Yazılar

 Club Med Palmiye’de Padel Turnuvası ve Tatil Keyfi

Club Med Palmiye, 15-17 Mayıs tarihleri arasında Antalya’da özel bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Society ve PlumeMag iş birliğiyle düzenlenen padel turnuvası, sporun heyecanını, sosyalleşmenin keyfini ve Akdeniz’in eşsiz atmosferini bir araya getirdi.

Üç gün süren etkinlikte misafirler sabahları kortlarda spor yaparken, gün batımında plaj kenarında kokteyl saatleri ve akşam programlarıyla tatilin keyfini çıkardı. Club Med’in Ultra Her Şey Dahil konsepti, gurme açık büfeler, plaj aktiviteleri ve wellness alanlarıyla turnuvaya eşlik etti.

Antalya’nın Kemer ilçesinde yer alan tesis, padel ve tenis kortları, su sporları, trapez okulu ve Zen Havuzu gibi geniş spor altyapısıyla dikkat çekiyor. Gurme restoranları ve canlı akşam programlarıyla Club Med Palmiye, spor ve tatili aynı çatı altında buluşturan özel bir deneyim sundu.

 

#ClubMedPalmiye #AntalyaTatil #PadelTurnuvası #TurizmHaberi #AkdenizTatili #SocietyTopluluk #PlumeMag #SporVeTatil #UltraHerŞeyDahil #İyiYaşam #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Seçkin Pirim’den “Dün ile Bugün”

1600 yıllık tarihiyle büyüleyen Şerefiye Sarnıcı, 12 Haziran–31 Ağustos tarihleri arasında çağdaş sanatın önemli isimlerinden Seçkin Pirim’in “Dün ile Bugün” sergisine ev sahipliği yapıyor.

Işık, su ve tarihin ritmini modern formlarla bir araya getiren seçki; modüler yapılar, yansımalar ve özel aydınlatma tasarımıyla ziyaretçilere geçmiş ile bugün arasında etkileyici bir görsel deneyim sunuyor. Tarihsel mimari ile çağdaş sanatın aynı atmosferde buluştuğu sergi, İstanbul’un kültürel yaşamına yeni bir soluk getiriyor.

 

#SeçkinPirim #DünileBugün #ŞerefiyeSarnıcı #İstanbulSanat #ÇağdaşSanat #SanatSergisi #KültürAS #SanatHaberleri #İstanbulEtkinlikleri #TarihveSanat

Sivil Toplumdan Güçlü Çağrı: Geleceğini Çöpe Atma

Türkiye’nin önde gelen tüketici, sürdürülebilirlik, gıda güvenliği, perakende ve gıda sanayii kuruluşları, her yıl milyonlarca ton önlenebilir gıda israfına neden olan Son Tüketim Tarihi (STT) ve Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi (TETT) konusundaki bilgi eksikliğine dikkat çekmek için ortak bir deklarasyon yayımladı.

Gıdanı Koru hareketi kapsamında başlatılan “Gıda Okuryazarlığı Seferberliği”, Türkiye’de her yıl çöpe giden yaklaşık 14 milyon ton gıdanın ve milli servetin korunmasını hedefliyor. Ortak bildiride, toplumun %72’sinin STT ile TETT arasındaki farkı bilmediği ve bu bilgisizliğin milyonlarca ton güvenilir gıdanın gereksiz yere çöpe gitmesine yol açtığı vurgulandı.

Deklarasyondan Öne Çıkan Başlıklar

TETT İsrafı Önler: Dayanıklı gıdaların kalite göstergesi olan TETT, tehlike alarmı değildir. Ambalajı sağlam ve duyusal özelliklerinde sorun olmayan ürünler TETT geçse dahi tüketilebilir.

STT Hayat Kurtarır: Et, süt, balık ve yumurta gibi çabuk bozulabilen gıdalar için STT kritik bir güvenlik sınırıdır. STT’si geçen ürünler asla tüketilmemelidir.

Gıda İsrafı ve İklim Krizi: Gıda israfı bir ülke olsaydı, ABD ve Çin’den sonra dünyanın en büyük üçüncü sera gazı emisyon kaynağı olurdu.

Bilinçli Tüketim Kültürü: TETT farkındalığı, yalnızca ekonomik değil; çevresel ve etik sorumluluğun da bir parçasıdır.

Sivil Toplumdan Açık Çağrı

Sürdürülebilirlik dernekleri: Evlerdeki gizli israfla mücadeleyi büyütelim.

Tüketici dernekleri: Doğru etiket okuma ve gıda okuryazarlığı eğitimlerini yaygınlaştıralım.

Üreticiler ve perakendeciler: TETT’si yaklaşan ürünleri indirim rafları ve gıda bankacılığıyla ekonomiye kazandıralım.

Medya ve kamuoyu: Bilimsel gerçekleri görünür kılarak farkındalık çağrısını kitleselleştirelim.

Gurme ve Toplumsal Boyut

Bu seferberlik yalnızca gıda güvenliği değil, aynı zamanda gastronomi kültürünün korunması açısından da kritik. Dayanıklı gıdaların doğru değerlendirilmesi, mutfaklarda gizli israfı önlerken; bilinçli tüketim alışkanlıkları gurme kültürünü sürdürülebilir hale getiriyor.

