Yazılar

Anadolu Isuzu, 62 sıra birden yükseldi

Anadolu Isuzu, 62 sıra birden yükseldi

Anadolu Isuzu, İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) ”Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu- 2023″ araştırmasında bir önceki yıla göre 62 sıra birden yükseldi.

  1. yılında bir büyük başarı daha elde eden Anadolu Isuzu, ISO listesinde istikrarlı büyümesini sürdürüyor.

“40. Yılda hedefimize adım adım yaklaşıyoruz”

Anadolu Isuzu Genel Müdürü Tuğrul Arıkan markanın başarısıyla ilgili şunları söyledi: “Anadolu Isuzu olarak, hedefimiz her zaman markamızı büyüterek, değerlerimizi ve şirket kaynaklarımızı geliştirerek yolumuza devam etmek… İstikrarlı büyümemizi yurt içi ve yurt dışı pazarlarda sürdürüyoruz. Otomotiv endüstrisinde öncü marka kimliğimizle yeni trendler belirlerken, ekonomimize büyük katkı sunuyoruz. Sürdürülebilirlik ve verimlilik felsefemizle yenilikçi ve çevreci araçlar üreterek farklı pazarlardaki müşteri beklentilerini en üst düzeyde karşılıyoruz. 40. yılımızda başarılarımızın katlanarak artması ve bu başarının yeniden tescillenmesi çıktığımız yolda attığımız doğru adımların bir göstergesi. ISO 2023 araştırmasında 62 sıra birden yükselmenin haklı gururunu yaşıyoruz. Anadolu Isuzu, otomotiv sektöründe marka değerini her geçen yıl yükseltiyor. Şirketimizin bu seviyelere gelmesinde katkıları bulunan tüm çalışma arkadaşlarıma, bayi ve servis teşkilatımıza, tedarikçilerimize ve diğer tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyorum.”

Havuz keyfi ishale sebep olabilir

Havuz keyfi ishale sebep olabilir

Yaz mevsimiyle beraber ishal vakalarında da artış görülebiliyor. Çocuklar ise bu durumdan en çok etkilenen grup. Sıcak hava nedeniyle fazla sıvı alma isteğinin mikrop tehlikesini artırması, besinlerin hızlı bir şekilde bozulması ve hijyen kurallarına önem verilmemesi gibi sebeplerin sulu dışkılama şikayetlerini artırdığını ifade eden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayşe Sokullu, “İshal; bakteriler, parazitler ve yaygın olarak virüslerden kaynaklanıyor. Virüs kaynaklı ishal ateş yapmıyor, yaklaşık bir gün boyunca etkisini gösteriyor ve hastayı yatağa hapsetmiyor. Bakteriler ise besin zehirlenmelerine yol açarak ishallere neden oluyor” açıklamasında bulundu.

İshal sonucu oluşan sıvı kaybı yetişkinlere göre çocukları daha fazla etkiliyor. Çocuklarda meydana gelen ishalin çoğunlukla hastaneye yatışa yol açtığını, yetişkinlerde ise ishal sebebiyle yatışın çok daha düşük bir oranda gerçekleştiğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayşe Sokullu, “Bu durum, sıvı kayıplarının çocukları daha fazla etkilemesinden kaynaklanıyor. Çocuklarda yüzde 10’luk bir sıvı kaybı bile sıvı dengesine zarar vererek ciddi rahatsızlıklara yol açabiliyor” şeklinde konuştu.

Dr. Ayşe Sokullu,

Dr. Ayşe Sokullu

Çocuğun halsizliği çok yüksekse vakit kaybetmeden hastaneye gidilmeli

İshal tedavisinde en önemli nokta kaybedilen sıvının geri alınması. Bu konuda ebeveynlerin bilinçli olması gerektiğinin altını çizen Dr. Ayşe Sokullu, “Sıvı dengesini koruyucu önlemleri erkenden almak çok önemli. İshal tedavisinin ilk adımı da sıvı kayıplarının ağız yoluyla yerine koyulmasıdır. Hastaneye yatış ve serumla tedaviye ne kadar az mecbur kalınırsa o kadar iyi. Kusmalara karşı da bilgilenmek çok önemli, beslenme hataları giderildikçe kusma ilaçsız bir şekilde önlenebiliyor. Kusması olmayan çocuklarda tedavi daha kolay oluyor. Ancak sıvı kaybı yüzde 10’un üzerine çıkan vakalarda, bu tip uygulamalarla zaman kaybetmeyip damar yolu ile sıvı tedavisine başlanmalı. Çocuk halsizlik yüzünden hareket edememeye başlamışsa ve ağızdan sıvı alımı sağlanamıyorsa hiç vakit kaybetmeden bir doktora başvurulmalı” dedi.

 İshali önlemek için öneriler

  1. Dışarıda kalmış yiyecekleri tüketmeyin. Hijyen şartlarına güvenmediğiniz yerlerde yemek yemeyin.
  1. İshalin bulaşıcı olduğunu unutmayın ve kişisel hijyeninize çok dikkat edin, çocuklarınızı da hijyen konusunda eğitin. Yazın özellikle havuz gibi ortak alanların kullanımının artması nedeniyle kendinizi daha dikkatli koruyun.
  2. Süt ve süt ürünlerini tüketirken çok daha dikkatli davranın. Üretim ve tüketim tarihleri ile saklama koşullarını kontrol edin. Özellikle eriyip tekrar donmuş görünen dondurmalardan uzak durun.
  3. Çocuklarda ishal başlar başlamaz ağızdan sıvı takviyesine başlayın.
  4. Hafif ishal belirtileriniz varsa daha az yağlı, fazla lif içermeyen ve pirinç, patates gibi bağırsakları az çalıştıracak besinler tercih edin.

Omuz çıkıkları yazın sık görülüyor!

Omuz çıkıkları yazın sık görülüyor!

Yaz aylarıyla birlikte seyahat sezonu tüm hızıyla devam ediyor. Ancak özellikle de tatil heyecanı ve yaz aktivitelerine kendimizi kaptırıp bazı risklere kolayca davetiye çıkarabiliyoruz. Bunlardan biri de omuz çıkıkları! Zira, seyahate çıkmak için hazırladığınız valizinizi tek elle kaldırmak ya da aşırı sıcaklardan kendinizi serin sulara bırakmanın mutluluğuyla var gücünüzle attığınız bir kulaç omzunuzda ani çıkığa yol açabilir! Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Kerem Bilsel yaz aylarıyla birlikte omuz çıkığı sorunlarıyla sık karşılaştıklarını belirterek, 20 yaşından önce olan çıkıkların tekrarlama riskinin de yüzde 80’in üzerine çıkabildiğini söylüyor. Prof. Dr. Kerem Bilsel, omuz çıkıklarına yol açan etkenleri ve omuz çıkığının neden acil müdahale gerektirdiğini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Basket topunu potaya atarken yaşadığınız heyecanın tam ortasında… Plaj voleybolunda kumların üzerinde topa karşılık vermek için hamle yaptığınızda… Aşırı sıcaklardan bunalıp serin sularda hızla kulaç atarken… Tatil için valizinizi hazırlayıp heyecanla tek elinizle yukarı kaldırdığınızda ya da sırt çantanızı doldurup seyahat için sırtınıza yüklediğinizde! Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Kerem Bilsel bu ve benzeri yanlış davranışların, vücudumuzun hareketli bölgesi omuzumuzun aniden çıkmasına yol açabildiğini vurgularken, özellikle çıkık vakalarının sayısının yaz ayları ile birlikte artış gösterdiğini söylüyor. Son derece dinamik bir yapıya sahip olan ve günlük yaşantımızda en temel ihtiyaçlarımız için sağlıklı olmasına ihtiyaç duyduğumuz omuzlarımızın çok güçlü bir destekle korunmasına rağmen bazı zayıf noktaları olduğuna işaret eden Prof. Dr. Kerem Bilsel bu nedenle de vücudumuzun en sık çıkık gelişen eklemi olmaktan kurtulamadığını vurguluyor. Omuz eklemine uygulanan bu travmatik yüklenmelerin omuz anatomisini oluşturan önemli yapılarda hasar yaratabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Bilsel sözlerine şöyle devam ediyor: “Aşırı baş üstü zorlamalarında omzumuzu yerinde tutan yuvanın etrafını çevreleyen labrum yapılarında yırtılmalar ve sonrasında güvensizlik ve eklemde çıkıklar yaşanabiliyor. Omuzumuza günlük aktiviteler sırasında da aşırı yüklemeler yapabiliyoruz. Buna en klasik örneklerden bir tanesi, yaz aylarında da çok başımıza gelebilecek seyahatler sırasında ağır valizlerin tek el ile kaldırılıp yükseğe konulması sırasında omuzda labrum ve tendon yırtıkları ile karşılaşılabilmektedir.”

