Yazılar

Aşı olma konusunda istekliyiz

Aşı olma konusunda istekliyiz

Ipsos tarafından gerçekleştirilen Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması’nın 63 dönem verileriyle vatandaşların; aşı olmaya yönelik tutumları, bugüne kadar aşı olmamış bireylerin farkındalıklarının ne yönde ilerlediği, aşı hakkında olumlu / olumsuz düşünenlerin çevrelerini nasıl yönlendirdikleri, salgının ülkemiz için tehlike oluşturup / oluşturmadığı gibi görüş ve değerlendirmeleri​ mercek altına alındı.

BUGÜNE KADAR AŞI OLMAMIŞ BİREYLERİN %65’İ AŞI SIRASI GELDİĞİNDE AŞI OLMA NİYETİNDE.

Aşı olmayan kişilerin %65’i aşı olma niyetini belirtirken %16’sı aşı yaptırmayacağını, %19’u da aşı yaptırıp yaptırmayacağı konusunda kararsız olduklarını ifade ediyor… Aşı konusundaki bu tutumun temel nedeni aşı olup/olmama ile ilgili karasız olan bireylerin; yeni bir aşı olmasından dolayı gelecekte yaşanacak yan etkilerinin olma olasılığı…  Aşı karşıtı olanlar ise; belirtilen bu nedenin yanı sıra aşının koronavirüse karşı kendilerini korumayacağı inancını da aşı olmama sebebi olarak belirtiyor.

Ipsos Türkiye

HER 4 KİŞİDEN 3’Ü AŞI KONUSUNDA OLUMLU DÜŞÜNCEYE SAHİP Toplumun %76’sı bugüne kadar sırası gelip aşı olmuş ya da sırası geldiğinde aşı olacağını söylüyor. Salgınla mücadelede aşı olmanın önemi tüm sağlık kuruluşları / bilim adamları tarafından sürekli dile getirilirken toplumun %11’i aşı olmayacağını, %13’ü ise bu konuda net bir karar verememiş durumda.

Ipsos Türkiye

AŞI KONUSUNDA OLUMLU OLAN KİŞİLERİN %74’Ü ÇEVRELERİNE DE AŞI YAPTIRMALARINI ÖNERİYOR.

Ipsos’un yapmış olduğu araştırmada; bugüne kadar aşı olmuş ya da sırası geldiğinde aşı yaptıracağını söyleyen kişilerin %62’si çevrelerindeki kişilere de aşı yaptırmalarını öneriyor. Aşı karşıtlarının ise sadece %8’i öneride bulunduğunu söylerken,  %30’u çevresindeki kişilere aşı olmamaları konusunda ikna etmeye çalışmakta.

Ipsos Türkiye

KORONAVİRÜSÜN TÜRKİYE İÇİN CİDDİ BİR TEHLİKE OLUŞTURDUĞU DÜŞÜNCESİ AŞI YAPTIRMIŞ VEYA YAPTIRMA NİYETİNDE OLANLAR NEZDİNDE DAHA YÜKSEK Koronavirüsün Türkiye için tehdit oluşturduğu düşüncesi aşı konusunda olumlu olan kitle için daha baskın bir görüş. Bu kitledeki her 10 bireyin 8’i Koronavirüs’ün Türkiye için ciddi tehdit oluşturduğu düşüncesinde. Aşı karşıtlarının ise sadece %59’u bu görüşte…  %17’si ise Türkiye için bir tehdit oluşturmadığını düşünüyor.

Ipsos Türkiye

AŞI KONUSUNDA OLUMLU TUTUM İÇİNDE OLANLAR KENDİLERİ VE AİLELERİ İÇİN DE TEDİRGİN. Ülkemiz Türkiye için belirtildiği gibi; aşı olan ya da olma niyetinde olan bireyler Koronavirüs’ün kendileri ve aileleri için de ciddi bir tehdit oluşturduğu görüşünde. Aşı karşıtlarında ise tehdit algısı daha düşük seviyede ve hatta  %29’u tehdit oluşturmadığı inancında…

Ipsos Türkiye

KENDİLERİNİN YA DA AİLELERİNDEN BİRİNİN KORONAVİRÜSE YAKALANACAĞI ENDİŞESİ YİNE AŞI OLAN YA DA OLMA NİYETİNDE OLANBİREYLER NEZDİNDE DAHA YÜKSEK.  Bugüne kadar aşı olmuş ya da sırası geldiğinde aşı yaptıracağını söyleyen kişilerin %62’si kendilerinin ve ailelerinden birinin bu virüse yakalanacağı konusunda çok endişeli. Aşı karşıtlarında ise bu endişe düzeyi çok daha düşük… Sadece %39’u çok endişeli olduğunu belirtirken, %27’si ise bu konuda endişeli olmadığı söylüyor.

Ipsos Türkiye

HER NE KADAR ENDİŞE DÜZEYİ YÜKSEK TE OLSA AŞI KONUSUNDA OLUMLU TUTUM İÇİNDE OLANLAR GELECEK KONUSUNDA DAHA UMUTLU. Aşı konusunda olumlu düşünen bireylerin yaklaşık yarısı salgın konusunda zor günleri geride bıraktığımız inancında. Aşı karşıtlarının ise 1/3’ü daha olumlu düşünürken %45’i daha zor günlerin bizleri beklediği görüşünde. Aşı konusunda kararsız olanlar bu konuda da arada kalmış. 1/3’ü daha umutlu iken, 1/3’ü umutsuz diğer 1/3’ü ise bu konuda fikrinin olmadığını belirtiyor.

Ipsos Türkiye

Ipsos CEO’su Sidar Gedik verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu; Son haftalarda aşı kampanyası genç yaş gruplarına doğru hızla genişledi. Gerek yetkililer, gerek uzmanlar, kanaat önderleri, sanatçılar haklı aşı olmaya davet ediyorlar. Bu çağrı her dört vatandaştan üçünde karşılık buluyor. %13’lük bir kesim aşı yaptırma konusunda henüz emin değilken, %11’lik bir grup sırası geldiği halde aşı yaptırmamış veya sırası geldiğinde yaptırmayı düşünmediğini belirtiyor. Aşı yaptırmış veya sırası geldiğinde yaptıracak olanlar bu kararlarından daha emin görünüyorlar. Bu kesimdeki her dört kişiden üçü çevresine de aşı yaptırmalarını tavsiye ediyorlar. Emin olmayan grubun %80’nden fazlası bu konuda bir fikir belirtmemeyi tercih ediyor. Aşı yaptırmayan veya yaptırmayacak olan grup ise yine ağırlıklı olarak çevresine bir yönlendirme yapmaktan kaçınırken %30’u çevresine de aşı yaptırmamalarını tavsiye ediyorlar.

Sidar Gedik

Aşı olma veya olmama niyeti aslında bu konuya farklı yaklaşım içinde olan grupları ayırt etmemiz için bir ölçüt sağlıyor. Aşıya olumlu bakan kesimin çok daha endişeli olduğunu söylememiz lazım. Bu kesimdekiler içinde her on kişiden sekizi salgını Türkiye için ciddi bir tehlike olarak görürken aşıya yakın durmayan kesimde aynı fikirde olanların oranı on kişide altı. Kendileri ve aileleri için tehlike görüp görmediklerini sorduğumuzda aşıya olumlu bakanların %54’ü salgını ciddi bir tehlike olarak gördüğünü belirtirken, aşıya uzak duran kesimde bu oran %38’e kadar düşüyor. Kendisinin veya yakınlarından birinin koronavirüse yakalanmasından endişe edenlerin oranı aşıya olumlu bakanlarda %62 iken aşıya uzak duranlarda %39.

Tüm bunların sonunda aşıya uzak olan kesimin geleceğe dair daha iyimser olmasını bekleyebilirsiniz. Ama ilginçtir ki durum pek öyle değil. Önümüzde daha da zor günler olduğunu düşünenlerin oranı aşı taraftarlarında %30 iken aşı karşıtlarında %45, yani bir buçuk kat daha fazla. Aşı olmayanların aslında bu fikre kökten karşı olmadıklarını görüyoruz, aşıdan uzak durmalarının en öne çıkan nedeni uygulamadaki aşıların yeni olmalarından dolayı muhtemel yan etkilerinden çekiniyor olmaları.

