Yazılar

Bahar alerjisi yapan bitkiler

Bahar alerjisi yapan bitkiler

Bahar alerjisi semptomlarını hafifletmek ve alerjen maruziyetini azaltmak için evde alınacak önlemleri ve İstanbul’da yoğun bahar alerjisine sebep olabilecek bitkilerin hangileri olduğunu Liv Hospital Çocuk Alerji ve İmmünoloji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mahir İğde anlattı.

Bahar alerjisi nedir?
Bahar alerjisi, polenlerin havada yoğun olduğu bahar mevsiminde ortaya çıkan alerjik reaksiyonlardır. Bu alerjik reaksiyonlar genellikle çiçek açma mevsimiyle ilişkilidir ve alerjenlere maruz kalan kişilerde çeşitli semptomlara neden olabilir. Ağaçlar, çimenler ve çiçekler gibi bitkilerin polenleri, rüzgarın etkisiyle havaya yayılır ve alerjik semptomların ortaya çıkmasına sebep olabilir. Semptomlar arasında hapşırma, burun akıntısı, kaşıntı, gözlerde sulanma ve kaşıntı, öksürük ve geniz akıntısı gibi belirtiler bulunabilir. Bahar alerjisi, astım semptomlarını da tetikleyebilir veya kötüleştirebilir, bu nedenle astım hastaları da bu dönemde dikkatli olmalıdır.

Prof. Dr. Mahir İğde

Prof. Dr. Mahir İğde

Evde dikkat edilecekler
Ev içi temizlik:
Ev içinde toz ve alerjen birikimini azaltmak için düzenli olarak süpürün, silin ve toz alıcıları kullanın. Halı yerine kolay temizlenebilen zemin kaplamaları tercih edebilirsiniz.

Hava filtreleri: Yüksek kaliteli hava filtreleri kullanarak havadaki polenleri ve diğer alerjenleri temizleyebilirsiniz. Özellikle uyku odalarında hava filtresi kullanımı önemlidir.

Pencereleri kapalı tutun: Polenlerin içeri girmesini önlemek için polen sezonu boyunca pencereleri kapalı tutun. Klima veya hava temizleyici kullanarak havayı filtreleyebilirsiniz.

Alerjenleri azaltın: Polen sezonu boyunca dışarıda giydiğiniz kıyafetleri ve ayakkabıları ev içine sokmayın. Dışarıda geçirdiğiniz zamanın ardından duş alarak vücudunuzu temizleyin.

Bitki seçimi: Ev içinde bitki yetiştiriyorsanız, polen yaymaması için iç mekan bitkilerini tercih edin. Ayrıca, evcil hayvanların dışarıdan alınan polenleri taşıyabileceğini unutmayın, bu nedenle evcil hayvanların düzenli olarak temizlenmesi önemlidir.

Yatak odası için özel önlemler: Yatak odasında polenlerin birikmesini azaltmak için yatak ve yastık kılıflarını sık sık yıkayın. Ayrıca, alerji kaplı yatak örtüleri ve yastık kılıfları kullanabilirsiniz.

İstanbul’da en yoğun bahar alerjisi yapan bitkiler
İstanbul‘da, bahar aylarında birçok bitki poleni bulunmaktadır ve bu polenlerin bazıları özellikle yoğun alerjik reaksiyonlara neden olabilir. İstanbul’da en yoğun bahar alerjisi yapan bitkiler şunlar olabilir:

Çam Ağaçları: İstanbul ve çevresinde bulunan çam ağaçları, bahar aylarında bol miktarda polen üretebilir ve alerjik reaksiyonlara neden olabilir.

Çimenler: Parklar, bahçeler ve açık alanlarda yaygın olarak bulunan çeşitli çim türleri, bahar aylarında polen üretir ve alerji semptomlarını tetikleyebilir.

Ardıç Ağaçları: İstanbul’un kıyı bölgelerinde ve ormanlık alanlarda yetişen ardıç ağaçları da bahar aylarında alerjik reaksiyonlara neden olabilecek polenler yayabilir.

Zeytin Ağaçları: Zeytin ağaçlarının çiçek açma dönemi de bahar aylarına denk gelir ve zeytin polenleri de alerjik semptomlara yol açabilir.

Kavak Ağaçları: Kavak ağaçları, İstanbul ve çevresinde yaygın olarak bulunan ve bahar aylarında polen üreten bitkilerdir. Bu polenler alerjik reaksiyonlara neden olabilir.

Kan değerleriniz ne söylüyor!

Kan değerleriniz ne söylüyor!

Kalp sağlığınızı korumak için neler yapıyorsunuz? Belli periyodlarla tahliller yaptırıyor musunuz? Peki sonuçlarınızda çıkan yüksek ya da düşük değerli LDL, HDL, iyi kolesterol, kötü kolesterol sonuçları basit tanımı ile size aslında sağlığınızla ilgili neler söylüyor? Liv Hospital Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Vefik Yazıcıoğlu sık karşılaşılan terimleri anlatırken kolesterolün dengede tutulması konusunda yapılan çalışmalarla önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Mehmet Vefik Yazıcıoğlu

Prof. Dr. Mehmet Vefik Yazıcıoğlu

LDL Kolesterol: “Kötü kolesterol” olarak bilinir, arterlerde plak oluşumuna yol açabilir.