Prof. Dr. Kerem Bilsel

Prof. Dr. Kerem Bilsel

Özellikle 12-40 yaş arası erkeklerde sık görülüyor!

Omuz çıkığının görülme sıklığının genel nüfusta yüzde 1.7 olduğunu, özellikle gençlerde ve genç erişkin erkeklerde daha sık görüldüğünü belirten Prof. Dr. Kerem Bilsel “12-40 yaş arasında omuz çıkığı ile çok daha fazla karşılaşıyoruz. 20 yaşından önce olan omuz çıkıklarının tekrarlama riski de yüzde 80’in üzerine çıkabiliyor. Yaz aylarıyla birlikte dışarıda fiziksel aktivitelerin artması ve yapılan sporlarla alakalı olarak sıklık artabilmekte, baş üstü ve kolları, omuzları zorlayıcı hamlelerde omuz çıkığı gelişebilmektedir. Özellikle su topu, tenis, beyzbol, hentbol, voleybol, basketbol gibi sporların amatör kişilerce de oynanması ve aşırı sıcakların bunaltmışlığından serin sulara dalmanın çoşkusuyla atılan kulaçların şiddetinde ölçünün kaçırılması yaz mevsiminde omuz çıkığıyla başvuran hastaların sayısında artışa neden oluyor” diyor. Vücudumuzda en hareketli ve en sık çıkan bu eklemimiz kişinin tüm yaşantısını olumsuz etkileyecek kadar kritik önem taşımasına rağmen gereken özeni göstermediğimizi vurgulayan Prof. Dr. Bilsel “Omuz çıkığı olan ve omuzu çok sık çıkan insanlar günlük yaşam konforunun son derece olumsuz etkilenmeleri ve temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmelerinin yanı sıra, bir süre sonra dengelerini yitirebiliyorlar” diyor.

 “Bu çıkık yer eder mi?!”

Günümüzde halk arasında “Bu çıkık yer eder mi?” sorusu hekimlere sıkça yöneltiliyor. Bu soruyu Prof. Dr. Bilsel şöyle yanıtlıyor: “Bu konuda literatürde yapılan çalışmalar ve tecrübeler bize, tekrar çıkıkla ilgili bazı risk faktörlerini tanımlamıştır. Bu faktörler arasında yaşın 20 ve altında olması, kontakt baş üstü sporla ilgilenilmesi, esnek yapılı olma (hipermobilite) ve radyolojisinde omuz ekleminde kemik kaybı en önemli parametreler olarak ele alınmalıdır. Bu faktörler eşliğinde tekrarlama riski öngörüsü yüksekse ameliyat seçeneği ön planda düşünülmelidir.”

Omuz çıkığında acil müdahale şart!

Omuz çıkığı esnasında ise bazı hatalı davranışlar nedeniyle tedavi çok daha zorlaşabiliyor. Omuz çıkığının acil müdahale gerektirdiğini, zaman kaybetmeden hastaneye başvurulmasının çok önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Kerem Bilsel “Hastane şartlarında tercihen anestezi veya sedasyon altında kapalı yerine oturtulması (redüksiyon) ilk aşama tedavi olarak yapılmalıdır. Sonrasında en az 10-15 gün arasında kol askısında istirahat ile takip edilir. İlk çıkıklarda özellikle sporcularda ve aktif genç erişkinlerde klinik ve radyolojik testlerle değerlendirilip tekrar çıkma riskini oluşturabilecek faktörler göz önünde bulundurulmalıdır” diyor. Omuz çıkığının tekrarlama riskinin yüksek olduğununun tespit edilmesi durumunda ameliyat gerekebildiğini belirten Prof. Dr. Bilsel şu bilgileri veriyor: “Ameliyat lezyonun büyüklüğüne ve kemik kaybı derecesine göre planlanmaktadır. Küçük kemik kaybı olan hastalarda kapalı (Artroskopik) yumuşak doku fiksasyonları uygun olurken lezyonu daha ciddi derecede olduğu durumlarda açık veya artroskopik kemik blok ameliyatları seçilmektedir. Uygun hastada, risk faktörlerini göz önünde bulundurarak en doğru cerrahi yöntem seçilmelidir.”

Yazın cilt ve saçınız kurumasın!

Yazın cilt ve saçınız kurumasın!

Yaz aylarında güneş ışığı, deniz, havuz ve sıcağın etkisi ile cildin koruyucu tabakası zarar görebiliyor. Buna bağlı olarak ciltte kuruluk ortaya çıkabiliyor. Sadece cilt bakım rutinine nemlendirme ve güneş koruyucuların eklenmesi yeterli olamayabiliyor. Çünkü yaz aylarında saçınız da kuruyabiliyor. Bu dönemde saç ve cilt sağlığı için bazı önerileri uygulamak önem taşıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Asude Kara Polat, yaz döneminde dikkat edilmesi gerekenler ile ilgili bilgi verdi.

Doç. Dr. Asude Kara Polat

Doç. Dr. Asude Kara Polat

 Her banyo sonrası vücudu nemlendirmek gerekiyor

Cilt bakım rutininin bir parçası olan nemlendirme ve güneşten korunma oldukça önemlidir.

Cilt tipine uygun şekilde nemlendiricilerin kullanılması gerekmektedir. Her banyo sonrası tüm vücut krem, losyonlar ile nemlendirilmelidir. Cilt bakımı için yaz mevsiminde gözenekleri tıkayacak yağ bazlı ürünler tercih edilmemelidir. Su bazlı nemlendiriciler kullanılmalıdır. İçeriğinde ise hyaluronik asit, seramid, pathenol gibi içerikler tercih edilebilir. Özellikle yaz mevsiminde güneş ışınlarının daha dik gelmesi ile UV etkisi daha belirgin olarak etkisini göstermektedir. Cilt sağlığını korumak için güneş koruyucular kremlerin, losyonların veya sticklerin kullanılması gerekmektedir.

