Yazılar

Sütün azalması ve emzirme…

“Ya sütüm gelmezse!”, “Sütüm yetmez de aç kalırsa!”, “Hiç sütüm gelmiyor!”… Minicik, savunmasız bir bebekse söz konusu olan akan sular duruyor haliyle. Çiçeği burnunda anne, soğukkanlı bir kişiliğe sahip olsa da konu bebeğini emzirmekse en küçük şeylerde endişelenebiliyor ki bunların başında da sütünün bebeği için yeterli olup olmadığı geliyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehtap Acar endişeye gerek olmadığını, hem bebek hem de anne için sayısız faydaları olan anne sütü ve emzirmenin sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi için bazı basit kurallara dikkat etmek gerektiğini söylüyor. Dr. Mehtap Acar 1-7 Ağustos Dünya Emzirme Haftası kapsamında yaptığı açıklamada çiçeği burnunda annelere özel anne sütü ve başarılı bir emzirmenin püf noktalarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Mehtap Acar

Dr. Mehtap Acar

Bebeğe ve anneye sayısız faydaları var!

Tek başına mucizevi bir besin olan anne sütü bebeğin doğumundan itibaren hayatının her döneminde faydalarını hissettiriyor. Bağışıklık sistemini güçlendirmesinden enfeksiyonlardan korumaya, bebeğin bilişsel ve duygusal gelişiminden obezite, kalp hastalıkları, kanser ve diyabet riskini azaltmaya dek sayısız faydası bulunuyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehtap Acar, anne sütünün, bir annenin bebeğine verebileceği en değerli hediye olduğunu belirterek, özellikle ilk 6 ay emzirmenin son derece önemli olduğunu vurguluyor. Emzirmenin ise anneler için sayısız faydaları bulunduğuna dikkat çeken Dr. Acar “Emzirmek doğum sonrası kanamaları azaltır. Erken gebelik önlenirken anne gebelik öncesi ağırlığına daha çabuk döner. Yumurtalık kanseri ve menopoz öncesi meme kanseri riski azalırken anne ve bebeğin birbirine bağlanması ve aralarında duygusal bağın gelişmesi çok daha güçlü olur” diyor.

Emzirmede bu sorunlarla sık karşılaşılıyor!

Çiçeği burnunda anneler şüphesiz bebeklerini olabildiğince emzirerek bu eşsiz besinden faydalandırmak istiyorlar ancak bu süreçte bazı sıkıntılar yaşadıklarından endişeye kapılıp mamaya geçiş yapabiliyorlar. Oysa endişeye kapılmaya hiç gerek yok! Dr. Mehtap Acar, memeden yeterli süt salgılanması için en önemli uyaranın ‘bebeğin anne memesi ile buluşması ve annenin annenin memesinde oluşan dolgunluğu azaltacak kadar emmesi’ olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Ancak emzirme sırasında annenin süt miktarının az olduğunu düşünmesi, memede çatlak ya da yara gibi problemler yaşaması, doğum sonrası duygudurum bozuklukları ya da bebeğin çok ağlaması, memeyi reddetmesi, uyuklaması ve hastalanması gibi durumlar emzirmenin sürdürülebilir olmasını engellemektedir.” Oysa anne sütünün ilk 6 ay bebeğin tüm gereksinimlerini (D vitamini hariç) karşıladığını belirten Dr. Acar, anne sütünün yeterli olduğunu gösteren sinyalleri ise şöyle sıralıyor: “Sağlıklı şekilde anne sütüyle beslenen bebek doğum ağırlığının yüzde 7’sinden fazlasını kaybetmez.  4. günden itibaren altı-sekiz defa/gün açık renkli idrar yapar. 5. günden itibaren dört-beş yumuşak sarı renkli kaka yapar. 5. günden itibaren 20-35 gr/gün kilo alır. 10. günde doğum ağırlığına ulaşır.”

 “Bebeğim yeterince süt alamıyor” diyen anneye 10 etkili öneri!

  • Kendinizi aşırı yorarak uykusuz kalmayın. Beslenmenize ve bol su içmeye dikkat edin.
  • Özellikle ilk 15 gün, herhangi bir zaman planlaması yapmadan sık sık emzirin.
  • Meme başında çatlak ve yara oluşmaması için sabun, alkol ve antiseptik ürünlerle değil, bir pamuğa damlatacağınız bir-iki damla anne sütü ile temizleyin.
  • Bebeğinizin sadece meme ucunu değil, meme çevresini doğru şekilde ağzına yerleştirin. Emzirme yönteminizin doğruluğundan emin olun.
  • Her iki memeyi de mutlaka bebeğinizin ağzına verin.
  • Hislerinizi yakınlarınızla paylaşın, içinize atmayın.
  • Özgüveninizi kaybetmeyin, başaracağınıza inanın.
  • Aşırı kaygı ve stres süt yapımını olumsuz etkiler. Gerekirse psikolojik destek alın.
  • Sakin ve huzurlu bir ortamda bebeğinizi emzirin.
  • Tıbbi bir gereklilik olmadıkça bebeğinize emzirme öncesi su, şekerli su ya da mama vermeyin.

 

Yazın ishal deyip geçmeyin!

Yaz aylarında hava sıcaklığı arttıkça tüm canlılar gibi insanların da su ihtiyacı artar. Kaynağı bilinmeyen sular ve soğuk ortamda muhafaza edilmeyen gıdalarla ve dışarıda satılan yiyeceklerin tüketilmesi sonucu çevreden bakteri ve virüs bulaşması da kolaylaşır. Bu da özellikle yaz aylarında artan ishal şikayetine neden olur. Liv Hospital Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Öğr. Gör. Ekrem Aslan özellikle yaz aylarında ishalden korunmanın püf noktalarını anlattı.

Dr. Öğr. Gör. Ekrem Aslan

Dr. Öğr. Gör. Ekrem Aslan

İshalin en büyük düşmanı bakteriler ve virüsler

İshalle bağırsak hareketleri artar. Sindirim tamamlanamaz, bu sebeple normalden daha sık ve sulu dışkı çıkarılır. Bakteriler ve virüsler ishal yapan sebepler arasında ilk sırayı alır. En önemli ve yaygın olanı virüslere bağlı olan ishallerdir. Ayrıca çeşitli ilaçlar, antibiyotikler, bazı mide ve bağırsak hastalıkları, bazı hormonal hastalıklar, aşırı stres-heyecan, seyahatler, yeme-içme alışkanlığında değişme, yüzmek için girilen kıyı suları, dere ve göllerde yutulan sular da ishale sebep olur.

Belirtileri nelerdir?

Bir günde üçten fazla dışkı yapmak, dışkının cıvık-şekilsiz veya su kıvamında olması; bulantı, karın ağrısı (özellikle göbek etrafında veya karnın alt bölümünde), ateş, dışkıda kan ve/veya mukuslu görüntü, dışkının yapıldığı halde tam rahatlayamama hissi, fazla su kaybına bağlı olarak susuzluk hissi ve ağız kuruması, baş dönmesi, göz kararması, cildin kuruması, gözlerin çökük gibi görünmesi gibi belirtileri olabilir. Daha ağır vakalarda böbreklerin bozulmasına bağlı idrar çıkaramama, kalp yetmezliği ve şuur kaybı olabilir.

Erken teşhis önemli

Başlangıç olarak meyve sebze yemeyi kesmek ve kaybedilen sıvı miktarını takip edip mümkün olduğunca su, ayran, maden suyu içerek kaybı telafi etmek olmalıdır. Ardınan bir hekime başvurmak gerekir. İshal mikrobik, parazitler, geçici veya besin zehirlenmesi şeklinde olabilir. Tetkik sonucuna göre bir an evvel tedaviye başlanmalıdır.

Nasıl korunabiliriz?

  • Gıda maddelerini satın alırken soğuk zincir şartlarına uygun üretilip muhafaza edildiğinden emin olunmalıdır. Özellikle sebze ve meyvelerde oluşan çürüklere dikkat edilmelidir.
  • Çiğ tüketilen besinlerde daha fazla dikkatli olmak üzere sebzeleri temizleyip, yıkayıp sonra mikroplarını yok etmek için dezenfekte edilmelidir.
  • Pişirilen yiyecekler soğutulmadan tüketilip, tekrarlanan ısıtılma girişimleriyle gıda kalitesi bozulmayıp, ısısının oda sıcaklığına ininceye kadar bekletip buzdolabına konulmalıdır.
  • İçilen suyun klorlanmış veya kaynadığında hijyenik olarak şişelenmiş olduğundan emin olunmalıdır.

Tatlı krizine çözüm

Tatlıya düşkünlük ve tatlı yeme isteğine karşı koyamamak sıklıkla rastlanan bir durum. Tatlı krizinin masum bir kaçamak gibi görünse de fazla şekerin vücuda verdiği zarar nedeniyle sağlığı tehdit ettiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Tatlı krizleri toplumda kendi alt kültürünü oluşturacak ölçüde yaygın görülüyor bu da ciddi bir sorunun habercisi. Tatlı krizinin nedenleri; stres, regl dönemi, genetik yapı, uyku bozuklukları ve kişinin kendini şartlandırması olarak sıralanabilir” dedi. Prof. Dr. Nevrez Koylan tatlı yeme isteğini yönetebilmenin yollarını paylaştı.

Tatlı krizlerinin genellikle öğün aralarında, akşam saatlerinde veya stresli dönemlerde daha yoğun bir şekilde kendini hissettirdiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Yoğun tatlı yeme isteği, kan şekeri düzeyinin ani düşüşü veya beyindeki ödül sistemiyle ilgili olabilir. Tatlı krizleri bir kısmı fizyolojik ve bir kısmı da psikolojik olmak üzere pek çok nedenden ötürü ortaya çıkabilir. Sağlıklı bir beslenme programı, düzenli egzersiz ve stres kontrolü gibi yöntemlerle tatlı krizlerini kontrol altında tutmak mümkün” şeklinde konuştu. Prof. Dr. Nevrez Koylan, sağlıklı bir yaşam sürdürmek için aşırı tatlı yeme isteğiyle baş edebilmeyi kolaylaştıran 8 öneriyi sıraladı:

Prof. Dr. Nevrez Koylan

Prof. Dr. Nevrez Koylan

Beslenme alışkanlarınıza dikkat edin

Karbonhidrat, protein ve yağ dengesi sağlandığında kan şekeri seviyesi daha stabil olur ve tatlı isteği azalır. Yüksek proteinli gıdalar da daha uzun süre tok hissetmenizi sağlar ve kan şekeri dalgalanmalarını önler. Lifli gıdalar ise sindirimi yavaşlatarak kan şekeri seviyesinin dengelenmesine yardımcı olur. Ayrıca gün içinde küçük ama sık öğünler yemek de kan şekerini dengede tutmaya yardımcı olur ve tatlı krizlerini azaltır.

Ruhsal gerilimlerinizi kontrol altında tutmayı öğrenin

Stres, tatlı krizinin başlıca nedenlerinden biridir. Stresten kurtulmak veya stresi yönetebilmek için çeşitli teknikler bulunabilir. Stresi veya diğer olumsuz duyguları kontrol altında tutmak duygusal açlığın da ortadan kalkmasına yardımcı olabilir. Bu konuda kendinizi eğiterek farkındalık kazanmaya çalışın. Gerekli olan durumlarda bir uzmanın yardımına başvurun.

Hayatınızdan hareketi çıkarmayın

Egzersiz, tatlı krizlerini yenmek için etkili bir yöntemdir. Fiziksel aktivite, kan şekeri seviyesini düzenler ve endorfin salgılanmasını artırarak tatlı isteğini azaltır.

Tatlı ihtiyacınızı sağlıklı meyvelerden giderin

Kişi hayatından tatlıyı tamamen çıkartmak yerine doğal tatlandırıcılar ve düşük kalorili tatlılar tercih edebilir. Bu çok daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir beslenme alışkanlığıdır.

Uyku düzeninize önem verin

Yetersiz uyku, hormon dengesizliklerine dolayısıyla da tatlı krizlerine neden olabilir. Bu yüzden yeterli, düzenli ve kaliteli bir uyku tatlı krizlerini önlemeye yardımcı olur.

Vücudunuzu susuz bırakmayın

Yeterli su tüketimi tatlı krizlerini azaltabilir. Bunun sebebi vücudun susuz kalması durumunda ortaya çıkan belirtilerin tatlı isteğiyle karıştırılabiliyor olmasıdır.

Mineral eksiklerine dikkat edin

Krom ve magnezyum eksikliği tatlı yeme isteğine yol açabileceği için yeterli düzeyde tüketilmesine dikkat edilmeli.

Gerekli noktada psikolojik destek alın

Tatlı krizleriyle baş edilemediği durumlarda iki temel uzmandan yardım alınabilir. Birincisi, bir diyetisyenden beslenme alışkanlarınızı değiştirmek için yardım talep edebilirsiniz. İkincisi de sorunun psikolojik boyutu için bir psikologdan terapi desteği alabilirsiniz.

Domatesin bilinmeyen faydaları

Sağlık açısından birçok faydası olan domates Türk mutfağının da olmazsa olmazları arasında yer alıyor. Zengin besin içeriği ve antioksidan özellikleri ile kalp, cilt ve göz sağlığını koruyor, sindirim ve bağışıklık sistemini destekliyor. Domatesi taze, mevsiminde ve organik tüketmek gerekiyor. Domatesin pişirilmesi veya işlenmesi, içinde bulunan değerli bir antioksidan olan likopenin de faydalarını artırıyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Sinem Türkmen, domatesin sağlığa faydaları ve bu mevsimde konserve domates yapılırken dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

Domates (Solanum lycopersicum), patlıcan, biber ve patatesle birlikte patlıcangiller familyasına ait bir meyvedir. Çoğunlukla sudan oluşur, karbonhidrat içeriği ise oldukça düşüktür. Domates, C, A, K vitamini, potasyum ve folat açısından zengindir. Ayrıca diyet lifi ve antioksidanlar içerir. Domatese güzel kırmızı rengini likopen adı verilen bir antioksidan vermektedir. Kırmızı rengin dışında mor, sarı, turuncu ve yeşil renkte olan domates türleri de bulunmaktadır.