Trigliserid: Vücutta saklanan fazla yağ türü, yüksek seviyeleri kalp hastalığı riskini artırabilir.

Yüksek Duyarlı C-Reaktif Protein (hs-CRP): Vücuttaki iltihaplanma seviyesini ölçer, kalp hastalığı riskini gösterebilir.

Lipoprotein(a) [Lp(a)]: Genetik faktörlerin etkilediği benzersiz bir lipoprotein türü, kalp hastalığı riskini artırabilir.

Apolipoprotein B100 (Apo B100): Aterojenik partiküllerin ana protein bileşeni, kalp hastalığı riskini artırabilir.

Non-HDL Kolesterol: HDL dışındaki tüm aterojenik lipoproteinlerin toplamı, yüksek seviyeler kalp hastalığı riskini artırabilir.

HDL Kolesterol (Yüksek Yoğunluklu Lipoprotein Kolesterol): “İyi kolesterol” olarak bilinir, arterlerden kolesterolü uzaklaştırarak kalp hastalığı riskini azaltabilir.
Kolesterol düşürücü tedaviler
Yüksek kolesterol seviyeleri, arterlerde plak birikimine neden olabilir, bu da kalp krizi veya inme riskini önemli ölçüde artırır.

Yapılan bir çalışma kolesterol düşürücü ilaçların kullanımının, kalp krizi, inme ve kalp hastalığına bağlı ölümlerin azaltılmasında etkili olduğunu göstermiştir.

Kolesterol düşürücü tedaviler, özellikle de ilaçların, kalp hastaları için hayati öneme sahip olduğunu ve kalp hastalıkları riskini azalttığını kanıtlamaktadır. Kolesterol düşürücü ilaçların kullanımı, uygun diyet ve yaşam tarzı değişiklikleriyle birleştirildiğinde, kalp hastalığı riskinin yönetilmesinde en etkili strateji olarak kabul edilmektedir.

Sonuç
Kalp hastalıklarının önlenmesi ve tedavisi konusunda bilimsel araştırmalar ve klinik çalışmalar, kolesterol düşürücü ilaçların önemini ve etkinliğini açıkça ortaya koymaktadır. Kalp sağlığını korumak ve kalp hastalıkları riskini azaltmak adına, bilimsel gerçeklere dayanan bilgilere ve sağlık profesyonellerinin önerilerine güvenmek esastır.

 

DoubleTree by Hilton Bodrum Işıl Club Resort’ta yaz sezonu başladı

DoubleTree by Hilton Bodrum Işıl Club Resort’ta yaz sezonu başladı

DoubleTree by Hilton Bodrum Işıl Club Resort ultra her şey dahil konseptiyle, yenilikleriyle yaz sezonu başladı.

Denize sıfır konumuyla DoubleTree by Hilton Bodrum Işıl Club Resort’e ait özenle tasarlanan dinlenme ve güneşlenme alanlarıyla keyifli anlar yaşayabileceğiniz tesiste, sezon boyunca hem çocuklar hem de yetişkinler için tatilinizi dolu dolu geçireceğiniz özel etkinlikler de bulunuyor.

Gastronomi alanında da özel deneyimler sunan otel İtalyan mutfağında POCO ve denizden sofraya gelen taze lezzetleri ile Skorpina A La Carte restoranlarıyla yaz tatilinize farklı bir soluk getiriyor.

Bodrum klasiği haline gelen Sunset Bar, misafirlerini yıldızların altında canlı müzik performansları ile yenilenen ses sistemi ve sahnesiyle karşılıyor. Üst düzey spa merkezlerinden biri olan Spa by Spa Soul ise, özel masaj seçenekleri ve imza bakım ritüelleri ile zihninizi ve bedeninizi yeniliyor.

Brokoliyi 5 dakikadan fazla pişirmeyin

Brokoliyi 5 dakikadan fazla pişirmeyin

Daha sağlıklı ve zinde bir bünyeye sahip olabilmek için beslenmede sebze-meyve dengesinin sağlanması önemli. Brokolinin lif ve karbonhidrat bakımından oldukça zengin olduğunu paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Brokoliden maksimum düzeyde faydalanmak için 5 dakikadan fazla pişirmemek gerekiyor. Uzun süre pişirilen brokolide yüzde 60 oranında vitamin ve besin kaybı ortaya çıkıyor. Bu kaybı önlemek için pişirme süresi kadar pişirme yöntemi de oldukça önemli, mutlaka buharda pişirme veya haşlama seçeneklerinden biri tercih edilmeli” açıklamasında bulundu.

Brokolinin guatrojen içeren bir besin olduğunu dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Guatrojenik besinler vücudun iyot kullanma yeteneğini engellediği için kişinin tiroit fonksiyonlarını bozabilir. Özellikle tiroitte nodülleri olan bireylerin çiğ brokoli tüketimine dikkat etmesi gerekir. Aynı zamanda brokoli, yüksek miktarda K vitamini içerdiği için kanın pıhtılaşmasını sağlar. Bu sebeple kan sulandırıcı ilaç kullananlar da tüketmeleri gereken brokoli miktarını doktorlarına danışmalı” uyarısında bulundu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren

Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren

Brokolinin 8 faydası

Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, brokolinin haftada 2 gün tüketilmesinin 8 faydasını paylaştı:

  • K vitamini ve kalsiyum bakımından zengin olduğu için kemik sağlığını destekler.
  • Antioksidanlar açısından zengindir. Vücudu serbest radikallere karşı koruyarak oksidatif stresi azaltır.
  • İçerdiği lutein ve zeaksantin antioksidanlarıyla göz sağlığını güçlendirir.
  • Sahip olduğu biyoaktif bileşenler sayesinde kanser riskini azaltmaya yardımcı olur. Özellikle meme, prostat ve kolorektal kanserler üzerinde olumlu etkileri olduğu gözlemlenmiştir.
  • C vitamini açısından zengin olduğundan, bağışıklık sistemini güçlendirir ve hastalıklara karşı direnci artırır.
  • Yaşlanmayı yavaşlatır, ciltteki kırışıklıkları önler.
  • Sindirim sürecini düzenleyen ve kabızlık riskini azaltan lif bakımından zengindir. İyi bir lif kaynağı olması nedeniyle diyabet hastalarının da kan şekerini düzenlemeye yardımcı olur.
  • Kalp sağlığına iyi gelir.

Dizlerimiz için en önemli tedavi, kireçlenmeyi önlemek!

Dizlerimiz için en önemli tedavi, kireçlenmeyi önlemek!

Vücudumuzun tüm yükünü dizlerimiz çekiyor ancak günlük yaşamda yanlış alışkanlıklarımızın da etkisiyle diz sağlığımız son yıllarda alarm veriyor. Hareketsizlik, diz kaslarımızı güçlendirici egzersizlere günde sadece birkaç dakika bile olsa zaman ayırmamak, topuklu ayakkabı ve fazla kilo derken diz hastalıkları artık sadece yaşlılıkta değil gençlikte de kapıyı çalıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Turan Çift “Son yıllarda özellikle obezitenin de etkisiyle giderek daha sık karşılaştığımız osteoartrit, diz eklemindeki kıkırdakların aşınması ve yıpranması durumudur. Hastaların çoğunlukla ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı şikayetleriyle başvurmasına neden olan kireçlenme, tedavi edilmediğinde istirahat anında bile rahatsız eder ve gece uykudan uyandıran ağrılara neden olur” diyor. Diz kireçlenmesine karşı bazı basit uygulamalara dikkat ederek yaşam kalitesini yükseltmenin mümkün olduğunu belirten Prof. Dr. Hakan Turan Çift,  diz kireçlenmesine karşı alınması gereken önlemleri ve günlük yaşamda dikkat edilmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Hakan Turan Çift

Prof. Dr. Hakan Turan Çift

Fazla kilolardan kurtulun!

Çağımızın sorunu olan obezite, genel sağlığımızı tehdit ettiği gibi diz sağlığımıza da son derece zarar veriyor. Fazla kilolar gün boyunca diz eklemlerimize binen yükün artmasına neden olarak kıkırdakları yıprandırıp aşındırıyor. Sağlıklı bir diyet ve hareketle fazla kilolardan kurtularak eklemlere binen yükleri azaltabilir ve dizlerinizi koruyabilir, mevcut diz sorunlarınızı hafifletebilirsiniz.

Diz çevresi kaslarınızı güçlendirici egzersiz yapın!

Günde sadece birkaç dakikanızı ayırarak özellikle diz çevresi kaslarını kuvvetlendirici egzersizler yapmayı ihmal etmeyin. Kıkırdağın kendini yenileme kapasitesi ve kan akışı da bulunmadığı için bu bölgeye yapacağınız güçlendirici egzersizler diz sağlığınıza çok büyük fayda sağlayacaktır. Fırsat bulabilirseniz yüzmek de genel sağlığımız açısından olduğu gibi diz sağlığımızda da son derece önemli bir rol oynuyor.

Dizlerinizi zorlamayın!

Özellikle merdiven inip çıkmak ve çömelmek, dizlerinizi bükerek yere oturmak diz eklemlerini zorlayarak zarar verebiliyor. Kıkırdağın aşınması neticesinde alttan kemik doku ortaya çıkar ve kemikteki serbest uçlar dizde ağrılara sebep olur. Zaman geçtikçe kemikler arası eklem boşlukları daralır ve kemik kemiğe sürtünmeye başlar. İleri dönemlerde kemiklerde osteofit denilen kemik çıkıntıları ortaya çıkar. Merdiven inip çıkmak, çömelmek ve dizleri bükerek oturmak da rahatsızlığın çok daha ilerlemesine ve şikayetlerin artmasına neden olur. Bu nedenle dizlerinizi zorlayıcı hareketlerden kaçının.

pause dergi

Sıcak/soğuk kompres uygulayın

Dizleriniz fazla aktivitede bulunduğunuz ya da üzerinde fazla durduğunuzda şiştiği zamanlarda bu akut dönemde lokal olarak soğuk kompres uygulayabilirsiniz. İnce bir tülbente havluya ya da kağıt havluya buz torbasını kararak dizinize sarabilir, dizlerinizdeki şişliği ve ağrıyı hafifletebilirsiniz. Herhangi bir akut rahatsızlık olmayan, kronik dönemlerinde ise dizlerinizi rahatlatmak için sıcak su torbası uygulayabilirsiniz.