 

#GıdanıKoru #GıdaOkuryazarlığı #TETT #STT #Gıdaİsrafı #Sürdürülebilirlik #GıdaGüvenliği #GurmeKültürü #SivilToplum #İklimKrizi #BilinçliTüketim

Uçakta Ranza Yatak Dönemi Başlatıyor

Air New Zealand, uzun mesafeli uçuşlarda yolcuların en büyük sorunlarından biri olan uyku ihtiyacına yenilikçi bir çözüm getiriyor. Havayolu, Aralık 2026’dan itibaren Auckland – New York JFK hattında ekonomi sınıfı yolcularına Skynest adı verilen ranza yatak hizmetini sunacak.

Skynest Detayları

Ekonomi ve premium ekonomi yolcuları için tasarlanan Skynest, toplam altı ranza ünitesinden oluşuyor. Yolcular dört saatlik seans rezervasyonu yaparak gerçek yatakta uyuma imkânına sahip olacak. Kabinlerde mahremiyet perdeleri, ortam aydınlatması, USB şarj noktaları ve her seans sonrası yenilenen nevresimler bulunuyor.

Konfor ve Kurallar

Yolculara göz maskesi, kulak tıkacı ve kişisel bakım ürünleri içeren konfor kitleri verilecek. Ancak kabinde yemek yemek, ayakkabı giymek ve kulaklık olmadan müzik dinlemek yasak olacak. Hizmet yalnızca 15 yaş ve üzeri yolcular için geçerli olacak.

Maliyet ve Gelecek Planları

Dört saatlik Skynest seansı, bilet ücretine ek olarak 495 ABD doları olacak. İlk etapta iki Boeing 787 uçağında uygulanacak sistemin ilerleyen dönemde farklı rotalara da yayılması planlanıyor.

Air New Zealand, daha önce ekonomi sınıfında Skycouch konseptiyle koltukları kanepeye dönüştürerek uyku imkânı sunmuştu. Skynest ile birlikte uzun uçuşlarda yolculara daha konforlu bir deneyim sağlanması hedefleniyor.

 

 

#AirNewZealand #Skynest #UçuşKonforu #HavayoluHaber #EkonomiSınıfı #UzunUçuş #UlaşımHaber #Skycouch #Havacılık #YolcuDeneyimi  #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“Dünya Aynı Anda Birkaç Büyük Kırılmayı Birlikte Yaşıyor…”

Modern çağın getirdiği hız ve anlık tüketim çılgınlığı, toplumları ve markaları küresel krizlerin ortasında belirsiz bir fırtına içinde savurup, sürüklüyor. Böylesi bir dönemde ayakta kalmanın ve geleceğe rehberlik etmenin tek bir yolu var: Entelektüel üretkenlikte ısrar etmek ve veriyi zamansız bir eşlikçi olarak görmek. Pause Dergi olarak bu ay; bilimsel verinin gücüyle geleceği “ön zamanlı” okuyan araştırma projeleriyle, stratejik plan, kurgu ve taktiklerle geleceğe değer katan, araştırma sektörünün global lider markası Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik’i ağırlıyoruz. Bu söyleşide; liderliğin sadece rakamlardan ibaret olmadığını; hayata değer katan insani duyguların, samimi bir vizyonun ve güçlü bir duruşun hikayesini okuyacaksınız. Keyifli okumalar diliyoruz.

Röportaj: Ahu Çağdaş

Fotoğraf: Sancar Kemal Demir

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Sidar bey; dünyaca çok hızlı bir değişim ve dönüşüm sürecinden geçiliyor.Global bir araştırma şirketinin Türkiye CEO’su olarak, zamanın bu yeni ritmini ve dünyadaki bu büyük dönüşümü nasıl yorumluyorsunuz?

Dünya aynı anda birkaç büyük kırılmayı birlikte yaşıyor. Hem ülkemizde hem de küresel ölçekte çok katmanlı bir dönüşüm sürecinin içindeyiz. Pandemi, küresel enflasyon, jeopolitik gerilimler ve savaşların gölgesinde şekillenen yeni bir uluslararası düzenle karşı karşıyayız. Artan göç hareketleri ve ekonomik dalgalanmalar da bu tabloya eşlik ediyor.

Böylesi dönemlerin ortak özelliği, isimlerinin çoğu zaman sonradan konulmasıdır. Rönesans ya da Endüstri Devrimi örneklerinde olduğu gibi, içinde yaşarken bunun tarihsel bir kırılma olduğunu her zaman net göremeyiz. Bugün de benzer bir eşikte olduğumuzu düşünüyorum; henüz adını koyamadığımız ama öncesi ve sonrası farklı olacak bir dönemden geçiyoruz. Bu dönüşüm, uluslararası sistemi ve ekonomik düzeni yeniden şekillendiriyor. Küresel ticaret ilişkileri değişirken, enerji güvenliği ve jeopolitik gerilimler ağırlık merkezlerini kaydırıyor. Trump’ın geçtiğimiz yıl aldığı kararlar, ABD-İsrail-İran hattındaki gerilimler ve kritik enerji hatları küresel ekonomiyi doğrudan etkiliyor. Demografik değişim de bu sürecin kritik bir boyutu. Gelişmiş ekonomiler hızla yaşlanırken, Afrika gibi bölgelerde genç nüfus hızla artıyor. Göç ise bir diğer büyük başlık; dünyada şu anda 300 milyona yakın göçmen olduğu tahmin ediliyor ve önümüzdeki 25 yıl içinde yaklaşık 1 milyar insanın göç etmesi bekleniyor. Yapay zekâ ise en köklü kırılmalardan biri. Üretken yapay zekâ, iş yapış biçimlerini ve bilginin üretimini kökten değiştiriyor. İlk kez entelektüel üretimi ve düşünmeyi makinelerle paylaştığımız bu dönemde, kadim bilginin nasıl korunacağı ve nesiller arası aktarımın nasıl gerçekleşeceği önemli bir soru olarak önümüzde duruyor. Tüm bu gelişmelerin ortasında, yaşadığımız dönemin adını henüz koyabilmiş değiliz. Ancak çok net bir şekilde şunu hissediyoruz: Bu dönem, öncesi ve sonrası farklı olacak bir kırılma dönemi

Peki, araştırma sektörü bu dönüşümün tam olarak neresinde konumlanıyor? Sektör, bu sürecin bir takipçisi mi, yön veren kaldıraçlarından biri mi?

