Yazılar

Kırmızı eti akşam öğününde tüketmeyin!

Kırmızı eti akşam öğününde tüketmeyin!

Bayramlar toplumumuzda aile ziyaretleri ve özenli sofraların kurulmasıyla önemli bir yere sahip. Ancak Kurban Bayramı’nın geleneksel sofralarında mutlaka yer verdiğimiz kırmızı etin tüketimine dikkat etmemiz gerekiyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, fazla tüketilen kırmızı etin sağlığımızı olumsuz yönde etkileyeceğine dikkat çekerek, “Kırmızı et sindirimi oldukça zor bir besindir. Dolayısıyla aşırı tüketimi sindirimi güçleştireceği için özellikle mideyle ilgili problemi olan kişilerin dikkatli olmaları gerekir. Fazla tüketilmesi ette bulunan doymuş kan yağlarının artmasına ve kalp damar hastalıklarının oluşmasına sebep olabilir” diyor. Fazla tüketilen etin kalori ve yağ alımına bağlı olarak kilo artışına da yol açabileceğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, “Bu nedenle günlük beslenmede kişinin ihtiyacından fazla et yememesi son derece önemlidir. Ayrıca her ziyarette sunulan iştah kabartıcı ikramları sırf ev sahibini kırmamak için geri çevirmemek; günlük kalori alımını artıracağından kilo alımına neden olmasının yanı sıra aynı zamanda fazla yemeye bağlı şişkinliğe, hazımsızlığa ve nefes darlığına yol açabilir. Dolayısıyla Kurban Bayramı’nda da rutin beslenme programına devam edilmesi gerekir” diyor. Kurban Bayramı’nda dikkat edilmesi gereken beslenme kurallarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur

Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur

Güne mutlaka kahvaltı ile başlayın!

Bayram boyunca yeterli ve dengeli bir beslenme şekli oluşturabilmek için belirli aralıklarla öğün oluşturmaya çalışmalı ve sürekli et tüketmemeye özen göstermelisiniz. Sağlıklı beslenmek için bir öğünde tüm besin gruplarından tüketmeniz çok önemli. Güne mutlaka hafif bir kahvaltıyla başlamanızda fayda var.  Bir adet yumurta, beyaz peynir, zeytin, domates, tam tahıllı ekmek ve bol yeşillik içeren hafif bir kahvaltı yaparak sindirim problemini önlemiş olursunuz. Bunların yanı sıra kurban etini dinlendirmeden yemek gün içinde hazımsızlık sorununa neden olacağı için kahvaltıda tüketmemeye de özen gösterin.

Kendi suyu ile pişirin

Bayramda da eti yağsız tarafından pişirmeyi ihmal etmeyin. Kurban Bayramı’nın geleneksel yemeği kavurma yaparken iç yağı, kuyruk yağı ve tereyağı gibi doymuş katı yağları eklemeden, eti kendi suyu ile pişirmenizde fayda var.

Eti akşam öğünlerinde yemeyin!

Et sindirimi zor olan yiyeceklerden biridir.  Akşam saatlerinde çok hareket edilmemesi ve yatma saatine yakın sindirim problemi yaşanması nedeniyle et tüketimi için bu öğünü tercih etmemenizde fayda var.  Eti daha çok gündüz saatlerinde tüketmeli ve sindirimi kolaylaştırmak için yavaş yemeli, bol bol çiğnemelisiniz.

Günde 60-90 gramı geçmeyin!

Yeni kesilen etin sindirimi zor olması nedeniyle hazımsızlık gibi sorunlar oluşabiliyor. Kırmızı eti kesim sonrasında buzdolabında en az 12 saat dinlendirdikten sonra pişirmeli, kalan kısmı küçük parçalar halinde derin dondurucuya kaldırmalısınız. Ayrıca kırmızı eti bayram boyunca her öğün et tüketmek sağlıklı olmayacaktır. En ideali kırmızı eti günde bir öğün tüketmektir. Günlük en fazla 60-90 gram kadar tüketmeli ve etin yanına sağlıklı beslenmeyi tamamlayan sebze, salata, tam tahıllı ekmek ve bulgur gibi sağlıklı karbonhidratları ilave etmelisiniz.

Etin yanında bol limonlu yeşil salata tüketin

Et posalı bir yiyecek grubu olmadığı için aşırı miktarda yenildiğinde ve yanına posa kaynakları ilave edilmediğinde kabızlık problemi yaşanabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, bu nedenle etin yanında posa içeriği yüksek olan sebze, meyve, tahıllı ekmek ve bulgur tüketmeniz gerektiğini belirterek, “Etin yanında yiyeceğiniz sebze ve meyvelerdeki C vitamini kırmızı etin içerisinde yer alan demirin vücutta emilimini artırmaya yardımcı oluyor. Bu nedenle kırmızı etin yanında bol limonlu yeşil salata tüketmeyi alışkanlık edinin” diyor.

Pişirme tekniği de çok önemli

Kırmızı etin tüketim miktarının yanı sıra pişirme tekniğine de dikkat edilmesi gerekiyor. “Pişirme yöntemi olarak kızartma ve kavurma yerine ızgara, fırınlanmış veya haşlanmış olarak tüketilmesi daha uygundur” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, sözlerine şöyle devam ediyor: “Dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta da, mangal yaparken pişirme sırasında etlerin kömürleşmemesine, dış kısımlarının pişip iç kısımlarının çiğ kalmamasına özen göstermek olmalı. Zira kömürleşen etler her zaman kanser riski taşıyorlar”

Yüksek ısıda pişirmeyin, çünkü…

Et için en uygun pişirme yöntemi; düşük sıcaklıkta, uzun sürede ve mümkünse kendi suyu ile pişirilmesidir. Zira yüksek ısıda pişirildiğinde etin dış yüzeyi hızlı pişiyor, iç yüzeyi ise çiğ kalıyor. Bu durum da besin zehirlenmelerine neden olabiliyor. Etin kısa sürede, yüksek basınçla, yani düdüklü tencerede yine kendi suyu ile pişirilmesi ise besin değerlerini kaybettirmiyor.

Şerbetli yerine sütlü tatlılar

Kırmızı etin yanı sıra bayram ziyaretlerinde ikram edilen hamur işleri, çikolata ve şerbetli tatlıların da makul miktarda tüketilmeleri gerekiyor. Ağır şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar; yine servis edilen meyve suyu veya gazlı içecekler yerine açık çay veya bitki çaylarını tercih etmelisiniz. Diyabet hastalığınız varsa, özellikle yediklerinize dikkat etmeli ve tedavinizi aksatmamalısınız.

Çay ve kahveyi sınırlandırın

Bayramın yaz aylarına denk gelmesi su tüketimini daha da önemli hale getiriyor. Ancak bayram ziyaretleri boyunca çok fazla çay, kahve, meyve suları veya komposto ikramı olabiliyor ki bunlar su içmenizi azaltabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, “Çay ve kahve gibi içecekler vücuttaki suyun idrarla atılmasına ve vücudun susuz kalmasına neden olurlar. Dolayısıyla bu içeceklerin suyun yerini tuttuğunu düşünmemek gerekir.  Sağlığınız için bayramda da günlük ortalama 2-2,5 litre su tüketmeniz çok önemlidir” diyor.

Her gün tempolu yürüyüş yapın

Fiziksel hareket hem kilo kontrolünü sağlıyor hem de bayram süresince yediğimiz besinlerin sindirimini kolaylaştırıyor. Bu nedenle bayramda da mümkünse her gün tempolu olarak 45 dakika veya bir saat yürümeyi ihmal etmeyin.

Meksika’da can alan kuş gribi endişelendirdi!

Meksika’da can alan kuş gribi endişelendirdi!

Tavuk eti ve yumurta tüketiminin hastalığa sebep olması mümkün değil!

Kuş gribinin 2 çeşidinin bulunduğunu ifade eden uzmanlar, biri yüksek potansiyelli, diğerinin düşük potansiyelli olduğunu ve şu anda gündemde olan Meksika’daki vakanın düşük potansiyelli olduğunu söylüyor.

Meksika’da görülen vakanın endişeleri artırdığına işaret eden Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Yiyecek olarak tavuk eti ve yumurta tüketiminin hastalığa sebep olması mümkün değil; çünkü bu ürünler tüketilmesi sırasında ısı ile işlem görüyor. Bu sayede virüs etkisiz hale geliyor.  Çiğ yumurta tüketimi önerilmiyor çünkü virüsün bu şekilde bulaşma ihtimali var. Virüs dış ortamlarda hassas olmasına rağmen ısıda 56 derecede 30 dakikada ölüyor.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından dikkat çekilen ve Meksika’da bir kişinin ölümüne neden olan kuş gribi hakkında bilgi verdi.

Dr. Dilek Leyla Mamçu

Dr. Dilek Leyla Mamçu

‘Tavuk Vebası’ olarak da bilinen kuş gribi normalde insanlara bulaşmıyor 

‘Tavuk Vebası’ olarak da bilinen kuş gribinin, Avian İnfluenza virüsünün sebep olduğu bir hastalık olduğunu hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Genellikle kanatlı hayvanlarda, özellikle kuşlarda ve evcil kanatlı hayvanlarda görülüyor. Kuş gribi, insanlarda da hastalık yapan influenza virüsüne benzer bir yapıya sahip ve bu sebeple hayvanlardaki hastalığın adına kuş gribi deniliyor. Kuş gribi normalde insanlara bulaşmaz ancak hayvanlar arasında birtakım belirtilerle bulaşıyor. Bu belirtiler arasında hayvanın ateşi çıkması, tüylerinin kabarması, çabuk iştahsızlık ve halsizlik gibi şikayetler yer alıyor. Ayrıca, yumurta veriyorsa hayvanın verimi düşüyor ve bu belirtileri gösteren hayvanlar genellikle kitleler halinde ölüyorlar.” dedi.

Kuş gribinin iki çeşidi var

Kuş gribinin 2 çeşidinin bulunduğunu ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Biri yüksek potansiyelli olan, diğeri düşük potansiyelli olan. Şu anda gündemde olan Meksika’daki vaka düşük potansiyelli olanı. Hastalık hayvanlarda veteriner hekimler tarafından özellikle endemik görüldüğü ülkelerde kolayca teşhis ediliyor. 2018 yılında dünyada Kuş Gribi salgını meydana gelmiş, özellikle uzak doğudan başlamıştı. Yaklaşık 860 insan vakası bildirilmiş ve 454 ölüm gerçekleşmişti. Bu durum, kanatlı endüstrisi için ciddi bir tehlike oluşturmuş ve pandemi endişelerini artırmıştı. Meksika’da görülen vaka da bu endişeleri artırdı ancak Dünya Sağlık Örgütü raporlarına göre bu vakanın düşük potansiyelli olduğu ve çok hızlı bulaşmayacağı düşünülüyor. Pandemi endişesi ise devam ediyor.” şeklinde konuştu.

Kişiden kişiye solunum yoluyla bulaşıyor

Kuş gribini insanlara bulaşması durumunda, hastalığın genellikle kişiden kişiye solunum yoluyla bulaştığına dikkat çeken Dr. Dilek Leyla Mamçu, “İlk etapta hastalık insanları etkilemez fakat kuşlardan geçtiği için mesleki maruziyeti yüksek olanlar, özellikle tavuk çiftliklerinde çalışanlar ve aileleri risk altında. Yiyecek olarak tavuk eti ve yumurta tüketiminin hastalığa sebep olması mümkün değil; çünkü bu ürünler tüketilmesi sırasında ısı ile işlem görüyor. Bu sayede virüs etkisiz hale geliyor.  Çiğ yumurta tüketimi önerilmiyor çünkü virüsün bu şekilde bulaşma ihtimali var. Virüs dış ortamlarda hassas olmasına rağmen ısıda 56 derecede 30 dakikada ölüyor. Bu nedenle virüse maruz kalınan alanların temizlenmesi ve kıyafetlerin yüksek ısıda yıkanması gibi önlemler alınmalı.” şeklinde uyarılarda bulundu.

Kuş gribine karşı bir aşı yok

Hastalığın insanlardaki belirtilerinin grip belirtileriyle benzerlik gösterdiğine de vurgu yapan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Genellikle hapşırık, öksürük, baş ağrısı ve boğaz ağrısı gibi şikayetlerle kendini gösterir. Hastalık ağır seyrettiğinde hasta daha çabuk kötüleşebilir. Bu nedenle hastanın daha önce ciddi hastalıklar geçirip geçirmediğinin belirlenmesi önemli. Kuş gribine karşı şu anda etkili bir tedavi yöntemi bulunmuyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün uyguladığı aşı da insan influenza virüsüne karşı olan aşı. Kuş gribine karşı bir aşı bulunmuyor. Bu belirtileri gösteren kişiler özellikle mesleki maruziyet durumunda veya riskli bölgelere seyahat etmişlerse en yakın sağlık kuruluşuna başvurarak test yaptırmalı. Erken teşhis çok önemli ve hastalığın izole edilmesi gerekiyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.

Çocukların sağlıklı yaz geçirmesinin püf noktaları

Çocukların sağlıklı yaz geçirmesinin püf noktaları
Yaz ayları çocuklar için, eğlence, tatil, dinlenme ve heyecan veren aktivitelerin yapılması gibi pek çok anlam ifade eder. Peki, ebeveynler çocukların güvenli ve sağlıklı bir yaz geçirmeleri için nelere dikkat etmelidir? Liv Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Gizem Güvener’in önerilerine kulak verin.

Dr. Gizem Güvener

Dr. Gizem Güvener

Yaz tatili için öneriler

  1. Güneş ışınlarının dik geldiği saat 10.00 ile 16.00 arasında çocukların, direk güneş ışınlarına maruz kalmalarının önüne geçmeliyiz.
  2. 6 aydan büyük çocuklara en az 30 (tercihen 50) faktör mineral filtreli hem UVA hem UVB ye karşı koruyucu güneş kremi sürebiliriz. Güneş kremi, çocuk güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmeli ve 2 saatte bir yenilenmelidir.
  3. 6 aydan küçük çocuklar için uzun kollu ve uzun bacaklı, ince, pamuklu, ışığı yansıtan açık renkli ve bol kıyafetler, uv filtreli mayolar, geniş şapkalar kullanılmalıdır.
  4. Çocuklarda yaz aylarında sıvı kayıpları da olabileceğinden su içirilmesi ihmal edilmemelidir. 6 aydan küçük çocuklarda anne sütü veya anne sütü yoksa formül mama su ihtiyacını karşılar. Ek olarak suya ihtiyaçları yoktur.
  5. Yenidoğan bebeklerin üşümemesi amacıyla fazla kat giydirilmesi, odanın havalandırılmaması yapılan yanlışlardandır. Ortamın fazla sıcak olması, yenidoğan bebeğin uyku ve emme düzenini etkiler, isiliğe neden olabilir. Odanın havalandırılması yeterli olmuyorsa klimanın direk bebeğin üzerine gelmemesine dikkat edilerek açılması veya yan odadan açılarak dolaylı yoldan soğuk havanın gelmesinin sağlanması gerekir. Ebeveynler kaç kat giyiniyor ise yenidoğan bebekler 1 kat fazla giydirilebilir. İsilik açısından bu önlemler alınmalı ve bebek gerekirse her gün duş aldırılmalıdır.
  6. Enfeksiyon riskinin minimale indirilmesi açısından 6 ayı dolmuş ve 6 aylık aşıları tamamlanmış çocuklar temiz olduğundan emin olunan denize girebilir. Özel havuzlar hariç toplu kullanılan havuzlara ise 2 yaşına kadar sokulmamalıdır.
  7. Çocuklar havuz veya denize girip çıktıktan sonra enfeksiyona zemin hazırlamamak, idrar yolu enfeksiyonlarından da korumak adına mayoları veya küçük bebek ise bezleri değiştirilmelidir.
  8. Çocuklarda suda boğulmalara da dikkat etmeliyiz. Yüzme bilen çocuklar dahil tüm çocuklar ebeveynlerin kontrolü altında olmalıdır. Derinliği bilinmeyen denizlere omurga yaralanmaları ve travmalara neden olabileceği için atlanmamalıdır. Çocuklar için hazırlanan özel havuzların derinliği az olsa bile boğulmalar görülebiliyor dikkat etmeliyiz. Can yeleği, kolluk, simit yardımcı yöntem olarak kullanılabilir.
  9. Yaz aylarında yiyeceklerin çabuk bozulduğu göz önüne alınmalıdır. Açıkta satılan ve uzun süre güneşin altında kalmış gıdalar tüketilmemelidir. Kremalı, et-tavuklu yemekler, açıkta satılan dondurmalar dikkatli tüketilmelidir. Olası ishal durumlarına karşı tatil çantasında probiyotik hazır bulunabilir. Yaz aylarında artan rotavirüs için bebeklerin aşı olması oldukça kıymetlidir, ellerin sık sık su ve sabun ile yıkanması, yiyeceklerin bol su ile yıkanması ve hızlı bozulabilen gıdaların daha çabuk tüketilmesi gerekir.

Yaz aylarında gıda zehirlenmesine dikkat

Yaz aylarında gıda zehirlenmesine dikkat

Güvenli olmayan gıdalardan kaynaklı hastalıklar nedeniyle dünya genelinde yılda yaklaşık 600 milyon vaka hastanelere başvuruyor. Bu kişilerden 420 bini yaşamını kaybederken, güvensiz gıdalar, 5 yaş altındaki çocuklar için en büyük tehdidi oluşturuyor.

Sabri Ülker Vakfı Beslenme ve Bilimsel İletişim Yöneticisi 7 Haziran Dünya Gıda Güvenliği Günü vesilesiyle, taze sebze ve meyve çeşitliliğinin arttığı yaz ayları için, temel hijyen kuralları başta olmak üzere tedbir alınması uyarısında bulunuyor.

Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, dünya genelinde, yılda 125 bini 5 yaş altında 420 bin kişi, güvenli olmayan gıdalar nedeniyle yaşamını yitiriyor. Son tahminler, güvensiz gıdanın etkisinin, düşük ve orta gelirli ekonomilerde her yıl yaklaşık 95 milyar dolar civarında üretkenlik kaybına neden olduğunu ortaya koyuyor.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), gıda güvenliği, hastalıkların önlenmesi ve sektörler arasında bu konudaki işbirlikçi yaklaşımların tartışılması amacıyla her yıl 7 Haziran’ı Dünya Gıda Güvenliği Günü olarak kutluyor. Güvensiz gıda tüketiminden kaynaklı sorunlara dikkat çekilen uluslararası günün bu yılki sloganı “Gıda Güvenliği: Beklenmedik Durumlar İçin Hazırlık Yap” olarak belirlendi.

Üretimden tüketime her aşamada gıda güvenliği kritik öneme sahip

Sabri Ülker Vakfı Beslenme ve Bilimsel İletişim Yöneticisi, üretimden hasada, işleme, depolama, dağıtım, hazırlık ve tüketime, gıda zincirinin her aşamasında gıda güvenliğinin kritik önem taşıdığına dikkati çekti. Özellikle, taze meyve sebze çeşitliliğinin arttığı yaz aylarındaki sıcaklıkların, zincirin tüm aşamalarında besin kaynaklı zehirlenmeler için zemin oluşturduğunu belirten Coşkun, gözle görülemeyen bakteri, virüs, parazit veya kimyasal maddelerin bozulmuş gıda ve suyla vücuda girmesiyle bulaşıcı hastalıkların oluştuğuna vurgu yaptı. Coşkun sözlerine şöyle devam etti: “Organik gübre, sulama için kullanılan su, depolama, taşıma için kullanılan kaplar, araçların yüzeylerindeki mikroorganizmalar ile ürünü alanların ellerindeki mikroplar, besin zehirlenmelerine yol açabiliyor. Dünya genelinde her 10 kişiden 1’i, zararlı maddelerin bulaştığı gıdalar nedeniyle hastalanıyor. Bakteriler, virüsler, parazitler veya ağır metallerle kontamine olmuş gıdaların tüketilmesi, 200’den fazla hastalığa neden oluyor. Dünya nüfusunun yüzde 9’unu oluşturan 5 yaşın altındaki çocuklar ise güvenli olmayan gıda tüketimi kaynaklı sorunlardan en fazla etkilenen kesimi oluşturuyor. Bu çocuklar hastalık yükünün yüzde 40’ını taşırken, güvenilir gıdaya erişememe ve yetersiz beslenme nedeniyle ölüm riski bu yaş grubunda daha yüksek oranlara ulaşıyor.”

Basit ama etkili önlemlerle hastalıklardan korunmak mümkün

Coşkun, gıda güvenliğinin hafife alınmaması gerektiğine, sorunların basit tedbirlerle derinleşmeden önlenebileceğine dikkati çekti. Pişirilmeden tüketilen taze meyve ve sebzelerin temas ettikleri her kalıntıyı vücuda taşıdığını belirten Coşkun, özellikle yaz aylarında dışarıda açık satılan yiyeceklerin tüketiminden kaçınılmasını önerdi. Coşkun, tüketicilere, mikrobiyolojik kontaminasyondan kaynaklanan risklerin azaltılması için şu önerilerde bulundu:

  • Alışveriş yaparken, taze görünen ve iyi durumda olan meyve ve sebzeleri seçiniz, kötü kokulu, açıkça hasar görmüş veya küflü besinleri satın almayınız.
  • Paket içerisindeki sebzelerde sıvı birikimi, sebzelerin yıkandığını ancak yeterince kurutulmadığını, bu nedenle küflenme riski taşıyabileceğini gösterir. Bu tür ürünleri satın almaktan kaçınınız.
  • Ürünleri eve getirdiğinizde bekletmeden temiz, soğuk (5 °) bir buzdolabına yerleştiriniz.
  • Çabuk bozulma potansiyeli olan, et, yumurta, süt ve balık gibi besinleri açıkta bekletmeyiniz.
  • Elma ve havuç gibi bazı meyve ve sebzeler uzun süre bozulmadan saklanabilir, ancak çoğu ürünün birkaç gün içinde kullanılması gerektiğini unutmayınız.
  • Daha fazla olgunlaşma gerektiren muz, domates veya meyveleri oda sıcaklığında tutmaya özen gösteriniz.
  • Yemeden önce meyve ve sebzeleri bol ve temiz akan suda yıkayınız. Dış yaprakları veya kabukları soyup atınız. Kavun, karpuz, elma veya havuç gibi sert yüzeyli sebze ve meyveler için sebze fırçası kullanınız.
  • Küçük ve daha hassas meyveler için bir kevgir kullanarak durulanmasını sağlayınız ve zarar görmesini en aza indiriniz.
  • Çapraz bulaşı önlemek için, çiğ ürünleri doğradığınız tahta ve bıçağı diğer bir besin için kullanmadan mutlaka iyice yıkayınız.
  • Hazırlanan meyve salatalarını ve diğer kesilmiş ürünleri, servis edilene kadar buzdolabında saklayınız, 4 saatten fazla buzdolabı dışında beklediyse, tüketmeyiniz.

Çocuklarınızı obeziteden nasıl koruyacaksınız!

Çocuklarınızı obeziteden nasıl koruyacaksınız!