Nihayetinde toplumun büyük kısmı aşı olmuş veya sırası geldiğinde olacaklar. Geri kalan kesimin aşı konusunda rahatlatılmaya, bilgilendirilmeye ihtiyacı olduğu görülüyor. Bu kesimin de güven duyduğu noktada aşı olmaya yaklaşacaklarını söylersek yanılmış olmalıyız.

Gençler, bıkkın, yılgın, endişeli ve yalnız!

Gençler, bıkkın, yılgın, endişeli ve yalnız!

Ipsos tarafından gerçekleştirilen Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması’nın 54. 57. dönem verileriyle vatandaşların; özellikle gençlerin ruh hali​​,​ toplumun geneline kıyasla incelendi.​ Beraberinde; salgınla ilgili haberler​e​ ulaşma durumları​​, alınan salgın tedbirler​in​e ilişkin yorumları​ ve ekonomi​ye yönelik​  görüş, ifade ve değerlendirmeleri​ mercek altına alındı.

GENÇLER DE GENEL KAMUOYU KADAR EKONOMİK KONULARDA ENDİŞE DUYUYOR. Koronavirüs Salgını ve Toplum araştırmasında Ipsos; salgınla ilgili toplumda endişe yaratabilecek konuları ele aldı. Salgının ülke ve kişisel ekonomiye olan ekonomik etkileri de bunlardan birisi. Vatandaşlar çok uzun zamandır ürün ve hizmet fiyatlarındaki artıştan endişe duyduğunu dile getiriyor, çok büyük bir kesim ay sonunda faturaları ödeyememekten de kaygılı. Gençler bu tablonun dışında değil. Daha üst yaş gruplarından vatandaşlarla aynı endişeleri paylaşıyorlar. Enflasyon ve borçlanma gençlerin de üzerinde durduğu konular.

Ipsos Türkiye

HER 10 GENÇTEN 5’İ ALINAN TEDBİRLERİN İŞE YARAYACAĞINI DÜŞÜNÜRKEN, 4’Ü AYNI FİKİRDE DEĞİL. Salgınla mücadelede alınan tedbirlere dair vatandaşların değerlendirmelerini düzenli olarak takip ededen Ipsos; 22 Nisan – 16 Mayıs tarihlerinde yaptığı 4 dönem çalışmada, vatandaşların %57’si tedbirlerin işe yarayacağını dile getirdi. Gençlerin bu konudaki değerlendirmeleri toplumun geneline paralel… Her 10 gençten 5’I tedbirlerin işe yarayacağı konusunda umutlu (%52). Öte yandan %40’lık bir kesim daha olumsuz bir değerlendirme yapıyor ve tedbirlerin işe yaramayacağını ifade ediyor.

Ipsos Türkiye

GENÇLER ARASINDA BIKKINLIK, KAFA KARIŞIKLIĞI VE YALNIZ HİSSETME TOPLUMUN GENELİNE KIYASLA DAHA YAYGIN.

Salgın başladığından bu yana toplumun geneline olumsuz duygular hakim oldu. İlk zamanlarda en yaygın hissedilen duygu endişe iken, zamanla bu duygu yerini yorgunluğa bıraktı. Bu süreçten gençler de oldukça olumsuz etkilendi. Gençlerin önemli bir bölümü (%56) toplumun genelinde olduğu gibi kendini yorgun hissediyor, endişe ise bir nebze daha düşük (%35). Öte yandan, bıkkınlık, kafa karışıklığı ve yalnızlık gençler arasında daha yaygın görülen duygular. Hem sürekli bireysel tedbir alma hali hem de eve kapanma gençlerde bıkkınlık duygusunu körüklüyor. Aslında sosyalleşmeyi en yoğun yaşayacakları dönemde gençlerin üçte birinin (%33) kendini yalnız hissediyor olması da gözden kaçmamalı.

Ipsos Türkiye

SOSYAL MEDYA VE İNTERNET HABER SİTELERİNDEN SALGINLA İLGİLİ HABERLER GENÇLERE DAHA ÇOK ULAŞIYOR. Salgın başladığından bu yana genel kamuoyunun salgınla ilgili birincil haber kaynağı televizyon oldu. Gençlerin haber kaynaklarını incelediğimizde ise genel kamuoyuna benzer şekilde TV’deki haber programları ilk sırada geliyor (%68). Ancak sosyal medya ve internet haber sitelerinin salgınla ilgili haber almak için kullanımı, gençler arasında çok daha yaygın. Sosyal medya %67 ile televizyon haber programlarının hemen arkasından geliyor.  Internet haber siteleri de %62 ile önemli bir paya sahip. Bu açıdan, salgınla ve özellikle aşıyla ilgili bilgilendirmelerin dijital mecralarda da aktif bir şekilde yürütülmesi önem teşkil ediyor. Gençlerin %48’i, kendi yakınlarını aşı yaptırmaları konusunda teşvik ederken, %47’si bu konuda fikir beyan etmiyor. Gençlere bu konuda ulaşmanın yolu sosyal medyada etkili ve doğru bir bilgilendirme yapmaktan geçiyor.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları iletti:  “Her yaş grubu kendi dinamikleri içinde yaşıyor salgını. Uzun zaman sokağa çıkma kısıtlaması uygulanan 18 yaş altı ve 65 yaş üstü vatandaşlar farklı bir deneyim yaşarken, risklere rağmen işe gitmek durumunda olan yaş grupları farklı bir süreç yaşadı/yaşamaya devam ediyor. Peki; 18-25 yaş grubundaki gençlerin salgın dönemine dair hissettikleri, düşündükleri 25 yaş üstündekilere kıyasla farklı mı? Gençlerin salgın gündemini dijital dünyadan takip ettiklerini tahmin etmek zor değil. Araştırmamız da bu tahminin isabetli olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle sosyal medya gençler için önemli bir bilgi kaynağı.

Toplum genelinde öne çıkan halin yorgunluk olduğunu daha önceki haftalarda belirtmiştik. Gençler arasında olumsuz duygular daha baskın. Kendisini yorgun hissedenlerin oranı daha fazla… Bıkkınlık, kafa karışıklığı ve özellikle de yalnızlık gibi hissiyatlar da gençler arasında toplumun geri kalanına kıyasla biraz daha yaygın. Salgının ileri yaş grupları için daha büyük risk oluşturmasından dolayı olsa gerek, gençler daha az endişe hissediyorlar, olumsuz duygular arasında gençlerin topluma kıyasla geride kaldığı tek istisna da bu.  Ürün ve hizmetlerdeki fiyat artışları, faturaları ödeyebilme gibi konularda gençler de en az toplumun geri kalanı kadar endişeli. Her on gençten dokuzu fiyat artışlarından, sekizi ise faturaları ödeyebilmekten endişeli.

Ipsos Türkiye

Tüm bu çerçevede, salgınla mücadele kapsamında alınan son tedbirlere dair gençler bir nebze daha kötümserler. Gençler de bu tedbirlere herkes kadar büyük oranda uyduklarını belirtiyorlar, ancak bu tedbirlerin salgını kontrol altına almakta fayda sağlayacağına dair inançları biraz daha zayıf.  Özetle gençlerin daha yorgun, bıkkın, kötümser olduklarını, mücadeleye inançlarının da daha düşük olduğunu tespit ettik. Bu olumsuz ruh halini, çok yoğun kullandıkları sosyal medya aracılığıyla da birbirlerine aktardıklarını, canlı tuttuklarını görüyoruz. 20 yaş üstü nüfusun tamamının Haziran ayı içinde aşılanacağı haberi bu nedenle ekstra önem taşıyor ” dedi.

 Kamuoyu tam kapanma istiyor

 Kamuoyu tam kapanma istiyor

Ipsos tarafından gerçekleştirilen Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasının 51. dönem verileriyle vatandaşların; kontrollü normalleşmeye, tam kapanmaya verdikleri destek düzeyleri, akşam sokağa çıkma yasaklarının devam etmesi, hafta sonu sokağa çıkma kısıtlamalarının tüm illerde uygulanmasına yönelik görüşleri, Ramazan ayında uygulanacak yasaklar ile beraberinde yeme içme yerlerinin kapanmasına yönelik değerlendirmelerine yer verildi.