Araştırma sektörü bu dönüşümün tam merkezinde duruyor. Değişimi en erken okuyan alanlardan biri olduğu için doğal olarak bir “erken uyarı sistemi” gibi çalışıyor. Toplumların ve bireylerin nereye evrildiğini en hızlı biz görüyoruz. Ancak bugün sadece değişimi okumak yeterli değil. Dönüşümün kendisi çok hızlı ve katmanlı olduğu için araştırma sektörü; daha hızlı, daha fazla veriyle çalışan, yapay zekâ ve sentetik datayla gerçek zamanlı içgörü üreten bir yapıya evriliyor. Bu anlamda sektör bir takipçi değil. Ama tek başına yön veren bir kaldıraç olarak da görülmemeli. Daha doğru tanım şu: Araştırma sektörü, dönüşümün hızını ve yönünü daha görünür hale getiren bir “çarpan etkisi” yaratıyor. Böylesine hızlı değişen ve kırılganlıklarla örülü bir dünyada, araştırma sektörünün rehberliğine duyulan ihtiyaç hiç olmadığı kadar açık.

Global krizler, savaşlar ve en başta ekonomik sıkıntılar, dünyanın her yerinde, her sektörde derinden hissedildi. Araştırma sektörüne etkisi nasıl oldu? Markalar, şirketler, bu dönemde veriye daha mı çok sığındı?

2025 yılı ESOMAR sektör büyüklüğü raporuna göre 2024’te Türkiye’nin pazar araştırması cirosu yaklaşık 143 milyon USD, 2025 için ise 147 milyon USD seviyesinde bekleniyor. Türkiye G20 ülkeleri içinde yer almasına rağmen dünya sıralamasında 30. sırada olması, sektörün önünde kat edilmesi gereken ciddi bir mesafe olduğunu gösteriyor. Küresel krizler ve ekonomik sıkışma dönemlerinde markaların ilk refleksi genellikle araştırma bütçelerini kısıtlamak oluyor. Ancak bu yaklaşım artık eski dünyaya ait bir refleks. Çünkü yapay zekâ çağında veriyle çalışmak ve araştırma üretmek bir “opsiyon” değil, bir zorunluluk haline geldi. Araştırma sektörü bugün sadece tüketicinin nabzını tutan bir yapı değil; aynı zamanda güven seviyesini ölçen, eğilimleri ve davranış değişimlerini ortaya koyan ve buradan strateji üreten bir karar destek mekanizmasıdır. Bu nedenle araştırma, bir “maliyet kalemi” olarak değil, yatırımın fizibilite sürecinin doğal bir parçası olarak görülmeli. Çünkü araştırma ile desteklenmeyen yatırımların riski giderek artıyor

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Aslında bu dijital dünyaya ilk adımı atan sektörün araştırma sektörü olduğusöyleyebilir miyiz? Nöro-araştırmalar, eye-tracking (göz takibi), marka ve pazarlama dünyasının beklentilerine, yol gösteren verileri, Ipsos yıllardır gerçekleştiriyordu desem ne dersiniz?  

Evet, araştırma sektörü dijital dönüşüme en erken adapte olan alanlardan biri oldu diyebiliriz. Bunun temel nedeni, sektörün doğası gereği veriyle, teknolojiyle ve insan davranışını anlamlandırma ihtiyacıyla iç içe olmasıdır. Ancak bugün mesele yalnızca dijital araçları kullanmak değil; araştırmanın kendisinin nasıl tanımlandığının yeniden değişmesidir. Ipsos’un Horizon 2030 stratejisi bu açıdan önemli bir çerçeve sunuyor. Horizon yaklaşımı, araştırmayı karar alma süreçlerini gerçek zamanlı olarak besleyen, yapay zekâ ile güçlendirilmiş bir içgörü ekosistemi olarak yeniden tanımlıyor. Stratejinin merkezinde hız, ölçek ve aksiyon olmak üzere üç kritik dönüşüm var. Ipsos bu dönüşümü yıllardır adım adım inşa ediyor. Nöro-araştırmalar, eye-tracking ve dijital davranış analitiği gibi yöntemler uzun süredir geliştiriliyor. Horizon 2030 ile birlikte ise bu metodolojiler tek bir entegre içgörü mimarisinin parçaları haline geliyor Dolayısıyla araştırma sektörü dijital dönüşümün takipçisi değil. Aksine bu dönüşümü erken okuyan, araçlarını erken geliştiren ve markaların karar alma sistemlerinin ayrılmaz bir parçası haline gelen bir alandır. Ipsos Horizon 2030 da araştırmayı sadece bilgi sağlayan değil, karar üreten ve geleceği şekillendiren bir yapı olarak konumlandırıyor.

Ipsos, hem dünyada hem de ülkemizde sektörün lideri konumunda. Sizin Türkiye’deki çalışmalarınızın markalar tarafında ve ülkemize kattığı katma değerler çok net. İhracat ekonomisine sağladığınız katkılar… Ancak benim asıl ilgilendiğim ve dikkat çekmek istediğim nokta, toplumsal duyarlılığınız ve sosyal sorumluluk projelerindeki o samimi hassasiyetiniz. Özellikle afet sonrasındaki kolektif iyileşme süreçlerini de dahil ederek, Ipsos’un bu insani ve toplumsal duruşundan bahsetmek ister misiniz?

Ipsos’un global ve Türkiye’deki konumunu değerlendirirken genellikle doğal olarak işin ticari ve stratejik tarafı öne çıkıyor. Ama Ipsos’u Ipsos yapan şey sadece bu değil. Bizim için araştırma, yalnızca ticari kararları besleyen bir araç değil, aynı zamanda toplumu anlamaya, objektif bilgiyle donatmaya ve toplumsal ihtiyaçları görünür kılmaya yarayan bir sorumluluk alanı. Bu nedenle toplumsal duyarlılık işimizin ayrı bir “yan başlığı” değil, doğrudan yapısının bir parçası. Özellikle kriz ve afet dönemlerinde bu çok daha görünür hale geliyor. Örneğin pandemi sürecinde ve 2023 yılında yaşadığımız deprem felaketi sonrasında yürüttüğümüz araştırmalar da bunun en somut örneklerinden oldu.Bu tür dönemlerde şunu çok net görüyoruz: İnsanlar sadece fiziksel ihtiyaçlar açısından değil, aynı zamanda bilgiye çok daha fazla ihtiyaç duyuyor. Böyle kırılma anlarında doğru veriyi üretmek, sadece ticari kararları değil, toplumsal dayanıklılığı da doğrudan etkileyebiliyor. Bu nedenle Ipsos’un yaklaşımı, proje bazlı bir sosyal sorumluluk anlayışından ziyade, araştırmanın doğasından gelen bir sorumluluk bilincine dayanıyor. Yani biz toplumu ölçerken aynı zamanda toplumu anlamaya, ihtiyaçlarını görünür kılmaya ve daha sağlıklı karar alma zeminleri oluşturmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla Ipsos’un ekonomik katkısı ile toplumsal katkısı birbirinden ayrı değil, aksine birbirini besleyen iki temel eksen. Bir yandan markalara ve ekonomiye değer üretirken, diğer yandan özellikle kritik anlarda toplumun daha doğru anlaşılmasına ve iyileşme süreçlerinin desteklenmesine katkı sağlıyoruz.

Her yıl düzenlediğiniz uluslararası bir konferans var. “Araştırmada Yenilikler Konferansı”… Bilim ve teknik konularda yenilikleri, gündem konularındaki en güncel bilgileri, alanında dünyaca tanınmış isimlerle sunduğunuz dev aynı zamanda çok cool bir buluşma… Sektörü eğiten, öğreten ve çıtasını yükselten bu konferansın tüm geliri her yıl bir sosyal projeye aktarılıyor. Bu yönüyle, her açıdan ülkemizde tek olma özelliğine sahip bir prestij çalışması diyebilir miyiz? Araştırmada Yenilikler Konferansı’nın bu sene 17.’sini düzenliyoruz. Hem içerik derinliği hem de uluslararası katılımı itibarıyla Türkiye’de alanında çok özel bir buluşma. Her yıl konjonktüre ve zamanın ruhuna göre belirlediğimiz temamız çerçevesinde çok geniş bir yelpazede, alanında uzman çok değerli isimleri bir araya getirerek araştırma sektörünün geleceğini tartıştığımız bir platform. Bu yönüyle aslında sektörü besleyen, geliştiren ve çıtasını sürekli yukarı taşıyan bir öğrenme alanı. Bu etkinliği farklı kılan bir diğer önemli unsur da sosyal etki boyutu. Konferansın tüm geliri her yıl eğitim alanında bir sosyal projeye aktarılıyor. Sadece profesyonel bir buluşma olmaktan çıkıp toplumsal faydaya dönüşüyor. Bu anlamda Türkiye’de farklı bir örneği yok.

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Siz özel hayatınızda da duyarlısınız diye duyuyorum. Bir çöplüğe bırakılan yavru köpeği sahiplenmiş olmanız. Ona bir yuvanın kapısını açmış olmanız… Bu hikâyeden biraz bahseder misiniz?

 Nova çöplüğe bırakılmış değildi, zaten orada doğmuştu. Çocuklarımız barınaklarda yuva bekleyen köpeklerden birini uzun zamandır sahiplenmek istiyorlardı. Biz de bu amaçla araştırmaya başladık ve bir arkadaşımız sayesinde Ezine’de Nova, kardeşleri ve başka canları şehir çöplüğünden kurtaran, aşılarını yaptırıp yuvalandırmak üzere çabalayan bir hayvansever ile yollarımız kesişti. Ve pandemi koşullarında Ezine’ye gidip Nova’yı alıp eve getirdim.  İyi ki getirmişim, bunun için çocuklarımıza ne kadar teşekkür etsek az. Nova’nın hayatımıza kattıkları saymakla bitmez. Umarım biz de onun hayatına bir şeyler katabilmişizdir.

