Yazılar

Serinleyeyim derken sağlığınızdan olmayın!

Serinleyeyim derken sağlığınızdan olmayın!

Yazın aşırı sıcaklarından bunaldığımız bugünlerde, vücudun serin tutulması sanıldığından çok daha fazla önem taşıyor. Öyle ki, serinleyeyim diye yapılan bazı hatalı davranışlar hayati tehlikeye yol açabiliyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı “Aşırı sıcaklar; sıvı ve mineral dengesinde istenmeyen değişimler yaparak,  konsantrasyon bozukluğundan baş ağrısı ve baş dönmesine, çarpıntıdan yorgunluk ve nefes almakta zorlanmaya dek bir çok şikayete neden olabilir. Bu nedenle aşırı sıcaktan ve güneş ışınlarından korunmaya çok özen göstermek, sağlıklı korunmaya ve vücudu serin tutmaya yönelik bazı önlemleri almak çok önemlidir.” diyor. Dr. Meltem Batmacı, yazın sağlıklı bir şekilde vücudu serinletmenin 9 yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Meltem Batmacı

Bu saatlerde dışarı çıkmaktan kaçının!

Aşırı sıcaklar hemen herkesi etkilese de, özellikle yaşlılar, kronik hastalığı olanlar, hamileler, çocuklar ve bebekler daha fazla risk altında bulunuyor. Bu nedenle risk grubundaki kişilerin özellikle güneşin çok yoğun olduğu ve dik geldiği 11:00-16:00 saatleri arasında dışarıda bulunmaması büyük önem taşıyor. Ortamın mümkünse taze hava ile sürekli havalandırılması, güneşten korunmak için güneşlik, perde ve jaluzilerin kapalı tutulması gerekiyor.

Klima kullanırken bu kurallara dikkat edin!

Yaz aylarının bunaltıcı sıcaklarında imdada yetişen ve adeta kurtarıcı olarak görülen klimanın doğru kullanımı çok önemli. Klimaya doğrudan maruz kalmamak, ortamı aşırı soğutmamak, vücut ısısı yüksekken bir anda soğuğu açmamak, klima temizliğini düzenli olarak yaptırmak olası enfeksiyonlardan korunmak için kritik role sahip. Aksi takdirde bilinçsiz klima kullanımının yol açtığı üst solunum yolu enfeksiyonları başta olmak üzere bazı yaz hastalıklarına çok sık rastlanıyor.

Bol sıvı tüketin!

Yazın terleme ve buharlaşma ile birlikte sıvı kayıpları artacağından bol sıvı alımına özen göstermek, kaybedilen sıvıyı çoğunlukla su içerek yerine koymak gerekiyor. Yaz ayında, her gün mutlaka yaklaşık 2.5-3 litre su için. Alkollü içecekler, çay- kahve vb sıvılar suyun yerini tutmayacağı gibi, aksine sıvı kaybını artıracağından böyle bir hataya düşmeyin. Çok soğuk ve buzlu içeceklerden özellikle kaçının. Tuz kaybı da terleme ile birlikte artacağı için bir bardak maden suyu tüketmekte de fayda var.

Vücut ısısını artıran yiyeceklerden uzak durun!

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı beslenmenin de aşırı sıcaklarda kritik rol oynadığını belirterek şöyle konuşuyor: “Özellikle yaz sıcaklarında hafif ve sulu yemekler tüketilmelidir. Yağlı, bol baharatlı/ şekerli yiyeceklerden yaz döneminde çoğunlukla uzak durulmalıdır. Öğünlerde porsiyon kontrolü önemlidir. Aldığımız her bir kaloriyi yakmak için vücut, suya ihtiyaç duyar. Fazla alınan her bir kalori, vücut sıvı dengesini bozar ve kilo artışına da sebep olur. Özellikle bol yağlı, baharatlı, şekerli gıdaların sindiriminde vücut zorlanmaktadır.”

Dışarı çıkarken güneşten korunun!

Dışarı çıkarken ince, açık renkli ve bol giysiler giymeye özen gösterin. Giysinin cazibesine kanarak; sizi terletebilecek kumaştan yapılmış ya da güneş ışınlarını emen siyah gibi koyu renk giysiler giymeyin. Sizi terletmeyecek ve güneş ışınlarından koruyabilecek kumaşlar tercih edin. Isıyı vücutta muhafaza edeceğinden dolayı kat kat giyinmekten kaçının. Geniş kenarlı şapka, UV ışınlarından koruyacak güneş gözlüğü ve güneş koruyucu krem kullanın. Özellikle benleri ya da cilt hastalığı olanların ve açık tenli kişilerin güneşten korunması çok daha kritik rol oynuyor.

Ağır spordan kaçının!

Sıcak yaz aylarında yüksek efor gerektirecek spor ve aktivitelerden uzak durmak gerekiyor. Hafif egzersizler yaparak, yüzerek ya da güneş ışınlarının dik gelmediği saatlerde yürüyüş yaparak hareketsiz kalmaktan kaçının. Spor veya yoğun fiziksel aktivite gerektiren işler için akşam saatlerini tercih edin. Fiziksel aktivitelerin ve sporun ardından vücudunuzu susuz ve mineralsiz bırakmamaya, su içmeye özen gösterin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Soğuk suyla vücudunuzu serinletin!

Sık sık ve ılık su ile duş alın. Eğer mümkün olamıyorsa gün içerisinde sık sık ellerinizi, ayaklarınızı, yüz ve ensenizi soğuk su ile yıkayın.

