Yazılar
Hilton, Türkiye’de büyümeye devam ediyor
Hilton, Türkiye’de büyümeye devam ediyor
Hilton; Hilton Hotels & Resorts, Curio Collection by Hilton, DoubleTree by Hilton, Tapestry Collection by Hilton ve Hampton by Hilton markaları altında Türkiye’de açılacak yeni otellerini duyurdu.
Hilton, Türkiye genelinde açılacak 11 yeni otel ile ülkedeki varlığını hızla büyütmeyi planlıyor. Ülkede neredeyse 70 yıldır faaliyet gösteren Hilton’un Türkiye’de geliştirme aşamasındaki 34 oteli, 4’ü ilk kez ülkeye giriş yapacak olan 10 ödüllü marka altında konumlanacak. Hilton’un faaliyette ve geliştirme aşamasındaki 100’den fazla oteline ev sahipliği yapan Türkiye, şirketin dünya çapındaki en büyük pazarlarından biri olma özelliği taşıyor.
Hilton İstanbul Airport
TAYA Gayrimenkul Yatırım İşletmeleri Anonim Şirketi ile yapılan yönetim anlaşmasının ardından inşaatına başlanan Hilton İstanbul Airport’un 2025 yazında açılması bekleniyor.
Hilton Hotels & Resorts markası altında yakın zamanda açılan oteller arasında Hilton Rome EUR La Lama, Hilton Skanes Monastir Beach Resort ve Hilton Taghazout Bay Beach Resort & Spa yer alıyor.
Les Temps İstanbul Karaköy, Curio Collection by Hilton
Koçak Gold Kuyumculuk Dış Ticaret A.Ş. ile yapılan franchise anlaşmasını takiben Karaköy’ün popüler turist duraklarından olan ve mimarisiyle dikkat çeken Kamondo Merdivenlerinin karşısındaki tarihi bir binada yer alacak olan Les Temps İstanbul Karaköy, Curio Collection by Hilton, 2025 yılı başlarında açılacak.
DoubleTree by Hilton Hotel and Suites İstanbul Altunizade
CCN Holding ile yapılan yönetim anlaşmasının ardından DoubleTree by Hilton Hotel and Suites İstanbul Altunizade’nin 2024 yazında açılması planlanıyor.
Ritus Hotel İstanbul Sultanahmet, Tapestry Collection by Hilton
Tapestry Collection by Hilton, 2025 baharında açılacak otelle Türkiye’ye giriş yapmaya hazırlanıyor. Ritus Hotel İstanbul Sultanahmet, Tapestry Collection by Hilton, 51 odası, üst düzey bir yeme içme deneyimi sunacak tüm gün açık restoran ve lobi barı ve fitness merkeziyle konuklarına hizmet verecek.
Hampton by Hilton Türkiye’deki büyümesini sürdürüyor
Hampton by Hilton’un Türkiye’deki hızla genişleyen otel portföyüne beş yeni üye daha ekleniyor. Bunlar Hampton by Hilton Antalya Airport, Hampton by Hilton Ankara Airport, Hampton by Hilton Adana Batı, Hampton by Hilton İstanbul Şişli ve Hampton by Hilton Merter olarak öne çıkıyor. Tümü 2026’dan önce hizmete girecek olan otellerden Hampton by Hilton Antalya Airport ve Hampton by Hilton Merter’in 2024 yılında, Hampton İstanbul Şişli’nin ise 2025 başlarında kapılarını açması planlanıyor.
Hilton Istanbul Bomonti sürprizlerle yeni yılı karşılıyor
Hilton Istanbul Bomonti, Otel, Globe Restaurant’ta ve roof’unda yer alan Cloud 34’te özel olarak hazırlanan yeni yıl programlarıyla sizlere unutulmaz bir gece sunmaya hazırlanıyor.
Yeni yılı tazelenrek karşılamak isteyenler için de efore Spa avantajlı paketler sunuyor.
Globe Restaurant, özel yılbaşı menüsü ve zengin yerli içecekleri ile ziyafet dolu bir geceye ev sahipliği yapıyor. Trio ve ardından DJ müzik eşliğinde şeflerin maharetli ellerinden çıkan lezzetlerle dolu, sıcak bir atmosferde eşsiz bir yılbaşı yemeği vaat ediyor.
Cloud34’te parti hız kesmeden devam ediyor. Cloud34’te imza kokteyllerin de sunulduğu bir partiye katılabilir, DJ müziğin ritmiyle yeni yıla dans ederek enerji dolu bir başlangıç yapabilirsiniz.
Eğer sadece eğlenceye odaklanmak istiyorsanız, Cloud34 eşsiz İstanbul manzarasıyla sizi karşılamaya hazır. Özel mönü seçenekleriyle, house müziğin ve DJ performansının sevdiklerinizle birlikte tadını çıkartabilirsiniz.
Bilgi (0212) 375 30 00
Borusan Kocabıyık Vakfı’dan Cumhuriyetin Yüzü
Borusan Kocabıyık Vakfı’dan Cumhuriyetin Yüzü
Borusan Kocabıyık Vakfı’nın, “Cumhuriyetin Yüzü” sergisi için “Zamanın Ruhu” adında özel bir reklam filmi yayınlandı.
Borusan Kocabıyık Vakfı, reklam filmiyle serginin atmosferini ve öne çıkan eserlerini izleyicilere daha yakından tanıtıyor. Erken Cumhuriyet dönemindeki çok boyutlu toplumsal dönüşümün kültüre, sanata ve sosyal yaşama olan izdüşümlerine odaklanan “Cumhuriyetin Yüzü” sergisi, dönemin plastik sanatlar, müzik, edebiyat, grafik ve mimari tasarım, sahne sanatları, müzecilik, arkeoloji, sinema gibi kültürel disiplinlere bakışını, kapsamlı bir içerik ile günümüze taşıyor. Kurtuluş Savaşı’ndan başlayarak sanatsal yaratının esin kaynağı olan “kuruluş, kurtuluş” temalarına da sergi kapsamında özel bir vurgu yapılıyor.
Sergi, Pazartesi hariç her gün 11.00-20.00 arası Galataport İstanbul O2 Blok’ta ücretsiz olarak ziyaret edilebiliyor.
KÜNYE
Reklamveren
Borusan Kocabıyık Vakfı
Reklamveren Temsilcileri
Sinem Balkan, İdil Ünüvar, Eralp Gülerer
Reklam Ajansı
Engage İstanbul by Havas
Genel Koordinatör
Ali Barış İşcan, Ömer Çakallı
Kreatif Ekip
Alican Kılıçoğlu, Çağla Tursun
Reklam Ajansı Marka Ekibi
Özgül Çelik, Cem Kurt
Reklam Ajansı Prodüktörü
Onur Taşçıoğlu
Medya Ajansı
Hype
PR Ajansı
Ogilvy PR
Prodüksiyon Şirketi
Afternoon Film
Prodüktör
Fırat Celep
Görüntü Yönetmeni
Hasip Arvas
Yönetmen
Ahmet Zafer Kısacık
Antalya Piyano Festivali başlıyor
Antalya Piyano Festivali başlıyor
Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin düzenleyeceği 23. Uluslararası Antalya Piyano Festivali, halkla iç içe muhteşem sokak etkinlikleriyle başlıyor.
Dünyaca ünlü genç piyanist Aurelien Froissart, 2 Aralık’ta Saat Kulesi ve 3 Aralık’ta Cam Piramit’teki interaktif gösterileriyle halkla buluşacak. Festival 9-22 Aralık tarihlerinde yapılacak.
Omzunuzda ağrı ve sertlik varsa, dikkat!
Aniden ortaya çıkıyor, omuz ekleminde oluşturduğu sertlik ve şiddetli ağrının yanı sıra eklem hareketlerinde büyük ölçüde kayba neden oluyor. Genellikle tek omuzda başlasa da ilerleyen süreçte diğer omzu da etkileyebiliyor. Zamanla kişiyi omuzla ilgili hiçbir hareketi yapamaz hale getiren bu sendrom ‘donuk omuz’ olarak adlandırılıyor. Dolayısıyla saçlarınızı tarayamıyor, yemek yiyemiyor, giyinemiyor, hatta düğme iliklerken bile zorluk çekiyorsanız, omzunuz donmuş olabilir! Omuz kapsülünün enflamasyonu ve kalınlaşmasıyla karakterize olan donuk omuz sendromu genellikle omzunu az veya hatalı kullanan kişilerde veya özellikle kontrolsüz diyabete bağlı kan şekeri yüksekliği nedeniyle 40- 60 yaş arasındaki kadınlarda daha sık görülüyor. Tedavi edilmezse 1-3 yıl içinde çoğunlukla kendiliğinden geriliyor. Ancak yaşam konforunu ciddi şekilde bozduğu için tedavi elzem oluyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Kerem Bilsel, günümüzde çeşitli tedavi seçenekleriyle hastaların sağlıklı bir omuza kavuşabildiklerine dikkat çekerek, “Tedavi süreleri ve günlük aktivitelere tam anlamıyla dönüş her uygulama için farklılık gösterse de cerrahi veya cerrahi dışı seçeneklerle ortalama 3-4 ay içerisinde rahatlama ve geri dönüş sağlanabiliyor. Tedavide önemli olan ve sürdürülmesi gereken nokta, hareket arkının açılmasını sağlayan fizik tedavi ve rehabilitasyona düzenli bir şekilde devam etmektir” diyor.

Prof. Dr. Kerem Bilsel
Genellikle sebebi bilinmese de…
Donuk omuz sendromunun en sık idiopatik, yani sebebi belli olmayan tipi görülüyor. Ayrıca omuz çevresinde oluşan yaralanmalara ve kırık sonrasında yapılan ameliyata veya omzu uzun süre hareketsiz tutmaya bağlı olarak da gelişebiliyor. Özellikle diyabet veya tiroit hastalıkları olanlar, kan şekeri ve tiroit hormonlarındaki kontrolsüz değişikliklere bağlı olarak donuk omzun gelişmesinde daha fazla risk taşıyorlar.
Üç aşamadan oluşuyor: Donma, katılaşma, çözülme
Prof. Dr. Kerem Bilsel, donuk omuz sendromunun donma, katılaşma ve çözülme olmak üzere üç aşamadan oluştuğunu belirterek, bu süreci şöyle anlatıyor:
Donma/ Enflamasyon fazı: Donma ve enflamasyon fazı ağrının en şiddetli yaşandığı dönemi oluşturuyor ve genellikle 2. ile 9. aylar arasında görülüyor. Omuzda oluşan ağrı hareket ve omzu zorlamayla daha da şiddetleniyor, hastayı geceleri de uyutmayacak boyutlara ulaşabiliyor.
Katılaşma fazı: Hastalığın 4. – 9. ayları arasında daha çok görülüyor. Hareket kısıtlılığının gittikçe arttığı, günlük basit aktivitelerin (giyinme, soyunma, yemek yeme ve saçları tarama gibi) zor yapıldığı dönemi oluşturuyor.
Çözülme fazı: Hareketlerin açılmaya başladığı çözülme fazı, sendromun 5. ila 26. aylarına denk gelen aralıkta görülüyor. Hastanın rahatladığı ve iyileşme gösterdiği dönemi ifade ediyor.

Fizik tedaviyle başarılı sonuçlar alınıyor
Donuk omuz tedavisinde hedef, hastanın ağrısını dindirmek ve günlük aktivitelerini rahat bir şekilde yapabilmesi için eklemlerin hareket açıklığına ulaşmasını sağlamak. Üç basamaktan oluşan tedaviye genellikle ilaçlar eşliğinde uygulanan fizik tedavi yöntemiyle başlanıyor ve sorun hastaların çoğunda cerrahi işleme gerek kalmadan gideriliyor. Prof. Dr. Kerem Bilsel, ilk basamak tedavisinin yeterli olmadığı durumlarda ayaktan tedavi seçenekleri olan 2. basamağa geçildiğini belirterek, “İlk seçenek, omuz eklem kapsülünün içine enflamasyonu engelleyici lokal kortizon enjeksiyon yapılması, ardından fizyoterapist eşliğinde kapsülü geren ve hareket açıklığı kazandıran fizyoterapi yönteminden oluşuyor. İkinci seçenek ultrason eşliğinde, lokal anesteziyle omuz bölgesinin ana siniri olan supraskapular sinirine lokal blokajı yapılarak, omuz eklemine hareket kazandırmaya çalışmaktır. Uygun dozajda ve sürede oral sistemik kortikosteroid tedavisi ile hastayı fizyoterapi eşliğinde takip etmek ise 3. seçeneği oluşturuyor” diyor.
Nadiren ameliyat gerekebiliyor
Donuk omuzda, ilk 8-10 ay içinde tedaviye yanıt alınamadığı durumda 3. basamak tedaviye geçiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Kerem Bilsel, ameliyathane koşullarında ve genel ya da bölgesel anestezi altında uygulanan bazı tedavileri şöyle özetliyor: “Örneğin, genel anestezi altında, artroskopik, yani kapalı cerrahi yöntemiyle omuz kapsülü radyofrekans yönteminden destek alınarak çepeçevre gevşetilebiliyor. Bu esnada, anestezi uzmanları tarafından hastaya, ameliyat sonrasında 2-3 gün kalacak olan omuz sinir blokajı ve kateteri uygulanabiliyor. Bu sayede, hasta ameliyatın ardından, kateterden yapılacak olan lokal anesteziyle erken hareket imkanı sağlayan egzersizlere başlatılabiliyor. Hasta 2-3 gün içinde taburcu olduktan sonra fizyoterapi merkezine yönlendiriliyor” Tedavinin 3. basamağındaki başka bir seçenek ise ameliyathane koşullarında ve yine bölgesel veya genel anestezi altında, cerrahi işlem yapmadan hastanın kolunu kapalı manipülasyonlar ile kontrollü bir şekilde açmak.
Bağışıklık sistemini ne zayıflatabiliyor!
Çocuklarda kansızlık (anemi), en sık görülen kan hastalıklarında ilk sırada yer alıyor. 6 ay ila 2 yaş arasındaki çocuklarda iştahsızlık, kilo alamama, ciltte solukluk, huzursuzluk, anneye aşırı düşkünlük, ağladıktan sonra nefessiz kalma veya anormal şeyler yeme gibi sorunlar, çocuklarda görülen aneminin en yaygın nedeni olan demir eksikliğine işaret edebiliyor.
Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Hematolojisi Uzmanı Prof. Dr. Aziz Polat, bu belirtilerin görülmesi halinde erken tanı için mutlaka hekime başvurulması gerektiğine dikkat çekerek, “Zira, küçük yaşta uzun süre demir eksikliği olan çocuklarda IQ seviyesinin yaşıtlarına göre birkaç puan düşük olduğu gösterilmiştir. Demir eksikliğinde vücudun bağışıklık sistemi de etkileniyor. Dolayısıyla kansızlık hem IQ seviyesini etkileyerek çocuğun okul başarısının düşmesine, hem de bağışıklık sistemini etkileyerek daha sık hastalanıp daha geç iyileşmesine neden oluyor. En yaygın nedeni demir eksikliği olsa da pek çok etken kansızlığa yol açabiliyor. Bu nedenle altta yatan etkenin zamanında teşhis ve tedavi edilmesi, çocuğun sağlıklı büyümesi ve gelişmesi için çok önemlidir” diyor.

