bir genç kızdı. Yaptığı hatalar, onun öğrenme sürecinin bir parçasıydı. İzleyiciler de bu yönünü gördükleri için öfke yerine daha çok anlayışla yaklaştılar. Bu nedenle sert eleştirilerden çok, yumuşak tonda geri dönüşler aldım.

Hatice Deniz

 “Siyah Kalp” dizisinde “Peri” karakterine hayat verdiniz. Bu karakterin sizin kişiliğinizle örtüşen veya taban tabana zıt yönleri neler?

Peri, dişiliği ve zekâsıyla hayatında istediklerini elde etmiş, yoldan çok amaca odaklanan, güçlü görünen bir karakterdi. Ancak kırılgan bir egosu ve empatiden uzak bir bakış açısı vardı. İnsanlarla kurduğum ilişkiler, kendi değerlerim, seçimlerim ve en önemlisi yöntemlerim onunla taban tabana zıt kalıyor. İş konusundaki ciddiyeti dışında ortak bir yanımız olduğunu söyleyemem. Dizi final verdi ama Peri karakterinin bana hayat yolculuğumda öğretecekleri olduğuna inanıyorum.

Şu ana kadar canlandırdığınız roller arasında sizi en çok etkileyen veya zorlayan karakter hangisiydi?

Bütün işlerim beni ayrı ayrı heyecanlandırdı. Ama en çok “Adsız Âşıklar” projesi beni etkiledi. Karakterin derin duygularının yanı sıra, fiziki bir engelini inandırıcı şekilde yansıtma sorumluluğu vardı. Kısa sürede tamamlanması gereken yoğun bir kurgu ve tek sahnede tüm hikâyeyi izleyiciye geçirme zorunluluğu, benim için ayrı bir heyecandı.

Gaye’nin içindeki yaşam sevinci, abisine duyduğu sevgi ve hayata bakışı, bu rolü canlandırırken bana bambaşka bir derinlik kattı.

Hatice Deniz

Bir role hazırlanırken izlediğiniz özel bir yöntem ya da ritüel var mı?

Önce projenin dünyasını kurarım. Hikâyenin geçtiği yerleri, ilişkileri, atmosferi zihnimde canlandırırım. Sonra karakteri bu dünyanın içine yerleştiririm. Onun geçmişi, kişiliği ve tepkileriyle harmanlayarak çalışırım. En çok da şu soruya odaklanırım: “Verdiğim tepki doğal mı?” Seyirciye “oynuyormuşum” hissi vermeden, karakterin kendi reflekslerini yansıtabilmek için çalışırım.

Oyunculuk yolculuğunuzda sizi etkileyen, örnek aldığınız bir sanatçı ya da idol var mı?

Tek bir isimden ilham aldığımı söyleyemem. Daha çok, birlikte çalıştığım ya da izlediğim oyuncuların farklı özelliklerinden besleniyorum. Kimi zaman bir oyuncunun sahneye hazırlanma biçimi, kimi zaman da bir başkasının duyguyu izleyiciye geçirme şekli beni etkiliyor. Bazen de karakterlerine bakış açıları ve iş disiplinlerine hayranlık duyuyorum. Aslında birlikte çalıştığım insanları gözlemleyip, kendi yöntemlerimi sorguluyorum. Bu sorgu bana farklı bakış açıları kazandırıyor. Ve böyle böyle kattığım şeyler bende ilhama dönüşebiliyor.

Hatice Deniz

Oyunculuk dışında ilgilendiğiniz hobileriniz ya da tutkularınız neler?

Spor, çocukluğumdan beri hayatımın içinde; neredeyse her dalıyla. Yüzmek ise bambaşka… Suyun içinde, sanki dünya ile bağım kopuyor. Denizaltının dingin sessizliği içinde zaman yavaşlıyor, bedenim ve zihnim rahatlıyor. Benim için tam bir terapi hissiyatı oluşturuyor. Hobilerimde en sevdiğim nokta, sadece yapıyor olmaktan ziyade; öğrenme süreci, tekniği ve disiplinini deneyimlemek. Kick boks, binicilik, tenis, dans gibi pek çok alanla ilgilendim. Edebiyat da hayatımın vazgeçilmezlerinden. Deneyimlerimi yazarak ifade etmek, insanları gözlemlemek, hikâyeler dinlemek ve bunları öyküleştirmek, oyunculuğuma ve bana yeni katmanlar kazandırıyor.