Araç içinde dikkat edin!

Dr. Meltem Batmacı “Kapalı, açık, park etmiş araçlarda hiçbir canlıyı bırakmamaya çok dikkat edilmelidir. Araç içi ısı, park edildikten kısa bir süre sonra çok ciddi yükselir ve hayati riske yol açar” diyor.

Güneş çarpmasında bu hataya düşmeyin!

Aşırı sıcaklar ve kavurucu güneş nedeniyle güneş çarpması çok sık yaşanıyor. Güneş çarpması; halsizlik, bulantı, görme değişiklikleri, baş ağrısı, baş dönmesi, kendini kötü hissetme vb. belirtilerle kendini gösteriyor. Güneş çarpması durumunda kişinin hemen serin, hava akımı olan ve gölgeli bir ortama alınması, giysilerinin gevşetilmesi, soğutulmaya çalışılması, bilinç kapalı ise, şuur dalgalı ise mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna götürülmesi şart. Bilincin kapalı olması durumunda kesinlikle su içirmeye çalışmamak gerekiyor.

Boyun ve sırt kaslarındaki ağrılar her zaman fıtık kaynaklı olmayabilir!

Boyun ve sırt kaslarındaki ağrılar her zaman fıtık kaynaklı olmayabilir!

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doçent Doktor Yeşim Çimen, miyofasiyal ağrı sendromunun özellikle 20-50 yaş arası kesimi ve masa başı çalışanları etkilediğini belirterek, hastalığın ağrı kesicilerle geçiştirilemeyeceğini ve mutlaka tedavi gerektirdiğini söyledi.

Acıbadem Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doçent Doktor Yeşim Çimen, halk arasında “kulunç” olarak bilinen “Miyofasiyal ağrı sendromu” ile ilgili önemli bilgiler verdi. Doç. Dr. Yeşim Çimen, miyofasiyal yani bölgesel ağrı sendromunu “Kasları ve bu kasları saran bağ dokuyu (fasya) etkileyen bir hastalıktır. Hastalıkta kasların içinde dokunmakla sert, ağrılı ve ağrı yayılımı gösteren ‘tetik noktalar’ (kulunçlar) bulunmaktadır. Bu tetik noktaların damarları etkilemek suretiyle kasların beslenmesini ve oksijen alımını bozarak ağrıya neden olduğu düşünülmektedir” ifadesiyle anlattı. Ağrının çok şiddetli boyutlara ulaşabildiğini ve dolayısıyla kişinin fonksiyonel durumunu etkilediğini vurgulayan Doç. Dr. Yeşim Çimen, “Hastalık hem yaşam kalitesini bozar hem de iş gücü kaybına yol açar. Üstelik bel veya boyun fıtığı ile siyatik gibi başka hastalıklarla karıştırılabilir ki bu da esas hastalığın gözden kaçmasına yol açar.  Hasta güçlü ağrı kesiciler kullansa bile, ilaç etkisi geçtiğinde ağrıları tekrar başlar. Bu yüzden ağrı kesicilerle geçiştirilmemeli, hekim muayenesi yapılıp tanı konmalı ve uygun tedavi seçeneklerinden faydalanılmalıdır” diye konuştu.

Acıbadem Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doçent Doktor Yeşim Çimen

Doç. Dr. Yeşim Çimen

Bu etkenler riski artırıyor!

Hastalığın akut ve kronik olmak üzere iki şekilde görülebildiğini belirten Doç. Dr. Yeşim Çimen “Akut form sıklıkla kendiliğinden veya basit tedavilerden sonra düzelirken kronik formda tedaviye rağmen semptomlar 6 ay veya daha uzun sürebilir” dedi. Hastalığın nedenlerine ve risk faktörlerine değinen Doç. Dr. Çimen “Tekrarlayan travmalar, duruş ve oturuş bozuklukları, uzun süreli aynı pozisyonda kalma, yanlış hareket, aşırı kas zorlamaları, skolyoz ve bacak kısalıkları gibi vücut biyomekaniğinin bozulduğu durumlar, kasların soğuğa maruziyeti (klima altında oturma gibi) olabileceği gibi psikososyal değişkenler ve çevresel stres de en önemli faktörler arasındadır. Genellikle 20-50 yaş grubunda, masa başı çalışanlarda, aynı pozisyonda uzun süreli çalışanlarda (diş hekimleri, aşçılar, el sanatları ile uğraşanlar ve kuaförler gibi), uzun yol şoförlerinde daha sık görülmektedir. Ayrıca hipotiroidi, menopoza bağlı hormonal değişiklikler ve D vitamini eksikliğinin de risk faktörleri arasında olduğu düşünülmektedir“ diye konuştu.

“Bu egzersizleri ihmal etmeyin”

Hastalığın günlük yaşamı etkilemesi halinde fizik tedavi uzman hekimine görünmekte fayda olduğunu dile getiren Doç. Dr. Yeşim Çimen “Hastalığın oluşmaması için uzun süreli sabit pozisyonda kalınmaması, masa başında çalışırken belin yastıkla desteklenmesi, kalça ve dizin aynı düzlemde olması için gerekirse ayak tahtalarından faydalanılması, işe sık sık ara vererek boyun ve sırt egzersizlerinin yapılması gerekir. Bu egzersizleri ihmal etmemek gerekir” dedi.