Tüm bu yoğunluğun, verilerin ve sorumlulukların arasında; hayat size ne ifade ediyor?
Hayat bir mücadele. Benim için de her zaman böyle oldu. Mücadele doğası gereği zorludur. İşte tüm bu çabanın sonunda bir fayda üretebildiğinizi görebiliyorsanız hayatın hakkını vermişsiniz demektir. Fayda derken ailenize, dostlarınıza, eğer mevcutsa parçası olduğunuz kuruma – bu kurum şirket, okul, vakıf, dernek olabilir- ve en geniş çerçevede topluma, doğaya olan faydayı kast ediyorum. İnsan karşılaştığı zorluklardan kurtulmak ister ama esasen tüm o zorluklardan kurtulabilsek geriye ne kalacak sorusu da önemli. Fayda üretmek üzere samimi şekilde yürütülecek bir mücadelenin sonu yok bence.

Kendinizi nasıl yeniliyorsunuz, zihinsel disklerinizi nasıl temizliyorsunuz?

Eşim ile sohbetlerimiz zihinsel rahatlama açısından çok önemli benim için, çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Tabi Nova dahil çocuklarımızla geçirdiğimiz zamanlar da beni rahatlatan diğer zaman dilimleri. Özellikle Nova ile birlikteyken doğal olarak sadece ona odaklanmak durumunda kalıyorum ve bunun üzerimde önemli pozitif etkisi olduğuna inanıyorum. Dostlarla birlikte zaman geçirmenin de insanın tazelenmesine büyük katkı yaptığını düşünüyorum. Bunların dışında futbol ve basketbolu çok yakından takip ediyorum, bu da bana bir zihinsel sıfırlanma alanı veriyor. İyi bir Galatasaray taraftarıyım, takımımızı sadece maçtan maça değil kendimce oldukça yakından izliyorum. Ayrıca bu sporlarda sadece Türkiye liglerini değil, Avrupa liglerini, Euroleague ve NBA gibi organizasyonları da çok yakından izlerim. Galatasaray taraftarı olmama rağmen Fenerbahçe Beko’nun Euroleague maçlarını Fenerbahçeli olan eşim ve benim gibi Galatasaraylı olan oğlum ile birlikte salonda takip ederiz, kızım da eşim gibi iyi bir Fenerbahçeli, ancak o yurtdışında üniversite eğitimi almakta olduğu için bize pek katılamıyor maalesef.

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Ekranlardan izlediğim bazı programlardan edindiğim izlenim, çok sakin ve dingin bir yapınız olduğu yönünde. Kolay sinirlenir misiniz? Hayatta en çok neye kızarsınız?
Çok sakin biri olduğumu söyleyemem. Sanırım dışarıdan öyle görünüyor, belki tepkilerimi kamusal alanda saklamayı iyi beceriyorumdur. Hayatta en çok şuna kızarım diyebileceğim tek bir şey yok, tahammül etmekte zorlandığım birçok şey sayabilirim, mesela yalan, iftira, ihanet, adaletsizlik, haksızlık.

Deniz tutkunuzu da yakından biliyorum… Bununla ilgili geleceğe dair bir hayaliniz var mı?
Ülkemizde amatör denizcilik her geçen gün daha da zorlaşıyor. Marina kiraları, tekne bakım masrafları, sürekli bir yenisi ile karşılaştığımız yasal zorunluluklar ülkemizde amatör denizciliği gelişmiş ekonomilere sahip pahalı ülkelerden de daha zor ve maliyetli bir noktaya getirdi maalesef. Son dönemde bu koşullara dayanamayan birçok denizci teknesini satmak durumunda kalıyor, gerçek deniz aşıkları tekne sahibi olmaya niyetlenemiyor bile. Bu gidişat yakın gelecekte amatör denizci profilini de etkileyecek gibi görünüyor. Bizim ailemiz için de durum benzer. Bu yüzden geleceğe dair hayalim oldukça alçakgönüllü teknemizi satmak zorunda kalmamak. ‘Böyle hayal mi olur?’ diyebilirsiniz ama durum bu maalesef.

Yaklaşan Babalar Günü vesilesiyle hem sizin hem de kendi babamın Babalar Günü’nü içtenlikle kutlayarak sormak istiyorum: Özel günler bir araştırmacı olarak ve bir baba olarak size ne ifade ediyor?

 Annelik, babalık gibi rollerin yılda bir gün de olsa hatırlanması elbette güzel. Tüm babaların, babalık hissi taşıyanların gününü kutlarım. Belki okuyuculara beylik bir yorum gibi gelecek ama ben bu günlerin basit tanımlarından çıkarılıp daha geniş anlamda kutlanması taraftarıyım, her insanın anne-baba olma şansı olmayabilir, anne-babasını kaybetmiş olanlar ya da hiç tanımamış olanlar gibi birçok dezavantajlı durum sayabiliriz. Dolayısıyla sadece anneleri -babaları değil annelik-babalık duygusunu kutlayalım isterim, o duygu kime yönlenmiş olursa olsun kutlanmaya değer diye düşünüyorum, yeğenini veya komşusunun-arkadaşının çocuğunu evladı gibi seven teyze, amca dayı da kutlanmalı, bir kediye, köpeğe, kuşa yönlenmiş annelik-babalık duygusu da. Annesini küçük yaşlarda kaybetmiş biri olarak kardeşimi ve beni tek başına yetiştiren babamdaki annelik duygusunu kutlarım.

