Yazılar

Soğuk hava ve rüzgar gözleri kurutuyor!

Soğuk hava ve rüzgar gözleri kurutuyor!

Tüm dünyayı kasıp kavuran Covid-19 pandemisi ve havaların soğumasıyla birlikte çoğumuz zamanımızın büyük bir bölümünü evde, kapalı bir ortamda geçiriyoruz. Bunun yanı sıra ofisten ve evden çalışmaya devam edenler, genellikle bilgisayar başında, gözlerini adeta kırpmadan saatlerce çalışıyorlar. Ancak kapalı mekanlarda odanın yeterince nemli olmaması ve uzun süre bilgisayar ekranına bakarken göz kırpmayı aksatmak gözyaşının buharlaşmasını artırarak, ‘gözlerde kuruluk’ problemine neden olabiliyor. Gözlerde kuruluk; gözde yanma, batma hissi, kaşıntı, kızarıklık, okurken gözün çabuk yorulması ve bulanık görme gibi yaşam kalitesini oldukça düşüren sorunlara yol açabiliyor. Üstelik göz kuruluğu şiddetlendiğinde ileride kalıcı hale dönüşebilen görme kaybıyla bile sonuçlanabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emre Sübay, kapalı ortamların yanı sıra kış aylarında soğuk hava ve rüzgarın etkisiyle de gözlerdeki nemin azalması sonucu göz kuruluğu oluştuğuna dikkat çekerek, “Bu nedenle soğuk ve rüzgarlı havalarda gözü koruyan gözlük ve siperlik kullanmak, göz sağlığımız için çok önemli.” diyor. Aslında alacağımız önlemlerle görme kaybına kadar gidebilen bu sorunu önlemenin mümkün olacağını belirten Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emre Sübay, gözlerde herhangi bir şikayet olduğunda zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmak gerektiği uyarısında bulunuyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emre Sübay kış mevsiminde göz kuruluğuna karşı almamız gereken 6 korunma yolunu anlattı, önemli öneri ve uyarılarda bulundu.

Su içmeyi alışkanlık edinin

Vücudumuzun yaklaşık yüzde 60’ı sudan oluşuyor. Dolayısıyla ihtiyacımızdan az su tükettiğimizde gözyaşı üretimimiz azalıyor. Dr. Emre Sübay sağlıklı gözyaşı üretimi için vücudumuzdaki su oranının yeterli düzeyde olması gerektiğini belirterek, “Göz kuruluğuna karşı günde en az 2 litre su içmeyi ihmal etmeyin” diyor.

Omega-3 sofranızda bolca bulunsun

Yapılan araştırmalar omega-3’ün göz kuruluğu semptomlarını azalttığını gösteriyor. Sağlıklı gözyaşının en üst katmanını yağ tabakası oluşturuyor. Omega-3 bu tabakayı destekliyor ve gözyaşının kalitesini arttırıyor. Dolayısıyla omega 3’ten zengin olan balıkların (uskumru, ton, somon ve sardalya) yanı sıra ceviz ve semizotu gibi besinlere sofranızda düzenli olarak yer açın.

Kapalı mekanlarda nem oranını ayarlayın

Yeterli havalandırması olmayan kapalı alanlarda, klimanın havayı sıcak ve kuru bir hale getirmesi gözyaşının buharlanmasını artırarak gözlerde kuruluğa yol açabiliyor. Bu nedenle bulunduğunuz ortamı her gün sık sık havalandırmaya ve ortamın nem oranının yüzde 45 civarında olmasına dikkat edin. Evde, ofiste ve özellikle araç içerisinde klimanın doğrudan yüzünüze üflememesine dikkat edin. 

Her 40 dakikada bir 40 saniye mola

“Pandemiyle birlikte, özellikle masa başında çalışanlar ve uzaktan eğitim alan öğrenciler çoğu zamanlarını evde ve ekran karşısında geçirir oldular. Bu doğrultuda artan ekrana bakma süresi göz kuruluğunun oluşumuna zemin hazırlıyor” diyen Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emre Sübay, şu önerilerde bulunuyor: “Ekrana baktığımız süre boyunca göz kırpma aralığımız azalıyor ve gözyaşı çok daha hızlı buharlaşıyor; bu durum da göz kuruluğuna neden oluyor. Ekran başında geçirdiğiniz süreçte, göz sağlığınızı korumak için monitörün yüksekliğini göz seviyesinde veya altında olacak şekilde ayarlayın. Her 40 dakikada bir 40 saniye kadar ara vermeyi de ihmal etmeyin.”