“Farklı tedavi seçenekleri var”

Doç. Dr. Yeşim Çimen miyofasiyal ağrı sendromunun tedavisi için farklı yöntemler olduğunu belirterek “Çok farklı tedavi seçenekleri var. Fizik tedavi ajanları (TENS, orta frekanslı akımlar, ultrason, lazer), kuru iğneleme, akupunktur tedavisi, nöral terapi, ozon terapisi, mezoterapi, masaj ve manipülasyon tekniklerinden faydalanılıyor” diye konuştu. Egzersizin tedaviye büyük katkısı olduğunun altını çizen Doç. Dr. Yeşim Çimen şunları söyledi: “Düzenli olarak postür egzersizleri ve gergin kaslar için germe egzersizlerinin yanı sıra yüzme, yürüme gibi aerobik egzersizler de yapılmalıdır. Yüz üstü yapılan pilates egzersizleri hem sırtın öne eğilmesini önler hem de sırt bölgesindeki bu tetik noktaları azaltır.“

Tatilde çocukların sağlığı nasıl korunmalı?

Tatilde çocukların sağlığı nasıl korunmalı?

Yaz aylarında hava sıcaklıklarının artması ile birlikte açık havada daha çok vakit geçirilmesi, hem çocuklar hem de yetişkinler için bazı yaz hastalıklarının görülme sıklığını arttırabiliyor. Parklarda, sokaklarda, yazlık mekanlarda, suda oynayan ve zaman geçiren çocuklarda genellikle güneş yanıkları, güneş çarpması, isilik, yaz ishalleri, göz ve kulak enfeksiyonları, böcek sokmaları ve travmalar görülüyor. Bu durumlardan korunmak için de ailelerin çocuklarının sağlığına daha fazla özen göstermesi gerekiyor. Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Nisa Eda Çullas İlarslan, yazın çocuklarda görülen hastalıklar ve korunma yolları ile ilgili bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Nisa Eda Çullas

  • Güneş yanıklarından korunmalarını sağlayın

Güneş yanıklarının önlenmesi için yaz aylarında 10:00 ile 16:00 saatleri arasında güneşe çıkılmaması, güneşe çıkmadan yaklaşık 30 dakika önce en az 30 ve üzeri koruma faktörlü güneş koruyucu kremlerin kullanılması gerekmektedir. Kremlerin 2 saatte bir ve suya girdikten sonra yenilenmesine dikkat edilmeli, mineral bazlı güneş kremleri tercih edilmelidir. Güneş kremleri bebeklerde altıncı aydan itibaren kullanılabilmektedir. Ayrıca çocuklara pamuklu, açık renkli, bol giysiler giydirilmeli, şapka ile kafası, UV filtreli güneş gözlüğü ile de gözleri korunmalıdır.

  • Açıkta satılan gıdalar ve havuzdaki tehlikeye dikkat edin

Hava sıcaklığının artması gıdaların bozulmasını ve mikropların üremesini kolaylaştırır. İshal, kusma, ateş, ve karın ağrısı gibi yakınmalara neden olabilen yaz ishallerinin görülme riski artabilmektedir.  Ayrıca havuzlarda su yutulması da bu tabloya neden olabilir. Özellikle yaz aylarında açıkta ve uygun hijyen kurallarına uyulmadan hazırlanan yiyecek ve içeceklerden uzak durulması, çocukların temizliğinden emin olunmayan havuzlara girmemesi önerilir. Havuz ayrıca el ayak ağız hastalığı, kulak, göz ve idrar yolu enfeksiyonlarının da görülme sıklığını artırmaktadır.

  • İsilikten korumak için sık sık banyo yaptırın

İsilik, ter ve sıcak hava gibi nedenlerden dolayı ciltteki gözeneklerin tıkanmasıyla oluşan kırmızı kabarcıklardır. İsiliğin önlenmesi için bebeklerin terini emecek yumuşak ve pamuklu giysiler tercil edilmeli, terli kıyafetleri değiştirilmeli, uyuduğu oda havalandırılmalı, sık sık banyo yaptırılmalı ve aşırıya kaçmadan nemlendirici losyonlar kullanılmalıdır.

  • Böcek sokmalarını azaltmak için renkli ve parlak giysilerden kaçının

Yaz aylarında park, bahçe ve yeşil alanlarda daha fazla vakit geçiren çocuklar sivrisinek, arı ve kene gibi pek çok böcek türü ile karşı karşıya kalmaktadır. Böcek sokması riskini azaltmak için bazı önlemler alınmalıdır. Çocuklara böceklerin uçuştuğu alanlarda, durağan su birikintilerinin ve açık çöp kutularının etrafında dolaşmamaları öğütlenmeli, böceklere maruz kalacakları alanlarda uzun kollu kıyafetler ile çorap ve kapalı ayakkabılar giydirilmeli, kıyafetlerin parlak renkli veya çicek desenli olmamasına dikkat edilmeli, çocuklarda parfüm, kokulu sabun ve saç spreyi gibi böcekleri çekecek ürünler kullanılmamalı, kapı ve pencereler sineklik ile kapatılmalıdır.