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik, Ahu Çağdaş

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik, Ahu Çağdaş

Ege ve Akdeniz’in Gözde Otellerinde Özel İndirimler

TatilBudur, yaz tatilini erkenden planlamak isteyenler için “Yaz Fırsatları” kampanyasını başlattı. Seçili otellerde özel indirimler ve cazip ödeme seçenekleri sunan kampanya, Ege ve Akdeniz’in en sevilen destinasyonlarında tatil severleri avantajlı fiyatlarla buluşturuyor.

Kampanya Detayları

TatilBudur’un geniş otel portföyü; aile tatillerinden balayı otellerine, çocuk dostu tesislerden yetişkinlere özel konseptlere kadar farklı seçenekler sunuyor. Denize sıfır oteller ve resort konseptli tesisler, yaz tatilinde eğlence ve dinlenmeyi bir arada yaşamak isteyenlere hitap ediyor.

Avantajlı Tatil Planı

Erken rezervasyon yapan misafirler, daha geniş tesis seçeneklerinden faydalanırken özel indirimler ve avantajlı ödeme koşullarından yararlanabiliyor. Kullanıcı dostu dijital altyapı sayesinde otelleri karşılaştırmak ve rezervasyon işlemlerini kolayca tamamlamak mümkün.

TatilBudur, bu kampanya ile misafirlerine yalnızca uygun fiyatlı tatil değil; aynı zamanda yazın enerjisini ve “TatilBudur Hissi”ni yaşatmayı hedefliyor.

 

#TatilBudur #YazFırsatları #TurizmHaber #EgeOtelleri #AkdenizOtelleri #ErkenRezervasyon #AvantajlıTatil #BalayıOtelleri #ResortTatil #TürkiyeTurizmi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Çocuklarda Bacak Boyu Farkına Dikkat!

Çocukların sağlıklı büyümesi denildiğinde çoğu zaman boy ve kilo gelişimi ön plana çıkıyor. Ancak uzmanlar, iskelet sisteminin gelişiminin de en az bunlar kadar yakından takip edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Çocukluk çağında fark edilmeyen bacak boyu eşitsizliği, ilerleyen yıllarda omurga ve eklem sağlığını olumsuz etkileyebiliyor.

Central Hospital Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Can Yapıcı, bacak boyları arasındaki uzunluk farkının erken dönemde tespit edilmemesi halinde ciddi ortopedik problemlere neden olabileceğini belirterek, “Tedavi edilmeyen bacak boyu eşitsizliği zamanla omurgada eğrilik, kalça ve diz eklemlerinde erken kireçlenme ile kronik ağrılara yol açabilir” diyor.

Central Hospital Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Can Yapıcı’ya göre toplumda en yaygın yanlış inanışlardan biri, bu sorunun çocuk büyüdükçe kendiliğinden düzeleceğini düşünmek. Oysa özellikle büyüme plaklarının zarar görmesine bağlı gelişen eşitsizliklerde, çocuk büyüdükçe fark daha da belirgin hale geliyor.

Op. Dr. Can Yapıcı

Op. Dr. Can Yapıcı

Hangi belirtiler uyarıcı olmalı?

İki bacak arasındaki ölçülebilir uzunluk farkı olarak tanımlanan bacak boyu eşitsizliği, hafif düzeylerde çoğu zaman belirti vermeyebiliyor. Ancak fark arttıkça bazı işaretler ortaya çıkıyor.

Op. Dr. Can Yapıcı’ya göre şu belirtiler dikkate alınmalı:

  • Yürürken aksama veya topallama
  • Sürekli aynı bacağa ağırlık verme
  • Ayakkabı tabanlarının farklı şekillerde aşınması
  • Omuz ve kalça seviyelerinde belirgin asimetri
  • Duruş bozuklukları

Dünya genelinde her 100 çocuğun yaklaşık 3 ila 5’inde klinik olarak önemli kabul edilen bacak boyu farkı görülebiliyor. Bu çocuklarda zamanında tedavi uygulanmadığında kalıcı sağlık sorunları gelişebiliyor.

Neden ortaya çıkıyor?

Bacak boyu eşitsizliği doğuştan gelebileceği gibi sonradan da gelişebiliyor.

Çocukluk döneminde yaşanan ve büyüme plağını etkileyen kemik kırıkları, enfeksiyonlar ve gelişimsel kalça displazisi en sık nedenler arasında yer alıyor. Ayrıca bazı çocuklarda doğumsal uzuv gelişim eksiklikleri görülebiliyor. Bazı genetik ve sendromik hastalıklarda ise vücudun bir tarafı diğerine göre daha fazla büyüyebiliyor.

Daha nadir olarak kemik tümörleri ve çocukluk çağı romatizması da büyüme dengesini bozarak bacak boyu eşitsizliğine neden olabiliyor.

Hafif vakalarda ameliyatsız çözümler tercih ediliyor

Her bacak boyu farkı cerrahi müdahale gerektirmiyor. Özellikle 2 santimetrenin altında kalan eşitsizliklerde konservatif tedavi yöntemleri ön plana çıkıyor.

Kişiye özel tabanlıklar

Ayakkabı içine yerleştirilen özel tabanlıklar, kısa olan bacağı destekleyerek kalça ve omurga dengesinin korunmasına yardımcı oluyor. Böylece omurganın eğrilmesi önlenirken eklemlere binen yük de dengeleniyor.

Ayakkabı yükseltmeleri

Tabanlıkla düzeltilemeyecek ancak ameliyat gerektirmeyen durumlarda ayakkabı tabanına eklenen yükselticiler sayesinde iki bacak arasındaki fark azaltılabiliyor.