Prof. Dr. Aziz Polat
En önemli anemi nedeni demir eksikliği
Çocuğun yaşına göre hemoglobin değerinin düşük olmasına ‘anemi’ denildiğini belirten Çocuk Hematolojisi Uzmanı Prof. Dr. Aziz Polat, bu hastalığın nedenini “Alyuvarların içinde bulunan hemoglobin vücuttaki tüm dokulara oksijen taşınmasını sağlıyor. Alyuvarların üretimi sırasında demire, Vitamin B12’ye ve folik asite ihtiyaç vardır. Bunların eksikliğinde alyuvar yapımı azalıyor ve kansızlık ortaya çıkıyor” diye anlatıyor. Çocuklarda anemi en sık 6 ay ile 2 yaş arasında görülüyor. Prof. Dr. Aziz Polat, çocuklarda bu dönemlerde en önemli anemi sebebinin demir eksikliği olduğunu belirterek, “Anne sütündeki demirin emiliminin çok iyi olması nedeniyle doğumdan itibaren emzirilen çocuklarda 6 aydan önce demir eksikliği görülmüyor” diyor. Demir eksikliğini önlemek için prematüre bebeklere 2. ayda, zamanında doğan bebeklere de 4. ayda başlayarak bir yaşına kadar demir damlası verildiğini belirten Prof. Dr. Aziz Polat, sözlerine şöyle devam ediyor: “Koruyucu damlaya rağmen demir eksikliği gelişen çocuklara ise daha yüksek dozda demir veriliyor. Bu nedenle tüm bebeklere 9-12. aylarda kan sayımı ile demir ve vitamin B12 düzeyi ölçümü yapılması tavsiye ediliyor”
Hatalı beslenme demir eksikliği riskini artırıyor
Ek gıdalara erken başlamak ve bir yaşından önce inek sütüyle beslemek bebeklerde demir eksikliği riskini artırıyor. Daha büyük yaşlardaki çocuklarda günde yarım litreden fazla inek sütü, çay, kahve ile gazlı gıdalar tüketmek de önerilmiyor. Ayrıca et, yumurta ve C vitamini içeren meyve ve sebzeleri az tüketmek de demir eksikliğine sebep olabiliyor. Bu nedenle kansızlığa karşı kırmızı et, karaciğer, dalak, yumurta sarısı, nohut, kuru fasulye, mercimek, ıspanak, karalahana, brokoli, domates, üzüm ile karadut pekmezi, hurma, antep fıstığı, kaju, kuru üzüm, kuru erik ve kuru kayısı gibi demirden zengin gıdalarla beslenmek büyük önem taşıyor.

Vitamin B12 eksikliğine dikkat!
Çocuklarda görülen aneminin bir diğer sebebinin vitamin B12 eksikliği olduğuna işaret eden Çocuk Hematolojisi Uzmanı Prof. Dr. Aziz Polat, “İlk aylarda bebekler B12 vitaminini annelerinden alıyorlar. Bu yüzden annelerin hem gebelikte, hem de emzirme döneminde beslenmelerine dikkat etmeleri, ihtiyaç varsa demir ve vitamin ilaçları kullanmaları bebek için çok önemlidir. Zira, erken çocukluk döneminde vitamin B12 eksikliği olursa anemiye ilave olarak çocuğun nörolojik gelişimi duraklıyor. Oturma, emekleme, yürüme, öğrenme ve beyin gelişim gecikmesi olabiliyor. Dolayısıyla vitamin B12 tedavisinin zamanında yapılması gerekiyor” diyor. Vitamin B12 eksikliği belirtileri “solukluk, iştahsızlık, çok uyuma, unutkanlık, konsantrasyon bozukluğu, baş dönmesi, denge bozukluğu, ağız içinde ve dilde çatlak, ağrı, kızarıklık, karın ağrısı, uzun süren ishal” olarak sıralanıyor. Bu çocukların vitamin B12 yönünden zengin olan kırmızı ve beyaz et, karaciğer, dalak, yumurta, süt, yoğurt, peynir, kefir, balık (somon, sardalya, alabalık, ton balığı, uskumru) gibi gıdalarla beslenmeleri tavsiye ediliyor.
Bu hastalıklar da anemiye yol açabiliyor!
Demir ve Vitamin B12 eksikliği dışında Akdeniz anemisi taşıyıcılığı ve hastalığı (talasemi), sarılıkla birlikte olan hemolitik anemiler, orak hücre anemisi ve kronik hastalık (böbrek, karaciğer, romatizmal, enfeksiyon) anemisi gibi etkenler de anemi nedeni olabiliyor. Lösemi hastalarında kemik iliğinin anormal hücrelerle kaplı olması sebebiyle alyuvar üretimi azaldığı için anemi oluşabiliyor. Ciltte solukluk, kemik ağrıları, ateş, burun ve diş eti kanamaları, vücutta morluk, boyunda bezelerin büyümesi gibi belirtiler görüldüğünde mutlaka çocuk hematoloji uzmanına başvurmak gerekiyor.
+90 544 455 22 63