KAMUOYU TAM KAPATMA UYGULANMASI GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYOR… Vaka ve ölüm sayılarının çok ciddi derecede artmasıyla birlikte kamuoyunda kapanma tartışmaları da başladı. Bu hafta hükümetin bu konuda bir karar alıp almayacağı merakla bekleniyor. Ipsos’un son dönem araştırmalarında tam kapanmaya yönelik kamuoyu desteğini anlamayı hedeflendi. Her 4 vatandaşın 3’ü salgınla mücadele kapsamında, en az 15 gün sürecek şekilde temel ihtiyaçlar dışında sokağa çıkma kısıtlaması diğer bir ifadeyle tam kapatma uygulamalı mı sorusuna evet cevabı verdiği görüldü.  Vatandaşlar; bu tür sert tedbirler alınmadan vaka artışının önüne geçilemeyeceği konusunda hemfikir. Bu beklenti ancak toplumda aşının yaygınlaştırılması ile kırılabilir.

 TOPLUMUN DÖRTTE ÜÇÜ RAMAZAN BOYUNCA HAFTASONLARI SOKAĞA ÇIKMA YASAĞINI DOĞRU BULUYOR… Ipsos; Ramazan ayında hafta sonları tüm Türkiye’de sokağa çıkma yasağı uygulanacağına ilişkin açıklamanın kamuoyu tarafından nasıl değerlendirildiğini araştırdı. Buna göre, vatandaşların %75’i Ramazan ayındaki bu uygulamaya destek verdiğini ifade ediyor. Uygulamayı yanlış bulduğunu söyleyenlerin oranı %18 düzeyinde. Hafta sonu yasaklarının tüm Türkiye’de uygulanması gerektiğini ifade edenlerin Ramazan ayında bu beklentilerinin karşılandığı anlaşılıyor.

 HAFTASONU SOKAĞA ÇIKMA KISITLAMASININ GENİŞLETİLMESİ DESTEK GÖRÜYOR, HATTA ÖNEMLİ BİR KESİM TÜM İLLERDE UYGULANMASI GEREKTİĞİNİ SAVUNUYOR. Hafta sonu sokağa çıkma kısıtlamaları daha fazla destek görüyor. %40’lık kesim, çok yüksek riskli illerde yasağın Cumartesi gününü de kapsayacak şekilde genişletilmesi kararını olumlu buluyor. Buna ilaveten, %35’lik kesim bu yasağı yeterli bulmadığını tüm illeri kapsayacak şekilde genişletilmesi gerektiğini ifade ediyor. Diğer bir ifadeyle %75 hafta sonu sokağa çıkma yasaklarına destek veriyor. Sadece %7 gibi bir azınlık, hafta sonu uygulamasına tümüyle karşı çıkıyor.

YEME-İÇME YERLERİNE YÖNELİK SON DÜZENLEME VATANDAŞLARIN YARISINDAN FAZLASINDAN DESTEK GÖRÜYOR.  29 Mart tarihinde yapılan açıklamaya göre yeme-içme alanında faaliyet gösteren işletmeler tüm illerde %50 kapasite ve belirlenen kurallar çerçevesinde çalışabilecek. Ancak bu durum, Ramazan ayı için geçerli değil. Ramazan ayında müşterilerin bu işletmelere gidip

hizmet almaları mümkün olmayacak sadece paket servis hizmeti sunulacak. Bu iki karar, %65 ve %62 ile vatandaşlar tarafından destek görüyor. Ramazan boyunca paket servis uygulamasına toplumun üçte birinin karşı çıktığını not etmek gerekir.

 KONTROLLÜ NORMALLEŞME UYGULAMASINA DESTEK DÜZEYİ %35’E KADAR GERİLEDİ…  Araştırmanın saha çalışmalarının gerçekleştirildiği 2-7 Nisan tarihlerinde günlük vaka sayısı ortalama 46 bin civarındaydı… Vaka sayılarındaki bu ciddi artış, normalleşme uygulamasına yönelik kamuoyu desteğini ciddi derecede azaltmış gözüküyor. Uygulamanın başladığı ilk hafta toplumun yarısı (%50) normalleşmeyi doğru bulduğunu belirtirken, bugün oran %35’e kadar gerilemiş durumda. Normalleşmeyi yanlış bulanlarla doğru bulanlar arasındaki fark da açılmaya başladı. Normalleşmeyi yanlış bulanların oranı %49’a kadar çıktı. Vatandaşların daha sıkı tedbirler beklediğini söylemek yanlış olmaz.

HER 10 KİŞİDEN 6’SI HAFTAİÇİ AKŞAM SOKAĞA ÇIKMA YASAKLARININ DEVAM ETMESİNE ONAY VERİYOR… Hafta içi sokağa çıkma kısıtlamasına devam etme kararı toplumun yarısından fazlasında (%60) olumlu yönde karşılık buluyor. Öte yandan üçte birlik kesim hafta içi akşam kısıtlamalarının devam etmesine olumlu yaklaşmıyor..

 

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları iletti: Kademeli normalleşmenin yeniden başladığı 1 ay içinde günlük Covid-19 vaka sayılarının 4 katına çıkmış durumda, son 1 ay içinde 1 milyona yakın vatandaşımıza Covid-19 pozitif teşhisi kondu. Mevcut halde uygulanan tedbirlere destek var ancak bu gidişat tüm toplumda daha sıkı tedbir beklentisi oluşturmuş halde. Her on kişiden altısı hali hazırdaki akşamları sokağa çıkma kısıtlamasına taraftar. Keza yeme-içme mekanlarının ancak düşük kapasite ile hizmet vermesi de benzer oranda destek buluyor.

Öte yandan normalleşmeye destek %50’de %35’e geriledi. Ramazan ayı boyunca tedbirlerin sıkılaştırılacağı açıklanmıştı, tüm Ramazan boyunca hafta sonu sokağa çıkma kısıtlamasını doğru bulanların oranı ise %75. Daha kapsamlı bir karantina fikri de toplumda büyük destek buluyor. Vatandaşların %76’sı “En az 15 gün sürecek şekilde temel ihtiyaçlar dışında sokağa çıkma kısıtlaması diğer bir ifadeyle tam kapatma uygulanmalı mı?” sorumuza evet yanıtını veriyorlar.

Sayın Sağlık Bakanımız son açıklamasında hedefin Haziran sonuna kadar 40 yaş üstü vatandaşların aşılanmasını tamamlamak olduğunu belirtti. 40 yaş da dahil olmak üzere bu yaş grubunda TÜİK verilerine göre yaklaşık 32.5 milyon kişi bulunuyor. Bu da tüm nüfusumuzun yaklaşık %39’unu oluşturuyor. Bilim insanlarının toplum bağışıklığı için belirttikleri oran ise %70. Sağlık çalışanları gibi öncelikli gruplarda aşılama yapıldığını biliyoruz. Ancak yine de %70 oranına ulaşabilmek için 40 yaş üstüne ek olarak 20 milyondan fazla vatandaşımızı aşılamalıyız. Bu veriler ışığında toplum bağışıklığı seviyesine yaz sonundan önce ulaşmamızın kolay olmadığını söyleyebiliriz. Özetle aşı süreci biraz daha zaman alacak ve bu süre zarfında hem kapsamlı-etkin bir kapanma ve bireysel korunma çok kritik. Aşılama devam ederken gerek psikolojik olarak, gerekse ekonomik olarak ne kadar güç olsa da yeniden evde kalmaya başlamalıyız. Vatandaşlar olarak bu savaşta elimizdeki silahlar izolasyon, maske-mesafe-temizlik.” Dedi.

Yeme-içme mekanları kurallara uyuyor mu?

Yeme-içme mekanları kurallara uyuyor mu?

Ipsos tarafından gerçekleştirilen Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasının 48. dönem verileriyle vatandaşların; kontrollü normalleşmeye desteği, yeme- içme mekanlarının yeniden açılmasına ilişkin değerlendirmeleri, ziyaret oranları ve beraberinde bu mekanlarda kuralların uygulanmasına dair değerlendirmelerine yer verildi

YEME-İÇME MEKANLARINDA KURALLARA UYULMADIĞINI DÜŞÜNENLERİN SAYISI DAHA FAZLA… Ipsos’un gerçekleştirdiği araştırma; yeme-içme mekanlarında kurallara uyulma konusunda olumlu bir resim çizmiyor… Vatandaşların %44’ü bu işletmelerde kurallara uyulmadığını ifade ederken, tersini düşünenlerin oranı %32 ile sınırlı kalıyor. Bu durumun etkilerinin önümüzdeki günlerde yakından hissedilmesi olası olarak değerlendiriliyor.