Büyük farklarda cerrahi yöntemler devreye giriyor

Uzmanlar, erişkin döneme kadar farkın 2-2,5 santimetrenin üzerine çıkmasının beklendiği çocuklarda cerrahi seçeneklerin değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Günümüzde uygulanan yöntemlerin temel amacı, vücudun kendi kemiğini üretmesini sağlayarak uzunluk farkını gidermek.

Dıştan uygulanan sistemler

Eksternal fiksatör adı verilen metal çerçeveler kemiklere özel teller ve vidalarla sabitleniyor. Bu yöntem özellikle kemik kısalığıyla birlikte eğrilik bulunan vakalarda tercih ediliyor.

Manyetik uzatma teknolojisi

Kemik içine yerleştirilen ve dışarıdan görünmeyen manyetik çiviler sayesinde uzatma işlemi kontrollü şekilde gerçekleştirilebiliyor. Daha düşük enfeksiyon riski ve estetik avantajları nedeniyle son yıllarda sık tercih edilen yöntemlerden biri olarak öne çıkıyor.

Kombine uygulamalar

İçten çivi ve dıştan fiksatörün birlikte kullanıldığı tekniklerde, dış cihazın kullanım süresi azaltılarak çocuğun konforu artırılabiliyor.

Büyüme hızının kontrol edilmesi

Epifizyodez adı verilen yöntemde ise uzun olan bacağın büyüme hızı kontrollü şekilde yavaşlatılıyor. Böylece kısa olan bacağın zaman içinde diğer bacağa yetişmesi hedefleniyor. Op. Dr. Can Yapıcı, çocukların büyüme döneminde düzenli ortopedik kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini belirterek, erken tanının hem tedavi başarısını artırdığını hem de ileride oluşabilecek kalıcı iskelet sistemi sorunlarını önleyebildiğini vurguluyor.

Modern çağın yaygınlaşan sorunu: Uykusuzluk!

“Gece boyunca dönüp duruyorum”, “Sabah kalkınca sanki hiç uyumamış gibi oluyorum”, “Başımı yastığa koyuyorum ama saatlerce uyuyamıyorum” diyenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar, uykusuzluğun sadece stres ya da yoğun tempodan kaynaklanmadığını, burun ve boğazdaki bazı sorunların da gece boyunca nefes almayı zorlaştırarak kaliteli uykuyu engelleyebildiğini söylüyor. Uykusuzluk sorununun sadece yetişkinlerle sınırlı kalmadığını, son yıllarda çocuklarda da sık karşılaşıldığını belirten Prof. Dr. Tatlıpınar, uykusuzluğun altında yatan sinsi nedenleri ve sağlıklı bir uyku için 5 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Modern yaşamın getirdiği stres, kaygı ve özellikle gece geç saatlere kadar süren ekran kullanımı, son yıllarda uyku sorunu yaşayanların sayısını artırıyor. Birçok kişi uykusuzluğu stres ve zihinsel yorgunlukla ilişkilendiriyor ancak çoğu zaman gözden kaçan başka bir neden daha var: Burun ve boğaz hastalıkları. Acıbadem Fulya Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar; “Özellikle ‘sabah yorgun uyanıyorum’, ‘gece sık sık uyanıyorum’ ya da ‘sanki hiç uyumamış gibiyim’ diyenlerin, mutlaka kulak, burun ve boğaz hastalıkları uzmanına başvurmasında fayda var. Çünkü horlama, burun tıkanıklığı, geniz eti, bademcik büyümesi ve uyku sırasında nefesin durması gibi kulak, burun ve boğaz kaynaklı sorunlar, gece boyunca kaliteli uykuyu engelleyebiliyor.”

Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar

Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar

Sinsi tehlike ‘uyku apnesi’ne dikkat!

Özellikle uykuda nefesin kısa süreli durduğu ‘uyku apnesi’ durumunda kişinin gece boyunca defalarca nefessiz kalabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Tatlıpınar, “Bu durum çoğu zaman kişinin farkında olmadan gerçekleşiyor. Kişi gece boyunca sık sık uyanıyor, derin uykuya geçemiyor ve sabah büyük bir yorgunlukla güne başlıyor. Gün içinde uyuklama, dikkat dağınıklığı, unutkanlık ve odaklanma sorunları görülebiliyor” diyor. Burun eğriliği, geniz eti ve bademcik büyümesi, alerjiye bağlı burun tıkanıklığı, damak ve küçük dil sarkması gibi sorunların hava yolunu daraltarak uyku sırasında nefes almayı zorlaştırabildiğini belirten Prof. Dr. Tatlıpınar, tedavi edilmeyen uyku apnesinin uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekiyor. Prof. Dr. Tatlıpınar, yapılan araştırmalara göre uyku apnesinin, yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, diyabet, depresyon ve felç riskini de artırabildiğini söylüyor.

Çocuklarda da görülebiliyor

Uyku sırasında nefes alma problemleri, geniz eti ve bademcik büyümesi nedeniyle gece horlama, ağız açık uyuma ve huzursuz uyku sık görülebiliyor. Kaliteli uyuyamayan çocuklarda dikkat eksikliği, öğrenme güçlüğü, huzursuzluk ve büyüme-gelişme sorunları ortaya çıkabildiğini belirten Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar “Özellikle geceleri horlayan ve ağzı açık uyuyan çocukların mutlaka değerlendirilmesi gerekir” diyor.