Rüzgarlı havada ‘gözlük’ şart!

Düzenli yürüyüş yapmak her ne kadar sağlığımız için çok önemli olsa da, soğuk ve rüzgarlı havada uzun süre kalmak gözyaşını buharlaştırarak göz kuruluğuna neden olabiliyor. Soğuk ve rüzgarlı havada geniş çerçeveli gözlükler veya koruyucu siperlik kullanmanız göz kuruluğuna karşı fayda sağlayabiliyor. Ayrıca uzun süre ultraviyole ışınlarına maruz kalmak da göz kuruluğunu artırıyor. Ultraviyole ışınlarından korunmak için güneş gözlükleri kullanmanız, göz kuruluğuna karşı almanız gereken bir başka etkili önlem. Çünkü kışın ultraviyole ışınları özellikle karlı havada göze yansıyarak gözlerde kuruluğu artırabiliyor. 

Kontakt lens kullanıyorsanız, dikkat!

Kontakt lensin doğru kullanılmaması da, göz kuruluğunun yaygın nedenleri arasında yer alıyor. Kontakt lens su içeriyor ve kurumaması gerekiyor. Sürekli ıslak tutmak için kullanılmayan zamanda solüsyonda bekletiliyor, göze uygulandığında ise bu nemi gözyaşından alıyor. “Gözyaşı film tabakasının incelmesi durumunda ise kontakt lensle göze temas ettiği kornea tabakası arasında sürtünme artıyor ve batma, yanma ile kızarıklık şikayetleri gelişiyor” uyarısında bulunan Dr. Emre Sübay, “Kontakt lensin materyalinin, temel eğrisinin ve çapının hastaya göre ayarlanmaması durumunda; kontakt lensin gözde uzun süre kalması, gece gözde unutulması gibi durumlarda bu şikayetler artıyor. Bu nedenle kontakt lens uygulaması mutlaka hekim kontrolünde olmalı.” diyor.

Göz kuruluğu tedavisi gecikmemeli!

Göz sağlığımız üzerinde son derece önemli olan gözyaşımız yetersiz kaldığında, gözlerde kuruluk oluşuyor. Toplumda oldukça sık görülen bu hastalık; gözyaşının vücut tarafından yeterince salgılanmaması ya da mevcut gözyaşının çeşitli dış etkenlerle buharlaşması sonucu görülüyor. İlerleyen yaş, romatolojik hastalıklar, endokrinolojik hastalıklar, kullanılan bazı ilaçların yan etkileri gözyaşı üretimini olumsuz yönde etkileyebiliyor. Klima, soğuk hava ve rüzgar gibi çevresel etkenler de gözyaşının buharlaşmasını tetikleyerek, gözlerde kuruluk oluşturuyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emre Sübay, gözün net görebilmesi için sağlıklı bir gözyaşı film tabakası gerektiği, bu tabakanın bozulmasının görme kaybına yol açabildiği uyarısında bulunarak, “Bu nedenle göz kuruluğunun erken dönemde tedavi edilmesi çok önemli. Göz kuruluğu şikayet boyutuna geldiğinde, doktorunuz önerdiği takdirde, gözlerinizi nemlendirmek için suni gözyaşı damlaları kullanmanız, şikayetlerinizi azaltmada etkili oluyor.” diyor.

Ezgi Ayçe “Derin Yemin”

Ezgi Ayçe “Derin Yemin”

Kendi şarkılarını yazan, güçlü sesi ve yorumculuğu ile Enbe Orkestrası’nın 2018 yılında yayınladığı albümünün çıkış parçası olan ve klibi Barcelona’da çekilen “Yarım Sevda” ile müzik dünyasına merhaba diyen Ezgi Ayçe, başta Ajda Pekkan olmak üzere birçok sanatçı ile aynı sahneyi paylaşmış ve çocukluğundan gelen müzik tutkusunu sahne ve albümlere taşımıştır.

Müzik öğretmeni olan anne babanın çocuğu olarak küçüklüğünden bu yana müzikle büyüyen, Ortaokul yıllarında annesinin yönettiği korolarda, lise yıllarında ise babasının kurduğu lise orkestrasında bas gitar çalan ve şarkı söyleyen Ezgi Ayçe, aynı yıllarda kendi şarkılarını da yazmaya başlamıştır.

2019 yılında Serdar Ayyıldız ile ortak bir çalışmaya imza atan ve sözü müziği Sezen Aksu’ya ait “Ateş Böceği” ile kısa sürede büyük ilgi gören Ezgi Ayçe’nin yorumladığı şarkı, Serdar Ayyıldız’ın proje albümünün çıkış parçası olmuştur.

Ezgi Ayçe, Ajda Pekkan, Behzat Gerçeker, Sertab Erener, Yıldız Tilbe ve Nil Karaibrahimgil gibi sanatçılarla sahne ve albüm kayıtlarında yer almıştır.

Müziğini global çapta da duyurmayı amaçlayan sanatçı, İstanbul’un en güzel tarihi manzaralarında, şarkının aranjesini de yapan Ali Tolga Demirtaş yönetmenliğinde akıllı telefon ile çekilen sözü müziği kendisine ait yeni şarkısı “Derin Yemin”i Kasım ayında dinleyici ile buluşturdu.

Ezgi Ayçe “Derin Yemin”in klibi ile ilgili “İstanbul’u yansıtan güzel bir klip olsun ve şarkı ile bütünleşsin istiyordum. Pandemi döneminde beklememek, müzikle insanları buluşturmak için nasıl hızlı aksiyon alabiliriz derken, akıllı telefonla çekmeye karar verdik. Hep İstanbul’un tarihi güzellikleri ile dolu bir klibim olsun isterdim. Galata, Karaköy manzaraları eşliğinde ‘Derin Yemin’ ruhunu tam olarak bulmuş oldu” diyor.

Diş Sağlığı Alanından Sağlık Turizmine Destek

Diş Sağlığı Alanından Sağlık Turizmine Destek

2006 yılında kurulan Hospitadent Dental Group, yurt içi ve yurt dışında bulunan 10 şubesi, modern tıbbi cihazları, seçkin hekim kadrosu ve uzman personeliyle artık daha hızlı büyümeyi hedefliyor.

Türk ürünlerinin yurt dışında markalaşması, Türk malı imajının yerleştirilmesi ve desteklenmesi amacıyla oluşturulan “Turquality Marka Destek Programı’’na katılmaya hak kazanan Hospitadent Dental Groupsektöre öncülük etmeye devam ediyor.

Alanya’da Yeni Bir Şube

Sağlık turizminde artan talebi karşılamak için şube ağlarını genişletmeyi amaçladıklarını ve bu nedenle yakın zamanda Alanya’da yeni bir şube açılışı yapacaklarını belirten Hospitadent Yönetim Kurulu Bakanı Ahmet Selvi, yurt dışı yatırımlarına da değinerek 2021 yılı içerisinde 3 yurt içi, 2 yurt dışı şubesi açmayı hedeflediklerini ayrıca yurt dışı irtibat ofisi açma hedeflerinin de olduğunu bildirdi.

Hospitadent Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Selvi, Alanya Hospitadent Dental Group hakkında bilgi verdi ve neden Alanya’yı seçtiklerini anlattı.

Alanya’nın, tarihi ve kültürel mirasıyla, sağladığı canlılık ve hareketle, sağlık turizminde söz sahibi olmaya hazır bir şehir olduğuna dikkat çeken Selvi, Alanya’nın 3- 4 saat mesafedeki ülkelere hitap etmesi ve iki havalimanı arasında turizm hizmeti vermesi sebebiyle rakip bölgelere göre stratejik avantajının çok yüksek olduğunu vurguladı. Türkiye’nin diş tedavisi alanında ön plana çıktığına, Alanya’nın da sağlık turizmi için ev sahipliği yapabilecek 700 civarında otelinin bulunduğuna ve 40 yıllık turizm tecrübesine dikkat çekti.

2021 yılının Ocak ayında açılması planlanan 11. şube hakkında bilgi veren Hospitadent Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Selvi, Alanya Hospitadent’in implant, protez, endodonti, ortodonti, periodontoloji, pedodonti, ağız ve çene cerrahisi alanlarında hizmet vereceğini ifade etti.

14 Yılda 10 Diş Hastanesi

14 yıl içinde 10 hastaneye ulaştıklarını ifade eden Selvi, “18000 m2 kapalı alanda, 200 diş hekimi ve toplamda 500 personelle 14 yıldır hasta memnuniyeti ilkemizden ödün vermeden, dünya standartlarında hizmet vermekteyiz. Gerek yurt içinden gerekse yurt dışından kurumlarımıza gelen 2.000.000 ‘dan fazla hastamızın diş tedavi hizmetini gerçekleştirdik.

Yurt dışından gelen misafirlerimizi havalimanında karşılıyor, anlaşmalı olduğumuz otellerde konaklatıyoruz. Ziyaretleri süresince transfer işlemlerinin tamamını gerçekleştiriyoruz.

Yapılan işlemlerde dolgu 2 yıl, protez 5 yıl, implantlar ömür boyu garanti kapsamında sertifikalandırılmıştır. Hizmetlerimizde kullandığımız malzemeler birinci kalitedir. İmplant için sektörde iyi bilinen, denenmiş güvenilir Alman ya da Avrupa malı ürünler tercih edilmektedir. Tüm işlemlerimiz tam steril kliniklerimizde tek kullanımlık aletlerle gerçekleştirilir. Kaliteli hizmetimiz ISO 9001 2015 ve Temos – “Quality in International Dental Care” sertifikalarıyla tescillenmiştir.” dedi.

Oyun tutkunları için özel olarak geliştirilen realme 7

Oyun tutkunları için özel olarak geliştirilen realme 7

realme’nin mükemmel mobil oyun deneyimi için özel olarak tasarlanan amiral gemisi realme 7, Helio 95 işlemcisi, 90Hz ekran tazeleme hızı, 30W Dart Şarj özelliği ve 5000mAh pil kapasitesiyle ile mobil oyunseverlerin beklentilerini fazlasıyla karşılıyor.

Mobil oyunlar için yüksek performans sunacak şekilde tasarlanan realme 7, Helio G95’i ilk kullanan akıllı telefon olurken, Antutu’da da 300.000 puana ulaşarak başarılı bir performansa imza attı. Dikkat çekici özelliklere sahip realme 7, yüksek performans için 90Hz Ultra Akıcı Ekran, 30W Dart Şarj, 5000 mAh büyük pil ve güçlü işlemciyi bir arada sunuyor. Sony 64MP Geniş Açılı Dört Kamera kurulumuna da sahip olan telefon üstün oyun deneyiminin yanı sıra üst düzey fotoğraf performansı ile de dikkat çekiyor.

Sadece 26 dakikada yüzde 50 şarj oluyor
6,5 inç FHD+ Ultra Akıcı ekrana, 90 Hz ekran tazeleme hızına ve yüzde 90,5 ekran/gövde oranı sahip olan realme 7, güçlü Helio G95 işlemcisini kullanan ilk akıllı telefon olarak oyunseverleri tatmin edecek bir performans sergiliyor. Oyun tutkunlarının bir diğer vazgeçilmezi olan yüksek pil kapasitesi ve hızlı şarj özelliği ile de göz dolduran realme 7, 5000mAh büyük pili ile uzun kullanım ömrü sunarak düşük pil kaygısını ortadan kaldırıyor. 30W Dart Şarj, telefonun 26 dakikada yüzde 50 şarj oranına ulaşmasını sağlarken hem güvenlik hem de verimliliği bir arada sunuyor.

Prostat kontrollerini ertelemek sorunu büyütüyor

Prostat kontrollerini ertelemek sorunu büyütüyor

Erkeklerde en sık görülen kanser türlerinde ikinci sırada yer alan prostat kanseri çoğunlukla sinsice ilerlediği için ancak düzenli kontroller ile erken tespit edilebiliyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Hakan Özveri, ileri yaşta erkeklerin önemli sorunlarından biri olan prostat hastalıklarının da pandemi sürecinde ihmal edilebildiğini belirterek “Son dönemde, tedavisi geciktirilen problemler arasında, prostat kanseri gibi hayati tehlikeye neden olan hastalıklar da bulunuyor. Hastalık sinsice ilerlediğinden hiçbir şikayetin göz ardı edilmeden zamanında doktora başvurulması büyük önem taşıyor” diyor. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Hakan Özveri, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Tüm dünyayla birlikte ülkemizi de derinden etkileyen yüzyılın salgın hastalığı Covid-19 enfeksiyonu özellikle yaşlıların yaşam koşullarını çok daha güçleştirdi. Kronik hastalıklar nedeniyle risk grubunun en üst sırasında yer alan 65 yaş ve üzerindeki kişilerin bu süreci daha çok evde geçirmesi gerekiyor. Ancak bu durum da düzenli olarak sürdürülmesi gereken doktor kontrollerinin aksatılması ya da anlık ortaya çıkan sağlık şikayetlerinin göz ardı edilmesine yol açabiliyor! Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Hakan Özveri erkeklerde en sık görülen kanser türlerinde ikinci sırada yer alan ve genellikle 50 yaşından sonra ortaya çıkan prostat hastalığının, çoğunlukla idrar yakınması olmadan sinsice ilerlediği için ancak düzenli kontroller ile erken tespit edilebildiğini vurguluyor. Tanının ardından geciktirilmeden tedaviye başlandığında yaşam kalitesi ve süresi açısından büyük fark oluştuğuna dikkat çeken Doç. Dr. Hakan Özveri, şöyle diyor: “Prostat kanseri teşhisi konulan erkeklerin çoğunlukla 60-65 yaşında sonra bu tanıyı aldıkları görülüyor. Ülkemiz açısından da toplumda kanser bilgi düzeyinin artması ve bununla beraber bireylerin kontrollerine belirtilen yaşlarda süratle başlamaları erken yakalanan prostat kanserlerinin sayısında artışa neden oluyor. Yaşı 70’in üzerinde olan erkeklerde ise prostat kanseri, yüzde 30 oranında gizli olarak seyrediyor.”

 Sinsice ilerliyor ama…

Başlarda çok belirti vermese de hastalarda “alt üriner sistem semptonları” olarak ifade edilen “idrar yapmada güçlük, idrar akışında zayıflama ve kesik idrar yapma, idrarı tam boşaltamama hissi, gece ve gündüz sık idrara gitme, ıkınarak idrar yapma ve idrar tutmada güçlük” gibi yakınmalar olabiliyor. Prostat kanserine bağlı ileri bulgulara “idrar ya da menide kan, cinsel ilişkide boşalma esnasında ağrı, kasık bölgesinde ağrı ve rahatsızlık hissi ile kemik ağrıları” belirtilerinin de eklendiğini anlatan Doç. Dr. Hakan Özveri, sertleşme bozukluğu gibi yakınmaların da dikkate alınması gerektiğini söylüyor.  Prostat bezindeki her büyümenin kanser olmadığını, bazen iyi huylu büyüme ya da iltihap nedeniyle sorunlar yaşanabildiğini belirten Doç. Dr. Hakan Özveri, “Bu nedenle muayenenin ardından kanda PSA (prostat spesifik antijen) testine bakılır. Muayene sırasında doktor prostatın dış yüzeyinde kanser açısından şüpheli sayılabilecek sertlik, düzensizlik gibi değişiklikleri kontrol eder” diyor. PSA değeri normal olsa bile muayenede şüphelenilen bulgular olması halinde multiparametrik prostat MR (mpMR) ile ileri değerlendirme yapıldığını kaydeden Doç. Dr. Hakan Özveri, “Son yıllarda giderek daha fazla kullanılan bu yöntem özellikle daha saldırgan tipte prostat kanserlerinin erken tanısında yüzde 80-90’a varan oranlarda erken tanısını mümkün kılıyor. Şüpheli durumlarda “füzyon biyopsi” uygulaması yapılıyor” diyor.

Tedavisi tanıya ve kanser türüne bağlı

Tanının ardından hastalığın türüne göre farklı tedavi yöntemlerinin gündeme geldiğini kaydeden Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Hakan Özveri, “Greenlight, HOLEP, thulyum gibi lazer işlemleri iyi huylu prostat büyümesinde kullanılıyor. Erken evrede yakalanan prostat kanseri tedavisinde ise robotik, laparoskopik ve açık cerrahi yöntemler uygulanıyor. Hasta için en uygun yöntem tercih ediliyor” diye konuşuyor. Son yıllarda prostat kanseri tedavisinde meydana gelen yeniliklere de değinen Doç. Dr. Hakan Özveri, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Prostat kanseri tedavisinde cerrahi, sadece erken evre hastalarda değil, daha sınırlı sayıda lenf bezlerine metastaz yapmış hastalarda dahi uzun vadeli yüz güldürücü sonuçlar sağlıyor. Cerrahi istemeyen ya da uygun olmayan hastalarda ışın tedavisi (radyoterapi) ve yanında hormonal tedavilerin verilmesi ile başarılı sonuçlar elde ediliyor. İleri evredeki prostat kanserlerinde bile hormonal tedavi ve kemoterapi sayesinde yaşam süresi uzuyor.” Pandemi koşulları nedeniyle acil olmadığı düşünülen kontrol, tedavi ve ameliyatların ertelenebildiğini belirten Doç. Dr. Hakan Özveri, “Örneğin iyi huylu prostat büyümesi olan hastalar idrar yapamayacak hale geliyor. Oysa bu hastalar pandemi ortamında bile gerekli tedbirlerin titizlikle uygulandığı sağlık kurumlarında tedavi görebilir” diyor.

Yılın Seyahat Acentesi Ödülü Jolly’nin oldu

Yılın Seyahat Acentesi Ödülü Jolly’nin oldu

Turizm sektöründe 34 yıldır hizmet veren ve müşteri memnuniyetini hizmet politikasında en üst sırada tutan Jolly, 4.Türkiye Altın Markalar Ödülleri’nde “Yılın Seyahat Acentesi” ödülüne layık görüldü.

Pandemi sürecinin zorlu koşullarında dahi müşteri memnuniyetini en üst sırada gözeten, satın alma, tatil ve satış sonrası tüm aşamaları profesyonel temsilcilerle yürüten Jolly, “Yılın Seyahat Acentesi’ ödülünün sahibi oldu.

Ödülü, Jolly Yönetim Kurulu Başkanı Mete Vardar’ın programındaki yoğunluk sebebi ile temsilen Yurt İçi Turlar Direktörü Kerem Gökçe teslim aldı. Gökçe, “Biz Jolly olarak 34 yıldır Türkiye’de seyahat pazarına öncülük etmeye çalışıyoruz. Markamızı her geçen sene daha da büyüterek Türkiye’de daha büyük kitlelere yayılıyoruz. Bu yıl tüm dünyada turizmin en zor dönemiydi. Bu süreçte dahi Jolly’den vazgeçmeyen müşterilerimiz var. Ben bu ödülü izninizle onlar adına almak istiyorum.” diyerek teşekkürlerini sundu.

Şişli Belediyesi’nden 100 milyon tasarruf

Şişli Belediyesi’nden 100 milyon tasarruf

Şişli Belediyesi, 2020 yılında 100 milyon TL düzeyinde bir bütçe tasarrufuna imza attı. 2019 yılı Nisan ayında 150 milyon TL olan banka borç stokunun ise bu yılın sonunda 50 milyon TL olarak gerçekleşmesi hedefleniyor.

Şişli Belediyesi, 2020 yılı gider bütçesini 100 milyon TL düzeyinde bir tasarrufla kapatmaya hazırlanıyor. 2020 yılının genel değerlendirmesinin de yapıldığı Şişli Belediye Meclisi’nin Aralık Ayı 1. Oturumu 7 Aralık Pazartesi günü gerçekleştirildi. Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin, oturumda meclis üyelerine 2020 yılı bütçe gerçekleşme hedefleri hakkında önemli bilgiler verdi. Keskin, “2020 yılı gider bütçesindeki 100 milyon TL düzeyinde tasarruf sağlamamızda; yıl içinde yedek ödenekten harcamalar en azda tutulmuş, genel giderlerde tasarrufa gidilmiş, harcama süreci daha rekabetçi hale getirilmiş, alımların merkezileştirilmesi ve toplulaştırılması bunun yanında dönemin olağanüstü koşulları gözetilerek bazı harcamalar ise ertelenmiştir” şeklinde açıklamada bulundu.

Banka borç stoku 50 milyon TL’ye düştü

Şişli Belediyesi’nin 2019 yılı Nisan ayında 150 milyon TL olan banka borç stokunun, bu yıl sonunda 50 milyon TL olarak gerçekleşeceğine de işaret eden Keskin, “Bu, önemli iyileşmede belediyemizle birlikte tedarikçilerimiz de üstlerine düşen fedakârlığı yapmaktadırlar. Onlara da buradan teşekkür ediyorum. Önümüzdeki dönemde bu ve benzeri çabalarımızı kurumsal bir kalıcılığa eriştirmek, mali yönetim öncelikli olmak üzere, yerel yönetimde demokratikleşme ve kurumsallaşmanın önde gelen referanslarından olmak istiyoruz” dedi.