Hatice Deniz

“Katmanlı karakterler ilgimi çekiyor”

Gelecekte yer almak istediğiniz özel bir proje türü ya da canlandırmak istediğiniz bir karakter var mı? Birlikte çalışmak istediğiniz bir yönetmen/oyuncu var mı?

Geçen her süre içinde, deneyimledikçe ve anlamlandırdıkça oyunculuğun ritmini biraz daha buluyorum. İlerleyen süreçlerde, çok fazla söze ihtiyaç duymadan, bakışlarıyla duygusunu ifade edebilen karakterleri canlandırmak isterim. Gözle anlatım biçimi beni çok etkiliyor. Daha çok sanat filmi türünde… Bunun yanında, duygusunu uçlarda yaşayan, çok katmanlı karakterler de ilgimi çekiyor.

Bana benzeyen ya da hissiyle kendimden parçalar bulduğum rollerden ziyade, benden çok farklı karakterleri anlamaya çalışarak bir şey inşa etmek istiyorum. Bu muhtemelen zorlayıcı olacak ama aynı zamanda çok öğretici olacağı için buna karşı büyük bir hevesim var. Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Yeşim Ustaoğlu gibi karakter derinliğine ve hikâyenin katmanlarına önem veren yönetmenlerle çalışmak beni çok heyecanlandırır. Özellikle Yeşim Ustaoğlu’nun kadın karakterlere yaklaşımı, duyguyu derinlemesine işleyişi ve oyuncuya alan tanıyan sinema dili benim için çok değerli.

“Her değişim küçük bir adımla başlar”

Günümüz Türkiye’sinde birey olmanın anlamı, giderek karmaşıklaşan sosyal dinamikler, ekonomik dalgalanmalar ve dijital çağın getirdiği yeni kimlik arayışlarıyla yeniden şekilleniyor. Bu dönüşümün en sessiz ama en derin izleri ise insan ruhunda saklı. Pause Dergi olarak, bu izleri anlamak ve görünür kılmak adına Klinik Psikolog İrem Erdinç ile bir araya geldik.

İrem Erdinç, sadece bireysel terapi odasında değil, toplumun ruhsal nabzını tutan bir gözlemci olarak da dikkat çekiyor. Türkiye’de psikolojik farkındalık, terapiye bakış açısı, gençlerin ruhsal ihtiyaçları ve kültürel kodların psikoloji üzerindeki etkileri gibi pek çok başlıkta derinlemesine bir sohbet gerçekleştirdik.

Bu röportajda, hem bireyin iç dünyasına hem de toplumun kolektif ruh haline dair çarpıcı tespitler bulacaksınız. Hazırsanız, Türkiye’nin ruh haritasını birlikte keşfetmeye başlayalım.

Klinik Psikolog İrem Erdinç

Psikolog olarak çalışma alanlarınız nelerdir?

Bireysel psikoterapi, yeme davranışı bozuklukları, bağımlılık süreçleri, anksiyete, duygusal regülasyon zorlukları ve yaşam krizi gibi alanlarda çalışıyorum. Psikodinamik yönelimli terapi sürecine ek olarak, bireyin bütüncül iyilik halini destekleyecek tamamlayıcı yaklaşımları da değerlendirmeye açığım.

Son zamanlarda danışanlarınızda en sık karşılaştığınız konular nelerdir?

Duygusal yeme, stres kaynaklı iç huzursuzluk, dijital bağımlılık ve ilişkisel sorunlar oldukça yaygın. Ayrıca içsel boşluk hissi, hedef yoksunluğu ve anlam arayışı gibi varoluşsal temalar da günümüzde çok görünür hale geldi.

Klinik Psikolog İrem Erdinç

Bir terapi sürecinde sizin için en önemli unsur nedir?

Danışanın kendilik deneyimine saygı duyulması, terapötik ilişkinin güvenli ve açık olması ve kişinin kendi değişim temposuna sadık kalınması çok kıymetli. Her birey biricik ve süreci benzersizdir.