Gelişigüzel ağrı kesici kullanmayın

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Turan Çift “Hastaların kendi günlük rutinlerini belirleyip hangi hareketlerin diz ağrısına sebep olduğunu ortaya koymaları ve o hareketleri yapmamaları çok büyük fayda sağlar. Ayrıca ağrıların çok arttığı durumlarda doktora başvurmak ve özellikle arkadaşlarının ağrısına iyi gelmiş hapları (gıda takviyesi, ağrı kesici vb) doktorlarına danışmadan kesinlikle almamak gerekir” diyor.

En önemli tedavi; önlemek!

Diz kireçlenmesinin gelişmesini önlemenin, tedavide en önemli basamak olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hakan Turan Çift şöyle konuşuyor: “Ancak diz kireçlenmesi gelişmiş ise önce doğru tanının konulması önemlidir. Ortopedi hekimi tarafından yapılan muayene ve çekilen grafilerle diz kireçlenmesinin derecesi ortaya konularak hangi tedavinin yapılacağına karar verilmelidir. Diz kireçlenmesinin erken dönemlerinde diz çevresi kaslarını kuvvetlendirici egzersiz, kilo verilmesi ve gerekirse eklem içi yapılacak enjeksiyonlar planlanmalıdır. Orta dönemde ameliyatsız tedaviden artroskopiye hatta kemik düzeltici osteotomilere (kemiğin dizilimi düzletip tekrar tespit etmek) kadar bir çok tedavi seçeneği vardır. İleri evrede ise yapılacak nihai tedavi total diz protezi ameliyatıdır.”

Çabuk yoruluyorsanız nedeni o hastalık olabilir!  

Çabuk yoruluyorsanız nedeni o hastalık olabilir!  

Ülkemizde yaygın görülen bir sorun olan kalp kapak hastalıkları kardiyoloji polikliniğine başvuran hastaların önemli bir kısmını oluşturuyor. Tüm dünyada yaklaşık 41 milyon romatizmal kapak hastası, 24 milyon dejeneratif mitral kapak hastası, 9 milyon da kireçlenmeye bağlı aort darlığı hastası bulunduğu tahmin ediliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Aleks  Değirmencioğlu, kalp kapağına bağlı oluşan hastalıkların hayatı tehdit edebilen ciddi sorunlara yol açabileceğine dikkat çekerek,Geç saptanan hastalarda kalp fonksiyonlarının bozulması sonucunda ritim bozukluğu ve kalp yetmezliği gibi önemli sorunlar gelişebilmektedir.  Erken tanı için yol yürümek, merdiven ve yokuş çıkmak gibi günlük aktivitelerde normalden çabuk yorulma, nefes darlığı veya çarpıntı hissi olan kişilerin mutlaka doktora başvurmaları gerekmektedir. Zira, erken dönemde doğru tanı ve uygun tedaviyle hastaların sağlıklı bir yaşam sürmeleri sağlanabilmektedir” diyor.  Kalp kapağı hastalıklarının bazen uzun yıllar belirti vermeden ilerleyebileceğine de işaret eden Prof. Dr. Aleks Değirmencioğlu, “Bu nedenle ekokardiyografi ile kontrol edilmediğinde sorun tespit edilemeyebilir ve tedavi için geç kalınmış olabilir. Dolayısıyla hiçbir yakınma olmasa bile her insanın genç yaşlarda en azından bir kere ve 40 yaşından sonra düzenli aralıklarla kalp kontrollerini yaptırması çok önemlidir” diyor.

Prof. Dr. Aleks  Değirmencioğlu

Prof. Dr. Aleks  Değirmencioğlu

Çabuk yoruluyorsanız, dikkat!

Kalp kapak hastalıkları ciddiyetlerine göre; hafif, orta veya ileri derecede olmak üzere üç gruba ayrılıyor. İleri düzeydeki kapak hastalıklarının ilk semptomları eforla yorulma ve çarpıntı gibi şikayetler oluyor. Süreç ilerledikçe kapak hastalığı kalbe fazladan yük bindirerek, ilk aşamada eforla gelen ama müdahale edilmezse ilerleyerek daha sonra dinlenme halinde bile oluşan nefes darlığına yol açıyor. Ayrıca çarpıntı, göğüs ağrısı veya bayılmaya da sebep olabiliyor. Ancak bunun dışında bazen de yakınmalar başlamadan, herhangi bir sağlık problemi veya check up amaçlı hekime başvuran hastanın kalbi dinlenirken üfürüm duyulmasıyla tesadüfen de kapak hastalığı saptanabiliyor.

Ülkemizde en yaygın nedeni eklem romatizması!

Kalbimizin içinde yer alan ve kanın kalp odacıkları içinden geçerken geri kaçmasına engel olan yapılar  ‘kalp kapakları’ olarak adlandırılıyor. Kalbin sol ve sağ tarafında 4 adet kapak yer alıyor. Kapak hastalıkları; bu kapakların daralmaları, kapak yetersizliği veya her ikisinin kombinasyonu şeklinde olabiliyor. Çocukluk ve genç erişkinlik döneminde, bakteriyel boğaz enfeksiyonu sonrası ortaya çıkabilen eklem romatizması ile doğumsal olarak meydana gelen anormallikler en yaygın görülen kapak hastalığı nedenlerinden. İleri yaşlarda ise daha çok kireçlenmeye bağlı kapak hastalıkları görüldüğünü vurgulayan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Aleks Değirmencioğlu, “Popülasyon yaşlandıkça kireçlenmeye bağlı kapak hastalıkları sıklığı artış göstermektedir. Ayrıca kapak yapısındaki anormallik sonucu kapakların çökmesi de yine hem genç yaşta hem de ileri yaşta yaygın görülen kapak hastalığı sebeplerindendir. Bununla birlikte romatizmal kapak hastalıkları ise geçmiş yıllara göre sosyokültürel seviye arttıkça nispeten azalma eğilimine girmiştir” diye konuşuyor.

Pause dergi

Kalbin kalıcı hasar görmesi önleniyor!

Kalp kapak hastalıkları kardiyolojik muayene ve ekokardiyografi olarak adlandırılan kalp ultrasonu ile kolaylıkla saptanabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Aleks Değirmencioğlu, ciddi sorunu olan kapak problemlerinde hastanın şikayetleri de başladıysa ya da kalpte belli bir düzeyde bozulma oluşmuş ise mutlaka müdahalede bulunulması gerektiğine işaret ederek, “Tedavideki en önemli iki hedef ise hastanın yakınmalarının giderilmesi ve kalbin geri dönüşümsüz hasar görmesinin önlenmesidir” diyor. Kapak hastalıklarında tedavinin kapağa anjiografik veya cerrahi olarak müdahale edilerek gerçekleştirildiğini belirten Prof. Dr. Aleks Değirmencioğlu, bazen kapağın tamir edilmesi mümkün olabilirken, birçok hastada ise yıpranmış olan kapağın biyolojik veya mekanik yapay bir kapak ile değiştirilmesi gerektiğini söylüyor.

Tedavi sonrası düzenli kontrol şart!

Zamanında ve uygun yapılan kapak müdahalesi sonrasında hastalar hemen hemen normal yaşamlarına devam edebiliyorlar. Prof. Dr. Aleks Değirmencioğlu, ancak tedavi sonrasında düzenli kontrollerin yapılmasının ve çok ağır egzersizlerden kaçınılmasının oldukça önem taşıdığını belirterek, “Ayrıca mekanik kapak ile tedavi edilen hastaların düzenli takip edilmesi gereken kan sulandırıcı bir ilaç kullanmaları da gerekmektedir” diyor

Elif Turan “Dinle Hadi”

Elif Turan “Dinle Hadi”

Elif Turan, müzik severlerin merakla beklediği DMC etiketli yeni teklisi “Dinle Hadi” ile bahar mevsiminde dinleyicilerini selamlıyor.

Şarkının söz ve müziği Elif Turan’a ait, düzenlemesi Gürkan Kömürcü imzasını taşıyor. Dinamik ritimleri ve etkileyici sözleriyle dikkat çeken “Dinle Hadi,” dinleyicilere unutulmaz bir müzik deneyimi sunmayı hedefliyor.

Elif Turan, sanatçılığının ve müzikal yeteneklerinin en güçlü yanlarını “Dinle Hadi” ile ortaya koyuyor. Dinleyicilerini dans etmeye ve müziğin ritmine katılmaya davet eden bu enerjik şarkı, dinleyicileri adeta büyüleyecek.

Pausetv yayın hayatına başlıyor

Pausetv yayın hayatına başlıyor

İnter Medya İletişim Hizmetleri PAUSE Dergi, Pause Journal, Hanedancity haber portallarından sonra yatırımlarına devam ediyor.

İş insanı Fuat Çağdaş tarafından temelleri 2017 atılan medya şirketi tüm hızıyla büyümeye devam ediyor. Haber sitesi ve dijital dergi olarak bünyesinde farklı 6 adet web sitesi bulunan grup şimdi dijital televizyon ile yeni bir adım daha attı. Farklı programların içinde yer alan kanal şimdiden ilgi odağı oldu

Hareketleriniz yavaşladıysa dikkat!

Hareketleriniz yavaşladıysa dikkat!

Hareket bozukluğu olarak tanımlanan Parkinson hastalığı, beyinde dopamin üreten hücrelerdeki kayıp nedeniyle ortaya çıkar. Belirtileri kişiden kişiye değişkenlik göstermekle birlikte bazen yavaş başlar bazen de sinsice ilerler. Liv Hospital Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Ayhan Öztürk; “Parkinson belirtileri her yaş aralığında görülebilir, fakat Parkinson’un ortaya çıktığı yaşlar genel olarak 60’lı yaşlardır.” diyerek Parkinson hastalığı hakkında bilgiler aktardı.

prof. Dr. Ayhan Öztürk

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

Hareket bozukluğu hastalığıdır
Nörodejeneratif hastalıklar kategorisinde yer alan, en yaygın bulguları titreme ve hareket yavaşlığı olan Parkinson hastalığı, beyinde dopamin üreten hücrelerdeki kayıp nedeniyle ortaya çıkan bir hareket bozukluğu hastalığıdır.

Belirtileri her kişi için değişken özellikler gösterir

  • Yavaş hareket etme,
  • Titreme,
  • Kaslarda sertlik,
  • Öne eğiklik ve yürüme bozuklukları şeklinde motor bulgular ve çeşitli uyku bozuklukları,
  • Kabızlık,
  • Koku alma duyusunda azalma,
  • Psikiyatrik belirtiler (Depresyon, anksiyete vb.),
  • Cinsel işlev bozuklukları ve
  • Çeşitli vücut ağrıları gibi motor dışı bulgular olabilir.