  • Sinek kovucuları dikkatli kullanın

Sinek kovucular da böcek sokmalarından korunmak için kullanılmaktadır. Piyasada farklı markalarda sinek kovucular bulunmaktadır. Sinek kovucular etken madde olarak DEET (N, N- dietil m-toluamid), permetrin içeren veya bitkisel bazlı olabilir. DEET, Amerikan Pediatri Akademisi ve ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri tarafından 2 ay ve üzerindeki bebeklerde kullanımı onaylı bir etken maddedir. Talimata uygun şekilde kullanıldığında güvenlidir. Bitkisel bazlı ürünler ise lavanta, sitronella, okaliptus, lavanta, ıtır ve benzeri yağları içerir. Bu maddeler uygun oranlarda evde de hazırlanabilir. Bitkisel ürünler güvenlidir ancak etkinlikleri kısıtlıdır. Yine de, kimyasal içerik yerine bitkisel bazlı ürünlerin kullanılması daha sağlıklı bir yaklaşım olarak görülmektedir. Ayrıca balkonunuzda veya bahçenizde fesleğen veya biberiye bulundurmanız da böcekleri uzaklaştırma konusunda etkili ve güvenilir bir yaklaşımdır. Sinek kovucu bilekliklerin ve ultrasonik sinek kovucu cihazların etkileri ise yeterli düzeyde değildir.

  • Çocuklara oyun için güvenli alanlar oluşturun

Çocukları açık hava oyun parkında oynarken izlemek önemlidir. Ebeveynlerin parkta çocuklara eşlik etmesi, çocukların tehlikeli davranışlarının engellenmesi ve acil bir durumda ilkyardım yapılabilmesi için gereklidir. Oyun parkının geniş olması, zemininin kum, kauçuk veya benzeri bir materyalden yapılmış olması çocukların daha güvenli ortamda bulunmasını sağlar. Çocuğun parkın kendi yaşına uygun alanında oynamasına dikkat edilmeli, top oynama veya körebe, saklambaç gibi hızlı fiziksel aktivite gerektiren oyunların taşıt trafiğine kapalı alanlarda oynanması sağlanmalıdır.

Sonbaharı güçlü karşılayın

Sonbaharı güçlü karşılayın

Sonbaharın gelişi ile artış gösteren salgın hastalıklardan korunmanın yolu bağışıklık sistemini güçlendirmekten geçiyor. Dengeli beslenme, düzenli ve kaliteli bir uykunun yanı sıra bağışıklığı güçlendiren gıda takviyelerinin önemi de artıyor. Jeunesse Global’in bağışıklık sistemini destekleyerek koruma kalkanı oluşturan gıda takviyesi M·ūn Algae sizi sonbahara ve kışa hazırlıyor.

Metabolizma, soğuk havayla daha kolay mücadele etmek için yavaşlamaya başlar. Metabolizmanın yavaşlaması sonucu bağışıklık sistemi zayıflar, hastalıklarla mücadele edemez. Bu nedenle bağışıklık sistemimizi destekleyen gıda takviyesi ürünlerinin rolü her geçen gün artmaktadır.

Jeunesse Global, M·ūn Algae ile daha zinde bir yaşam sunuyor. M·ūn Algae, içeriğindeki alg bileşimleri ve değerli vitaminler sayesinde vücudun gereksinim duyduğu besinleri almasına destek veriyor.

Dört farklı alg türü ile C ve D vitaminlerini yutması kolay bir kapsülde birleştiren M·ūn Algae, etkili formülü ile vücudun korunmasına, toksinlerden arınmasına ve bağışıklık sisteminin normal fonksiyonuna katkıda bulunuyor.

Dikkat!  Yaz ishali tehlikeli olabilir!

Dikkat!  Yaz ishali tehlikeli olabilir!

Sıcakta bozulan gıdalar, kirli suların içilmesi ve bu sularla yıkanmış meyve ile sebzelerin tüketilmesi, mikroplu havuz ile deniz suyunun yutulması… Yaz aylarında en sık bu etkenlerin yol açtığı ishaller bugünlerde kış aylarına göre 3 kat daha fazla yaşanıyor! Acıbadem International Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kerim Çıkım, yaz aylarında gelişen ishallerinin kesinlikle ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekerek, “Bu hastalık yaşam kalitesini bozmasının yanı sıra tedavide geç kalındığında özellikle küçük çocuklarda, kronik hastalığı olanlarda ve ileri yaştaki kişilerde can kaybına bile neden olabiliyor” uyarısında bulunuyor. İshalde gelişen en büyük sorunun vücuttaki sıvı ve elektrolit kaybı olduğunu belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kerim Çıkım, “Kaybedilen sıvının hızlıca yerine konulması gerekiyor, aksi halde sıvı kaybıyla birlikte elektrolit, yani tuz dengesi kaybı oluyor. Bunun sonucunda hayatı tehdit eden kalp ritmi bozulması ve kan basıncının düşmesi gibi sorunlar oluşabiliyor. Dolayısıyla ishal geliştiğinde bol bol sıvı tüketilmesi yaşamsal öneme sahip.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Kerim Çıkım

En sık bozulan besinler neden oluyor!

Sıcak havalarda besinler çok daha çabuk bozuluyor. Bu besinlerin başında da et, tavuk ve balık gibi daha çok özen gerektiren besinler geliyor. Dışarıda yediğimiz bu tür besinler tezgahta birkaç saat beklediğinde, sıcak havanın etkisiyle hızlıca bozulabiliyor. Enfeksiyona neden olan mikroplar da bozulan besinlerde hızla üreyerek ishale neden olabiliyor. Sağlık ve hijyen koşullarına yeteri kadar dikkat etmemek de ishalin bir başka önemli etkenlerinden.  Örneğin yemeği hazırlayan veya servis eden kişinin elleri temiz değilse ve kendisinin bir hastalığı varsa, mikroplar hızlıca besinlere bulaşabiliyor. Yine kirli su tüketimi ve bu sularla yıkanmış olan meyve-sebzelerin tüketimi de yaz aylarında ishale yol açan diğer faktörleri oluşturuyor. Bunların yanı sıra havuz ve denizlerde yutulan mikroplu sular da ishal yapabiliyor.

Kıvrandıran karın ağrısı gelişebiliyor!

Günde en az 3 kez sulu dışkı yapılması ‘ishal’ olarak tanımlanıyor. Genellikle aniden başlayan ishal vücutta su ile potasyum, sodyum ve karbonat gibi elektrolitlerin vücuttan hızla kaybolmalarına yol açabiliyor. Bunun sonucunda vücut susuz kalabiliyor ve elektrolit dengesizliği gelişebiliyor. Kıvrandıracak boyutlara ulaşabilen karın ağrısı ve karında huzursuzluk hissiyle birlikte tuvalete çıkma ihtiyacı, bağırsaklarda kıpırtı hissi ile halsizlik, ishalin tipik belirtilerinden. Vücuttaki sıvı kaybına bağlı olarak susama hissi, ağız kuruluğu ve çarpıntı gibi sorunlar da gelişebiliyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kerim Çıkım, kusma, ateş,  uyku hali ile bilinç bulanıklığının da ishalin ciddi belirtilerini oluşturduğunu belirterek, “Bu şikayetler geliştiğinde sağlık kuruluşuna başvurmak çok önemli.” diyor.

Çocuklarda gözyaşı azalmasına dikkat!

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kerim Çıkım, ishal geliştiğinde çocuklarda özellikle gözyaşı azalmasına da dikkat etmek gerektiği uyarısında bulunarak, “Çocuğun ağlamamasını iyi bir şey sanıyoruz ama tam aksine bu durum ciddi sıvı kaybına işaret edebiliyor. Yine sıvı kaybına bağlı olarak çocuklarda özellikle dilin kuruması ve cildin büzüşmesi gibi belirtiler oluşabiliyor. İshal devam ederse önce ateş, ardından kilo kaybına kadar gidecek olan ciddi belirtiler de görülebiliyor ki bu durum serum takılmasını gerektiriyor” bilgisini veriyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Sıvı desteği çok önemli!

İshalin en önemli tedavisi, kaybedilen sıvının yerine konulması oluyor. Tedavi sürecinde hastanın bolca sıvı alması yaşamsal öneme sahip. Suyun yanı sıra içerdikleri vitamin ve mineraller sayesinde maden suları ile tuzlu ayranlar da çok fayda sağlayabiliyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kerim Çıkım, ishal sebebi eğer mikrobikse, yani bakteri veya virüs kaynaklı ise bu faktörlere uygun tedaviye başlandığını belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Öncelikle hastanın genel durumu değerlendirilerek serum ya da antibiyotik ihtiyacı olup olmadığı tespit ediliyor. Bakteriyel ishallerde özellikle antibiyotik tedavisi uygulanıyor. Hastanın istirahat etmesi ve hekiminin önerdiği antibiyotik ile destek ilaçlarını düzenli olarak kullanması tedavide büyük önem taşıyor. Son yıllarda hayatımıza giren probiyotikler de düzenli alındığında ishallerin kalıcı olmaması ve hastanın hızlı toparlanması konusunda önemli destekleyici tedavileri oluşturuyor.”

İshale karşı önleminizi alın!

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kerim Çıkım, yaz aylarında ishalden korunmak için beslenmemize mümkün olduğu kadar dikkat etmemiz gerektiğini belirterek, almamız gereken önlemleri şöyle sıralıyor:

  • Dışarıda tüketeceğiniz yemeğin sağlıklı olduğundan emin olun.
  • Hava sıcaklığından dolayı en büyük sorun, gıdaların uygun koşullarda saklanmaması oluyor. Bozulmadan saklanmış olan gıdaları tüketmeniz çok önemli. Dolayısıyla bir gıda size temiz ve sağlıklı değil, bozulmuş gibi görünüyorsa kesinlikle yemeyin.
  • Temizliğinden emin olduğunuz suları tüketin.
  • Meyve ve sebzeleri temiz suyla iyice yıkayın.
  • Ellerinizi sık sık sabunlu suyla yıkamayı alışkanlık edinin.

Vajinismus cinsel terapi ile tedavi edilebilinir

Vajinismus cinsel terapi ile tedavi edilebilinir

Vajinismus, hastaların utanıp çekinmesi nedeniyle hakkında pek konuşulmayan cinsel sağlık sorunlarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Ülkemizde vajinismus görülme oranının Avrupa’ya göre oldukça yüksek seyrettiği bildiriliyor. Vajinismus cinsel terapi ile etkili bir şekilde tedavi edilebilen bir rahatsızlık olarak tanımlanıyor. Memorial Şişli Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzman Klinik Psikolog Gizem Mine Çölümlü Hengirmen, vajinismus ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Vajinismus vajinaya giriş denendiğinde, vajinanın üçte birini çevreleyen kasların sürekli ve istemsiz kasılmasıdır. Bu kasılmaya tüm bedenin kasılması, bacakların kapanması, korku, kaçınma tepkisi, çarpıntı, terleme, fenalık hissi ve ağlama atakları da eşlik edebilir. Vajinadaki kasılma çoğu zaman cinsel birleşmeye izin vermez. Çok az vakada cinsel birleşme gerçekleşir ancak acılı ve ağrılı sürdürülür. Vajinismus yaygın görülen bir cinsel işlev bozukluğudur.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Klinik Psikolog Gizem Mine Çölümlü Hengirmen