Mavi ışık koruyucu filtreli güneş koruyucular öneriliyor

Telefon, tablet, bilgisayar, LEED ışığı gibi günlük hayatta sık kullandığımız eşyalar da mavi ışık saçar ve ciltte lekelenme, ince kırışıklık gibi yaşlanma belirtilerinin oluşumuna zemin hazırlar. Son yıllarda güneş koruyucu kremlerin içeriğine mavi ışık koruyucu filtreler eklenmektedir. Dolayısı ile dışarı çıkacak olmasanız bile güneş koruyucu kullanımı önemlidir. Sabah cilt bakım rutinimize mevsim fark etmeksizin temizleme sonrası nemlendiriciler ve güneş koruyucular eklenmelidir. Güneşten koruma faktörü yani SPF (sun protection factor) en az 30 olacak şekilde geniş spektrumlu güneş koruyucu kremlerin uygulanması gerekmektedir. Gün içinde bu kremlerin 2 veya 3 saatte bir yenilenmesi önemlidir. Yine açık renk kıyafetler, geniş kenarlıklı şapkalar, UV koruyucu fitre içeren kıyafetler, bol pamuklu kıyafetler tercih edilebilir. Zararlı UV ışınlarına karşı güneş gözlüğü tercih ederken mutlaka UV400 ifadesi bulunmasına dikkat edilmelidir.

Doç. Dr. Asude Kara Polat

Deniz, güneş ve havuz saç sağlığını da olumsuz etkiliyor

Yine yazın güneşin, denizin, havuzun etkisi ile cilt sağlığı kadar saç sağlığı da olumsuz etkilenmektedir. Saçlar kurur, matlaşır, kolay kırılmalar meydana gelebilmektedir. Şampuan tercihinde nem veren seramid içeren ürünler tercih edilmelidir. Boyalı saçlarda, kurumaya daha eğilimli olan saçlarda haftada 1 veya 2 kez saç bakım maskeleri kullanılabilir. Yine tatlı badem yağı, Hindistan cevizi yağı ile saç diplerine masaj yapılabilir. Saçı fön makinesi veya diğer ısı kaynakları ile kurutmak daha çok kuruluğa yol açacağı için saçın kendi halinde kuruması daha uygun olacaktır.

Havuza veya denize girerken bone tercih edilebilir. Bone takma ve çıkarma esnasında saçta kırılmaya yol açmayacak boneler tercih edilmelidir. Şapka ve eşarp da güneşin zararlı etkisini azaltmak için kullanılabilir. Saç sağlığını desteklemek için vitamin destekleri önemlidir. Yine yaz aylarında saçları canlı, parlak, yumuşak hale getirmek için kişiye göre planlaması yapılan vitamin, mineral, peptid içeren flakonların kullanıldığı mezoterapi uygulaması ve kişinin kendi kanı alınarak büyüme faktörlerinin açığa çıkmasıyla oluşturulan plateletten zengin plazma uygulaması veya mezenkimal kök hücre içeren eksozom uygulanabilir.

Yaz aylarında da bazı kozmetik işlemler uygulanabiliyor

Pek çok kozmetik işlem özellikle kış döneminde yapılmaktadır. Fakat yaz aylarında da cilt bakımı için yapılacak dermokozmetik işlemler bulunmaktadır. Yaz döneminde karbon peeling, mezoterapi, trombositten zengin plazma (plateletten zengin plazma/PRP), eksozom, botulinum toksin, dolgu uygulamaları, bazı lazer tedavileri gibi uygulamalar yapılabilmektedir.

Cilt sağlığımız için bol su tüketmek, yeterli sebze, meyve ve baklagil tüketimi ile sağlıklı beslenmek ve sigara kullanmamak önemlidir. Sigara cilt yaşlanmasını tetikleyen faktörlerden biridir. Ciltte sentezlenen D vitamini yeterli olamadığında D vitamini takviyesi doktor tavsiyesi ile kullanılabilir. Yine yeterli balık tüketmeyen kişiler için omega 3 takviyeleri kullanmak cilt sağlığı için önemlidir.

Sıcak çarpması aşırı kilolu ve zayıfları daha çok etkiliyor

Sıcak çarpması aşırı kilolu ve zayıfları daha çok etkiliyor

Haziran itibarıyla aşırı ısınan havalar; yaşlıları, 5 yaş altı çocukları, hamileleri ve aşırı kilolu ya da zayıf kişileri daha çok etkiliyor. Sıcak havalara karşı herkesin dikkatli olması ve önlem alması gerektiğini hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Eyyüp Kenan Özok, “Gündelik alışkanlıklar yaz mevsimine göre değiştirilmeli, vücut serin tutularak su kaybı önlenmeli. Öğle saatlerinde koşanlar sabah erken veya akşam saatlerini tercih etmeli. Mevsime uygun beslenmeye ve özellikle de bol su içmeye dikkat edilmeli” uyarılarında bulundu.

Terli ve soğuk cilt, bitkinlik, susama hissi, kas krampları, baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı, kusma ve idrar koyulaşması gibi durumlar sıcak çarpmasının yaygın belirtileri arasında yer alıyor. Sıcaklık artmaya devam ederse cildin kuru, sıcak ve kırmızı bir hal aldığını, vücut ısısının yükseldiğini, solunum ve nabzın hızlandığını, davranış bozukluğu ve bilinç bulanıklığı gelişebildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Eyyüp Kenan Özok, “Damarların genişlemesi nedeniyle tansiyon düşer ve vücutta kan dolaşımını sağlamak için kalbin daha hızlı ve yoğun çalışması gerekir. Bu durumda damarlarda oluşan sızıntı yüzünden isilik veya ayaklarda şişme görülebilir. Tansiyon daha fazla düşerse hayati organlara yeterince kan ulaşamaz ve kalp krizi riski artar. Terleme yüzünden vücutta hem sıvı hem de tuz kaybı olur ve aralarındaki denge bozulur. Tansiyonun düşmesiyle birlikte bu sorun, sıcak bitkinliği olarak adlandırılan soruna yol açar” dedi.

Dr. Eyyüp Kenan Özok

Dr. Eyyüp Kenan Özok

Öğle saatlerinde dışarı çıkılmamalı

Öğle saatlerinde mümkün olduğu kadar dışarı çıkmamaya özen gösterilmesi gerektiğini vurgulayan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Eyyüp Kenan Özok, “Dışarıya çıkarken açık renkli, hafif ve bol giysiler tercih edilmeli. Sıcak altında ağır spor ve fiziksel aktivitelerden kaçınılmalı. Su başta olmak üzere yeterli sıvı alımına dikkat edilmeli. Mümkün olduğunca gölgede veya klimalı ortamlarda vakit geçirilmeli” şeklinde konuştu.

Şapkasız ve gözlüksüz dışarı çıkılmaması gerektiğinin altını çizen Dr. Eyyüp Kenan Özok, “Ayrıca güneşin zararlı ışınlarından korunmak için güneş koruyucu krem kullanılmalı” dedi.

Dr. Eyyüp Kenan Özok, vitamin ve mineral açısından zengin olan ayrıca sıvı kaybını da önleyen aşağıdaki 11 gıdanın sıcak havalarda tüketilmesini önerdi:

  1. Mısır
  2. Buzlu kahve
  3. Vişne
  4. Domates
  5. Ahududu
  6. Buzlu çay
  7. Yaban mersini
  8. Çilek
  9. Kabak
  10. Taze fasulye
  11. Karpuz ve kavun: Yazın en sevilen ve en çok serinleten meyvelerinden kavun ve karpuz, lif oranları düşük meyvelerdir. Bu nedenle de glisemik indeksleri düşüktür. 200 gram karpuz ve kavunda 13-15 gram karbonhidrat bulunur. Bu yüzden diyabetli bir bireyin ara öğünde 200 gramdan fazla kavun ya da karpuz yememesi gerektiği unutulmamalı.

Klima hastalıkları son günlerde yaygınlaştı!

Klima hastalıkları son günlerde yaygınlaştı!

Bastıran yaz sıcaklarında klimalar hem evde hem araçta hem de ofiste adeta imdadımıza yetişiyor. Öyle ki ‘serinleyeceğim’ derken çoğu zaman yol açabileceği riskleri önemsemeyebiliyoruz. Ancak dikkat! Acıbadem Maslak Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Gülcihan Özkan, klimaların yanlış ve bilinçsiz kullanımının soğuk algınlığı ve gripten klima zatürresine (lejyoner hastalığı) dek birçok ciddi akciğer enfeksiyonuna yol açabildiğini vurguluyor. Prof. Dr. Özkan, yaz aylarının masum görülen vazgeçilmezi klimaların yol açabileceği hastalıkları ve serinlerken hasta olmamak için alınması gereken 8 önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Bunaltıcı yaz sıcakları adeta nefes aldırmazken, pek çoğumuz anı kurtarmanın isteğiyle ‘yeter ki serinleyeyim gerisi boş’ diyor ve klimayı en soğuk dereceye getirmekten kaçınmıyoruz. Üstüne bir de “Ohh dünya varmış, nasıl da güzel geldi!” diyoruz ama dikkat! Zira dayanılmaz sıcakların ‘kurtarıcısı’ klimaların bilinçsiz kullanımı yüz felci ve boyun/sırt ağrılarından çok ciddi akciğer hastalıklarına dek birçok tehlikeye zemin hazırlayabiliyor! Acıbadem Maslak Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Gülcihan Özkan, özellikle son günlerde klimaya doğrudan maruz kalınması ve çok soğuk ortamlarda bulunulmaktan kaçınılmaması nedeniyle klima hastalıklarının arttığını belirterek “Klima çalışırken doğrudan karşısında durmamak, sıcaklık ayarına dikkat etmek, filtrelerini düzenli değiştirmek gibi bazı kurallara uymaya mutlaka dikkat etmek gerekir. Aksi taktirde sağlık açısından çok tehlikeli olabiliyor” diyor.

Prof. Dr. Gülcihan Özkan

Prof. Dr. Gülcihan Özkan

Soğuk algınlığından Klima zatürresine!

Prof. Dr. Gülcihan Özkan klimaların yanlış kullanımının yol açabileceği hastalıkları şöyle sıralıyor;

  • Soğuk algınlığı ve grip: Burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve kısa süreli boğaz ağrısının görüldüğü soğuk algınlığının yanı sıra klimaların bilinçsizce kullanımı gribal enfeksiyonlara da yol açabiliyor. Boğaz ağrısı, öksürük, baş ağrısı, hafif/yüksek ateş gibi şikayetlere neden olan grip bulaşıcı etkisiyle diğer kişilere de geçebiliyor. Ayrıca klima aynı ortamda bulunan kişilerde bulaş etkisini de artırıyor.
  • Klima zatürresi (Lejyoner hastalığı): Halk arasında klima zatürresi olarak da bilinen; yaygın vücut ağrısı, yüksek ateş, baş ağrısı, mide bulantısı ve ishal ile seyredebilen Lejyoner hastalığına Legionella pneumophila isimli bakteri yol açıyor. Klima zatürresi (Lejyoner hastalığı) tedavi edilmez ise solunum yetmezliği ve septik şoka neden olabiliyor. Bu nedenle mutlaka doktora başvurmak gerekiyor. Tedavi geciktirildiğinde yoğun bakım ihtiyacı gerekebiliyor.
  • Alerjik reaksiyonlar: Gözlerde ve burunda kaşıntı, hapşırma, ciltte döküntü ve boğazda gıcıklanma/ sesin gitmesi gibi alerjik reaksiyonlara yol açarak yaşam konforunu düşürebiliyor. Alerjik reaksiyonlar tedavi edilmediğinde; egzama ve astım gibi kronik hastalıklara yol açabiliyor.
  • Akut Bronşit: Klimanın yanlış ve bilinçsiz kullanımının neden olabildiği önemli hastalıklarından biri de akut bronşit! Ateş, hırıltılı solunum ve balgamlı öksürükle seyreden akut bronşit mutlaka doktor tedavisi gerektiriyor. Tedavisinde bol sıvı tüketimi, nefes açıcı ilaçlar ve doktorun gerekli görmesi durumunda antibiyotik kullanılıyor.

Klima kullanırken ihmale gelmez 8 önlem!

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Gülcihan Özkan, klima kullanırken sağlık açısından dikkat edilmesi gereken kuralları şöyle sıraladı;

  • Sıcaklık ayarı 23-24 derece olmalı
  • Ani ısı değişimlerinden kesinlikle kaçınılmalı
  • Klima doğrudan size üflememeli
  • Odanın nem seviyesi yüzde 40-60 olmalı
  • Filtreleri düzenli değiştirilmeli
  • Klima sürekli çalıştırılmak yerine ara ara açıp kapatılmalı
  • Ara sıra pencereler açılarak dışarıdaki havanın içeri girmesi sağlanmalı
  • Klimayı temizlerken dezenfektan ve kokulu temizleyiciler kullanılmamalı

Kilo vermek için diyabet ilaçları kullanmak güvenli mi?

Kilo vermek için diyabet ilaçları kullanmak güvenli mi?

Kilo vermek için diyabet ilaçlarını kullanmanın etkilerini ve risklerini değerlendiren Tıbbi Biyokimya Uzmanı Prof. Dr.  Nilgün Tekkeşin, kilo kaybı için onaylanan GLP-1 agonistlerinin, iğneyle alınan enjekte edilebilir ilaçlar olduğunu belirterek, “Tip 2 diyabet hastası değilseniz, diyabet ilaçlarına alternatifler konusunda doktorunuza danışın.” dedi.

Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin: “Maalesef, diğer kilo verme ilaçlarında olduğu gibi hastalar, özellikle bir yıldan önce ilaçları bıraktıklarında verdikleri kiloların çoğunu geri alıyorlar. Ayrıca ilaçlar çok pahalı, buzdolabında saklanması gerekiyor.”

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi (İngilizce) Tıbbi Biyokimya Bölümünden Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, kilo vermek için diyabet ilaçlarını kullanmanın etkilerini ve risklerini değerlendirdi.

Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin

Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin

Kilo vermek için önce yaşam tarzı değişiklikleri yapılmalı!

Son zamanlarda kilo vermek için Tip 2 diyabet ilaçlarının, özellikle GLP-1 agonistlerinin (Zayıflama ilaçları) kullanımının giderek yaygınlaştığına işaret eden Prof. Dr. Tekkeşin, çeşitli diyabet ilaçlarının, yalnızca Tip 2 diyabetin tedavisine yardımcı olmakla kalmadığını, aynı zamanda hastaların kilo vermesine de yardımcı olduğunu kaydederek, “Kilo vermeye en iyi yaklaşım her zaman önce davranış ve yaşam tarzı değişiklikleri yapmaktır.” dedi.