Bağımlılıkla çalışan bir psikolog olarak danışanlara nasıl bir yol haritası sunuyorsunuz?

Bağımlılıkları sadece “bırakma” davranışı üzerinden değil, kişinin iç dünyasındaki ihtiyaçlar ve çatışmalar üzerinden ele alıyorum. Psikoterapi süreciyle birlikte davranışsal yapılandırma, destekleyici günlük rutinler ve gerektiğinde psikiyatri desteğiyle entegre bir yaklaşım sunuyorum.

Klinik Psikolog İrem Erdinç

Psikolojik sürece destek olarak kullandığınız tamamlayıcı bir yöntem var mı?

Evet, son dönemde uygulamalarıma feedback yöntemini ekledim. Feedback, vücudun elektromanyetik frekans yapısını esas alarak çalışan, tanı ve tedavi amacı taşımayan tamamlayıcı ve destekleyici bir uygulamadır. Özellikle bağımlılık, duygusal yeme ve stres yönetimi gibi konularda farkındalık geliştirmeye katkı sağlayabileceğini gözlemliyorum. Bu yöntem, psikolojik danışmanlık sürecine eşlik eden, kişisel farkındalığı ve içsel dengeyi desteklemeye yönelik bir araçtır. Uygulama mutlaka bireyin onayıyla, klinik değerlendirme sonrası planlanmaktadır.

Feedback’in psikolojik sürece nasıl katkı sağladığını düşünüyorsunuz?

Bazı danışanlar, bu uygulamadan sonra kendilerini daha sakin, odaklı ve bedensel olarak dengede hissettiklerini ifade ediyor. Bu da psikoterapide ele aldığımız temaların içselleşmesini ve davranışa geçişini kolaylaştırabiliyor. Elbette feedback, tıbbi tedavi yerine geçmez; sadece süreci destekleyen bir araçtır.

Klinik Psikolog İrem Erdinç

Son olarak, psikolojik destek almak isteyen bireylere ne söylemek istersiniz?

Kendini keşfetmek bir cesaret eylemidir. Her değişim küçük bir adımla başlar. Terapi, kişinin kendine duyduğu saygının bir ifadesidir ve zamanla içsel gücünü yeniden keşfetmesini sağlar.

Burtynsky ilk kez geliyor

Ankara, Tiflis seferleri Ekim’de  başlıyor

AJet, Ankara’dan uluslararası uçuş ağını genişletmeye devam ediyor. 1 Ekim itibarıyla Ankara–Tiflis seferleri haftada 4 kez gerçekleştirilecek.

AJet, Ankara’yı 24 ülkede 31 şehre bağlamış olacak. Ekim sonunda Madrid ve Barcelona uçuşlarının da başlamasıyla bu sayı 25 ülke, 33 şehre çıkacak. Brüksel, Milano ve Roma hatları için de çalışmaların sürdüğü belirtildi.

AJet, Ankara’dan uluslararası uçuş ağını genişletmeye devam ediyor. 1 Ekim itibarıyla Ankara–Tiflis seferleri haftada 4 kez gerçekleştirilecek.

AJet, Ankara’yı 24 ülkede 31 şehre bağlamış olacak. Ekim sonunda Madrid ve Barcelona uçuşlarının da başlamasıyla bu sayı 25 ülke, 33 şehre çıkacak. Brüksel, Milano ve Roma hatları için de çalışmaların sürdüğü belirtildi.

SunExpress ikramları yeniledi

SunExpress, yenilenen uçak içi menüsüyle yolcularına daha fazla seçenek ve lezzet sunuyor.

Türk ve dünya mutfağından sevilen tatların yanı sıra vejetaryen ve vegan alternatiflerin de yer aldığı yeni menü, tüm SunExpress uçuşlarında yolcularla buluşuyor.

Sabah yolcular için omlet, pankek ve peynirli börek gibi sıcak lezzetlerin yer aldığı zengin kahvaltı tabakları satışa sunulurken ana öğünlerde Türk mutfağının öne çıkan tatlarından Adana kebap ve Tire köftenin yanı sıra, gulaş ve Café de Paris soslu tavuk gibi dünya mutfağından seçkiler yer alıyor. Ayrıca menüde, makarna alternatiflerine ek olarak meze çeşitlerinden oluşan vejetaryen tabağı ile falafelli vegan menü ve küçük misafirler için de özel olarak hazırlanan çocuk menüsü bulunuyor. Tüm menülere içecek ikramı da eşlik ediyor.