Parkinson hastalığı belirtileri her kişi için değişken özellikler gösterdiği gibi, yaşanan bulguların ilerleme hızı da farklılık gösterebilir.

Parkinson belirtileri her yaş aralığında görülebilir, fakat Parkinson’un ortaya çıktığı yaşlar genel olarak 60’lı yaşlardır. Hastalığın ortaya çıkışında genetik ve çevresel faktörler bir arada rol oynamaktadır. Genetiğin baskın rol oynadığı alt tipler genellikle hastalığın genç yaşta başladığı olgulardır.

Parkinson belirtileri genellikle yavaş bazen de sinsi başlar

  • Yürümede yavaşlık,
  • Yürürken tek taraflı ayak sürtme,
  • Yürürken kol sallama hareketinde tek taraflı azalma,
  • Yürüme sırasında sanki arkadan itiliyormuş hissi ve hızlanma,
  • Alçak yerden zor ayağa kalkma,
  • Yüz ifadesinde oluşan donukluk,
  • Yazı yazarken harflerin ve rakamların giderek daha küçük yazılması ve açıklanamayan omuz ağrıları bizi Parkinson hastalığı konusunda uyarmalıdır.

Tanı nörolojik muayene bulguları ile konulur
Parkinson hastalığında kesin tanı koydurucu bir laboratuvar ve görüntüleme yöntemi yoktur. Tanı klinik olarak yani nörolojik muayene bulguları ile konulmaktadır. Bazı durumlarda ayırıcı tanı açısından MR görüntüleme ve kan tetkikleri yapılması gerekebilir. Genç yaş başlangıçlı ve ailesel özellik gösteren olgular başta olmak üzere, genetik inceleme yapılabilir.

İlerleyicidir ve ilerledikçe bulguları ağırlaşabilir
Parkinson,  ilerleyici ve ilerledikçe bulguları ağırlaşabilen bir hastalıktır. Bu nedenle, bulguların doğru teşhisi ve kişiye uygun tedavi sayesinde hastalar günlük hayatlarına normal bir şekilde devam edebilirler.

Tedavinin üç ana bileşeni vardır

  • Ağızdan ilaç tedavisi,
  • Fizik tedavi ve
  • Hastalığın ilerleyen dönemlerinde cihaz destekli ve cerrahi tedaviler.

Parkinson hastalığı tedavisi hayat boyu sürdürülen bir tedavidir.

İlaç tedavisine ek olarak beyin pili tedavisi de kullanılabilir
Bazı durumlarda, Parkinson hastalarında ilaç tedavisine ek olarak beyin pili tedavisi de kullanılabilmektedir. Bu tedavi şekli, beyinde belirlenen bölgelere elektrotların yerleştirildiği cerrahi bir operasyonu gerektirir.

Beyin pili uygulamasında, beynin derin cevherinde belirlenen bölgelere elektrotlar yerleştirilir. Elektrotlar, göğüs altına konulan bir pille bağlanır ve bu pil kişilerin beynine sinyaller gönderir. Beyin pili, elektrik kullanarak beyin aktivitelerini düzenler.

Tetkikler sonucunda hastaların tedaviye uygunluğu değerlendirilir
Parkinson hastaları, cerrahi tedavi için öncelikle;

  • Nöroloji,
  • Psikiyatri ve
  • Beyin cerrahı uzmanları tarafından ayrıntılı biçimde çeşitli testlerle yapılır.

Delhi ve Yeni Delhi bölgesinin sembolik kalbi

Delhi ve Yeni Delhi bölgesinin sembolik kalbi

Delhi hem Hindistan içinde bir birlik bölgesi hem de bir şehirdir ve iki farklı dünyaya sahiptir. Yeni Delhi ve Eski Delhi. İngilizler tarafından 1931’de imparatorluk başkenti olarak hizmet vermek üzere açılan ilki, ülkenin modern başkenti ve hükümet merkezidir. Eski Delhi ise birçok kişi tarafından büyük metropol bölgesinin sembolik kalbi olarak kabul edilir.

Dünyanın en kalabalık bölgelerinden biri olan ve yaklaşık 20 milyonluk bir nüfusa sahip olan Delhi, gelenek ve modernliğin çarpıcı bir karışımıdır ve hem dini bir merkez hem de Hindistan’ın en yoğun uluslararası kapısı olarak önemlidir. Tarihi, Hinduizm’in en kutsal nehirlerinden biri olan ve batıda Yeni Delhi ile doğuda Eski Delhi arasında doğal bir ayrım çizgisi olan antik Yamuna Nehri kadar eskidir.

Delhi ve Yeni Delhi’de görülecek ve yapılacak çok şey var ve bunlar arasında çeşitli sanat ve el sanatları endüstrisini, birçok muhteşem anıtını ve sayısız gösteri sanatları mekanını deneyimlemek yer alıyor. Bölge aynı zamanda Hindistan’ın her köşesinden lezzetler içeren mükemmel mutfağıyla da tanınmaktadır. Delhi aynı zamanda ülkenin en ünlü ticari bölgesi Chandni Chowk da dahil olmak üzere çok sayıda çarşı ve pazarın bulunduğu bir alışveriş cennetidir.

