Yazılar

Semizotunun faydalarını bir bilseniz!

Semizotunun faydalarını bir bilseniz!

Yazın sağlık deposu yeşilliklerden olmasına rağmen, ekşimsi tadı nedeniyle kimilerince tercih edilmeyen semizotunu yaz meyveleri ile tatlandırmak ve besin değerlerinden faydalanmak mümkün. Zira zengin vitamin ve mineral içeriği ile öne çıkan, diyet dostu olan, lifli yapısı sayesinde bağırsak sağlığını düzenleyen ve diğer yeşilliklere göre daha yüksek omega 3 içerdiğinden kalp sağlığını koruyup, kolesterolü düşürmeye katkı sağlayan semizotu, mutlaka tüketilmesi gereken sebzeler arasında yer alıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, “Demir, kalsiyum, potasyum ve C, A vitaminlerinden zengin semizotunu yazın rengarenk meyveleri ile birleştirerek besin içeriğini, lezzetini ve sağlığa etkilerini daha da artırmak mümkün. Üstelik meyveleri semizotu ile birlikte tüketerek alınan lif miktarı arttığı için kan şekerinin hızlı yükselmesini önleyip kan şekeri metabolizmasının düzenlenmesine katkı sağlayabilirsiniz” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, semizotunun yaz meyveleriyle hazırlanıp tüketildiğinde sağladığı faydaları anlattı, önemli önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik

Şeftalili Semizotu Salatası

A ve C vitamininden zengin şeftali aynı zamanda iyi bir potasyum, magnezyum ve kalsiyum kaynağı. Cilt sağlığı üzerindeki olumlu etkileri olan şeftali, semizotu ile birlikte tüketildiğinde cilde nem kazandıran, böbrek sağlığını olumlu etkileyen, öğünün lif içeriğini artırarak bağırsak sağlığının düzenlenmesine olan destek olan bir içerikle karşımıza çıkıyor.

Ananaslı Semizotu Salatası

Bromelain içeriği ile sindirim sistemini destekleyen, içerdiği diğer vitamin ve minerallerle bağışıklığı güçlendiren ve ödem atıcı özelliği bulunan ananas semizotuna yakışan meyvelerden biri. Özellikle bağırsak ve sindirim sağlığı için ananaslı semizotu salatasını öğün aralarında ya da kahvaltılarınızda tercih edebilirsiniz. Ekşimsi tatlar sevmeyen kişiler tarçın ile birlikte fırınlanan ananas ile semizotu salatasını deneyebilirler.

Çilekli Semizotu Salatası

Kırmızı renkli meyvelerden en sevilen çilek yüksek antioksidan içeriği ile vücutta oksidatif stres ve iltihaplanma ile savaşır. Aynı zamanda sağlığı koruyucu birçok faydası olan semizotuna en çok yakışan meyvelerden biri. Semizotu ve çilek ile salatalarınızı renklendirebilir, her ikisinin de kıymetli besin içeriklerinden faydalanarak hastalıklardan koruyucu bir salata seçeneği olarak öğünlerinize ekleyebilirsiniz. 100 gramında 70 mg C vitamini bulanan çilek ile hazırladığınız semizotu salatası günlük C vitamini gereksiniminizi karşılar.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Elmalı Semizotu Salatası

Glisemik indeksi yani kan şekerini yükseltme hızı oldukça düşük olan elma insülin direnci, tip 2 diyabet gibi mevcut hastalığı olan bireyler için oldukça iyi bir alternatif. Çözünen ve çözünmeyen liflerden oldukça zengin olan elma, iştahı keser, tokluk süresini uzatır. Diyetlerde düşük kalori içeriği ve iştaha olan olumlu etkilerini artırmak için semizotu ile birlikte tüketilebilir.

Kayısılı Semizotu Salatası

A vitamini ve potasyumdan zengin kayısı sindirimi kolaylaştırır ve kabızlığa iyi gelir. Öğünde alınan lif miktarının artırılması ve kronik kabızlığı olan bireylerde semizotu gibi lif içeriği zengin, bağırsak sağlığını destekleyen bir sebze ile tüketilerek uzayan kabızlık sürecine destek olabilir.

Yağlı tohumlar da faydayı artırıyor!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, sağlık deposu olan semizotunun, haftada 2-3 gün ana öğünlerin yanında salata şeklinde veya meyvelerle birlikte ara öğün olarak tüketilebileceğini belirterek “Semizotuna ekleyeceğiniz meyve ile birlikte, sağlıklı yağ kaynakları (ceviz, badem, fındık, chia tohumu, avakado, zeytinyağı) ve peynirden de faydalanabilir, bu zengin içerikli salatayı sıcak yaz günlerinde ana öğün yerine de tercih edebilirsiniz” diyor.

Güneş hasarı ciltteki kolajen miktarını azaltıyor

Güneş hasarı ciltteki kolajen miktarını azaltıyor

Kolajen; cildi genç ve esnek, eklem ile kemikleri dayanıklı, saçla tırnakları ise güçlü tutuyor. Güneş hasarı, çevre kirliliği, sigara gibi çevresel faktörler kolajen miktarının daha çabuk azalmasına neden olabiliyor. Azalan kolajen cilt, saç, tırnak ve eklem sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Dermatoloji Bölümü ‘nden Uz. Dr. Füsun Bilgin Karahallı, vücudu oluşturan dokuların yapı taşı olan kolajen ve önemi hakkında bilgi verdi.

Vücutta en fazla bulunan protein tipi kolajendir ve vücut için çok önemlidir. Deri ağırlığının %70’inden fazlasını, deri hacminin ise %30’unu oluşturmaktadır. Kolajen yapısal olarak bir araya gelmiş lif demetleri şeklinde dizilir. Bugüne kadar tanımlanmış 30’ a yakın kolajen tipi bulunmaktadır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Uz. Dr. Füsun Bilgin Karahallı

Vücutta en fazla tip 1 kolajen bulunuyor

 İnsanlarda esneklikten sorumlu olan tip 1 ve tip 3 kolajendir. Erişkin cildindeki toplam kolajenin % 80’ini oluşturan tip 1 kolajen molekülü ayrıca kemik ve tendonlarda da bulunmaktadır. Tip 2 kolajen başlıca kemik ve kıkırdak dokuda, tip 3 kolajen sindirim sistemi organlarında ve damarlarda yoğun olarak bulunur, derideki kolajenin ise yaklaşık %10 -15’ini oluşturmaktadır. Tip 3 kolajen en fazla fetüste bulunduğu için fetal kolajen de denmektedir. Tip 4 kolajen deride hücre zarında, tip 5 ise deride bağlayıcı fibrillerde bulunur. Fibril bağ dokularını oluşturan maddelerden biridir. Kolajen oluşumu sırasında meydana gelen hatalar sebebiyle başta deri ve eklem anomalileri olmak üzere birçok doğumsal hastalıklar meydana gelebilmektedir.

Kolajen miktarı azaldıkça ciltte kırışıklar oluşuyor

Kolajen cildin nem dengesini düzenler, cildin esnek, pürüzsüz ve canlı görünmesini sağlar. Saçları ve tırnakları daha güçlü ve parlak yapar. Kolajen 30 yaşından sonra vücutta azalmaya başlamaktadır. Deri yüzeyinin birim alanı başına toplam kolajen içeriğinin her yıl yaklaşık %1 azaldığı bilinmektedir. Yani yaşlandıkça kolajen miktarı azalmaktadır. Deride en fazla tip 1 kolajen olsa da, derimizdeki diğer kolajen tipleri de yaşlanmadan etkilenebilmektedir. Kolajen miktarında azalma kendini ciltte kuruluk, kırışıklık, sarkmalar ve bunun yanında çeşitli sırt, bel, boyun ve eklem ağrıları ile göstermeye başlamaktadır. Saç ve tırnak sağlığını da olumsuz etkilemektedir.

Deri yaşlandıkça tip 3 kolajen miktarı artıyor 

Yaşlanmış deride kolajen, daha genç deride görülen düzgün organize örneklerle kıyaslandığında, halat benzeri demetler şeklinde düzensiz ve kalınlaşmış lifler halinde bulunmaktadır. Genç derideki toplam deri kolajeninin %80’nini tip 1, yaklaşık %15’ini de tip 3 kolajen oluşturmaktadır. Zamanla deri yaşlandıkça, tip 3 kolajenin tip 1’e oranının arttığı görülmektedir. Tip 1 kolajen düzeylerinin güneş ışınlarına maruz kalmış deride  %59 azaldığı; bu azalmanın ışık hasarının yaygınlığıyla ilişkili olduğu saptanmıştır.