Uz. Dyt. Sinem Türkmen

Uz. Dyt. Sinem TürkmenUz. Dyt. Sinem Türkmen

Zengin antioksidan içeriği ile kanserden korunmaya yardımcı

Antioksidanlar hücrelere zarar verebilecek ve bağışıklık sistemini etkileyebilecek serbest radikaller adı verilen moleküllerle savaşır. Domates likopen açısından zengin bir besindir. Likopen; akciğer, mide veya prostat kanseri olma olasılığını azaltabilir. Olgun domateslerde daha bol bulunan likopen, domates pişirildiğinde daha da etkili hale gelmektedir. Çünkü ısı, meyvenin kalın hücre duvarlarını parçalar ve likopenin vücut tarafından daha kolay erişilebilir hale gelmesini sağlar. Bu nedenle; domates suyu, domates salçası ve domates sosları likopenin en zengin besin kaynaklarıdır. Bilimsel çalışmalar, domates ve domates ürünleri ile prostat, akciğer ve mide kanseri vakalarının daha az görülmesi arasında bağlantı olduğunu göstermiştir. Birçok çalışma, özellikle pişmiş domates olmak üzere, yüksek miktarda domates tüketen erkeklerin prostat kanseri riskinin azaldığını bulmuştur. Genellikle sebze ve meyvelere sarı veya turuncu bir renk veren bir antioksidan olan beta karoten, vücutta bağışıklık sisteminin olmazsa olmazı A vitaminine dönüştürülür. Yapılan çalışmalar domates kabuğunda bulunan naringenin adlı flavonoidin, vücuttaki iltihabı azalttığı ve çeşitli hastalıklara karşı koruma sağladığını göstermiştir. Güçlü bir antioksidan bileşik olan klorojenik asit, kan basıncı yüksek seviyelerde olan kişilerin kan basıncını düşürebilir.

Domates cildi güzelleştiriyor, kalbi koruyor

Domateslerin çiğ ve pişmiş olmak üzere çeşitli formlarda düzenli olarak tüketilmesi olası faydalarından tam olarak yararlanılmasını sağlayacaktır. Domatesin sağlığa faydalarından bazıları şunlardır:

Kalp Sağlığı: Likopen ve diğer antioksidanlar, damarları koruyarak kolesterol seviyelerini düşürür ve kalp hastalıkları riskini azaltır. Domatesin potasyum içeriği de kan basıncını düzenlemeye yardımcı olabilir. 80 gr’lık bir domates porsiyonu yetişkin bir bireyin günlük potasyum ihtiyacının yaklaşık %5’ini karşılar. Potasyum açısından zengin besinler tüketmek daha düşük felç riskiyle ve daha düşük kalp hastalığı oranlarıyla ilişkilendirilebilir. Likopen ayrıca LDL “kötü” kolesterol seviyesini ve kan basıncını düşürmeye de yardımcı olabilir. Orta yaşlı erkekler üzerinde yapılan bir çalışmada, kandaki yüksek likopen ve beta-karoten seviyelerinin kalp krizi ve felç riskini azalttığı görülmüştür.

Göz Sağlığı: Domates, lutein, zeaksantin ve vücutta A vitaminine dönüşen beta-karoten içerir. Bu bileşikler, göz sağlığını destekler, gözlerin yorulmasını önlemeye ve göz yorgunluğundan kaynaklanan baş ağrılarını hafifletmeye yardımcı olabilir.

Cilt Sağlığı: İçeriğindeki likopen ve diğer antioksidanlar, cilt hücrelerini serbest radikallerden koruyarak cildin daha sağlıklı ve genç kalmasına yardımcı olabilir. Domates, aynı zamanda güneş yanıklarına ve UV ışınlarına karşı koruma sağlar. Bir çalışmaya göre, 10 hafta boyunca her gün 40 gram domates salçasını (16 mg likopen sağlar) zeytinyağı ile birlikte tüketen kişilerde %40 daha az güneş yanığı görülmüştür.

Sindirim Sistemi: Domates, diyet lifi açısından zengin olduğundan, sindirim sisteminin düzgün çalışmasına yardımcı olur ve kabızlık riskini azaltır. Orta boy bir domates, sindirim için gerekli ve faydalı olan çözünmeyen ve çözünen liften oluşan 1,5 gram lif sağlar. Sağlıklı yetişkin kadınlar günde 25 gram lif, erkekler için 38 gram almayı hedeflemelidir. Domatesler hem çözünebilir hem de çözünmeyen lif kaynağıdır. Çözünebilir lif, sindirim sırasında jel benzeri bir doku oluşturmak için suyu tutar. Çözünmeyen lif dışkıya hacim kazandırır. Bu değişikliklerin her ikisi de dışkının kolondan daha kolay geçmesini sağlar.

Bağışıklık Sistemi: Domates bağışıklık sistemini desteklemeye yardımcı olan antioksidanlar olan C vitamini ve beta-karoten kaynağıdır. Orta boy bir domates sağlıklı bir yetişkinin C vitamini ihtiyacının %28’ini sağlayabilir. Araştırmalar, domates suyunun virüsleri savuşturma da dahil olmak üzere bağışıklık hücrelerinin seviyelerini önemli ölçüde artırdığını bulmuştur. Çalışmalar domates ve domates ürünlerinin içerdikleri vitaminler ve antioksidanlar sayesinde çeşitli kanser türlerine yakalanma riskini azaltabileceğini göstermektedir.

Domates konservesi yaparken bunlara dikkat edin

Domatesin Türk mutfağında hemen her yemekte kullanılması domatesin konserve formunda da çok tüketilmesini beraberinde getirmektedir. Özellikle yaz aylarında pek çok insan domates konserveleri için hazırlıklara başlamaktadır. Ancak domates konservesi yaparken bazı önemli noktalara dikkat edilmelidir. Konserve yapılmadan önce en önemli noktaların başında kavanozların steril hale getirilmesi gelmektedir.