VATANDAŞLARIN YEME-İÇME MEKANLARININ YENİDEN AÇILMASINA İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERİ BİR ÖNCEKİ HAFTAYLA BENZER. Yeme-içme mekanlarına dair düzenlemeye destek düzeyinde 5 puanlık bir düşüş olsa da henüz bu düşüş istatistiki olarak anlamlı değil. Ancak; önümüzdeki haftalarda bu düşüş eğiliminin devam edip etmediğini yakından takip etmek gerekiyor. Normalleşmenin ikinci haftasında, yeme-içme mekanlarının açılmasını destekleyenlerin oranı kapasite ve saat sınırlamasının kaldırılması gerektiğini düşünenlerle birlikte %62. Toplumun dörtte biri ise yeme-içme mekanlarının şu anda açılmaması gerektiğini savunuyor.

YAKLAŞIK HER 5 KİŞİDEN 1’İ YENİDEN FAALİYETE BAŞLAYAN YEME-İÇME MEKANLARINA GİTMİŞ. Vatandaşların %18’i normalleşme sürecinin ilk haftasında yeme-içme mekanlarına gittiğini ifade ediyor. Bu oran erkekler arasında (%22) kadınlara (%15) kıyasla daha yüksek. Yaş gruplarına göre incelendiğinde, gençlerin yeme-içme mekanlarına gitme eğiliminin yüksek olduğu tespit ediliyor. 18-25 yaş grubundan her 3 gençten birisi (%32), ilk hafta yeme-içme mekanlarına gitmiş. Salgından önce bu işletmelere gitme sıklığının da bu davranışta etkili olduğu görülüyor. Örneğin; salgından önce yeme-içme mekanlarına sıklıkla veya bazen gittiğini ifade edenlerin %23’ü normalleşmenin başlamasıyla beraber bu işletmelere gittiğini beyan ediyor. Toplumun beşte biri ise henüz gitmediğini ancak yakın zamanda gitmeyi düşündüğünü dile getiriyor. Çoğunluğun ise yakın zamanda böyle bir niyeti yok. Her ne kadar yeme-içme mekanlarının çok dolu olduğuna dair haberlerle karşı karşıya gelsek de henüz toplumun büyük kesiminin aslında halen temkinli olduğu ortaya çıkıyor denilebilir.

KONTROLLÜ NORMALLEŞME UYGULAMASINA YÖNELİK KAMUOYU DESTEĞİNDE 6 PUANLIK DÜŞÜŞ VAR. Ipsos bu araştırmasında; 2 Mart 2021 tarihinde başlayan kontrollü normalleşmeye yönelik kamuoyunun değerlendirmelerini almaya devam ediyor. İlk hafta yapılan değerlendirmelerde, toplumun yarısı (%50) bu kararı desteklerken, üçte birinden fazlası (%37) yanlış bulduğunu ifade etmişti. İkinci haftanın değerlendirmelerine bakıldığında, kamuoyu desteğinde kısmi bir düşüş görülüyor.  Vaka sayılarında artışın yanı sıra bu süreçte hem işletmelerin hem de vatandaşların kurallara yeteri kadar uymadıklarına dair görüşlerin bunda bir etkisi olabilir. İkinci hafta normalleşme kararını doğru (%44) ve yanlış bulanların (%43) oranı arasındaki fark kapandı.

 Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili değerlendirmesinde: Vaka sayılarındaki artış, normalleşmeye dair ilk düşünceleri etkiledi. İlk hafta tedbirlerin gevşetilmesine destek oranı %50 iken, takip eden haftada %44’e geriledi. Gevşemeyi doğru bulanlar ile yanlış bulanların oranı eşitlendi. Benzer trendi, yeme-içme mekanlarının kısmen hizmet vermeye başlaması konusunda da görüyoruz.  Mevcut gevşemeyi destekleyenlerin oranı  %55’den %50’ye düştü. Hiç açılmamalıydı diyenlerde artış var. Sadece üçte birlik bir kesim bu mekanlarda salgınla mücadele kurallarına uyulduğunu düşünüyor. Vatandaşların %61’i mevcut tabloda restoran-kafe gibi mekanlara gitmediğini, gitmeyi de düşünmediğini ifade ediyor. Vaka sayılarındaki artışa sokakların, mekanların özellikle güzel havalarda dolup taşması eklenince endişelenmemek zor. Önümüzdeki haftalarda bazı illerde tedbirlerin yeniden sıkılaştığını görürsek şaşırmamalıyız.” dedi.

VATANDAŞLARIN SADECE DÖRTTE BİRİ YEME-İÇME MEKANLARININ AÇILMASINA KARŞI ÇIKIYOR

VATANDAŞLARIN SADECE DÖRTTE BİRİ YEME-İÇME MEKANLARININ AÇILMASINA KARŞI ÇIKIYOR

 Ipsos tarafından gerçekleştirilen Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasının 47. dönem verileriyle vatandaşların; kontrollü normalleşme sürecinde belirli yaş gruplarına yönelik getirilen yeni düzenlemeler, eğitim alanında alınan yeni kararlara ilişkin kamuoyundaki görüş birliğine yönelik tutumlar ve yeme içme mekanlarının açılımına dair görüşler, ifadeler incelendi.

VATANDAŞLARIN SADECE DÖRTTE BİRİ YEME-İÇME MEKANLARININ AÇILMASINA KARŞI ÇIKIYOR.

Mart başında salgın ile mücadelede yeni bir dönem başladı, yeni bir kontrollü normalleşme dönemi. Bu kapsamda bazı tedbirlerin gevşetilmesi söz konusu oldu. Bir yandan ekonomik ve psikolojik ihtiyaçlar, bir yandan da aşılama böyle bir normalleşme beklentisi oluşturmuştu. Nitekim her iki vatandaştan biri açıklanan normalleşme uygulamasını doğru buluyor. Restoran ve kafelerin sınırlamalar ile açılması da doğru bulunuyor. Bu konuda da yine sınırsız şekilde açılmalı diyenler de dahil edildiğinde gevşeme taraftarları %69’a varıyor. %23 ise henüz hiç açılmamalıydı diyor.

 

 HER İKİ VATANDAŞTAN BİRİSİ BELİRLİ YAŞ GRUPLARINA YÖNELİK YENİ DÜZENLEMEYİ DOĞRU BULUYOR. 20 yaş altı ve 65 yaş üstü bireyler için uygulanan sokağa çıkma kısıtlamasının gevşetilmesi doğru bulunuyor, tamamen kaldırılması gerekenleri de dahil edildiğinde yaklaşık her üç vatandaştan ikisi için bu tedbir artık fazla geliyor. Ancak yine üçte ikilik bir kesim, hafta içi 21:00 sonrasında sokağa çıkma kısıtlamasının devam etmesi taraftarı. Yani gün içi saatler için yaş gruplarında gevşeme olsun ancak saat 21:00 sonrasında evlerimizde kalmaya da devam edelim deniliyor.

HER İKİ VATANDAŞTAN BİRİSİ BELİRLİ YAŞ GRUPLARINA YÖNELİK YENİ DÜZENLEMEYİ DOĞRU BULUYOR.  Başlıklar arasında küçük farklar olmak ile birlikte %25 ile %35 arası bir kitle normalleşme için henüz erken olduğu düşüncesinde. Son günlerde günlük vaka sayılarının yeniden artmış olması doğal olarak bir endişe yaratıyor.

EĞİTİMDEKİ DÜZENLEMEYE İLİŞKİN KAMUOYUNDA GÖRÜŞ BİRLİĞİ YOK… Okulların kısmen yüz yüze eğitime geri dönmüş olması destek buluyor. Yüz yüze eğitim sınırlamasız olarak başlamalı diyenler de dahil edildiğinde yüz yüze eğitimi destekleyenlerin oranı %55 civarında denilebilir. Bu konuda da erken olduğunu düşünen, tamamen uzaktan eğitime devam edilmeli diyenler de %30-35 civarında.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik yukarıda belirtilen değerlendirmelerine ek olarak: İstanbul, yüz bin kişi başına düşen vaka sayısında önceki haftaya kıyasla artış yaşayan şehirlerimizden biriydi. İstanbul’da yaşayanların normalleşme dönemini desteklediğini 13 Mart Cumartesi günü oluşan olağanüstü araç trafiğine, mekanların önünde oluşan kuyruklara tanık olarak şahsen gözlemledim. Güzel havanın da etkisi ile oluşan bu muazzam talep karşısında %50 kapasite uygulamasına sadık kalmak işletmeciler açısından da hiç kolay olmamıştır diye düşünüyorum. Umarım endişeli olan, normalleşme için erken olduğunu düşünen kesim haklı çıkmaz. Çünkü açıkçası her ne kadar normalleşmek isteyenlerden biri olsam da Cumartesi günü ben de endişelendim.” dedi.

 

Kadına şiddet salgın sonrası çözülmesi gereken en öncelikli sorun

Kadına şiddet salgın sonrası çözülmesi gereken en öncelikli sorun

Ipsos tarafından gerçekleştirilen üç önemli araştırmadan derlenen verilerle dünya kadınlar günü özel dosyası hazırlandı. Dosyada; pandemide kadınların artan sorumlulukları, bu duruma yönelik duygu ve düşünceleri, eşitsizlik konuları ile kadına yönelik şiddet başlığının salgın sonrası iyileştirilmesi gereken en önemli sorun olduğuna dair iletilen değerIendirmeler incelendi.

 Kadına Yönelik Şiddet, Salgın Sonrası Dönemde Türkiye’de İyileştirilmesi Gereken En Öncelikli Sorun…

Ipsos’un gerçekleştirdiği küresel araştırmada; Türkiye’de koronavirüs salgınından sonra uygulanacak iyileşme/kalkınma programında kadınların karşılaştığı hangi sorunlara öncelikli odaklanılmalıdır sorusu yöneltildi… Alınan yanıtlarda şiddet ve istismara maruz kalan kadın ve kız çocuklarına daha fazla destek (Türkiye: %56) ve daha esnek çalışma uygulamaları (Türkiye %41) öncelik verilmesi gereken programlar olarak görülmektedir.

Salgin Sona Erdiğinde Kadınların Erkeklerle Daha Eşit Olacağına Dair Bir Beklenti Yok.

Ipsos’un araştırmasında; Türkiye’de önümüzdeki yıl koronavirüs salgını sona erdiğinde, kadınların erkeklerle daha eşit hale geleceğini mi, kadınların erkeklerden daha az eşit olacağını mı yoksa salgından önceki gibi mi olacağına yönelik yöneltilen sorulara verilen yanılar da değerlendirildi. Türkiye’de dünya ortalamasına benzer şekilde, salgın sona erdikten sonra kadın-erkek eşitliğinin salgın öncesi haline döneceğini düşünenlerin oranı daha yüksek (%41). Diğer bir ifadeyle, daha eşitlikçi bir yakın gelecek beklentisi olmadığı görüldü.

Hemen Hemen Her Konuda Kadınlar Pandemi Döneminde Erkeklere Göre Daha Fazla Zorlanıyor.

Covid-19 salgını nedeniyle toplumda bulunan bireylere; çocuk bakımı,  aile baskısı, stres, iş ve yaşam dengesini kurmakta zorlanmak, iş güvenliği, mesai saatleri dışında çalışma yanı sıra evde ofis kurulumu gibi pek çok konuda sorular iletildi. Alınan yanıtlar incelendiğinde; kadınların, COVID-19 salgını nedeniyle iş güvenlikleri konusunda endişeli oldukları görüldü. Ayrıca; iş rutinleri ve organizasyondaki değişikliklerden dolayı stres yaşadıkları belirlendi. Hemen hemen her konuda kadınlar pandemi döneminde erkeklere göre daha fazla zorlanıyor denilebilir.

Salgin Kadınların Ev İçi ve Çocuk Bakımı Sorumluluklarını Daha Da Arttırmış…

Ipsos araştırmasında bireylere; salgın öncesi dönemle şimdiki dönemde hayatlarında bir değişim oldu mu? Aynı kalıp kalmadığı, eğer bir değişim gerçekleştiyse nasıl bir değişim yaşandığına dair çeşitli sorular yöneltildi. Yaşamlarına dair alınan yanıtlarda; salgında hem kadınların, hem de erkeklerin hane içi sorumluluklara ve çocuklara ayırdıkları süre artmış olduğu rakamlarla izlendi. Ancak; ülkemizde ev işlerinde ve çocuk bakımında ana sorumluluk zaten kadınlar da olduğu için kadınların salgın döneminde daha da ağır yük altına girdiklerini söylemek mümkün.

Kadınlar, Erkeklere Kıyasla Daha Fazla Yorgun, Üzgün ve Bıkkın. Bireylere; son günlerde kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Gün boyunca en yoğun yaşadığınız duygu ve diğer duygular nelerdir sorusu yöneltildi. Toplumun ruh halini daha çok “olumsuz” olarak tanımlanabilecek duygular oluşturuyor. Bu durum hem kadın hem erkekler için geçerli olmakla birlikte gün içinde yorgun, bıkkın ve üzgün hissettiğini söyleyen kadınların oranı erkeklere kıyasla daha yüksek olduğu ortaya çıktı.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili değerlendirmesinde şunları iletti:

“Bugün Dünya Kadınlar Günü; kadınların tüm haklarını eksiksiz elde edecekleri, kadın emeğinin eşit değere kavuştuğu bir gelecek olması umuduyla tüm kadınların 8 Mart’ını kutlamak isterim. Biliyorsunuz salgının toplum üzerindeki etkilerini düzenli olarak takip ediyoruz, yaşanan felaketin kadınlar üzerindeki etkisine eğildiğimizde ise çok daha zorlu bir tablo görüyoruz. Kadınlar salgın süreci içinde çok büyük yük altında kalmış durumdalar. Ülkemizde kendini yorgun, bıkkın hisseden kadınların oranı erkeklere kıyasla 1.5 kat fazla. Çalışanlar bazında baktığımızda işe ayrılan sürenin arttığını belirtenlerde kadın-erkek oranları birbirine yakın. Ancak kadınlar işlerine en az erkekler kadar daha fazla zaman ayırmak durumunda kalırken bir yandan da ev işlerine, yemek yapmaya ve çocuğa daha fazla zaman ayırmak zorunda kalıyorlar. Ev işlerine, yemek yapmaya ayırdığı sürenin arttığını belirten kadınların oranı da erkeklere kıyasla yine 1.5 kat fazla. Bu tablonun sadece ülkemiz için geçerli olduğunu düşünmeyelim. 28 ülkede gerçekleştirdiğimiz araştırma sonuçlarına göre Covid-19 salgını nedeni ile bu ülkelerde de kadınların yaşamı erkeklere kıyasla çok daha olumsuz etkilenmiş halde. Çocuk bakım sorumluluğu, iş-hayat dengesi, iş güvencesi gibi konularda kadınlar erkeklere kıyasla çok daha negatif etkilendiklerini belirtiyorlar.

İşin can sıkıcı tarafı ise salgın sonrasında kadın ve erkeğin daha eşit olacağına dair inanç da yok. Ülkeler ortalamasında salgın sonrasına dair olarak öne çıkan beklentiler uzaktan/esnek çalışma düzeni ve elbette şiddete/tacize maruz kalan kadınlara daha fazla destek. Özellikle şiddet mağdurlarına destek konusunda Türkiye’deki beklenti diğer ülkelere nazaran çok daha yüksek…Kadına şiddetin son bulması, kadının bağımsız bir birey olmasına olanak sağlanması, kadını ve çocuğu koruyucu yasal düzenlemelerin mevcut olması ve şiddet uygulayanların tamamının amasız, fakatsız en ağır şekilde cezalandırılması ile mümkün. Kadına şiddetin yeni örneklerinin medyada yer bulduğu bir hafta sonunu yaşadık, bu konjonktürde ülkemizdeki kadınların bu beklentisi çok daha anlamlı geliyor.”

Vatandaş normalleşmeye destek veriyor

Vatandaş normalleşmeye destek veriyor

Ipsos tarafından gerçekleştirilen Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasının 45. dönem verileriyle vatandaşların; Covid-19’un etkilerine, yaşanan mutasyon örneklerinin bu sıkıntılı süreci ne yönde değiştireceğine, sokağa çıkma kısıtlamalarına ve normalleşme kararlarına yönelik tutum ve davranışları irdelendi.

Normalleşme Planına Yönelik Kamuoyu Desteği %58.