Vajinismus her yaş ve her kesimden kadında görülebiliyor

Cinsellikle ilgili yanlış inanışlar ve tabular vajinismusun gelişiminde önemli bir rol oynamaktadır. ‘İlk gece korkusu ’ ve ‘kızlık zarı ‘ile ilgili yaygın yanlış inanışlar da vajinismus gelişmesini tetikleyebilir. Sağlıklı cinsel yaşamı olan ve hiç sorun yaşamayanlarda da kürtaj, doğum ve hastada olumsuz etki bırakan jinekolojik müdahaleler sonrasında da vajinismus gelişebilir. Vajinismus yaş, eğitim, sosyokültürel ve sosyoekonomik durum fark etmeden hemen her kadında görülebilmektedir. Vajinismusta kadının cinsellikte yaşadığı yetersizlik ve suçluluk duyguları tüm yaşamına yansıyabilir ve kişinin depresyon ve kaygı düzeyi artabilir. Aile içi bağ ve ilişkisel doyum için önemli bir role sahip doğal bir sürecin yaşanamaması, aile içi sosyal sorunlara da neden olabilir, dolayısıyla iş ve toplumsal yaşamı da olumsuz etkileyebilir.

Vajinismus tedavisi olan bir durumdur

Anatomik olarak vajinismuslu kadında herhangi bir problem yoktur, nedeni esas olarak psikojeniktir. Vajinismus tedaviye en hızlı yanıt veren cinsel işlev bozukluğudur. Vajinismusda etkili tedavi yöntemlerinden biri cinsel terapidir. Cinsel terapi çift terapisi şeklinde sürdürülür. Vajinismusu çiftin sorunu olarak ele almak ve partnerin de tedaviye aktif katılımını sağlamak tedavi için çok önemlidir. Vajinismus tedavisinde öncelikle çiftin yaşamış olduğu zorluk değerlendirilir. Ardından çifte cinsel eğitim verilir. Gecikmiş olan cinsel eğitimde yanlış inanışlar düzeltilir, cinsel organ ve cinsel fizyoloji ile ilgili bilgiler çifte aktarılır. Sonrasında da çifte verilen egzersizlerle kademeli olarak kasılma ve kaygının üzerine gidilir. Vajinismus tedavisinde temel amaç kadının korku, kaygı ve kaçınma gibi olumsuzluklar yaşamadığı, çiftin haz aldığı cinsel yaşama ulaşmalarını sağlamaktır.

 

Türkiye-Kore diplomatik ilişkilerinin 65. yılını özel bir sergi

Türkiye-Kore diplomatik ilişkilerinin 65. yılını özel bir sergi

Atatürk Kültür Merkezi, Türkiye-Kore diplomatik ilişkilerinin 65. yılını özel bir sergiyle kutluyor. Türkiye’den 10, Kore’den ise 7 önemli sanatçının eserlerini bir araya getiren Kore-Türkiye Dostluk Sergisi, 2-8 Ağustos tarihleri arasında AKM Galeri’de sanatseverlerle buluşacak.

İki dost ülkenin öncü sanatçılarının eserlerini İstanbul’un gözbebeği kültür-sanat kurumu AKM’de ağırlayacak sergi, Türkiye ile Kore arasında sanatsal etkileşimlere ve yeni diyaloglara zemin hazırlayacak.

Güneşin zararlı ışınlarına karşı bu önlemleri alın

Güneşin zararlı ışınlarına karşı bu önlemleri alın

Güneşin tüm cömertliğini sergilediği yaz aylarında gerek ruhsal gerekse fiziksel açıdan en yüksek faydayı sağlayabilmek için doğru zamana ve doğru doza çok dikkat etmek gerekiyor. Aksi taktirde zararlı ışınlar fayda yerine sağlığa ciddi şekilde zarar veriyor! Acıbadem Bakırköy Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Belma Bayraktar “Canlıların yaşamını sürdürebilmesi için çok gerekli olan güneş ışınlarının birçok faydalı ve zararlı etkileri vardır. Güneş önemli bir D vitamini kaynağı olmasının yanında ruhsal açıdan rahatlatıcı, ayrıca bazı deri hastalıklarını tedavi edici özelliğe de sahiptir. Ancak toplumda gözardı edilen bazı zararlı etkileri, onarılamayan hasarlar meydana getirebilir. Erken cilt yaşlanması, lekelenmeler, kılcal damar genişlemeleri, cilt kanseri gelişimi, katarakt oluşumu bunlardan en bilinenleridir. Bu nedenle güneşin zararlı etkilerinden hasar almadan nasıl korunacağımızı öğrenmeli, doğru bilinen yanlışları gözden geçirmeliyiz.” diyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Belma Bayraktar, toplumda güneşlenme hakkında doğru bilinen 5 yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Belma Bayraktar

“Tatile gitmeden önce hafif bronzlaşma beni deri kanserinden korur”: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Dermatoloji Uzmanı Dr. Belma Bayraktar “Bronzlaşma cihazları dışarıda maruz kaldığımız UV radyasyonundan çok daha fazla zararlıdır. Normal güneş ışığından 2-4 kat fazla UV radyasyonu yayarlar. Bu da deride daha derine işleyerek daha fazla DNA hasarı ve daha yüksek deri kanseri riski  demektir. Bronzlaşma cihazı ile elde edilen hafif bronzluk sadece SPF 3-4 kadar bir koruma sağlar. Bu da bizim önerdiğimiz minimum SPF 30 değerinin oldukça altındadır. Ayrıca ister güneşle olsun ister solaryumla hiçbir şekilde bronzlaşmayı önermiyoruz.” diyor.

Bulutlu havalarda ve gölgede güneşten korunmaya gerek yok: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bulutlar zannedildiği gibi UV radyasyonunu bloke etmez. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, UV radyasyonunun yüzde 80’i bulutlardan geçerek yeryüzüne ulaşır. Bu nedenle bulutlu havalarda ve gölgede de güneş koruyucu kullanmak gerekiyor. Toplumumuzda güneş ışınlarının öğleden sonra dik gelmediği zamanlarda zararlı olmadığı düşünülürken, bu bilgi gerçeği yansıtmıyor. Bu nedenle güneşten korunmaya yönelik önlemleri almadan dışarı çıkmamak ve güneş ışınlarının yoğun olduğu 10-16 arası güneşe maruz kalmamak gerekiyor.

“UV maruziyetinin yüzde 80’inin 18 yaş altında olduğunu duydum. 50’li yaşlardan sonra güneşten korumaya gerek yok”: YANLIŞ!

DOĞRUSU: UV maruziyetinin yüzde 25’i 18 yaş altında gerçekleşmektedir. Deri kanseri oluşumu ise sadece çocukluk çağında oluşanla değil, hayat boyu maruz kaldığımız kümülatif doz UV radyasyonuyla gelişmektedir. Melanom dışı deri kanserlerinin çoğunluğu baş-boyun gibi uzun yıllar güneşe maruz kalınan bölgelerde gelişir. Bu nedenle yaşa bakmaksızın gerek güneşten koruyucu ile gerekse şapka ve kıyafetlerle mutlaka güneşten korunmak gerekir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Koyu tenli olanların güneşten korunması gerekmez: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Deri kanserleri beyaz ırkta sık görülür. Siyah derinin cildi güneşten koruma etkisi (SPF) ortalama 13,4 iken beyaz derinin 3,4’tür. UV radyasyonu tüm deri tiplerinde DNA hasarına yol açar.Yani hiç bir deri tipi ultravioleye dirençli değildir. Bu nedenle tüm deri tipleri güneşten korunmalıdır. Güneşten korunmak için gerekli önlemler alındığında (10:00-16:00 arası güneşe maruz kalmamak, açık hava aktivitelerini güneş ışınlarının yoğun olduğu saatlerde gerçekleştirmemek, geniş kenarlı şapka takmak, açık renk giysiler giymek, UV koruyuculu güneş gözlüğü takmak) melanom ve melanom dışı deri kanseri gelişimi engellenebilir.

Güneş koruyucular zararlıdır: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Dermatoloji Uzmanı Dr. Belma Bayraktar “Toplumda güneş koruyucularla ilgili, özellikle deriden emilip kan dolaşımına karışıp organlara zarar vereceği ve hormonal etkileri olduğuna dair gerçeği yansıtmayan bazı çekinceler bulunuyor. Yapılan araştırmalarda bunları kanıtlayan bir bulguya rastlanılmamıştır. Bazı güneş koruyucuların içeriğindeki bir maddeye alerjisi olanlarda kaşıntılı döküntülere rastlanılabilir.” diyor. Güneşin zararlı ışınlarına karşın, alerjik etki yapmayan güneş kremlerinin vücudun açıkta olan her yerine, arada boşluk bırakmadan sürülmesi gerektiğini belirten Dr. Belma Bayraktar şöyle konuşuyor: “Pratik bir tarifle; ortalama bir erişkinde vücut için 2-3 yemek kaşığı, yüz ve boyun için 1-2 çay kaşığı kadar uygulama yeterlidir. Yüzme, terleme sonrası tekrar etmek gerekir. Herhangi bir aktivite olmazsa sekiz saat kalabilir. Güneş kremi, su ile temas etmeden 15-20 dakika önce sürülmelidir. 6 aydan küçük bebeklerde güneş koruyucular önerilmemektedir.”

Zehra Güneş Rexona’nın yüzü oldu

Zehra Güneş Rexona’nın yüzü oldu

Rexona’nın yeni reklam filminde Zehra Güneş ile kollar hep havada! A Milli Kadın Voleybol Takım oyuncusu Zehra Güneş, Rexona’nın yüzü oldu.

Zehra, reklam filmi boyunca alüminyum içermeyen Rexona %0 serisinin 48 saat ter kokusuna karşı koruma özelliği ve kalıcı kokusu sayesinde en yoğun günlerde bile kollarını kaldırmaktan çekinmeden özgürce hareket ediyor. Tam da bu nedenle reklam filminin “Rexona burada kollar hep havada” sloganı, Zehra’nın Rexona sayesinde hiç kaybetmediği özgüvenini yansıtıyor.