7 saat uyku başarılı kilo kaybının anahtarı…

Uzun vadeli başarı için gerekli olan ilkeler arasında düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme ve yeterli uykunun yer aldığını anlatan Prof. Dr. Tekkeşin, “Her gün en az 30 dakika yürüyüş gibi orta şiddette egzersiz yapmaya çalışın. Yüksek proteinli kahvaltı yapın. Şekerli içecekleri sınırlayın. Bütün gıdalardan faydalanın. Dikkatli yiyin; yavaş ve tadını çıkartarak yiyin. Ayrıca kalori alımınızı azaltın ve yüksek yağlı, şekerli ve aşırı işlenmiş gıdalardan kaçının. Her gece 7 saat uyumayı hedefleyin. Bu başarılı kilo kaybının anahtarıdır.” dedi.

Bu ilaçlar ciddi iştah sorunu yaşayan bazı kişiler için tercih edilebilir

Sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleriyle birlikte zayıflama ilacı kullanan hastaların vücut ağırlığının ortalama yüzde 10’unu kaybederken, sadece ilaç kullanan hastalarda ise bu oranın yüzde 3-6’larda kaldığını ifade eden Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Yaşam tarzı seçimlerinin yanı sıra diyabetli kişilerde kan şekeri düzeylerini kontrol etmek için kullanılan GLP-1 (glukagon benzeri peptit-1) agonistleri, ciddi iştah sorunu yaşayan bazı kişiler için tercih edilebilir. Hastaların GLP-1 agonistlerini almaya hak kazanması için genellikle 3 kriterden birini karşılaması gerekir. Bunlar Vücut Kitle İndeksi BMI 30 veya daha yüksekse, BMI 27 ve diğer önemli tıbbi rahatsızlıklar varsa ve BMI 25 ve Tip 2 diyabetli aşırı kilolu ise…” diye konuştu.

İğneyle alınan enjekte edilebilir zayıflama ilaçları uzun süreli kullanılır mı?

Şu anda kilo kaybı için iki GLP-1 ilacı olarak onaylanmış ürün olduğunu, her ikisi de uzun süreli kullanım için güvenilir olduklarını dile getiren Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, diyabet için onaylanmış bir başka ilacın ise kilo verme amaçlı kullanım için tam onaya sahip olmadığını hatırlattı.

Diyabet ilaçlarının, özellikle GLP-1 reseptör agonistlerinin kilo kaybını teşvik etmek için farklı mekanizmalar aracılığıyla çalıştığını kaydeden Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “GLP-1 agonistleri doğrudan kilo kaybına neden olmaz, pankreasın insülin salmasını teşvik ederek kan şekerini düşürmek, genel iştahı azaltmak ve midenin boşalmasını yavaşlatmak (daha uzun süre tok hissedilmesini sağlamak) gibi yollarla kilo kaybına neden olur. Kilo kaybı için onaylanan GLP-1 agonistleri, iğneyle alınan enjekte edilebilir ilaçlardır.” diye anlattı.

Yüksek tansiyon, kalp krizi gibi kardiyovasküler komplikasyonları önlemeye de yardımcı

Günlük ve haftalık olarak alınan iki farklı tür ilacın bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “GLP-1 agonistleri ayrıca yüksek tansiyon, kalp krizi, kalp hastalığı gibi kardiyovasküler komplikasyonları önlemeye de yardımcı olur.” dedi.

Diyabet ilaçları yan etkilere neden olur mu?

Bu ilaçların, FDA tarafından kilo vermek isteyenlerin tedavisi olarak onaylandığını kaydeden Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “GLP-1 agonistleri, idame dozuna ulaşmak ve yan etkileri en aza indirmek için zaman zaman ayarlama yapılır. Faydaları genellikle yan etkilerinden daha ağır basmakta. Yine de bazı hastalarda bu ilaçları kullanırken bazı yan etkiler görülebiliyor, ancak genellikle bunlar ilacın kesilmesini gerektirmiyor.” diye konuştu.

Bu ilaçların yaygın yan etkilerinin yorgunluk, kabızlık veya ishal, karın ağrısı ve hazımsızlık ile düşük kan şekeri olduğunu da söyleyen Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, şöyle devam etti:

“Belirli GLP-1 ilaçları, belirli tıbbi durumların gelişme riskini artırabilir. Safra kesesi sorunları, pankreatit, böbrek hastalığı, karaciğer hastalığı, kişisel veya ailede medüller tiroid karsinomu (tiroid kanseri) öyküsü, çoklu endokrin neoplazi sendromu Tip 2 (MEN2), diyabetik retinopati (göz problemleri), yüksek kolesterol veya trigliserit seviyeleri, herhangi bir sindirim bozukluğu ve gebeler veya gebelik planlayanlar bu ilaçlardan kaçınılmalıdır.”

Diyabet

Kilo verme başarı oranları

GLP-1’lerin insanların kilo vermelerine yardımcı olmada ne kadar etkili olduğu konusunda da yaklaşık bir yıllık tedavi sonrasında elde edilen bulguların bir ilaçta 10 kg, diğerinde de 15 kg olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Maalesef, diğer kilo verme ilaçlarında olduğu gibi hastalar, özellikle bir yıldan önce ilaçları bıraktıklarında verdikleri kiloların çoğunu geri alıyorlar. Ayrıca ilaçlar çok pahalı, buzdolabında saklanması gerekir ve insanların yüzde 90’ında genellikle hafif ile orta dereceli olmak üzere bazı yan etkiler görülüyor.” dedi.

Uzmanından öneriler

Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, kilo verme tedavisini düşünen ve diyabet ilaçlarını kullanmak isteyenlere, “Diyabet ilaçları herkes için uygun değildir. Seçeneklerinizi anlamak sizin ve doktorunuzun sizin için en iyi kararı vermesine yardımcı olabilir. Bu tedavi seçeneklerini merak ediyorsanız ancak Tip 2 diyabet hastası değilseniz, diyabet ilaçlarına alternatifler konusunda doktorunuza danışın. Sizin için en iyi yaklaşımın hangisi olduğunu doktorunuzla veya bir obezite tıbbı uzmanıyla konuşun. Bu ilaçları kullanırken yaygın mide bulantısı ve hazımsızlıktan daha ciddi mide, safra kesesi ve böbrek sorunlarına kadar değişen potansiyel yan etkilerle karşılaşabileceğinizi unutmayın. Bununla birlikte, kişisel veya ailesel tiroid kanseri öyküsü olan kişiler, kilo kaybı için enjekte edilebilir diyabet ilaçları kullanmamalıdır.” önerilerinde bulundu.

Çocuklarda tuvalet alışkanlığına dikkat!

Çocuklarda tuvalet alışkanlığına dikkat!

Bütün çocuklar altını ıslatabilir ama 5 yaş üstü çocuklarda sık görülen gece alt ıslatma sorunu çoğunlukla genetik nedenlidir. Ama 3 ayda haftada 2 kereden fazla alt ıslatma varsa, bir günde 7’den fazla sayıda idrara çıkıyorsa, tuvalete koşarak ya da son dakika gidiyorsa çocuğun tedavi olması gerekebilir. Liv Hospital Çocuk Ürolojisi ve Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selami Sözübir alt ıslatma nedenleri ve tedavisini anlattı.