Kolajen seviyeleri lazer uygulamaları ve bakımlarla artırılabiliyor

Yapılan çalışmalarda kanıtlanmıştır ki kolajen deri esnekliği ve gerginliği, eklem hasarından korunmak, osteoartrit ve romatizmal ağrıları gidermek ve kemik yoğunluğunu arttırmak için son derece önemli protein yapıdır. Zamanla vücutta azalan kolajen miktarı dışardan takviyelerle artırılabilmektedir. Kolajen içeren cilt ürünleri ile yapılan bakımlarla yaşlanma etkileri ertelenebilmektedir. 30 yaşından sonra uzman bir hekime danışılarak kolajen takviyelerine başlanabilir. Bu takviyeler ilaç şeklinde veya enjeksiyon şeklinde olabilmektedir. Ürün seçimi yapılırken kolajen miktarlarına dikkat etmek önemlidir. Ayrıca ciltte kolajen üretimini artıran lazer uygulamaları ve bakımlarda yine uzman bir hekime danışılarak uygulanabilir. Günümüzde lazer tedavilerinden başarılı sonuçlar alınmaktadır. Yine kolajen yönünden zengin besinler tüketilerek kolajen azalmasını ertelemek mümkündür. Kolajen seviyelerini artıran besinler arasında; kırmızı ve beyaz etler, balık, yumurta, süt ve süt ürünleri, yeşil, kırmızı, turuncu ve sarı renkli C ve A vitamini içeren sebze ve meyveler bulunmaktadır.

Güneş çarpması ve besin zehirlenmelerine dikkat!

Güneş çarpması ve besin zehirlenmelerine dikkat!

Deniz ve havuzda yüzüyor, park veya sahillerde gönüllerince koşuşturuyorlar… Çocuklar tüm yıl özlemle bekledikleri yaz aylarının keyfini bolca çıkarmaya devam ediyor. Ancak sıcak yaz günlerinde ebeveynler olarak bazı kurallara uymamız çok önemli, aksi halde güneş çarpmasından besin zehirlenmelerine ve böcek ısırıklarına kadar pek çok sorun çocukların sağlığını tehdit edebiliyor. Acıbadem  Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları / Çocuk Yoğun Bakım Uzmanı Doç. Dr. Sare Güntülü Şık, hava sıcaklıklarının günden güne arttığı bu günlerde çocuklarda güneş çarpmasına çok sık rastlandığını belirterek, “Bu nedenle özellikle güneş ışınlarının en dik geldiği 11.00-15.00 saatleri arasında çocukları güneşe çıkarmaktan mutlaka kaçınılmalı. Besin hijyenine çok dikkat edilmeli, çocuğun bol sıvı tüketmesi sağlanmalı ve ince bol giysiler tercih edilmelidir.” diyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları / Çocuk Yoğun Bakım Uzmanı Doç. Dr. Sare Güntülü Şık, çocukları yaz aylarında bekleyen 5 tehlikeyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Sare Güntülü Şık

GÜNEŞ ÇARPMASI

Uzun süre yüksek sıcağa maruz kalma sonucu oluşan yorgunluk ve bitkinlik hali güneş çarpması olarak tanımlanıyor. Bu tabloda çocukta; ateş, halsizlik, solukluk, baş ağrısı, baş dönmesi, uyku hali, kusma ve bilinç değişikliği görülebiliyor. Doç. Dr. Sare Güntülü Şık, sıcak çarpmasında çocuğun mutlaka gölge ve serin bir yere alınması gerektiğini vurgulayarak, “Ardından kıyafetlerini çıkarmalı ve vücudunu ıslak bezle soğutmalısınız. Bilinci açıksa ve içebilecekse su vermeniz de çok önemli. Eğer uyuklama hali, bilinç değişikliği veya ateş nedeniyle ortaya çıkan havale durumu varsa, acil olarak en yakın hastaneye götürmelisiniz” diyor.

Nasıl korumalı? 

  • Çocuğunuzun susamasını beklemeden bol sıvı tüketmesini sağlayın.
  • Güneşin en yoğun olduğu 11.00-15.00 saatleri arasında güneşe çıkarmayın.
  • Özellikle güneşin en etkili olduğu öğle saatlerinde ince, pamuklu ve açık renkli giysileri tercih edin.
  • Başını güneşten korumak için mutlaka şapka kullanın.
  • Sık sık ılık duş aldırın ve uzun süre güneş altında kalmamasına dikkat edin.

GÜNEŞ YANIKLARI

Uzun süre güneş altında kalmak ciltte hasara ve yanıklara neden olabiliyor. Hafif yanıklarda (1.derece) ciltte kızarıklık, hassasiyet ve ağrı gelişiyor. Bu durumda ağrı kesiciler, nemlendiriciler ve bol sıvı tüketimi yeterli oluyor. Daha ağır yanıklarda ise ciddi su toplanması sonucu su kesecikleri, ateş, bulantı, kusma ve yanık alanında şişme, tabloya eklenebiliyor. Doç. Dr. Sare Güntülü Şık, bu durumda dehidratasyona (sıvı kaybı) bağlı elektrolit dengesizliği ve havale gelişebileceği için en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor.

Nasıl korumalı?

  • Güneşin en yoğun olduğu 11.00-15.00 saatleri arasında güneşten uzak tutun.
  • Yüksek koruma faktörlü (+50 faktör) güneş kremlerini tercih edin.
  • Güneş kremlerini güneşe çıkmadan 20-30 dakika önce sürün ve bu işlemi her 2 saatte bir tekrarlayın.
  • Güneşin göze zararlı etki yapmaması için geniş kenarlı şapka ve güneş gözlükleri kullanın.
Pause Sağlık, Pause Dergi

SİNEK VE BÖCEK ISIRIKLARI

Sinek ve böcek ısırıkları ciltte kızarıklık, kaşıntılı kabarcıklar ve ağrı gibi yakınmalara yol açsa da genellikle şikayetler kısa sürede geçiyor. Ancak alerjik çocuklarda daha ağır seyredebiliyor. Özellikle arı sokması alerjik yapılı çocuklarda anafilaksi denilen şok tablosuna neden olarak hayatı tehdit edebiliyor. Alerjik bir reaksiyon yoksa böcek ısırmalarında genellikle ilkyardım tedavisinin yeterli geldiğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları / Çocuk Yoğun Bakım Uzmanı Doç. Dr. Sare Güntülü Şık, “Isırılan bölgeyi enfeksiyon riskine karşı su ve sabunla yıkayın. Yapacağınız buz uygulaması da ağrı ile kaşıntının azalmasını sağlayacaktır. Arı sokmasında da yapmanız gereken ilk şey, zehrin yayılmasını önlemek için iğnesini çıkarmak olmalı. Ancak iğneyi cildini sıkarak çıkarmayın, zira daha fazla zehir vücuda yayılabilir. Kene ısırıklarında ise hiçbir müdahalede bulunmadan mümkün olan en kısa sürede doktora başvurmanız çok önemli” uyarısında bulunuyor.

Nasıl korumalı?

  • Kapı ve pencerelerde tül sineklikler, yatakta cibinlik ve bebek arabaları için koruyucu tüller kullanın.
  • Sinek ve böcekler vücuduna girebileceği için açık havada kısa kollu ve kısa paçalı kıyafetler giydirmeyin.
  • Arıların ilgilerini çekebilecek pembe, sarı ve kırmızı gibi çiçekleri andıran renkte ve çiçekli giysilerden kaçının.
  • Cildine doğal içerikli koruyucular sürün.
  • Çiçek kokusu yayabilecek krem veya kolonya sürmeyin.

BESİN ZEHİRLENMESİ

Besin zehirlenmeleri bakteri, virüs, toksin veya kimyasal içeren gıdaların tüketimi sonucu oluşan ve çocuklarda ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen bir tablodur. Besin alımının ardından 6 -24 saat içinde kusma, ishal bulantı, karın ağrısı, iştahsızlık, yorgunluk ve halsizlik yakınmalarıyla ortaya çıkabiliyor. Çoğu kendiliğinden iyileşirken, ağır zehirlenmelerde ise (özellikle ağır sıvı kaybı- dehidratasyonun eşlik ettiği) en yakın sağlık kuruluşuna başvurmak gerekiyor.

Nasıl korumalı?

  • Beklemiş, açıkta bırakılmış yiyeceklerden uzak durun.
  • Güvenilmeyen yerlerden et ve et ürünleri ile süt ve süt ürünleri almayın.
  • Dışarıda yiyecekseniz hijyen kurallarına uyum sağlayan mekanları tercih edin.
  • Kırmızı et, tavuk, balık, süt ve süt ürünleri gibi kolay bozulabilen riskli besinleri uygun süre ve sıcaklıkta pişirin, pişmiş yemekleri oda sıcaklığında 1 saatten fazla bekletmeyin.
  • İyi yıkanmamış sebze ve meyveleri, temiz olmayan içme sularını ve pastörize edilmemiş süt ve süt ürünlerini tüketmeyin.
  • Dondurulmuş besinleri, çözdürmek için bir gün öncesinden buzdolabına alarak 0-4°C aralığında veya mikrodalga fırınlarda çözdürün ve çözdürdüğünüz besinleri tekrar dondurmayın.
  • Buzdolabından çıkararak ısıttığınız bir yiyeceği, yeniden buzdolabına geri koyup tekrar ısıtmayın.

YAZ İSHALLERİ

Çocuklarda sık karşılaşılan yaz ishallerine temiz olmayan havuz veya deniz suyunun yutulması, uygun koşullarda temizlenmeyen veya saklanmayan gıdaların tüketilmesi, kirli su veya kirli suyla yıkanan gıdalar ile sinek veya böcekle temas eden gıdalar neden olabiliyor. Sulu dışkıya; bulantı, kusma, karın ağrısı ve halsizlik eşlik edebiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları / Çocuk Yoğun Bakım Uzmanı Doç. Dr. Sare Güntülü Şık, zehirlenmelerde olduğu gibi ishallerde de sıvı ve mineral kaybı yerine konulmazsa ciddi sağlık sorunlarının gelişebileceği uyarısında bulunarak, “Bu nedenle ishallerde öncelikle kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin takviyesi için ağızdan ve gerekli durumlarda damardan sıvı tedavisi gerekiyor. Mikrobik ishallerde dışkı incelemesi sonuçlarına göre bakteriyel nedenler düşünülüyorsa uygun antibiyotik tedavisi yapılıyor. Genelde viral enfeksiyonlarda sıvı replasmanı, mide koruyucu ilaçlar, bağırsak florasını düzelten uygun probiyotiğin kullanımı yeterli oluyor. Bu dönemde ağır ve yağlı yiyecekler yenmemeli, yine bağırsak hareketlerini arttıran gıdalardan kaçınılmalıdır” diyor.

Nasıl korumalı? 

  • Sık el yıkama ve kişisel hijyen kurallarına dikkat edin.
  • Temiz sıvılar ve taze gıdalar tüketmesini sağlayın.
  • Özellikle yemekten önce ve tuvalet kullanımının ardından ellerini en az 20 saniye boyunca yıkayın.
  • Meyve ve sebzelerin temiz suda iyice yıkandığından emin olun.
  • Biberonlarını her seferinde yıkayın ve beklemiş mamaları kullanmayın.
  • Açık büfede sunulan ve açıkta satılan yiyeceklerden uzak durun.
  • Temizliğinden emin olmadığınız havuzlardan kaçının.

Kronik migrene karşı aşılanabilirsiniz!

Kronik migrene karşı aşılanabilirsiniz!

Migren, baş ağrıları arasında gerilim tipi baş ağrısından sonra 2. sıklıkta görülüyor. Ayrıca tüm dünyada bel ağrısından sonra en çok iş güç kaybına neden olan hastalıklardan biri olarak kabul ediliyor. Yaşam kalitesini ciddi oranda düşüren migren için uygulanan farklı tedavi seçenekleri ile başarılı sonuçlar alınabiliyor. Özellikle migren aşısı ya da migren iğnesi olarak bilinen uygulama atakların önlenmesinde etkili oluyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Murat Kurnaz, migren aşısı hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Murat Kurnaz

Her 5 kadından 1’ini etkiliyor

Migren genellikle başın bir tarafında zonklayıcı bir ağrı olarak hissedilen orta veya şiddetli bir baş ağrısıdır. Birçok insanda ayrıca hasta hissetme, ışığa veya sese karşı artan hassasiyet gibi belirtiler de vardır. Migren, her 5 kadından 1’ini ve her 15 erkekten 1’ini etkileyen yaygın bir sağlık durumudur. Migrenin kesin nedeni bilinmemektedir ancak beyindeki sinir sinyallerini, kimyasalları ve kan damarlarını geçici olarak etkileyen anormal beyin aktivitesinin sonucu olduğu düşünülmektedir.

Migrende aşağıdaki şu görülebiliyor:

  • Şakaklarda ağrı
  • Bir gözün veya kulağın arkasında ağrı
  • Mide bulantısı
  • Kusma
  • Noktalar veya yanıp sönen ışıklar görmek
  • Işığa ve/veya sese duyarlılık
  • Boyun ve omuz ağrısı
  • Kas ağrıları

Dirençli ağrılarda oldukça başarılı sonuçlar alınıyor

Migren hastalarında tedavi için farklı seçenekler kullanılmaktadır. 2018 yılında Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onay verilen ve ülkemizde de daha sonra kullanılmaya başlanan 2 molekül, özellikle diğer koruyucu tedavi yöntemleri ile yeterince başarılı olunamayan migren hastalarında migren aşısı adıyla gündeme gelmiştir.

Ayda 4 günden fazla migren atağı yaşayanlar için uygun

Migren aşısı olarak bilinen ilaçlar migrenin oluş mekanizmasında rol oynayan kalsitonin gen ilişkili peptidi (CGRP) engelleyen antikorlar yoluyla etki göstermektedir.  Bu ilaçlar ayda 4 günden fazla migren ağrısı çeken hastalara önerilmektedir. Migren aşısı olarak bilinen ilaçlar deri altı enjeksiyon şeklinde kullanılmaktadır. Başlangıçta olası yen etkiler açısından doktor tarafından yapılması önerilir.  Aynı anda 2 enjeksiyon uygulanır. Daha sonra hastanın kendisi tarafından da aylık enjeksiyonlar şeklinde yapılabilmektedir. Tedavi süresi hastaya göre değişmekle birlikte, ortalama 6 ay kadardır.

Çocuğunuzda bu şikayetler sık tekrarlıyorsa!

Çocuğunuzda bu şikayetler sık tekrarlıyorsa!

Romatizma denilince sadece eklemlerin etkilendiği durumlar aklınıza geliyor olabilir, fakat romatizmal hastalıklar eklemler dışında; cilt, bağ dokusu, tendonlar, damarlar ve neredeyse tüm iç organlarda etkilenmelere neden olabiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Çocuk Romatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ferhat Demir, “Erişkin yaşta gördüğünüz romatizmal hastalıkların birçoğu çocukluk çağında başlangıç gösterebilmektedir. Bunun yanında çocukluk çağına özgü onlarca romatizmal hastalık, maalesef çocukları etkileyebilmektedir” diyor. Bu hastalıkların birçoğunun, bağışıklık sisteminin düzensiz ya da aşırı çalışmasından kaynaklandığını, bilinen en sık tetikleyicilerin ise stres, travma ve enfeksiyonlar olduğunu belirten Doç. Dr. Ferhat Demir “Tetikleyicilerin mümkün olduğunca azaltılması, sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz tedavide önemli rol oynamaktadır. Tabi ki, tüm bunların, medikal tedaviler eşliğinde bir çocuk romatoloji uzmanı tarafından hasta özelinde düzenlenmesi gerekmektedir” diyor. Tedavide erken teşhisin önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Ferhat Demir, çocuklarda romatizmal hastalıkların 8 önemli belirtisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Ferhat Demir

  • Eklem şikayetleri (Ağrı, şişlik, hareket kısıtlılığı, topallama)

Çocuklarda romatizmal hastalıkların en sık bulgusu eklem şikayetleridir. Herhangi bir eklemdeki ağrı, buna eşlik eden hareket ettirmede zorluk, eklem cildi üzerinde kızarıklık-ısı artışı veya eklemde gözle görülür bir şişlik bulgusu, geçici ya da kalıcı bir romatizmal hastalığın ilk bulgusu olabilir. Özellikle bu bulguların kısa süreli olmaması ya da tekrarlaması durumunda, çocuğun vakit kaybedilmeden değerlendirilmesi gerekir.

  • Tekrarlayan ateş

Doç. Dr. Ferhat Demir “Ateş, bağışıklık sisteminin farklı nedenlerle uyarılması sonrası aktifleşmesinin ve vücudumuzun korunmasına yönelik reaksiyonun bir göstergesidir. Eğer bu ateşe neden olabilecek bir enfeksiyon durumu yoksa, romatizmal ateş hastalıklarını da değerlendirmek gerekmektedir” diyor. En sık karşılaşılan romatizmal ateş nedenlerinin, ‘periyodik ateş sendromları’ olarak adlandırılan, tekrarlayan dirençli ateşler ile giden hastalıklar olduğunu belirten Doç. Dr. Ferhat Demir şöyle konuşuyor: “PFAPA sendromu (tekrarlayan ateş) ve Ailevi Akdeniz ateşi (FMF) hastalığı ülkemizdeki en sık sebeplerdir. Bu hastalıklarda, belirli periyotlar ile (1/2 hafta-3/4 ay aralığında) tekrarlayan ateş, karın ağrısı, göğüs ağrısı, boğaz enfeksiyonu, döküntü, ishal ve  lenf bezlerinde büyüme gibi bulgulardan biri veya birkaçı görülebilir.”

  • Uzamış ateş

Ateşin enfeksiyondan kaynaklanmadığı tespit edildiğinde, ateşli romatizmal hastalıkların tanıda değerlendirilmesi gerekir. 5 gün ve daha uzun süren ateş tablosunda Kawasaki hastalığı adı verilen bir damar romatizmasını, 2 hafta ve daha uzun süren ateş durumunda ise ateşli eklem romatizmasını tanıda düşünmek gerekmektedir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Tekrarlayan boğaz enfeksiyonu

Çocuk Romatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ferhat Demir “Ortalama 3-4 hafta ara ile tekrarlayan dirençli ateş, tonsillit (bademcik iltihabı), farenjit, ağızda aft-yara ve boyun lenf bezlerinde büyüme şikayetleri, PFAPA sendromunun bulgularındandır. Maalesef bu bulgular, sıklıkla boğaz enfeksiyonu ile karıştırılabilmekte ve hastalar gereksiz antibiyotik tedavisi alabilmektedir” diyor.

  • Kas ağrısı – kas güçsüzlüğü

Tekrarlayan ya da uzamış bir kas güçsüzlüğü-kas ağrısı durumunda, çocukların romatizmal  hastalıklar yönünden değerlendirilmesi gerekir.

  • Cilt döküntüleri

Doç. Dr. Ferhat Demir ”Romatizmal hastalıklar, farklı tipte cilt döküntüleri ile karşımıza çıkabilmektedir. En sık görülenlerden biri ürtiker (kurdeşen) olarak adlandırılan, gün içinde solabilen, kaşıntılı cilt döküntüleridir. Bu döküntüler özellikle ateş birlikteliğinde bir romatizmal hastalık işareti olabilir. Ayrıca peteşi ya da purpura adını verdiğimiz, vücudun farklı bölgelerinde tekrarlayabilen, cilt altı farklı büyüklerde kanama odaklarının olması da vaskülit olarak adlandırdığımız romatizmal damar hastalıklarının belirtilerindendir. Livedo reticularis olarak adlandırılan cildin alacalı görünümü de, yine romatizmal bir damar hastalığının ilk bulgusu olabilir” diyor.

  • Tekrarlayan ağız yaraları (oral aft)

Tekrarlayan ağız içi yaraları-aftlar, altta yatan romatizmal bir hastalığın işareti olabileceği gibi, tamamen iyi huylu olarak da gelişebilir. Bunun yanında, kansızlık ve vitamin eksikliklerine bağlı da ağız yaraları ortaya çıkabilir. Behçet hastalığı, PFAPA sendromu, Çölyak ve Crohn hastalığı gibi romatizmal ve/veya bağırsak ilişkili hastalıklar, tekrarlayıcı ağız yaralarına neden olabilir. Yılda 3-4’den fazla ağız yarası çıkan çocuklar, bu yönlerden mutlaka değerlendirilmelidir.

  • Tekrarlayan karın ağrısı ya da göğüs ağrısı atakları

Doç. Dr. Ferhat Demir, “Farklı dönemlerde ortaya çıkan tekrarlayıcı karın veya göğüs ağrısı durumları, periyodik ateş sendromu adını verdiğimiz, ateşli romatizmal hastalıklar zemininde gelişebilir. Ailevi Akdeniz ateşi, bu hastalıkların ülkemizde en sık görüleni olup, nedenin bulunamadığı karın ağrısı durumlarında mutlaka akılda tutulmalıdır” diyor.

Doğal ağrı kesiciler

Doğal ağrı kesiciler

Bazı bitki ve meyveler binlerce yıldır doğal ağrı kesici olarak kullanılıyor. Hayatlarının belli dönemlerinde çeşitli ağrı şikayetleri nedeniyle yaşam kalitesi düşen çok sayıda kişi, ilaçların yerine daha az yan etkisi olduğunu düşündüğü doğal ağrı kesicileri tercih ediyor. Vücudu gevşeterek bazı ağrıları hafifleten bu bitki ve meyveleri tüketirken aşırıya kaçılmaması gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Betül Merd, doğal ağrı kesici besinlerle ilgili bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dyt. Betül Merd

Kırmızı üzüm

Bu meyvenin koyu renkli olanı, doku dejenerasyonuna katkıda bulunan enzimleri bloke eden güçlü bir bileşik olan resveratrol içermektedir. Yapılan araştırmalarda resveratrolun, sırt ağrısına neden olan kıkırdak hasarına karşı koruma sağlayabildiği belirlenmiştir.

Zencefil

2000 yıldır sindirim sistemine rahatlattığı bilinen zencefil aynı zamanda etkili bir ağrı kesicidir. Mide bulantısını önleyen zencefil aynı zamanda mide yatıştırma özelliğiyle de bilinmektedir. Zencefil, artrit kaynaklı ağrıyan eklemler ve adet krampları da dahil olmak üzere ağrıyla savaşan doğal bir bitkidir. Yapılan çalışmalarda, zencefil kapsüllerinin antiinflamatuar ilaçlar gibi, ağrıları hafifletmede işe yaradığı belirlenmiştir.

Miami Üniversitesi’nde 6 hafta süren bir araştırma sonucunda, kronik diz ağrısı olan hastaların neredeyse 3’te 2’si inin zencefil özü kullanarak ayağa kalktıktan sonra daha az ağrı hissettiği bildirilmiştir. Araştırmalar, zencefilin egzersiz sonrası ağrının üstesinden gelmeye yardımcı olabileceği yönündedir.

Papatya

Papatya da ağrı kesici maddeler bulunmaktadır. Özellikle sinir sistemi ile ilgili ağrılar için yüzyıllardır insanlar tarafından kullanılır. İyi bir kas gevşetici özelliği olan papatya çayının ağrıları azalttığı kabul edilmektedir.

Soya

Soyanın osteoartrit diz ağrısını % 30 ve üzeri oranda kestiği tespit edilmiştir. Oklahoma Eyalet Üniversitesi’nde yapılan araştırmada, üç ay boyunca günde 40 gram soya proteini tüketmenin hastaların ağrı kesici ilaç kullanımını yarı yarıya azalttığı belirlenmiştir.

Soyanın içerindeki izoflavonların anti-inflamatuar özelliği sayesinde ağrı kesici etkiye sahip olduğu bilinmektedir.

Zerdeçal

Zerdeçalın içindeki bileşik, iltihaplanma dahil olmak üzere vücuttaki çeşitli süreçleri etkileyebilmektedir. Kurkumin takviyesi alanların romatoid artrit ve osteoartrit sorunları ile baş edebildiği ortaya çıkmıştır. Zencefilin demlenmesi ve içine bal konulmasıyla hazırlanan çaya karabiber eklenmesi etkisini artırmaktadır. Hint gıdalarında yaygın olarak kullanılan baharatın, romatoid artrit ağrısına ibuprofen kadar etkili olduğu belirlenmiştir. Sıçanlar üzerinde yapılan araştırmalarda, zerdeçalın eklemlerin artritten tahribatını da engellediği gözlenmiştir.

Kiraz

Kirazın içeriğindeki antosiyaninler adı verilen yüksek miktarda antioksidanlar, kirazın ağrıyla mücadele gücünün anahtarıdır. Yapılan araştırmalarda, kiraz suyunun egzersiz yapan erkeklerde kas hasarı semptomlarını azalttığı belirlenmiştir. Ağrı kesici antosiyaninler ayrıca böğürtlen, vişne, ahududu ve çilekte de bulunmaktadır.

Kahve (kafein)

Reçetesiz satılan birçok soğuk algınlığı ve baş ağrısı ilacında kafein bulunmaktadır. Yapılan araştırmalarda, bilinen ağrı kesicilerle birlikte tüketildiğinde ağrı kesicilerin etkilerini arttırdığı belirlenmiştir. Son yıllarda ise kafeinin kendine özgü ağrı azaltıcı güce sahip olduğu da ortaya çıkmıştır. Ancak kafein alımında aşırıya kaçmamak gerekmektedir.

Balık

Balıktaki omega-3 yağ asitleri, romatoid artrit, migren ve Crohn hastalığı da dahil olmak üzere bazı otoimmün hastalıklardan kaynaklanan ağrı veya iltihaplanmayı azaltabilmektedir. Düzenli balık tüketen, kronik boyun ve sırt ağrısı olan hastalarda etkili olduğu bilinmektedir. Yapılan bir araştırmada ağrısı olan hastaların yüzde 60’nın üç ay boyunca balık yağı tükettikten sonra rahatlama yaşadığı ve neredeyse çoğu ağrı kesici ilaçları tamamen bıraktığı bildirilmektedir. Kronik ağrıları olanların somon, uskumru, sardalye veya alabalık gibi yağlı balıklardan haftada 2-3 öğün yemesi önerilmektedir. Hepsi de omega-3 kaynağı olan bu balıklar düzenli tüketildiğinde ağrıyı baskılamaktadır. Ancak kan sulandırıcı alınıyorsa, önce uzman hekime danışılmalıdır. Çünkü omega-3’ler bu ilaçların etkisini artırabilmektedir.

Yaban mersini

Yaban mersini, iltihapla savaşabilecek ve ağrıyı azaltabilecek çok sayıda bitkisel öğeler içermektedir. Meyvenin mevsimi değilse, donmuş yaban mersini taze ile benzer şekilde besin içeriğine sahiptir. Çilek ve portakal da dahil olmak üzere antioksidan ve polifenol içeren diğer meyvelerin de yatıştırıcı etkileri vardır.

Kabak çekirdeği

Kabak çekirdeği, migren ataklarını azaltmasıyla bilinen bir mineral olan müthiş bir magnezyum kaynağıdır. Ayrıca osteoporozun önlenmesine ve tedavisine yardımcı olmaktadır. Daha fazla magnezyum için badem ve kaju fıstığı, koyu yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak ve lahana gibi), fasulye ve mercimek düzenli olarak tüketilmelidir.

Nane

Nane yağı, irritabl bağırsak sendromunun ayırt edici özellikleri olan ağrılı kramplarını, gazı ve şişkinliği gidermektedir. Aşırıya kaçmamak şartıyla nane çayı tüketenler, mide rahatsızlığına bağlı ağrılarının yatıştığını belirtmektedir.

Ceviz

İçeriğindeki yüksek miktarda omega-3 yağ asitleri ile beyin ve kalp sağlığının yanı sıra ağrılara da iyi gelmektedir. Düzenli olarak ceviz tüketmek, kas ve eklem ağrılarına karşı etkilidir. Özellikle kahvaltılarda ve ara öğünlerde tüketilmesi önerilmektedir.

Sarımsak

Diş ve baş ağrısına iyi gelen sarımsak, doğal antibiyotik olarak bilinmektedir. Özel sağlık durumları haricinde genellikle günde 2-3 diş sarımsak kas ve kemik ağrılarına iyi gelmektedir.

Sızma zeytinyağı

İçeriğinde oleokantal enzimi olan sızma zeytinyağının, doğal bir anti-inflamatuar yani iltihap giderici etkisi vardır. Ayrıca bu enzimin ağrıyı azalttığı belirtilmiştir. Ancak bu enzimin etkili olabilmesi için zeytinyağının natürel olması ve eski usullere göre sıkılarak tüketime hazır hale getirilmesi önemlidir.   Tüm bu besinler kişide kronik hastalıklar ya da beslenme ile farklı sorunlar varsa dikkatli tüketilmeli, gerekli hallerde doktora danışılmalıdır.

Bu içeceğin faydalarını bir bilseniz!

Bu içeceğin faydalarını bir bilseniz!

Tadındaki ekşilik nedeniyle pek çok kişinin tüketmeyi tercih etmediği kefir, içerisinde probiyotik bakteri de bulundurduğundan, besin değeri yüksek, bağırsak sağlığını destekleyici ve bağışıklığı güçlendirici bir içecek olarak öne çıkıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak “Yoğurt gibi mayalanarak elde edilen kefirin bir bardağı (200 ml) 100 kalori enerji içeriyor. Üstelik bir bardağıyla günlük kalsiyum ihtiyacının yüzde 24’ünü, A vitaminin yüzde 14’ünü, potasyumun yüzde 6’sını, demirin de yaklaşık yüzde 2’sini karşılıyor. Ayrıca B12 ve E vitaminleri ile fosfor, çinko, folik asit ve magnezyum gibi mineraller bakımından da oldukça zengin. Bu sağlıklı içeceğe günlük beslenmede mutlaka yer verilmelidir. Üstelik mayalanmadan sonra sütün içerisindeki laktozun yüzde 75 azalması sayesinde laktoz intoleransı bulunan kişiler de rahatlıkla tüketebilir” diyor. Özellikle yaz sıcağında serinletici bir sağlık deposu olan kefirin ekşimsi tadını gidermek için yaz meyvelerinden faydalanılabileceğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak, bir bardak kefirle gelen 8 faydayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu; meyvelerle tatlandırabileceğiniz üç de sağlıklı tarif verdi…

Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak

Kalp hastalığı riskini azaltıyor

Yapılan bazı araştırmalar; kefirin içindeki probiyotik etki gösteren bakterilerin kötü kolesterol denilen LDL kolesterolü düşürücü etkisi olduğunu gösteriyor. Ayrıca içerdiği potasyum sayesinde tansiyon dengeleyici özelliği de bulunan kefir, kalp hastalıkları riskini de bu sayede azaltabiliyor.

Kemikleri güçlendiriyor

Kemikler yaşlanmayla güçsüzleşirken, özellikle menopoz sonrası azalan kemik yoğunluğu ile kırık ve kemik erimesi riski artıyor. Son çalışmalar; kefirin kemik hücreleri tarafından kalsiyum emilimini artırabileceğini ortaya koyarken, kefirin zengin kalsiyum ve K vitamini içeriği kemik sağlığını iyileştirmenin ve kemik erimesini yavaşlatmanın en etkili yolu olarak gösteriliyor.

Bağışıklığı kuvvetlendiriyor

Kefir, fermantasyon sırasında ortaya çıkan yararlı maddeler sayesinde bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Ayrıca, protein, kalsiyum, magnezyum ve birçok vitaminden zengin olan kefir, her gün 1 bardak kefir tüketildiğinde günlük ihtiyaçlarımızın büyük bir kısmını karşılayabiliyor ve bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara karşı korunmaya destek oluyor.

Sindirim sistemini düzenliyor, ülsere karşı koruyor

Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak “Bağırsaktaki bakteri dengesini sağlayan kefirr sindirimi kolaylaştırırken;  kabızlık, şişkinlik, hazımsızlık gibi sindirim sistemi şikayetlerini azaltıyor. Ayrıca yapılan bazı çalışmalarda; Helicobacter pylori’nin neden olduğu ülser tedavisine kefir eklendiğinde Helicobacter pylori’nin üremesinin engellendiği görülmüştür” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Uzun süre tokluk sağlıyor

Sağlıklı beslenmeye özen gösterenler için kefir ara öğünlerin vazgeçilmezi olmalı. Çünkü 1 bardağıyla vücuda bir ara öğünde almamız gereken tüm vitamin ve minerallerin yanı sıra karbonhidrat ve proteini de sağlayabiliyoruz. Üstelik uzun süreli tokluk hissi sağladığından zayıflama diyetleri için de iyi bir seçenek olarak karşımıza çıkıyor.

Psikolojik rahatsızlıklara karşı koruyor

Kefir gibi mayalı gıdalarda bulunan bazı probiyotik bakteriler yeterli miktarda tüketildiklerinde, çeşitli kimyasal maddeler üretiyorlar. Bu kimyasal maddeler, duygusal durumun iyileştirilmesine, anksiyetenin azaltılmasına ve psikolojik rahatsızlıkların tedavisine olumlu etkiler gösterebiliyor.

Cildi güzelleştiriyor

Kefirin içerisindeki A vitamini cilt sağlığı için büyük fayda sağlıyor. Cilt hücrelerini yenileyip onarımını hızlandırıyor ve yaşlanmaya karşıt bir etki oluşturuyor. Egzama gibi cilt problemlerini önleme etkisine sahip olan kefir, saç ve tırnakların da sağlıklı ve hızlı uzamasını destekliyor.

Kanserden koruyor, tedaviyi olumlu etkiliyor

Kefir bileşimindeki selenyum; E vitamini, katalaz ve süperoksitdismutaz enzimleri ile birlikte hücreler üzerine antioksidatif etki gösteriyor. Bu da kanser hücrelerinin büyümesini yavaşlatabiliyor. Günde 1 bardak kefir tüketmek, kansere karşı korunmada destek sağlıyor.

Bu meyveler kefirinize lezzet katacak

Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak, meyvelerle tatlandırabileceğiniz üç sağlıklı kefir tarifi verdi;

  • 1 su bardağı kefir, 5 adet çilek, 1 avuç ahududu, 1 yemek kaşığı keten tohumu blenderdan geçirilir ve içerisine yarım çay kaşığı tarçın eklenerek tüketilir.
  • 1 su bardağı kefir, yarım muz, 5 adet çiğ badem ve 1 yemek kaşığı chia tohumu blenderdan geçirilir ve tüketilir.
  • 1 su bardağı kefir, 3 adet taze kayısı ile blenderdan geçirilin ve içerisine 2 tam ceviz ve 2-3 yemek kaşığı yulaf eklenerek tüketilir.

“Bayram sabahı kavurma yemeden olur mu!”

“Bayram sabahı kavurma yemeden olur mu!”

Kurban Bayramı’nda etin pişirilmesi ve saklanmasından, tüketimine dek dikkat edilmesi gereken bazı önemli kurallar var. Bu kurallara yeterince özen gösterilmediği takdirde, gıda zehirlenmesinden kalp ve sindirim sistemi rahatsızlıklarına dek birçok sağlık sorunu ile karşılaşılabiliyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker “Kırmızı et, dengeli beslenmede önemli bir yeri olan yüksek kaliteli bir protein kaynağıdır. Aynı zamanda demir, B12 vitamini, B6 vitamini, çinko ve selenyum gibi önemli besin öğelerinden zengindir. Ancak eti pişirme şekli besin içeriğini doğrudan etkilediğinden, besleyici özelliğini kaybetmemesine de dikkat etmek gerekir” diyor. Öte yandan “Bayram sabahı kavurma yemeden olur mu!” diyenlerin de gözden kaçırmaması gereken noktalar olduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker, bayramda eti sağlıklı tüketmenin 5 önemli kuralını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu; bir de sağlıklı ve lezzetli et hazırlama tarifi verdi…

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker

Eti dinlendirin

Yeni kesilmiş etin buzdolabında en az 12-24 saat dinlendirilmesi etin sindirimi ve yumuşaklığı açısından önemlidir. Etin zeytinyağı, limon, sirke, soğan ve sarımsak gibi asidik besinlerle marine edilmesi et liflerinin yumuşamasına ve besin değerinin artmasına katkı sağlar. Yine biberiye, kekik, zerdeçal, karabiber gibi antioksidandan çok zengin baharatlarla marine edilmesi hem pişirme esnasında ortaya çıkan zararlı bileşiklerin seviyelerini düşürmeye hem de yumuşak, lezzetli ve besin değeri açısından daha zengin olmasına yardımcı olur.

Tencerede kısık ateşte pişirin

Eti, yanmasına ve dumanlanmasına sebep olacak şekilde yüksek ateşte kızartmaktan, kavurmaktan kaçının. Etin, yumuşak ve sulu kalması için; kısık ateşte karıştırarak yakmadan sote edebilirsiniz. Daha sonra az miktarda su ekleyip tencerenin kapağını kapatarak pişmeye bırakabilirsiniz. Basınçlı buharlı pişirme, düdüklü tencerede pişirme, etin daha hızlı ve sağlıklı pişmesine yardımcı olabilir. Pişen etin suyunu tencerede orta sıcaklıkta hafifçe çektirebilir ve sulu servis edebilirsiniz.

Izgara yaparken eti ısıya doğrudan maruz bırakmayın

Et ızgarada pişirildiğinde damlayan yağlar dumanlanmaya sebep olur ve zararlı polisiklik aromatik hidrokarbonlar açığa çıkar. Eti yağlı kısımlarından arındırmak ve az yağlı pişirmek bu etkiyi aza indirmeye yardımcı olur. Etin büyük parçalar halinde kesilmesi, içinin zor pişmesine ve dışının yanmasına sebep olabilir. Ayrıca eti ateşe direkt maruz bırakmamak ve yanmasnıı engellemek için ızgarayı ateşten daha yükseğe (ateş ile et arasında 15 cm olacak şekilde) taşıyabilirsiniz.

“Bayram sabahı kavurmasız olmaz” diyorsanız bu kurala dikkat edin!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker “Bayram sabahı dinlendirilmemiş eti tüketmek sindirim problemine yol açabilir. Bu nedenle bayramda yeni kesilmiş kurban etini en az 12 saat buzdolabında bekletmeden tüketmemek gerekir. Ayrıca kavurma yaparken etin aşırı yağlı değil, az yağlı olmasına dikkat edin“ diyor.

Etin porsiyonuna dikkat edin ve bol sebze ile tüketin

Besin değeri yüksek olan etin sağlıklı pişirilmesi kadar porsiyonunun kontrol edilmesi de bir o kadar önemlidir. Fazla kırmızı et tüketimi kısa dönemde sindirim problemlerine yol açabilir. Ancak uzun dönemde fazla et tüketimi, vücutta inflamasyonu artırarak başta kalp ve damar sağlığı olmak üzere sağlığı birçok yönden olumsuz etkileyebilir. Haftalık kırmızı et tüketiminizin 500 gramı aşmamasına dikkat edin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Sağlıklı ve lezzetli kırmızı et için marinasyon tarifi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker, kavurma, tencere yemeği, ızgara ya da mangalda pişirmek üzere sağlıklı ve lezzetli kırmızı et hazırlama tarifi verdi;

Malzemeler:

1 kg et için:

  • 1 çay bardağı zeytinyağı
  • 2 adet soğan suyu
  • 1 adet limon suyu
  • 2 yemek kaşığı balzemik sirke
  • Taze çekilmiş karabiber
  • Taze dal biberiye

Hazırlanışı:

Tüm malzemeleri kuşbaşı doğranmış ya da dilimlenmiş et ile harmanlayın. Hava ile temas etmeyecek şekilde üstünü kapatın ve buzdolabında en az 3 saat bekletin. Eti pişirmeden ya da ızgara yapmadan önce dolaptan çıkarıp oda sıcaklığına gelmesini bekleyin.

İkramda tatlılara yenik düşmeyin!

İkramda tatlılara yenik düşmeyin!