Ipsos’un gerçekleştirdiği araştırmada; vatandaşlara illerin risk açısından sınıflandırılması ve buna göre Mart ayı başında kademeli olarak normalleşme sürecinin başlaması konusunda görüşleri soruldu.  Bu karara destek verenlerin oranı vermeyenlerden yüksek oldu. Her 10 vatandaştan yaklaşık 6’sı destek verirken, vatandaşların dörtte biri bu karara karşı çıktığı görüldü. Toplumda normalleşme konusunda bir beklenti olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ancak; henüz bu beklenti büyük çoğunluğu kapsamıyor… 

Yeme-İçme Mekanlarının Açılmasına Dair Kamuoyunda Beklenti Var.

Kasım ayından itibaren salgınla mücadele kapsamında, restoran, kafe, lokanta gibi yeme ­içme yerlerinin faaliyetleri kısıtlı bir şekilde devam ediyor, sadece paket servis veya gel-al sistemi ile çalışmalarına izin veriliyor.  Mart ayında normalleşmenin başlayacağına dair açıklamalar bu işletmelerin durumunun ne olacağına dair soruları da beraberinde getirdi. Vatandaşların %80’i bu işletmelerin tekrar faaliyetlerine başlaması gerektiğini düşünüyor.  Burada temel beklenti, müşteri sayısı kapasitesi, oturma süresi gibi yeni kısıtlamalar uygulanarak bu işletmelerin açılması yönünde. 

 Büyük Çoğunluk, Vatandaşların Sokağa Çıkma Kısıtlamalarına Tam Olarak Uymadığını Düşünüyor. Kasım ayında sokağa çıkma kısıtlamalarının başlamasının üzerinden 3 ay geçti. Son haftalarda vatandaşların sokağa çıkma kısıtlamalarına uymadığına dair görüntüler hem televizyon ekranlarında hem de sosyal medyada çokça konuşulur oldu. Ipsos da son dönem çalışmasında; araştırmaya katılan bireylerden vatandaşların sokağa çıkma kısıtlamalarına ne kadar uyduklarını değerlendirmelerini istedi. Buna göre tablo pek iç açıcı değil. Vatandaşların bu kısıtlamalara tümüyle uyduğunu düşünenlerin oranı sadece %6. Vatandaşların kısmen uyduğunu belirtenler %53 iken, hiç uymadığını söyleyenler %37 düzeyinde. Diğer bir ifadeyle, her ne kadar sokağa çıkma kısıtlamaları devam etse de vatandaşların bu kısıtlamaları esnettiği görüşü hakim.

Varyantın Salgının Çok Daha Uzun Sürmesine Neden Olacağı Görüşü Hakim. Aşının bulunması ve birçok ülkede aşılama çalışmalarının başlaması salgının sona ermesi konusunda beklentileri güçlendirse de yeni varyantların ortaya çıkması bir o kadar kafa karıştırıcı. Aşıların bu varyantlar üzerinde ne düzeyde etkili olduğu da ayrı bir tartışma konusu. Genel kamuoyunun büyük çoğunluğu yeni varyantların salgının çok daha uzun sürmesine yol açacağını düşünüyor (%62). Çok uzun olmasa dahi salgının süresini biraz arttıracağını ifade edenler ise toplumun dörtte birini oluşturuyor. 

Toplumun Yarısı Son 1 Haftada Salgının Etkilerinin Aynı Şekilde Hissedildiğini İfade ediyor…   Ipsos verilerine bakıldığında Ekim-Kasım aylarında toplumun çok küçük bir kesimi salgının ülkemiz üzerindeki etkileri konusunda iyimser hissediyordu. Hatta iyimser hissedenlerin oranı vaka sayılarının çok yüksek olduğu Kasım ortasında %4’e kadar düşmüştü. Vaka sayılarındaki düşüşle beraber iyimser hissedenlerin oranı da yavaş yavaş artış gösterdi. Yeni bir yıla başlangıç yaparken vatandaşların önemli bir kesimi önümüzdeki döneme dair umutlu hissettiğini belirtiyordu. Ocak ayında bu olumlu havanın da etkisiyle beraber salgının ülkemiz üzerindeki etkileri konusunda iyimser hissettiğini söyleyenlerin oranı %50 seviyelerine kadar çıktı. Son dönemde ise bu oran  %37 olarak gerçekleşti. Vatandaşların yarısı ise bu konuda aynı hissettiğini ifade ediyor…

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili değerlendirmesinde: Salgın ile mücadelede yol ayrımları yaşadık, yaşıyoruz. Geçen yaz başındaki normalleşme, sonrasında sonbahardaki yeniden kapanma tedbirleri gibi… Son günlerde de yine normalleşme ihtiyacı ile tedbirlerin devam etmesi fikirleri çokça tartışılıyor, yine bir karar noktasına geldik gibi görünüyor. Normalleşme ihtiyacı derken, her iki kişiden biri için salgının etkilerinde bir değişim söz konusu değil. Muhtemel bir mutasyonun salgının daha uzun sürmesine yol açacağını düşünenler büyük bir çoğunluk oluşturuyor.

Ancak yine de temkinli bir şekilde normalleşme adımlarının atılması gerektiği düşünülüyor. Her on kişiden altısı, salgın tedbirlerinin illerde vaka yoğunluklarına göre kademeli olarak gevşetilmesi fikrini doğru buluyor. Ve toplumun %80’i restoran ve kafelerin açılması taraftarı. Diğer yandan mevcut durumda toplumun sadece %6’sının sokağa çıkma kısıtlamalarına tamamen uyduğunu düşünüyoruz. Yani mevcut kısıtlamalara gerektiği gibi uymadığımız fikrindeyiz. Evet normalleşmeye maddi-manevi ihtiyaç var, bu kesin, ancak her ne kadar günlük kayıp sayılarında büyük artış gözlemlenmiyorsa da son haftalarda günlük vaka sayılarında kayda değer artış oldu. Salgınla mücadelemizde, normalleşmeye geçmemizi gerektiren gerçek bir kazanım olduğundan emin miyiz? Bilim kurulunun ve yetkililerin önlerindeki dilemma işte bu..” dedi.  

İnternetsiz bir hayatı düşünemiyoruz

İnternetsiz bir hayatı düşünemiyoruz

Ipsos tarafından gerçekleştirilen Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasının 44. dönem verileriyle; vatandaşların salgınla beraber İnternet kullanımları, görüntülü görüşmeler, dijital alışverişleri izlendi.  Ayrıca; zorunlu olmayan ihtiyaçlar için dışarı çıkma trendine bakıldı.

TOPLUMUN YARISINA YAKINI İNTERNETSİZ BİR HAYAT DÜŞÜNEMİYOR.  Salgının günlük hayatın birçok alanında davranış değişikliğine yol açtığı görüldü. Henüz toplumsal veya bireysel değerlere ne kadar etkide bulunduğunu söylemek için erken olsa da pandeminin tutumları şekillendirdiği aşikar. Ipsos’un son dönem araştırmasında;  internetin vatandaşlar için ne kadar önemli olduğunu anlamaya yönelik bir soru yöneltildi.  Buna göre toplumun neredeyse yarısı (%46) internetsiz bir hayatı düşünemiyor. Bu oran yükseköğretim mezunları arasında daha yüksek (%57). Öte yandan ilköğretim ve altı eğitim seviyesine sahip bireyler arasında da interneti vazgeçilmez olarak görenlerin oranının yüksek olduğunun altını çizmek gerekir (%45).

SALGINLA BERABER HER İKİ VATANDAŞTAN BİRİSİNİN INTERNET KULLANIMI CİDDİ DERECEDE ARTMIŞ. Ipsos verilerine bakıldığında; salgın nedeniyle evde geçirilen sürenin ciddi bir şekilde artmasıyla beraber, ev içinde yapılan faaliyetlerin de bundan etkilendiği görülüyor. Hem internet kullanan hanelerin sayısında artış olduğu, hem de bireylerin internet kullanmaya ayırdıkları sürenin arttığı ilgi çekici sonuçlardan… Vatandaşların yarısı salgın başladığından bu yana genel olarak internet kullanımlarının ciddi derecede arttığını ifade ederken (%50), dörtte birinin ise internet kullanımı kısmen artış göstermiş (%28).  

 ÇALIŞANLARIN YARISI İŞ AMAÇLI GÖRÜNTÜLÜ GÖRÜŞMEYİ DAHA FAZLA YAPTIKLARINI BELİRTİYOR.