Çocuklukta obezite, çocukları ve ergenleri etkileyen ciddi bir sağlık sorunudur. Obezite günümüzde çocukları, bir zamanlar yetişkinlerin sorunu olarak kabul edilen diyabet, yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol gibi sağlık sorunlarına sürüklemektedir. Çocuklukta obezite aynı zamanda özgüven eksikliğine ve depresyona da yol açabilir. Çocukları obeziteden korumak için en iyi stratejilerinden biri, tüm ailenin yeme ve egzersiz alışkanlıklarını iyileştirmektir. Çocuklukta obeziteyi tedavi etmek ve önlemek, çocuğun sağlığının şimdi ve gelecekte korunmasına yardımcı olur. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Eser Akkuş, çocuklarda obezite konusunda dikkat edilmesi gerekenleri anlattı.

Dr. Eser Akkuş,

Dr. Eser Akkuş,

Obezite çocukları toplumdan soyutlayabilir

Çocuklarda obezite, pek çok etkenin bir araya gelmesi ile ortaya çıkabiliyor. Bunlar, annenin çocuk dünyaya gelmeden karşılaştığı problemlerden aile içindeki çatışmaya kadar geniş bir yelpazede görülebiliyor. Araştırmalar obez çocukların dış görünüş açısından arkadaşları tarafından daha zor kabul edildiğini, aileleriyle daha çok tartıştıklarını, sosyal aktivitelerle ilgilenmediklerini veya arkadaş edinmekten korktuklarını, dolayısıyla psikolojik olarak kötü etkilendiklerini göstermektedir.

 Şişmanlık çocuğun değil ailenin başa çıkması gereken bir sorun!

Çocukların büyüme ve gelişim süreci devam ettiğinden çocuklar için zayıflama diyetleri önerilmemektedir.  Onları sağlıklı ve dengeli beslenmeye yönelik davranış değişikliğine ve uygun bir egzersiz programına yönlendirerek kilo kaybı sağlanmalıdır. Bu yöntemle tedavi süresince çocuklar kilo yüzünden stres altında kalmadan, sağlıklı diğer akranları gibi normal büyüme ve gelişme sürecini yakalayabilmektedirler.

Ayrıca; obezitenin önlenmesi ve tedavi edilme sürecinde ebeveynlerin tutumu da çok önemlidir. Böyle bir durumda çocuklar kendilerini dışlanmış hissederler. Bu nedenle çocukta sorunun sadece kendi için kötü bir problem olmadığını anlamasına; ailenin kendisi için çaba harcadığını düşünmesini sağlamaya ve onu cesaretlendirmeye çalışmak gereklidir.

Çocuklarda obezitenin önlenmesi için ailelere düşen görevler şunlardır; 

  1. Kesinlikle “şişman çocuk sağlıklıdır, ileride boya gider” diye düşünmeyin.
  2. Çocuğunuzu kendiniz diyete sokmayın. Sağlıklı ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırmak için mutlaka bir beslenme ve diyet uzmanından yardım alın.
  3. Günde en az 30 dakika fiziksel aktivite yapmalarını sağlayacak ortam oluşturun.
  4. Çocuğunuzun okulun spor etkinliklerine katılmasını sağlayın.
  5. Beraberken basit yürüyüşler yapın, yürüme mesafesindeki yerlere arabayla değil yürüyerek gitmeye çalışın.
  6. Saatlerce televizyon ve bilgisayar önünde zaman geçirmesini önleyecek fiziksel aktivite içeren faaliyetler yaratmaya özen gösterin ve gerektiğinde onlara eşlik edin.
  7. Yemek hazırlarken çocuğunuzun da size yardım etmesini sağlayın.
  8. Yemek saatlerini düzene koyun ve beraber yemek masasına oturun.
  9. Çocuğunuza yavaş yeme alışkanlığı kazandırın.
  10. Çocuğunuza su içme alışkanlığı edindirin
  11. Çocuğunuzun tek tip beslenmesini önleyin, tabağında çeşitliliği sağlayın.
  12. Büyük porsiyonları azaltın ve ideal porsiyonlara alıştırın.
  13. Sevmediği bir yemeği reddetmesi halinde, ısrar etmeyin iki gün sonra tekrar o yemeği sunun, düzenli aralıklarla o yemeği tüketmesini sağlayın.
  14. Sizin yemeyi sevmediğiniz hiçbir şeyi çocuğunuzun da yemesini beklemeyin.
  15. Fast food, şeker, bisküvi ve çikolata gibi besinleri tamamen yasaklamayın, çünkü yasaklar onları daha çekici yapacağı için zaman zaman onları dengeli olarak tüketmesine izin verin.

Prostatta lazer tedavisi

Prostatta lazer tedavisi

Prostat boyutundan bağımsız olarak, her boyut prostat hacmine sahip hastalara uygulanan yöntemlerden olan HoLEP ve ThuFLEP hakkında merak edilenleri Liv Hospital Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Engin Kaya anlattı.

Doç. Dr. Engin Kaya

Doç. Dr. Engin Kaya

Prostat kendini hangi sorunlarla gösteriyor?
İyi huylu prostat büyümesi ve buna bağlı olarak gelişen şikayetler yaş arttıkça erkeklerde sık görülen problemlerin başında gelmektedir. Özellikle 50 yaş ve üzeri yaşlarda;

  • Sık idrara çıkma,
  • İdrar yaparken zorlanma,
  • İdrarını tam boşaltamama ve
  • Gece sık idrara çıkma gibi şikayetler yaygın olarak görülmektedir.

İlaç tedavisi yeterli olur mu?

Yaşam konforunu etkileyen ve iyi huylu prostat büyümesi tanısı konulan bu hastalarda ilaç tedavisi yetersiz kalırsa cerrahi müdahale kaçınılmaz olmaktadır. Yeni teknolojik gelişmelerle birlikte HoLEP (Holmium lazer ile prostat enükleasyonu) ya da ThuFLEP (Thulium Fiber lazer ile prostat enükleasyonu) gibi prostata lazer tedavileri gerek hasta konforu, gerekse cerrahi sonuçlar açısından ön plana çıkmaktadır.

Ameliyat tekniği aynı mı?
HoLEP ve ThuFLEP işlemlerinde aynı ameliyat tekniği kullanılırken kullanılan cihazlar farklılık göstermektedir.

  • Teknolojik gelişmelere paralel olarak thulium fiber lazer daha yeni teknoloji olarak ön plana çıkmaktadır.
  • Her iki cerrahi işlem de genel ya da spinal anestezi ile kamera yardımı ile idrar kanalına kapalı olarak girilerek yapılabilmektedir. Bu işlemde idrar kanalını kapatan prostat dokusu açık cerrahiye ihtiyaç kalmaksızın alınmaktadır.
  • Klasik olarak 80 gram altı prostatlarda uygulanan prostatı kazıma yöntemi ve 80 gram üstü prostatlarda önerilen açık cerrahiye göre bir takım üstünlükleri mevcuttur.

HoLEP ve ThuFLEP yönteminin en önemli avantajı nedir?
Prostat boyutundan bağımsız olarak her boyut prostat hacmine sahip hastalara uygulanan yöntemlerdir. Bunun yanında kısa hastanede kalış süresi, kanama miktarının düşük olması, kısa sonda süresi ve günlük yaşama kısa sürede dönülmesi diğer yöntemlerle karşılaştırıldığında önemli bir tercih sebebidir. Ayrıca diğer prostat cerrahilerinde kan sulandırıcıları kesmek gerekirken, lazer cerrahilerinde aspirin gibi uygun olan kan sulandırıcı tedaviler kesilmeden de bu işlem uygulanabilir.

Sky Karaköy’de gün batımı sezonu başladı

Sky Karaköy’de gün batımı sezonu başladı

İstanbul’un en etkileyici teraslarından birine sahip olan JW Marriott Istanbul Bosphorus’un konumlanan Sky Karaköy, yaptığı etkinlikle yaz sezonunu açtı.

Boğaz ve Galata manzarası eşliğinde gün batımı ile başlayan parti gece boyunca devam etti.

Terasın büyüleyici manzarasında Aymila Taşçı ve ekibinin canlı müzik performansları, Konuralp ve Görkem Çay’ın yüksek enerjili DJ setleri ile konuklar; sofistike ve heyecan verici bir deneyim yaşarken Şef Şafak Erten’in hazırladığı özel ikramlar eşliğinde büyüleyici bir gece geçirdiler.

Cildinizin erken yaşlanmaması için!

Cildinizin erken yaşlanmaması için!

Yaz aylarıyla birlikte yüzünü göstermeye başlayan güneş bir yandan içimizi ısıtıp enerjimizi artırdığı gibi diğer yandan zararlı ışınları nedeniyle cilt kanserine zemin hazırlıyor. Son yıllarda hızla yaygınlaşan cilt kanserinin artık genç yaşlarda da görüldüğünü belirten Acıbadem Fulya Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör “Cilt kanseri tüm dünyada güneşlenme alışkanlıklarının değişmesi, güneş ışınlarından yeterince ve doğru şekilde korunmama ve bronzlaşma uğruna yapılan yanlışlar nedeniyle en hızlı artan kanserler arasındadır. Cilt kanserinden hem UVB hem de UVA ışınları sorumlu tutulmaktadır. Bazı cilt kanserleri ileri yaşlarda görülse de en tehlikeli ve ölümcül olabilen melanom ne yazık ki genç yaşlarda da sık karşılaşılır hale gelmiştir” diyor. Güneşin cilt kanserinin yanı sıra bazı yanlış yaşam alışkanlıkları nedeniyle cildin erken yaşlanmasına da yol açtığını belirten Prof. Dr. Emel Güngör, sağlıklı bir cilt için yaz aylarında uyulması gereken kuralları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Emel Güngör

Prof. Dr. Emel Güngör

  • Özellikle 10:00-15:00 arası dikkat!!

Özellikle 10:00-15:00 saatleri arasında doğrudan güneş ışığına maruz kalmamak, şapka, gözlük ve giysilerle korunmak kritik önem taşıyor. Ayrıca güneşin zararlı ışınlarına karşı güneşten koruyucu krem kullanmayı kesinlikle ihmal etmeyin.

  • Güneşten koruyucu krem seçerken!

Bebek ve çocuklara içinde kimyasal koruyucu olmayan güneş kremleri sürün. Prof. Dr. Emel Güngör “Bunlar daha zor sürülen ve sürüldüğünde çoğunlukla beyaz bir tabaka bırakan, UV ışınlarını fiziksel olarak bloke eden maddeler içeren kremlerdir. Çinko oksit veya titanyum oksit içerirler” diyor. Vücudumuz ve yüzümüz için farklı güneşten koruyucuların seçilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Güngör “Hem UVA hem de UVB ışınlarına karşı koruma gösteren kremler seçilmelidir. Sürekli yeni gelişmeler olduğundan Dermatoloji uzmanından bu konuda destek almak cildiniz için en uygun kremi seçmenizi sağlar” diye konuşuyor.

  • Güneşe çıkmadan 20 dakika önce sürün!

Toplumumuzda en sık yapılan yanlışlardan birisi; güneş kremini güneşe çıkıldığında sürmek! Oysa güneşten koruyucu kremlerin güneşe çıkılmadan yaklaşık 20 dakika önce sürülmesi ve iki saatte bir de tekrarlanması gerekiyor çünkü suya girmek, terlemek ve kurulanmakla güneş kremlerinin etkileri azalıyor. Sürülen krem miktarında da cömert davranılması ve cildin hiçbir yerinin güneş ışınlarına maruz bırakılmaması gerekiyor.

  • Yaşam alışkanlıklarınızı gözden geçirin!

Güneşten gelen UV ışınlarının yanı sıra, sigara, hava kirliliği, kötü beslenme, uykusuzluk ve stresin de cilt sağlığını son derece olumsuz etkilediğine dikkat çeken Prof. Dr. Emel Güngör “Yeterli ve kaliteli uyumaya dikkat etmeli, stresi yönetmeyi öğrenmeliyiz. Yapılan araştırmalar; meditasyon, yoga, nefes egzersizleri ve fiziksel egzersizlerin strese karşı faydalı olduğunu ortaya koymuştur” diyor.

  • Beslenmenizde bu kurallara dikkat edin!

Cildimizin geç yaşlanması için en sağlıklı beslenme tipi; Akdeniz diyeti. Yani mevsiminde, bol renkli sebze ve meyveler, tohumlar, bakliyat, kuruyemiş ve sızma zeytinyağından zengin beslenmek gerekiyor. Paketli gıdalar, şekerli yiyecek ve içecekler ile hamur işlerinden uzak durmak şart. Sigara ve alkolden kaçınmak ve bol su içmek de olmazsa olmaz kurallar arasında yer alıyor.

fuat çağdaş

  • Cildinizi zararlı etkenlerden koruyun!

Güneş ışınları cilt kanserinin yanı sıra cildin nem ve elastikiyet kaybına yol açarak ince çizgiler oluşturuyor. İlerleyen yaşla birlikte ciltte biriken ultraviyole ışınları bu durumu her geçen sene daha da kötüleştiriyor. Cildin yaşlanmasının güneşten korunarak ve sağlıklı yaşam tarzı benimseyerek geciktirilebileceğini belirten Prof. Dr. Emel Güngör “Bu amaçla 20-30’lu yaşlardan başlayarak azalan kolajen, elastikiyet kaybı ve nemin mutlaka desteklenmesini ve cilt kalitesini artırıcı yöntemlerin kullanılmasını öneririm” diyor.

  • Cilt bakımında bu yanlışlara düşmeyin!

Günümüzde yaşlanma karşıtı ve/veya antioksidan olarak önerilen kremlerin çoğu, cildin daha çok üst tabakalarında etkili oluyor ancak asıl kayıp, kremlerin çok da ulaşamadığı cildin alt tabakalarında ortaya çıkıyor. Son yıllarda sürekli yenilenen ürünlerle ve yöntemlerle bu kaybı azaltmanın ve eksilenleri yerine koymanın mümkün olabildiğini belirten Prof. Dr. Emel Güngör şu uyarılarda bulunuyor: “Ne yazık ki piyasada çok fazla ürün var ve bunların bir kısmının yeterli belgesi yok. Ayrıca bazen yetkisiz ve bilgisiz kişiler de bu girişimleri yapıyorlar. Estetik konusundaki artan talep karşısında birçok “umut taciri” reklamlarla değişik ürünler her yerde karşımıza çıkıyor. Bu konuda bilinçli olmanızı ve cildinizi dermatoloji uzmanlarına emanet etmenizi öneriyoruz. Bu tür girişimlerin sadece hekimler tarafından yapılması gerektiği unutulmamalı ve kullanılan ürünler iyi seçilmelidir.”

  • Yüzünüzde lekelerin oluşmaması için!

Yazın dikkat edilmesi gereken ve sık görülen önemli problemlerden birinin de yüzdeki lekeler olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Güngör, yüzde lekelenmelerin tedavisinin oldukça zor ve sabır gerektirdiğini belirterek “Yüzde lekelenmelere karşı önlem almak tedavisinden daha kolay. Hem önleyici olarak hem tedavi aşamasında güneşten koruyucu kremlerin kullanılması çok çok önemli. Güneşten koruyucular sık sık yinelenmelidir ve bu duruma uygun güneş koruyucu kremlerin seçilmesi önemlidir. Tercihen yaz sonuna bırakılacak tedavide lekeleri giderici/azaltıcı kremler önerilir, bunların sabırla ve düzenli olarak kullanılması gerekir çünkü tedaviye yanıt alınması aylar alabilir. Kremlere ilaveten bazı işlemler yapılabilir. Bu tür girişimlerin bazen tam tersi etki oluşturabilme riski yüzünden uygun mevsimde tecrübeli hekimler tarafından yapılması gerekir. Bu nedenle dermatoloji hekimine başvurmak çok önemlidir” diyor.

Ultraviyole ışınlarına dikkat

Ultraviyole ışınlarına dikkat

Yaz aylarında göz koruması, güneşin ultraviyole (UV) ışınlarından kaynaklanan hasarı önlemek ve genel göz sağlığını korumak için çok önemlidir. Peki yaz aylarında etkili göz koruması için almanız gereken önlemler neler? Liv Hospital Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İhsan Yılmaz anlattı.

Prof. Dr. İhsan Yılmaz

Prof. Dr. İhsan Yılmaz

1.Güneş gözlüğü takın: Hem UVA hem de UVB ışınlarını %100 engelleyen güneş gözlüklerini seçin. Etrafı saran stiller, gözlerin yanlarını da kapladıkları için en iyi korumayı sunar.

  1. Şapka kullanın: Gözünüze ulaşabilecek UV ışınlarının miktarını azaltmak için geniş kenarlı bir şapka takın.
  2. Güneşin yoğun saatlerinden kaçının: Güneşin yoğun olduğu saatlerde, genellikle sabah 10’dan öğleden sonra 2’ye kadar içeride kalmaya veya gölge aramaya çalışın.
  3. Nemli Kalın: Uygun hidrasyon, gözlerinizdeki nem seviyelerinin korunmasına yardımcı olarak kuruluk ve tahrişi önler. Özellikle ekran kullanımı fazlaysa suni gözyaşları gibi damla takviyelerle göz kuruluğunu önlemek önemlidir. Ayrıca ekran koruyucuları kullanın ve gözlerinizi dinlendirmek için ara verin.
  4. Koruyucu gözlük kullanın: Yüzme gibi su sporları yaparken gözlerinizi klor ve diğer kimyasallardan korumak için gözlük takın.

Bu ipuçlarını takip ederek gözlerinizi olası hasarlardan koruyabilir ve yaz boyunca sağlıklı kalmalarını sağlayabilirsiniz.

Tütün her yıl 10 milyon kişiyi hayattan koparıyor

Tütün her yıl 10 milyon kişiyi hayattan koparıyor

Tütün ve tütün ürünlerinin kullanımı dünyada ve Türkiye’de özellikle gençler arasında hızla yaygınlaşıyor. Ülkemizde de en çok sigara ardından nargile, az miktarda puro ve pipo ile yerel olarak sarmalık ve çiğneme tütün şeklinde ürünler tüketiliyor. Her yıl tütün kullanımının yol açtığı sağlık sorunları nedeniyle milyonlarca kişi çeşitli rahatsızlıklarla karşı karşıya kalırken, dünyada yaklaşık 10 milyon kişi yaşamını yitiriyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Mesut Bayraktaroğlu, “31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü”nde tütün ürünleri ve yol açtığı zararlar hakkında bilgi verdi. 

Dr. Mesut Bayraktaroğlu

Dr. Mesut Bayraktaroğlu

Dumanı bile hasta ediyor 

Tütün yaprağının tamamen veya kısmen hammadde olarak kullanılması ile yapılan tüm ürünler “tütün mamulü” ya da “tütün ürünü” olarak adlandırılmaktadır. Tüketimi en yaygın tütün ürünleri; sigara, sarmalık kıyılmış tütün, pipo, puro, nargilelik tütün, enfiye ve çiğnemelik tütün olarak sıralanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada 1,5 milyar kişi tütün ürünü kullanmaktadır. Tütün ürünü kullananların %80’i düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşamaktadır. Bu ülkeler aynı zamanda tütün ürünü kullanımına bağlı hastalık ve ölümlerin en yüksek olduğu bölgelerdir. Ölümlerin çoğu doğrudan tütün kullanımının sonucu iken, yaklaşık %20’si tütün ürünü kullandığı için değil, tütün ürünü dumanına maruz kalınması dolayısı ile meydana gelmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün tahminlerine göre; dünyadaki çocukların yarısı tütün dumanıyla kirlenmiş havayı solumakta ve her yıl 65.000 çocuk pasif etkilenimin yol açtığı hastalıklar sebebiyle hayatını kaybetmektedir. Hamilelik döneminde tütün ürünü kullanmak, bebekler için ömür boyu sürecek çeşitli sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Yani tütün ürünleri bunu kullananlar kadar pasif etkilenim yoluyla, kullanmayanlar için de ölümcül zararlara yol açmaktadır. Tütün ürünlerinin her türlüsü zararlıdır ve tütün dumanına maruz kalmanın güvenli bir şekli veya düzeyi yoktur.

Tütün kullanımı erken ölümlerin en baş nedeni 

Tütün ürünleri başta kanser, kalp- damar hastalıkları, KOAH olmak üzere pek çok hastalığın ve bunlara bağlı erken ölümlerin en baştaki nedenidir. Tütün ürünleri neden olduğu ağır sağlık sorunları ve ölümler dışında hem birey hem de ülke ekonomisine büyük zarar vermektedir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre tütün ürünü kullanımına bağlı toplam ekonomik kaybın yıllık 1,5 trilyon dolar olduğu tahmin edilmektedir. Tütün kullanımı durdurulmadığı takdirde, tütün ürünü kullanımının sebep olduğu sağlık yükü ve maliyetleri artmaya devam edecektir.

Son yıllarda elektronik likitlere olan talep artıyor

Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2024 yılı için belirlenen tema çocukların tütün endüstrisinin müdahalelerinden uzak tutulmasıdır. Ülkemizde birçok resmi kurum, dernek, sağlık merkezi ve hekim tarafından bu yıl da 31 Mayıs tarihinde farklı etkinlikler, seminerler, bildiriler ve yayınlar yapılması planlanmış olup, bu yıl özellikle çocuklarımızı tütün ürünlerine karşı korumak üzerine yoğunlaşılması planlanmıştır. Bu bağlamda özellikle çocuk ve gençlerimizi hedef alan ‘zararı azaltılmış ürün’ kavramıyla son 10 yıl içinde artan sayı ve çeşitlerde piyasaya sürülmekte ve pazarlanmakta olan tüm likit/ısıtılmış tütün formundaki ürünlerin zararları özellikle vurgulanmalıdır. Bu yeni ve modern görünümlü ürünler özellikle gençler için cazip hale getirilmeye çalışılmaktadır. Bu şekilde tütün endüstrisi pazar payının gerilediği ülkelerde gelir artırmaya çalışmakta,  çocukları ve gençleri nikotin bağımlılığına sokmayı hedeflemektedir. Ancak bunlar yine nikotin ve tütün içeren, bağımlılık yapan ve en az sigara kadar hatta bazı yönleriyle daha fazla zararlı ürünlerdir. Elektronik sigarada kullanılan elektronik likitler tatlandırıcı ve sıvı nikotin içerir, bunların sıvı halden duman haline gelmesi özel ısıtma mekanizmalarıyla olur. Bu, gerçek dışı beyanlarla anlatıldığı gibi su buharı değildir, birçok kimyasal madde içeren bir aerosoldür. Başta akciğerler olmak üzere tüm vücuda zararlıdır. Ayrıca elektronik likitlerin içinde özellikle çocuk ve gençlerin ilgisini çekmek üzere tatlandırıcı ve lezzet arttrıcı bileşenler vardır. Bunlar, sigaralardan çıkartılması için uzun süre mücadele verilmiş tehlikeli maddelerdir.

Sigarayı Bırakma Poliklinikleri büyük görev üstleniyor

Ülkemizde Sağlık Bakanlığı ve üniversite hastaneleri, özel hastaneler ve sivil toplum kuruluşları (STK) tarafından aktif ve başarıyla çalıştırılan ‘Sigara Bırakma Poliklinikleri’ sayesinde toplumsal farkındalık oluşması amaçlanmakta ve sigarayı bırakmak isteyen kişilere yönelik tedavi protokolleri uygulanmaktadır. Sigara içenlerin kendileri ve yakınlarının hayatları için önemli bir karar vermeleri ve bu merkezlere başvurmaları tavsiye edilmektedir. Elektronik sigara ile sigara bağımlılığından kurtulmanın mümkün olmadığının bilinmesi önemlidir.