  • Büyük bir tencerenin içerisinde konserve yapmak için kullanılacak kavanozlar ve kapaklar ortalama yarım saat kadar kaynatılmalıdır. Kavanozların cam ve daha önce kullanılmamış olması gerekmektedir. Cam kavanozların kaynatılma işlemi hem steril hem basınçlı hale gelmesi için yapılmaktadır. Bu sayede konservenin daha uzun süre taze kalması sağlanmaktadır.
  • Ardından, kavanozlar temiz bir bezin üzerine dizilerek soğutulmalı ve iyice kurulanmalıdır.
  • Hazırlanan karışım sıcakken kavanozlara konmalıdır. Bu sayede kavanoz vakumlanır, havayla teması kesilir ve ürününüz daha uzun süre saklanır.
  • Konservenin dayanma süresini artırmak amacıyla kavanozun 1/5′ini boş bırakılmalıdır. Konservenin bozulmaması için kavanozun sıkıca kapatılması önemlidir. Kavanoz kapağının içeri doğru çökmesi gerekmektedir. Eğer kapak atarsa veya sızıntı yaparsa ürün güvenle saklanamaz, bu nedenle kapak mutlaka değiştirilmelidir.
  • Kapaklarını kapadıktan sonra kavanozlar ters çevrilir. Üzerlerine bir havlu ile örtülerek 1 gün oda sıcaklığında bekletilir.
  • Daha sonra kavanozları düz çevrilerek serin ve güneş almayan bir yerde muhafaza edilir.

Sıcak çarpmasına bağlı ölüm oranları giderek artıyor!

Anne babaların “Aman güneşin altında durma, şapka tak, öğlen sıcağında evden çıkma, güneş kremi sür” uyarıları, yaz aylarının giderek daha da sıcak geçtiği günümüzde daha da anlamlı bir hale geliyor. Üstelik sadece bebek ve çocuklar değil, özellikle kronik hastalıkları olanlar ve ileri yaştaki kişiler “sıcak çarpması” tehdidiyle daha fazla karşı karşıya kalıyor. Sıcak çarpmasına karşı alınacak başlıca önlemler ise “Günün en sıcak saatlerini gölge ve serin ortamda geçirmek, bol su içmek, hafif ve rahat giysiler giymek” olarak sıralanıyor. Yüksek sıcaklıklarda vücudun ısı düzenleme mekanizmalarının yetersiz kalarak aşırı ısınmasına “sıcak çarpması” denildiğini belirten Acıbadem Maslak Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kayra Aydoğan Taşcı “Yaz sıcaklarında vücudun kendini soğutmaya çalışırken maruz kaldığı baskı; kalp ile diyabet gibi hastalıkların kötüleşmesine, felce ve böbrek hasarına yol açabiliyor. Sıcak çarpması şiddetli tablolarda ölümcül de olabiliyor. Dolayısıyla yüksek vücut ısısı, aşırı terleme, kafa karışıklığı, konuşma bozukluğu, sersemlik hissi, artmış kalp hızı, baş ağrısı ve baş dönmesi gibi belirtilerde zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması yaşamsal öneme sahip. Sıcak çarpması tedavisinde vücut sıcaklığını mümkün olan en kısa sürede normal seviyelere indirmek; beyin, kalp ile böbrekler gibi hayati organların fonksiyonlarını korumak ve hasarı önlemek hedefleniyor” diyor.

Dr. Kayra Aydoğan Taşcı

Dr. Kayra Aydoğan Taşcı

Çocuk ve yaşlılarda sıcak çarpması riski artıyor!

Küresel sıcaklıkların ve nemin artması nedeniyle 65 yaş üstü kişilerde sıcağa bağlı ölümlerin geçtiğimiz yıllarda yüzde 85 oranında arttığı belirtiliyor. Bu nedenle ciddi bir sağlık sorunu olan sıcak çarpmasında, erken tanı ve acil müdahale büyük önem taşıyor. Vücudun ısı dengeleme ve terleme mekanizması çocuklarda henüz gelişmediği; yaşlılarda ise zayıfladığı için bu gruplar ile kalp hastalığı, yüksek tansiyon, diyabet ve obezite gibi kronik hastalıkları olan bireyler daha fazla risk altında oluyor. Sıcak havalarda efor sarf eden, açık havada çalışan, seyahat yoluyla sıcak havaya aniden maruz kalan kişilerin yanı sıra kan damarlarını daraltan, adrenalini bloke ederek kan basıncını düzenleyen, vücuttaki sodyum ve suyu atan veya psikiyatrik semptomları azaltan ilaçlar kullanan kişilerin de sıcağa karşı daha fazla önlem almaları gerekiyor.

SICAK ÇARPMASINA KARŞI 5 KRİTİK ÖNLEM!

Sıcak çarpmasını önlemenin tedaviden daha etkili olduğunun altını çizen İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kayra Aydoğan Taşcı, gündelik hayatta alınabilecek bir dizi önlem sıralıyor. İşte o önlemler:

Bu saatler arasında sokağa çıkmayın!

Güneşin etkisinin yoğun olduğu öğle saatlerinde dışarı çıkmaktan kaçının. Çok sıcak havalarda 11.00 – 16.00 saatleri sıcağa maruz kalma açısından en tehlikeli saatlerdir. Günün bu en sıcak kısmını kapalı alan aktiviteleriniz ve dinlenmeniz için kullanın.

Hafif, açık renkli ve bol kıyafetler giyin

Koyu renkli ve kalın veya üzerinize sıkı oturan giysiler vücudunuzun düzgün bir şekilde soğumasına izin vermez. Koyu renkler güneş ışığından gelen ısıyı emer, açık renkler ise yansıtır. Dolayısıyla hafif, açık renkli ve bol giysiler giymeyi alışkanlık edinin. Nefes alabilen kumaşlardan yapılmış, dışarıdayken içinde rahat edeceğiniz türden giysiler seçin. Bebek ve çocuklar daha az terledikleri için aşırı ısınma riski altında oluyorlar, bu da sıcakta serinleme yeteneklerini sınırlıyor. Bu nedenle özellikle sıcak havalarda bebekleri aşırı giydirmemeye dikkat edin.

Sıcak havalarda yorucu aktivitelerden kaçının!  

Sıcak havalarda asla yorucu aktiviteler yapmayın. Egzersiz veya fiziksel çalışmayı sabahın erken saatleri veya akşam gibi günün daha serin saatlerinde planlamaya çalışın. Sıcak havalarda yorucu aktivitelerden kaçınamıyorsanız, bol sıvı tüketin ve serin bir yerde sık sık dinlenin.

Bol bol su tüketin

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kayra Aydoğan Taşcı, sıcak çarpmasından korunmak için bol miktarda su içmeniz gerektiğine dikkat çekerek, “Susuz kalmamak vücudunuzun terlemesine ve normal vücut ısısını korumasına yardımcı olacaktır. Özellikle sıcak havalarda egzersiz sırasında yeterli su alımına dikkat edin. Her gün 2 – 2.5 litre su içmeyi de asla ihmal etmeyin” diyor.

Güneş kremini her iki saatte bir yenileyin

Güneş yanığına karşı korunun. Zira, güneş yanığı vücudun kendini soğutma yeteneğini etkiliyor. Bu nedenle açık havada; geniş kenarlı bir şapka, güneş gözlüğü ve yüksek SPF’li güneş kremiyle kendinizi koruyun. Güneş kremini bolca ve her iki saatte bir sürün. Eğer yüzüyor veya terliyorsanız, kremi daha sık uygulayın.

 Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin!

  • Yüksek vücut ısısı
  • Artan kalp hızı
  • Baş ağrısı ve baş dönmesi
  • Mide bulantısı
  • Kas krampları
  • Susama hissinde artış
  • Aşırı terleme
  • Kafa karışıklığı
  • Zihinsel durum değişikliği
  • Konuşma bozukluğu
  • Sersemlik ve huzursuzluk hissi

Halsizliğin nedeni susuzluk olabilir

Özellikle bu sıcak yaz günlerinde sağlık için yapılması gereken en önemli şey su içmek! Artan sıvı kaybının halsizlik, baş dönmesi, tansiyon düşüklüğü, böbrek yetmezliği hatta bilinç kaybı bile yapabilir. Liv Hospital Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tekin Akpolat “Özellikle kalp, böbrek veya karaciğer gibi sıvı dengesinin belirli bir dengede olması gereken hastalar kendilerine çok dikkat etmeli, almaları gereken sıvı miktarını doktorlarına sormalıdır. Sağlıklı kişiler eğer aşırı miktarda su kaybetmiyorsa genellikle günde 2-3 litre sıvı almalıdır” diyor.

Prof. Dr. Tekin Akpolat

Prof. Dr. Tekin Akpolat

Susuzluk bilinç kaybı yapabilir

Su kaybının en sık belirtisi susuzluk hissi ve halsizliktir, ağız kurur. Halsiz kalan kişi kendini kötü hisseder, canı bir şey yapmak istemez. Sıvı kaybı artınca baş dönmesi, tansiyon düşüklüğü ortaya çıkar. İleri sıvı kayıplarında tansiyon düşer, nabız artar, kas krampları oluşur, böbrek yetmezliği ortaya çıkar ve bilinç kaybı olabilir. Aşırı sıvı kayıplarına bağlı ortaya çıkan sorunlar kalp, beyin, böbrek, karaciğer gibi organlarda ilave bozukluklara yol açar. Bu bozuklukları tedavi etmektense önlemek her zaman daha kolaydır. Bu nedenle özellikle kalp, böbrek veya karaciğer gibi sıvı dengesinin belirli bir dengede olması gereken hastalar kendilerine çok dikkat etmeli, almaları gereken sıvı miktarını doktorlarına sormalıdır. Sağlıklı kişiler eğer aşırı miktarda su kaybetmiyorsa genellikle günde 2-3 litre sıvı almaları yeterlidir.

Yaşlılar ve çocuklar dikkat!

Yaşam için vazgeçilmez bir madde olan suyun vücudumuzdaki dengesi böbrekler başta olmak üzere birçok organ tarafından sağlanır. İdrar, dışkı, ter ve solunum yolu ile kaybettiğimiz suyu yediğimiz yemekler, içtiğimiz su/sıvılar ile yerine koyar, vücut için gereken dengeyi farkında olmadan sağlarız. Sıvı kaybı özellikle yaşlılarda ve bebeklerde daha belirgin olur. Sokakta oynayan çocuklar da farkında olmadan sıvı kaybedebilir. İshal, kusma gibi olağan dışı sıvı kayıpları yaşlı ve çocuklarda dramatik sorunlara yol açabilir. Su içemeyen veya içmeyi sevmeyenler alternatif sıvıları tercih edebilir. Meyve suları, çay, kompostolar, ayran, süt, limonata, taze meyve suları, karpuz, kavun gibi meyveler iyi seçeneklerdir. Meyve suları şeker hastalarında veya çocuklarda problem yaratabilir. Tuzlu ayran da kalp veya yüksek tansiyon hastalarında sorun yaratabilir.

Menopozda fazla kilolardan kurtulma yolları!

Sağlıklı bir kadının hayatında doğal ve kaçınılmaz bir süreç olan menopozla birlikte hormonal değişiklikler nedeniyle kilo vermek geçmişe göre çok daha zorlu olabiliyor. Üstüne üstlük pek çok kadında bu dönemde kas kütlesi azalırken yağ kütlesi artıyor ve inatçı kilolar zayıflama çabalarına meydan okuyabiliyor. Ancak bu tabloyu tersine çevirmek mümkün! Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Menopoz ile birlikte özellikle karın çevresinde yağlanma diğer vücut bölgelerine oranla daha fazla artış göstermektedir. Bu durum obezite, insülin direnci ve diyabet riskini artırmaktadır. Ancak günlük yaşam alışkanlıklarında bazı basit değişikliklerle etkili sonuçlar almak ve bu süreçte ideal kiloya kavuşmak mümkündür” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik menopoz döneminde fazla kilolardan kurtulmanın 5 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik

  • Proteinden zengin beslenin

Menopoz dönemindeki kadınlarda kas kaybının önlenmesi için diyetle yeterli ve dengeli protein alınması oldukça önemlidir. Bu sayede kas kaybı önlenirken, kas doku artışı desteklenir ve menopoz döneminde azalan metabolizma hızı artırılabilir. Günlük ihtiyaç duyulan enerjinin yüzde 10-20’si protein kaynaklarından karşılanmalı ve bu oran tüketilen protein kaynağının kalitesine göre düzenlenmelidir. Özellikle et, tavuk, balık, yumurta, süt ve süt ürünleri gibi hayvansal kaynaklı proteinler biyoyararlanımı daha yüksek proteinlerdir ve günlük beslenmede kişinin ihtiyaçlarına göre öğünlere eklenmelidir. Bitkisel protein alımı için de haftada bir-iki gün kurubaklagil tüketilmelidir.

  • Balık tüketin

Yapılan bilimsel çalışmalarda; yağlı balık tüketimi arttıkça, kadınların daha geç menopoza girdiği, omega-3 yağ asitlerinin anti-inflamatuar etkisi ile menopoz yaşını etkilediğinin ortaya konulduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Günde 900 mg omega-3 tüketiminin beden kitle indeksi, karın çevresi yağlanması, kan basıncı, serum trigliserit düzeyleri ve insülin direncini önemli ölçüde azalttığı bildirilmiştir. Menopoz öncesi ve sonrası dönemde diyetle yağlı balık tüketiminin artması özellikle karın çevresi yağlanmasının artışı ile meydana gelen diğer hastalık risklerinin azalması için de oldukça önemlidir” diyor.

  • Bol su için

Yaşla beraber susama duyusunun azalması nedeniyle menopoz ve postmenopozal dönemde su tüketiminde belirgin bir azalma gözlenir. Yetersiz su tüketimi sindirim enzimleri ve bağırsakların daha yavaş çalışmasına neden olur, iştah mekanizmasını olumsuz etkileyerek açlık-tokluk sinyallerinin susuzluk ile karıştırılmasına, atıştırmalık tüketiminin artmasına yol açarak bu dönemde ağırlık artışını destekler. Susamayı beklemeden günlük sıvı gereksinimi için günde en az iki litre su tüketilmesi gerekmektedir.