Aile, akraba ve arkadaşlar ile yüz yüze görüşememek bu döneme damgasını vurdu ancak internet sayesinde bireyler yakınlarıyla görüntülü görüşebildi. Bireylerin dörtte üçü bu dönemde daha fazla kişisel amaçlı görüntülü görüşme yaptıklarını ifade ediyor. Çalışanların %41’i yine salgın başladığından bu yana iş amaçlı video konferansı daha fazla yapıyor. Önümüzdeki dönemde özellikle büyükşehirlerde yüz yüze toplantı yerine video konferans yapma eğiliminin devam edip etmeyeceği merak konusu.

BİREYLERİN ÜÇTE BİRİ İÇİN ONLINE ALIŞVERİŞ YAPMA SALGIN BAŞLADIĞINDAN BU YANA CİDDİ DERECEDE ARTIŞ GÖSTERMİŞ. Salgın birçok sektörü olumsuz etkilerken online ticaret bu süreçte yıldızı parlayan bir sektör oldu. Vatandaşların yaklaşık üçte biri artık çok daha fazla, dörtte biri ise kısmen daha fazla online kanallardan alışveriş yapıyor. Bu alışkanlıkların ne kadarının salgın sonrasında da devam edip etmeyeceğini önümüzdeki günlerde yapılacak araştırmalarda göreceğiz.

ZORUNLU OLMAYAN İHTİYAÇLAR İÇİN DIŞARI ÇIKANLARIN ORANI ARTTI. Salgının ilk dönemlerinde uygulanan kamusal tedbirlerle birlikte, kişisel olarak evde karantinada kalma eğiliminin güçlü olması nedeniyle zorunlu olmayan ihtiyaçlar için dışarı çıkanların oranı düşüktü. Normalleşme süreci ile bu eğilim değişti. Toplumun yarısı zorunlu olmayan ihtiyaçlar için dışarı çıkmaya başladı. Artan vaka sayılarının etkisiyle Aralık 2020 döneminde vatandaşların en azından büyük çoğunluğunun tekrar eve kapandıkları görüldü. Şubat 2021 ortasına geldiğimizde ise zorunlu olmayan ihtiyaçlar için dışarı çıkanların oranı, Ocak başından bu yana 7 puanlık bir artışla %38 olarak gerçekleşti.

 Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili değerlendirmesinde: “Genel olarak evde kalmaya dikkat ediyoruz. Dışarı çıkanların çoğunluğu zorunlu nedenler ile çıkıyor. Ancak öte yandan bir süredir zorunlu olmayan nedenler ile evden çıkanların oranında bir artış gözlemliyoruz. Yaz aylarındaki oranlara geri dönmemiş olsak da sonbahardaki seviyesine ulaştık. Sokağa çıkma kısıtlamalarına rağmen gözlemlenen bu artış dikkat çekici. Ağırlıkla evde kaldığımız bu aylar boyunca internet hayatımızda daha fazla yer kaplamaya başladı, neredeyse her iki kişiden biri interneti kendisi için vazgeçilmez olarak görüyor. Yüksek eğitimlilerde bu oran daha da yüksek… Yaklaşık her on kişiden sekizi için salgın döneminde internet kullanımı artmış durumda. Yüz yüze görüşemediğimiz için interneti iletişim amaçlı olarak yoğun bir şekilde kullanıyoruz. Her dört kişiden üçü kişisel amaçlı olarak görüntülü görüşmelerinin, her iki kişiden biri de iş amaçlı görüntülü görüşmelerinin sıklığının arttığını belirtiyor. Yine salgın endişesi ile perakende noktalarına daha seyrek gitme eğilimi alışverişte de bir dönüşüme yol açıyor. Vatandaşların yarıdan fazlası bu dönemde daha fazla online alışveriş yapmışlar. Bunu bizim e-ticaret hacmini takip ettiğimiz ana araştırmamızla da teyit ediyoruz. Büyük yıkımlar arkalarında iz bırakıyorlar, bu yeni durumun salgın sonrasında da genel olarak kalıcılaşması şaşırtıcı olmayacak” dedi.

 

Koronavirüs risk algısı toplumda zayıfladı

Koronavirüs risk algısı toplumda zayıfladı

Ipsos tarafından gerçekleştirilen Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasının 43. dönem verileriyle; vatandaşların salgınla ilgili tedirginlik trendi, salgının sona ermesine yönelik beklentileri, bireylerin kendileri dışındaki insanların sosyalleşme ve çeşitli faaliyetlerine karşı tutumları ortaya koyuldu.

Sosyalleşme Halen Riskli Bulunsa Da Geçtiğimiz Yıl Sonuna Kıyasla Risk Algısı Biraz Zayıflamış. Ipsos tarafından gerçekleştirilen araştırmada; kamuoyu nezdinde çeşitli faaliyetlerin sağlık üzerinde ne kadar riskli olup/olmadığına bakıldı. Sosyal hayata katılıma dair sorulan sorularda; “kalabalık yerlere gitme, “misafirliğe gitme” ve “misafir ağırlama” davranışların, toplumun geneli tarafından çok riskli veya kısmen riskli değerlendirildiği görülüyor. Bunu şöyle de açıklayabiliriz; her 10 vatandaştan 7’si misafir ağırlamanın veya misafirliğe gitmenin çok riskli olduğu kanısında, öte yandan bu ciddi risk algısında yıl sonuna kıyasla %11-12 oranında düşüş olduğunun altını çizmek gerekiyor. 

Diğer Vatandaşlara Duyulan Güvensizlik, Umutsuzluğa Yol Açıyor.

Araştırma verileri; vatandaşların virüsten korunmak için diğer vatandaşların aldığı tedbirleri yetersiz bulduklarını ortaya koyuyor. Bu güvensizliğin toplumda umutsuzluğa yol açtığı görülüyor. Bireylerin yarısı (%52) “başkalarının yeteri kadar önlem almaması nedeniyle salgının sona ermeyeceğine dair umutsuzluğa katılıyorum” ifadesine “kesinlikle katılıyorum”, dörtte birisi ise sadece “katılıyorum diyor (Toplam katılan %79). Toplam skor dönemler arasında çok büyük bir değişim göstermese de, daha keskin bir tutuma işaret eden “kesinlikle katılıyorum” ifadesinin vakaların çok yüksek olduğu Ekim sonu-Kasım başı döneme kıyasla daha düşük olduğunu not edebilir. O dönemde bu oran %60’ların üzerinde seyrediyordu (28 Ekim-4 Kasım 2020: %65).

Toplum; Salgının Yakın Zamanda Sona Ermesi Konusunda İyimser Bir Beklenti İçinde Değil.

Ipsos; araştırmanın ilk döneminden bu yana salgının ülkemizde ne zaman biteceğine dair kamuoyunun tahminlerini alıyor. Virüs vakasının ilk görüldüğü tarihten itibaren bir aylık süreçte vatandaşların beklentileri daha iyimserdi. Ancak; Nisan ortasından itibaren salgının 6 aydan fazla bir sürede sona ereceği görüşü güçlenmeye başlamıştı ve Mayıs sonu itibariyle bu görüş iyice ağırlık kazanmıştı. Salgının başlamasından bu yana neredeyse 1 sene geçmesine rağmen salgının yakın zamanda sona ermeyeceği görüşü devam ediyor. Son dönem araştırmamızda, bireylerin yarısı (%51) salgının bu sene bitmeyeceğini, daha ileri bir tarihte sonlanacağını düşünüyor. Aşının gelmesiyle beraber yaz döneminde normalleşme sürecine girilip girilmeyeceğine yönelik tartışmalar başlamıştı. Ancak; görülen o ki vatandaşların toplamda sadece %12’si 2021 yılı ortasına kadar salgının biteceğine inanıyor.

