Yazılar

Çağla Cabaoğlu Galeri’den 25. Yıla özel karma sergi

Çağla Cabaoğlu Galeri, 25. yılını iki mekâna yayılan iki çok özel karma sergi ile kutluyor. Sergilerin ana mekanı olan Nişantaşı’ndaki Çağla Cabaoğlu Galeri’de düzenlenen açılışa sanatseverler katıldı.

Galeri, 25. yılını, sanatsal üretimin geçmiş ve gelecek arasındaki etkileşimini görünür kılan “Yankı / Echo” ve “Rezonans / Resonance” adlı iki sergiyle kutluyor.

“Yankı / Echo”, galerinin ana mekanında gerçekleşirken, “Rezonans / Resonance” sergisi İDEALİST İç Mimarlık Derneği merkezinde sanatseverlerle buluşacak.

“Yankı / Echo”, 1929 doğumlu Burhan Doğançay’dan 1994 doğumlu Ozan Dursun’a uzanan 33 sanatçıyı bir araya getiriyor.

“Rezonans / Resonance” ise sanat tarihine referans veren, geçmişle bugün arasında bağ kuran 42 sanatçının eserlerinden oluşuyor.

Belkıs Balpınar’ın 40 yıllık sanat yolculuğu

Belkıs Balpınar’ın retrospektif sergisi “Zamanla Dokunanlar” Nisan 2025 tarihine kadar Anna Laudel İstanbul’da izleyicilerle buluşuyor.

Anna Laudel İstanbul, çağdaş tekstil sanatının dünyadaki öncü isimlerinden Belkıs Balpınar’ın “Zamanla Dokunanlar” isimli retrospektif sergisine ev sahipliği yapıyor. Tasarımcı, müzeci, antik kilim araştırmacısı ve sanatçı Belkıs Balpınar’ın 1986 yılında kendi sanat pratiğine dönüş yaparak 2024 yılına dek ürettiği yaklaşık 20 eserlik bir seçki izleyici ile buluşuyor.

Ramazan’ın ruhu İzmir Marriott’ta yaşanıyor

İzmir Marriott, Ramazan ayının bereketini ve paylaşma ruhunu özel iftar menüleriyle misafirleriyle buluşturuyor.

Lima Restaurant’ta, Ramazan ayı boyunca aile ve dostlarla bir araya gelerek iftar yapmanın huzurunu yaşamak isteyenler için ideal bir atmosfer sunuyor.

Aynı zamanda, teras katında yer alan Pagos Rooftop, grup ve şirket iftar yemekleri için benzersiz bir alternatif sunuyor. Modern dokunuşlarla zenginleştirilmiş geleneksel lezzetlerden oluşan özel menüsü, zarif sunumları ve etkileyici atmosferiyle Pagos Rooftop, iş arkadaşları ve iş ortaklarıyla keyifli bir iftar deneyimi yaşamak isteyenler için mükemmel bir tercih.

İzmir Marriott’ın usta şefleri tarafından özenle hazırlanan iftar set menüleri, geleneksel tatları modern dokunuşlarla harmanlayarak sofralara özel bir lezzet deneyimi getiriyor. Özenle seçilmiş iftariyeliklerden ana yemeklere ve tatlılara kadar her detayın düşünüldüğü menüler, Ramazan sofralarına zarif bir dokunuş katıyor.

Swissôtel The Bosphorus’da “7 Bölge, 7 Tat” iftar sofraları

Swissôtel The Bosphorus, Ramazan ayının paylaşım dolu, birlik ve huzurlu iftar sofralarını sevdiklerinizle birlikte paylaşmanız için sizi bekliyor.

Geleneksel Osmanlı ve Türk mutfağının en özel lezzetlerini barındıran menü, uluslararası dokunuşlarla zenginleştiriliyor.

Huzur ve bereketin ayı Ramazan’da, Swissôtel Sabrosa Restaurant iftar menüsünde ülkemizin yedi bölgesinin en özel seçenekleriyle donatıyor.

Her akşam farklı bir bölgenin mutfağından özenle seçilmiş 7 sıcak yemek, 7 soğuk başlangıç ve meze, 7 tatlı ile unutulmaz bir lezzet serüvenine davet eden Sabrosa; her Ramazan olduğu gibi geleneksel ve modern mutfakların birçok lezzetini de açık büfe olarak misafirlerine sunuyor.

Ege’nin hafif ve sağlıklı otlu mezelerinden Akdeniz’in nefis zeytinyağlılarına, Güneydoğu Anadolu’nun lezzetli kebaplarından İç Anadolu’nun doyurucu hamur işlerine kadar her bölgenin eşsiz tatları yanı sıra Karadeniz’in meşhur hamsili pilavı, Marmara’nın lezzetli deniz mahsulleri ve Doğu Anadolu’nun nefis et yemekleri de menüde yerini alıyor. Tatlı olarak ise Ramazan’ın vazgeçilmez tatlıları olan güllaç, fıstıklı baklava, kaymaklı ekmek kadayıfı ve geleneksel Osmanlı şerbetleri ile her lokmada farklı bir yöresel deneyim sunarak Ramazan ruhunu en özel şekilde yaşatıyor.

Her akşam düzenlenen fasıl dinletileri, geleneksel hat ve ebru sanatı gösterileri, Osmanlı macunu ve şerbet ikramları ise nostaljik bir atmosfer sunuyor. Swissôtel, aynı zamanda Semazen gösterileriyle de Ramazan’ın ruhunu ve maneviyatını derinlemesine hissettiriyor.

Rezervasyon: https://www.swissotelthebosphorus.com/tr/sabrosadaiftar/

Türkiye’nin incirdeki yeni yıldızı “Siyah orak”

Kuru incirde sağlığa en yüksek faydayı sağlayan türlerin tespiti ve ekonomiye kazandırılması için yürütülen Ar-Ge projesi kapsamında analiz edilen “Siyah orak” çeşidi kara incirin kansere karşı koruyucu etkileriyle bilinen fenolik bileşikler açısından zengin olduğu belirlendi

TAGEM Erbeyli İncir Araştırma Enstitüsü, Ege Üniversitesi ve İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü ortaklığıyla yürütülen çalışma kapsamında K.F.C. Gıda’ya ait deneme bahçesinden alınan ilk sonuçlar, Siyah orak incirinin aflatoksin gibi küf kaynaklı oluşumlara karşı daha dayanıklı olduğu gösterdi

K.F.C. Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Birol Celep:

“Bunu yeni bir oyuncunun sahaya çıkması gibi değerlendirmek lazım. Hep birlikte, üreticilerimizle hayata geçirmeyi planlıyoruz, entegre bir yapıyı hayata geçiriyoruz.”

Türkiye’nin üretimi ve ihracatında dünya lideri olduğu kuru incirde yeni çeşitlerle büyüme hedefiyle yürütülen Ar-Ge çalışması, “Siyah orak” ile ilk meyvesini verdi.

Büyük çoğunluğu Aydın ve İzmir’de yetişen Sarılop cinsi kuru incir, Türkiye’ye her yıl ortalama 70 bin ton ihracat karşılığı 300 milyon dolar döviz kazandırıyor.

Amerika, Avrupa ve Uzakdoğu ülkelerinden gelen talebin her geçen yıl arttığı kuru incirin ülke ekonomisine katkısını artırmaya odaklanan K.F.C. Gıda, siyah incirleri de ihracat kervanına katmak üzere 2015 yılında Ar-Ge çalışması başlattı.

Endüstriyel olarak tarımı yapılmayan bu çeşitler içinde sağlığa faydalı bileşikler içeren, hastalık ve zararlılara dayanıklı ve kurutulmuş olarak tüketilebilen çeşitler laboratuvarda analizlere tabi tutuldu.

Araştırma sonucu “Siyah orak” olarak bilinen çeşidin, diğer türlere göre daha yüksek polifenol ve antioksidan aktivite içerdiği, özellikle ürüne rengini veren “antosiyanin” pigmentinin antidiyabetik, antikanserojen, antienflamatuvar, antihipertansif ve antimikrobiyal etkilerine ilişkin çok sayıda bilimsel veri bulunduğu belirlendi.

“Kadın isterse her şey olur. Aşılır engeller, yok olur”

Kelebek Mobilya, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için hazırladığı özel reklam filmiyle kadınların ilham veren gücüne ve değiştirici enerjisine vurgu yapıyor.

Sanatçı Aydilge’nin ünlü “Kadın İsterse” şarkısını söylemine taşıyan filmde; hayatın birçok alanındaki güçlü kadınların görüntülerine eşlik eden sözler “Kadın isterse her şey olur bir umut ve neşeyle” diyerek başlıyor ve “Kadın isterse gerçek olur tüm hayaller de…” mesajıyla tamamlanıyor.

Reklam Filmi Künyesi

Reklamveren: Kelebek Mobilya

Reklamveren Yetkilisi: Serkan Kaplan

Reklam Ajansı: Ultra

Beste: Aydilge, Cem Sarıoğlu

Söz ve vokal: Aydilge

Müzik Düzenleme: Uluğ Aydeniz

Dış Ses: Uluğ Aydeniz

Yapım Şirketi: Organik

Post Prodüksiyon: Movidroom

Ferrero Fındık’tan ekonomisine 1,4 Milyar avro katkı

Ferrero Fındık, Türkiye’nin fındık ekosistemine yaptığı ekonomik ve sosyal yatırımların etki analizi sonuçlarını paylaştı.

Ferrero Fındık’ın ekonomi üzerinde oluşturduğu faydaların hesaplanmasında “ekonomik etki analizi” ile şirketin faaliyetleriyle diğer sektörleri nasıl etkilediği değerlendirildi. Gerçekleştirilen ilk harcama veya yatırımın doğrudan, dolaylı ve tetikleme etkileri ölçülerek, ekonomik faaliyetin çeşitli sektörlere nasıl yayıldığı belirlendi.

Şirketin üretimindeki bir birim artışın tüm sektörlerde yarattığı artış ile ekonomide 3,26 birimlik toplam üretim çarpanı etkisine yol açtığı görüldü. Buna göre, Ferrero Fındık, 2023 yılında yaptığı üretimle, Türkiye ekonomisi için doğrudan, dolaylı ve tetikleme etkilerin toplamı olarak 1,4 milyar avroluk etkiyle katkı sağladı.

Ayrıca şirketin ekonomiye katkısı, “katma değer” analizi ile değerlendirildi. Toplam üretimden tüm ara girdi maliyetlerinin düşülmesiyle belirlenen katkı değeri ölçümüne göre, Ferrero Fındık’ın 7,69 birimlik önemli bir katma değer çarpanı etkisine yol açtığı ve doğrudan, dolaylı ve tetikleme etkilerin toplamı olarak yaklaşık 360 milyon avro toplam katma değer yarattığı belirlendi.

Bamsı Akın: “Bu çalışma, Türkiye ekonomisine ve Türk fındık çiftçisine katkımızı bilimsel bir yöntemle ortaya koyuyor”

Etki analizi sonuçlarını değerlendiren Ferrero Fındık Genel Müdürü Bamsı Akın, yenilikçi bir şirket olarak değer zinciri faaliyetleriyle ve yatırımlarla Türkiye’de kayda değer etki yaratmayı hedeflediklerini belirterek, şunları söyledi: “Herkes için değer yaratma” misyonuyla faaliyetlerimizin, fındık ekosisteminde ve paydaşlarımızda önemli bir etki yarattığını bu analiz ile tespit ettik. Türkiye’deki fındık ekosistemine yenilikçi çalışmalarımızla yaptığımız katkıları somut verilerle de desteklemekten memnuniyet duyuyoruz. Bu çalışma, Türkiye ekonomisine ve Türk fındık çiftçisine katkımızı bilimsel bir yöntemle ortaya koyuyor. Bu çalışmayla, Türkiye’nin üretim, katma değer, istihdam ve vergi gelirleri üzerinde yarattığımız etkiyi ve sürdürülebilir kalkınmaya olan bağlılığımızın altını çiziyoruz.

 

Ramazan’da iftar sofralarında limonata

Doyuyo’nun katkısız ve doğal şekerle hazırlanan ev yapımı usulündeki limonataları, oruçla geçen saatlerin ardından serinletici ve taptaze lezzetleriyle iftar sofralarına eşlik ediyor. Doyuyo, katkısız ve doğal şekerle özenle hazırladığı limonataları menülerinin yanında sunarak geleneksel lezzetimiz limonatayı daha çok tercih edilen içeceklerden biri haline getirdi. Doyuyo limonataları tıpkı evlerde hazırlandığı gibi sadece taze meyveler ve şeker pancarından elde edilen doğal şekerle hazırlanıyor.

Klasik limonatanın yanı sıra gerçek çilek püresi içeren “Çilekli” ve lezzetini taze limon ve portakalın yanı sıra hibiskus bitkisi ve böğürtlenden alan “Berry-Hibiscus” gibi farklı limonata seçenekleri, iftar keyfine keyif katıyor.

Kadınların gücü ile denizlere yön veriyoruz!

Kadınların iş gücüne katılımı, sadece bireysel başarıları değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal kalkınmayı da destekleyen en önemli unsurlardan biridir.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü, kadınların her sektörde daha fazla temsil edilmesi gerektiğini hatırlatırken, eşitlikçi ve kapsayıcı çalışma ortamlarının önemini bir kez daha gözler önüne seriyor. 8 Mart vesilesiyle, bir kez daha kadın istihdamının önemine dikkat çeken Camelot Maritime Yönetim Kurulu Başkanı Emrah Yılmaz Çavuşoğlu, kadınların denizcilik sektöründe daha fazla yer almasının yalnızca bir eşitlik meselesi değil, aynı zamanda sektöre değer ve kalite katan bir gereklilik olduğunu vurguladı.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın (UAB) verilerine göre Türkiye’de 140.138 aktif gemi insanı görev yaparken, bu çalışanlardan 6.096’sı kadın. Zabitan sınıfında 1.803, tayfa sınıfında ise 4.293 kadın gemi insanı aktif olarak görev alıyor. Ancak denizci kadınların karşılaştığı en büyük zorlukların başında hâlâ ‘cinsiyet ayrımcılığı’ geliyor.

Emrah Yılmaz Çavuşoğlu, “Atatürk’ün ‘Dünya yüzünde gördüğümüz her şey, kadının eseridir.’ sözünden ilham alıyoruz. Biz Camelot Maritime olarak kadınların denizcilik sektöründeki varlığını artırmaya kararlıyız. Çalışanlarımızın %40’ı kadınlardan oluşuyor ve sektörde kadın istihdamına öncülük etmekten gurur duyuyoruz. Cam tavanı olmayan bir firma olarak, kadınların tüm pozisyonlarda aktif rol almasını teşvik ediyoruz” dedi.

Denizcilikte Kadınların Önündeki Engelleri Kaldırıyoruz!

Kadınların denizcilik sektöründeki yerini güçlendirmeye yönelik projeler geliştirdiklerini belirten Çavuşoğlu, sektördeki önyargılarla mücadele ettiklerini ifade etti: “Kadınlar yalnızca gemide çalışarak değil, aynı zamanda yönetici pozisyonlarında da başarılı işlere imza atıyor. Ancak kadınların denizcilik sektörüne girişinde hala çeşitli engeller mevcut. Biz Camelot Maritime olarak bu engelleri kaldırmaya, kadın denizcilerin önünü açmaya ve onları desteklemeye devam edeceğiz.”

Çavuşoğlu, kadın istihdamının şirketin başarısına doğrudan katkı sağladığını vurgulayarak şunları ekledi: “Araştırmalar, kadınların yer aldığı ekiplerin daha verimli, yenilikçi ve sürdürülebilir sonuçlar ürettiğini gösteriyor. Biz de Camelot Maritime olarak bunu sahada ve yönetim kademelerinde deneyimliyoruz.”

Yüzde 40 Kadın Çalışan Oranıyla Öncülük Ediyor

Camelot Maritime, sektör ortalamasının üzerinde bir kadın istihdam oranına sahip. Şirket bünyesinde kadınların güçlü bir şekilde temsil edildiğini belirten Çavuşoğlu, “Bugün ofislerimizde ve gemilerimizde çalışanların %40’ı kadınlardan oluşuyor. Bu oran, yalnızca bir istatistik değil, aynı zamanda vizyonumuzun ve inancımızın bir yansımasıdır.” dedi.

Kadın Denizciler Geleceğimizi Aydınlatıyor

Camelot Maritime’ın kadın çalışanlarıyla birlikte denizcilik sektöründe fark yaratmaya devam edeceğini belirten Çavuşoğlu, “Kadınlar yalnızca ofislerde değil, gemilerde de en yüksek performansı sergiliyor. Onların azmi, bilgisi ve emeğiyle daha güçlü bir denizcilik sektörü inşa ediyoruz. Bugün, tüm kadınların azmini, kararlılığını ve emeğini kutluyoruz” dedi.

Kar yemek güzel bir fikir mi?  Yoksa buz gibi bir risk mi?

Türkiye’nin her yeri beyaza büründü. Yoğun kar yağışı alan birçok bölgeden çekilen kar yerken çekilen videolar sosyal medya hesaplarında çokça paylaşıldı. Peki özellikle şehirlerde yağan kar ne kadar temiz? Sorusu akıllara geldi. Peki kar yemek güzel bir fikir mi? yoksa buz gibi bir risk mi? işte bu sorunun cevabını İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Şencay Yıldız Şahin verdi.

Kış geldiğinde çocuklar gibi şen olan bir kesim var. Kar düştü mü üzerine bal döküp afiyetle yiyenler! Hani şu büyüklerimizin eski kışları anlatırken “O zamanlar karın tadı bir başkaydı” dediği anılardan bahsediyorum. Peki gerçekten kar yemek nostaljik bir keyif mi? Yoksa sağlığımız için buz gibi bir tehlike mi?

Dr. Şencay Yıldız Şahin

Dr. Şencay Yıldız Şahin

Kar Gerçekten Temiz mi?

Görünüşe bakılırsa kar, doğanın en saf hediyesi gibi. Gökten bembeyaz iniyor, sessizce yeri örtüyor, elinizi uzattığınızda eriyip kayboluyor. Ama işin aslı o kadar da masum değil. Kar, yere düşene kadar havada süzülüyor ve atmosferdeki kirleticileri, mikropları, egzoz dumanlarını ve hatta ağır metalleri toplayarak üzerimize iniyor. Yani, düşündüğünüz kadar temiz değil!

Karın İçindeki Görünmez Tehlikeler

Karın içinde ne var derseniz, işte kısa bir liste:

  • Egzoz Dumanı ve Hava Kirliliği: Büyük şehirlerde yaşıyorsanız, karın üzerine serpiştirilmiş ince bir partikül madde ve kurşun tozu olduğunu bilmelisiniz.
  • Bakteri ve Virüsler: Kar yeni yağmış bile olsa, içine havadaki mikroorganizmalar karışmış olabilir. Hele bir de yere düştükten sonra beklemişse, üzerinde neler biriktiğini tahmin bile edemezsiniz.
  • Ağır Metaller ve Kimyasallar: Hava kirliliği kaynaklı civa, arsenik ve kurşun gibi toksinler, karda birikerek fark etmeden vücudunuza girebilir.
  • Radyoaktif Maddeler? Şehir efsanesi gibi dursa da, bazı bölgelerde sanayi atıkları nedeniyle yağan karın radyoaktif parçacıklar taşıdığı bile tespit edilmiş.

Kar Yemek Sağlığa Zararlı mı?

Peki, diyelim ki dayanamayıp bir kaşık aldınız. Ne olabilir?

  • Mide Problemleri: Eğer şanssızsanız, mide bulantısı, ishal ya da kusma gibi gıda zehirlenmesi belirtileriyle tanışabilirsiniz.
  • Bağışıklık Sistemi Üzerindeki Etkiler: Karın içindeki toksinler ve bakteriler, özellikle çocuklar, yaşlılar ve bağışıklık sistemi zayıf bireyler için risk oluşturabilir.
  • Akciğer ve Solunum Yollarına Etkisi: Havadaki kirleticileri taşıyan kar, uzun vadede solunum yolu hastalıklarını tetikleyebilir.

Kar Yemek İlla Ki Kötü mü?

Şehirde yaşıyorsanız ve özellikle yol kenarında biriken karı yemek gibi bir fikriniz varsa, bu alışkanlıktan hemen vazgeçin. Ama temiz bir köy ortamında, yeni yağmış ve henüz kirlenmemiş bir kar tanesi ağzınıza düştüyse, büyük ihtimalle ciddi bir zarar görmezsiniz. Ancak şu gerçeği unutmayın: Günümüzün havası eskisi gibi değil. Büyüklerinizin çocukken yediği kar ile bugünün şehirlerinde yağan kar arasında devasa bir fark var. Eskiden hava kirliliği bu kadar yoğun değildi, sanayi atıkları havaya bu kadar karışmıyordu. Yani “Eskiden yerdik, bir şey olmazdı” diyenlere selam olsun, ama 2025’te bu alışkanlığı sürdürmek sağlıklı bir tercih olmayabilir.

Son Söz: Kar Yemek mi, Yoksa Salep İçmek mi?

Eğer kar yemeyi düşünüyorsanız, önce nerede olduğunuza ve karın ne kadar temiz göründüğüne dikkat edin. Ama en güzeli, nostaljiyi sıcak bir salep içerek yaşamak! Böylece hem içiniz ısınır hem de sağlığınızı riske atmamış olursunuz.