Menüde tatlı olarak irmik helvasının ve erikli kek yer alıyor. Yolcular, yemek tercihlerini rezervasyonları sırasında, uçuş saatinden en az 36 saat önce sipariş edilebiliyor.

Bu yaz tatil yaptınız mı?

Dünyanın önde gelen pazar araştırma şirketlerinden Ipsos, tüketicilerin tutum ve davranışlarını, yaşam tarzlarını ve değişen alışkanlıklarını yakından izlemeye devam ediyor.  İçinde bulunduğumuz küresel krizler, ekonomik koşullar ve değişen öncelikler, Türk halkının tatil alışkanlıklarını geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da etkiliyor. Bu araştırmada, toplumun bu yaz tatil yapma eğilimi, tatil planlarına dair tutumları ve beklentileri ile bu kararların altında yatan neden ve sonuçlar verilerle açıklanıyor. Tatil sadece deniz, kum, güneş ve otel konaklamasından ibaret olmadığını, bireyler açısından ayrı ayrı anlam ifade ettiğini veriler ışığında görüyoruz. Kimisi için lüks bir otel, gündelik işlerden kaçıp rahatlamak demekken, kimisi için doğa tatilinde kamp yapmak ya da kültür turlarıyla tarihi yerler keşfetmek, tatil anlamında büyük keyif olduğu ifade edilebiliyor. Diğer bir taraftan da ; tatil, memlekete veya köy ziyareti anlamına da geliyor.  Kısaca bireylerin kendini iyi hissettiği yerde, insan ruhuyla bedenini buluşturmaya, yenilenmeye yer açma ihtiyacını gideriyor. Geçtiğimiz yıl ve bu yılki verileri karşılaştırdığımızda; geçtiğimiz yıl olduğu gibi her on kişiden altısı bu sene yaz tatili yapmadığını ve yapmayı da düşünmediğini belirtiyor. Geçen yıla kıyasla, tatile çıkmayanlar arasında tatil planlayanların oran ise düştü. (2024 :%20 vs 2025 :%24)

Ipsos Türkiye Ipsos Türkiye

Tüm dünyada yaşanan çoklu krizler ve ekonomik dalgalanmalar, insanların bütçelerini gözden geçirmesine neden oluyor. Artan fiyatlar ve enflasyon, eskiden mümkün olan tatil seçeneklerini lüks hale getirebiliyor. Bu yüzden birçok kişi, tatil yapmak yerine mevcut birikimlerini korumayı veya temel ihtiyaçlara yönelmeyi tercih edebiliyor.

Ipsos Türkiye

Her on kişiden birinin geçen sene yurt dışında tatil yaptığını ifade etmesi de, önemli bir trende işaret ediyor. Yurt içinde tatil yapmanın maliyetinin, bazı yurt dışı destinasyonlarla karşılaştırıldığında daha yüksek olması. Özellikle komşu ülkelerde veya vize gerektirmeyen bölgelerde, uygun fiyatlı paket turlar veya konaklama seçenekleri bulunabiliyor. Yurt içinde popüler olan destinasyonların kalabalık olması veya bireylerin kişisel tatil anlayışına uymaması durumunda, insanlar daha sakin veya farklı bir atmosfer arayışıyla yurt dışı seçeneklerine yönelebiliyor. Tüketici tutum davranışlarında bu tutumlar; turizm sektörünü yurt dışı odaklı kampanyalar geliştirmeye veya yurt içi destinasyonlarda rekabetçi fiyatlar sunmaya teşvik edebilir. Aynı zamanda, seyahat alışkanlıklarının ve önceliklerinin zamanla nasıl değiştiğini de gösteriyor.

Ipsos Türkiye

Kendi gelirleriyle tatil yapabilen bireylerin sayısının artmasıyla birlikte, otel veya pansiyon gibi yerleri tercih ederek daha bağımsız ve rahat bir tatil deneyimi arayışına doğru bir geçiş olduğu rakamlara bakıldığında  net bir şekilde ortaya çıkıyor. Bu, kişisel harcama gücünün artmasının doğrudan bir yansıması. Otellerin ve pansiyonların sunduğu hazır hizmetler, özellikle yemek, temizlik ve aktivite gibi konularda tatilcilere büyük kolaylık sağlıyor. Aile evinde bu hizmetlerin genellikle kendisi tarafından karşılanması, tam anlamıyla “dinlenme” amacıyla yapılan bir tatil beklentisini karşılamakta zorlanabiliyor. Aile evinde tatil yapmak, ekonomik açıdan avantajlı olsa da, kişisel alandan feragat etmeyi gerektirdiğinden tercih sıralamasında geriliyor.

Ipsos Türkiye

Bu sene daha fazla kişinin tatil masraflarını kendi imkanlarıyla karşıladı. Kişisel finansal durumun geçen seneye göre daha farklı bir trende geçtiği de veriler arasında öne çıkan başlıklardan.  Bu durum, bireylerin gelirlerinde artış, daha iyi bir bütçe yönetimi veya tatil için daha önceden birikim yapabilme yeteneği gibi faktörlerden kaynaklanabilir. Aileden borç alma ihtiyacının azalması, genç nesillerin veya çalışan kesimin ekonomik olarak daha güçlü bir pozisyona doğru bir yükselen ivme gösteriyor denilebilir.

Ipsos Türkiye

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik, Gündeme Dair Araştırma Verilerini Şöyle yorumladı; Ipsos olarak Gündeme Dair araştırmamızda katılımcılara “Son günlerde kendinizi nasıl hissediyorsunuz?” diye sorduğumuzda uzun süredir yanıtlar değişmiyor; yorgun, bıkkın ve endişeli. Bu duygular, adeta üzerimize sinmiş durumda. Yılın yorgunluğunu geride bırakmak ve tazelenmek için ihtiyaç duyduğumuz yegane şeylerden biri ise hayatın olağan akışına ara vererek yaz tatili yapmak.

Geçtiğimiz bir kaç senedir yaz tatiline ilişkin sorular soruyoruz. Bu yıl her on kişiden altısı bu sene yaz tatili yapmadığını ve yapmayı da düşünmediğini belirtiyor. Bu oranda geçtiğimiz yıla kıyasla bir değişiklik yok.

Tatil yapanlar ya da yapabilenler bunu sürdürüyor (on kişiden sekizi), tatil yapmayan ya da yapamayanlar da buna isteyerek veya mecburen devam ediyorlar. Geçen yıl yaz tatil yapamayan her on kişiden yedisi bu yıl da yaz tatil yapamayacağını belirtiyor. Yaz tatili yapamamanın en önemli nedeni olarak geçtiğimiz seneye benzer şekilde ekonomik koşullar öne çıkıyor. Yaz tatili yapamayan her on kişiden dokuzu ekonomik sebeplerle tatil yapamadığını ifade ediyor.

Yurt içinde tatil yapanların oranı doğal olarak çok daha yüksek. Geçen sene olduğu gibi bu sene de her on kişiden dokuzu yurt içinde tatil yapmış. Ailelerinin yanında yaz tatili yapanların oranı geçtiğimiz seneye kıyasla düşerken, yurt içinde otel ve pansiyonda kalmayı tercih edenlerin oranında belirgin şekilde bir artış görüyoruz. Her on kişiden yedisi yaz tatil bütçesini kendi gelirinden karşıladığını ifade ediyor.  Geçen yıla kıyasla ailelerinden borç alanların oranı daha düşük ancak bankalardan kredi alanların oranı artmış durumda.

Ekonomik koşullar ne kadar zorlu olursa olsun, insanın kendine ayırdığı küçük bir mola hayatında büyük bir fark yaratıyor. Hayatın rutin ve yoğun akışından uzaklaşarak, tazelenmek, zihnimizi dinlendirecek anlara alan açmak her zamankinden daha kıymetli. Bulgular, yaz tatilinin pek çok kişi için ekonomik koşulların etkisiyle ertelenen veya vazgeçilen bir plan haline geldiğini ortaya koyuyor.

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik