Yazılar

Tekirdağ’da toplandılar

Marmara Belediyeler Birliği (MBB) Encümen Toplantısı, MBB Başkanı Mustafa Bozbey başkanlığında Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde yapıldı. Toplantıda deprem, sokak hayvanları, belediye gelirleri gibi kritik konular görüşüldü.

Marmara Bölgesi ve belediyelerin sorunları açısından önemli noktalara değinilen toplantı; MBB ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey başkanlığında MBB Encümen Üyeleri Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Candan Yüceer, Bilecik Belediye Başkanı Melek Mızrak Subaşı, Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel, Gebze Belediye Başkanı Zinnur Büyükgöz, Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, Lüleburgaz Belediye Başkanı Murat Gerenli ve MBB Genel Sekreteri M. Cemil Arslan’ın katılımlarıyla gerçekleşti.

Toplantının öne çıkan başlıkları Marmara Bölgesi’ni bekleyen deprem, sahipsiz sokak hayvanları, Marmara Denizi’nin korunması ve belediye gelirleri oldu.

Her ağrı fibromiyalji mi?

Yaşam kalitemizi etkileyen, sosyal hayatımızı bölen, iş yaşamımızdaki performansımızı sekteye uğratan ağrıların, tanımının konulabilmesi tedavi süreci için çok önemli. Hemen hemen herkesin bir kas ağrısı ile başlayan ve vücudunun farklı noktalarını etkileyen ağrısı var. Peki bu ağrı miyofasiyal mi yoksa fibromiyalji mi? Yaygın ağrı ile seyreden, benzer belirtileri olsa da arasında bazı temel farklar bulunan miyofasiyal ve fibromiyalji ile ilgili merak edilenleri Liv Hospital Algoloji Uzmanı Prof. Kader Keskinbora anlattı.

Prof. Kader Keskinbora

Prof. Kader Keskinbora

MİYOFASİYAL AĞRI
Yumuşak dokuda hassasiyet gibi belirtilerle kendini gösterebilir

  • Miyofasiyal ağrı; kaslar ve bağ dokularında oluşan ağrı, sertlik ve hassasiyetle karakterize olan bir durumdur.
  • Yumuşak dokuda hassasiyet, kas sertliği ve hareket kısıtlılığı gibi belirtiler görülebilir.
  • Genellikle kaslarda önce gerginlik ve spazm olur ve bu durum aşırı kullanım, travma veya duruş bozuklukları gibi fiziksel nedenlerle daha da kötüleşerek uzun süreli ağrıya ve ağrı nedeniyle de hareket kısıtlılığına neden olur.
  • Kas içindeki gergin noktalara tetik nokta yani halk arasındaki tabiriyle kulunç denilmektedir. Bu noktalar küçük, sert nodül ve düğüm şeklindedir. Dokunulduğunda ve özellikle muayene sırasında daha fazla ağrıya neden olabilmektedir. Bu ağrıların uzun sürmesi kişinin ağrı sistemini de bozar ve daha fazla ağrıdan yakınmaya neden olur.
  • Özellikle boyun bölgesindeki kas spazmına bağlı baş ağrısı, çenede ağrı ve diş sıkma gibi bulgularda görülebilir

Miyofasiyal tedavi genellikle multidisipliner bir yaklaşım gerektirir

  • Miyofasiyal ağrı sendromunun yönetimi; semptomların hafifletilmesi ve yaşam kalitesini artırmayı amaçlar.
  • Fizik tedavi, masaj terapisi, egzersiz ve ağrı kesiciler önerilmektedir. Kişiye özgü bir tedavi planı oluşturmak gereklidir. Eğer kişinin ağrısı şiddetli yani akut dönemde ise tetik noktalara uygulanacak enjeksiyon tedavileri ağrıyı belirgin bir şekilde azaltır.
  • Tetik nokta enjeksiyonlarının temel amacı, kaslardaki gerginliği ve ağrıyı azaltarak, hastanın yaşam kalitesini artırmak ve hareket kabiliyetini geliştirmektir.
  • Belirli bir tetik noktaya ince bir iğne aracılığıyla lokal anestezik (örneğin, lidokain) veya kortikosteroid (anti-enflamatuar etkisi olan bir ilaç) enjekte edilir. Ayrıca tetik noktalara ozon ve botoks da uygulanabilir. Bu enjeksiyonların etkisi kısa sürelidir. Son zamanlarda önerilen tetik noktalara radyofrekans akımı uygulamasıdır. Bu yöntemde 42 derecede ısıtılmış radyofrekans akımı özel bir iğne ve elektrod aracılığı ile tetik noktaların içine uygulanmaktadır. Bu yöntemin etkisi diğer tetik nokta enjeksiyonlarına göre ortalama 1 yıl gibi uzun sürmektedir.

FİBROMİYALJİ
Yorgunluk ve uyku bozuklukları ile gelen kronik ağrı sendromu

  • Yaygın vücut ağrısı, yorgunluk, uyku bozuklukları ve hassas tetik noktaları gibi belirtilerle karakterize edilen kronik bir ağrı sendromudur. Ağrı genellikle vücudun çeşitli bölgelerinde yaygındır. Özellikle belirli noktalarda (tetik noktaları) ağrı ve hassasiyet hissedilir. Ayrıca, yorgunluk, uyku bozuklukları, baş ağrıları ve konsantrasyon zorlukları gibi genel belirtiler de görülebilir.
  • Fibromiyalji tam olarak anlaşılamamış bir durumdur, ancak genetik, hormonal ve çevresel faktörlerin etkileşimi rol oynayabilir.
  • Fibromiyalji genellikle bireyseldir ve her kişide farklı semptomlar ve şiddet düzeyleri gösterebilir.
  • Fibromiyalji genetik olarak heterojen bir hastalıktır, yani birçok genetik faktörün etkileşimi sonucu ortaya çıkar.
  • Genellikle fiziksel ve duygusal hassasiyeti olan kişilerde daha sık görülebilir. Stres ve kaygı, fibromiyalji semptomlarını tetikleyebilir veya kötüleştirebilir. Duygusal stres, vücuttaki kas gerginliğini artırabilir ve ağrıyı şiddetlendirebilir.
  • Fibromiyalji hastaları genellikle fiziksel aktiviteye karşı artan hassasiyet gösterirler. Aşırı egzersiz veya belirli hareketler fibromiyalji semptomlarını artırabilir.
  • Yapılan çalışmalar fibromiyaljiden yakınan kişilerde vücutta strese karşı ortaya çıkan serotonin ve noradrenalin gibi bazı hormonların daha az oranda olduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak kişinin ruhunun hassasiyeti kasları oluşturan hücre düzeyinde de olduğu ve serotonin ve noradrenalin seviyelerinin yetersizliği, stres ve kaygılı durumlarda bu kişileri fibromiyaljiye daha yatkın kılmaktadır. Bu nedenledir ki fibromiyalji tedavisinde antidepresan ve antinöropatik ilaçlar, fibromiyalji semptomlarını hafifletmeye yardımcı olabilir. Özellikle, serotonin ve norepinefrin geri alım inhibitörleri (SNRI’lar) ve seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI’lar) ve antinöropatik (gabapentinoidler) sıklıkla kullanılır. Bu ilaçlar, ağrıyı azaltabilir, uyku düzenini düzeltebilir ve genel ruh halini iyileştirebilir.

Her baş dönmesi vertigo değil

Baş dönmesi ile seyreden ve günümüzde giderek yaygınlaşan Vertigo, çağın önemli hastalıkları arasında yer alıyor. Vertigonun tedavisi için doğru tanının çok önemli olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ziya Saltürk, “Baş dönmesi veya bayılma semptomları ile karıştırılmamalı. Vertigo hastalarında kendileri, çevreleri ya da her ikisi birden dönüyormuş hissi uyandıran rahatsız edici bir durum mevcuttur. Bazı durumlarda kişi, sadece bir yana doğru çekiliyormuş gibi hisseder. Denge kaybı sonucu yürüme ve sürüş güçlüğü oluşabilir” açıklamasında bulundu.

Vertigo; kısaca kişinin hem kendisinin hem de etrafınızdakilerin döndüğünü hissetmeye yol açan, sıklıkla bulantı ve denge kaybının eşlik ettiği bir yanılsama durumu olarak tanımlanabilir. Vertigoda kişinin kendisini boşlukta dönüyor, devriliyor, sallanıyor ya da düşüyormuş gibi hissedebilmesine yol açabileceğini paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ziya Saltürk, “Vertigo sıklıkla baş dönmesi olarak adlandırılmakla birlikte, hareket yanılsamasını ifade eden spesifik bir terimdir. Bütün vertigo durumlarında baş dönmesi olmakla birlikte, her baş dönmesi vertigo değildir” diye konuştu.

Prof. Dr. Ziya Saltürk

Prof. Dr. Ziya Saltürk

Dönme hissine eşlik eden bulantı, kusma ve denge kaybı belirtilerine dikkat edilmeli

Vertigonun iç kulağı ya da beynin denge ile ilgili bölümlerini etkileyen hastalıklardan kaynaklandığının altını çizen Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ziya Saltürk, “Dönme hissine ek olarak, bulantı, denge kaybı, duyma veya görme ile ilgili problemler ve baş ağrısı görülebilir. Doktorlar sıklıkla kişinin problemi tarif etmesine dayanarak ve fiziksel muayene sonuçlarına göre tanı koyarlar, ancak bazen başka testler de gerekebilir. Bugün VNG testi ile hızlıca tanı koyup uygun tedaviye başlanması mümkün” dedi.

İlk vertigo atakları şiddetli olabilir

Vertigonun belirtilerini sıralayan Prof. Dr. Ziya Saltürk, “Vertigo nöbeti sırasında hızlı bir şekilde tekrarlayan anormal göz hareketi ile karakterize nistagmus yani gözlerde bir yöne doğru hızlı titreme hareketi ve bazen daha yavaş bir şekilde orijinal pozisyona geri dönüş, bulantı ve bazen kusma görülebilir. İç kulak hastalıklarına bağlı vertigolarda bazen bu belirtilerin yanı sıra kulak çınlaması, ilerleyici duyma kaybı, etkilenen kulakta doluluk ya da baskı hissi de oluşabilir. İç kulak hastalıklarında ağırlıklı olarak çevre dönüyor hissi vardır. İlk ataklar genellikle şiddetli olur ve bulantı kusma eşlik edebilir” hatırlatmasında bulundu.

Mevsim dönüşleri ve stres vertigoyu tetikleyebilir

Vertigonun her yaşta görüldüğünü ancak ileri yaşı daha çok etkilediğini paylaşan Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ziya Saltürk, “İç kulak kanalında kalsiyum partiküllerinin yer değiştirmesiyle meydana gelen ve iyi huylu ataklar halinde seyreden pozisyonel vertigo, baş dönmelerinin en sık sebebi. Başın aniden yukarı-aşağı hareket ettirildiğinde ya da yatakta dönerken oluşabilir. Sebebi bilinmemekle beraber, üst solunum yolu enfeksiyonu, mevsim dönüşleri, duygusal ve fiziksel stres gibi faktörler ile ataklar başlayabilir” dedi.

Vertigonun rahatsız edici bir durum olmakla beraber, semptomları saniyeler içinde geçen bir hastalık olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ziya Saltürk, “Fakat bu saniyeler içinde geçen baş dönmeleri her baş hareketi ile tekrarlar ve araç sürme, iş makinesi kullanma gibi durumlarda ciddi bir risk oluşturabilir. Pozisyonel vertigo tedavisinde etkilenen kanalın bulunması halinde kanala yönelik manevra yapılabilir. Manevra ile etkilenen kristaller yerine oturtulmakta ve hızlı düzelme elde edilebilir. Pozisyonel vertigo hastalarında ilaçlar sistemi baskılayarak hastanın semptomunu kesiyor” şeklinde konuştu.

Kalp kapağı hastalıklarında gözden kaçan önemli sinyaller!

 Günümüzde kalp ve damar hastalıklarının görülme sıklığı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızla artıyor. İşlenmiş gıdalar, aşırı tuz tüketimi, karbonhidrat ağırlıklı beslenme, yoğun stres, hareketsizlik ve sigara kullanımı gibi birçok etken kalp ve damar hastalıklarının yaygınlaşmasına neden olurken, kalp kapaklarındaki yıpranma da tehlikeyi artırıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Onur Taşar “Yaş ilerledikçe kalp kapağı problemleri de artmaktadır. İnsan kalbinin işlevlerini yeterli bir şekilde yerine getirebilmesi için tüm kapakların sağlıklı olması gerekir. Ancak sigara, obezite, kontrolsüz diyabet, yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol gibi etkenler kalp kapaklarına ciddi zarar vermekte ve sorun çoklu organ yetmezliğine kadar gidebilmektedir” diyor.

Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Onur Taşar kalp kapağını bozan sinsi tehlikeleri ve tedavide genilen noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Nefes darlığı, yorgunluk ve çarpıntı… Modern çağın koşuşturmacasında genç-yaşlı pek çok kişi bu sorunlardan bir veya birkaçıyla karşılaşıyor ancak çoğunlukla ‘dinlenirsem geçer’ ya da ‘hemen doktora gitmeye gerek yok’ düşüncesiyle doktora başvurmayı öteleyebiliyor. Hal böyle olunca sorun ileri dönemde; ciddi ritim bozuklukları, kalp yetersizliği hatta akciğer ödemi gibi hayati önem taşıyan boyutlara ulaşabiliyor! Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Onur Taşar dünyada olduğu gibi ülkemizde de kalp ve damar hastalıklarının ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer aldığını vurgularken, buna rağmen kalbimize gerekli özeni göstermediğimizi belirterek “İletişim araçlarının gelişmesiyle birlikte artan farkındalık ve tıbbi teknolojinin ilerlemesiyle de erken teşhisin getirdiği faydalar bu konunun avantajlı yönleridir. Ancak işlenmiş gıdalarla beslenme, düzensiz yaşam, yoğun stres ve sporun hayatımıza yeterince adapte edilemeyişi kalp ve damar sağlığımızı olumsuz etkilemektedir. Ve maalesef tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de her geçen gün kalp ve damar hastalıkları giderek artmaktadır” diyor.

Doç. Dr. Onur Taşar

Doç. Dr. Onur Taşar

Çoklu organ yetersizliğine yol açabiliyor!

Kalp kapaklarının da genetik etkenler, sağlıksız yaşam alışkanlıkları ve ilerleyen yaş gibi faktörlerle bozulduğunu ve hayati riske yol açabildiğini belirten Doç. Dr. Onur Taşar şöyle konuşuyor: “Sağlıklı bir insanın kalbinde dört tane kapak sistemi vardır. Yaş ilerledikçe kapak problemleri de artmaktadır. Kalp kapaklarından mitral kapak problemleri doğası gereği genellikle erken aşamalardan itibaren belirti verdiğinden teşhisi hastalık kritik düzeye gelmeden olmaktadır. Ancak bazen ani gelişen ileri düzey kapak yetersizlikleri acil servise başvurmayı gerektirecek ölçüde nefes darlığı hatta şok tablosuna yol açabilmektedir. Erken teşhis edilse de zamanında müdahale edilmeyen hastalarda en nihayetinde kalp, akciğer ve hatta çoklu organ yetersizliği belirtileri ortaya çıkmaktadır.” Mitral kapak hastalıklarının tedavisinin açık kalp ameliyatının yanı sıra, son yıllarda hızla gelişen teknoloji sayesinde  girişimsel kardiyologlar tarafından anjiyografik olarak yani kapalı yöntemle yapılabildiğini vurgulayan Doç. Dr. Taşar, hangi hastaya hangi tedavi yönteminin uygun olacağına Kardiyoloji -Kalp Damar cerrahisi ortak konseyde karar verildiğini ve başarılı sonuçlar alındığını vurguluyor.

Kalp kapaklarının sinsi düşmanları!

Kapak hastalıklarından bir kısmı genetik olurken, kişinin yanlış yaşam alışkanlıkları ve çevresel faktörler de kapaklara dolaylı şekilde ciddi zarar verebiliyor. Koroner arter hastalığı ile sonuçlanan damar sertliğinin özellikle mitral kapak sisteminin fonksiyonunu bozarak yetersizliğe yol açabildiğini belirten Doç. Dr. Onur Taşar, “Dolayısıyla koroner arter hastalığına yol açan sigara, obezite, kontrolsuz diyabet, yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol gibi etmenler kalp kapağına ciddi zarar verebilmektedir” diyor. Doç. Dr. Taşar, kalp kapak hastalıkları tanısı olan bireylerin düzenli kontrollerini yaptırmalarının ve tedavi yöntemini belirlerken mutlaka kapak hastalıkları konusunda deneyimli merkezlere başvurmalarının önemli olduğunu söylüyor.

Metabolizmanızı ‘bol su içerek’ canlandırın!

Yaz mevsiminde artan etkinlikler ve tatil planımız nedeniyle hemen hepimizi zayıflama telaşı sardı. Ancak fazla kilolardan kurtulmanın çözümünü düşük kalorili şok diyetleri uygulamakta arıyorsanız, bu hayalinizden bir an önce vazgeçmenizde yarar var.  Acıbadem Fulya Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, “Şok diyetler sizi kısa sürede mutlu etseler de, unutmayın ki hızla verilen kilolar ağırlıklı olarak kas ve sıvı kaybına sebep olduğu için yine hızla geri alınırlar. Daha da kötüsü; şok diyetler uzun süre uygulandığında tip 2 diyabetin başlıca sorumlusu insülin direncinden karaciğer yağlanmasına, kalp hastalıklarından depresyona kadar birçok sağlık sorununu da yol açabilirler” uyarısında bulunuyor.  Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, sağlıklı ve kalıcı kilo vermenin ancak kilo alınmasına sebep olan hatalı beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesiyle mümkün olabildiğine dikkat çekerek, “Sağlıklı kilo kaybı kişiden kişiye değişmekle birlikte, ideal olan haftada ortalama 1-1,5 kilo kaybetmektir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, yaz aylarında sağlıklı ve kalıcı kilo vermenin kurallarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik

Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik

Her sabah mutlaka kahvaltı edin

Genellikle sabahın erken saatlerinde, zamansızlık ve iştahsızlık nedeniyle atlanan, yoğun iş temposuyla da unutulan öğündür kahvaltı. Ancak günün en önemli öğünüdür aslında. Zira, metabolizmanızın çalar saatidir. Bu nedenle uyandıktan sonra bir saat içinde kahvaltı ederek metabolizmanızı erkenden çalıştırmaya başlamanız kan şekerinizin dengede kalmasını sağlayarak gün içinde ani acıkma atakları yaşamanızı önleyecektir.

Bol miktarda sebze meyve tüketin

Gün içerisinde ortalama 1-2 porsiyon meyve ve 4-5 porsiyon sebze tüketmeye özen gösterin. Kahvaltınızda, üzerine yağ eklenmemiş mevsim sebzelerini, öğle ve akşam yemeklerinizde de az miktarda yağ ile hazırlanmış zeytinyağlılar ve bol yeşillikli salataları tüketmeyi alışkanlık haline getirin.  Sebzeler yüksek posa içerikleriyle hem tokluk hissi oluşturacak, hem de düşük kalorili oldukları için zayıflamanızı kolaylaştıracaktır. Meyveler ise uygun porsiyonda yenildiklerinde  kan şekeri dengesi sağlayacakları için gün içinde tatlı krizlerini önleyeceklerdir.

Ara öğünleri atlamayın

Kalıcı kilo vermenin bir başka önemli kuralı ise ara öğünleri atlamamak. Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, ara öğünlerin metabolizmaya ‘çalış’ emrini verdiklerine işaret ederek, “Günde 1-2 kez ara öğün yapmayı alışkanlık haline getirmek sağlıklı kilo kaybı ve kilo kontrolü için oldukça önemlidir. Ara öğünler bir sonraki öğüne yarı tok girmenizi sağlayarak porsiyonları kontrol etmenizi kolaylaştıracaktır” diyor.  Ara öğünlerin metabolizmanızın açlık durumuna girmesini ve yavaşlamasını önleyen en önemli ama aynı zamanda en tehlikeli öğünler olduğunu vurgulayan Müzeyyen Çelik, “Dikkat edilmesi gereken nokta,  bu öğünlerde tatlı ve hamur işleri yerine; meyve, yoğurt, kuru yemiş, kremasız ve şurupsuz sütlü kahve gibi alternatifleri tercih etmektir” diyor.

Asla tek yönlü beslenmeyin, çünkü…

Aldığımız kalorinin miktarı kadar, bu kalorinin kaynakları da önemli. Kilo kaybı ve kilo korumada besinlerin kalorilerini saymak yeterli gelmiyor, besin grubu dengesi daha önem taşıyor. Gün içerisinde protein ve karbonhidratı dengeli olarak almak gerekiyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, tek yönlü beslenmenin kan şekerinde dengesizliğe neden olacağı için gün içerisinde yeme isteğini artırabileceği uyarısında bulunarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu nedenle her öğünde; süt, et, tahıl, sebze-meyve gruplarından bir tabağa sığacak şekilde porsiyonlar almak çok önemli. Çünkü, tahıl grubunu süt ve et gruplarına göre fazla tüketmek kan şekerinde ani yükselmeye sebep olabilir. Bu da bir sonraki öğüne kadar daha çabuk acıkmanıza ve olması gerekenden daha fazla yemenize, bunun sonucunda kilo almanıza yol açabilir. Genel olarak et grubunu fazla tüketmeniz durumunda ise kan yağı seviyesini yükseltmiş ve sağlıksız beslenmiş olursunuz.”

Kalori değil porsiyon hesabı yapın

Kalıcı ideal kilo vermede neyi yediğimiz kadar, ne kadar yediğimiz ve hangi saatte yediğimizin de önemi var. Porsiyon kontrolü yapmanız, ihtiyacınız olandan fazla enerji almanızı ve mide kapasitenizin gereksiz büyümesini önleyecektir. Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, ortalama porsiyonları besin gruplarına göre şöyle anlatıyor: “Et grubu (kırmızı et, tavuk, balık, hindi) avuç içiniz kadar, yani ortalama 100-120 gram olmalıdır. Ancak bu miktar egzersiz durumunuza ve ihtiyaçlarınıza göre değişebilir. Tahıl grubunda; her öğüne ortalama 1,5-2 dilime denk  gelecek kadar ekmek veya 5-6 çorba kaşığı kadar bulgur, kinoa, buğday, tam tahıllı makarna gibi karbonhidratlar tercih edebilirsiniz. Süt grubunu da öğünlerinizde bir kase yoğurt (200 gr) veya bir su bardağı (200 ml) ayran veya cacık bulundurarak tamamlayabilir, tabağınızın kalanını da sebzelerden doldurabilirsiniz.”

Görebileceğiniz her yere su koyun

Vücutta kilo verme sürecinde yağ yakımıyla birlikte toksik madde miktarı da artıyor. Bu maddeler vücuttan su yardımıyla uzaklaştırılıyor. Metabolizmayı arındırmanın ve canlandırmanın altın kuralının ‘su içmek’ olduğuna dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, su tüketimini artırmak için şu önerilerde bulunuyor: “Susuzluk hissi yalancı  açlık hissiyle karıştırılabildiği için su içerek gereksiz kalori alımının da önüne geçmiş ve iştahınız kontrol etmiş olursunuz. Öncelikle su içmek için susamayı beklemeyin. Çünkü sıcak havalarda terlememiş olsanız dahi vücuttan yüzeysel olarak kaybedilen sıvı miktarı artar. Evinizde, iş yerinizde görebileceğiniz her yere su şişeleri, sürahiler ve su dolu bardaklar koyun. Suyun tadını, içine dilediğiniz meyveyi atarak değiştirebilir, tarçın, zencefil, taze nane yaprakları ekleyerek antioksidan kapasitesini artırabilirsiniz.”

sağlık

Yatmadan 2 saat önce yemeği sonlandırın

Vücudunuza besinleri sindirmesi için zaman tanıyın. Bu nedenle yemek ve içecekleri yatmadan 2 saat önce sonlandırın Gün ışığının ve hormonların etkisiyle saat 18:00‘den sonra metabolizma yavaşlamaya ve uykuya hazırlanmaya başlıyor. Bu nedenle erken saatlerde yenen akşam yemeğinden sonra herhangi bir atıştırmalık tüketmemek,   hem sindirim problemlerini ortadan kaldırıyor hem de kilo verme sürecinin yavaşlamasını önlüyor.

Sporu alışkanlık haline getirin

Sağlıklı ve zinde bir vücut için haftanın en az 3 günü spor yapmayı ihmal etmeyin. Eğer insülin direnciniz ve hipogliseminiz yoksa, sabah aç karnına gerçekleştirilen egzersizler metabolizmanızın daha hızlı çalışmasını sağlayacaktır. Gün içinde yapacağınız spordan önce ve sonra beslenmenize dikkat edin. Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik,    spor öncesinde karbonhidrat, sonrasında ise karbonhidrat ve protein grubunu birlikte tüketmeyi alışkanlık edinmeniz  gerektiğini belirterek, şunları söylüyor: “Çünkü spor öncesi aldığınız karbonhidrat egzersiz esnasında enerjiye çevrilerek; kan şekerinizin düşmesini engelleyecek, sıvı ve mineral kaybının azalmasını sağlayacak ve kaslarda meydana gelebilecek hasarı önlemede yardımcı olacaktır. Spor sonrasında tüketeceğiniz karbonhidrat ve proteinden dengeli öğün ise kas yıkımının azalmasında, protein sentezinin artırılmasında ve karbonhidrat depolarının yeniden doldurulmasında etkili olacaktır. Muz ve kayısı içeriğindeki potasyumdan dolayı kasın dinlenmesini kolaylaştıran meyveler. Dolayısıyla spor sonrasında eğer yemek saatiniz uzayacaksa ½ muz veya 3-4 adet taze kayısı tüketmeniz metabolizmanız üzerinde toparlayıcı etki yapacaktır.”

Yaz aylarında kilo kaybını destekleyen 4 besin

Yaban mersini: A,B,C vitaminleri ile yüksek oranda lif içeren yaban mersini sindirim sisteminin düzenli çalışmasını sağlayarak kabızlığı önlemeye yardımcı oluyor. Tokluk hissini artırdığı ve sindirimi hızlandırdığı için ödemin atılmasına ve kilo kaybına  da katkıda bulunuyor. İçeriğindeki antosiyanin ile iltihabı önleyerek mesane sağlığında önem taşıyor.

Kayısı- kavun: Kayısı ve kavun gibi sarı-turuncu renkli meyveler  potasyum açısından oldukça zengindirler. Vücut sıvılarında sodyum – potasyum dengesinin sağlanmasına, içeriğindeki yüksek lif sayesinde bağırsak sağlığının korunmasına ve kilo kaybına yardımcı oluyorlar.

Semizotu: Kalsiyumdan oldukça zengin bir besin kaynağı olan semizotu hem salatası, hem zeytinyağlısıyla yaz aylarında hafif ve lezzetli alternatifler oluşturmasının yanı sıra özellikle karın çevresi yağlanmanın azalmasında da etkili oluyor.

Yaz sıcağında 3 spor sakatlanmasına karşı 3 önemli kural!

Aşırı sıcaklardan bunalıp kendimizi denizin serin sularına bıraktığımızda… Kumsalda plaj voleybolu oynarken… Evimizin çevresinde veya doğada koşarken… Basketbol ile futbol heyecanını yaşarken… Yaz aylarında havaların güzel olmasını fırsat bilerek yaptığımız sporda bazı kurallara uymamız şart! Çünkü önemsemediğimiz hatalarımız spor sakatlanmalarına yol açarak mutluluğumuza gölge düşürebiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı, spor sakatlıklarının yaz mevsiminde daha sık görüldüğüne dikkat çekerek, “Genellikle hareketsiz geçen kışın ardından havaların güzel olması nedeniyle yaz aylarında daha fazla spor yapılmaktadır. Ayrıca tatil öncesinde hızla kilo verme ve fit olma isteği kişileri kısa sürede yüksek kalori yakımını sağlayan sporlara yöneltmektedir. Ancak bilinçsizce yapılan spor sakatlıklara adeta davetiye çıkarmaktadır. Bu sakatlıklar basit kas ve tendon yaralanmalarının yanı sıra  aşil tendonu, menisküs yırtığı ve çapraz bağ yaralanmaları gibi ciddi sorunlar da olabilir” diyor.

Prof. Dr. Metin Uzun

Prof. Dr. Metin Uzun

Bu 3 kural çok önemli!

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Uzun, alınacak olan bazı basit önlemlerle sakatlıkların büyük oranda önlenebileceğine işaret ederek, “Sakatlıklara karşı dikkat edilmesi gereken en önemli  3 kural ise; spor öncesinde esneme-ısınma egzersizleri yapmak, spor sırasında tüketilen su miktarına dikkat etmek ve spor sonrasında tekrar esneme hareketleri yapmaktır” diye konuşuyor. Prof. Dr. Metin Uzun, spor sakatlıklarını önlemede doğru beslenmenin de önem taşıdığını belirterek, “Beslenme alışkanlıkları da dikkat edilmesi gereken durumlardan birisidir. Spor öncesinde karbonhidrat, spor sonrasında protein tüketimi hem sakatlanma riskini azaltır hem de fiziksel olarak istediğimiz kapasiteye ulaşmamıza yardımcı olur. Bu nedenle spora başlamadan 1-2 saat önce glisemik indeksi düşük esmer pirinç ya da kepekli makarna gibi karbonhidrat içeren besinler; sonrasında da tavuk, kırmızı et veya balık gibi protein içeren besinler tüketilmelidir” diyor.

Azar azar ama çok miktarda su için!

Spor sırasında sakatlanma riskine karşı su tüketimine de çok dikkat etmek gerekiyor. Zira spor sırasında hızla kilo vermek amacıyla su tüketimini azaltmak; beyine ve kaslara giden kan miktarını azalttığı için sakatlanma riski daha çok artıyor. Yazın artan sıcaklık ve nem nedeniyle sıvı kaybının artış gösterdiğini vurgulayan Ortopedi ve Travmatoloj Uzmanı Prof. Dr. Metin Uzun, bu nedenle normalde tükettiğinizden daha fazla  sıvı almanız gerektiği uyarısında bulunarak, “Özellikle spor esnasında azar azar ama çok miktarda su tüketilmelidir. Bunu kabaca şöyle hesaplayabiliriz: Spor öncesindeki kilo ile spor sonrasında kilo aynı olmalı. Arada oluşan fark, tüketilmesi gereken sıvı miktarıdır” diyor.

YAZ AYLARINDA EN SIK GÖRÜLEN 3 SPOR SAKATLANMASI!

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Uzun, yaz aylarında spor yaparken en sık oluşan 3 sakatlanmayı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

TENDON YARALANMASI 

Kasları kemiğe bağlayan sert yapılar “tendon” olarak adlandırılıyor. Tendonlar çok güçlü yapılar olmakla beraber; en sık ani yapılan hareketler sırasında yaralanabiliyor. Biceps tendonu ve aşil tendonu en çok yaralanan tendonlar arasında yer alıyor. Prof. Dr. Metin Uzun,  tendon yaralanmalarının her yaşta ve düzenli spor yapan herkeste gelişebileceğine işaret ederek, “Tendon yaralanmaları genellikle spor öncesinde yeterli esneme ve ısınma hareketi yapmayanlar veya spor sırasında yorulmalarına rağmen ‘Son anlar  veya son tekrarlar, nasıl olsa bir şey olmaz’ diyerek devam eden kişilerde, spor sonunda oluşur” diyor.  Prof. Dr. Metin Uzun, aniden gelişen ağrı ve bacaklardaki şekil bozukluğunun tendon yaralanmalarının ilk belirtileri olduğunu vurgulayarak, “Özellikle aşil tendonu kopan kişiler sıkıntılarını ‘Biri ayağıma vurdu’ veya ‘Taş attılar zannettim, etrafıma baktım ne taş vardı ve ne de birisi’ şeklinde tanımlarlar” bilgisini veriyor.

Nasıl tedavi ediliyor? Ameliyat tendon yaralanmalarının tek tedavisini oluşturuyor.  Artroskopik yöntemle yapılan ameliyatın ardından iyileşme süresinin sakatlığın bulunduğu bölgeye göre 6 hafta ile 3 ay arasında değiştiğini belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Uzun, “Aşil tendon yaralanmalarında bu sürenin ilk 3 haftası evde istirahat ile geçmektedir. Hastalar 3. haftadan sonra desteksiz yürüyebilir hale gelirler” diyor.

Önlemek için:  Spor öncesinde ve sonrasında esneme hareketleri yapmayı alışkanlık edinin.

MENİSKÜS VE ÖN ÇAPRAZ BAĞ YIRTIĞI

Diz yaralanmaları, spor yaparken en sık görülen ve en ciddi yaralanmaları oluşturuyor. Sıklıkla dizin etrafında dönerek yapılan sporlar olan; tenis, futbol, basketbol ve dövüş sporları gibi branşlarda gelişiyor. Dizden başlayan ani ağrı ve ses gelmesi, bazı durumlarda dizde oluşan şişlik ile ayağın üzerine basamama, bu sorunlarda yaygın görülen belirtilerden.

Nasıl tedavi ediliyor? Menisküs yırtıklarının bir kısmı ameliyatsız tedavi edilebilmekle beraber, çapraz bağ yaralanmalarında sıklıkla ameliyata başvuruluyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Uzun,  bu sakatlıklarda ameliyatların artroskopik yöntemle yapıldığını belirterek, “Tedavi sonrasında sosyal hayata dönüş 10 gün sürmekle beraber; iş hayatına dönüş için en az 3 haftalık bir süreye ihtiyaç duyulmaktadır” diye konuşuyor.

Önlemek için: Spor öncesinde denge egzersizleri ve bol esneme hareketi yapmayı ihmal etmeyin.

AYAK BİLEĞİ YARALANMALARI

Genellikle uygun zeminde ve doğru ayakkabı ile yapılmayan sporlarda ayak bileği burkulabiliyor.  Prof. Dr. Metin Uzun, ayak bileğindeki burkulma sonrasında; bağ kopması, tendon çevresinde ödemler, kırıklar veya stres kırıkları gelişebildiğini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu sorunlar ani oluşan ayak bileği burkulması sonrasında görülen yaralanmalar veya spora hızlı başlayıp ayak bileğine ani ve hızlı yüklenmeler sonucunda oluşurlar. Özellikle, genelde spor yapmayan kişilerin aniden spora başlayıp; hareketleri çok sık ve çok tekrar etmeleri nedeniyle ortaya çıkan stres kırıklarına dikkat etmek gerekir. Zira, stres kırıklarında sosyal hayata çok kısa sürede dönüş olmakla beraber; spor hayatına dönüş ise çok uzun süreçli olmaktadır.”

Nasıl tedavi ediliyor?  Basit yaralanmalarda bir bileklik ile 3 hafta dinlendirmek iyileşmeye yeterli geliyor. Prof. Dr. Metin Uzun, “Ancak yaralanma şiddetti arttıkça bu sürenin sonunda 3 haftalık bir fizik tedavi süreci gerekebilir. Ağır yaralanma geçirenler ise ameliyat edilerek, 3 hafta dinlendirilir. Sonrasında fizik tedaviye başlanır. Günlük hayata dönebilmek 6 hafta sürerken, spor hayatına dönüş 3 aylık bir süreç almaktadır” bilgisini veriyor.

Önlemek için: Sporu doğru sahada ve uygun spor ayakkabısıyla yapmaya özen gösterin. Temponuzu her gün yavaş yavaş artırın.  Riskli sporlarda gerekirse tabanlık ve bileklik gibi destek ekipmanları kullanmayı alışkanlık edinin.

6 adımda spor sakatlanmalarını önleyin!

Size uygun olan sporu, doğru alanda ve ekipmanlar ile yapın.

Spor için nem ve sıcaklığın en yüksek olduğu saatleri değil, daha çok sabah veya akşam saatlerini tercih edin.

Sporu aç karnına yapmayın. En az bir saat öncesinde enerji vermesi nedeniyle sağlıklı karbonhidrat; spor sonrasında ise kas yıkımını önlemek için protein tüketmeyi alışkanlık edinin.

Spor sırasında azar azar; ama çok su içmeyi asla ihmal etmeyin.

Spor öncesinde ısınma, sonrasında ise esneme hareketlerini yapmaya özen gösterin.

Spora ani ve hızlı giriş yapmayın; temponuzu her gün yavaş yavaş artırın.

Serinleten içeceklerden cezbedici tatlılara!

Modern çağın salgın hastalığı diyabet ülkemizde son yıllarda hızla artarak toplum sağlığını tehdit ediyor. Sağlıksız beslenme, hareketsizlik, şekerli içecek ve tatlı tüketimi, fazla kilo, endokrin bozucu ve kimyasallara maruziyet gibi etkenlerle ülkemizde son 20 yılda diyabetli hasta sayısının yüzde 100 arttığını belirten Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Savaş Karataş “Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında diyabetli hasta sayısındaki artışta başı çekiyor. Üstelik her 2 kişiden birinin diyabet sorunu olduğundan haberi bile yok. Tanı almadıklarından ve dolayısıyla tedaviye yönelik bir ilaç kullanmayıp, sağlıksız yaşam alışkanlıklarına devam ettiklerinden hayati risklerinin çok büyük olduklarını da bilmiyorlar” diyor. Özellikle yazın aşırı sıcaklarında serinlemek amacıyla art arda içilen şekerli içeceklerin, ‘her şey dahil’ konseptindeki tatil köylerinde cezbeci binbir çeşit tatlıların ve karbonhidratlı yiyeceklerin diyabet hastalarının sağlığını çok ciddi tehlikeye attığını belirten Doç. Dr. Savaş Karataş, diyabette en sık yapılan ve tehlikeyi artıran 9 yaz hatasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Savaş Karataş

Doç. Dr. Savaş Karataş

  • Yeteri kadar su içmemek

Sıcak hava terlemeyi artırdığından vücut sıvılarının ve minerallerinin önemli ölçüde kaybına yol açabilir. Diyabetli kişiler için doktorları tarafından aksi önerilmediği sürece kan şekerindeki tehlikeli dalgalanmaları önlemek için yeterli düzeyde sıvı almak, bu sıvı ihtiyacını da çoğunlukla su içerek karşılamak çok önemlidir. Bol su içilmeli ve kan şekeri seviyesi düzenli olarak izlenmelidir. Yaşlı kişilerde susama hissi baskılanmış olabilir. Özellikle sıvı kaybettirici etkisi olan ilaçları kullananlar çok daha dikkatli olmalıdır.

  • İlaç, cihaz ve insülinleri uygun koşullarda saklayamamak

İnsülin ve diğer diyabet ilaçları kurallara uygun saklanmalı, kan şekeri ölçüm cihaz ve çubuğunun da sıcaktan etkilenebileceği, yanlış sonuç göstereceği unutulmamalıdır. Örneğin; bazı şeker ölçüm cihazları 40 derece üzerinde yanlış sonuç vermektedir.

  • Kan şekeri ölçümünü doğru yapmamak

Kan şekeri gölgeli ve serin bir yerde ölçülmeli, kan şekeri ölçüm çubukları güneş ışığına maruz kalmamalıdır. Vücudunuzun ıslak olması sonucu etkilediğinden denizden ya da havuzdan çıktıktan sonra parmaklar mutlaka iyice kurutularak kan şekeri ölçülmelidir.

  • Çıplak ayakla yürümek, sıcak zemine basmak

Diyabetli hastalar için sinir tutulumu varsa yürürken travmayı farketmemek oldukça sakıncalıdır. Gerekirse yumuşak terlik kullanılmalıdır. Görülen en ufak zedelenme ya da kızarıklığın büyük travmatik sonuçlara ilerleyebileceği bilinmeli bu nedenle çıplak ayakla yürümekten kaçınılmalıdır. Sıcak zemine de yalın ayak kesinlikle basılmamalıdır.

  • Aşırı sıcaklarda ‘serinleten’ şekerli içeceklere sarılmak

Doç. Dr. Savaş Karataş “Aşırı sıcaklarda kurtarıcı gibi gözüken soğuk meşrubat, meyve suyu ya da diğer içecekler içerdikleri şeker yükü açısından, ‘diyet’ adı altında bile olsa gözden geçirilmelidir. Günlük içilecek suyun sağlıklı yeşilliklerle sabah 2-3 litre hazırlanması ve gün içesinde tüketilmesi iyi olur. Önceden hazırlanmış meyve suyu ve limonata, karbonhidrat açısından yüksek içerikli olabilir ve sakıncalıdır. Ayranın ise yağsız yoğurttan yapılmış olması gerekir ve bir kutusunun yaklaşık 80 kcal içerdiği unutulmamalıdır” diyor.

  • Hipoglisemi terlemesini yaz terlemesi ile karıştırmak

Hipogliseminin (kan şekerinin düşmesi) klasik semptomlarından biri olan terleme, yaz sıcaklarında ısıya bağlı terleme ile karıştırılabilir ve hipoglisemi daha zor ya da geç fark edilir. Bu nedenle kan şekerinin düşüp düşmediğinden emin olunmalıdır. Tatilde olsanız bile her zaman elinizin altında hızla emilen karbonhidrat içeren besin bulunmalıdır.

  • Kontrol dışı aşırı hareket

Yaz aylarında aşırı hareket edebiliriz ve glikoz kaslarda tüketildiği için kan şekeri düşebilir. Yine yazın bir öğün ile diğeri arasında daha uzun aralıklar ve bir önceki öğünden çok daha fazla düşen kan şekeri ile farklı bir yaşam ritmi olabilir. Evden uzakta geçirilen bir tatil sırasında, yiyeceklerin kalitesi veya miktarı değişebilir ve kan şekeri yemek sırasında daha az yükselebilir ve/veya bir öğün ile diğeri arasında çok fazla düşebilir.

  • Güneş ışığına maruz kalmak

Yazın yürüyüş yaparken veya havuz/deniz kenarında güneşlenirken güneş yanığına maruz kalabilirsiniz. Özellikle diyabetli kişilerde güneş yanığı vücudu daha fazla strese sokar ve kan şekeri düzeylerini yükseltebilir. Vücudunuzu yeterli miktarda süreceğiniz güneş kremi ile koruduğunuzdan emin olun ve koruyucu gözlük takmaya özen gösterin.

  • Tatlılara ve hamur işi besinlere ‘hayır’ diyememek

‘Her şey dahil’ konseptiyle gidilen tatil köylerinde sınırsız ve birbirinden cezbedici görünen, iştah açan hamur işleri, tatlılar vb besinler ya da yeni bir yer keşfettiğimizde oranın mutfağını kaçırmak istemediğimizde; ağır kalorili yiyecekleri tüketirken bir kez daha düşünelim ve çok sevdiğimiz tatil yerinin hastanesi ile kötü şekilde tanışmayalım! Doç. Dr. Savaş Karataş “Fazla yemek yiyip şeker düşürücü ilaç ya da insülin dozunu fazla almak bir çözüm olmayabilir, çünkü bu yemeklerde sadece şekere dönüşen karbonhidrat değil yağ ve diğer zararlı maddeler de bulunuyor. Üstüne üstlük diyabeti olduğunu bilmeyen ya da prediyabeti olan bir kişi için de bu tür gıdalar tehlike arz edebilir. Dolayısıyla tatili sağlıklı tamamlamak için ölçülü ve beslenme düzenine göre yemek yenilmelidir” diyor.

Serinleyeyim derken kilo almayın!

Aşırı yaz sıcaklarında çok da düşünmeden bir çırpıda başımıza diktiğimiz, içimizi ferahlatan soğuk içecekler bilinçsiz tüketildiğinde obeziteden diyabete dek ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor! Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz “Özellikle yaz aylarında değil terleme yoluyla nefes alıp verirken bile sıvı kaybettiğimiz için vücudumuzun suya ihtiyacı artıyor. Günde ikibuçuk litreden az su içmemek gerekiyor. Ancak pek çok kişi aşırı sıcaklarda su yerine soğuk şekerli içeceklere yönelebiliyor! Oysa gerek vücudumuzun sıvı ihtiyacını karşılamak gerekse serinlemek için kesinlikle sağlıksız, katkılı ve yapay içeceklerden uzak durmak çok önemli” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz aşırı sıcaklarda evde hazırlayabileceğiniz serinleten içecekleri, bir su bardağına (200 ml) denk gelen kalori miktarlarını ve tariflerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz

Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz

  • Şekersiz limonata ( 200 ml/ 65 kalori)

Yaz ayı denilince akla ilk gelenlerden biri ev yapımı limonata oluyor. 1 su bardağı limonatanın (200 ml) 65 kalori içerdiğini belirten Sıla Bilgili Tokgöz, içerisinde bal olduğu için 1 yaş altı çocuklardan uzak tutulması gerektiğini söylüyor.

Tarifi:

İki büyük limon ve bir portakalın kabuklarını rendeleyip suyunu sıkın. Üç yemek kaşığı çiçek balı, bir tutam fesleğen ya da nane ve bir litre su ekleyerek derin bir sürahide karıştırın. Buzdolabında en az iki saat dinlenmeye bırakın. Sonra ince bir süzgeç ile süzün. Bol buz, nane veya fesleğen yaprakları ile servis edebilirsiniz.

  • Karpuz ve Kavunlu Maden Suyu (200 ml/120 kalori)

Yazın vazgeçilmez meyvelerinden karpuz ve kavun içeriğindeki yüksek su oranıyla öne çıkıyor. Bu meyveleri maden suyuyla buluşturunca ortaya 120 kalorilik lezzetli bir içecek çıkıyor. Ancak dikkat! Beslenme ve Diyet Uzmanı Tokgöz, glisemik indeksi yani kan şekerini yükseltme hızı oldukça yüksek olduğundan diyabet hastalarının bu içeceği daha az ölçüyle ve dikkatli tüketmeleri gerektiğini vurguluyor.

Tarifi:

İki dilim karpuz (200 gr) ve iki dilim kavunu (200 gr) buzlukta iki saat dondurun. Daha sonra taze nane yapraklarıyla blenderden geçirin. Üzerine yarım limon suyu ve bir şiye maden suyu ekleyerek tüketebilirsiniz.

  • Yaban Mersinli Smoothie (200 ml/ 250 kalori)

Özellikle yazın kahvaltı için farklı alternatif arayanların da severek tüketeceği tok tutan ve serinleten içeceklerden biri; yaban mersinli smoothie. Bir bardağı (200 ml) 250 kalori olan bu içeceğin; içerisindeki çilek ve yaban mersini sayesinde C vitamini ve antioksidan açısından oldukça zengin olduğunu söyleyen Tokgöz “Yulaf içerisindeki lif sayesinde mideyi daha geç terkederek daha uzun süre tok kalmaya yardımcı oluyor. Süt hem kalsiyum hem protein bakımından günlük alıma katkı sağlıyor. Glisemik indeksi düşük meyve kullanıldığı için diyabet hastaları da rahatlıkla tercih edebilirler” diyor.

Tarifi:

Sekiz adet yaban mersini, bir su bardağı süt, iki yemek kaşığı yulaf ve bir çay kaşığı toz tarçını bir kaba koyarak blenderden geçirip tüketebilirsiniz. Daha şekerli bir tat arayanlar bu tarife bir adet muz da ilave edebilirler. Süt ve süt ürünlerine intoleransı olanlar ise badem veya yulaf sütü gibi bitkisel içecekler de tercih edebilir.

  • Meyveli Kefir (200 ml/195 kalori)

Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz, kefirin probiyotik etkinliği ile bağırsak dostu bir içecek olduğunu vurgulayarak “İçerisindeki kalsiyum ve protein sayesinde kas ve kemik sağlığı için de son derece önemli. Ek gıda döneminde bebeklerin bile rahatlıkla içebileceği hem çok sağlıklı hem de çok doyurucu bir içecek tarifi olarak öne çıkıyor” diyor.

Tarifi:

Bir su bardağının dörtte üçü kadar kefiri, yarım çay bardağı suyu, bir küçük muzu ve iki adet kayısıyı blenderden geçirdikten sonra içebilirsiniz. Diyabet hastaları için; kiraz, şeftali, elma ve çilek gibi kan şekerini hızlı yükseltmeyen besinler tercih edilebilir.

  • Sağlıklı Reyhan Şerbeti (200 ml/32 kalori)

Osmanlı mutfağından günümüze kadar gelen bu vazgeçilmez şerbetin oldukça sağlıklı olduğunu belirten Tokgöz şöyle konuşuyor: “Reyhan, antioksidan-bağışıklık destekleyici ve mide bağırsak yakınmalarına, hazımsızlığa iyi geliyor. Şerbet deyince akla hemen şekerli bir içecek gelse de yüksek şeker ve kalori alımı vücutta yağ olarak depolanıp hızla kilo aldırdığı için rafine şeker kullanmadan da reyhan şerbeti hazırlayabilirsiniz.”

Tarifi:

Bir demet taze reyhanı yıkayıp bir kaseye alın. Üzerine bir litre sıcak su döküp içerisine bir adet kabuk tarçın, beş adet karanfil ve bir adet limon suyu ekleyerek soğuyana kadar bekleyin. Soğuduktan sonra iki yemek kaşığı hurma özü veya balı ekleyip bol buzla servis edebilirsiniz.

  • Soğuk Şeftalili Yeşil Çay (200 ml/60 Kalori)

Hazır satılan soğuk çayların yüksek oranda rafine şeker içerdiğini, bu nedenle evde hazırlayarak hem aşırı sıcaklarda serinleyip hem de sağlıklı içecek olarak tüketebileceğinizi belirten Sıla Bilgili Tokgöz, bir su bardağı (200 ml) içeceğin 60 kalori olduğunu söylüyor. Tokgöz şöyle konuşuyor: “Termojenik etkiye bağlı olarak yeşil çay daha fazla enerji harcanmasını sağlıyor. Aynı zamanda yeşil çay polifenolik bileşenlerinin etkisiyle de kilo kaybına ve ödem atmaya da yardımcı oluyor. Ancak içeriğindeki kafein sebebiyle yüksek tansiyonu, kardiyovasküler hastalığı ve böbrek hastalığı olanların dikkat etmesi gerekiyor.”

Tarifi:

İki adet poşet yeşil çayı ya da bir yemek kaşığı dökme yeşil çayı yarım litre kaynatılmış suda demleyin. Soğumaya bırakın. İki adet olgun şeftaliyi bir çay bardağı su ile blenderden geçirip bir sürahiye süzün. Ardından üzerine soğumuş yeşil çayınızı ekleyip buzla servis edebilirsiniz.

Karın ağrısı değip geçmeyin!

Daha önceden var olmayan, yeni ortaya çıkan veya var olup da karakteri değişen belirtileriniz varsa bunları ertelemeden doktora gitmek son derece önemli. Sizin için anlamsız gibi görünen bir belirti, ciddi bir hastalığın işaretçisi olabilir. Belki de karın ağrınız, sandığınız gibi basit ve geçici değildir. Liv Hospital Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koruk Gastroenteroloji’de sıkça kullanılan Endoskopik Ultrasonografi (EUS) ve ERCP yöntemini anlattı.

Hızlı ve etkin sonuç
Daha önceden uzun zaman alan zahmetli tedaviler yerini yeni tekniklere ve teknolojik cihazlara bıraktı. Bu gelişim de hastaların hızlıca evlerine gidebilmesine olanak tanıyor. Bu yöntemlerden ikisi Gastroenteroloji’de sıkça kullandığımız Endoskopik Ultrasonografi (EUS) ve ERCP yöntemidir.

Tanı ve tedavide tercih ediliyor
ERCP, endoskopik yolla yapılan, safra yolları ve pankreas hastalıklarının hem tanı hem de tedavisinde kullanılan bir yöntemdir. Özellikle safra kanal taşlarında, tümörlerde, tıkanma sarılıklarında, pankreas kanal taşları, kronik pankreatit, pankreas tümörleri gibi hastalıkların tanı ve eş zamanlı olarak tedavisinde, ehil ellerde, güvenli ve başarılı bir tedavi yöntemidir.
Özellikle safra sistemi ve pankreas hastalıklarında kullanılıyor
EUS ise rutin endoskopik incelemeler için kullandığımız cihazlara ultrasonografinin eklenmesi ile geliştirilen ve yine endoskopik yolla uygulanan bir tanı ve tedavi yöntemidir. Sindirim sistemi organlarının duvarından kaynaklanan tümörlerde, komşu organlardaki hastalıkların tanı değerlendirmesinde, tümör evrelemesinde, özellikle safra sistemi ve pankreas hastalıklarının tanı ve tedavisinde kullanılmaktadır.
Hızlı ve etkin sonuç
Bu iki yöntem kimi zaman birlikte kullanılarak tanı ve tedavi süreci daha da hızlandırılmakta ve etkin sonuca ulaşılmaktadır.

İdrar rengi koyuysa dikkat!
Safra yolu hastalıklarının en önemli belirtisi:

  • Sarılık,
  • Karın ağrısı
  • Kaşıntı
  • Ateş yüksekliği, idrar renginde koyulaşma olması da eşlik eder.

Bu bulgular safra akışında bir sorun olabileceğini düşündürür:

  • Ani başlayan şiddetli karın ağrısı,
  • Beraberinde bulantı,
  • Kusma ve ateş olması akut pankreatit işaretçisi olabilir.
  • Kronik karın ağrıları, kilo kaybı, iştahsızlık, kimi zaman sırt ağrıları pankreas tümörlerinin belirtisi olabilir.

Belirli bir şikayeti olmayan kişilerde yapılan rutin taramalar sırasında da bu bölge hastalıkları için şüphe uyandıracak bulgular tespit edilebilmektedir. İşte böyle durumlarda ileri tetkik ve tedavi yöntemi olarak EUS ve ERCP devreye girerek tanıyı hızlandırmaktadır. Çoğunlukla da aynı seansta tedaviyi de uygulamaktayız.

Tedavi planı
Hastaların şikayetlerine yönelik olarak yapılan muayene ve basit tetkiklerle eğer safra sistemi veya pankreas hastalıklarından şüpheleniyorsa ikinci planda gerekli olan diğer görüntüleme ve tetkikler de yapıldıktan sonra tedavi kararı hastayla birlikte verilir.

İşlemler Anesteziyoloji Uzmanı eşliğinde uygulanan sedasyon (uyku hali) altında yapılıyor. Bu sayede de hasta işlemle ilgili herhangi bir ağrı duymamış oluyor.

Sonuca yönelik hedef
EUS, yapılacak hastalarda incelemeyi planladığımız organa yönelik hedef belirlenir ve bu bölge incelemesi yapılır. Örneğin pankreasta şüpheli kitlesi olan bir hastada hedef pankreas incelemesidir;

  • Bu organın mide ve on iki parmak bağırsağı komşuluğu kullanılarak bu bölgeden, çok yakından ve detaylı olarak, pankreas görüntülenir.
  • Pankreasın genel yapısı normal mi değil mi, kanal yapı ve çapı normal mi, kanalda taş veya düzensizlik var mı, organın dokusunda yer kaplayan tümöral oluşum veya kistik kitle var mı tüm bunlar detaylı olarak incelenir.
  • Bu bilgiler ışığında sonraki tedavi yöntemlerine karar verilir.
  • Pankreasta kitle tespit edilen hastalarda bu kitlenin iyi ya da kötü huylu bir tümör olduğunun ayırt edilmesi amacı ile bu kitlenin içinden ince iğnelerle biyopsi yapılarak patolojik kesin tanıyı koyma imkânı sağlar.

Hedef organ safra yolları
Safra yollarında bir problem düşünülen hastada hedef organ safra yollarıdır ve inceleme o bölgeye yoğunlaşır. Bu incelemeyle;

  • Safra yollarının çap ve yapıları normal mi,
  • Genişleme veya darlıklar var mı,
  • Safra yolu içerisinde yer kaplayan taş, çamur, kitle var mı,
  • Karaciğer içi safra yolları düzenli mi tespiti ile tanı konulur.

Özel malzemeler ve aletler yardımı ile kanala ulaşılır
ERCP’de ise endoskopik yolla girilerek safra kanalının oniki parmak bağırsağına açıldığı noktaya (papilla) ulaşılır ve özel malzemeler ve aletler yardımı ile buradan safra kanalları veya pankreas kanalına ulaşılır.

  • Kanal içerisine verilen boyar madde ile alınan görüntülerde tanı ve anatomi teyit edilir.
  • Sonrasında duruma göre kanalın ağzı genişletilerek daha kolay erişim sağlanır. Bu sayede kanal içerisinde var olan çamur ve taşların rahat çıkarılması mümkün olur.
  • Hastada altta yatan sorun safra kanallarındaki darlık ise bu kez darlığın yukarısına geçilerek buraya stent denilen tüpler yerleştirilir ve bu sayede dar bölgeden aşağıya geçemeyen safra rahat bir şekilde boşalır ve mevcut olan sarılık da düzelir.
  • Aynı şekilde pankreas kanalındaki taşlar, kistler de tedavi edilebilmektedir.

Ortalama 20-30 dakika arasında gerçekleşir
Tüm bu işlemler ortalama 20-30 dakika arasında gerçekleşmekte olup hastalar çoğunlukla bir gece hastanede misafir edildikten sonra herhangi bir komplikasyon olmadığı taktirde ertesi gün gerekli tedavileri düzenlenerek evlerine uğurlanmaktadırlar.

Mutsuz evlilik kalp krizi riskini artırıyor

Sağlık Bakanlığı verilerine göre yılda 18,6 milyondan fazla ölüme yol açan kalp ve damar hastalıkları, dünya genelinde ölüm nedenlerinin başında geliyor. Kötü beslenme, az egzersiz, diyabet, hipertansiyon, sigara ve yüksek kolesterol gibi risk faktörlerinin dışında kalbe zarar veren birçok unsur olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Akla ilk gelen örneklerden olmasa da vardiyalı çalışma, horlama, mutsuz evlilik veya çok televizyon seyretmek gibi alışkanlıklar kalp sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor” dedi.

Kalp sağlığı ile doğrudan ilişkilendirilmeyen bu durumların yoğun yaşam döngüsü içinde gözden kaçtığına değinen Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Bu negatif çevresel etkenlerden uzaklaşmak kardiyovasküler hastalıklara karşı gardımızı almamıza yardımcı olur” diye konuştu. Prof. Dr. Nevrez Koylan çok bilinmeyen 12 kalp sağlığı düşmanını sıraladı;

Prof. Dr. Nevrez Koylan

Prof. Dr. Nevrez Koylan

Trafikte geçen süre riski artırıyor

Tampon tampona trafikte kalmış olan herkes bu durumun çok stresli olduğunu söyler. Araştırmalar da trafikte bir saat geçirmenin kalp krizi olasılığını artırdığını gösteriyor. Otoyoldaki yüksek gürültü seviyeleri de kalp hastalıklarına etki edebiliyor. Trafiğin yoğun olduğu saatlerde seyahat etmekten kaçınamıyorsanız, rahatlatıcı müzikler dinleyerek stresi azaltmaya çalışın. Ya da yolculuğu paylaşın ve yol arkadaşınızla sohbet edin.

 Mutsuz evlilik kalbi yoruyor

İyi bir eş seçimi kalbinizi mutlu ve sağlıklı kılar. Michigan Eyalet Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırmaya göre, birlikteliklerinden memnun olan yaşlı yetişkinlerin kalp hastalığı riski, memnun olmayanlara göre daha düşük. Bunun muhtemel nedeni ise stres. Stresli olduğunuzda, kötü beslenme tercihleri yapmanız ve sigara gibi kalp sağlığınıza zarar verebilecek alışkanlıklara yönelmeniz daha olasıdır. Ek olarak stres hormonlarının da başlı başına kalp üzerinde olumsuz bir etkileri bulunur.

Vardiyalı çalışma “iç saatimizi” bozuyor

Kanada’daki Western Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırmaya göre, gece veya düzensiz saatlerde çalışmak kalp krizi riskini artırıyor. Vardiyalı çalışmanın vücudun sirkadiyen ritmi yani diğer bir deyişle “iç saati” üzerinde kötü bir etkisinin olduğu düşünülüyor. Bunun sonucunda da kalp zarar görüyor. Bu nedenle düzenli olarak gündüz saatlerinde çalışmıyorsanız, kalp hastalığı riskinizi azaltmak için ekstra adımlar atın. Egzersiz yapın, dengeli beslenin ve doktorunuza düzenli aralıklarla kontrole gidin.

  Kalp yalnızlığı sevmiyor

Sevdiklerinizle vakit geçirmeniz stres oranınızı azaltır ve aktif kalmanıza yardımcı olur. Bu açıdan yalnız insanların kalp hastalığına yakalanma olasılığı daha yüksek olabilir. Ailenizin veya yakın arkadaşlarınızın yakınında değilseniz, ihtiyacı olan birilerine yardım ederek veya bir kedi / köpek sahiplenerek sosyal bağlantılar kurmaya çalışabilirsiniz.

Diş sağlığı önemli

Diş eti hastalığı olan kişilerde kalp hastalığı görülme olasılığı daha yüksektir. Aradaki bağlantı net değildir ancak diş etlerindeki bakterilerin kan dolaşımına geçerek kan damarlarının iltihaplanmasına ve diğer kalp sorunlarına yol açtığı tahmin ediliyor.

 Erken menopoz riski artırıyor

46 yaşından önce menopoza girenlerin kalp krizi ya da felç geçirme olasılığı, 46 yaşından sonra menopoza girenlere göre iki kat daha yüksek olabilir. Kalp dostu etkilere sahip bir hormon olan östrojen menopoz döneminde düşüşe geçtiği için erken menopoza girenlerde kalp hastalıkları riskinin arttığı sonucuna varılabilir.

 Horluyorsanız mutlaka doktora başvurun

Partneriniz düzenli olarak horladığınızı veya uyurken nefes nefese kalıyormuş gibi sesler çıkardığınızı söylüyorsa doktorunuza görünmeyi ihmal etmeyin. Bu belirtiler uyku apnesi rahatsızlığının habercisi olabilir. Bu hastalık, hava yolunuz kısmen tıkandığında ortaya çıkabilir ve nefes alıp verişlerinizde duraksamalara yol açabilir. Dolayısıyla bu bozukluk; yüksek tansiyon, düzensiz kalp atışı, felç ve kalp yetmezliği ile bağlantılıdır. Tedaviler daha kolay nefes almanıza yardımcı olabilir ve kalp hastalığı riskinizi de azaltabilir.

 Hepatit C kalpteki hücre ve dokuları etkiliyor

Araştırmacılar Hepatit C’nin kalptekiler de dahil olmak üzere vücut hücreleri ve dokularında iltihaplanmaya neden olabileceğini düşünüyor. Herhangi bir kalp semptomunuz varsa doktorunuzla birlikte takip edin.

 6 saatten az uyuyorsanız dikkat

Geceleri rutin olarak 6 saatten az uyuduğunuzda, yüksek tansiyon ve kolesterol riskinizi artırırsınız. Obez olma ve diyabete yakalanma ihtimaliniz de artar ve bunların her ikisi de kalbinize zarar verebilir. 6 saatten az uyumamak, gün boyunca uyumanız gerektiği anlamına gelmez. Düzenli olarak 9 saatten fazla yatar pozisyonda vakit geçirirseniz de kalp hastalığı için önemli risk faktörleri olan diyabet ve felç geçirme olasılığınız artar. Beyninize, vücudunuza, kalbinize iyi bakın ve gecede 7 ila 9 saat uyumayı hedefleyin.

 Göbek bölgesinde yağlanma tehlikeli

Her türlü fazla kilo kalbiniz için zorluk çıkarır ancak özellikle göbek yağları oldukça tehlikelidir. Göbeğinizdeki yağ vücudunuzun kan basıncını yükseltebilecek hormonları veya diğer kimyasalları üretmesini tetikleyebilir. Bel çevresi kadınlarda 85 cm’den, erkeklerde ise 100 cm’den fazlaysa, bir diyet ve egzersiz planı için doktora başvurmak gerekir.

 Fazla TV izlemek kalp krizi riskini yüzde 20 artırıyor

Çok fazla televizyon seyreden kişilerin kalp sorunlarına yakalanma olasılığı, televizyon sürelerini sınırlayanlara göre daha yüksektir. Günde televizyon izleyerek geçirdiğiniz her saat, kalp hastalıkları riskinizi neredeyse yüzde 20 oranında artırabilir. Oturmak bu maddenin en olası suçlusudur ve yüksek tansiyon gibi sorunlarla bağlantılıdır.

 Fazla egzersiz de zarar

Egzersiz kalbiniz için harikadır. Ancak formda değilseniz veya sadece ara sıra egzersiz yapıyorsanız, yavaş başlayarak dayanıklılığın kademeli olarak artırılması gerekir. Araştırmalar, çok uzun süre veya çok sert egzersiz yapıldığında kalp krizi riskinin arttığına işaret ediyor. Bu nedenle alışkın değilseniz yürüyüş gibi hafif seçenekleri tercih edin. Yüksek kalp hastalığı riskiniz varsa, egzersiz planınız için mutlaka doktorunuzla konuşun ve egzersiz esnasında kalp monitörü kullanmayı düşünün.