Yazılar

Romatoid artrit hakkında doğru bilinen yanlışlar

Romatoid artrit hakkında doğru bilinen yanlışlar

Eklemlerinizde ağrı, şişlik ve hareket kısıtlığı var mı? Sabahları eklemlerinizde bir saati bulan katılık sorunuyla baş etmek zorunda kalıyor musunuz? Bu sorunlar size tanıdık geliyorsa, nedeni, halk arasında iltihaplı romatizma olarak bilinen ‘romatoid artrit’ olabilir!

Ülkemizde her yüz kişiden 1’ini etkisi altına alan romatoid artrit genellikle el ve ayaklardaki küçük eklemleri tutsa da diz, omuz ve kalça gibi büyük eklemler de sıklıkla hastalık tablosuna ekleniyor. Kronik bir hastalık olan romatoid artrit tedavi edilmediğinde eklemlerde şekil ve fonksiyon kaybı gelişebiliyor. Uzun süre tedavisiz kalan hastalar eklemlerde oluşan kalıcı hasarlar nedeniyle günlük işlerini dahi yapmalarını önleyebilecek şiddetle gelişebilen ağrı ve hareket kısıtlılığı gibi ciddi sorunlarla baş etmek zorunda kalabiliyor. Bu nedenle erken dönemde tanı konulması ve uygun tedavisi romatoid artrit hastalığında son derece önem taşıyor. Toplumdaki yaygın inanışın aksine, günümüzde yaşanan tıbbi gelişmeler sayesinde erken tanı ile tedavi uygulandığında oldukça başarılı sonuçlar elde ediliyor ve hastalık kontrol altına alınabiliyor. Ancak toplumda romatoid artrit hakkında doğru bilinen bazı hatalı bilgiler var ki tedaviden etkin sonuç alınmasını önleyebiliyor. Acıbadem Üniversitesi takent Hastanesi Romatoloji Uzmanı Dr. Esra Dilşat Bayrak, romatoid artrit konusunda ‘doğru’ sanılan ‘hatalı’ bilgileri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Esra Dilşat Bayrak

Romatoid artrit sadece ileri yaşta görülür. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, romatoid artrit sadece ileri yaşta görülmüyor. En sık 30-50 yaş aralığında gelişmekle birlikte çocukluk dönemi de dahil olmak üzere her yaş grubunu etkileyebiliyor.

Eklemlerde mutlaka şekil bozukluğu gelişir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Romatoloji Uzmanı Dr. Esra Dilşat Bayrak, tedaviye erken başlandığında ve hastanın tedavisini düzenli alması durumunda romatoid artrit hastalığında eklemlerde şekil ve fonksiyon kaybı görülmediğini belirterek, “Ancak özellikle tedavisi gecikmiş hastalarda kalıcı şekil ve fonksiyon kayıpları oluşabiliyor” diyor.

Romatoid artrit kalıtsaldır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Romatoid artritte bazı genetik değişimler hastalığa yatkınlık oluşturuyor.  Ancak aile içinde hastalık görülme oranı artsa da, romatoid artrit hastadan çocuğuna doğrudan geçmiyor.

Özel diyetler ve takviyelerle düzelir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Romatoid artrit sadece bazı özel diyetlerle düzelen bir hastalık değil. Ancak tedavilerin yanında hastaların klinik durumu ve ek hastalıkları göz önüne alınarak diyette yapılan bazı düzenlemeler ve takviyeler semptomların hafiflemesinde fayda sağlıyor.

Sadece ilaç kullanmak yeterlidir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: “Romatoid artritte tanı konulduğu anda medikal tedavi başlanmalıdır” uyarısında bulunan Dr. Esra Dilşat Bayrak, “İlaç tedavisinin yanı sıra hastalığı tetikleyecek ve tedaviyi olumsuz etkileyecek faktörlere de dikkat edilmelidir. Sigara mutlaka bırakılmalı, uygun diyet ve egzersize başlanmalıdır.” diyor.

Covid aşısı romatoid artriti kötüleştirir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yapılan çalışmalarda; covid aşılarının romatizmal hastalıkları kötüleştirmediği gösterilmiş. Üstelik riskli hasta grubunda yer aldıkları için hastaların aşılamalarını düzenli olarak yaptırmaları çok önemli. Aşılama süresince romatizma  ilaçlarının kullanımıyla ilgili de mutlaka doktorlarıyla görüşmeleri gerekiyor.

Romatoid artrite kaplıca tedavisi iyi gelir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sanılanın aksine, romatoid artrit gibi iltihaplı eklem hastalıklarında kaplıca ve sıcak uygulamalar önerilmiyor. Bunun nedeni ise sıcak uygulamaların eklemdeki ödem ve iltihabı artırarak hastalığın alevlenmesine neden olması. Osteoartrit, yani kireçlenme hastaları ise bu tedavilerden fayda görebiliyorlar.Pause Sağlık, Pause Dergi Romatoid artrit sadece eklemleri etkiler. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Romatoid artrit en sık el ile ayağın eklemlerinde ağrı ve şişlikle başlasa da, bu sorunların yanında göz (özellikle göz kuruluğu), akciğer (akciğer zarında sıvı birikmesi, akciğer yapısında bozulma), kalp damar hastalıkları, kan sayımı bozuklukları, cilt döküntüsü ve böbrek tutulumu gibi birçok sistemik bulgu da görülebiliyor.

Egzersiz yapmak hastalığı kötü etkiler. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Romatoid artrit hastalığında özellikle aerobik ve direnç egzersizleri yapılması ağrıyı azaltıyor ve eklem fonksiyonunun korunmasında fayda sağlıyor. Romatoloji Uzmanı Dr. Esra Dilşat Bayrak, düzenli yapılan sporun ayrıca uzun dönemde gelişebilecek olan eklem kısıtlanmalarını da önlediğine işaret ederek, “Bu nedenle hastalar, eklem tutulum bölgeleri ve ek hastalıkları da göz önüne alınarak doktorlarının önereceği şekilde egzersiz yapmalıdırlar” diyor.

Romatoid artritin tedavisi yoktur. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Romatoid artrit tedavisinde çok uzun yıllardır hastalığı durduran ilaçlar kullanılıyor ve çok başarılı sonuçlar elde ediliyor. İlk basamak tedaviye yeterli yanıt alınamadığı durumlarda ise daha yeni teknolojiye sahip biyolojik tedavilere geçildiğini vurgulayan Dr. Esra Dilşat Bayrak, günümüzde hem hafif hem ağır hastalık grubu için çok çeşitli tedavi seçenekleri bulunduğuna dikkat çekiyor.

Tedavide kullanılan ilaçların yan etkileri çoktur ve risklidir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Romatoloji Uzmanı Dr. Esra Dilşat Bayrak, “Romatoid artrit tedavisinde kullanılan tüm ilaçlar yıllardır tecrübe ettiğimiz, güvenlik çalışmaları yapılmış olan ilaçlardır” diyerek, şöyle devam ediyor, “Ancak tabi ki her ilaçta olduğu gibi yan etkilerin izlenmesi gerekiyor. Hastalar ilaçlara başladıktan sonra önce 1. ay daha sonra da 3 ayda bir kan kontrolleri ve muayene ile kontrol ediliyorlar. Uzun süredir ilaç kullanan ve yan etki görülmeyen hastalarda bu süreler daha da uzatılıyor.”

Kendinizi iyi hissediyorsanız ilaçları kesebilirsiniz. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Romatoid artrit kronik bir hastalık olduğu için tamamen iyileşmek mümkün olmuyor. İlaçlara başlandıktan bir süre sonra şikayetler düzeliyor, ancak bu durum ilaç tedavisi sayesinde gerçekleşiyor. İlacı kesen hastalarda kısa bir süre sonra semptomlar şiddetli bir şekilde geri dönüyor. Tedavinin devamında hastalık iyi seyrediyorsa ilaç dozları ve sayısı azaltılabiliyor, ancak birçok durumda tamamen ilaç kesme önerilmiyor.

Ruhsal, zihinsel ve fiziksel yenilenme için…

Ruhsal, zihinsel ve fiziksel yenilenme için…

Bunaltıcı sıcaklarına rağmen çoğu insanın yazı çok sevmesinin, adeta bütün kış ‘yaz gelsin’ diye beklemesinin bilimsel bir sebebinin olduğunu biliyor muydunuz? Acıbadem Maslak Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Seren Öztoprak Kılıç “Mevsimlerin değişmesiyle birlikte bedenimiz ve ruhumuz da değişim ve yenilenmeden geçer. Yaz mevsimi yenilenme, canlanma ve enerjinin sembolüdür. Yapılan çalışmalar da gösteriyor ki; serotonin adı verilen mutluluk hormonu güneş ışığına bağlı olarak yazın artarken, melatonin denilen uyku hormonu ise azalıyor. Yazın daha canlı olunmasının temelinde; güneş ışığının olumlu etkileri ile artan serotonin hormonuna bağlı gelişen mutluluk etkili oluyor” diyor. Bu nedenle kendimizi yenilemeye başlamamız için yaz döneminin daha fazla fırsat sunduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Seren Öztoprak Kılıç, yazın yenilenmemizi sağlayacak 8 yöntemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Klinik Psikolog Seren Öztoprak Kılıç

Açık havaya çıkın!

Sonbahar ve kış aylarında havanın kararması ve soğumasıyla daha fazla olumsuz psikolojik etkilerle karşılaşıyoruz. Güneş ışığının yokluğu kişiyi karamsar ruh haline sokup, depresyonu da tetikleyebiliyor. Yaz güneşi antidepresan etki yaratarak, kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacağından ve fiziksel, zihinsel, ruhsal yenilenmenize destek olacağından, yazın güneşin zararlı ışınlarından korunmaya yönelik önlemleri almak koşuluyla mutlaka açık havada zaman geçirin.

Su için!

Yazın kendinizi yenileme listenizde ilk sıralara mutlaka yeterli su tüketmeyi yazın. Özellikle yaz sıcaklarında vücudumuz terleme yoluyla su kaybettiğinden dolayı su içmek için kesinlikle susamayı beklemeyin, bol su için. Vücudumuz kadar beynimizin de suya ihtiyacı var. Yaşam kaynağı olan su, yeterince tüketildiğinde baş ağrılarını azaltıp stresi önlerken, insanın öğrenme yeteneğinin artmasına da yardım ediyor. Vücudun uyanık ve canlı kalmasını, enerjik hissetmeyi sağlıyor. Bu nedenle günde en az iki litre su içme alışkanlığı kazanın ve kış aylarında da yeterli su içmeye dikkat edin.

Yaşantınıza ‘hareket’ katın!

Uzman Klinik Psikolog Seren Öztoprak Kılıç “Sabah uyandığınızda, başlayacağınız güne dair taşıdığınız umutlar, heyecanlar, o günü şekillendiriyor. Güne mutlu başlamada en önemli etkenlerden biri hareket/spor. Her gün 45 dakika tempolu ve sadece burundan nefes alarak yürüyüş, kan dolaşımını sağlayarak beyne gidecek oksijen ve glikoz miktarını artırıyor, dopamin ve serotonin üretimi ile kişinin ruh halini iyileştiriyor, anksiyete ve depresyona iyi geliyor. Gün içerisinde psikolojik, zihinsel ve fiziksel yenilenme sağlayarak motivasyonu artırıyor.

Zamanı esnetmeyi öğrenin!

Uzman Klinik Psikolog Seren Öztoprak Kılıç “Havanın erken karardığı soğuk kış akşamlarında çoğu planımızı erteliyor, erkenden eve gidip dinlenmeyi tercih ediyoruz. Havanın geç karardığı yaz akşamlarında ise uzun süreler dışarıda kalabiliyor, dışarıda veya evde arkadaşlarımızla daha fazla vakit geçirebiliyoruz. Yapılan araştırmalar da, bir arkadaş çevresi ve güçlü sosyal ağlar içinde yer almanın, insanın beden ve ruh sağlığına olumlu şekilde güçlü etkide bulunduğunu gösteriyor. Zamanı esnetmenin ruhumuza iyi geldiğini ve mutlu hissettirdiğini unutmayın ve yazın bu avantajıyla ilk adımı atın” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Sağlıklı beslenme düzenine geçin!

Kış aylarına göre taze sebze ve meyve tüketimi yazın daha fazla oluyor. Uzman Klinik Psikolog Seren Öztoprak Kılıç yaz beslenmesinin vücudun yenilenmesi için fırsat oluşturduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Yapılan bilimsel çalışmalar; düşük kalorili beslenmenin ömrü uzattığını gösteriyor. Yaz aylarında kışa nispeten daha düşük kalorili ve daha sağlıklı beslendiğimiz, çoğunlukla sebze ağırlıklı hafif yiyecekler tükettiğimiz için protein ve doğal şeker başta olmak üzere tüm ihtiyaçlarımızı dengeli alabiliyoruz. Yazın sağlıklı beslenme düzenine geçerek ve sürdürülebilir diyet uygulayarak yenilenme yolunda sağlıklı ve güzel bir başlangıç yapabilirsiniz.”

Kendinize yeni alanlar açın!

Televizyon, internet ve sosyal medyada ‘işinize yaramayacak ya da ruhunuza iyi gelmeyecek’ konular ya da kişilere ayıracağınız zaman yerine, zamanınızı doğru yöneterek kendinize yeni alanlar açın. Sanal dünyalar, kişilerin gerçeklik algısını etkiliyor ve bazen önemli durumları atlayıp, unutturabiliyor. Bazen de fazla duygusallaşarak takılınmaması gereken olaylar büyütülüyor, abartılı tepkiler veriliyor. İlgi alanlarınızda yapacağınız değişimler, ruh sağlığınızı da olumlu etkileyecek.
Zihin detoksu yapın!

Yaz mevsimi pozitif düşünce sistemimizi destekliyor, kışın bunalan ruhumuza yazın doğan güneş, umut oluyor. Mevsime göre farklılık gösteren duygusal değişimlerin nedeni; beynin melatonin salgısından ileri geliyor. Melatonin bize mutluluk veren bir salgı. Ve gelin görün ki melatonin gün ışığıyla bağlantılı olarak salgılanıyor. Bu nedenle yaz ayını fırsat bilip, olumlu düşüncelere yelken açın. Ruhunuza, zihninize ve bedeninize iyi gelmeyen kötü düşünceleri silip zihinsel detoks uygulayın.
Mutluluğu seçin

Uzman Klinik Psikolog Seren Öztoprak Kılıç “Sizi mutlu edecek konular ve insanlar seçin. Burada, anlık mutluluklardan bahsetmiyoruz. Sonrasında ve devamında insana kendisini iyi hissettiren, huzur ve mutluluk veren, bir adım ötesine taşıyabilecek seçimler yapmak lazım.  Bizleri mutsuz eden kişilerden ve durumlardan uzak durarak, bize olumlu enerji veren insanlar ile vakit geçirmeliyiz. Unutulmamalıdır ki; mutluluk bulaşıcıdır ve mutluluğu yakalayıp, sahip çıkmak bizim elimizdedir” diyor.

Yaz hamileliğinde bu hatalardan kaçının!

Yaz hamileliğinde bu hatalardan kaçının!

Yaz mevsimi anne adayları için kış koşullarına göre bazı avantajlar sağlarken, buna karşın özellikle aşırı sıcaklarda dikkatli olmak gerekiyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran “Yaz aylarında anne adayları; açık havada daha fazla zaman geçirerek güneşten faydalanabilme, daha fazla seyahat edebilme, yürüyüş ve yüzme gibi imkanlara sahip olabiliyor. Ancak hamilelikte doğal olarak gözlenen hormonal, fiziksel ve psikolojik değişikliklere ek olarak yazın bastıran aşırı sıcaklar, hamileliğin zor geçmesine de neden olabiliyor. Bu nedenle yaz hamileliklerinde, hamileliği olumsuz etkileyebilecek birtakım sorunlarla karşılaşmamak için bazı kurallara dikkat etmek gerekiyor” diyor. Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, anne adaylarının yaz sıcaklarında dikkat etmesi gereken 10 önerisini anlattı, önemli uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran

Tatil öncesi mutlaka muayenenizi yaptırın

Tatile çıkacaksanız mutlaka hekiminize görünün. Özellikle hamileliğin ilk başları ve son dönemleri biraz daha riskli olduğundan bu zamanlarda ayrıca dikkatli olun. Seyahatlerinizi mümkün olduğunca 32. haftadan önce planlamanız ve gideceğiniz yerlerdeki sağlık imkanlarını araştırmanız çok önemli. Düşük ve erken doğum riski taşıyan hamilelerin ise seyahattan uzak durması gerekiyor.

Egzersizde sıcak saatleri tercih etmeyin!

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran “Özellikle de açık alanda yürüme, yüzme ve yoga gibi hafif egzersizler yapmak hem anne adayları hem de bebek için sağlıklıdır. Ancak yaz aylarında hava sıcaklığının daha az olduğu sabahın erken saatlerinde veya akşam saatlerinde egzersiz yapılmalıdır. Egzersiz sırasında yorgunluk hissetmeniz durumunda egzersize ara vermek ve dinlenmek gereklidir. Fiziksel aktivitelerin anne adayını aşırı strese sokmadan yapılması uygundur” diyor.

Susuz kalmamaya dikkat edin!

Hem kendiniz hem de bebeğinizin sağlığı için hamilelik süresince günlük ortalama 8-10 bardak su içmeye, vücutta sıvı kaybına yol açabilecek kafeinli içecekler tüketmemeye dikkat edin. Baş dönmesi, halsizlik, mide bulantısı, vücudun aşırı ısınması, tansiyon düşüklüğü, daha az idrar ve koyu renkli idrarın susuz kaldığınıza işaret edebildiğini belirten Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran şöyle konuşuyor: “Anne adayının az su içmesine bağlı olarak daha sık idrar yolu enfeksiyonu, kabızlık ve hemoroit gibi pek çok durum gelişebilir. Yine yeterince su içmemek, anne karnındaki bebeği saran amniyon sıvısında azalma nedeniyle bebeğin büyümesinde yavaşlamaya yol açabilir.”

Dışarıda yediğiniz besinlere dikkat edin!

Yaz sıcaklarında besinlerin muhafazası zor olabildiğinden özellikle besin zehirlenmeleri ve ishal gibi enfeksiyonlar daha fazla yaşanıyor. Bu nedenle dışarıda yediğiniz durumlarda iyi yıkanmış, iyi pişmiş, bozulma ihtimali daha az olan yiyecekleri ve hijyenik kurallara uygun yerleri tercih edin. Hızla su kaybetmenize neden olacağından aşırı tuzlu yiyeceklerden uzak durun. Yazın bol baharatlı, yağlı veya kalorili beslenmemeye özen gösterin. Az az ve sık sık beslenin. Yaz süresince ağırlıklı taze sebze ve meyvelerden tüketin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Sıcak saatlerde güneşe çıkmayın!

Güneşten faydalanabilmek için sabah saatlerini tercih edin; 11:00-16:00 saatleri arası mümkün olduğunca güneşten kaçının. Yazın koyu renk giysiler ısı emilimini artırarak anne adayının daha sıcak hissetmesine neden olduğundan; güneş ışınlarını yansıtarak güneşten korunmayı sağlayacak beyaz, bej gibi renklerde, ince ve pamuklu kıyafetleri tercih edin. Hamilelikte cilt, güneş ışınlarına daha hassas olduğundan, lekeler ve çiller gelişebilir. Bu nedenle dışarı çıkarken güneş gözlüğü, şapka ve yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanın. Enfeksiyon riskine karşı klimada aşırı soğuktan uzak durun ve klimaların bakımının yapılmış olmasına dikkat edin.

Sıcak suya girmeyin!

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran “Özellikle hamileliğin ilk 3 ayında uzun süreli sıcak suda kalan anne adaylarının bebeklerinde doğum kusurları tespit edilmiştir. Yine sıcak suyun etkisiyle rahim kaslarındaki gevşemenin düşük veya erken doğumu tetikleyebileceği bilinmektedir. Bu nedenle hamilelikte kaplıca, hamam, sauna, termal tatil gibi sıcak su ortamları önerilmez. Evde banyo yaparken de çok sıcak sudan kaçının. Özellikle de hipertansiyon, kalp hastalığı gibi ek hastalığı olan anne adayları daha fazla dikkat etmelidir. Çok sıcak günlerde sık duş almak veya serin su banyosu hamileleri rahatlatabilir” diyor.

Yüzerken bu önerilere dikkat edin!

Herhangi bir risk taşımayan anne adaylarının son aya kadar yüzebileceğini belirten Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran şöyle konuşuyor: “Havuzun düzenli bakımının yapıldığından, hijyeninden emin olmak gerekir. Ayrıca havuz temizliğinde kullanılan kimyasalların ciltten emilebilme ihtimaline karşı havuzda uzun süre kalınmamalıdır. Mümkünse denizi tercih edin. Yavaş yüzmeye, zorlayıcı hareketlerden kaçınmaya, su kayağı, jetski ve tüplü dalış gibi aktivitelerden uzak durmaya dikkat edin. Hamilelikte gelişebilecek bacak kramplarından dolayı yalnız yüzmemeye ve fazla açılmamaya; genital bölge florasını etkileyerek vajinal mantar, kaşıntı ve akıntıya neden olabileceği için de ıslak mayo ile kalmamaya özen gösterin.”

Aşırı yorgunluk ve uykusuzluktan kaçının!

Uyku ve dinlenmenin anne adayları için çok önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran “Uyku, stresi ortadan kaldırmaya yardımcı olur. Yaz sıcağı anne adayını daha çok yorabilir. Hamilelikte anne adayları serin ortamlarda kendine zaman ayırarak (kitap okuma, müzik dinleme veya meditasyon yapma gibi) rahatlayabilir. Hamilelikte 30- 60 dakika arası öğlen uykusu da dinlenmeye yardımcı olur” diyor.

Ayaklarınızı ihmal etmeyin!

Hamilelikte yaz aylarında sıcağın da etkisiyle bacaklarda şişme sorunu ile sık karşılaşılıyor. Aşırı kilo alımı, tansiyon yüksekliği, fazla ayakta kalmak ve dar ayakkabılar da bu durumu artırabiliyor. Bu nedenle bacaklara kan dolaşımına yardımcı olmak ve bacak ödemini gidermek için ayaklarınızı fazla sarkıtmamaya, geniş ayakkabı giymeye, ayak ve bacaklarınıza masaj yaptırmaya dikkat edin. Özellikle çalışma saatlerinizde fırsat buldukça ayaklarınızı yüksekte tutmaya da özen gösterin.

Uzun seyahatler yapmayın!

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran “Hamilelik sürecinde mümkün olduğunca kısa seyahatler gerçekleştirin. Yolculuğunuzu kısaltabilecek konforda uçak seyahatlerini tercih edebilirsiniz. Hamilelikte genelde 24. haftadan sonra araba kullanılması önerilmez. Uzun seyahatlerde daha fazla dolaşım bozukluğu gerçekleşebilir. Bu nedenle uzun seyahat etmeniz gerektiğinde 2-3 saatte bir en az 10 dakika kalkıp dolaşmanız, varis çorabı kullanmanız faydalı olacaktır. Yine yolculukta hafif beslenmeye ve bol su içmeye dikkat edin” diyor.

Narsist biriyle mi berabersiniz?

Narsist biriyle mi berabersiniz?

Narsist kişilik bozukluğunun sebepleri arasında bireyin benlik yapısındaki düşük özsaygı, depresif duygu ve düşünceler, kişide ihmale uğramış olan derin bir değersizlik duygusu ve reddedilme hissi gibi kusurlar bulunuyor. Kişi, çevreyi ve fikirleri umursamayan kendinden emin bir görüntü çizse de, kendisinden fazlaca şüphe duyarak, dışarıdan gelen yorumlarla beslenmeye açık, olumsuz eleştirilere aşırı hassas davranıyor. Bu durumları nedeniyle çevrelerindeki, özellikle ilişki yaşadıkları kişiler için hayatı zorlaştırabiliyorlar. Memorial Bahçelievler Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uz.  Klinik Psikolog Arzu Beyribey, narsist kişilik bozukluğu hakkında bilgi verdi ve narsist bireylerle ilişki kuranlar için önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Uz. Klinik Psikolog Arzu Beyribey

Aileler dikkat! Her şey yuvada başlıyor!

Ebeveynlik stilleri ile anne bebek etkileşiminin narsisizmin oluşumundaki etkisinin yanında, genetik geçişin de %45-%80 oranında rol oynayabileceği, soğuk, ilgisiz, mükemmeliyetçi ebeveynlerin narsisizmin temelini oluşturduğu bilinmektedir. Ancak çevresel ve genetik faktörlerin, bir arada etkileşimde olduğu göz önünde bulundurulursa, genetik olarak narsistik geçişe sahip olan kişiler, eğer sağlıklı bir aile ortamında büyürlerse, bu eğilimlerin ortaya çıkması engellenebilir. Ebeveynlerin yanlış ve birbirleriyle çelişen tutumları ile çocuklarına dair gerçekdışı ve yüksek beklentileri, fazla eleştirel olmaları, çocuklarının kendisini rol yaparak daha üstün göstermek zorunda hissetmesine sebep olmaktadır. Çocuk olduğundan daha güçlü, özgüvenli, başarılı durmaya çalıştığında, mutsuz ve huzursuz olacaktır. Çocuğun kişisel özelliklerini reddedip, ihtiyaçlarını göz ardı eden ebeveynler aynı zamanda,  çocuklarını kendi görmek istedikleri şey haline getirmeye çalıştıklarından, bu şekilde eğitilen çocuklar, ne yazık ki, sadece başarılı olduklarında sevileceklerine inanarak, zamanla kendisini büyük bir insan olarak konumlandıracaktır. Bunun yanında, abartılı ve yersiz övgü çocuğun narsisizme uzanan ihtişamlı bir özgüven geliştirmesine de neden olarak, ailelerin tüm toplumu etkisi altına alan kültürel narsisizmi tetiklemelerine de sebep olmaktadır. Aileler, çocuklarına duydukları sevgiyi dahi, dokunarak, sözlerle, güzel ve sıcak bakışlarla ifade etmek yerine, değişen zamana uyarak, onların inanmış oldukları muhteşemliklerini haykıran pahalı hediyeler seçerek, bu yolu devam ettirmektedir.

Partnerinizdeki bu belirtilere dikkat edin!

Narsist kişilik bozukluğu belirtileri şöyle sıralanmaktadır:

  • Öfke tepkileri, fevri davranışlar,
  • Eleştiriye karşı aşırı hassasiyet,
  • Çıkarları için başkalarını kullanma eğilimi,
  • Kendi çıkarlarını düşünme,
  • Sahip olduklarını abartma,
  • Sahip olmak istediği güç, para, güzellik ve başarı gibi şeylerle ilgili gerçek dışı hayal kurma,
  • Başkalarından iyi davranışlar ve ilgi beklemek,
  • Kıskançlık, hasetlik,
  • Aşırı gururlu tavırlar,
  • Fedakarlık yapmama,
  • Empati yoksunluğu,
  • İş birliğinden uzaklık,
  • Yardım etmeme,
  • Genellikle konularda haklı olma çabası…

Tedavide doktor ve hasta işbirliği şart

Kişilik bozukluklarının çoğunda olduğu gibi, narsisizmde de, öncelikle rahatsızlığı kabullenmeme ve inkâr durumu oluşabilmektedir. Bu kişileri tedaviye uyumlu hale getirebilmek için, kriz anlarındaki depresyon süreçlerini takip ederek, destek almaya yönlendirilmeleri doğru bir yöntem olabilmektedir. Genellikle, narsist kişiler, psikiyatriste depresyona girdiklerinde başvurduklarından ve kişilik yapılarına ilişkin farkındalıkları olmaması sebebiyle, terapist bu sorunları çalışmaya başlayıp, iç görü kazandırmak için eleştiriye başladığında, sert tepki göstererek görüşmeye müdahale ederek,  savunmaya geçmektedirler. Çünkü bu kadar önem verdikleri bir yapının patolojik olduğunu kabul etmek istemediklerinden, acıdan kaçmak için, terapisti aşağılayarak, kendilerini yüceltme yolunu seçebilmektedirler. Doktor ve hastanın ortak çabasını gerekli kılan bu rahatsızlık, kişinin öncelikle durumu ve neyin ötesinin narsisizm olarak kabul edildiği, ailede bu tarz bir karakter var ise, karşılıklı manipülasyon yollarının ve pekiştirmenin önlenmesi, kişinin benlik saygısı korunarak, gerçek ve yapay benlik arasındaki ayrımların analiz edilmesi, içgörü kazanma çalışmaları, gerekirse ilaç desteği ile ruhsal durumun desteklenerek, terapilerle esas içeride temelde eziklik ve yalnızlık hissettiren noktaların onarılması amaçlanmaktadır.

Narsist biriyle birlikteyseniz bu önerileri dikkate alın

Narsist bireyler benliğe dair algıları tehlikeye girdiği zaman, başarısızlıkları konusunda, diğerlerini suçlama, öfke ve saldırganlık göstererek, her daim güçlü ve en iyisi olduklarını hissetmek isterler. Çoğunlukla çevresindekilerden daha akıllı, başarılı olduğuna inanan birey, ilişkilerinden yeterli ilgiyi görmüyorsa, bu ilişkileri kendisi için sıkıcı ve gereksizdir. Yaşadığı tüm başarısızlıkların tesadüfî ve kendisiyle alakasız olduğunu düşünen narsist, başkalarını buna ikna etmede de ustadır. Yaşadıkları başarısızlıkların, şans eseri ve kendileriyle alakasız olduğuna inandıklarından, diğer kişileri de buna kolayca ikna edebilirler. Partnerlerinin eleştirilerine aşırı olumsuz tepki göstermenin yanında, destek almaları durumunda ise, bu destek zamanla sıradan gelmeye başlayacağından, bu sefer de doyumsuzluk duygularıyla yüzleşeceklerdir.

Narsistik bir bireyle birlikte olan partnerlerin dikkat etmesi gereken noktalar;

  • Bu sağlıksız bakış açısını pekiştirecek ve yayılmacı davranacak şekilde sınırlarını suiistimal ettirmemeleri gerekir.
  • Gerçekçi sınırlar çizerek, kendi alanlarına saygı duyulması gerektiğini kararlarından esnemeden göstermelidirler.
  • Narsistik bireylerin sağlıksız ve manipüle edici tutumlarına kapılmadan, doğru ve sağlıklı iletişim kurma çabasında bulunmalıdırlar.
  • Narsistik kişiye alan ve özgürlük tanıyarak,  kendisini kısıtlayan kişiler, narsistik kişinin bu alana yayılarak, ilişkideki güç dengesi gittikçe kendi lehine bozacağını unutmamalıdırlar.
  • İstedikleri olmayınca sinirlenen, beklentileri karşılanmayınca kapris yapan ya da soğuk duvarlar örebilen, anlaşmazlık durumunda amacı sorunu çözmekten çok, kendi istediğini elde etmek ve haklı çıkmak olan, ilgisizlikle partnerini cezalandıran narsistik kişiler için değişim genellikle çok zor olduğundan, boşanmaya varan sonuçları da göze alabilmek gerekebilmektedir.

5 yaş altı çocuklar risk altında!

5 yaş altı çocuklar risk altında!

Yaz aylarında çocukları en mutlu eden aktiviteler deniz ve havuzda yüzmek, parklarda gönüllerince oynamak oluyor. Ancak sıcak havalarda güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmak, ‘güneş çarpması’ gibi oldukça tehlikeli bir tabloya yol açabiliyor. Sıcak çarpması ya da daha yaygın bilinen adıyla güneş çarpması; yüksek sıcaklıklara ve neme maruz kalma sonrasında vücudun ısı düzenleme mekanizmalarının bozulması sonucu ortaya çıkan bitkinlik ve koma hali olarak tanımlanıyor. Vücut ısı mekanizmalarının henüz yeterince gelişmemesinin yanı sıra ciltlerinin sıcağa daha fazla duyarlı olmaları nedeniyle 5 yaşın altındaki çocuklarda daha sık ve daha ağır seyreden güneş çarpmasında acil müdahale büyük önem taşıyor. Zira tedavide gecikildiğinde beyin, kalp ve böbrek gibi yaşamsal organlarda ciddi hasarlar gelişebiliyor.

Acıbadem Altunizade  Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Kuter sıcak çarpmasını önlemek için dikkat edilmesi gereken en önemli kuralın ise özellikle güneşin yeryüzüne dik açıyla geldiği öğle saatlerinde çocukları güneş ışınlarından korumak olduğuna dikkat çekerek, “Ayrıca terleme ile kaybedilen vücut sıvısını yerine koymak için çocuklarımızın bol su ve sıvı tükettiklerinden emin olmalıyız” diyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Kuter, çocukları güneş çarpmasından korumak için ebeveynlerin almaları gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Şebnem Kuter

Bu saatlerde güneşe çıkarmayın

Güneş ışınlarının yeryüzüne dik açıyla geldiği öğle saatleri (11.00-15.00) sıcaklığın da maksimum olduğu saatlerdir. Güneş çarpmaları en çok bu saatlerde yaşanıyor. Dolayısıyla çocuğunuzu öğle saatlerinde güneşe çıkarmaktan kaçının.

İnce ve hava alan kıyafetler giydirin

Güneş ışınlarını yansıtacak olan açık renkte kıyafetleri tercih edin. Ayrıca terlemeye izin veren ince ve hava alan kumaşlardan oluşan kıyafetler giydirin. Geniş kenarlı şapkalar ile güneş gözlüğü kullanarak, güneş ışınlarına maruziyeti azaltın.

Güneşe çıkarmadan koruyucu sürün

Hem güneş çarpmasından hem güneş ışınlarının kanserojen etkilerinden korumak için güneşe çıkmadan 30 dakika önce yüksek güneş koruma faktörlü kremi çocuğunuzun cildine uygulayın. Güneş koruyucu ürünler yaklaşık 3-4 saat etkili oldukları için dışarıda zaman geçirme süreniz uzadığında kremi mutlaka yineleyin.

Susamasını beklemeyin

Çocukları güneş çarpmasından korumanın  en önemli yollarından biri, vücudunu susuz bırakmamak. Su, terleme yoluyla derinin nemli kalmasını sağlıyor. Böylelikle vücut ısısının yükselmesi önlenebiliyor. Terleme ile kaybedilen vücut sıvılarını yerine koymak için bol su ve sıvı tükettiğinden emin olun. Küçük çocuklar (1-3 yaş grubu) susadıklarını fark edemiyorlar. Bu nedenle çocuğunuzun susamasını beklemeden, gün içine yayarak 1-1.5 litre su içmesini sağlayın.

Öğle saatlerinde oyuna bırakmayın

Çocuklar zaten yüksek metabolizma hızına sahipler. Metabolik faaliyetlerinin daha da artmaması için özellikle öğle saatlerinde spor ve yüzme gibi yorucu aktivitelerden kaçının.

Sık sık duş aldırın

Çocukların ısı dengelerini sağlamak için ılık duş iyi bir yöntemdir. Sık sık duş almasını sağlayın.

Arabada asla yalnız bırakmayın

Sıcak havada çocukların vücut ısıları hızla yükselebiliyor. Güneş ışığı altında kalarak ısınan araba gibi kapalı alanlarda asla yalnız bırakmayın.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Klimadan faydalanın

Sıcak havalarda sıcaklığı ve nemi düşürmenin en etkili yollarından biri, klima oluyor. Bakımı yapılmış klimalardan yararlanarak ortam ısısını düşürmeye çalışın.

Bu belirtiler varsa, dikkat!

  • 40 ve üzeri ateş
  • Kızarık cilt
  • Hızlı nefes alıp verme
  • Kalp hızında artış
  • Konuşma bozukluğu
  • Huzursuzluk, ajitasyon
  • Yürüme ve denge bozukluğu
  • Bulantı, kusma
  • Uyuma isteği
  • Ağız ve dudaklarda kuruluk
  • Koyu renkli idrar

Çocuğunuzda sıcak teması sonrasında bu belirtilerden biri veya birkaçı geliştiyse hemen harekete geçmelisiniz. “Çocuğunuzu güneşten uzaklaştırmak, serin, gölge bir yere götürmek ilk müdahale olmalıdır.” uyarısında bulunan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Kuter, yapılması gerekenleri “Varsa fazla giysilerini çıkartın. Bilinci açık ise su içirmeyi deneyebilirsiniz, ancak bilinci kapalı ise boğulma riskine karşı su vermekten kaçının. Soğuk suyla ıslatılmış havlularla çevresel soğutma yapmak, uygulayabileceğiniz bir başka yöntemlerden. Sonrasında ise mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurun” olarak özetliyor.

Çocuklarda kıl dönmesinin nedenleri

Çocuklarda kıl dönmesinin nedenleri

Genellikle yetişkin hastalığı olarak bilinen bir makat bölgesi rahatsızlığı olan kıl dönmesi (pilonidal sinüs rahatsızlığı) günümüzde değişen yaşam koşullarında büyüyen ergenlik çağındaki çocukların da hayat kalitesini olumsuz etkiliyor. Hareketsiz ve fazla kilolu çocuklarda daha sık görülen kıl dönmesi; şişlik, kaşıntı ve ağrı ile kendisini belli ediyor. Memorial Hizmet Hastanesi Çocuk Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Hülya Öztürk, çocuklarda kıl dönmesi ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Çocuğunuzu bunlardan uzak tutun

Kıl dönmesi, genellikle kuyruk sokumu bölgesinde bulunan kılların aşırı terlemeye bağlı olarak tahriş olan cilt içerisine girmesi ve burada yuva yapması ile oluşmaktadır. Temizlik ve kişisel hijyene dikkat edilmemesi ve aşırı oturmaya bağlı olarak oluşan terleme sonucu kuyruk sokumundaki cilt dokusu tahriş olmaktadır. Bu durumda vücuttan dökülerek bu bölgede biriken kıl ve tüyler deri altına kolaylıkla girerek yerleşmektedir. Kız ve erkek çocuklarda eşit oranda görülen kıl dönmesi nadir olarak da kılın yoğun olduğu göbek deliği, sakal bölgesi gibi yerlerde de görülebilmektedir. Çocuklardaki kıl dönmesinin artış göstermesinin sebepleri şunlardır;

  • Hareketsiz yaşam ve fazla oturmak
  • Obezite
  • Çok sıkı tayt ve badi gibi kıyafetler giyilmesi
  • Kişisel hijyenin ihmal edilmesi

Kıl dönmesinden korunmak için çocukların öncelikle hareketli bir yaşam tarzını benimsemesi gerekmektedir. Fazla kilolardan korunmak için doğru ve sağlıklı beslenilmelidir. Çocukların abur cubur ya da fast food gıdalar yerine ev yemeği yemesi sağlanmalıdır. Dar kıyafetlerden uzak durulmalı, rahat ve pamuklu giysiler seçilmelidir. Ayrıca sık sık banyo yapılarak kişisel hijyene önem verilmesi de kıl dönmesi riskini azaltmaktadır.

Kuyruk sokumundaki şişlik ve kaşıntıyı hafife almayın

Günümüzdeki gelişen teknolojik imkanlar ve şehir evlerinde büyüyen çocuklar hareketsiz yaşam sürmektedir. Günü evlerindeki bir koltuk üzerinde uzun süreler ellerindeki teknolojik aletlerle oturarak tamamlayan çocuklar, çoğu zaman kuyruk sokumu bölgelerinin aşırı terlediğinin farkına bile varamamaktadır. Telefon ya da bilgisayarın başından kalmak istemeyen çocuklar kişisel temizlik ve hijyenlerini de ihmal etmektedir. Bu durumda çocuklardaki kıl dönmesi rahatsızlıklarını artırmaktadır. Çoğu çocuk da kıl dönmesinin ilk belirtilerini anlayamamakta ancak rahatsızlık ilerlediğinde ve ailelerinin kontrolleri ile durum fark edilmektedir. Kıl dönmesinin belirtileri şunlardır;

  • Kaşıntı
  • Kızarıklık
  • Şişlik
  • Yanma
  • Akıntı
  • Ağrı

Kıl dönmesinin boyutuna göre cerrahi işlem uygulanıyor

Kuyruk sokumunda şişlik, oturup kalkarken o bölgede ağrı, kaşıntı ya da iç çamaşırında kötü kokulu akıntı varsa çocukların mutlaka alanında uzman bir hekime muayene ettirilmesi gerekmektedir. Kıl dönmesinin ilerlememesi için erken teşhis büyük önem taşımaktadır. Kıl dönmesi tanısı ayrıntılı bir fizik muayene ve bazı durumlarda da nadiren ultrason yardımı ile konulmaktadır. Hastanın ve hastalığın şiddetine göre farklı cerrahi yöntemler uygulanmaktadır. Hasta kuyruk sokumunda ağrı, akıntı, şişlik ile doktora başvurduğunda kısa bir süre antibiyotik ilaç tedavisi ve lokal krem uygulaması önerilir. Ayrıca bu bölgenin temizliğine çok dikkat edilmesi gerekmektedir. İltihaplı durum geçtikten sonra cerrahi planlanması yapılmaktadır. Kılın cilt içindeki uzandığı nokta ve enfekte ettiği alanın sağlam dokudan ayırt edilerek çıkarılması büyük önem taşımaktadır. Ayrıca hastalığın tekrarlamaması için de bu bölgede oluşan doku defekti hastanın kendi dokusundan yama yapılıp kapatılarak onarılmaktadır. Genellikle epidural anestezi altında yaklaşık bir saat süren cerrahi işlem sonrası maksimum 2 gün sonra hasta taburcu edilmektedir. Taburcu edilen çocuklar günlük yara bakımı, hareket kısıtlılığı ve önerilen hijyen kurallarına dikkat edilmesi ile kısa süre sonra normal hayatlarına dönebilmektedir.

İnsülin direnci nasıl kırılır

İnsülin direnci nasıl kırılır

Son yılların en popüler tıbbi terimlerinden olan insülin direnci, vücuttaki şekeri düzenleyen insülin hormonunun görevini yerine getirmekte güçlük çekmesi olarak tanımlanıyor. Ailesinde diyabet hastalığı sık görülenlerde, gebelikte kan şekeri yüksek olan kadınlarda, dört kilogramın üzerinde bebek doğuran kadınlarda, bel çevresi 80cm’nin üzerinde olan kadınlar ile 90cm’nin üzerinde olan erkeklerde insülin direnci oluşuyor. İnsülin direnci bir hastalık olmasa da diyabet, metabolik sendrom, obezite, kalp-damar hastalıkları, infertilite ve polikistik over sendromu gibi birçok hastalığa zemin hazırlayan önemli bir durum.

Acıbadem International Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Bilge Ceydilek, insülin direncinin neredeyse hep birlikte görüldüğü obezite ve tip 2 diyabetin toplumda görülme sıklığının giderek arttığına dikkat çekerek, “Öyle ki Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün 2019 yılı raporuna göre; Avrupa’da obezite görülme sıklığı sıralamasında ilk sırada yer alıyoruz. Tüm bu artış oranlarını değişen sosyoekonomik koşullarla açıklamak mümkündür. Gelişen teknoloji, giderek belirsizleşen çalışma saatleri, ev/iş yeri ayrımının ortadan kalkması sonucu daha az hareket edip daha az kalori yakıyoruz. Ayrıca güvenilir gıdaya ulaşım, hem ekonomik imkansızlıklar hem çevre kirliliği ve iklim değişiklikleri ile her geçen gün daha da zorlaşmaktadır. Güvenilir gıdaya ulaşamamak demek ya basit karbonhidratlı ucuz gıdaya yönelmek ya da havamıza, suyumuza ve toprağa karışmış endokrin bozuculara daha çok maruziyet demektir” diyor.

Acıbadem International Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Bilge Ceydilek, insülin direnci oluşumunu önlemek için dikkat etmemiz gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Bilge Ceydilek

Şok diyetlerden kaçının

Kısa sürede kilo vermek için şok diyetlerden uzak durun. Faydaları kanıtlanmamış ağır diyetler, popüler diyetler ve tek tip gıda içeren diyetler yerine, beslenme alışkanlıklarınıza ve günlük yaşantınıza uygun, besin çeşitliliğini içeren, sürdürülebilir ve sağlıklı beslenme programları uygulamayı alışkanlık edinin.

Dondurma ve soğuk içeceklere dikkat!

Yaz sıcaklarında serinleten içeceklerin ve dondurmaların içeriklerine dikkat edin. Tatlandırıcı şuruplar, şeker ve krema katkısı olmayanları tercih edin.

Hazır gıdalardan uzak durun

Hazır gıda, paket ürünlerinden mümkün olduğunca uzak durun. Özellikle pandemi döneminde evlerde kapalı kalınca, kısıtlamaların kalkmasıyla birlikte ev dışı beslenme çok arttı. Katkı maddeli, şeker ya da hamur içerikli, yoğun işlemden geçmiş ürünler ev dışı beslenmenin büyük çoğunluğunu oluşturuyor. Bunların yerine yeterli protein, yağ ve lif içeren, karbonhidrat ihtiyacının tam taneli tahıllar, meyve ve sebze gruplarından sağlandığı öğünleri tercih edin.

Haftada en az 3 gün spor şart!

Haftada en az 3 gün, tempolu olmak koşuluyla; yürüyüş, yüzme, bisiklet, koşu ve ip atlama gibi orta yoğunluklu aktiviteler yapmayı alışkanlık edinin. Egzersiz süresi günlük 30 dakikanın, bir haftalık toplamda da 150 dakikanın altında kalmamalı.

Akşam yemeklerini uzatmayın

Geç saatlere kadar yemek yemekten kaçının. Yaz mevsiminde uzayan akşam yemeklerinin sıklığına dikkat edin.  Akşam yemekten sonra masum bir atıştırmalık olacağını düşündüğümüz glisemik indeksi yüksek meyvelerin miktarına dikkat edin; meyveler kabaca bir avuç içini geçmemeli.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Uykusuz kalmayın

Gece saatlerinde uyanık olmak, stres hormonlarının uyku sırasında beklenen düşüşünün görülmemesine, buna ikincil olarak glukoz ve insülin düzeylerinde artışa neden oluyor. Uyku problemlerine karşı; teknolojik ilerleme ve uzaktan çalışma nedeniyle belirsizleşen çalışma saatleri ile dinlenme saatlerinin yeniden düzenlenmesi önem taşıyor

Hekim görüşü alın!

Riskli grupta iseniz hekim görüşü almanız çok önemli. Ailenizde diyabet öyküsü fazla ise kilo fazlalığınız varsa ya da bel çevreniz kalınsa, bebeğiniz 4 kg’nin üzerinde doğmuş ise, gebelik sürecinde şeker yükleme testi sonuçları yüksek çıktıysa, adet düzensizliği, tüylenme ve aşırı sivilce problemleriniz varsa, hekime başvurmayı ihmal etmeyin.

Bu belirtiler varsa, dikkat!

Yağ, kas ve karaciğer dokularında hücre içine glukoz alımını sağlayan insülin hormonu, enerji metabolizmasındaki hücre içi olayları başlatıyor. İnsüline direnç geliştiğinde hem insülinin hücresel etkisinde azalma oluyor ve glukoz hücre içine alınamıyor hem pankreas bezinden aşırı insülin salınımı oluyor. Glukoz ve insülin dengesindeki bu değişimler nedeniyle; sık acıkma, bel çevresinde yağlanma, yemek sonrası uyku hali ile bitkinlik, terleme, adet düzensizlikleri, aşırı tüylenme, sık ve yaygın sivilcelenme gibi sorunlar gelişebiliyor.

Sarı nokta hastalığına dikkat!

Sarı nokta hastalığına dikkat!

Gözün merkezi görmesinden sorumlu olan ‘makula’ ismi verilen bölgedeki yapısal bozulma sonucunda ortaya çıkan sarı nokta hastalığı (yaşa bağlı makula dejenerasyonu) zamanla görme kaybına neden olabiliyor. Yaşlanma süreci ve diğer nedenlere bağlı olarak başlayan sarı nokta hastalığı, erken dönemde hiçbir şikayet oluşturmadığı için çoğu zaman 2. ve 3. evrede teşhis edilebiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Selim Demir, sarı nokta hastalığı ve tedavisi ile ilgili bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Selim Demir

Sinir tabakasında ortaya çıkıyor

Gözün keskin görmesini sağlayan yaklaşık bir mercimek tanesi büyüklüğünde olan sinir tabakasında ortaya çıkan hastalığa sarı nokta hastalığı adı verilmektedir. Gözün en arka kısmında yer alan retina (sinir hücre) tabakasında sinir hücreleri her yerde eşit yoğunlukta değildir. Göze gelen ışıkların odaklandığı merkez ‘makula’ olarak adlandırılan ve keskin görmemizi sağlayan yerdir. Makulayı, lutein ve zeaksantin adlı göze özgü sarı pigmentler fazla ışık hasarından korumaktadır. Bu pigmentlerin rengi nedeniyle burası sarı nokta olarak adlandırılır. Bu bölge alan olarak retinanın neredeyse % 5’ini kapsamaktadır fakat görme işlevinin neredeyse % 95’inden sorumludur. Özetle küçük bir alanda çok yüksek metabolik aktivite vardır. Ömür boyu yoğun metabolik aktivite sonucu makula (sarı nokta) artık toksik artıklarını temizleyemez hale gelmekte ve retina hücrelerinin beslenmesi bozulmaktadır. Beslenemeyen sinir hücrelerinin fonksiyonlarını kaybetmesi ve ölmesine sarı nokta hastalığı denilmektedir.  

Yavaş yavaş görmeyi tehdit ediyor

Sarı nokta hastalığının, ‘kuru tip’ ve ‘yaş tip’ olarak adlandırılan iki farklı çeşidi vardır. Kuru tip en sık görülen sarı nokta hastalığıdır. Kuru tip olarak çok şükür ki yavaş ilerleme göstermektedir. Hastalık başlangıcı ile görmeyi çok ciddi etkileyecek ileri aşamaya gelmesi birçok hastada 10 yıldan daha fazla bir süre almaktadır. Kuru tipte sarı nokta altında temizlenemeyen metabolik artıkların birikmesi ile ‘druzen’ adlı beyaz-sarı renkli noktasal odaklar oluşur. Bunların artması ile sinir hücre tahribatı artar ve görme azalır. Hastalığın yaş tipi ise maalesef ciddi ve ani görme kaybına neden olmaktadır. Ortaya çıkan görme kaybı ağrısızdır. Yaş tip, sarı nokta bölgesinin beslenme bozukluğu sonucu salgıladığı damar büyüme faktörleri (VEGF) nedeniyle kontrolsüz anormal damarlar ve bu damarlardan kanama ve sızıntılar şeklinde gerçekleşmektedir.

60 yaş üzerinde daha sık görülüyor

Bu hastalık bir ileri yaş hastalığıdır. Yaş ilerledikçe yapabildiğimiz birçok şeyi eskisi gibi yapamıyorsak, görme fonksiyonu da yaşlanmayla azalmaktadır. Gözün en fazla çalışan bölgesi olan sarı nokta da yaşlanma ile eski performans kaybolmaktadır. Bu hastalık özellikle 60 yaş ve üzerindeki insanlarda daha fazla görülür. Genetik yatkınlık, güneş ışığına maruziyet, sigara kullanmak risk faktörleri arasındadır. Hastalık ilerleyici yapıda olduğu için erken dönemde daha hafif, belli belirsiz şikayetler olabilirken, ileri evrelerde şikayetler artmaktadır.

Kitap okurken çizgiler eğik görülüyorsa

Çizgilerin eğik görülmesi, cisimlerin olduğundan daha büyük veya küçük görülmesi hastalığın erken görülen şikayetleri arasındadır. Özellikle kitap okurken bazı bölgelerdeki yazıların çukurlaşması ya da eğilmesi sarı nokta hastalığının belirtisidir. Görme bulanıklığı, bakılan yerin merkezini net göremezken kıyıları seçebilmek daha ileri aşamada görülen tablolardır. Glokom (göz tansiyonu) hastalarında hasara bağlı görme alanın kıyılarda daralma görülürken sarı nokta hastalığında bunun tam tersi olmaktadır. Yani hastalar kıyıları görebilirken merkezi görmekte güçlük çekmektedir.

Astım hastaları dikkat!

Astım hastaları dikkat!

Günümüzde yetişkinleri olduğu kadar çocukları da etkisine alan ve oldukça sık karşılaşılan  astım, halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Hırıltı, nefes darlığı, göğüste sıkışma ve öksürük gibi solunum sistemi şikayetleri ile kendini belli eden astıma özellikle sigara başta olmak üzere genetik ve çevresel bir çok faktörün yol açabildiğini belirten Acıbadem Altunizade Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Aykaç “Yaz aylarında da bazı kurallara uyulmadığında tetiklenebilen astım, hava yollarının daralması ile kendini gösteren ve ataklar (krizler) halinde gelen bir hastalıktır. Son yıllarda yaygınlaşarak ülkemizde yaklaşık her 100 erişkinden 9’unda, her 100 çocuktan 15’inde görülür hale gelmiştir. Astım tedavisi mutlaka gecikmeden yapılmalıdır. Aksi taktirde kişinin günlük yaşantısında ciddi kısıtlamalara neden olurken, eğer kontrol altına alınmazsa hayati riske de yol açabilir.” diyor. Astımın doğru tedavi ile kontrol altına alınabildiğini, hastaların özellikle ataklara yol açan etkenlerden uzak durmaları gerektiğini vurgulayan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Aykaç, astımı tetikleyen 7 etkeni anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Nilüfer Aykaç

Tütün ürünleri

Yapılan bilimsel çalışmalar; tütün ve tütün ürünleri kullanımı gibi, tütün dumanına maruz kalmanın da astım hastalığı açısından en önemli risk faktörü olduğunu ortaya koyuyor. Tütün dumanına maruz kalmak hem çocukluk astımına yol açması hem de var olan hastalığın alevlenmesinde çok önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle anne karnında ve doğum sonrası, pasif sigara dumanı maruziyeti de çocuklarda astıma yatkınlığı artırıyor.

Klima

Özellikle de yaz aylarının aşırı sıcaklarında vazgeçilmez hale gelen klimalar gerekli önlemler alınmadığında, astımı tetikleyebiliyor. Klimalar, gerekli filtre bakımları yapılmadan kullanıldığında kolonizasyon nedeniyle solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabildiği gibi astım hastalarının tedavisini güçleştirebiliyor.

Solunum yolu enfeksiyonları

Viral enfeksiyonlar; çocukluk çağı astım riskini artırdığı gibi astımı da ciddi ölçüde tetikleyebiliyor. Bu nedenle solunum yolu enfeksiyonlarının geciktirilmeden tedavi edilmesi,  astımlı hastaların düzenli olarak göğüs hastalıkları hekimi tarafından takibinin yapılması gerekiyor.

Hava kirliliği

Anne karnındaki dönemde hava kirliliğine maruz kalan çocuklarda astım daha çok görülürken, çocukluk dönemindeki maruziyet de akciğer gelişimini olumsuz etkiliyor. Hava kirliliği okul çağı çocuklarının akciğer fonksiyonlarında düşüşe yol açabiliyor. Doç. Dr. Nilüfer Aykaç “Son yıllarda çöl tozlarının da astımı tetikleyerek acil servislere başvuruların ve hastane yatışlarının artmasına neden olduğu gösterilmiştir.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Mesleki faktörler

Astım endüstrileşmiş ülkelerdeki en yaygın mesleksel solunum sistemi hastalığı olarak ilk sırada yer alıyor. Mesleklerin çalışma yaşındaki erişkin astımının yüzde 5-20’sinden sorumlu olduğu tahmin ediliyor. Özellikle boya işleri, fırıncılık, sağlık, mobilya, tarım, kozmetik sektöründeki çalışanlar maruziyet nedeniyle daha fazla risk taşıyor. Bu astım ‘mesleki astım’ olarak isimlendiriliyor.

Obezite

Çağımızın önde gelen hastalıklarından obezite de, astım için önemli bir risk faktörü oluşturuyor. Obez astımlıların yakınmaları fazla olduğu gibi, solunum fonksiyonları daha düşük oluyor ve daha sık atak geçiriyorlar. İlaçlara yanıtları da daha güç olabiliyor.

Allerjenler

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Aykaç “Astım ile allerjik rinit başta olmak üzere diğer allerjik hastalıklar arasında güçlü bir ilişki vardır. Bu nedenle astımlı kişilerde gerektiğinde ayrıntılı allerjik değerlendirme yapılması tanı ve tedavi yönünden yararlı olabilir. Bahar aylarında ortaya çıkan yakınma durumunda polen duyarlılığı, yıl boyu olan, özellikle iç ortamda ve gece ortaya çıkan yakınma durumunda ev tozu akarı duyarlılığı, küflü ortam maruziyeti varsa, yıl boyu olan yakınmalar durumunda küf mantarı duyarlılığı, kedi/köpek bulunan ortama girdiğinde ani başlayan semptomları varsa kedi/köpek duyarlılığından şüphelenilir” diyor. Doç. Dr. Nilüfer Aykaç, özellikle havuzlarda kullanılan kimyasal maddelerin de astım krizlerini tetikleyebildiğini vurguluyor.

Dondurma tüketirken şunlara dikkat edin!

Dondurma tüketirken şunlara dikkat edin!
Limonlu, çilekli, kavunlu, çikolatalı ve daha niceleri… Tüm mevsim tüketilebilen dondurma, özellikle yaz aylarında 7’den 70’e hemen herkesin vazgeçilmezi olan bir tatlıya dönüşüyor. Karbonhidrat, protein ve yağ gibi temel besin öğelerinin yanı sıra içerdiği kalsiyum, fosfor, potasyum ve magnezyum gibi önemli mineraller ile A, B, E ile K vitamininden de zengin olması sayesinde aynı zamanda şifa da sağlıyor! Üstelik bir top dondurma yaklaşık 50 gram ve sadece 100 kalori içeriyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen, diğer tatlılar ile kıyaslandığında dondurmanın besin değeri yüksek ve daha düşük kalorili bir tatlı alternatifi olduğunu belirterek, “Ancak her ne kadar kalorisi düşük görünse de şeker içerdiği için dondurma tüketirken mutlaka porsiyon kontrolü yapmanız gerekiyor. Aksi halde, hem şeker içeriği hem kalorisi nedeniyle kilo alımına ve kan şekeri dengesinin bozulmasına neden olabiliyor” diyor.
Dünya Sağlık Örgütü; şeker tüketiminin günlük enerji alımının yüzde 10’unun altında olmasını öneriyor. “İki top dondurmanın da yaklaşık 14 gram şeker içerdiği düşünüldüğünde bu sınırı aşmamanız çok önemli” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen, dondurmayı hangi sıklıkta ve ne kadar tüketebileceğimizi, “Çocuklar dondurmayı haftada 2 kez, 2’şer top tüketebilirler. Yetişkinlerin de haftada 2-3 kez, yine 2’şer top dondurmayı aşmamaları gerekiyor. Kilo vermeye çalışan bireyler ise haftada bir kereden fazla dondurma tüketmekten kaçınmalılar” sözleriyle anlatıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen, dondurmanın faydalarını ve tüketirken dikkat etmemiz gereken noktaları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen

Kemik sağlığını koruyor
Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen, 2 top dondurmanın 90 mg kalsiyum içeriğiyle günlük kalsiyum ihtiyacının yaklaşık yüzde 9’unu karşıladığına işaret ederek, “Kalsiyum, kemik ve diş sağlığı için çok önemli bir mineraldir. Başlıca kaynakları süt, yoğurt ve peynir gibi gıdalardır. Dondurma da içeriğindeki süt ile günlük kalsiyum alımına destek olabiliyor.” diyor.
Kas kütlesinin korunmasında etkili
Proteinler kasların yapıtaşlarını oluşturuyor. Bu nedenle yeterli protein alıyor olmak kas kütlesinin korunmasında büyük önem taşıyor. Proteinlerin başlıca besin kaynakları et ile süt grubu gıdalar oluyor ve bir bardak (200 ml) süt 6 gram protein içeriyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen, “Tüketeceğiniz 2 top dondurmayla bir su bardağı sütteki proteinin yaklaşık yarısını alabilirsiniz. Bu etkisiyle dondurma, protein alımına destek olan bir kaynaktır” bilgisini veriyor.
Kalp sağlığını destekliyor
Kalsiyum, potasyum ve fosfor gibi mineraller kalp ile damar sağlığının korunmasına yardımcı oluyorlar. Dondurma içerdiği bu mineraller sayesinde kalp sağlığını korumaya destek veren tatlılar arasında yer alıyor. Ancak içerdiği doymuş yağ ve şeker nedeniyle dondurmayı porsiyon kontrolü yaparak tüketmelisiniz.
Sağlıklı bir tatlı alternatifi
Dondurmanın genel olarak kilo aldırdığı düşünülüyor, ancak doğru porsiyonlarla tüketildiğinde dondurma kilo aldırmıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen, “Sanılanın aksine dondurma özellikle hamur işi ve şerbetli olan diğer tatlılar ile kıyaslandığında besleyici içeriği yüksek ve daha düşük kalorili bir tatlı alternatifidir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi
Bazı hastalıklarda tedaviye katkı sağlıyor
Dondurmanın lezzetli olması tüketimini kolaylaştırırken soğuk olması bazı durumlarda tedavi edici olabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen, örneğin bademcik operasyonu sonrası tüketilen dondurmanın yara yeri iyileşmesini hızlandırabildiğine işaret ederek, “Ayrıca çiğneme ve yutma güçlüğü olan hastalarda da dondurma iyi bir alternatif besin olarak karşımıza çıkıyor” diyor.
Dondurma tüketirken 7 kritik kural!
• Dondurma alırken üretim koşullarına dikkat edin. Hijyenik şartlarda üretilen, saklanan ve sunulan yerleri tercih edin.
• Enfeksiyon riski nedeniyle dondurma mutlaka pastörize sütten yapılmış olmalı.
• Satın alınan dondurma eriyip yeniden donarsa üzerinde kristaller oluşuyor. Üzerinde kristal olan dondurmaları satın almayın. Zira, süt kolay bozulan bir besin olduğu için erime -donma sırasında oluşabilen bakteriyel üremeler zehirlenmelere yol açabiliyor.
• Hazır paketli dondurmaların tüketiminde, dış etkenlerden bulaşın önlenmesi için paketin hasara uğrama durumuna, sağlığa olan zararlı etkileri sebebiyle boya ve kimyasal içeriğine dikkat edin.
• Bazı dondurmalar glukoz şurubu ve süt tozu içerebiliyorlar. Sıklıkla tüketiminin vücut fonksiyonlarını bozabilmesi sebebiyle bu içeriklere sahip ürünleri satın almayın.
• Besin alerjisiniz varsa, alerjen besin içeriğini öğrenmek için etiketini mutlaka okuyun.
• Dondurmanın kalorisini yükseltmesi nedeniyle dondurmaya sos, fındık/fıstık ekletmekten ve külah tüketmekten kaçının.