Metro Türkiye’den restoranlara destek  

Metro Türkiye’den restoranlara destek

Metro Türkiye, düzenlediği yeni kampanya ile pandemiye karşı alınan yeni önlemler sebebiyle paket servise geçen restoran müşterilerine destek oluyor. Kampanyaya kayıt olan tüm müşteriler KDV hariç ikinci 300 TL alışverişlerinde paket servisler de dâhil olmak üzere restoranlarda 50 TL’lik hediye çeki kazanma fırsatı yakalıyor. Restoranlar ise kullanılan bu çeklerle Metro mağazalarında indirimli şekilde alışveriş yapabiliyor. Metro Türkiye bireysel müşterilerini ve profesyonel müşterilerini bir araya getirdiği yeni kampanya kurgusu ile restoranlara bir kez daha destek oluyor.

“Restoranlara destek olmak için bu kampanyayı hayata geçirdik”

Kampanyayla ilgili açıklamada bulunan Metro Türkiye CEO’su Sinem Türüng, “Kovid-19 nedeniyle tüm dünya olarak zorlu bir dönemden geçerken yeme içme sektörü de pandemiden oldukça etkilendi. Metro Türkiye olarak pandeminin başından beri otel ve restoran müşterilerimizi desteklemek için birçok yeni proje ve uygulamaya imza attık. Son dönemde pandemi ile mücadele kapsamında restoranların paket servis hizmetine dönüşmesi ile birlikte işletmelerin yanında olacağımız yeni bir kampanya oluşturduk. Restoranlardan paket servis ya da gel-al şeklinde yapılacak alışverişlerde kullanmak üzere 50 TL’lik bir çek veriyor, bizden alışveriş yapan müşterilerimizi restoranlardan da sipariş vermeye yönlendirerek kendi bölgelerindeki ekonomiyi canlandırmalarına katkı sağlamayı hedefliyoruz. 30. yılımızı içinde bulunduğumuz bu zor dönemde böyle bir destekle kutlamanın anlamlı olacağına inanarak kampanyamızı hayata geçirdik.” dedi.

19 Kasım 2020 – 6 Ocak 2021 tarihleri arasında Metro Türkiye’nin 37 mağazasında geçerli olacak kampanya kapsamında tüm Metro Türkiye müşterileri kampanyaya kayıt olduktan sonra yapacakları ikinci KDV hariç 300 TL’lik alışverişlerinde, tek sefer olacak şekilde 50 TL’lik çek kazanıyor. Müşteriler bu çeklerini 15 Şubat 2021 tarihine kadar www.metroisinmutfaginda.com sitesinde yayınlanan listede yer alan 23 farklı ildeki 400’e yakın restoranda paket servis ve gel-al hizmeti de dâhil olacak şekilde kullanabiliyor.

NCR Türkiye’den ATM yüzeylerine özel antimikrobik koruma kaplaması geliyor

NCR Türkiye’den ATM yüzeylerine özel antimikrobik koruma kaplaması geliyor

NCR Türkiye, ATM yüzeylerini ve ATM kullanıcılarını Covid-19 salgınına karşı korumak amacıyla doğa dostu bir hizmet modeli olan Antimikrobik Koruma’yı Türkiye’ye getiriyor. “Organo Silane” teknolojisi baz alınarak geliştirilen bu uygulama, elektrostatik bir şekilde mikropları ve virüsleri çekerek kalıcı koruma sağlıyor. Halk sağlığını koruma konusunda bir sosyal sorumluluk projesi olarak NCR tarafından geliştirilen ve pandemi sırasında ATM’lerden para çekme konusunda tedirgin olan kullanıcılar için alınan en önemli hijyenik önlem olarak dikkat çeken Antimikrobik Koruma teknolojisini dünyada ilk kez uygulayan ülkelerden biri de Türkiye olacak.

Dezenfektanlar egzamaya neden olabilir

Dezenfektanlar egzamaya neden olabilir

Egzama gittikçe yaygınlık gösteren bir cilt hastalığıdır. Özellikle ellerde oluşan egzamaya pek çok etken sebep olabiliyor. Koronavirüs salgını ile birlikte el dezenfektanlarının kullanım oranı büyük bir artış gösterdi. Virüsten korunmak için hemen herkes dezenfektan ya da kolonya kullanmaya başladı. Ancak dezenfektan ve kolonyanın kimyasal içeriğe sahip olması egzaması olanları olumsuz yönde etkileyebilir. Astım ve Alerji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay yoğun dezenfektan kullanımının egzamalı kişiler üzerindeki etkisini anlattı.

Ellerde görülen egzama nedenleri nelerdir?

Egzama, ciltte kuruluk, pullanma, çatlama, yara, kızarıklık ve kaşıntı olarak görülen bir cilt rahatsızlığıdır. Özellikle soğuk havalarda ciltteki nem oranının azalması egzama sıklığını arttırır. Alerjik yatkınlığı olan kişilerde daha sık görülme eğiliminde olan el egzamasına; hem genetik faktörler hem de kontakt alerjenler ve tahriş edici maddeler sebep olabilir. Kimyasal ve tahriş edici maddelerin ellerdeki egzamayı tetikleyici özelliği bulunur. Tahriş edici maddeler arasında; deterjanlar, asitler, su, soğuk ve sürtünme bulunur. Ellerde görülen egzama bulaşıcı değildir, sizde olan egzama başkasına bulaşmaz.

Yoğun dezenfektan kullanımı egzamayı olumsuz etkiler!

Son zamanlarda hayatımızın bir parçası haline gelen el dezenfektanları kişisel hijyen için sıklıkla tercih ediliyor. El dezenfektanlarının bu kadar yoğun kullanılması bazı sorunları da beraberinde getiriyor. Özellikle egzaması olan kişilerin yoğun bir şekilde el dezenfektanı kullanması, egzama alevlenmeleri yaşanmasına sebep olabiliyor. Egzamanın en büyük tetikleyicileri arasında yer alan kimyasal maddeler dezenfektanlarda yoğun bir şekilde yer alıyor. Bu kimyasal maddelerin gün içinde sıklıkla kullanılması egzaması olmayan ciltlerde bile kuruluk ve tahrişe yol açabilecekken egzaması olan kişilerin de durumdan daha kötü etkilenmesine, egzamasının tetiklenmesine yol açabiliyor. Egzamada cildin nemini korumak gerekir. Alkollü dezenfektanların cildi kurutucu özelliği olduğu için egzaması olan kişilerin el dezenfektanlarını kullandıktan sonra nemlendirici de kullanmasında fayda vardır.

Ellerde görülen egzamayı önlemek için öneriler

Özellikle son zamanlarda virüsten korunmak için el hijyenine dikkat edilmesi büyük önem taşıyor ve ellerin sürekli yıkanması öneriliyor. Ellerin sık sık yıkanması egzaması olan kişilerde olumsuz durumlara yol açabiliyor. Egzaması olan kişilerin ellerini çok sıcak ya da çok soğuk suyla yıkamaması gerekir. Ellerinizi yıkarken tahriş edici özelliği az olan nemlendirici içerikli sabunları tercih edebilirsiniz. Takıların altındaki nem egzamayı arttırabilir. Ellerinizi yıkarken takılarınızı çıkarmaya özen gösterin. Egzamanın tedavisinde yapılacak en iyi uygulama, dezenfektan uygulama sonrası cildi iyi nemlendirmektir. Egzamada cilt bariyeri bozuktur ve cilt suyu tutamaz. Ciltteki bariyer bozukluğunun düzeltilmesi gerekir. Ellerinizi yıkadıktan sonra hemen kurulayın ve nemlendirici sürün. Kullandığınız nemlendiricilerin doğal içerikli olmasına, parfüm ve paraben içermemesine dikkat etmenizde fayda var

Sonuç olarak;

*Ellerde egzama sık görülen bir cilt rahatsızlığıdır.

*Kişisel hijyen için yoğun bir şekilde kullanılan dezenfektanlar ellerdeki egzamanın olumsuz etkilenmesine sebep olabilir.

*Elleri nemlendirmek, egzamanın önlenmesinde son derece önemlidir.

*Kişisel hijyende mümkün olduğunca kimyasal maddelerden kaçınmak gereklidir.

*Sabun ve dezenfektan gibi ürünler kullanılırken etkinliği onaylı ve nemlendirici özelliği olan ürünler tercih edilmelidir.