Kızıl Kale

Kızıl Kale

Güzel Kızıl Kale (Lal Qila), 1648 yılında Şah Cihan tarafından inşa edilmiş ve 1857 yılına kadar Babür gücünün merkezi olarak hizmet vermiştir. Uzun, kırmızı kumtaşı duvarlarıyla bu çarpıcı yapı, iki kilometrekareden fazla bir alanı kaplamaktadır. Hilal şeklinde olup etrafı hendekle çevrilidir.

Etkileyici ana giriş Lahor Kapısı, Pakistan’daki Lahor’a baktığı için bu ismi almış, daha da büyük olan Delhi Kapısı ise imparator tarafından tören alayları için kullanılmıştı. Lahor Kapısı’ndan giren ziyaretçiler, hediyelik eşyaların ve gıda ürünlerinin yanı sıra ipek, mücevher, mücevher ve gümüş eşya gibi eşyaların satın alınabileceği 17. yüzyıldan kalma bir kapalı çarşı olan Chhatta Chowk’a ulaşıyor.

Kızıl Kale’deki Naubat Khana, bir zamanlar imparator için çalan müzisyenlere ev sahipliği yapmıştı ve güzel galerilerinde hâlâ davul, gong ve zil gibi birçok ilginç müzik enstrümanı bulunuyor. İmparatorun tebaasını ağırlayacağı Diwan-i-Am, yani Halkın Kabul Salonu da göz kamaştırıcı beyaz mermeriyle görülmeye değer.

Kutub Minaresi

Kutub Minaresi

12. yüzyılda tamamlanan güzel Kutub Minar, Hindistan’ın en yüksek minaresi. Ayrıca artık çevredeki nefes kesen manzaralar nedeniyle zirveye tırmanmak isteyen birçok uluslararası ziyaretçinin ilgisini çeken bir UNESCO Dünya Mirası alanıdır.

Bu beş katlı gösterişli kule 70 metreden fazla yükselir ve Kutub’un tarihini anlatan karmaşık oymalar ve Kuran yazıtlarıyla kaplıdır. Aynı zamanda bir dizi farklı taş türünden inşa edilmesiyle de dikkat çekicidir (ilk üç kat kırmızı kumtaşından yapılmış, dördüncü ve beşinci katlar ise mermer ve kumtaşından inşa edilmiştir).

Komplekste ayrıca kulenin dibinde bir cami olan Kuvvet-ül-İslam Mescidi; 1310’da inşa edilmiş bir ağ geçidi; ve Altamish, Alauddin Khalji ve İmam Zamin’in mezarları. Ayrıca 2000 yıllık Demir Sütun Alai Minar da görülmeye değerdir.

Lodi Bahçeleri

Lodi Bahçeleri

Yerel halk arasında en popüler Yeni Delhi parklarından biri olan 90 dönümlük Lodi Bahçeleri, Delhi seyahat programınıza dahil edilmeye değerdir. Park, yemyeşil bahçelerinin yanı sıra, çeşitli önemli mezarlar ve kalıntılar da dahil olmak üzere 1600’ler öncesi Lodi dönemine ait çok sayıda kalıntıyı barındırıyor.

Mimari açıdan öne çıkanlar arasında Lodi Sultanlarının kalıntılarını içeren 15. yüzyıldan kalma türbelerin yanı sıra pitoresk üç kubbeli cami, mavi çinileriyle bilinen Sırlı Kubbe ve yaklaşık 1490’dan kalma devasa bir kubbenin kalıntıları yer alır. Ayrıca parkın gölünü kaplayan çekici sütunları ve kemerleriyle 16. yüzyıldan kalma sekiz ayaklı bir köprü olan Athpula’yı da arayın.

Lodi Bahçeleri aynı zamanda 100’den fazla yerli ağaç türü, 50 kelebek türü ve bol miktarda kuş türü içeren flora ve faunasıyla da tanınır. Aynı zamanda ülkenin Ulusal Bonsai Parkı’na da ev sahipliği yapmaktadır.

Gurudwara Bangla Sahib

Gurudwara Bangla Sahib

Delhi’nin en önemli Sih ibadethanesi olan 18. yüzyıldan kalma Gurdwara Bangla Sahib, Connaught Place yakınında yer alır ve görülmeye değerdir. Öne çıkan özellikler arasında bu büyük kompleksin kalbindeki muhteşem Sarovar havuzunun yanı sıra ünlü altın kubbesi ve bayrak direği yer alıyor.

Ayrıca büyük tapınak binasının kendisi, sanat galerisi ve Sih dininin tarihine adanmış küçük bir müze de dikkat çekicidir. Burada ziyaretçiler her zaman memnuniyetle karşılanır ve büyük Gurdwara Mutfağı’nda ücretsiz olarak mükemmel bir yemek sunulur.

Lotus Tapınağı

Lotus Tapınağı

Dokuz tarafı ve çarpıcı merkezi kubbesi nedeniyle Lotus Tapınağı olarak da bilinen muhteşem Bahai Mabedi, mimari bir şaheserdir. Beyaz beton ve mermerden oluşan yapının tamamı, benzediği çiçek kadar narin görünüyor. Etrafındaki dokuz su birikintisinden yükselen bu bitki, sanki her an çiçek açacakmış gibi görünüyor.

1986 yılında inşa edilen tapınak, o zamandan bu yana 70 milyondan fazla ziyaretçinin ilgisini çekerek onu dünyanın en çok ziyaret edilen turistik yerlerinden biri haline getirdi. İlginçtir ki, bu olağanüstü ibadethanede putlar, dini resimler veya dinin dışsal sembolleri yoktur.

Hindistan Kapısı

Hindistan Kapısı

Paris’teki ünlü Arc de Triomphe’ye biraz benzeyen, aynı derecede etkileyici olan Hindistan Kapısı, Birinci Dünya Savaşı’nda öldürülen Hint askerlerinin anısına inşa edilmiş muhteşem bir taş kemerdir. Devasa yapının altında sonsuz bir alev yanıyor ve duvarlarında çatışmada ölen 90.000’den fazla askerin isimleri yazılı.

Kırmızı taştan bir kaide üzerinde duran ve üzerinde zaman zaman (genellikle sadece önemli yıldönümlerinde) yanan yağla doldurulan sığ kubbeli bir kaseye sahip olan yapı, çevresindeki park alanına hakimdir; hem turist hem de yerli halkın eğlendiği, her zaman kalabalık bir alan. piknik yapmak ya da sadece dinlenmek.

Jama Mescidi

Jama Mescidi

Jama Mescidi Hindistan’ın en büyük camilerinden biridir ve Şah Cihan’ın son mimari başarısıdır. 1658 yılında tamamlanan bu güzel yapı, üç giriş kapısı, dört açılı kule ve kırmızı kumtaşı ve beyaz mermer kullanılarak inşa edilmiş ve dikey şeritlerle çekici bir şekilde dönüşümlü olarak inşa edilmiş 40 metre yüksekliğinde iki minareye sahiptir.

Ziyaretçiler, Eski Delhi’nin muhteşem manzarasını görmek için güney minaresinin tepesine tırmanabilir ve ardından namazdan önce yıkanmak için kullanılan büyük merkezi havuzu ziyaret edebilir. Lütfen unutmayın: Ziyaretçiler içeri girmeden önce ayakkabılarını çıkarmalı ve uygun şekilde giyinmelidir; Namaz sırasında gayrimüslimlere izin verilmiyor.

Hümayun'un Mezarı

Hümayun’un Mezarı

Hoş, geniş, kare bir bahçenin içinde yer alan Hümayun’un Mezarı, beyaz mermer ve kırmızı kumtaşından yapılmış yüksek bir türbedir. Agra’daki Tac Mahal’in prototipi olarak tasarlanmıştır ve Babür mimarisinin mükemmel bir örneğidir.

16. yüzyılın ortalarında Hacı Begüm tarafından Humayun’un kıdemli dul eşi tarafından kocasının anısına inşa edilen türbe, yemyeşil resmi bahçelerle ve Humayun’un berberi ve İsa Han’ın Mezarı (Tac Mahal’in mimarı) dahil olmak üzere diğer mezarlarla çevrilidir. Lodi mimarisinin güzel bir örneğidir ve sekizgen şeklindedir.Akshardham

Akshardham

Yakın zamanda tamamlanmış olmasına rağmen (2007’de açıldı), muhteşem Hindu Akshardham tapınağı asırlık gibi görünüyor. Karmaşık ve özenli oymalarla süslenmiş bu muhteşem bina, görkemli güzelliğiyle sayısız ziyaretçinin ilgisini çekiyor.

Öne çıkan özellikler arasında tamamı pembe kumtaşı ve mermerden yapılmış zengin hayvan, bitki, tanrı, dansçı ve müzisyen oymalarıyla 43 metre yüksekliğindeki çarpıcı ana anıt yer alıyor. Dokuz kubbesini destekleyen 234 süslü sütunun yanı sıra fillere adanmış çarpıcı bir taş anıt özellikle dikkat çekicidir; bunların merkezinde bu hayvanlardan birinin 3.000 tonluk devasa bir heykeli yer alır.

Diğer ilgi çekici özellikler arasında binanın inşaatını anlatan bir filmin gösterildiği bir tiyatro, Hindistan’ın zengin tarihini ve çeşitli kültürünü gösteren 15 dakikalık eğlenceli bir tekne yolculuğu ve geceleri aydınlatıldığında özel bir ziyafet sunan büyük bir müzikli çeşme olan muhteşem Yagnapurush Kund yer alıyor.

Purana Qila

Purana Qila (Eski Kale)

Her ne kadar çoğu zaman gözden kaçsa da çoğu turist doğrudan daha ünlü Kızıl Kale’ye yöneldiğinden, Purana Qila (Eski Kale), Delhi seyahat programınıza dahil etmeye değer. Yaklaşık 2.500 yıl öncesine uzanan bir geçmişe sahip olan mevcut etkileyici yapıların çoğu 1500’lü yıllara dayanmaktadır, ancak 3. yüzyıla kadar uzanan daha eski yapıların kanıtları da keşfedilmiştir.

Mevcut yapı yüzyıllar boyunca bölge meselelerinde önemli bir rol oynamış ve 1541 yılında inşa edilen tek kubbeli bir ibadethane olan Qila-i-Kuna Camii gibi yapılardan da anlaşılacağı üzere özellikle Müslüman dininden etkilenmiştir. İki kilometre karelik bir alanda, kalın surları ve üç büyük kapısını keşfetmenin keyfine varacaksınız; özellikle gece aydınlatmaları sırasında etkileyici bir manzara.