Prof. Dr. Selami Sözübir

Prof. Dr. Selami Sözübir

Gece alt ıslatma nasıl bir hastalıktır?

5 yaşın üzerindeki çocukların haftada en az iki kez olmak üzere gece uykusu sırasında farkında olmadan idrar yapmasına gece alt ıslatması denir. Sağlıklı çocuklar da uyku öncesi aşırı sıvı aldıklarında gece idrar kaçırabilirler. Ancak, bu olayın bir rahatsızlık olarak düşünülüp tedavi etme kararının verilebilmesi için 3 ayda haftada 2 kereden fazla olması gerekir. Gece altını ıslatma iki çeşittir. Baştan beri varsa birincil (primer) altını ıslatma, rahatsızlık sonradan ortaya çıkmışsa buna da ikincil (sekonder) altını ıslatma denir.

Ne kadar sıklıkla görülür?

Gece altını ıslatma çoğu zaman mesane (idrar torbası) gelişimindeki gecikmenin bir sonucudur. Bu nedenle de yaş ilerledikçe sıklığı azalır ve erkek çocuklarda kız çocuklara oranla daha sık görülür. 3 yaşındaki çocukların yüzde 40’ı altını ıslatırken bu oran 5 yaşında yüzde 20’ye ve 6 yaşında yüzde 10’a düşer.

Gece altını ıslatmanın nedenleri nelerdir?

Gece altını ıslatma büyük oranda genetik yatkınlığa dayanır. Anne ve babadan birisinde altını ıslatma öyküsü varsa çocukta yüzde 44, ikisinde birden varsa yüzde 77 oranında altını ıslatma sorunu yaşanır. Genel olarak psikolojik olayların sık görülen birincil gece altını ıslatma sorununa yol açmadığı gerçeği bu çocukların büyük çoğunluğunda bir ruhsal sorun aramaya gerek olmadığını ortaya koymuştur. Gece altını ıslatan çocukların yüzde 3’ü civarındakilerde böbrek ve idrar yollarına ait doğuştan bozukluklar, böbrek hastalıkları, gizli bel kemikleri açıklıkları (spina bifida), şeker hastalığı, sara hastalığı, parazitler, besin alerjileri gibi bu duruma neden olan başka hastalıklar saptanır.

BELİRTİLERE DİKKAT EDİN

  • Gece altını ıslatma hiç altını ıslatmamış bir dönemden sonra ani olarak başladıysa,
    • Gündüz de altını ıslatıyorsa,
    • Kabızlık ya altının kirlenmesi de mevcutsa,
    • İdrar yaparken ağrı duyuyorsa,
    • Bir günde 7’den fazla sayıda idrara çıkıyorsa
    • Tuvalete koşarak ya da son dakikada gidiyorsa,
    • İşeme sayıları haftada 2 den fazla ve gecede 1 den fazla ise,
    • Gece içinde işemesi az miktarda ancak fazla sayıda ise

Alt ıslatan çocuğa bez bağlamak doğru mudur?
Altını ıslatan çocuğa bez bağlamak çocuğun bu durumdan rahatsız olma durumunu ortadan kaldırır ve hiçbir zaman alt ıslatma bez bağlayarak ortadan kalkmaz.

Tedavisi nasıl yapılıyor?

Gece altını ıslatan çocukların bir kısmı kendiliğinden düzelecektir ancak çocuğa ve aileye sıkıntı vermesi, çocuğun kendine güvenini azaltabilmesi, birlikte başka davranış ve duygulanım sorunlarının olabilmesi nedeniyle tedavi önerilir. Tedaviye başlamadan önce uzman ve gece altını ıslatma konusunda tecrübeli bir hekim tarafından çocuğun detaylı fiziksel muayenesi yapılmalı, idrar kaçırmaya yol açabilecek diğer tüm nedenler gözden geçirilmelidir.

Aile, çocuk ve hekim işbirliği içinde olmalı
Tedavinin başarılı olmasının ilk şartı aile, çocuk ve hekim arasında tam bir iş birliğinin olmasıdır. Ana prensip çocuğa güven vererek suçluluk hissini ortadan kaldırma ve mümkünse olayı çocuğun sahiplenmesini sağlamaktır. Öncelikle denenmesi gereken çocuğun kendisinin veya ailesinin gece uyanmasına dönük programlardır. Önce çocukların kendiliğinden uyanması denenir, bu mümkün olmuyorsa ailenin çocuğu gece uyandırıp tuvalete gitmesini sağlayan program uygulanır. Ailenin desteği ile beraber motivasyon tedavisi ve ilaç tedavisi beraber uygulanırsa bu çocuklarda tedavide başarı oranı yüzde 70–80’leri bulur. İlaç tedavisinin en önemli dezavantajı ise tedavi kesildikten sonra rahatsızlığın yüksek oranda tekrar riski bulunmasıdır. Bu nedenle son yıllarda alarm ve ilaç tedavisinin birlikte kullanılması önerilir. Alarm cihazları çocuk idrar kaçırmaya başlar başlamaz çocuğu uyandırarak, mesanesini kontrol etmesine yardımcı olan araçlardır. Alarm tedavisine de en az 3 ay devam etmek gerekir ve bu tedavi ile çocuklarda yüzde 85’lere varan iyileşme sağlanır. Alarm tedavisi sonunda tekrarlama riski ise oldukça düşüktür.

 

Su içeriği yüksek besinler tüketin!

Su içeriği yüksek besinler tüketin!

Yaz aylarında hamilelik dikkatli olunması gereken birçok durumu beraberinde getiriyor.

Zira halsizlik, ödem, çarpıntı hissi, şişkinlik, bulantı, kusma, reflü ve ciltte oluşan kahverengi lekeler bu mevsimi çekilmez hale getirebiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cem Öncüloğlu, sıcak hava, artan sıvı ihtiyacı ve güneşin ultraviyole ışınları gibi üç önemli faktörün anne adaylarının özel önlemler almalarını zorunlu kıldığını  belirterek, “Yeterli su tüketimi, sağlıklı beslenme, uygun giyim, hafif egzersizler ve düzenli doktor kontrolleri gibi basit ama etkili önlemlerle sağlıklı ve rahat bir gebelik süreci geçirilebilir. Unutulmaması gereken en önemli nokta ise herhangi bir sağlık sorunu veya rahatsızlık durumunda hemen sağlık profesyonellerine başvurulmasıdır. Bu şekilde, hem anne adayının hem de bebeğin sağlığı en iyi şekilde korunmuş olur” diyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cem Öncüloğlu, yaz aylarında dikkat edilmesi gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Dr. Cem Öncüloğlu

Dr. Cem Öncüloğlu

En az 8 bardak su şart!
Yaz aylarında artan sıcaklık nedeniyle vücut daha fazla su kaybediyor.  Yeteri kadar sıvı alınamadığında ‘dehidrasyon’ olarak adlandırılan sıvı kaybı gelişiyor. Vücutta ciddi sıvı kaybı oluştuğunda anne adayının kan basıncı düşebiliyor, kandaki glukoz  ve tuz dengeleri  bozulabiliyor. Az  sıvı  alımı  bebeğin içinde  bulunduğu   amnion sıvısının azalmasına, bunun sonucunda da   bebekte  büyüme  geriliği  ve erken  doğum  riskinde  artışa  yol açabiliyor.  Dr. Cem Öncüloğlu, anne adaylarının vücudun su dengesini korumaları ve dehidrasyonu önlemeleri için günde en az 8-10 bardak su içmeleri gerektiğine işaret ederek, “Suyun yanı sıra, doğal meyve suları, bitki çayları ve ayran gibi sağlıklı içecekler de tüketilebilir. Fazla olmamak kaydıyla  soda da içilebilir” diyor.
Su içeriği yüksek besinler tüketin
Yaz ayları  taze meyve ve sebzelerin  bol  bulunduğu   bir  dönem. Bu süreçte vitamin ve mineral açısından zengin yiyecekler tüketmek, hem annenin hem de bebeğin sağlığı için son derece önemli. Yine bu dönemde az ve sık yemek sindirimi kolaylaştırıyor ve mide rahatsızlıklarını önlüyor. Öğünlerde hafif ve besleyici yiyeceklerin tüketilmesi öneriliyor. Vücuttaki sıvı kaybına karşı özellikle su içeriği yüksek olan salatalık ve karpuz gibi besinleri makul miktarda tüketmenizde fayda var.

Güneşten bu 3 yöntemle korunun!
Hamilelikte cilt   hormonal  değişikliklere  bağlı olarak daha hassas hale gelebiliyor.  Özellikle östrojen ve progesteron hormonlarının artışı, melanositlerin (ciltte renk pigmenti üreten hücreler) daha aktif olmalarına yol açıyor.  Ciltte  renk  değişiklikleri  ve  yüzde    melazma  adı verilen  gebelik maskesi  ortaya   çıkabiliyor.   Melazma, yüzde kahverengi veya gri lekeler olarak gelişiyor ve genellikle alın, yanaklar, üst dudak, burun ile çenede görülüyor. Güneş ışınları bu durumu daha da kötüleştirebiliyor.  Dr. Cem Öncüloğlu, dolayısıyla güneşin zararlı UV ışınlarından korunmak için geniş kenarlı şapka, güneş gözlüğü ve yüksek koruma faktörlü güneş kremi olmak üzere üç yöntemi asla ihmal etmemeniz gerektiğini vurgulayarak, “UVA ve UVB ışınlarına karşı koruma sağlayan ve en az SPF 30 olan güneş koruyucular tercih edilmelidir. Ayrıca güneşin en yoğun olduğu 11:00-16:00 saatleri arasında dışarıya çıkmaktan kaçınılmalıdır” diyor.

D vitamini için 10-15 dakika güneşlenin

Güneş ışınlarının olumsuz etkilerinin yanı sıra D vitamini sentezi gibi son derece önemli faydaları da mevcut. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cem Öncüloğlu, D vitamininin kemik sağlığı ve bağışıklık sisteminde kilit bir rol üstlendiğini vurgulayarak, “Ancak, güneş ışınlarının zararlı etkilerini en aza indirmek amacıyla kontrollü  ve  günlük  10-15 dakikalık  güneşlenme  yeterli  olacaktır” diyor.
Kıyafetleriniz rahat olsun!

Yaz aylarında rahat ve vücudunuzu serin tutacak giysileri tercih etmeniz çok önemli.  Pamuklu ve keten gibi nefes alabilen kumaşlardan yapılmış, bol ve rahat  açık renkli   kıyafetleri giymeye özen gösterin. Zira sıkı ve sentetik giysiler terlemeyi artırarak rahatsızlık verebiliyor.  Vücut ısısını  ve  sıvı  kaybını    artırabileceği  için koyu renkli kıyafetlerden kaçının.

Besin zehirlenmesine karşı önlem alın

Yaz  aylarında  dışarıda  yemek yeme   alışkanlığı  da artıyor.  Dr. Cem Öncüloğlu, ancak  bu  dönemde   besinlerin   kolay  bozulmaları  nedeniyle zehirlenme riski olduğu uyarısında bulunarak,  “Dışarıda  besin tüketiminde  hijyenik kurallara, etlerin  iyi  pişmiş,   çiğ  yenen   sebze ve meyvelerin  de iyi  yıkanmış  olmasına  mutlaka dikkat  edilmelidir” diyor.

Bacaklardaki ödem için bunları yapın

Ayaklarda  ve bacaklarda  hamilelikte zaten var olan  ödem  sıcağa  bağlı   olarak daha da artıyor. Ödemi önlemek için rahat ayakkabıları tercih etmeli, bol su içmeli, yürüyüş yapmalı, uzun süre oturmak gerekiyorsa ayaklarınızı uzatmalı, dinlenirken de   ayaklarınızı bir-iki yastıkla    vücut  seviyesinin üzerine   yükseltmelisiniz.  İhtiyaç halinde bir numara büyük ayakkabılar kullanabilirsiniz.  Ayrıca ayak ve bacaklara masaj uygulaması da yarar sağlıyor.

Egzersiz çok önemli, ancak…

Yaz aylarında hafif egzersizler yapmak hem fiziksel sağlık hem de ruhsal denge için şart. Yürüyüş, yüzme ve yoga gibi düşük yoğunluklu aktiviteler yapabilirsiniz. Ancak sıvı  kaybı  ve  buna  bağlı  olarak kan basıncı  düşüklüğü oluşabileceği için egzersiz yaparken aşırıya kaçmayın. Ayrıca  güneş ışınlarının yeryüzüne en yoğun geldiği 11: 00 -16:00  saatleri arasında egzersizden kaçının.

Dr. Cem Öncüloğlu

Rutin kontrollerinizi ihmal etmeyin
Yaz aylarında hamilelik sürecini etkileyebilecek herhangi bir sorun yaşamamak için düzenli doktor kontrollerinize mutlaka devam edin. Tatil  programınızı   mümkünse  34.  haftadan  önce  ayarlamaya    çalışın. Tatil  öncesinde  doktorunuzla  görüşüp   olası   riskler  hakkında  bilgi almayı da ihmal etmeyin.

Sıvı kaybı ve güneş çarpmasına dikkat!

Yaz aylarında güneş çarpması ve az  sıvı alımına bağlı  olarak dehidrasyon görülme riski artıyor. Baş dönmesi,  baygınlık  hissi, ağız kuruluğu, az ve koyu renkli idrar ile baş ağrısı, bu iki hastalığın yaygın sinyallerinden. Dr. Cem Öncüloğlu, belirtilerden herhangi biri ortaya çıktığında hemen sıvı alımını artırıp,  gölge ve serin bir yerde  istirahat etmeniz gerektiği uyarısında bulunarak, “Eğer yakınmalar geçmezse en kısa zamanda hekime başvurmak, anne ve bebeğin sağlığı için çok önemlidir” diyor.

Kirli ve aşırı klorlu havuza girmeyin
Hamilelik döneminde serinlemek amacıyla havuza veya denize girebilirsiniz.  Yüzmenin  kasları  rahatlattığı  için  hamilelik döneminde çok  iyi  bir  egzersiz olduğunu belirten  Dr. Cem Öncüloğlu, ancak kirli ve aşırı klorlu havuzlardan mutlaka kaçınmanız gerektiğine dikkat çekerek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Kirli veya aşırı klorlu havuzlar hamilelik döneminde  mantar enfeksiyonu  gibi çeşitli  vajnal   enfeksiyonlara yol açabilir. Deniz suyu  genellikle daha güvenli olsa da yine aynı nedenlerden dolayı çok kalabalık ve kirli plajlardan uzak durulmalıdır.  Denize  ve  havuza girmek için    güneşin  çok  yakıcı olmadığı  sabah    veya  akşam  saatleri   tercih edilmelidir.  Islak mayo  ile  durulması  da  vajinal mantar  enfeksiyonuna  neden olabileceği için deniz  ve havuz  sonrası    mayonun  değiştirilmesine  özen  göstermelidir.”
Yolculuklarda sık sık mola verin

Yaz tatillerinde ve seyahatlerde bazı kurallara dikkat etmeniz sağlığınız için çok önemli. Sıcak havalar ve bir yerde uzun süre oturmak vücutta ödem ile bacaklarda tromboz olarak adlandırılan pıhtılaşma riskini artırıyor. Bu nedenle uzun yolculuklar sırasında otururken bacaklarınızı hareket ettirerek kan dolaşımını sağlamalı, sık sık mola vermeli ve mola yerinde 5 – 10 dakikalık yürüyüşler yapmalısınız. Uçak ile seyahat etmek istiyorsanız öncesinde doktorunuza danışmayı ihmal etmeyin.

Omuzları açıkta kalmasın, çünkü…

Omuzları açıkta kalmasın, çünkü…

Parklarda, kumsalda veya çayır ve çimenlerde… Çocuklar yaz aylarında genellikle açık havada fazla zaman geçirmeleri nedeniyle güneş ışınlarına daha yoğun maruz kalıyorlar. Güneş ışınları her ne kadar D vitamini için önemli olsa da, ozon tabakasında oluşan delinmeler ve incelmeler ciddi sorunlara yol açabiliyor. Bu nedenle çocuklar yaz aylarında açık havanın keyfini çıkarırken onları güneşin zararlı etkilerinden korumak çok önemli. Özellikle bebekleri ve 5 yaşın altındaki küçük çocukları, ciltlerinin hassas yapılarından dolayı güneşten korurken çok daha dikkatli olmak gerekiyor. Acıbadem International Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Ersoy, çocuklarda güneş kaynaklı en sık güneş yanıkları, güneş çarpması, ciltte lekeler ve çillenme ile benlerde artış sorunları yaşandığına dikkat çekerek, “Özellikle çocukluk döneminde aşırı güneşe maruz kalma sonucu oluşan cilt yanıkları ileride gelişebilecek cilt kanseri için önemli bir risk faktörüdür. Güneş ışınları deri hücrelerinde DNA hasarına yol açarak cilt kanseri gelişmesine sebep olabilir. Öyle ki çocukluk çağında bir kez bile güneş yanığı olmuş çocukların ileriki yaşlarda cilt kanserine yakalanma riskleri üç kat daha fazladır. Dolayısıyla çocukları güneşten korumak büyük önem taşımaktadır” diyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Ersoy, ebeveynlerin güneşin zararlı ışınlarına karşı almaları gereken önlemleri anlattı; önemli uyarılarda bulundu!

Dr. Şebnem Ersoy

Dr. Şebnem Ersoy

Bu saatlerde dışarıya çıkmayın!

Güneşten korunmanın en önemli yolu güneşten kaçmaktır. Havanın kapalı ya da bulutlu olması veya gölgelik alanlar güneşten tam korunma sağlamaz. Dolayısıyla güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11.00-15.00 arasında çocuğunuzu güneşe çıkarmamaya özen göstermeniz çok önemli.

Şapkası geniş kenarlıklı olsun

Çocuğunuzu güneşten korumak için geniş kenarlıklı şapkaları kullanın. Geniş siperlikli arka ve önden ekstra kumaşlarla desteklenmiş şapkalar (Balıkçı, kova ya da cankurtaran tipi) yüz ve boynu da korudukları için iyi bir tercih olacaktır.

Güneş gözlüğü çok önemli

Çocuğunuzun gözlerini zararlı UVA ve UVB ultraviyole ışınlarından korumak için mutlaka güneş gözlüğü kullanmasını sağlayın. Güneş gözlüğünün CE veya UV 400 sertifikasına sahip olması UV ışınlarına karşı iyi koruduğunu gösterir.

Omuzları açıkta kalmasın

Yaz aylarında çocuğunuzun giysilerinin güneş ışınlarına karşı koruyucu etkiye sahip olmasına dikkat edin. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Ersoy, omuzların güneş ışığı için en riskli bölgeleri oluşturduğunu belirterek, “Dolayısıyla çocuğunuz uzun süre  açık havada kalacaksa omuzları açıkta bırakan askılı kıyafetler giydirmeyin. Bol kesim, hafif kıyafetler vücudunu serin tutacaktır. Kumaşlar güneş ışınlarını geçirmemeli, sık dokunmuş ve açık renkli olmalıdır. Günümüzde özel güneş koruyuculu,  çabuk kuruyan kıyafetler de var ve bunlar tercih edilebilir” diyor.

Güneşe çıkmadan 30 dakika önce sürün

Güneş kremi kullanırken dikkat etmeniz gereken bir başka önemli nokta ise ürünü güneşe çıkmadan 30 dakika önce, cilde yeterli miktarda ve kalınlıkta sürmek olmalı. Dr. Şebnem Ersoy, güneş kreminin açıkta kalan cildin tamamına uygulanması ve her iki saatte bir tekrarlanması gerektiğini belirterek, “Yüz, omuz, ense ve boyun gibi  hassas bölgeler sürekli olarak koruyucu ürünle korunmalıdır. Ürün havuzdan veya denizden çıktıktan, terledikten ve havluyla kurulandıktan sonra mutlaka yenilenmelidir” diyor.

Güneş kreminde bu özelliklere dikkat!

Güneş kremi kullanmak güneşin zararlı ışınlarından korunmanın en güvenli yollarından biri olarak belirtiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Ersoy, bebeklerin ciltlerinin çok hassas olması ve gelişimlerini henüz tamamlamadıkları için  6 aydan küçük bebeklerde güneş kremi kullanımının önerilmediğini belirterek, “Dolayısıyla doğrudan güneş ışını temasından kaçınarak korunmalıdırlar” diyor. Bu aydan itibaren cilt tipine bakılmaksızın yüksek faktörlü ürünlerin kullanılması gerektiğine işaret eden Dr. Şebnem Ersoy, “Güneş kremlerinin üzerinde yazan SPF (Sun Protection Factor)  kremin koruyucu gücünü gösterir” diyor. Dr. Şebnem Ersoy, çocuklar için güneş kremi alınırken dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle anlatıyor:

  • SPF 30 ve üzeri ( mümkünse 50 SPF ) olmalı
  • UVA ve UVB filtrelerini birlikte içermeli
  • Yüksek miktarda güneş ışınlarını süzmeli
  • Bebek ve çocuk cildine uyarlanmış, dermatolojik testlerden geçmiş olmalı
  • Paraben ve alkol içermemeli
  • Mineral ya da organomineral koruyucu içermeli
  • Derinin ısı ve PH’ından etkilenmemeli
  • Suya, denize, terlemeye, buharlaşma ve sürtünmeye dayanıklı olmalı
  • Kokusuz ve parfümsüz olmalı