Gece uykusunu bozan alışkanlıklara dikkat!

Uykusuzluğun sadece sağlık sorunlarından değil, bazı yanlış alışkanlıklardan da kaynaklanabildiğini belirten Prof. Dr. Tatlıpınar sözlerine şöyle devam ediyor: “Özellikle telefon, tablet ve TV gibi cihazların yarattığı ışık ve ekran maruziyeti melatonin üretimini baskılayarak hem uykuya dalışı hem de uykunun derinliğini bozar. Her gün farklı saatlerde yatmak ve kalkmak uyku ritmini olumsuz etkiler. Stres, gece çok aç ya da tok yatmak, ortamda gürültü olması, fazla sıcak ortam, yastık ve yatak problemleri sık uyanmalara neden olabilir. Kafein içeren kahve, çay, çikolata gibi ürünler, bazı ilaçlar uykuyu olumsuz etkiler. Gece tuvalete kalkmaya neden olan sağlık problemleri de uykunun bölünmesine neden olur.”

Uykusuzluğa karşı 5 etkili önlem!

Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar sağlıklı, kaliteli ve yeterli uykunun hem ruhsal hem de fiziksel açıdan son derece önemli olduğunu vurgulayarak, uykusuzluğa karşı 5 etkili önlemi şöyle sıralıyor;

  • Sabah yorgun uyanıyor, gün içinde uyukluyorsanız mutlaka sağlık kontrolünüzü yaptırın.
  • Burun tıkanıklığı, ağız açık uyuma, geniz eti, bademcik ve burun eğriliği şikayetlerini önemseyin ve mutlaka tedavi olun.
  • Yatmadan önce telefon, tablet ve televizyon kullanımını azaltın.
  • Her gün aynı saatlerde uyuyup uyanmaya özen gösterin.
  • Akşam saatlerinde kahve, çay ve ağır yemek tüketiminden kaçının. 

 

 

#Uykusuzluk #UykuSorunları #UykuApnesi #BurunBoğazSağlığı #ÇocuklardaUykusuzluk #UykuKalitesi #SağlıklıUyku #KBB #UykuBozukluğu #UykuTedavisi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Türkiye – Kuzey Makedonya Arasında Yeni Turizm ve Yatırım Köprüleri

Kuzey Makedonya Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu ve Kuzey Makedonya Kültür Merkezi ev sahipliğinde, Prestige Uluslararası İlişkileri Geliştirme Platformu iş birliğiyle düzenlenen Macedonia Connect buluşması İstanbul’da gerçekleştirildi. Diplomasi, iş dünyası, turizm ve gastronomi çevrelerini bir araya getiren etkinlikte, iki ülke arasındaki kültürel yakınlık ve ekonomik iş birlikleri masaya yatırıldı.

Grand Cevahir Hotel & Convention Center’da gerçekleşen buluşmada; Kuzey Makedonya’nın turizm potansiyeli, gastronomi değerleri ve yatırım fırsatları öne çıkarıldı. Başkonsolos İdris Fazlioski konuşmasında, “Türk turistler 2025 yılında Kuzey Makedonya’yı ziyaret eden yabancı turistler arasında ilk sırada yer aldı. Bu bağları ticari ortaklıklara dönüştürmek için güçlü bir adım atıyoruz” dedi.

Etkinlikte ayrıca panel oturumları, B2B görüşmeleri ve kültürel sunumlarla iki ülke arasındaki iş birliği fırsatları tartışıldı. Gastronomi ve turizm başlıkları üzerinden dostluk görünür kılınırken, yeni ticari anlaşmaların kapısı aralandı.

 

#MacedoniaConnect #İstanbul #KuzeyMakedonya #Turizm #Gastronomi #Kültür #Diplomasi #Yatırım #İşBirliği #PrestigePlatform #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Sabiha Gökçen’den Kahire’ye Haftada 3 Sefer

İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı (ISG), küresel uçuş ağını genişletme hedefi doğrultusunda önemli bir iş birliğine imza attı. Mısır’ın önde gelen havayolu şirketlerinden Nesma Airlines, 22 Mayıs 2026 itibarıyla Kahire – İstanbul hattında doğrudan uçuşlarına başladı.

Türkiye’nin en büyük ikinci havalimanı olan ISG’de düzenlenen karşılamada, geleneksel “su takı” selamlamasıyla aprona inen ilk uçak renkli görüntülere sahne oldu. Kokpit ve kabin ekibi çiçeklerle karşılanırken, yolculara Türk lokumu ikram edildi. Etkinlikte kurdele ve pasta kesimiyle yeni rota kutlandı.

ISG Yönetici Direktörü Hanita Ahmad, “Her yeni rota İstanbul’un küresel havacılık merkezi olma konumunu güçlendiriyor. Nesma Airlines ile bu iş birliği, Türkiye ve Mısır arasındaki tarihi bağlara yeni bir dinamizm kazandırıyor” dedi.

Uçuş Detayları

İstanbul – Kahire hattı haftada 3 gün (Salı, Cuma, Pazar) karşılıklı seferlerle icra edilecek.

Uçuşların turizm, ticaret ve kültürel alışverişte çarpan etkisi yaratması hedefleniyor.

ISG bugün 55 ülkede 155 destinasyona bağlantı sağlıyor.

 

 

#NesmaAirlines #SabihaGökçen #İstanbulKahire #HavayoluHaberleri #UçuşBaşladı #ISG #Kahire #Havacılık #Turizm #Ticaret #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity