Yazılar

Koronavirüse yakalanmayacağını düşünenlerin sayısı tekrar arttı

Koronavirüse yakalanmayacağını düşünenlerin sayısı tekrar arttı

Ipsos’un Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasının 40.dönem verileriyle; vatandaşların virüs ile ilgili açıklanan günlük veri tablolarına olan ilgi ve takipleri, bireylerin virüse yakalanıp/ yakalanmayacağına dair düşünceleri, maske kullanmaya dair tutum ve davranışları beraberinde salgınla mücadele sürecinin ülkemizdeki gidişatına yönelik değerlendirmeler ele alındı.

Koronavirüse Yakalanmayacağını Düşünenlerin Oranı %31’e Çıktı.

Ipsos; vatandaşların virüse yakalanma olasılıklarına ilişkin algılarını Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması ile uzun bir süredir takip ediyor. Ülkemizde vaka sayılarının 2.5 milyona yaklaştığı bir dönemde vatandaşların halen virüse yakalanmayacaklarını düşünmeleri dikkat çekici bir konu olarak değerlendiriliyor. Haziran başından bu yana sorulan bu soruda virüse yakalanacağını zannetmeyenlerin oranı ortalama %25 olarak gerçekleşti. Son haftada bu oran %31 seviyesine kadar yükseldi, diğer bir ifadeyle toplumun yaklaşık üçte biri kendini salgın çemberinin dışında görüyor. Veriyi değerlendiren Ipsos uzmanları bu durumun sadece aşının uygulanmaya başlanmasıyla açıklanamayacağını, çünkü aşı kullanıma hazır olmadan önce de benzer bir algıya tanıklık edildiğini belirtiyor.

Her 4 Vatandaştan 3’ü Ülkemizin Koronavirüs Tablosunu Günlük Olarak Takip Ediyor…

Toplumun çok büyük bir bölümünün salgına ilişkin haberlere yönelik ilgisi devam ediyor. Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı günlük koronavirüs sayıları da vatandaşların yakından takip ettiği verilerden birisi. Bu oran vaka sayılarının çok yüksek olduğu Kasım döneminde %81’e kadar yükselmişti, 10 puanlık azalışa rağmen çoğunluğun takip ettiği bir veri olmaya devam ediyor. Son hafta toplumun %72’si bu tür istatistiki verileri günlük olarak izlediklerini ifade ediyor.

Koronavirüsle Mücadelenin İyi Gittiğini Düşünenlerin Sayısı Artıyor…

Ipsos, Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması ile vatandaşların koronavirüsle mücadeleye dair değerlendirmelerini almaya devam ediyor. 2020 Kasım ayında bu konuda olumsuz değerlendirme yapanlar daha ağırlıktaydı. Toplumun %72’si mücadelenin kötü gittiği kanaatine sahipti,  sadece %23’ü iyi gittiğini düşünüyordu. Vaka sayılarındaki azalma ve aşı uygulamasının başlamasıyla beraber olumlu değerlendirmelerde süreçte ciddi bir artış yaşandı ve tablo tersine döndü.  15-19 Ocak 2021 döneminde bu konuda bireylerin %62’si olumlu, %27’si ise olumsuz değerlendirme yaptı.

Diğer Vatandaşların Maske Takma Kuralına Uyduğunu Düşünenlerin Oranı Artıyor.

Bireyler, genel olarak kendilerinin aldığı bireysel tedbirleri yeterli, başkalarının aldığı tedbirleri ise yetersiz görme eğilimi içinde olmuştu. Temmuz ayı başından bu yana bireylere diğer vatandaşları ne sıklıkla maske kullanırken görüyorsunuz sorusu yöneltildi. Yaz ortasında toplumun yarısı diğer vatandaşları nadiren maske takarken gördüklerini ifade ediyordu. Bu oran zaman içinde azaldı ve Ocak ortasına gelindiğinde %15’e kadar indi. İlk kez vatandaşlar, diğer vatandaşların maske kullanımlarına bu kadar iyi not veriyor (%85). 

Maske Kullanmak Günlük Hayatın Olağan Bir Davranışı Haline Geldi.

Eylül ayında kamuya açık alanların tamamında istisnasız bir şekilde maske takma zorunluluğu getirilmişti. Maske takma zorunluluğu toplumun çok büyük kesiminin desteklediği bir kamusal önlem olarak Ipsos’un araştırmalarında öne çıktı. Buna ilaveten, günlük yaşam pratiğinin de olağan bir parçası haline gelmiş durumda… Vatandaşların %85’i maske kullanmayı artık olağan gördüklerini ifade ediyor. Bu görüşe karşı çıkanlar sadece %7 seviyesinde.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili değerlendirmelerini şöyle iletti; “ Vatandaşların yaklaşık dörtte üçü vaka sayılarını hala günlük olarak takip ediyor.. Çok şükür vaka sayıları azalma eğiliminde, 2. dalganın tepe noktasını geçmiş görünüyoruz, inşallah başka zirveler yaşamayız. Vaka sayılarındaki düşüşün yanısıra aşı uygulamasının da başlaması ile toplumda daha olumlu bir hava esmeye başladı. Sonbaharda salgın ile mücadelenin kötü gittiğini düşünenler %70’leri aşmıştı, haftalar ilerledikçe önce bu oran azaldı ve sonra da Ocak ayı itibarıyla mücadelenin iyi gittiğini düşünenlerin oranı %60’lara yükseldi. Esen olumlu rüzgar ile bu hastalığa yakalanmayacağını düşünenlerin oranı yeniden %30’u aştı. İşte bu tablo risk yaratabilir. Bu savaşta çok önemli bir aşamadan geçiyoruz. Mücadelenin devam etmesi şart. Salgının ancak artık tek bir vaka yaşanmadığı zaman bitmiş olacağını unutmamalıyız. Toplumun %85’i için maske kullanımı olağan bir durum haline gelmiş halde, bu tedbirleri elden bırakmamak gerek, olumlu gidişatın bir gevşemeye yol açmamasını dileyelim.”

 

 

Aşı yapma eğilimi yükselişte

Aşı yapma eğilimi yükselişte

Ipsos’un Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasının 37. Döneminden verilerle;

  • Aşı Yaptırmayı düşünenlerin oranı Türkiye’de ve diğer ülkelerde ne durumda?
  • Aşı karşıtı haberlere maruz kalma oranı ne?
  • Okullar uzaktan eğitime devam etmeli mi?
  • Veliler çocuklarını yakın zamanda okula göndermeye hazır hissediyorlar mı?

Sorularına yanıt arandı.

Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması ile Ipsos; ülkemizde koronavirüs vakasının ilk kez tespit edilmesini takiben vatandaşların bu konuya ilişkin farkındalık düzeylerini, endişelerini, değişen davranışlarını incelemeye devam ediyor. Hükümetin bu konudaki politika ve uygulamalarının kamuoyundaki yansımalarını düzenli olarak takip ediyor…

Aşı Yaptırmayı Düşünenlerin Oranı %38’ten Tekrar %44 Seviyesine Yükseldi

Trendlerin de izlendiği araştırmanın “37. döneminde; aşı yaptırma eğiliminin ülkemizde yükselişe geçtiği görülüyor. Toplumda aşı yaptırma eğilimi Ekim sonunda %51 seviyesinde iken, Aralık ortasında %38’e kadar düşmüştü. Aşı yaptırma eğilimindeki bu azalmanın yılın son haftasında sona erdiği izlenirken, aşı yaptıracağını söyleyenlerin oranının da tekrar %44 seviyesine ulaştığı belirtiliyor.

Her 10 Kişiden 4’ü Aşı Hazır Olunca İlk 3 Ay İçinde Aşı Yaptıracağını İfade Ediyor.  Ipsos’un Koronavirüs Salgını ve Toplum Kamuoyu Araştırması kapsamında vatandaşlara aşı hazır olduktan ne kadar zaman sonra aşı yaptırmayı düşündükleri de soruldu.  Bireylerin %19’u hemen aşı olmayı düşündüklerini ifade ederken, ilk üç ay içinde aşı olacağını dile getirenlerin toplam oranı %41 düzeyinde görüldü. Toplumun beşte biri (%23) ise ne zaman aşı yaptıracağı konusunda henüz bir fikir beyan edemiyor. Diğer yandan, toplumda ne kadar süre geçerse geçsin kesin bir şekilde aşı olmayı reddeden %14’lük bir kesim var.

Çin, Brezilya ve İngiltere’de Aşı Yaptırma Eğilimi Çok Güçlü İken, Fransa ve Rusya’da Aşı Yaptırmama Eğilimi Daha Baskın. 

Her ne kadar salgın dünyada çoğu ülkeyi ciddi derecede etkilemiş olsa da salgınla mücadele konusunda dünya vatandaşları birbirinden farklı tutumlar sergiliyor. Ipsos’un koronavirüs aşısına yönelik global tutumları ortaya koymayı hedeflediği araştırmasında farklı ülke vatandaşlarının aşı yaptırma niyetlerinin değişiklik gösterdiği görülüyor. Çin, Brezilya ve İngiltere’de aşı yaptırmayı düşünenlerin oranı oldukça yüksek iken; Rusya ve Fransa’da aşı yaptırma eğiliminin daha zayıf olduğu ifade edilebilir.

Vatandaşlar Aşı Karşıtı Haberlere Sıkça Maruz Kalıyor. 

Ülkemizde salgınla ilgili başlıca gündem konusunun aşı olduğu aşikar… Öte yandan aşı konusunda sadece iyi haberler verilemiyor.  Aşı karşıtlarının argümanlarıyla da karşı karşıya geliniyor veya belirli bir aşı çalışması hakkında olumsuz açıklamalar duyulabiliyor. Ipsos’ un son dönem araştırmasında, vatandaşlara aşıyla ilgili daha çok hangi haberleri duydukları veya gördükleri soruldu. Vatandaşların %40’ı aşı yaptırmaya yönelik haberleri daha çok duyduklarını belirtiyor. Diğer taraftan; toplumun üçte birinden fazlası (%36) aşı yanlısı ve aşı karşıtı haberlerle benzer seviyede karşılaştıklarını dile getiriyor.

Genel Kamuoyu Okulların Uzaktan Eğitimle Devam Etmesini Doğru Buluyor.

Ipsos araştırmasında; okulların kapatılması ve uzaktan eğitime tümüyle geçilmesi konusunda genel kamuoyunun ve çocuğu okul çağında olan ebeveynlerin değerlendirmeleri alındı. Alınan yanıtlara bakıldığında; hem genel kamuoyu hem de ebeveynler uzaktan eğitimle devam edilmesine yönelik alınan kararı doğru buluyor (sırasıyla %78; %81). Okullar kapanmadan önce ebeveynler arasında bu konuda tam bir uzlaşma yoktu. Ancak; vaka sayılarının artması ve uygulanan diğer kısıtlamalarla beraber bugün ebeveynler de bu kararın doğru olduğu onaylıyor.

Ebeveynler Yakın Zamanda Çocuklarını Okula Göndermeye Hazır Hissetmiyor. Ebeveynlerin sadece %6’sı bir ay içinde çocuğunu okula gönderme konusunda kendisini rahat hissedeceğini belirtiyor. Diğer bir ifadeyle ikinci dönemin başında çocuğunu okula gönderme konusunda ebeveynler hazır değiller.  Hatta çoğunluk, ikinci dönem boyunca dahi çocuğunu okula gönderme konusunda hazır hissetmiyor. Ebeveynlerin üçte biri (%32) 2022 yılına işaret ederken, %28, salgının belirsizliği nedeniyle fikir beyan edemiyor.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili değerlendirmelerini şöyle iletti;

“Salgın nedeni ile kısıtlamalar devam ediyor. Milli Eğitim Bakanlığı, yüz yüze sınav yapılmaması ve sömestr tatilinin bir hafta uzatılması kararını aldı. Bu da öğrencilerin yaklaşık olarak Mart ayına kadar okullara dönmeyeceği anlamına geliyor. Her on veliden sekizi bu uygulamayı destekliyor. Her dört veliden sadece biri önümüzdeki 6 ay içinde çocuğunu okula gönderme fikrine sıcak bakıyor. Eğitim yılının bitmesine de yaklaşık 6 ay kaldığını düşünürsek aslında çoğunluğun mevcut uygulamanın devam etmesini istediğini söyleyebiliriz. Kısıtlamaların gevşemesinin bir yolu kısıtlamalar ile hastalığın yayılmasını kontrol altına almak iken bir diğer yolu da kitlesel aşı uygulaması ile toplumsal bağışıklık sağlamak.   2021’e girerken aşı yaptırma eğiliminde yeniden bir yükseliş gördük. Vatandaşların %44’ü aşı olacağını belirtiyor, bu oran önceki haftalarda %38’e kadar gerilemişti. Yan etki yaşamayacağından emin olmak isteyen bir grup da var, bunu bir yıl içinde aşı olurum diyenlerin oranının %50’yi aşmasından anlayabiliyoruz. Ülkemiz bu anlamda Fransa ve Rusya ile benzer bir eğilim sergilerken Çin, Brezilya, İngiltere gibi bazı ülkelerde aşı olurum diyenlerin oranı %80’ler seviyesinde. Şüphesiz ki aşı konusunda daha fazla bilgi edinme ihtiyacımız var. Bu konuda birçok yorum, haber paylaşılıyor, ancak bu haberlerin hepsinin aşı yanlısı olduğunu düşünürsek yanılırız, vatandaşların sadece %40’ı aşıyı teşvik eden haberler ile daha sık karşılaştığını ifade ediyor. %50’si ise ya daha fazla olumsuz haber ile karşılaştığını ya da olumlu-olumsuz haberlerin aynı oranda olduğunu belirtiyor. Bu da şu dönemde aşı konusunda daha yavaş yol alınmasına yol açıyor. ” dedi…

Toplumun %76 kapanmayı destekliyor

Toplumun %76 kapanmayı destekliyor

Koronavirüs Salgınıyla mücadele kapsamında; Toplumda her 4 kişiden 3’ü en az 15 günlük tam kapatma uygulanması gerektiğini düşünüyor. Hafta sonu belirli saatler arasında uygulanan sokağa çıkma kısıtlamasını yeterli bulmayan vatandaş, daha kapsamlı ve uzun süreli bir sokağa çıkma kısıtlama uygulamasına geçilmesini bekliyor.

Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması ile Ipsos; Türkiye’de koronavirüs vakasının ilk kez tespit edilmesini takiben vatandaşların bu konuya ilişkin farkındalık düzeylerini, endişelerini, değişen davranışlarını ortaya koymaya devam ediyor.

Ipsos’un gerçekleştirdiği Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasının 32. Döneminde; salgınla mücadele kapsamında son dönemde getirilen çeşitli kısıtlamalara dair kamuoyunun nabzı tutuldu. Bu kapsamda yeni kısıtlama kararlarından sonra vatandaşlara en az 15 süreyle temel ihtiyaçlar dışında tam kapatma uygulanması gerekip gerekmediği soruldu. Toplumun %76’sı tam kapatma uygulanması gerektiğini düşünüyor. Toplumun hafta sonu belirli saatler arasında uygulanan sokağa çıkma kısıtlamasının yeterli bulmadığı, daha kapsamlı ve uzun süreli bir sokağa çıkma uygulaması beklediği görülüyor. 

Belirli Yaş Gruplarına Yönelik Sokağa Çıkma Kısıtlaması Doğru Bulunuyor. Artan vaka sayıları nedeniyle 65 yaş ve üzeri vatandaşlara ve 20 yaş altı bireylere yönelik sokağa çıkma kısıtlaması getirildi.  Ipsos’un geçtiğimiz hafta yaptığı araştırmada, 65 yaş ve üzeri vatandaşlara yönelik kısıtlamanın %76, 20 yaş altına yönelik kısıtlamanın %71 düzeyinde toplumda kabul gördüğü tespit edilmişti. Toplumun genelinin salgının kontrol altına alınması için getirilen kısıtlamalara olumlu yaklaştığı bu sonuçlarla vurgulanmış oldu. 

Yeme-İçme Mekanlarına Yönelik Düzenleme Çoğunluk Tarafından Destekleniyor. Restoran, kafe gibi yeme ­içme yerlerinin sadece paket servis ve gel al hizmeti verecek şekilde faaliyetlerinin düzenlenmesi toplumda karşılık bulmuş gözüküyor. %68 bu uygulamayı doğru bulduğunu belirtiyor. Bu kısıtlama kararından önce Ipsos’un yaptığı haftalık saha çalışmalarında son 1 hafta dışarıda yeme-içme davranışı takip edildi. Buna göre Ekim-Kasım ayları boyunca her bir dönem (hafta) vatandaşların %25-30 düzeyinde café-restoranlara gittiği tespit edildi. Bu çerçevede önümüzdeki dönem; bu davranışın paket servis veya gel-al hizmetinin kullanıp kullanılmadığı izlenecek. Kısıtlama kararının yeme-içme davranışlarını nasıl şekillendireceğini anlamak açısından da önemli bir veri olacak.

Her 10 Kişiden 4’ü AVM ve Kuaför/Berberlerin Salgınla Mücadele Kapsamında Tümüyle Kapatılması Gerektiğini Savunuyor. Yeni kısıtlamalarla beraber alışveriş merkezleri ile kuaför ve berberlerin çalışma saatlerine de düzenlemeler gelmişti. Her 10 kişiden 5’i AVM çalışma saatlerine yönelik uygulamayı doğru bulduğunu belirtirken, 4’ü AVM’lerin tümüyle kapatılması gerektiğini savunuyor. Benzer bir yaklaşım kuaför ve berberler için de okunuyor. Bu iki veri; toplumun önemli bir kesiminin, artan vaka sayıları karşısında kalabalık ortamların olduğu veya sosyal mesafenin korunmasının zor olduğu işletmelere yönelik daha sert kararlar alınması gerektiğine yönelik bir beklenti olarak yorumlanabilir.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili değerlendirmesinde; “Tekrar uygulamaya başlanan genel tedbirler toplumda geniş destek görüyor. Vatandaşların büyük kısmı gerek hafta sonu sokağa çıkma kısıtlamasını, gerekse 65 yaş üstü ve 20 yaş altı için uygulanan kısıtlamayı destekliyor. Her on kişiden yedisi restoran ve kafelerin kapatılması kararını doğru buluyor. Ancak henüz bu tedbirlerin virüsün yayılmasını yavaşlatacağına, durduracağına dair güçlü bir kanaat oluşmadı. Her iki kişiden biri ya sınırlı etkisi olacağını ya da etkisi olmayacağını düşünüyor. Daha sert tedbirler alınması gerektiğini düşünüyoruz. AVM, berber-kuaför gibi iş yerlerinin sınırlı açık olması destekleniyor ancak tamamen kapatılması gerektiğine inananlar da hiç az değil. Tüm mevcut kısıtlamaların ötesinde her dört kişiden üçü salgının hızının ancak iki hafta sürecek tam bir kapanma ile kesilebileceğine inanıyor. Bu tedbirin ekonomi üzerinde olumsuz etkileri olacağı muhakkak, ancak günlük otuz binleri bulan ve her gün de artarak ilerleyen vaka sayısı karşısında toplumun gördüğü çözüm bu gibi” dedi.

Hastaneye bile gitmeye korkuyor

Hastaneye bile gitmeye korkuyor

Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması ile Ipsos; Türkiye’de koronavirüs vakasının ilk kez tespit edilmesini takiben vatandaşların bu konuya ilişkin farkındalık düzeylerini, endişelerini, değişen davranışlarını ortaya koymaya devam ediyor.

Ipsos’un gerçekleştirdiği Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasının 31. Döneminde ;  vatandaşların gündeminde olan en önemli başlıkları inceliyor.  Araştırma verilerine bakıldığında; bu dönem bireylerin sadece sosyal hayata katılırken değil, hastaneye gitme, toplu taşımaya binme gibi zorunlu ihtiyaçlarını karşılarken de kendini rahat hissmediği görülüyor.  Her 10 kişiden 7’si hastaneye gitme (%71) ve toplu taşıma  kullanma (%67) konusunda ciddi endişe taşıdığını belirtiyor. Toplam endişe düzeyine baktığımızda neredeyse tüm vatadaşların endişeli olduğu ortaya çıkıyor. (sırasıyla %95; %91). Markete-süpermarkete gitme konusunda ise kısmen endişeli olanların oranı daha yüksek (kısmen endişeli: %44; çok endişeli %38). Bu durumun bir nedeni, bu alışveriş noktalarında diğer iki faaliyete kıyasla virus bulaşma riskinin kısmen daha düşük olması şeklinde düşünülebilir.

TOPLUMUN YARISINDAN FAZLASI, 65 YAŞ ÜZERİ VATANDAŞLARA YÖNELİK SOKAĞA ÇIKMA YASAĞINI DESTEKLİYOR.

Artan vaka sayıları nedeniyle 65 yaş ve üzeri vatandaşlara yönelik sokağa çıkma kısıtlaması önce bazı illerde başlamıştı, daha sonra tüm Türkiye’de uygulanmasına karar verildi. Ipsos ; bu karara ilişkin kamoyunu desteğini sorguladığında toplumun %65’inin bu kararı doğru bulduğunu tespit etti. Karara karşı olanlar ise ağırlıklı olarak yasağın herkesi kapsaması gerektiğini, belirli bir yaş grubuyla sınırlı olmaması gerektiğini düşünenler, ayrıca sokağa çıkma yasağına tümüyle karşı olan da sınırlı bir kitle var.

SALGININ ÜLKEMİZ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ KONUSUNDA KÖTÜMSER HİSSEDENLERİN ORANI SON BİR AY İÇİNDE İKİ KATINA ULAŞTI.

Vatandaşlara son 1 hafta içinde koronavirüs salgınının ülkemiz üzerindeki genel etkileri hakkında hislerini sorduğumuzda %66’sı daha kötümser olduğunu söyledi. Bu oran Ekim ayında %33 seviyesindeydi. Kötümser hissedenlerin oranındaki bu ciddi artış dikkat çekici. Artan hasta ve vaka sayılarıyla beraber toplumdaki iyimser hava da dağılmışa benziyor. Özellikle lise ve üzeri eğitim seviyesine sahip vatandaşlarda bu olumsuz değerlendirme daha yaygın.

KORONAVİRÜS AŞISININ KULLANIMINA İLİŞKİN TOPLUMDA GÖRÜŞ BİRLİĞİ YOK. Koronavirüse karşı aşı çalışmaları yoğun bir şekilde devam ederken umut verici haberler yayılmaya başladı. Alman biyoteknoloji şirketi Biontech ile Amerikan ilaç şirketi Pfizer tarafından geliştirilen aşının koronavirüse karşı korunmada yüzde 90 etkili olduğu açıklandı. Aşının onaylanmasından sonra yıl sonuna kadar 50 milyon doz, gelecek sene ise 1.3 milyar doz aşı üretilmesi planlanıyor. Bu haberin hemen akabinde ise Moderna çalıştıkları aşının Covid-19’u engellemede yüzde 94,5 başarılı olduğunu duyurarak aşı çalışmalarının başarılı bir şekilde ilerlediğini açıklayan ikinci Amerikalı şirket oldu.

Tüm bu gelişmeler çok umut verici öte yandan kullanıma ilişkin hususlar, yani bu aşıya ülkelerin erişiminin nasıl olacağı ve kimlerin öncelikli aşı olacağı konusu henüz çok net değil.

TOPLUMDA GELİŞMİŞ ÜLKELERİN AŞIYA DAHA ÖNCE ERİŞECEĞİNE DAİR YAYGIN BİR KANAAT VAR. Geçtiğimiz hafta “vatandaşlara aşı bulunsa aşının devlet tarafından zorunlu tutulmasını mı yoksa bireylerin isteğine bırakılmasını mı tercih ettiklerini” soruldu. Bu konuda toplum ikiye ayrılmış gözüküyor. %49 aşının zorunlu olması gerektiğini savunurken, %40 bireysel tercihten yana. Vatandaşlar, aşının kullanıma hazır olduktan sonra gelişmiş ülkelerin öncelikli olarak aşıya erişeceğini düşünüyor (%68). Salgını kontrol altına almak için tüm ülkelerin aşıya ulaşması gerektiği açık. Bu hafta sonu başlayan G20 zirvesinin ana konularından birisi de aşının dünyada dağıtımı.  Bakalım gelişmiş ülkeler bu sınavdan başarıyla geçebilecek mi?

 

Ipsos: Vatandaş bireysel tedbirleri esnetti

Ipsos: Vatandaş bireysel tedbirleri esnetti

Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması ile Ipsos; Türkiye’de koronavirüs vakasının ilk kez tespit edilmesini takiben vatandaşların bu konuya ilişkin farkındalık düzeylerini, endişelerini, değişen davranışlarını ortaya koymaya devam ediyor. Ipsos’un gerçekleştirdiği Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasının 27. Döneminde ülkemizin en önemli sorunları mercek altına alınıyor.

Vatandaşlar salgının yakın zamanda kontrol altına alınmasını beklemiyor. Bu görüş hem küresel hem de ülkemiz için geçerli. Ipsos’un yaptığı araştırma sonuçlarına bakıldığında; salgının başlamasından bu yana 8 ay geçmesine rağmen, salgının kontrol altına alınması için en az 6 ay daha zaman gerektiği görüşü halen yaygın. Öte yandan dikkat çekici bir husus bu konuda fikrim yok diyenlerin oranı. Mayıs ayında salgın ne zaman kontrol altına alınır fikrim yok diyenler %11 iken, bu dönem bu oran %28’e ulaşmış durumunda. Belirsizliğin topluma gitgide hakim olmaya başladığını görüyoruz. 

SALGINLA İLGİLİ BELİRSİZLİK TOPLUMUN MORALİNİ BOZUYOR.

Ipsos’un araştırma verileri bize, artan bu belirsizliğin toplumun moralini çok ciddi bozduğunu açıkça ortaya koyuyor. Her 10 kişiden 8’i (%77)  salgınla ilgili belirsizliğin moralini çok bozduğunu ifade ediyor. Bu durumu moral bozucu olarak tanımlamayan %9luk bir kesim var.