  • Sebze ve meyve tüketmeyi ihmal etmeyin

Menopoz döneminde kronik hastalık riskindeki artışa bağlı olarak iyi bir potasyum ve magnezyum kaynağı olan sebze ve meyvelerin tüketiminin artırılması gerekir. Ayrıca antioksidan vitaminler olan A, C ve E vitaminlerinden zengin beslenme menopoz dönemdeki kadınlarda obezite ve buna bağlı gelişen hastalıkların yönetiminde oldukça önemlidir. Özellikle A vitamini, beta karoten, C vitamini, E vitamini, bitki flavonoidleri ve soya izoflavonları gibi antioksidanların alımını artırmaları ağırlık artışı kontrolü ve hastalıkların önlenmesi için önerilmektedir. Bu besinler genellikle yaş meyveler, sebzeler, soya fasulyesi, kakao ve çay yaprağı özlerinde bulunmaktadır. Vitamin takviyeleri olarak tüketilmek istenirse mutlaka doktora danışılmalıdır.

  • Her gün mutlaka düzenli egzersiz yapın

Çoğu insan yaşlandıkça daha az aktif hale gelir. Ancak menopoz sırasında ve sonrasında egzersiz her zamankinden daha önemlidir. Menopoz döneminde azalan metabolizma hızı için düzenli egzersiz yapmak kalori açığı oluşmasında ve kas kütlesi artışı ile metabolizmanın hızlanmasında sağlıklı kilonuzu destekleyebilir. Kas kütlesi normalde hormonal değişiklikler ve yaşla birlikte azalır. Ağırlıklar veya bantlarla yapılan direnç antrenmanı, kas kütlesinin korunmasında ve hatta artırılmasında son derece etkili olabilir. Aerobik egzersiz veya kardiyo da menopozda kilo vermek için çok etkilidir. Çalışmalar; egzersizin kilo kaybı sırasında kasları korurken karın yağını azaltabildiğini göstermiştir.

Hepatitte aşı hayati önem taşıyor

28 Temmuz Dünya Hepatit Günü. En temel sağlık problemlerinden biri olan viral hepatitlere dikkat çekmek ve farkındalığı artırmak amacı ile her yıl 28 Temmuz; Dünya Hepatit Günü olarak anılıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün Hepatit B ve Hepatit C’yi ortadan kaldırma hedefini içeren “Viral Hepatit Küresel Stratejisi”; 2030 yılına kadar 300 milyonun üzerinde insanın hayatını değiştirmeyi hedefliyor.  Liv Hospital Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Binnur Şimşek hepatitle ilgili merak edilenleri anlattı.

Prof. Dr. Binnur Şimşek

Prof. Dr. Binnur Şimşek

Karaciğer kanserine yol açabiliyor
Günümüzde dünyada 300 milyon kişi hepatit B, 100 milyona yakın da hepatit C taşıyıcısı birey bulunuyor. Ülkemizde ise yaklaşık 3 milyon hepatit B ve 500-700 bin kişi de hepatit C taşıyıcısı bulunduğunu biliyoruz. Her iki hastalık da temel olarak kan yolu ile bulaşıyor ve farkında olunup tedavi edilmez ise, karaciğer sirozu ve karaciğer kanserine yol açarak ölümle sonuçlanabiliyor.

Hepatitlerden korunmak için bunları unutmayın!

  • Aşılanın,
  • ⁠Hijyen şartlarını önemseyin (diş tedavisi, ameliyatlar, anjşyografiler, hemodiyaliz, iğne ile yapılan müdahaleler gibi tıbbi müdahalelerin steril şartlarda yapılması),
  • ⁠Dövme-tatoo gibi iğneli girişimlerin bulaştırıcı olabileceğini ve
  • ⁠Korunmasız cinsel temasın da hepatit bulaşına neden olabileceğini unutmayın.

Tedavisi nasıl yapılıyor?
Özellikle hepatit B ve hepatit C türleri, kronik enfeksiyona sebep olarak karaciğer sirozu ve karaciğer kanseri gibi ciddi komplikasyonlara ve ölümlere yol açabiliyor. Tüm dünyada karaciğer kanserlerinin yüzde 70’i bu iki virüse bağlı olarak ortaya çıkıyor. Ayrıca hepatit A, D, E virüsleri de karaciğerde hasar ortaya çıkarabilen diğer virüslerdir. Bunlardan Hepatit A ve E genellikle kronik hepatit haline dönüşmüyor, hepatit D ise sadece hepatit B taşıyıcısı olan kişilerde hastalığa yol açıp hızlıca karaciğer sirozu ve kanseri gelişimine sebep oluyor. Antiviral ilaçlar adını verdiğimiz mevcut tedavi rejimleriyle günümüzde hepatit C tedavisindeki başarı oranı çok yüksek olup, kür sağlanabilmesi mümkün. Hepatit B için ise uzun süreli uygulanacak etkin, güvenilir tedavi yöntemleri mevcuttur. Önemli olan nokta; kişinin bu virüsü taşıdığını bilmesi ve zamanında (Karaciğerde kalıcı hasar veya kanser gelişmeden) tedavisi yürütecek hekime başvurmasının sağlanmasıdır. Hepatitlerden aşılama ile korunmanın sağlanması gerekir. Hepatiti B ve hepatit A’nın yüzde yüze yakın oranda koruyuculuk sağlayabilen aşıları mevcut, mutlaka her bireye uygulanması sağlanmalıdır.

Özellikle “merdiven altı “ sterilizasyona dikkat etmeyen yerlerde yapılacak girişimlerin hepatit bulaştırıcılığının yüksek olduğunu ve bu anlamda sağlık kuruluşu seçerken dikkat etmeniz gerektiğini unutmayın.

Nicolas Lefebvre: ‘Ready-made’ eserler üretiyorum

Sanat dünyasının sınırlarını zorlayan, arkeolojik eserleri doğal unsurlarla harmanlayan ve Ankh haçı sembolüyle doğurganlık ile kadınlığı kutlayan eserleriyle tanınan Nicolas Lefebvre ile Pause Dergi için buluştuk. Paris’ten Tokyo’ya uzanan sergileriyle dikkat çeken Nicolas Lefebvre, ekolojik yöntemlerle sanatına yeni bir soluk getirmeyi hedefliyor. Kendisiyle kariyerinden, ilham kaynaklarından ve gelecek projelerinden konuştuk.

Röportaj: Melis BAYRAKTAR

Melis BAYRAKTAR

Kariyerinizi nasıl başlattınız ve bugüne nasıl geldiniz?

Sanat tarihine olan ilgimle École du Louvre’da eğitim aldım. Jacques Lacoste ile tanışmam ve onunla iş birliği yapmam kariyerimde önemli bir dönüm noktası oldu. Lacoste beni 1950’lerin Fransız tasarımcısı Jean Royère’in mobilyalarını seçmek için Lima,Peru’ya gönderdi. Bu deneyim, antik sanata olan ilgimi artırdı ve yerel el yapımı eserlerin büyüsünü keşfetmemi sağladı. Paris’e döndükten sonra, antikacı Axel Vervoordt ve müzayedeci Maître Binoche ile çalışma fırsatı buldum. Kendi antik nesne koleksiyonumu zenginleştirdim ve çağdaş sanat ortamında ilgi çeken çalışmalar yaptım. 2006 yılında Paris’teki ilk sergim büyük ilgi gördü. 2008’de Fransa’nın güneyine taşınarak kendi galerimi açtım. 2015 yılında Londra’daki White Space Gallery’de “Representing the Figure” sergisine katıldım. 2016’daki “Le Cheval” adlı eserim Mısır mitolojisindeki Ankh haçıyla eşdeğer görüldü. 2017 Paris Sanat Fuarı’ndaki heykellerim ise Afrika sanatını ön plana çıkardı. Bu eserler ünlü tripartit montajlarına sahipti.

 Tripartit montajlarınızın anlamı nedir?

Tripartit montaj, üç farklı bileşenin bir araya getirilmesiyle oluşturulan bir sanat tekniğidir. Heykellerimde bu tekniği kullanarak, neon, dalgalı demir ve diğer malzemelerden oluşan bileşenlerle eserin estetik ve anlamını oluşturuyorum. Her biri farklı bir hikâye anlatıyor ve bu birleşimler sanatı daha zengin kılıyor.

2019’da gerçekleştirdiğiniz “À quatre mains” sergisi hakkında ne söyleyebilirsiniz?

2019’da Galerie 127’de fotoğrafçı Sara Imloul ile iş birliği yaparak “À quatre mains” adlı sergiyi gerçekleştirdik. Bu sergi, Essaouira’dan bulunan nesnelerle heykellerin bir araya geldiği bir çalışmaydı. Imloul, eserleri kalotiple fotoğraflayarak antik bir sürecin sepia tonuyla yaşlanmış gibi görünmesini sağladı.

Evet, gördüm ben o sergiyi zaman ve mekanın sınırlarının olmadığı çağdaş bir arşiv ortaya çıkmış. Harika bir deneyim olmalı!

Teşekkürler!

Melis BAYRAKTAR

SANATIN TOPLUMSAL VE ÇEVRESEL KONULARI DA ELE ALMASI GEREKTİĞİNE İNANIYORUM

Peki sanatınızın temelini oluşturan malzemeyi nasıl seçiyorsunuz?

Malzeme seçimi, sanatımda kritik bir rol oynar. ‘Ready-made’ eserler üretiyorum. Bu eserler, antik ve temel sanattan alınan farklı kültürlerin ve dönemlerin karışımını içeriyor. Eski Mısır gözü, Kolomb öncesi pense, Amazon başlığı, Nijerya sikkeleri, Khmer aynası ve Berberi çadır kazığı gibi unsurlardan ilham alıyorum. Sanatın sadece estetik değil, aynı zamanda toplumsal ve çevresel konuları ele alması gerektiğine inanıyorum. Malzemeler, hikayeyi ve mesajı güçlendiriyor.

 “Mama” serginizden bahseder misiniz?

Evet, “MAMA” sergisi benim için çok özel bir yere sahip. Yaklaşık 10 yıldır üzerinde çalıştığım büyük ve güzel bir proje. Kadının toplumdaki yerine, doğaya olan bağlılığına ve doğurganlığın kutsallığına dair güçlü mesajlar taşıyor. Bu sergiyle, izleyicilere anneliğin evrensel ve zamansız değerini yeniden hatırlatmayı amaçladım. Farklı dönemlerden ve medeniyetlerden nesneler ve unsurlarla dünya çapında bir sergi oldu.

Eserlerinizde Mısır mitolojisindeki sembolleri kullanmanızın özel bir nedeni var mı?

Mısır mitolojisindeki semboller, derin anlamlara sahiptir. Ankh Haçı, yaşamın sembolüdür ve yaşamı, sonsuzluğu ve ölümsüzlüğü temsil eder. Ana Tanrıça Sembolü ise dişi ilkesini temsil eder ve doğurganlık, bereket ve annelikle ilişkilidir. Bu semboller, antik dönemde farklı kültürlerde farklı tanrıçaları temsil etmek için kullanılmıştır. Çalışmalarıma 25 yaşındayken başladım ve annemi yeni kaybetmiştim. Tanrıça figürü benim için bir bağlantı gibiydi ve sezgilerimi dinleyerek bu figürü seçtim. Eserlerimde her zaman üç farklı unsuru bir araya getiriyorum; Antik Mısır yaşam sembolü olan “ankh” içindeki üçlüden esinlenerek.

Melis BAYRAKTAR

Yeni nesil eserleriniz geçtiğimiz aylarda Paris’te düzenlenen “Assemblages” adlı sergide yer aldı. Bize bu serginizden bahsedebilir misiniz?

26 Nisan-3 Mayıs 2024 tarihleri arasında Christie’s müzayede evi tarafından düzenlenen ve Chenel galerisi ile iş birliği içinde gerçekleşen “Assemblages” sergisinde, Roma, Yunan ve Mısır’dan topladığım Roma büstleri, arkaik bronzlar ve porfir parçaları gibi antikaları mercan ve sünger gibi doğal elementlerle bir araya getirerek dönüştürdüm. Hem tarihi kalıntıları, hem doğal parçaları, hem de çağdaş sanatı temsil eden bu eserlerim, tarihlenmesi veya sınıflandırması zor olan küçük ve hassas nesnelerden oluşuyor.

Christie’s serginizden neler öğrendiniz?

Christie’s sergisi, eserlerimin farklı kültür ve tarihlerden nesnelerle nasıl bir araya getirildiğini sergilemek için mükemmel bir platform sundu. Sergi, sanatseverler arasında büyük ilgi gördü ve eserlerimin uluslararası bir izleyici kitlesine ulaşmasını sağladı. Bu deneyim, sanatımın evrenselliğini ve farklı kültürlerle olan bağlarını daha da pekiştirdi.

Sanatınızın gelecekteki yönü hakkında bize bir ipucu verebilir misiniz?

Bu yıl bronz eserler yapmaya başladım. Farklı patinalarla üç bronz eser yaptım. Bu, yeni bir süreç ve ekolojik bir yöntemle nesnelere yeni bir hayat veriyorum. Farklı kültürlerden ve zaman dilimlerinden nesneleri bir araya getirerek ilham alıyorum.

Önümüzdeki günlerde yeni kitabınız çıkıyor. Bize yeni kitabınızdan bahsedebilir misiniz?

Yeni kitabım, sanat yolculuğumun ve eserlerimin arkasındaki ilham kaynaklarının derinlemesine bir incelemesini sunuyor. Kitapta, antik ve çağdaş sanatın kesişim noktalarını, kullandığım malzemelerin hikayelerini ve sanatın toplumsal ve çevresel etkilerini ele alıyorum.

Okuyucular, sanatımın arkasındaki derin anlamları ve sembolleri keşfetme fırsatı bulacaklar.

Melis BAYRAKTAR

Geçmiş Sergileriniz:

– Haziran-Eylül 2019: San Remo, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU

– Eylül 2019: Paris, MERCI’de performans

– Eylül 2019: Şanghay, GALLERY ART CN

– Ekim 2019: Tokyo, POMMERY için performans ve sergi

– Kasım 2019: Lizbon, Homa sanatçı grubu sergisi

– Aralık 2019: Ocak 2020: Paris, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU

– Eylül 2020: Paris, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU ile ART PARIS

– Aralık 2020: Paris, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU’da solo sergi

– Mayıs 2021: Lizbon, Julie Le Halleux & Marie-Eve Macgoey tarafından düzenlenen LISBON BY DESIGN Sanat Fuarı

– Mayıs 2021: Amsterdam, ADORABLE ART + DESIGN GALERIE ile KUNST RAI ART

– Ağustos 2021: Ile-de-Ré, VISUS GALLERY’de sergi

– Eylül 2021: Paris, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU ile ART PARIS

– Kasım 2021: Strasbourg, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU ile St.Art Fuarı

– Eylül 2022: Lizbon, Küratör Rita Gomes Cardoso ile “Aligned minds” sergisi @ CISTERNA GALLERY

– Kasım 2022: Singapur, Clementine de Forton & Marina Oechsner de Coninck ile “I think I see it” sergisi @ 63 SPOTTS ART GALLERY

– Kasım 2022: Paris, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU’da solo sergi “Nicolas Lefeuvre: oeuvres récentes”

– Şubat 2023: Brüksel, GALERIE JEAN-FRAN ile Brafa Sanat Fuarı.

– Nisan 2023: Şubat, San Remo, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU ile “I think I see it” sergisi.

– Haziran 2023: Seul, V&E ART ile DAEGU ART FAIR.

– Ekim 2023: Taipei, V&E ART ile Art Taipei.

– Ocak 2023: Brüksel, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU ile Brafa Sanat Fuarı.

– Nisan 2023: Paris, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU ile PAD DESIGN & ART sergisi.

– 22-27 Kasım 2024: Paris, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU ile LA BIENNALE PARIS’te sergi.

– 19 Eylül- 17 Ekim 2024: Lizbon, “Palacio Verride”de solo sergi, LISBON ART OFFICE ile birlikte

– Eylül 2024: Seul, V&E ART ile KIAF’ta sergi.

– Temmuz-Ağustos 2024: La Bisbal, CLEMENTINE DE FORTON ile birlikte Castell d’Emporda’da sergi.

– 7-13 Haziran 2024: Paris, La Pagode’da “LE PRINTEMPS ASIATIQUE” sergisi, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU ile birlikte.

Sıcak hava ilaç dozunuzu da etkiliyor!

Aşırı sıcakların ve nemin adeta nefes aldırmadığı yaz günlerinde özellikle kalp hastalarının çok daha dikkatli olması gerekiyor. Zira vücut yüksek sıcaklıklarda ısısını dengeleyebilmek için daha fazla çalışırken bu durum kalbin iş yükünü artırıp kalp krizine yol açabiliyor! Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ulaankhuu Batgerel “Yaz aylarında kalp krizi vakalarında artış görülmektedir. Yüksek sıcaklık ve nem, yeterince su tüketilmiyorsa vücudun susuz kalmasına neden olabilir. Bu da kanı daha yoğun hale getirerek kalbin daha fazla çalışmasına sebep olur. Ayrıca, sıcak hava kan damarlarının genişlemesine yol açarak tansiyon düşüklüğüne, baş dönmesine ve bayılmaya neden olabilir. Bu süreçler, kalbin oksijen ihtiyacını artırarak kalp krizini tetikleyebilir” diyor. Kalp hastalarının yaz aylarında bazı kurallara dikkat ederek sağlıklı bir yaz mevsimi geçirebileceklerini vurgulayan Dr. Ulaankhuu Batgerel, buna karşın toplumda bazı hatalı davranışların çok sık yapılabildiği ve bunun da kalp sağlığını tehlikeye atabildiği uyarısında bulunuyor. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Batgerel yazın kalp sağlığını tehdit eden ve en sık yapılan 4 yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Ulaankhuu Batgerel

Dr. Ulaankhuu Batgerel

  • Yeterince su tüketmemek: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Özellikle bu aşırı sıcaklarda vücutta sıvı dengesini korumak son derece önemlidir. Günde en az 2-2.5 litre su tüketmek, dehidrasyonu (vücudun susuz kalmasını) önlemeye yardımcı olur ve kalp sağlığını korur. Aksi taktirde dehidrasyon, kanın yoğunlaşmasına neden olarak kalbin iş yükünü artırır ve kalp krizine yol açabilir. Bu nedenle, düzenli su tüketimi ihmal edilmemelidir.

  • Açık büfede diyeti göz ardı etmek: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yaz aylarında ağır ve yağlı yiyeceklerden kaçınmak, sebze, meyve ve lif açısından zengin hafif ve sağlıklı besinler tüketmek kalp sağlığı için son derece önemlidir. Ancak özellikle yaz tatilinde açık büfede sunulan sınırsız yiyecekler ve içecekler nedeniyle diyet göz ardı edilerek tatlı, tuzlu, hamur işi ve şekerli/alkollü içecekler derken tehlikeye davetiye çıkarılabiliyor. Bu nedenle kalp sağlığını tehlikeye atmamak için dikkatli olmak ve ölçüyü kaçırmamak büyük önem taşıyor.

  • İlaç dozlarını ayarlamamak ve sıcağa maruz bırakmak: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ulaankhuu Batgerel “Kalp hastalarının pek çoğu ilaçların dozunun yaz aylarında doktor tarafından düzenlenmesi gerektiğini bilmiyor. Oysa yüksek sıcaklıklar, ilaçların etkinliğini azaltabiliyor ve kalp sağlığını riske atabiliyor. Bu nedenle mutlaka ilaçların doktor kontrolünde yaz şartlarına göre düzenlenmesi, ayrıca uygun koşullarda yani serin ve kuru yerlerde saklanması büyük önem taşımaktadır” diyor.

  • Yoğun fiziksel aktivite yapmak: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sıcak havalarda aşırı efor sarf etmek, kalp üzerinde aşırı baskı oluşturur ve kalp krizini tetikleyebilir. Bu nedenle aşırı efordan ve direkt güneş ışınlarından kaçınmak, serin yerlerde bulunmak, egzersizi sabah erken saatlerde veya akşam geç saatlerde yapmak hayati önem taşır. Bu kurallara dikkat edilerek vücut ısısı kontrol altında tutulabilir ve kalp üzerinde oluşan stres azaltılarak kalp sağlığı desteklenebilir.