KÜNYE

Reklamveren: Unilever

Reklamveren Yetkilileri: Eser Lapanta, Revna Tever Serintürk, Sude Atan, Ertuğrul Arslan

Reklam Ajansı: Punch BBDO

CCO: Ali Musa Paça

Yönetici Kreatif Direktör: Erçin Sadıkoğlu

Genel Müdür Yardımcıları: Gülin Erdoğan, Koray Öztürk

Kreatif Direktör: Mehmet Güven

Reklam Yazarı: Esma Akalın

Sanat Ekibi Lideri: Emir Anarat

Art Direktör: Dilara Aktuğ

Strateji: Beliz Atalay, Melisa Bakar

Müşteri İlişkileri: Aylin Acar, Livya Kuyumcuoğlu

Ajans Prodüktörleri: Nurcan Habip, Sedef Tokatlı

Yönetmen & Yapım Evi: Bora Ozan / Kala Film

Müzik: Jingle Jackson

Styling: İpek Ersoy

Post Prodüksiyon: İmaj Post Prodüksiyon

Fotoğraf Yapım: ALLD/Mustafa Çetin

Ünlü Yönetimi Ajansı: Portal Rights Management (PRM)

PR Ajansı: PR House

Yazın sağlıklı hamilelik geçirmek için nelere dikkat etmeli

Yazın sağlıklı hamilelik geçirmek için nelere dikkat etmeli

Hava sıcaklıklarının yılın en yüksek seviyelerine çıktığı yaz aylarında pek çok sağlık sorunu da görülebiliyor. Yaz hastalıkları ve bu dönemde ortaya çıkan sağlık sorunları konusunda en riskli gruplar arasında anne adayları yer alıyor. Anne adaylarının yazın bazı noktalara dikkat etmesi hem kendilerinin hem de bebeklerinin sağlığı açısından önem taşıyor. Memorial Şişli Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Hazel Çağın Kuzey, yaz aylarında hamileler için önemli önerilerde bulundu.

Gebelik süreci, çok farklı heyecanları içinde barındırmaktadır. Bir yandan bebek için yapılan hazırlıklar hızla sürerken, anne adayları için yaz ayları gebelik öncesi döneme göre çok farklı geçebilir. Gebelikte değişen hormonlar anne adaylarında farklı etkilere yol açabilir. Örneğin yalancı menopoz durumu sıklıkla anne adaylarında görülebilmektedir. Gebelikte kadınlar sıcağı daha fazla hissedebilirler. İkinci bir nokta da gebelik döneminde sıvı tüketimi artar; gebelik yaz dönemine denk geldiyse sıvı ihtiyacı daha da yükselebilir. Hormonlar ve sıcağı daha fazla hissetmeleri nedeniyle anne adayları daha fazla terleyebilir ve sıvı kayıpları sık görülür. Bu nedenle gebelerin sıvı tüketimini artırması gerekmektedir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Hazel Çağın Kuzey

Yazın oluşan cilt lekeleri kalıcı olabilir

Yazın yine gebelik hormonlarına bağlı olarak güneş ışınları nedeniyle ciltte de bazı değişiklikler olabilir. Eğer bu dönemde güneş koruyucu kullanılmazsa, bu lekeler kalıcı olabilir. Bu nedenle gebelerin mutlaka koruyucu ürün kullanmaları gerekmektedir. Bunun yanında yaz mevsimindeki bir diğer tehlike de meyvelerin çok çeşitli olması ile ilgilidir. Yaz mevsiminde özellikle glisemik endeksi yüksek meyveler gebelik diyabeti riskini artırdığından gebelerin bu meyveleri büyük miktarlarda tüketmemesi gerekir. Şeker içeriği yüksek meyveler bebekte aşırı kilo alımı veya bebeğin kan şekerinde düzensizliklere de neden olabilmektedir.

Islak mayo nedeniyle kapılan enfeksiyon erken doğumu getirebilir

Düşük tehlikesi veya erken doğum tehlikesi altında bulunmayan, idrar yolu enfeksiyonu ya da vajinal enfeksiyonu olmayan gebeler havuz ya da denize girebilir. Ancak havuzun ve denizin hijyeni farklıdır. Gebelerin çok iyi temizlendiğini bildikleri havuza girmesi gerekir. Havuz ve denizden çıktıktan sonra ıslak mayoyla kalınmaması gerekir. Islak mayoyla durmak enfeksiyonlara neden olabilir. Hamilelikte kadınlar daha fazla enfeksiyona yatkın olurlar, bu enfeksiyonlar böbreklere kadar ilerleyip erken doğumu getirebileceğinden, havuz ya da denizde hijyene ve ıslak mayoya dikkat edilmesi önem taşır.  Bunun yanında gebelikte kramplara daha sık rastlanır. Bu nedenle de gebelerin yüzerken tek başlarına olmamaları önerilir.

Uzun yolculuklarda pıhtı riski yükselebilir

Eğer anne adayının gebeliğinde risk yoksa seyahat edilebilir ancak seyahat sırasında arabayla hareket ediliyorsa 2 saatte bir mola verilmelidir. Çünkü gebelik hormonlarına bağlı olarak pıhtı atma riski bu dönemde yüksektir. Molalarda 10-15 dakikalık yürüyüşler bu riski azaltır. Yolculukta sıvı tüketimi artırılmalı; eğer uzun uçak yolculuğu yapılacaksa varis çorabı kullanılarak uçağın koridorunda yürünmelidir.

Gebelerin tatilde tükettiği besinlere dikkat edilmeli

Tatilde yeme-içme düzeni de çok önemlidir. Özellikle dışarıda, açık büfelerde sıklıkla yemek yenmektedir. Gebelerin iyi pişmemiş etlerden, krema içerikli bozulabilecek gıdalardan, konservelerden, iyi yıkandığı bilinmeyen sebzelerden ve yeşilliklerden uzak durması gerekmektedir. Bu tür besinler enfeksiyon riskini artırarak, anne adayının sağlığını tehlikeye atabilir.