Birbirinden lezzetli şerbetli tatlılar, börekler, dolmalar… Bayramlarda beslenme düzenimiz değişiyor, özellikle tatlı ve hamur işleri tüketimimiz artıyor. Kurban Bayramı’nda ayrıca kırmızı et tüketimimiz de abartılı bir hale gelebiliyor; öyle ki öğle ve akşam yemeklerinde, hatta kahvaltıda bile soframızda ‘kavurma’ olabiliyor. Ancak besinleri uygun miktarlarda ve doğru şekilde tüketmediğimizde hazımsızlık ile şişkinlik gibi sindirim sorunları, kan şekerinde dengesizlik, çok daha kötüsü kalp krizine kadar varabilen önemli sağlık sorunları gelişebiliyor. Bu nedenle hem akut hem de uzun vadeli sağlık sorunlarından korunabilmek için bazı önemli beslenme hatalarından kaçınmak çok önem taşıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, Kurban Bayramı’nda  kalp damar, diyabet veya gut hastalığı olan kişilerin çok daha dikkatli olmaları ve et tüketimini oldukça minimize etmeleri gerektiğine dikkat çekerek, “Zira bu hastalarda hatalı beslenme alışkanlıklarının yaşam kalitelerini düşürebilecek olumsuz sonuçlara yol açması çok daha muhtemel. Bayramda et tüketiminin azaltılmasının yanı sıra sebze, tahıl ürünleri ve bakliyat gibi posalı besinlerin ise tam aksine arttırılarak kalp damar ve kolon sağlığının korunması hedeflenmelidir” diyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, Kurban Bayramı’nda en sık yapılan 7 hatayı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman 

Hata: Kahvaltıyı atlamak

Doğrusu: Uzun süren açlıklar çoğunlukla bir sonraki öğünde kontrolün kaybedilmesiyle sonuçlanıyor. Bu nedenle bayramda öğün atladığınızda kan şekerinizi kontrol altında tutamayabilir ve ikramlara karşı koyamayabilirsiniz ya da uzun açlık sonunda yediklerinizi abartabilirsiniz. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, “Bu nedenle güne mutlaka hafif bir kahvaltıyla başlayın ve mümkünse 3-4 saat sonrasında ana veya ara öğün tüketerek iştahınızı kontrol altında tutmaya çalışın” bilgisini veriyor.

Hata: Su içmeyi unutmak

Doğrusu: Yeteri miktarda su tüketmemek rutin zamanlarda da sıklıkla yaptığımız bir hata. Su içmemenin en önemli sebebi ise genel olarak çay ve kahve gibi içeceklerin sık tüketimiyle ilgili oluyor. Bayramda da bu tarz içeceklerin veya diğer soğuk içeceklerin tüketim miktarı artabiliyor. Yetersiz su tüketimi sonucunda da baş ağrısı ve sindirim sorunları gelişebiliyor. Kilonuzu kg olarak 30 ml ile çarparak su gereksiniminizi hesaplayın ve her gün mutlaka bu miktarda su tüketin. Çay ve kahveden gelen sıvıların su hesabına dahil edilmediğini unutmayın.

Hata: Sebzeleri ihmal etmek

Doğrusu: Yaz ayları aslında hem çiğ hem pişmiş olarak yenilebilecek sebzeler bakımından oldukça avantajlı bir mevsim. Gün içerisinde sebzelerin vitamin, mineral ve posa gibi faydalı içeriklerinden yararlanmak için bayram ile diğer zamanlarda, her öğünde bol ve çeşitli sebzeler tükettiğinizden emin olun. Sebzeyi daha fazla tüketmeniz iştahınızın dengede kalmasını sağlamasının yanı sıra kabızlık gibi sindirim problemlerine karşı da etkili oluyor. Ayrıca fazla et tüketimi bağırsaktaki yararlı zararlı bakteri dengesini zararlı bakteriler lehine bozacağı için sebzeler bu etkiyi tersine çevirmede yardımcı oluyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Hata: Et tüketimini abartmak

Doğrusu: Kurban Bayramı’nda sabah kahvaltısından öğle ve akşam yemeğine kadar tüm öğünlerde kurban eti tüketmek gibi bir alışkanlığımız var. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, ancak fazla miktarda et tüketmenin hem kalp damar sağlığını bozduğunu hem kolon kanseri riskini arttırdığını belirterek,“Kırmızı et tüketiminizin haftada 500 gramı aşmamasına dikkat edin” diyor.

Hata: İkramda tatlılara yenik düşmek 

Doğrusu: Bayramlarımızda ikram olarak börek, tatlı, çikolata ve şekerleme gibi ürünlerin ön plana çıkması bu yiyeceklerin tüketim miktarının artmasıyla sonuçlanıyor. “Ancak bunlar ne yazık ki çoğunlukla besin yoğunluğu düşük, yani vitamin ve mineralden yoksun, sadece kaloriden ibaret besinlerdir” uyarısında bulunan Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, “Bu nedenle bayram sürecinde bu tarz ikramları fazlaca tüketmek size hiçbir sağlık getirisinde bulunmayarak sadece kilo almanızla sonuçlanabilir. Hem bayramda hem diğer zamanlarda tatlıları ve hamur işlerini azaltın. Öğünlerinizde daha çok sebze, meyve, tahıl ve bakliyat gibi ürünlere yer açın. Örneğin tatlı yerine meyve ya da börek yerine tahıllı salatalar tüketin” bilgisini veriyor.

Hata: Eti yüksek ısıda pişirmek

Doğrusu: Eti asla yüksek ısıda pişirmeyin. Çünkü kısa zamanda yüksek ısılara ulaşılan pişirme yöntemleri ette kanserojen maddelerin oluşumuna neden olabiliyor. Dolayısıyla eti mümkünse ekstra yağ eklemeden, kısık ateşte uzun sürede pişirin. Yine kanserojen riskine karşı mangalda pişirme yönteminde de etin ateşe olan uzaklığının 20 cm’den az olmamasına dikkat etmeniz çok önemli.

Hata: ‘Bayram’ diyerek egzersize ara vermek

Doğrusu: Bayram ile tatillerde yemeyi ve içmeyi, hatta kalitesiz içerikli beslenmeyi artırmamızın yanı sıra genellikle çok daha az hareket ediyoruz. Ancak egzersizin yararından söz edebilmek için o egzersizin mutlaka düzenli yapılması gerekiyor. Dolayısıyla düzenli egzersiz yapıyorsanız bayramda da bu alışkanlığınıza devam edin. Tatil sürecini açık hava yürüyüşleri veya size uygun diğer egzersiz yöntemleriyle de değerlendirebilirsiniz.

Sağlıklı bir yaz dönemi için…

Sağlıklı bir yaz dönemi için…

Covid-19 pandemisi nedeniyle zorlu geçen kış döneminin ardından nihayet yaz mevsimi geldi. Ancak sıcakların artması, insanların daha çok havuzlar gibi ortak kullanım alanlarında bir arada bulunuyor olmaları, su ve besin hijyeninin daha zor sağlanması, kene ile sivrisinek gibi etkenlerle temas, akut bağırsak enfeksiyonundan legionella enfeksiyonuna kadar pek çok enfeksiyon riskini de beraberinde getiriyor. Tedavisi mümkün olan bu hastalıkların ciddiye alınmaması nedeniyle tanı ve tedavi süreçlerinin gecikmesi halinde kimi zaman hayatı tehdit eden boyutlara ulaşabilen sıvı-elektrolit kayıpları ve ciddi septik tablo, bir başka deyişle ağır enfeksiyon sonucunda bağışıklık sisteminin verdiği yoğun tepki ile organ ve dokularda hasarlar görülebiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Semra Kavas, alacağımız basit önlemlerle yaz aylarında sıkça görülen enfeksiyonların büyük bir kısmından korunmanın mümkün olduğuna dikkat çekerek, “Hijyenik koşullarda üretilip saklandığından emin olduğumuz yiyecek ve içecekleri tüketerek; kene ve sivrisineklerden korunmak için önlemlere uyup kırsal alanlarda bulunduktan sonra tüm vücudun kene kontrolünü yaparak; deniz, havuz, banyo veya egzersiz sonrasında ıslak, terli çamaşırlar veya mayoyla uzun süre durmayarak başlıca tedbirleri almış oluruz.” diyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Semra Kavas, yaz aylarında en sık görülen enfeksiyonlardan korunmak için almamız gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Semra Kavas 

Akut bağırsak enfeksiyonu (gastroenteritler)

Akut gastroenteritler (bağırsak enfeksiyonları) yaz aylarında sıkça görülen enfeksiyonları oluşturuyor. Rota ve adenovirüs gibi virüsler; E.coli, Salmonella, Shigella ve S.aureus gibi bakteriler enfeksiyon etkeni olabiliyor. Hastalık kontamine olmuş (kirlenmiş) eller, hijyenik hazırlanmamış ya da uygun koşullarda saklanmamış besinler, yetersiz dezenfekte edilmiş havuz suyunun yutulması, kanalizasyon sularıyla kirlenmiş suyun içilmesi ya da kirli suyla temas etmiş yiyeceklerin tüketilmesiyle bulaşıyor. Dr. Semra Kavas, bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı ve ateş gibi belirtilerin birkaçını içeren tablolarla kendini belli eden bu enfeksiyonların en önemli sonucunun sıvı kaybı olduğuna işaret ederek, “Dolayısıyla tedavinin bel kemiği, sıvı ile tuz kaybının zamanında ve hastalığın şiddetine uygun şekilde yerine konmasıdır. Bakteriyel etkenlerin bazıları için antibiyotik tedavisi gerekebiliyor” diyor.

Nasıl korunmalı?

  • El hijyeninize dikkat edin.
  • İçme sularının ve yiyeceklerin yıkandığı suların temizliğinden emin olun.
  • Temizliğinden ve saklama koşullarından emin olmadığınız gıdaların tüketiminden kaçının.
  • Süt ve süt ürünlerinin sıcak ortamlarda kolay bozulabildiğini unutmayın.

İdrar yolu enfeksiyonu

Kirli havuz ile sulara girmek, ıslak ve kirli mayoları değiştirmemek, yeterli su içmemek gibi nedenlerle özellikle kadınlarda idrar yolu enfeksiyonu görülme sıklığı artıyor. Bu enfeksiyon idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma isteği, karın alt bölgesinde ağrı ve rahatsızlık hissi, karında şişlik, bulanık ve kokulu idrar, bulantı, kusma ile ateş gibi belirtilere yol açıyor. Tanı konulması ve tedavisi kolay olmakla birlikte, ihmal edilmesi halinde ciddi böbrek enfeksiyonlarına neden olabiliyor.

Nasıl korunmalı?

  • Yaz aylarında su içmeyi arttırın.
  • İdrarınızı kesinlikle tutmayın.
  • Klorlama ve su analizi yapıldığından emin olunmayan havuzları tercih etmeyin.
  • Suya girmeden önce ve çıktıktan sonra duş alın.
  • Islak mayo ile kalmayın, mayonuzu sudan çıktıktan sonra hemen değiştirin.
  • Tuvalet sonrası temizlik kadınlarda önden arkaya doğru yapılmalı.

Mantar enfeksiyonları

Sıcak havalar, deniz ve havuz gibi faktörler genital bölge ile cilt mantar hastalıklarında artışa neden olabiliyor. Özellikle kadınlarda, diyabet hastalarında ve yakın zamanda antibiyotik kullanan kişilerde genital mantar enfeksiyonu riski artıyor. Mantar enfeksiyonları genital bölgede ağrı, kaşıntı, akıntı; ciltte renk değişikliği, kaşıntı, kepeklenmeler ile ortaya çıkabiliyor. Dr. Semra Kavas, “Mantar enfeksiyonlarının çoğunlukla kremlerle tedavisi mümkün olsa da bazı koşullarda ağızdan mantar ilaçlarının alınması gerekebiliyor” diyor.

Nasıl korunmalı?

  • Havuz ve deniz sonrası ya da terledikçe ıslak kıyafetlerinizi kurusuyla değiştirin.
  • Pamuklu iç çamaşırı giymeye, sık sık çamaşır değiştirmeye dikkat edin.
  • Hava geçiren ayakkabıları tercih edin.
  • Beslenme düzeninize dikkat edin; bol su içilmeli, sindirimi kolay olan hafif gıdaları tercih etmeli, baharat kullanımını azaltmalı, paketli gıda tüketiminden kaçınmalı, meyve ve sebzeden zengin beslenmelisiniz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Böcek ısırıklarıyla oluşabilen enfeksiyonlar

Yaz aylarında dış ortamda geçirilen zaman arttığı için hastalık taşıyıcı olabilen keneler ve sivrisinekler gibi etkenlerle temas riski artıyor. Viral bir hastalık olan ve hayatı tehdit edebilen Kırım Kongo kanamalı ateşi kene ile bulaşıyor ve yüksek ateşle seyrediyor. Yine kene ile bulaşan Lyme hastalığı ve Q ateşi de ülkemizde görülüyor ve ateşin eşlik ettiği farklı klinik tablolara sebep oluyorlar. Dr. Semra Kavas, bu enfeksiyonların antibiyotikler ile tedavi edilebildiklerini belirterek, “Ayrıca özellikle yurt dışı seyahat öyküsü olan ateşli hastalarda altta yatan neden sivrisineklerle bulaşan ve Afrika ile Asya ülkelerinde sık görülen sıtma, Batı Nil virüsü veya Zika virüs hastalığı olabiliyor” diyor.

Nasıl korunmalı?

  • Kırsal alanlarda, kenelerin vücudunuza girebileceği açık yerlerinizi kapatın.
  • Kenelerin kolay fark edilebilmeleri için açık renkli kıyafetler giyin.
  • Eve döndüğünüzde kıyafetlerinizi çıkararak kene açısından kontrol yapın.
  • Sıtma yönünden, riskli bölgelere seyahat öncesinde alacağınız ilaçlar için seyahat sağlığı ile ilgili merkezlere başvurun.
  • Bataklık, su birikintisi ve çalılık alanlarından uzak durun.
  • Çevresel kontrolün sağlanamadığı bölgelerde doğrudan cilde uygulanmayan ve toksik içerikli olmayan sinek-kene kovucu maddeler kullanın.

Solunum yolu enfeksiyonları

Boğaz ağrısı, öksürük, burun akıntısı, kas-eklem ağrıları ve ateş, üst solunum yolu enfeksiyonlarının sıklıkla görülen belirtilerini oluşturuyor. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Semra Kavas, genellikle virüslerin etken olduğu bu hastalıkların destek tedavilerle ortadan kalktığını vurgulayarak, “Yaz aylarında daha sık rastlanan ve solunum yollarından bulaşan Lejyoner hastalığı da, legionella türü bakterinin sebep olduğu ciddi bir akciğer enfeksiyonudur. Bakteri genellikle çevresel kaynaklardan yayılan soğutma kulelerinin fanlarından, jakuzi ve duş başlıklarından, sprey nemlendirme cihazlarından ve dekoratif fıskiyelerden yayılan su damlacıklarının solunmasıyla bulaşıyor. Tedavi büyük önem taşıyor, aksi halde ek hastalıkları olan, ileri yaş ve bağışıklık sistemi zayıf kişilerde ölüm oranları yüzde 50’nin üzerinde seyrediyor.

Nasıl korunmalı?

  • En önemli önleme el temizliğiyle mümkün oluyor. Ellerinizi sık sık en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkamayı alışkanlık edinin.
  • Sabun ve su yoksa, en az yüzde 60 alkol içeren alkol bazlı el dezenfektanı kullanın.
  • Gözlerinize, burnunuza ve ağzınıza kirli, yıkanmamış ellerle dokunmayın.
  • Hasta olan insanlarla yakın temastan kaçının.
  • Öksürüğünüzü mendille kapatın ve mendile hapşırın. Ardından mendili çöp kutusuna atın.
  • Kapalı kalabalık ortamlarda uzun süre kalmanız gerekliyse cerrahi maske kullanın.
  • Sık dokunduğunuz yüzey ve eşyaları (gözlük, çanta, cüzdan vs) normal bir temizleme spreyi, dezenfektan mendil veya su-sabunla silerek temizledikten sonra kullanın.
  • Klimaların temizlik ve bakımlarını düzenli olarak yaptırın.
  • COVİD-19 aşınızı, risk grubunda iseniz pnömokok ve influenza aşılarınızı mutlaka yaptırın.