AŞIYI BEKLERKEN BİR YANDAN BİREYSEL ÖNLEMLER ESNEMEYE BAŞLAMIŞ.

Ipsos’un önceki dönem araştırma verilerinden; salgının başlamasıyla beraber toplum nezdinde bilime verilen değerin arttığını öğrenmiştik. Aşıya dair değerlendirmeler de bu veriyi destekler nitelikte. Toplumun %67’si aşı bulunmadan salgının sona ermeyeceğini düşünüyor. Bu oran Mayıs döneminde de benzer bir seviyedeydi. Öte yandan zaman ilerledikçe bireysel tedbirlerin gevşemeye başladığı anlaşılıyor. Mayıs döneminde toplumun üçte biri, bireysel  tedbirleri esnetmeye başladığını ifade ederken, bugün toplumun yarısı tedbirleri esnettiğini kabul ediyor.  Bu durum; vaka sayılarının bu kadar arttığı bir dönemde salgınla mücadele açısından endişe verici… 

TOPLUMDA %20LİK BİR KESİM SALGININ ABARTILDIĞINI DÜŞÜNÜP BİREYSEL TEDBİR ALMAYI GEREKSİZ BULUYOR

Ipsos’un gerçekleştirdiği araştırmada bulunan dikkat çekici verilerinden birisi de salgının abartıldığını düşünenlerin oranı. Vatandaşların 5’te 1’i (%19), salgının abartıldığı kanısında. Hatta yine %19luk kesim bireysel tedbir almayı gereksiz bulduğunu açıklıyor. Nüfusun büyüklüğü hatırlandığında; bu yönde düşünenlerin sayısının çok fazla olduğu söylenebilir. Diğer bir ifadeyle, toplumda çok sayıda insan salgını diğer vatandaşlar kadar ciddiye almıyor.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili değerlendirmelerinde şunları iletti;  “Salgının 2.dalgası tüm ülkelerde etkisini tüm yıkıcılığı ile hissettiriyor. Ülkemizde her dört kişiden üçünün morali bozuk… Vaka sayılarının bahar aylarını kat kat aştığı ülkeler var. Yeniden kısıtlamalar, yeniden karantinalar başladı veya başlamak üzere. Sağlık çalışanları, Sağlık Bakanlığı, bilimsel otoriteler sürekli olarak tedbir çağrıları yapıyorlar.  Tüm bu atmosfere rağmen haftalık araştırmamızın son döneminde çok çarpıcı bir bulgumuz var. Toplumda, salgına küçümseyen bir açıdan bakan kesimler var; salgının abartıldığı düşünen azımsanmayacak bir grup insan var, bazılarına göre salgın kontrol altına alındı bile. Süreç uzadıkça aldıkları tedbirleri gevşettiklerini, hatta bireysel tedbir almayı gereksiz gördüğünü belirtenler var.

Meşhur dizideki gibi “kış geliyor” (winter is coming) hatta salgın anlamında kış geldi bile, ama bunun farkına varamayan, hatta umursamayan bu grup büyük tehlike arz ediyor. Ve maalesef bu kesim, ihmal edilebilecek kadar küçük bir grup değil. Toplum sağlığı için yarattıkları büyük riskin farkında olmayan milyonlarca insandan bahsediyoruz. “

Koronavirüs zamanı daha çok nelere yöneldik

Koronavirüs zamanı daha çok nelere yöneldik

Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması ile Ipsos; Türkiye’de koronavirüs vakasının ilk kez tespit edilmesini takiben vatandaşların bu konuya ilişkin farkındalık düzeylerini, endişelerini, değişen davranışlarını ortaya koymaya devam ediyor. Ipsos’un gerçekleştirdiği Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasının 26. döneminde ülkemizin en önemli sorunları mercek altına alınıyor.

Salgınla beraber toplumsal ruh halinin daha da olumsuz bir yöne evirildiğini izliyoruz.  Vatandaşlar günlük hayatlarında endişeli, yorgun ve bıkkın hissediyor. Gerek ekonominin gidişatı, gerekse salgının ne zaman sona ereceğine dair var olan belirsizlik durumu olumsuz ruh halini daha çok tetikliyor. Bireylere son 1 hafta içinde salgının ülkemiz için etkileri konusunda daha iyimser mi kötümser mi hissettiklerini sorulduğunda yarıya yakını (%46) hislerinde herhangi bir değişim olmadığını belirtiyor. Salgının ülkeye etkisi konusunda daha kötümser hissedenlerin oranı (%33) ise daha iyimser hissedenlere (%21) kıyasla yüksek görünüyor. Kötümserliğin üst ve orta sosyo-ekonomik sınıfta (SES) daha yaygın olduğu görülüyor.

VİRÜSÜ KENDİMİZ VEYA AİLEMİZ İÇİN NE KADAR TEHLİKE GÖRÜYORUZ?

Ipsos; yaptığı araştırmaların ilk döneminden itibaren vatandaşların kendileri veya aileleri için salgını ne kadar tehlikeli gördüklerini izliyor. İlk dönemde salgının kendileri veya aileleri için çok tehlikeli olduğunu düşünenlerin oranı %37 düzeyindeyken, Eylül ayında %60 seviyesine kadar yükseldiği görülüyor.  Son dönemde ise benzer şekilde ciddi tehlikeli bulanların oranı %56 seviyesinde olduğu sonuçlardan okunuyor.

Bu tehlike algısı ise bireylerin demografik kimliklerinden ziyade salgına yakalanma veya iyileşme riskleri ile doğru orantılı seyrediyor. Örneğin, “salgına yakalanacağımı zannetmiyorum” diyenler arasında virüsü kendileri için ciddi tehlikeli görenlerin oranı %51 iken, bu ifadeye katılmayanlarda ciddi tehlike algısı daha yüksek (%66) olduğu görülüyor. Benzer şekilde, “virüse yakalansam bile kolay atlatacağımı düşünüyorum” ifadesine katılanların yarısı (%48), virüsü kendileri veya aileleri için ciddi tehlikeli olarak tanımlıyor. Bu ifadeye katılmayanlarda ise ciddi tehlike algısı %66 seviyesine çıkıyor.

SALGININ HAYATA BAKIŞ AÇISINA ETKİSİ

Salgının birçok konuda tutum ve davranışları doğrudan etkilediği aşikar. Bireysel veya toplumsal değerlerimiz üzerindeki etkilerini ise bugünden yorumlamak daha güç. Ipsos bu soruyu doğrudan bireylere sorduğunda aldığımız cevaplar bugünün hissiyatıyla verilmiş olabilir. Değerlerin salgın gibi çok büyük toplumsal olaylar karşısında ne kadar değişime uğrayacağını önümüzdeki dönem gösterecek. O nedenle bu grafikteki veriyi daha ihtiyatlı yorumlamak gerekliliğini düşünüyoruz.  Ipsos 26. dönem çalışmasında; koronavirüs salgınının çeşitli konulara bakış açısına olan etkisini sorguladı.  Buna göre salgınla beraber; her 10 bireyden 7’si; “kendisi”, 6’sı “bilim”, 5’i ise “din” konusuna daha fazla değer/önem verdiğini belirtiyor. Salgının ve bu süreçte zorunluluktan kaynaklı eve çekilmenin etkisiyle bireylerde kendisi hakkında daha fazla düşünme, kendi sağlığına daha fazla önem verme, anı yaşamaya daha değer verme gibi eğilimler gözlemleniyor.

Bilim ise salgından kurtulmamız için tek yol olarak bize iyi haber vermesini beklediğimiz bir alana dönüşmüş tek başlık olarak öne çıkıyor. Bilime duyduğumuz ihtiyaç bu verilerden okunuyor.  Din ise toplumun yarısı için tüm bu zorlu süreçte belki daha fazla maneviyat ihtiyacından ötürü, belki de insanın tek başına her şeye yetemediği düşüncesinin güçlenmesiyle beraber daha fazla önemli hale geldiği görülüyor.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili değerlendirmelerinde şunları iletti;  “Direnme gücünü ailemizden ve maneviyattan alıyoruz. Birey olarak kendi değerimizi daha fazla fark ettiğimiz bir dönem, bunun yanında gerek uzaktan eğitim etkisi ile gerekse kendi tercihlerimiz ile çocuklarımıza daha fazla zaman ayırıyoruz. Ülkemizde zaten çok önemli olan Din kavramı bu dönemde her iki kişiden biri için daha da önemli oldu, her on kişiden dördü ibadete daha fazla zaman ayırdığını belirtiyor. 

Bu güç ile direnmeye devam ederken aynı zamanda salgının sonunu bilimsel çalışmaların getireceğini de biliyoruz ve her on kişiden altısı için bilim eskisine kıyasla daha önemli hale geldi.  Toplumun yarısından fazlası salgının kendisi ve ailesi için ciddi bir tehlike olduğunu düşünüyor, oysa ki bu oran Haziran başında %40’lara kadar düşmüştü. Günlük hasta sayısının Mayıs ayındaki vaka sayısına denk olduğu bir dönemden geçiyoruz, her ne kadar bir süredir vaka sayıları açıklanmıyor olsa da en azından Mayıs ayından daha fazla olduğunu tahmin etmek zor değil. Tüm bu gidişat içinde son bir haftada kötümserliğe kapılanların sayısının daha iyimser olanların yaklaşık 1,5 katı olduğunu söyleyebiliriz.” 

 

Ipsos: İnsanları mutlu eden olgular değişti mi?

Ipsos: İnsanları mutlu eden olgular değişti mi?

Ipsos Araştırma şirketi tarafından gerçekleştirilen küresel araştırmada; Türkiye dahil toplam 27 ülkeden 20 bine yakın bireye mutlu olup olmadıkları, nelerin onları mutlu ettiği soruldu. 2011’den bu yana düzenli olarak gerçekleştirilen Ipsos Global Advisor araştırmasının sonuçlarına trend yönünden bakıldığında kendisini mutlu olarak değerlendiren bireylerin yüzdesi Covid-19 Pandemisine rağmen önceki yıla kıyasla neredeyse değişmemiş ama 2011 ile kıyaslandığında mutluluk düzeyi %14 azalmış olduğu ortaya çıkıyor… Pandeminin etkisiyle mutluluk kaynaklarında bazı değişimler görülüyor. Örneğin ; İlişkiler, Sağlık ve Güvenlik konuları pandemi öncesine nazaran daha çok mutluluk kaynağı olarak belirtilirken, Zaman ve Para ise önceki yıllara kıyasla daha az dile getiriliyor. 27 ülke kapsamında her on kişiden altısı (%63) mutlu olduğunu belirtiyor. Covid-19 Pandemisine rağmen mutluluk düzeyi önceki yıla kıyasla neredeyse değişmemiş durumda.

BİRÇOK ÜLKEDE MUTLULUK DÜZEYLERİNDE GÖZLE GÖRÜLÜR DERECEDE DEĞİŞİMLER SÖZ KONUSU… Mutluluk düzeyleri geçtiğimiz yıla göre 8 puan ve üzerinde azalan ülkeler: Peru, Şili, Meksika, Hindistan, ABD, Avustralya, Kanada ve İspanya olarak sıralanıyor. Mutluluk düzeyleri 8 puan ve üzerinde artan ülkeler: Çin, Rusya, Malezya ve Arjantin olarak belirtiliyor.  Araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerin ilettiği sonuçlara bakıldığında ise geçtiğimiz yıla göre mutluluk düzeyimiz 6 puan arttığı izleniyor. Araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerin %59’u kendilerini mutlu olarak değerlendiriyor. 2011 yılına kıyasla ise bu oran %30 azalmış gözüküyor. 2011’de %89 iken 2019’da %53, 2020’de ise %59 olarak belirtiliyor.

İnsanları Çok Mutlu Eden Olgular  Neler?

Ipsos’un araştırması kapsamında; önceden belirlenen 29 mutluluk kaynağı arasında hangilerini en çok önceliklendirdikleri global kamuoyuna soruldu. Buna göre küresel ortalamada öne çıkan ve insanları en çok mutlu eden kaynaklar şu şekilde sıralandı:

  • Sağlıklı olmaları ve fiziksel olarak iyi durumda olmaları (%55)
  • Eş veya partnerleriyle olan ilişkileri (%49) ve Çocukları (%49)
  • Yaşamlarının bir anlamı olduğunu hissetmeleri (%48)
  • Yaşam koşulları (su, gıda, barınma) (%45)

Geçtiğimiz yıla oranla global ortalamada mutluluk kaynaklarında daha çok ilişkiler, sağlık ve güvende hissetme konuları öne çıkıyor. Bunda pandeminin de etkisi olduğu söylenebilir…

Araştırmaya Türkiye’den katılan bireyleri en çok nelerin mutlu edildiği sorulduğunda ise şu sıralama öne çıktı:

  • Sağlıklı olmaları ve fiziksel olarak iyi durumda olmaları (%65); Hayatlarının kontrollerinde olduğunu hissetmeleri (%65); Başarılı bir kişi olarak bilinmek (%65)
  • Çocukları (%63)
  • Eş veya partnerleriyle olan ilişkileri (%60); Yaşam koşulları (su, gıda, barınma) (%60)
  • İnandıklarını söyleme özgürlüğü (%59)
  • Yardım kuruluşlarına bağışladığı veya diğer insanlara yardımcı olduğu para miktarı veya zaman (%57) (bu oran bir önceki yıla göre %18 artış gösterdi)

Geçtiğimiz yıla kıyasla araştırmaya Türkiye’den katılan bireyleri en çok mutlu eden kaynaklar arasında en çok artışı gösteren ise manevi kaynaklar… Buna göre bağış yapmak konusu %18, Başka birini affetmek %15, Yaptığı bir şey için affedilmek (%11), Başarılı bir insan olarak bilinmek (%11) en çok artış gösteren mutluluk kaynakları olarak Türkiye’den yanıtlarda öne çıktı.

 

IPSOS; SALGIN TOPLUMSAL SINIF AYIRIMI YAPIYOR MU?

IPSOS; SALGIN TOPLUMSAL SINIF AYIRIMI YAPIYOR MU?

Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması ile Ipsos; Türkiye’de koronavirüs vakasının ilk kez tespit edilmesini takiben vatandaşların bu konuya ilişkin farkındalık düzeylerini, endişelerini, değişen davranışlarını ortaya koymaya devam ediyor. Hükümetin bu konudaki politika ve uygulamalarının kamuoyundaki yansımalarını düzenli olarak takip eden Ipsos’un gerçekleştirdiği Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasın 25 döneminde ülkemizin en önemli sorunları mercek altına alınıyor.

 SALGIN TOPLUMSAL SINIF AYIRT EDİYOR MU?

Ipsos Araştırma şirketi tarafından 12-18 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilmiş olan 11. dönem saha çalışmasında; salgının etkilerinin toplumsal sınıf arasında bir fark gözetip gözetmediği konusu ele alınmıştı.  Aynı soru bu dönem yapılan araştırmalarda tekrar  sorulduğunda vatandaşların bu konudaki görüşünde bir değişiklik olmadığı görüldü. Toplumun yarısı salgının sınıfsal fark gözetmediğini herkesi aynı seviyeye getirdiğini düşünüyor. Bu görüşün gerekçelerinden birisi siyasetçi, iş insanı, sanatçı gibi “ünlü ve varlıklı” kesimlerin de koronavirüse yakalandıklarını veyahut yakalanabileceklerini medyada görmemizle ilişkili olabilir. “Zenginler” de karantinada kalıyor, maske takıyor bilgisi demek ki hepimiz bu konuda eşitiz düşüncesine yol açıyor. Öte yandan bu fikre karşı çıkan, salgının aslında sınıfsal farklılıkları derinleştirdiğini söyleyenler (%43) üst sınıfın salgın sürecinde karantina kaldıkları süredeki yaşam koşullarına, işe gitmek zorunda olmamalarına, tedaviyi aynı şartlar altında almadıklarına dikkat çekiyor.

TOPLUMDA DAHA ZOR GÜNLER GÖRECEĞİZ BEKLENTİSİ HAKİM

Ipsos; Vatandaşlara Temmuz ayı başında salgında zor günlerin geride mi kaldı yoksa daha zor günler bizi mi bekliyor sorusunu yöneltmişti. O dönem vatandaşların %54’ü daha zor günlerin beklendiğini, %31’i ise geride kaldığına hususunda düşüncelerini ifade etmişti. Toplumdaki bu olumsuz hava zaman geçmesine rağmen değişmemiş, hatta geçen zamana içerisinde iyimser beklenti de zayıflamış. Ekim başında yapılmış olan  Ipsos’un haftalık araştırmasında, iyimser beklentiye sahip olanların oranı %22’ye düşerken, kötümser beklentiye sahip olanların ise yine çoğunluğu oluşturduğu (%59) tespit edildi.

TOPLUMUN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU SALGININ EKONOMİK ETKİLERİNE DAİR ENDİŞE TAŞIYOR.

Ipsos’un hayata geçirdiği araştırmada; salgın döneminde bireylerin farklı konularla ilişkili olarak endişe düzeyleri de takip ediliyor. Özellikle toplumda ekonomiye dair endişe seviyesi yüksek, alt ve orta sınıfta bu endişeler üst sosyoekonomik (SES) sınıfa kıyasla daha yüksek olsa da toplumun geneli bu konuda endişeli. Örneğin; çalışanlar arasında işsiz kalmaktan endişe duyanların oranı alt sosyoekonomik sınıfta (DE SES) %94, üst sosyoekonomik sınıfta (AB SES) %70. Ay sonunda faturaları ödeyebilme konusunda endişe yaşadığını belirtenlere baktığımızda bu oran %84… Aynı oran DE SES grubunda %90lara çıkıyor, ancak AB olarak tanımladığımız üst SES grubunda da %73 gibi oldukça yüksek bir seviyede…

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili değerlendirmelerinde şöyle; “Daha önceki haftalarda da konu olmuştu; salgın ile mücadele ederken hayati tehlike ile işsizlik tehlikesi arasında sıkışmış hissediyoruz.  İşsiz kalmaktan, hayat pahalılığından, faturalarımızı ödeyemez hale düşmekte  endişeliyiz. Salgının gidişatına dair de daha umutsuz bir durumdayız, önümüzdeki dönemin daha zor geçeceğini düşünenlerin oranı artıyor. Her on kişiden dördü, salgın nedeni ile toplumsal sınıflar arasındaki eşitsizliğin arttığını düşünüyor. Toplumun yarısına göre ise salgın zengin yoksul arasında bir fark olmadığını gösterdi. Böyle düşünenler sanırım naif bir şekilde durumun bu olmasını umut ediyorlar, çünkü gerçekte biliyoruz ki yapılan araştırmalara göre Dolar milyarderlerinin serveti salgın döneminde %28 büyümüş durumda. İngiltere’de yapılan bir araştırma gösterdi ki, salgın zenginlerin tasarruflarını, yoksulların ise borçlarını büyütüyor.” Dedi.

 

Ipsos’a 9 Baykuş Ödülü Birden!

Ipsos’a 9 Baykuş Ödülü Birden!

TÜAD-Türkiye Araştırmacılar Derneği’nin, araştırma sektöründeki başarılı pazarlama ve sosyal araştırma projelerini ödüllendirmek için bu yıl sekizincisini düzenlediği Baykuş Ödülleri Töreni’nde Ipsos; toplam 9 ödüle layık görüldü.

Ödül alan projeler incelendiğinde; Ipsos’un yurtdışında sahasını gerçekleştirdiği ve Türkiye ekibinin raporladığı çalışmalar; içgörüce zengin ve fark yaratan projeler; fiyat, ambalaj, ürün ve reklam promosyon, POP vb. testleri içeren taktiksel araştırmalar ve yeni yöntemler uygulanarak gerçekleştirilen inovatif yaklaşımlar öne çıktı.

Ipsos; Global, İçgörülü, Vizyoner, Usta ve İnovatif olmak üzere beş farklı kategoride ödül almayı başardı. Böylelikle Ipsos, araştırma verenleri için gerçekleştirdiği projelerin iş sonuçlarına olumlu etkisini ödüllerle de göstermiş oldu.

Araştırma Şirketlerinin, Araştırma Veren Firmalar ve Veri Toplama Şirketleriyle başvurduğu Baykuş Ödülleri Töreni, 6 Ekim akşamı online olarak gerçekleştirildi.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili şunları iletti: “Araştırmaya olan tutkumuzu bu yıl da çeşitli kategorilerle aldığımız 9 adet Baykuş Ödülüyle taçlandırdık. Türkiye’deki araştırma sektörünün çıtasını her sene daha yukarı çekebilmesi için öncülük etme çabamızın hem müşterilerimizde hem sektör örgütümüzde karşılık bulması çok mutluluk verici. İş ortağımız olan müşterilerimize ve bu tutkuyu yaşatan ödül alsın/almasın tüm Ipsos çalışanlarına ve işbirliği yaptığımız veri toplama şirketlerine tekrar çok teşekkür ediyoruz.”

TÜRKİYE’NİN EN ÖNEMLİ SORUNU SIRALAMASINDA İLK SIRAYI NELER PAYLAŞIYOR

TÜRKİYE’NİN EN ÖNEMLİ SORUNU SIRALAMASINDA İLK SIRAYI NELER PAYLAŞIYOR

Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması ile Ipsos; Türkiye’de koronavirüs vakasının ilk kez tespit edilmesini takiben vatandaşların bu konuya ilişkin farkındalık düzeylerini, endişelerini, değişen davranışlarını ortaya koymaya devam ediyor. Hükümetin bu konudaki politika ve uygulamalarının kamuoyundaki yansımalarını düzenli olarak takip eden Ipsos’un gerçekleştirdiği Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasın 24 döneminde ülkemizin en önemli sorunları mercek altına alınıyor.

Salgın öncesi dönemde her iki ayda bir yürütülen Ipsos Türkiye Barometresi araştırmasında vatandaşlar salgından önceki bir yıllık süreçte ekonomiyi ülkenin birincil sorunu olarak tanımladığı görülüyor. Mart ayında salgının hayatımıza girmesiyle beraber bu değerlendirme değişmiş ve salgın ülkenin ilk sıraya yerleşmiş olduğu, uzunca bir sürede de bu şekilde devam ettiği verilerle ortaya konuyor. Haziran ayı başından itibaren ise salgın ve ekonominin ilk sırayı paylaştıklarına konumlandıklarına şahit olunması, vaka sayılarındaki artışlar, döviz kurundaki yükselişler gibi gündemdeki konular vatandaşların bu konudaki değerlendirmelerine doğrudan etkide bulunduğu görülüyor.

YAPILAN İŞ EVDEN ÇALIŞMAYA UYGUN MU?  Salgın nedeniyle işleri evden çalışmaya uygun olan çalışanların bir bölümünün evden çalışma sistemine geçmesiyle beraber bundan sonra iş hayatının yeni normalinin bu olup olmayacağına dair tartışmalar gündemdeki yerini koruyor.    Ipsos’ta bu çerçevede hâlihazırda çalışan vatandaşlara işlerinin evden çalışmaya ne kadar uygun olduğu sorusunu yöneltti. Çalışanların sadece %15’i işinin evden çalışmaya çok uygun olduğunu belirtiyor.

ÇALIŞANLARIN NE KADARI EVDEN ÇALIŞIYOR?

Öte yandan verilere bakıldığında,  Türkiye’de evden çalışma oranı da yüksek olmadığı ortaya çıkıyor. Son 1 hafta içerisinden evden çalıştığını belirtenler %9 seviyesinde… Salgın döneminde bu oranın en yüksek %15 seviyesine çıktığı görülmüştü. İşinin evden çalışmaya çok veya kısmen uygun olduğunu belirtenler %39 seviyesinde. Her ne kadar iş gücünde evden çalışma için potansiyel bir gelişim alanı olduğunu söylemek mümkün olsa da aslında evden çalışma sanılanın aksine toplumun tamamını korumak için süper etkili bir çözüm değil. Toplumun çok büyük kesimi çalışabilmek için evden çıkmak zorunda olduğu araştırmanın ortaya koyduğu verilerde ortaya çıkıyor.  Virüsün yayılma riski devamlılığını sürdürecektir. 

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili değerlendirmelerini şöyle iletti; “Yaşanan salgında ilk günden beri herkesin tartışılmaz önceliği elbette insan sağlığını korumak. Bunun için bireyler ve kurumlar güçleri, akılları yettiğince önlemler almaya çalışıyorlar. Hem izolasyon başta olmak üzere sağlık önlemlerini hakkıyla almak, hem de işini yapmaya evden devam edebilmek bir çok insanın doğal tercihidir diye düşünebiliriz. Ancak pratikte çalışanların %85’i işlerinin evden çalışmaya tamamen uygun olmadığını belirtiyor. İşi, kısmen de olsa evden çalışmaya uygun olanları dahil ettiğimizde bile ancak %39’luk bir orana ulaşıyoruz. İşi evden çalışmaya çok uygun olan %15’lik bir kesim mevcut, buna rağmen evden çalışanların oranı ise %9. Yani işi müsait olanların da hepsi evden çalışmıyorlar. Tabi bu durumun arkasında şirketlerin ve çalışanların tercihlerinin yanı sıra, evde gerekli imkanların, ekipmanın olmaması gibi etkenler de olabilir. Aslında evden çalışma kısıtlı bir kesim için mümkün ve toplumun tamamını korumak için sanıldığı kadar etkili bir çözüm değil, milyonlarca çalışan işe gitmek için evden çıkmak mecburiyetinde. Dünyanın en geçerli amacına yönelik olsa bile, alınan Koronavirüs tedbirlerinin ticaret hayatı, iş dünyası üzerinde olumsuz etkileri olduğu da bir gerçek. Özellikle bazı sektörlerde önemli miktarda iş kayıpları yaşandı-yaşanıyor, işsizlik oranları gelişmiş ekonomilerde bile yüksek seviyelere erişmiş durumda. Bunun sonucu olarak da haftalardır ülkenin en önemli sorunu nedir sorusunun yanıtları arasında salgın ve ekonomi at başı gidiyor. Her on kişiden altısı salgının işleri için ciddi bir tehlike oluşturduğunu belirtiyor. İnsanlar hayati tehlike ile işsizlik tehlikesi arasında sıkışmış durumdalar.”