Vatandaşların %57’sı, Salgını Kendileri Ve Aileleri İçin Ciddi Bir Tehdit Olarak Görüyor. Kasım ortası- Aralık başı dönemde virüsü kendileri ve aileleri için çok tehlikeli görenlerin oranı en üst seviyeye çıkmıştı (%60-61). Bu oranda anlamlı bir düşüş gerçekleşmedi, bugün vatandaşların %57’si virüsü kendileri için çok tehlikeli olarak değerlendirdiği izleniyor. Ciddi tehlikeli ve kısmen tehlikeli diyenlerin toplam oranı ise %87 olduğu görülüyor.  Diğer bir ifadeyle, salgın hem günlük hayatta hem de yakın gelecek üzerinde hala ciddi bir söz sahibi

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili değerlendirmesinde: “Kış koşulları etkisini arttırdıkça salgın ile mücadelenin verdiği yorgunluk daha fazla hissediliyor.  Medyada ve sosyal medyada gerek ekonomik zorluklar yüzünden, gerekse insani ihtiyaçlar için normalleşmenin yeniden dile getirildiğini görüyoruz. Okulların aşamalı olarak yüz yüze eğitime dönmesinin ardından son günlerde en azından vaka sayılarının görece düşük olduğu şehirlerde restoranların açılması tartışılmaya başlandı. Toplumda 1 ay önce ile kıyaslarsak misafirliğe gitmeye/misafir ağırlamaya dair risk algısında gerileme var. Ancak; geniş kesimler henüz pek hazır değil. Kısmen gerileme olsa bile Covid-19 salgınının kendisi ve ailesi için ciddi risk oluşturduğunu düşünenlerin oranı hala çok yüksek, hatta Nisan-Mayıs aylarına kıyasla da %10 daha yüksek.  Her on kişiden sekizi diğer vatandaşlar yeterince tedbir almadıklarından ötürü salgının sona ermeyeceğine dair umutsuzluk içinde. Öyleki toplumun %74’ü bu sene sonundan önce salgının biteceğini düşünmüyor, yarısı sene sonunda da biteceğine inanmıyor. Özetle kışın karanlık günlerinde de mücadeleye devam etmek zorundayız, hala gidecek yolumuz var. Virüsün mutasyona uğraması ve yeni türevlerinin yayılmaya başlaması salgın ajandasının en sıcak maddesi. Gelecek haftalarda toplumun bu konudaki yaklaşımını araştıracağız.” dedi.

 

Toplum yüzyüze eğitimi yanlış buluyor

Toplum yüzyüze eğitimi yanlış buluyor

Ipsos tarafından gerçekleştirilen Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasının 41 ve 42. dönem verileriyle; toplumun salgınla ilgili tedirginlik trendi, salgının vatandaşlar tarafından tehdit olarak görülüp/görülmediği konusuna bakıldı. Bu çerçevede vatandaşların sağlıkları açısından nerelerde bulunmanın kendileri için risk oluşturduğuna dair düşünceleri incelendi. Ayrıca; öğrencilerin yüze yüze eğitime geçiş sürecine dair toplumun ve ebeveynlerin tutumları ortaya koyuldu.

Ipsos; ülkemizde koronavirüs vakasının ilk kez tespit edilmesini takiben vatandaşların bu konuya ilişkin farkındalık düzeylerini, endişelerini, değişen davranışlarını Koronavirüs Salgını ve Toplum Kamuoyu Araştırması ile incelemeye devam ediyor. Hükümetin bu konudaki politika ve uygulamalarının kamuoyundaki yansımalarını düzenli olarak takip ediyor.

 Toplumun Yarısı Yüzyüze Eğitime Geçilmesini Yanlış Buluyor Ancak; Yüzyüze Eğitime Geçilirse, Ebeveynlerin % 67’si Çocuğunu Okula Göndermeyi Düşünüyor. Salgından en çok etkilenen kesimlerden birisi de öğrenciler. 2020-2021 eğitim öğretim yılının ilk dönemi ağırlıklı olarak uzaktan eğitimle devam etmişti. Her ne kadar öğrenciler ve ebeveynler uzaktan eğitim sürecinde bazı zorluklar yaşasa da; çoğunluk uzaktan eğitimin devam etmesi kararını desteklemişti. Toplumda, ikinci dönemde yüzyüze eğitime geçilmesi durumunda ise böyle bir kararı yanlış bulacağını söyleyenlerin oranı (%49) doğru bulacağını söyleyenlerden (%36) daha yüksek… Ebeveynlerin değerlendirmeleri de bu konuda benzer. Öte yandan bu veri, ebeveynlerin çocuklarını okula göndermeyeceği anlamına gelmiyor… Her ne kadar tercihleri yüzyüze eğitimden yana olmasa da çoğunluk okulların açılması durumunda çocuğunu okula göndereceğini ifade ediyor (%67).

 

 Toplumda, Virüsün Türkiye için Çok Ciddi Bir Tehdit Oluşturduğu Görüşü Halen Devam Ediyor. Ipsos Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasının ilk döneminden bu yana; virüsün Türkiye için oluşturduğu riske dair kamuoyunun değerlendirmelerini düzenli olarak takip ediyor.  Salgın Türkiye’de ilk kez başladığı Mart ayında virüsü ülkemiz için çok ciddi tehlikeli görenlerin oranı %55 seviyesinde görülürken, yaz döneminde bu oran %70’ler seviyesinde ilerlemişti. Aralık ayında bu oran %88’e kadar çıkarak tepe noktasına ulaşmıştı. Bugün; virüsün çok ciddi tehlike oluşturduğunu düşünenlerin oranı %86 ile veri tablosunda kendini göstermiştir….

Salgınla Mücadelede Alınan Kamusal Tedbirlerin İşe Yaramayacağını Düşünenlerin Oranı Yarı Yarıya Azaldı. Salgınla mücadele kapsamında hükümetin aldığı tedbirlere yönelik vatandaşların görüşleri de Ipsos’un bu araştırmasında takip ediliyor. Buna göre alınan son tedbirlerin salgını kontrol altına almada işe yarayacağını düşünenlerin oranı son 2 ay içerisinde yükseldi. Kasım ortasında bu oran %53 iken, Ocak sonunda %69 seviyesine çıktı. Tedbirlerin yetersiz olacağını düşünenler ise %43’ten %22 seviyesine indi. Vaka sayılarının azalmasının bu değerlendirmeler ile paralellik taşıdığı not edilebilir…

Çoğunluk, AVM’lere Gitmeyi Sağlıkları Açısından Ciddi Seviyede Riskli Buluyor. Ipsos’un araştırmasında; dışarıda yapılan aktivitelerin sağlık üzerindeki etkilerinin toplum tarafından nasıl algılandığı da soruldu. AVMlere ve kuaför/berbere gitmek salgın öncesi dönemde günlük yaşamda sıkça yapılan aktiviteler iken, bugün vatandaşlar tarafından salgın nedeniyle riskli aktiviteler olarak tanımlanıyor… Toplumun %70’i AVMlere gitmeyi çok riskli buluyor, çok ciddi ve kısmen riskli bulanların toplam oranı %94’e kadar çıkıyor. AVMler her ne kadar faaliyet göstermeye devam etse de vatandaşların bu dönemde gitmekten kaçındığını veriler ışığında ortaya çıkıyor.  Benzer şekilde kuaför ve berbelere gitmek de riskli görülen faaliyetler arasında yer alıyor…

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili değerlendirmesinde: “Son haftalardaki tespitlerimiz kesinlikle henüz rahatlamadığımızı gösteriyor. Alışveriş merkezi, kuaför gibi mekanlara gitmenin risk oluşturduğunu düşünenlerin oranı %90’ın üzerinde. Salgının Türkiye için ciddi bir tehlike oluşturduğunu belirtenlerin oranı ise %86. Hatırlayalım, bu oran yaz aylarında %69’a kadar inmişti. Mevcut endişe hali bir açıdan da iyi aslında, bu sayede salgın ile mücadele daha sıkı bir şekilde devam edebiliyor.

Sömestr tatili öncesinden beri okulların açılması ile ilgili açıklamalar, tartışmalar var. Ocak ortasında yaptığımız araştırmada okulların açılmasına destek %43 iken sonraki hafta bu oran %36’ye gerilemişti. Son durumda okulların kademeli olarak açılacağı bildirildi. Ancak yine de son kararı veliler verecek. Her ne kadar toplum okulların açılması fikrine pek taraftar değilse de yine de velilerin %67’si okullar açıldığı takdirde çocuğunu okula göndermeye yakın duruyor. Alınan merkezi önlemlerin işe yarayacağını düşünenlerin oranında önemli artış var, her on kişiden yedisi bu biçimde düşünüyor. Bir yandan yüksek endişemiz baki. Bir yandan da alınan önlemler ve aşı uygulamasının başlamasının ardından ikinci bir normalleşme sürecine de ihtiyacımız var gibi görünüyor.

Ve ikinci normalleşme süreci de çocukların kontrollü bir şekilde okullara dönüşü ile başlayacak sanırım” dedi.