Yazılar

Doğumsal kalp rahatsızlıklarına dikkat

Doğumsal kalp rahatsızlıklarına dikkat

Dünyada her yıl 7-14 Şubat haftası doğumsal kalp hastalıklarına dikkat çekiliyor. Doğumsal kalp hastalıklarında bulguları olan veya risk faktörleri olan hastaların erkenden teşhisle tedavi edilerek sağlıklı bir hayata kavuşmalarının amaçlandığını belirten Liv Hospital Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Doç. Dr. Meki Bilici: “Tanı ve tedavide gecikme olması ise bazı hastalarda tedavi şansının kaçırılmasına neden olabilmektedir. Çocuğunuzun kalbine iyi bakın ki kalbiniz de size iyi bakabilsin.” diyerek konu hakkında önemli bilgiler aktardı.

Ülkemizde her yıl yaklaşık 1.2 milyon bebek dünyaya gelirken, bunların da yaklaşık 12 bin tanesi doğumsal kalp hastalığı ile doğmaktadır. Doğumsal kalp hastalıkları her 100 canlı doğumun yaklaşık 1’inde görülmektedir. Yenidoğan döneminin en sık görülen anomalileri olan doğumsal kalp hastalığı bu dönemdeki en ölümcül doğumsal anomalilerdir.

 

Doç. Dr. Meki Bilici

Doç. Dr. Meki Bilici

Doğumsal kalp hastalıklarından korunmak için yapılması gerekenler

  • Gebeliğiniz süresince yeterli beslenmeli,
  • Özellikle ilk üç ay başta olmak üzere gebeliğiniz boyunca doktor kontrolü dışında ilaç kullanmamalı,
  • Enfeksiyonu olan kişilerle yakın temastan kaçınmalı,
  • Risk faktörleriniz varsa ayrıntılı olarak incelenmeli ve
  • Gebelik takibinizi düzenli bir şekilde yaptırmalısınız.

Kimlere ayrıntılı gebelik kontrolü ve fetal ekokardiyografi yapılmalı?

  • Ailede doğumsal kalp hastalığı varsa,
  • Annede diyabet, romatizmal hastalıklar varsa ve
  • Gebelik esnasında bebekte herhangi bir sitem anomalisi olması durumunda gebelik esnasında çocuk kardiyolojisi uzmanı tarafından ekokardiyografi yapılmalı, gebelik süreci doğuma kadar yakından takip edilerek yönetilmelidir.

Kalp hastalığı olan çocuklar hangi bulguları gösterir?
Doğumsal kalp hastalığı olan yenidoğan bebekler özellikle yenidoğan döneminde morarma veya kalp yetersizliğinin neden olduğu şok tablosuyla hekime başvururken, sonraki dönemde tekrarlayan akciğer enfeksiyonları, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma, göğüs ağrısı, efor esnasında bayılma gibi bulgularla doktora başvurmaktadırlar.

Doğumsal kalp hastalıklarının tedavisi var mı?
Özellikle de erken tanı koyulan doğumsal kalp hastalığı olan bebekler başta olmak üzere tüm doğumsal kalp hastalıkları ülkemizde gerek anjiyografik olarak gerekse de çocuk kalp cerrahları

Epilepsi sırasında sarsmayın ve bir şeyler koklatmayın

Epilepsi sırasında sarsmayın ve bir şeyler koklatmayın

Nörolojik bir hastalık olan epilepside en önemli bulgunun nöbet geçirme şeklinin olduğunu belirten
Liv Hospital Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Ayhan Öztürk: “Kişi hayatının herhangi bir döneminde, bir defaya mahsus olmak üzere epileptik nöbet geçirebilir ancak bu nöbet bir daha hiç olmayabilir veya değişen sıklıkla tekrarlayabilir. Bu nedenle epilepsi hastalığı, aslında “tekrarlayan” nöbetleri tanımlamak için kullanılır.” diyerek epileptik nöbetlerde en sık görülen bulguları ve ilk yardım için takip edilecek adımları anlattı.

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

Nörolojik bir hastalık
Epilepsi beyindeki sinir hücrelerinin artmış uyarılabilirliğindeki problemden kaynaklanan tekrarlayıcı ve geçici anormal elektriksel deşarjlar sonucu görülen nörolojik bir hastalıktır.

Nöbet geçirme şekli bulgu için önemli
Bir epilepsi hastasının nöbetinde düşme, vücutta kasılma titreme, bilinç kaybı gibi bulgular görülebilirken özellikle çocukluk çağında sık karşılaşılan bazı epilepsilerde, farkındalık birkaç saniye kadar kapanabilir ve hasta donuk bakmaya başlar.

Her şey görülebilir
Epilepsi her yaşta görülebilmekle birlikte 20’li yaşlar öncesi ve 60’lı yaşlar sonrasında görülmesi daha sıktır.  Epilepsi hastalığı, erkek ve kadınlarda ırk ayrımı olmaksızın eşit olarak görülmektedir. Kişi hayatının herhangi bir döneminde, bir defaya mahsus olmak üzere epileptik nöbet geçirebilir ancak bu nöbet bir daha hiç tekrarlamayabilir veya değişen sıklıkla tekrarlayabilir. Bu nedenle epilepsi hastalığı aslında “tekrarlayan” nöbetleri tanımlamak için kullanılır.

Herhangi bir sebep tespit edilemeyebilir
Epilepsi hastalığı tanısı almış bireylerin yaklaşık olarak yarısında herhangi bir sebep tespit edilemeyebilir. Belli grup hastada ise gebelikte olan beyin gelişim problemleri, doğum sırasındaki nedenler, beyin enfeksiyonları, beyin tümörleri, beyin damar hastalıkları, bazı ilaçlar, zehirlenmeler, aşırı alkol alımı gibi nedenler nöbetlere neden olabilmektedir.

Epilepsi başlıca iki ana gruba ayrılır
Generalize epilepsiler, beynin tüm bölgelerini etkileyen nöbetlerdir. En yaygın görülen alt tipi absans epilepsilerdir. Çocukluk çağında sık karşılaşılan absans epilepsilerde, farkındalık birkaç saniye kadar kapanabilir.

Diğer bir alt tip olan atonik nöbetlerdeyse tüm kaslarda ani bir gevşeme olurken tonik nöbetlerde atonik nöbetlerin aksine tüm kaslar kasılır ve hasta kesilen bir ağacın devrilmesi gibi aniden yere düşer. Fokal epilepsiler ise beynin bir kısmını etkileyen nöbetlerdir.

Epilepsi bölgesi beynin hangi fonksiyonuyla ilgiliyse nöbet sırasında o bölgeye ait belirti ve bulgular gözleniyor.

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

Epileptik nöbetlerde en sık görülen bulgular

  • Vücutta meydana gelen ani kasılmalar
  • Şuur kaybı
  • Çok seri bir biçimde baş sallama hareketi
  • Kol ve bacaklarda bir türlü kontrol edilemeyen sallantılar
  • Hızlı bir şekilde göz kırpmak
  • Sabit bir noktaya bakmak
  • Kısa bir süre seslere ya da konuşmalara tepki verememek
  • Korku, anksiyete veya dejavu gibi psikolojik belirtiler

Nöbet öncesi bazı bulgular görülebilir
Bazı alt gruplarda öncü belirtiler görülür. Bunlara “aura” adı verilir. Beynin hangi alanının anormal elektriksel aktiviteyle ilgili olduğunu gösteren bu belirtileri ise şu şekilde sıralayabiliriz;

  • Uyuşma
  • Hoş olmayan kokular alma
  • Görme veya duyma değişiklikleri
  • Ani korku hissi
  • Mide bulantısı veya midede baskı hissi

Epilepsi nöbetleri genellikle birkaç dakika sürer
Bu süre zarfında nöbet geçiren kişiyi güvende tutmak öncelikli hedef olmalıdır.

İlk yardım için takip edilecek adımlar

  • Nöbet bitene ve kişi tamamen uyanana kadar kişiyle birlikte kalmalı ve solunum yollarının açık olduğundan emin olmalısınız.
  • Nöbetten sonra kişinin güvenli bir yerde oturmasına yardım etmelisiniz.
  • Uyanan ve iletişim kurabilen kişiye basitçe ne olduğunu anlatmalısınız.
  • Nöbeti geçiren kişinin rahatlaması için onunla sakince konuşmayı denemelisiniz.
  • İlk yardımı yapan kişi olarak çevrenizdeki diğer insanları da sakinleştirmelisiniz ve
  • Kişinin eve veya güvenli bir ortama dönmesi sağlamalısınız.

Nöbet sırasında bunları yapmayın

  • Paniğe kapılmayın, bağırıp çağırıp korku içinde sağa sola koşturmayın.
  • Hasta dilini ısırmadıysa ağzını, çenesini açmaya çalışmayın.
  • Dişlerinin arasına parmak sokmaya çalışmayın.
  • Dişlerinin arasına kaşık ve benzeri nesneler koymaya çalışmayın.
  • Kasılan kol ve bacağı durdurmaya çalışmayın.
  • Hastayı sarsmayın ve bir şeyler koklatmaya çalışmayın.

Nöbetler genellikle acil tıbbi müdahale gerektirmez ancak aşağıdaki durumlarda acil yardım istenebilir:

  • Hasta daha önce hiç nöbet geçirmemişse,
  • Hasta, nöbetten sonra uyanmakta veya nefes almakta güçlük çekiyorsa,
  • Nöbet 5 dakikadan uzun sürdüyse,
  • Hasta, ilkinden kısa bir süre sonra ikinci bir nöbet geçiriyorsa,
  • Nöbet sırasında yaralanırsa,
  • Nöbet suda olursa ve
  • Hastanın diyabet, kalp hastalığı gibi bir sağlık problemi varsa ya da hamileyse acil yardım istenmelidir.

Kontrolsüz nöbetler hayatı olumsuz etkileyebilir
Kontrolsüz nöbetler hayatı olumsuz etkileyebilmekle birlikte hatta hayatı tehdit edebilmektedir. Nöbetler anksiyete ya da depresyona da sebebiyet verebilir. Bu süreçte hastaların moralini yüksek tutması ve stresten uzak durması özellikle önemlidir.

Değişen yaşam koşulları tedavi sürecine olumlu yansıyabilir
Epilepsi hastalarının yaşam tarzında yapacakları değişiklikler tedavi sürecine olumlu yansıyabilmektedir. Bu doğrultuda yapılması gereken yaşam tarzı değişikliklerini şu şekilde özetleyebiliriz:

  • Aşırı alkol tüketiminden kaçınmak.
  • İlaçları doğru ve doktorunuzun söylediği şekilde almak.
  • Nikotin kullanımından uzak durup, sigarayı bırakmak.
  • Uykuyu yeterli düzeyde almak. Zira uyku eksikliği ve yetersiz uyku nöbeti tetikleyebilir.
  • Egzersiz yapmak.

Tanı koymada nöbeti gören kişinin ayrıntılı ve dikkatli olarak dinlenmesi önemli
Epilepsi hastalığı tanısını tek başına koyduran bir test yoktur. Tanı koymada en önemli nokta hastanın nöbeti hakkında etrafındakilerin verdiği bilgidir. Özellikle nöbeti gören kişinin ayrıntılı ve dikkatli olarak dinlenmesi gereklidir. Sonrasında yapılan ayrıntılı genel ve nörolojik muayene ardından bazı kan tetkikleri ve EEG (elektroensefalografisi) istenir. Tanı konulmasında en önemli tetkiklerden birisi EEG’dir. Beyin Bilgisayarlı Tomografi (BT) veya Beyin Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) epilepsi nöbetlerine neden olan olayların ya da yapısal bozuklukların ortaya konmasında yardımcı olur.

Epilepsi tedavi edilebilen bir hastalıktır
Tedavinin en önemli amacı nöbetlerin durdurulmasıdır. Tedavide çeşitli ilaçlar kullanılır ve ilaç seçimine karar verirken nöbetin tipi, atakların sıklığı, hastanın yaşı, eşlik eden diğer hastalıkların varlığı önem taşımaktadır. Hastaların çok büyük kısmında ilaç tedavisi ile nöbetler kontrol altına alınır. Belli bir grup ilaç tedavisine dirençli uygun hastada cerrahi tedavi ile de başarılı sonuçlar elde edilmektedir.

E-SİGARA DA NORMAL SİGARALAR KADAR ZARARLI!

E-SİGARA DA NORMAL SİGARALAR KADAR ZARARLI!

Aktif ya da pasif olarak sigara içmek hem fiziksel sağlık hem de genel yaşam kalitesi açısından oldukça zararlıdır. Sigara kullanımı üst solunum yolu enfeksiyonlarından akciğer enfeksiyonlarına kadar genel yaşam kalitesini etkiliyor. Cilt sağlığını da bozan sigaranın zararları saymakla bitmez. Zararlı alışkanlıklar konusunda masum gibi gözüken tadı tatlı ama kendisi acı olacak sonuçlara sebep olan e-sigaralarda yine son derece zararlı ve bırakılması gereken alışkanlıklardan. 9 Şubat Dünya Sigara Bırakma Günü’nde zararlı alışkanlıklarınızdan kurtulabileceğiniz 5 önemli yöntemi Liv Hospital Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Adnan Sayar anlattı.

Prof. Adnan Sayar

Prof. Adnan Sayar

Sigara genel yaşam kalitenizi bozar

  • Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), amfizem gibi ciddi solunum problemlerine neden olabilir.
  • Kalp damarlarının daralmasına ve kalp hastalıklarının gelişme riskinin artmasına neden olabilir. Sigara içenlerde kalp krizi geçirme riski, içmeyenlere göre daha yüksektir.
  • Sigara içmek, üst solunum yolu enfeksiyonlarına ve akciğer enfeksiyonlarına (örneğin, zatürre) yakalanma riskini artırabilir. Bağışıklık sistemini de zayıflatarak daha sık hastalanmaya sebep olur.
  • Sigara içmek başta akciğer kanseri olmak üzere, ağız, boğaz, yemek borusu, pankreas, böbrek ve mesane kanseri gibi bir dizi kanser türünün gelişme riskini artırır.
  • Sigara içmek, mide ülseri ve reflü gibi sindirim sistemi sorunlarına yol açabilir.
  • Ciltte kırışıklıklara, erken yaşlanmaya ve cilt kanseri riskinde artışa neden olabilir.
  • Sigara içmek, kısırlık riskini artırabilir ve kadınlarda düşük yapma riskini artırabilir.
  • Sigara içenlerde nikotine bağımlılık gelişir ve bırakmak zorlaşabilir.

E-sigarayı en çok gençler kullanıyor
Elektronik sigara, sigara bırakmak isteyenlere önerilen, tam bırakana kadar ara geçiş döneminde kullanılabilen bir alternatif. Zararları hakkında yeterli bilgi olmaması, solunum fonksiyonlarında anlamlı bir bozulmaya sebep olmadığının gösterilmesi, sigara bırakmak isteyenler için, nikotin ihtiyacını karşılayan ve sigaradaki diğer zararlı maddeleri içermeyen bir alternatif olarak görülmesini sağlamıştı. Bu şekilde tütün piyasasında kendine yer bulan elektronik sigaralara, üretici firmalar aroma ve şeker ekleyerek tadını da cazip hale getirdiler. Tatlı, kötü kokmayan, yanmayan nikotin içeriği bu ürünü gençler için cazip hale getirdi.
Günümüzde özellikle lise ve üniversite öğrencileri arasında çok sayıda hiç “yanıcı” sigara kullanmadığını ancak e-sigara kullandığını söyleyen genç nüfus mevcut. ABD’de yapılan çalışmada lise öğrencileri arasında kullanımın %30’a yaklaştığı bildirildi. Son on yılda e-sigara kullanımı tüm dünyada hızla artış göstermekte. Bu artış incelendiğinde; sigarayı bırakmak için e-sigaraya başlayanların çoğunluğunun yanıcı sigaraya geri döndüğü buna rağmen yıllar önce sigarayı bırakmış olanların ise genç nüfus gibi e-sigaraya rağbet gösterdiği görüldü. Bu kadar yaygın kullanım, e-sigarayı halk sağlığı problemi olarak değerlendirilip pazarlama öncesi ayrıntılı analizlerin yapılmasını gerektirmekte. Ancak tüm e-sigaraların tütün ürünü olarak düzenlemeye tabi olması, insan sağlığı üzerine potansiyel zararlarını ölçmek için yapılması gereken araştırılmaların yapılmasını engellemekte. Kullanıcıların sonradan değerlendirilmesi ile yapılan analizler doğrultusunda elektronik sigaraların etkileri tahmin edilmeye çalışılmakta.
E sigaralarda nikotin, propilen glikol, gliserol, metaller, tatlandırıcı ve aroma katkı maddeleri içermektedir. Bu maddeler; bağımlılık, boğaz tahrişi, kuru öksürük, akciğer hasarı, böbrek yetmezliği, kardiyopulmoner toksisite, demans gibi çok çeşitli hastalıklara yatkınlık yaratabilmektedir. E-sigara kullanan kadın nüfusta vücut kitle indeksinin daha yüksek olduğu yani vücut ağırlığının olması gerekenden daha fazla olduğu gösterilmiştir.

Bütün bunlarla birlikte değerlendirdiğimizde yine bağımlılığa sebep olan e-sigaraların da tamamen masum olduğunu söylemek mümkün değildir.Liv Hospital

Zararlı alışkanlıklarınızdan kurtulabileceğiniz 5 önemli yöntem
1- Bırakmayı gerçekten istemelisiniz

Sigarayı bırakmanın birçok farklı yöntemi vardır ve her birey için farklı yöntemler etkili olabilir. En önemli faktör ise kişinin sigarayı bırakmayı gerçekten istemesidir.

2- Kademeli bırakmayı da deneyebilirsiniz
Birdenbire bırakma bazı kişilerin sigarayla bağını tek seferde koparmasını sağlarken, yoksunluk belirtileri nedeniyle bir kesimin sigaraya geri dönmesine ve başarısızlık hissine kapılmasına neden olabilir. Bazıları içinse kademeli azaltma yöntemi ile sigaradan kurtulmak mümkündür.

3- Bantları tercih edebilirsiniz
Bunun yanı sıra sigaradaki bağımlılık yapıcı madde olan nikotini içeren, nikotin sakızları ve nikotin bantları bu sürecin daha kolay geçmesine yardımcı olur.

4- Birlikte tükettiğiniz içecekleri azaltabilirsiniz
Sigarayı bırakırken, sigarayla birlikte tüketilen içecekleri azaltmak ya da sigarayla özdeşleştirilen ortamlardan uzaklaşmak bu süreci kolaylaştıracaktır.

5- Akupunktur gibi alternatif yöntemleri tercih edebilirsiniz
Bazı hastalar hipnoz, akupunktur, meditasyon gibi alternatif yöntemlerden fayda görmektedirler. Sağlıklı yaşam modeline geçmek, düzenli egzersiz, stres yönetimi, sağlıklı beslenme, davranışsal terapiler de kişinin motivasyonunu yüksek tutarak sigaradan kurtulmasını sağlayabilir.

Sigara bırakma yöntemleri çok çeşitlidir. Sigara bırakmayı düşünen kişiler kendi yöntemlerini belirlemekte güçlük çekiyorsa ya da daha önceden bırakmayı denemiş başarısız olmuşsa sigara bırakma polikliniklerine başvurabilirler. Gerek davranışsal modeller, destek tedavileri, gerek ilaçlar, terapiler ile sigaradan tamamen kurtulmak mümkün.

Kanser riskini nasıl azaltabiliriz?

Kanser riskini nasıl azaltabiliriz?

Dünya genelinde her yıl milyonlarca insan kanserle mücadele etmek zorunda kalıyor. Kanser, hücrelerin kontrolsüz bir şekilde büyümesi ve çoğalmasıyla karakterize edilen bir hastalıktır. Bu önemli gün, kanserle savaşta farkındalık yaratmayı ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemini vurgulamayı amaçlamaktadır. Kanserde en önemli nokta kansere yakalanmamaktır ki bu tamamıyla elimizde olan bir durum değildir. Fakat kansere neden olan riskleri azaltmak ve her yaşa özel sağlık kontrolü yaptırmak çok önemlidir. Liv Hospital İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Hakan Koçoğlu 4 Şubat Dünya Kanser Günü özelinde Kanser riskini azaltmak için önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Hakan Koçoğlu

Doç. Dr. Hakan Koçoğlu

Kanser riskini azaltmak için öneriler

  1. Doğru ve dengeli beslenme: Sağlıklı bir yaşam için dengeli ve çeşitli besinleri içeren bir diyet önemlidir. Meyve, sebze, tam tahıllar ve protein kaynaklarına odaklanarak vücudunuzun ihtiyaç duyduğu besinleri almalıyız. Tükettiğimiz gıdaların organik olmasına olabildiğince özen göstermeli ve hazır ve fazla katkı maddesi içeren gıdalardan da uzak durmaya çalışmalıyız.
  2. Düzenli egzersiz: Fiziksel aktivitenin, genel sağlığın yanı sıra birçok kanserin riskini azalttığı kanıtlanmıştır. Haftada en az 150 dakika orta şiddette egzersiz yapmak, vücut ağırlığını kontrol altında tutmak ve kas kütlesini korumak önemlidir.
  3. Sigara ve alkolün sınırlı kullanımı: Sigara içmek ve aşırı alkol tüketimi, birçok kanser türü ile ilişkilidir. Bu maddelerden uzak durmak veya kullanımını sınırlamak kanser riskinizi azaltabilir.
  4. Güneş koruyucu kullanımı: Cilt kanseri riskini azaltmak için güneş koruyucu kullanımı önemlidir. Güneşe çıkarken koruyucu giysiler ve şapka da kullanılmalıdır.
  5. Stresten kaçınma: Kronik stres, vücuttaki iltihaplanmayı artırabileceği için kanser riskini de artırabilir. Rahatlatıcı aktiviteler, meditasyon ve yoga gibi stresle başa çıkma yöntemlerini benimsemek önemlidir.
  6. Mesleki durumlar: Bazı meslekleri yapan kişilerde belirli kanserlerin görülme ihtimalinin daha yüksek olduğu bilinmektedir. Bu nedenle de kişilerin işyerlerinde yapılan sağlık kontrollerini düzenli yaptırmalarını ve eğer böyle bir sağlık kontrolü yapılmıyorsa bir hekime danışarak kendi kontrollerini düzenli yaptırmalarını öneririz. Eğer mesleğinizin herhangi bir kanser riskini artırıp artırmadığını bilmiyorsanız bir hekime danışmanızda fayda var.

Kanser sürecinde sağlık kontrolleri neden önemli?
Kanser, erken evrelerde genellikle belirti göstermeyen bir hastalıktır. Bu nedenle, kanserin erken teşhisi ve tedavisi, hastalığın yayılmasını önlemek açısından kritik öneme sahiptir. Sağlık kontrolleri bireylerin potansiyel risklerini belirlemek ve erken teşhis için uygun yöntemleri uygulamak amacıyla düzenli olarak yapılan test ve muayeneleri içerir. Her yaşa ve herkesin kendi farklı risk faktörlerine göre kanser döneminde istenecek tetkikler değişmektedir. Örneğin ailede belirli bir kanser türünün sık görülmesi veya ailede yaygın kanser görülmesi durumunda sağlık kontrolleri yaşı daha erken başlanarak daha detaylı işlemler yapılmaktadır.

Hangi sağlık kontrolleri

  • MEME KANSERİ
    Mamografi:
    Meme dokusunu inceleyen röntgen yöntemidir. Özellikle 40 yaş üstü kadınların yılda bir kez mamografi yaptırmaları önerilir.
    Kendi kendine muayene: Kadınlar, düzenli aralıklarla kendi memelerini muayene ederek anormal değişiklikleri fark edebilirler.
  • RAHİM AĞZI KANSERİ
    Pap Smear (Smear Testi):
    Rahim ağzındaki anormal hücreleri tespit etmek için yapılan bir testtir. Cinsel yaşam başladığında veya 21 yaşına gelindiğinde düzenli olarak yapılmalıdır.
  • PROSTAT KANSERİ
    PSA
    Testi: Prostat özgü antijen (PSA) seviyelerini ölçen bir kan testidir. Belirli yaş gruplarındaki erkeklerde düzenli olarak yapılabilir.
  • KALIN BAĞIRSAK KANSERİ
    Kolonoskopi:
    Kolonoskopi, kalın bağırsaktaki polipleri ve kanser öncesi lezyonları tespit etmek için kullanılan bir endoskopik inceleme yöntemidir. 50 yaş ve üzerindeki bireyler için önerilir.
  • AKCİĞER KANSERİ
    Tomografi (BT):
    Yüksek risk altındaki bireyler, özellikle uzun süreli sigara içiciler, düzenli olarak akciğer tomografisi kontrolü yaptırmalıdır.

Bunların dışında genetik ve kan testleriyle birlikte diğer görüntüleme yöntemleri ile kanser kontrolleri yapılmaktadır.

Sağlık kontrollerinin önemi
Sağlık kontrolleri hastalığın erken evrelerinde teşhis edilmesini sağlar. Erken teşhis, tedavi şansını artırır ve hastalığın yayılmasını engeller. Ayrıca testler,  bireylerin kanser risk faktörlerini belirlemelerine yardımcı olur. Bu, sağlıklı yaşam alışkanlıkları benimsemek veya riski azaltmak için önlemler almak açısından önemlidir.

 

Sigara rahim ağzı kanserine davetiye çıkarıyor

Sigara rahim ağzı kanserine davetiye çıkarıyor

Sağlık alanında yapılan farkındalık günlerinin en önemli amacı hastalık hakkında toplumu bilinçlendirmek ve önleyici yöntemler konusunda cesaretlendirmektir. Toplum olarak rutin kontrollere gitme konusunda iyi bir noktada değiliz. Oysaki belli aralıklarla yapılan rutin kontroller sayesinde olası sorunları başında öğrenerek tedavi sürecinde çok daha iyi ve hızlı ilerleme kaydedilebilir. Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karalök rahim ağzı kanseri hakkında önemli noktalara değindi.

Doç. Dr. Alper Karalök

Doç. Dr. Alper Karalök

Rahim ağzındaki hücrelerin anormal büyümesi sonucu oluşur
Rahim ağzı kanseri, rahim ağzındaki hücrelerin anormal büyümesi sonucu oluşan bir tür kanserdir. Genellikle Human Papillomavirus (HPV) adı verilen bir virüsün neden olduğu enfeksiyonla ilişkilidir. Ancak, tüm HPV enfeksiyonları rahim ağzı kanserine yol açmaz; çoğu kadın enfeksiyonu bağışıklık sistemleri tarafından temizleyebilir.

Rahim ağzı kanserine yakalanma riski bir dizi faktöre bağlıdır

  • HPV enfeksiyonu: HPV, rahim ağzı kanserinin yaygın bir nedenidir. Cinsel temasla bulaşabilir ve genellikle bağışıklık sistemi tarafından temizlenir, ancak bazı durumlarda kalıcı olabilir.
  • Sigara içme: Sigara içmek, rahim ağzı kanseri riskini artırabilir. Sigara içen kadınların enfekte olmaları durumunda kansere yakalanma olasılıkları daha yüksektir.
  • Dengesiz beslenme: Düzensiz ve sağlıksız beslenme, vücudun bağışıklık sistemini zayıflatarak rahim ağzı kanseri riskini artırabilir.
  • Erken yaşta cinsel aktivite: Erken yaşta cinsel aktivite, HPV enfeksiyonu riskini artırabilir ve dolayısıyla rahim ağzı kanseri riskini yükseltebilir.

Rahim ağzı kanseri genellikle erken evrelerde belirti göstermez

  • Vajinal kanama, özellikle cinsel ilişki sonrası,
  • Ağrılı cinsel ilişki,
  • Pelvik ağrı ve
  • İdrar veya bağırsak alışkanlıklarında değişiklikler evre ilerledikçe ortaya çıkabilir.

Doç. Dr. Alper Karalök

Smear testleri önemli
Erken teşhis, başarılı bir tedavi için kritik önem taşır. Bu nedenle, düzenli sağlık kontrolleri ve Pap smear testleri önemlidir. Pap smear testi, anormal hücreleri erken tespit etmeye yardımcı olabilir, böylece tedaviye başlamak için zaman kazanılır.

Rahim ağzı kanserinden korunmak için neler yapabilirsiniz?

  • HPV Aşısı: HPV aşısı, rahim ağzı kanseri riskini azaltabilir. Genç kızlar ve genç kadınlar için önerilen bu aşı, cinsel aktivite öncesi yapılmalıdır.
  • Düzenli sağlık kontrolleri: Düzenli Pap smear testleri ve HPV testleri, anormal hücreleri erken evrede tespit etmede yardımcı olabilir. Bu testler, kanseri önlemek veya erken teşhis etmek için hayati öneme sahiptir.
  • Sağlıklı yaşam tarzı: Dengeli beslenme, sigara içmemek ve düzenli egzersiz yapmak bağışıklık sistemini güçlendirir, böylece rahim ağzı kanseri riskini azaltabilir.
  • Sağlıklı cinsel ilişki: Güvenilir korunma yöntemleri kullanmak ve cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan kaçınmak önemlidir.

Önleyebilir ve tedavi edebilirsiniz
Rahim ağzı kanseri farkındalık ayı, kadınları bu önemli konuda bilinçlendirmek ve sağlıklarını korumak için bir fırsattır. Sağlığınızı önemseyin, düzenli sağlık kontrolüne gidin ve bilinçli kararlar alarak rahim ağzı kanseri riskinizi azaltın. Unutmayın, rahim ağzı kanseri önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır.

Okul çocukları tehlikede

Okul çocukları tehlikede

Son dönemlerde hem yetişkinlerde hem de çocuklarda hastalık oranlarında artış var. Bunların başında da kış mevsiminde çok sık tekrarlayan influenza gelmekte. Özellikle temas ve solunum yolu ile bulaşma riskinden dolayı okul çağı çocuklarında daha fazla görülen ve okuldan eve taşınan influenza hakkında merak edilenleri Liv Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gizem Güvener anlattı.

Dr. Gizem Güvener

Dr. Gizem Güvener

Mevsimsel girip: Influenza
Mevsimsel grip olarak da bilinen influenza, damlacık yolu ve yakın temas ile bulaşan üst solunum yolu enfeksiyonudur. A, B ve C olmak üzere 3 tipi bulunmaktadır. Influenza A daha ağır klinik bulgulara neden olur; insan, domuz, kuş, atlarda hastalık oluşturur ve mutasyona uğrama özelliğinden dolayı kuş gribi ve domuz gribi gibi mevsimsel salgınlara neden olabilir. Influenza B sadece insanlarda hastalık oluşturur, influenza A’ya göre daha hafif hastalıktan sorumludur. Influenza C insan ve domuzlarda hastalık oluşturabilir ve hafif üst solunum yolu enfeksiyonuna neden olur.

Çocuklarda son derece yaygın
Influenza enfeksiyonu dünya genelindeki çocuklarda son derece yaygındır. Hafif enfeksiyon, hastaneye yatışı gerektiren ciddi hastalık ve ölüm oranlarıyla dünyada çocuklar üzerinde önemli bir hastalık yükü oluşturmaktadır.

Influenza teşhisi konan okul çağındaki çocukların neredeyse tamamı en az bir gün okula gidemiyor, respiratuar sinsityal virüs (rsv), parainfluenza virüsü ve koronavirüs gibi diğer solunum yolu hastalıklarıyla karşılaştırıldığında, influenza enfeksiyonuna bağlı okula devamsızlığın daha fazla olduğu görülmüş.

Influenzanın semptomları nelerdir?

  • Kuluçka dönemi olan 1-2 günün ardından başlayan 38 dereceyi bulan ve ani başlayan ateş, kas ağrısı ve yorgunluğun ön planda olduğu, baş ağrısı öksürük burun akıntısı boğaz ağrısının da eşlik ettiği, bulantı, kusma ve ishalin de görülebildiği influenzada; ateş yaklaşık 3-5 günde, diğer semptomlar 1 haftada düzelir.
  • Kuru öksürük bazı durumlarda daha uzun sürebilir.
  • Orta kulak iltihabı, sinüzit, zatürre ve bronşit sık görülen komplikasyonlardır. Bu komplikasyonlardan influenzanın üzerine geçirilen bakteriyel enfeksiyonlar sorumludur.
  • Altta yatan astım, kistik fibrozis, kalp hastalığı ve nöromüsküler hastalıkları olan çocuklar, ciddi hastalık ve komplikasyon açısından daha yüksek risk altındadır.

Nasıl bulaşır?

  • İnfluenza hapşırma öksürme ile açığa çıkan damlacıkların havada asılı kalması ve solunum yolu ile bu virüslerin alınması ile bulaşır.
  • Hasta kimselerin enfekte ettiği, virüsün bulaştığı kapı kolları, masa, ortak kullanılan eşyalar ile temas olması sonrası elleri, burun ve ağıza temas ettirmek bir diğer bulaş yoludur.
  • Yenidoğan bebekleri anneden geçen antikorlar yaşamın ilk birkaç ayında koruyabilir. Ancak sonrasında bu antikorların miktarı azalmaktadır.
  • Virüsü bulaştırma oranı çocuklarda erişkinlere oranla daha fazladır ve daha uzun süre bulaştırıcıdır.
  • Virüsün bulaşma sıklığı hastalığın ilk gününde pik yapar ve küçük çocuklarda bulaştırıcılık 7-10 güne kadar devam edebilir.

 

Okul çocukları tehlikede Son dönemlerde hem yetişkinlerde hem de çocuklarda hastalık oranlarında artış var. Bunların başında da kış mevsiminde çok sık tekrarlayan influenza gelmekte. Özellikle temas ve solunum yolu ile bulaşma riskinden dolayı okul çağı çocuklarında daha fazla görülen ve okuldan eve taşınan influenza hakkında merak edilenleri Liv Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gizem Güvener anlattı.

Tanısı nasıl konulur?
Klinik bulgulara göre, boğaz sürüntüsü ile virüsün gösterilmesi ve gereklilik halinde laboratuvar değerlerine göre konur.

Laboratuvar tetkikleri her zaman gerekli olmayabilir, fakat komplikasyon riski yüksek ve hastaneye yatacak kadar ilerlemiş tüm hastalarda kan tetkikleri ve görüntüleme yöntemlerine başvurmak gerekir.

Tedavisi nasıl yapılır?
Destek tedaviler ve antiviral tedavi bulunmaktadır. Yeterli sıvı alımı, dengeli beslenme, yatak istirahati, gereklilik halinde medikal-antiviral ilaçlar kullanılabilir.

Genel durumda bozulma, uzun süreli ateş veya ateşin tekrarlaması halinde sekonder bakteriyel enfeksiyondan şüphelenilmelidir. Gereklilik halinde uygun antibiyotik kullanılabilir.

Aşısı var mı?
Influenza için aşı bulunmaktadır. Çocukları yıllık aşılama, influenzaya karşı korumanın en iyi yoludur. Her yıl, bir önceki yıl en çok görülen suşları içine alarak hazırlanan aşı 6 aydan büyük çocuklarda uygulanabilir.

Aşı 6 ay ile 8 yaş arasında ilk kez uygulayacaksa 1 ay ara ile 2 doz, daha önce 2 doz aşı uygulandıysa artık senede 1 kez yapılır. 9 yaş ve üzerinde çocuklar için yılda 1 kez aşı uygulanır.

Amerikan Pediatri Akademisi, 6 aydan büyük tüm çocuklara yıllık influenza aşısı yapılmasını önermektedir. Aşının öncelikli olarak yapılması gereken kişiler; astım ve diğer kronik solunum yolu hastalıkları, diyabet, bağışıklık sistemi baskılanması, ciddi kalp hastalığı veya ilerleyici nörolojik hastalıklar gibi ciddi grip hastalığı veya komplikasyonları açısından daha yüksek risk altında olan çocuklardır. Influenzaya karşı koruyucu antikor düzeylerinin gelişmesi aşılamadan sonra yaklaşık iki hafta sürer.

Ne gibi önlemler alınmalı?

  • El hijyeni enfeksiyonun kişiden kişiye bulaşma riskini azaltmak için en önemli önlemdir. Solunum sekresyonları veya kontamine yüzeylerle temas sonrasında eller su ve sabun ile yıkanmalıdır.
  • Hastalık belirtileri gösteren kişilerin maske kullanması gerekir.
  • Öksüren veya hapşıran kişiden en az bir metre uzakta durulmalıdır.
  • Kapalı ve havalandırılmayan ortamlarda geçirilen süre kısaltılmalıdır.
  • Sağlıklı beslenme sağlanmalıdır.
  • Düzenli uyku oluşturulmalıdır.
  • Aşılama, influenzadan korunmak için en iyi yoldur ve olası bulaş durumunda hastalığın en hafif şekilde geçirilmesini sağlar.

Kalça ve diz protezinde robot dönemi

Kalça ve diz protezinde robot dönemi

Diz ve kalça cerrahisinde kullanılan robotik cerrahi, artroz hastalarına daha kolay, daha ağrısız, daha başarılı ve daha güvenilir çözümler sunuyor. Robotik cerrahi sayesinde dize ve kalçaya en uygun ve en anatomik yerleşimli protez uygulanarak, hastaya çok önemli bir avantaj sağlanıyor. İdeal planlama ile ideal sonuca ulaşıldığının altını çizen Liv Hospital Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Erden Ertürer; kısa sürede aktif hayata geri dönülmesini sağlayan bilgisayar destekli cerrahi ve günümüzde kullandığımız robotik ortopedik girişimlerin özellikleri ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Prof. Dr. Erden Ertürer

Prof. Dr. Erden Ertürer

İdeal planlama ile ideal sonuca ulaşabilirsiniz
Bilgisayar destekli cerrahi, günümüzde kullandığımız robotik ortopedik girişimlerinin temelini oluşturuyor. Temel amaç, hastanın bilgisayarlı tomografi ile 3 boyutlu modelini oluşturmak, girişimin planlamasını ve hatta sanal olarak uygulamasını bu model üzerinden yapmaktır. Böylece girişim öncesi yapılacak ideal planlama ile hastaya ideal sonucu sunmak mümkün oluyor.

Günlük yaşamınıza daha kısa sürede dönebilirsiniz
Eklem protezi ameliyatları için geliştirilmiş cerrahi robot sistemi bilgisayara bağlı çalışan robotik bir koldan oluşur. Robotik teknoloji, cerrahların hastalara kendi özel tanı ve anatomilerine dayanarak, kişiselleştirilmiş bir cerrahi deneyim sunmalarına yardımcı olmak için tasarlanmıştır. Robotik protez ameliyatlarının çok önemli bir avantajı da ameliyat sırasında canlı olarak alınan denge ve uzunluk verileridir. Ameliyat sırasında cerrah robotik olarak yapılan ölçümlerle, diz protezinde bağ dengesini ve kalça protezinde de bacak boyu eşitlenmesini hatasız olarak gerçekleştirebilir.

Operasyon öncesi sanal olarak ameliyatınız tamamlanmış olur
İlk adım hastaya özel cerrahi planlamadır. Ameliyattan önce, diz veya kalça ekleminizin üç boyutlu sanal modelini geliştirmek için bilgisayarlı tomografi taraması yapılır. Doktorunuz sonuçları kemik yapınızı, hastalığın ciddiyetini, eklem hizasını ve çevresindeki kemik ve yumuşak dokuyu değerlendirmek için kullanır. Tomografi kesitleri üzerinden size özel yapılan planlama ile protezinizin en uygun boyutunu, yerleşimini ve hizasını belirleyerek cerrahi planı hazırlar. Yapılan simülasyon sayesinde hareket esnasında protez uyumu test edilebilir. Yani operasyon öncesi sanal olarak ameliyatınız tamamlanmış olur.

Liv Hospital

Robotik diz ve kalça protezi için en iyi adaylar kimlerdir?

  • Eklem kıkırdaklarında aşınma, dizde şekil bozukluğu oluşumu, sıklıkla bacakların içe yönelerek ‘O’ şeklini alması,
  • Kalça veya diz ekleminin içinde ve diz kapağının altında veya dışında özellikle aktivite ile oluşan ağrı, gece ağrısı ve uyku kalitesinde bozulma,
  • Eklem hareketlerinde sertlik ve kısıtlılık, dizin tam olarak açılamaması ve kapanamaması,
  • Yürüme bozukluğu, sağlıklı ve ağrısız yürüme mesafesinin kısalması, denge kaybı
  • Şikâyetlerin dinlenme, kilo kaybı, fizik tedavi ve antienflamatuar ilaçlar gibi cerrahi olmayan tedavilere cevap vermemesi.

Robotik yönteminin avantajları nelerdir?

  • Ameliyat öncesi planlama ile en uygun protez boyutunun ve yerleşim yerlerinin tespit edilmesi,
  • Ameliyat esnasında geleneksel kesi bloklarını kullanmadan kemik kesimlerinin hatasız olarak tamamlanması,
  • Ameliyat sırasında canlı verilerle diz protezi ameliyatı için çok önemli olan eklem dengesinin mükemmel olarak sağlanması,
  • Elde edilen kusursuz uyum sayesinde daha iyi ve daha uzun performans gösteren eklem yapısı oluşturulması
  • Dizdeki ve kalçadaki doğal hareket aralığının tam olarak onarılması,
  • Sağlıklı kemik ve dokuların maksimum korunması,
  • Ameliyat sonrası daha kısa hastanede kalma süresi ve daha hızlı rehabilitasyon imkanı
  • Daha hızlı iyileşme ve aktif hayata dönüş.

Ortak kulak enfeksiyon burun ve geniz kaynaklıdır

Ortak kulak enfeksiyon burun ve geniz kaynaklıdır

Kulağını tutarak ağlayan çocuk sayısı bir hayli fazla olmakla birlikte en yaygın olan ve ebeveynlerin ilk aklına gelen soruların başında “Acaba orta kulak iltihabı mı var?” oluyor. Çünkü herhangi bir kulak ağrısı akla ilk bu soruyu beraberinde getiriyor. Peki her kulak ağrısı orta kulak ağrısına mı işaret ediyor? Enfeksiyonlar, işitme konusunda hangi boyutta sıkıntı yaratır ve bulaşıcı bir hastalık mıdır? Kış aylarında nezle, grip, sinüzit gibi enfeksiyonların daha fazla görülmesinden kaynaklı orta kulak iltihabının da sıklığının artış gösterdiğinin altını çizen Liv Hospital KBB Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Irmak Uçak çocuklarda kulak ağrısının dikkate alınması gerektiğini vurguladı.

Dr. Irmak Uçak

Dr. Irmak Uçak

Kulak iltihaplarının en sık nedeni enfeksiyonlar mıdır?
Kulak ağrısı çocuklarda sık rastlanan bir problemdir. Kulak ağrısının en sık nedeni enfeksiyonlardır. Enfeksiyon kulak deliğinden kulak zarına kadar olan kanaldaysa dış kulak yolu enfeksiyonu, kulak zarının arkasında daha iç kısımdaysa orta kulak iltihabı (akut otitis media) teşhisi konulur.

Çocuklar orta kulak enfeksiyonuna daha mı yatkındır?
Orta kulak enfeksiyonu, burun ve genizdeki mikroorganizmaların östaki tüpü aracılığıyla orta kulak boşluğuna geçmesi nedeniyle oluşur. Çocuklarda, yetişkinlere göre, östaki tüpü daha yatay ve daha kısadır, bu nedenle orta kulak enfeksiyonuna daha yatkındırlar. Daha önceden kulak zarında delik olmayan, kulak zarı sağlam olan çocuklarda dış kulak kanalında kaçan su orta kulak enfeksiyonuna sebep olmaz, enfeksiyon zarın daha iç kısmında orta kulak boşluğunda oluşmaktadır ve hemen her zaman burun ve geniz kaynaklıdır.
Orta kulak enfeksiyonu bulaşıcı mıdır?
Orta kulak enfeksiyonu başka birine yine orta kulak enfeksiyonu olarak bulaşmaz; çocuğun aynı zamanda burun akıntısı, öksürük, hapşırma gibi üst solunum yolu enfeksiyonu bulguları varsa, yine üst solunum yolu enfeksiyonu olarak başka bireye bulaştırabilir. Kış aylarında nezle, grip, sinüzit gibi enfeksiyonlar daha sık görüldüğü için orta kulak iltihabının da sıklığı artmaktadır.

Dış kulak enfeksiyonu ağrılıdır mıdır?

  • Dış kulak yolu enfeksiyonu genellikle yaz aylarında denize ve havuza girilmesine bağlı oluşur.
  • Dış kulak kanalında oluşan tahrişe bağlı veya kulak enfeksiyonu olan başka bir bireyin enfekte salgılarının çocuğun kulağına temas etmesi ile bulaşır.
  • Dış kulak yolu enfeksiyonu bulaşıcı olabilir, çocuğun enfekte kulağına temas eden pamuk, kulaklık, damlalık ucu veya kendi eli dahi, sonrasında diğer kulağa da temas ederse enfeksiyonu taşıyabilir.
  • Dış kulak yolu enfeksiyonu oldukça ağrılıdır ve kulak kanalı girişindeki kıkırdaklara dokunmakla ağrının şiddeti çok artar, çocuk kulağına dokundurmaz, o kulağın üzerine yatamaz.

Çocuklarda kulak ağrısı nasıl geçer?

  • Kulak enfeksiyonları, enfeksiyonun yerine göre, antibiyotik içeren şuruplar veya damlalar ile tedavi edilir. Antibiyotik enfeksiyonu tedavi etmeye başladıkça ağrı azalır, ancak bunun için birkaç gün geçmesi gerekir. Bu nedenle kulak ağrısı olan bir çocukta ağrı kesici şuruplar verilerek erken dönemde çocuğun ağrısı azaltılmaya çalışılır.
  • Dış kulak yolu enfeksiyonuna bağlı şiddetli ağrılarda ek olarak lokal anestezik kulak damlaları kullanılabilir.
  • Orta kulak enfeksiyonunda bazen basıncın artmasına ve kulak zarını dışarıya doğru bombeleştirmesi bağlı ağrı daha da şiddetlenebilir. Basıncın daha da artığı durumlarda kulak zarında yırtılmalar oluşur ve orta kulaktaki iltihaplı sıvı dışarıya akar, zarın yırtılması ve basıncın ortadan kalkması ile çocuğun ağrısı birden geçebilir.
  • Kulak ağrısı olan ve sonrasında dış kulak kanalında akıntısı başlayan bir çocukta, hekime başvurup kulak muayenesi yapılana kadar çocuğun kulağı sudan korunmalıdır.

Dr. Irmak Uçak

Çocuklarda kulak ağrısı hangi hastalık ya da problemlerin habercisidir?

  • Çocuklarda kulak enfeksiyonu dışında başka sebepler de kulak ağrısı yapabilir.
  • Kulak kanalını tamamen tıkayan ve baskı oluşturan kulak kirleri (buşon) ağrıya sebep olabilir. Böyle bir durumda kulak kirleri temizlendikten sonra dış kulak kanalı ve orta kulak değerlendirilerek enfeksiyon bulguları olup olmadığı araştırılır.
  • Kulak ağrısıyla gelen bir çocuğun muayenesinde kulak kanalı ve kulak zarı normal gözüküyorsa, yansıyan ağrı düşünülmelidir. Tonsillit ve farenjit gibi boğaz enfeksiyonları, bademciklerin üzerinde veya damakta oluşan aftlar ve yaralar, diş ağrıları, çene eklem problemlerine bağlı ağrılar kulağa yansıyan ağrı yapabilir.

Kulak ağrısı için evde ne yapılabilir?
Kulak ağrısı olan çocuklarda ağrı kesici şuruplara ek olarak, burun tıkanıklığının azaltmaya ve östaki tüpünü rahatlatmaya yönelik burun spreyleri kullanılabilir. Üst solunum yolu enfeksiyonu bulguları olan ve kulak enfeksiyonu başlamamış çocuklarda tuzlu su spreyleriyle burun temizliği yapmak, orta kulak enfeksiyonu ve sinüzit gelişmesini önlemeye yardımcı olabilir. Ancak orta kulak enfeksiyonu başlamış olan çocuklarda basınçlı şekilde yapılan burun temizliği orta kulak basıncını arttırarak ağrıyı daha da şiddetlendirebilir. Sadece basınçlı burun yıkama veya çocuğun çok kuvvetli sümkürmesi bile burundaki mikroorganizmaların östaki tüpü aracılığıyla orta kulağa ulaşmasına sebep olabilir. Orta kulak enfeksiyonu geçiren çocuklarda kulak üzerine yapılan sıcak uygulama (çocuğun cildini tahriş etmeyecek şekilde) ağrıyı azaltmaya yardımcı olabilir.

Ailesinde miyom olanlarda iki kat daha sık görülüyor

Ailesinde miyom olanlarda iki kat daha sık görülüyor

İyi huylu tümörler olan ve üreme çağında ortaya çıkan miyomların genel belirtileri adet sancıları ile de karıştırılabildiğinden çoğu kadın doktora gitme konusunda geç kalmış olabiliyor. Belirtileri kişiden kişiye göre değişiklik gösterse de şiddetli ağrı ve yoğun adet kanamalarının dikkate alınması gerektiğinin altını çizen Liv Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Kübra Karakolcu, yoğun adet kanamalarını sıradanlaştırmayın ve rutin doktor kontrollerinizi ihmal etmeyin diyerek miyomlar hakkında merak edilen soruları yanıtladı.

Op. Dr. Kübra Karakolcu

Op. Dr. Kübra Karakolcu

Miyomlar iyi huylu tümörler midir?
Miyom, rahimdeki düz kas hücrelerinden oluşan iyi huylu tümörlerdir. Kadınlarda çoğunlukla üreme çağında ortaya çıkar. Miyomların belirtileri kişiden kişiye değişebilir.
Miyomun genel belirtileri nelerdir?

  • Ağrılı ve şiddetli adet görme
  • Alt karında ağrı ve basınç hissi
  • Sık idrara çıkma
  • Cinsel ilişkide ağrı
  • Sırt ağrısı
  • Kabızlık
  • Kısırlık
  • Tekrarlayan gebelik kaybı
  • Erken doğum

Menopoz sonrası küçülmeye başlar mı?
En sık 30-40 yaşlarında görülür, menopoz sonrası küçülmeye başlar. Ailesinde miyom olanlarda 2 kat daha sık görülür. Ayrıca siyah ırkta ve obezlerde de görece daha sık görülür.

Tehlikeli mi?
Miyom hücreleri rahim çevresinde veya içinde gelişen kanser olmayan zararsız tümörlerdir. Miyomların rahim kanseri gelişimine sebep vermesi çok nadir görülen bir durumdur.

Nasıl teşhis edilir?
Miyomlar genelde rutin kadın doğum muayenesi sırasında tesadüfen saptanır. Pek çok miyom nüvesi ultrasonografi ile kolayca tespit edilir. Çok sayıda ve hızlı büyüyen miyomlarda MR görüntüleme istenebilir. Ayrıca karın muayenesinde sert ve ağrısız bir yumruya rastlanabilir.

Miyomlar alınmazsa ne olur?
Miyomlar alınmazsa büyümeye devam edebilir. Büyüdükçe daha fazla semptomlara yol açabileceği gibi rahmin şeklini ve boyutunu da etkileyebilir. Büyük miyomlar ayrıca idrar yolu ve barsakları etkileyerek sık idrara çıkma ve kabızlık gibi sorunlara neden olabilir. Miyomlar küçük ve birkaç taneyken daha basit bir miyom alma ameliyatı ile tedavi edilebilecekken müdahale edilmezse ilerleyen zamanlarda rahmin alınmasına ve buna bağlı olarak da erken menopoza kadar gidebilir. Ayrıca rahim duvarı içerisindeki miyomlar ameliyat edilmezse kısırlığa ve tekrarlayan düşüklere sebep olabilir.

Op. Dr. Kübra Karakolcu

Kaç santimetreye ulaşırsa ameliyat gereklidir?
Kesin bir sınır yoktur. Hastanın şikayetlerine göre ameliyat kararı alınır. Rahim iç duvarında bulunan miyom 1 cm bile olsa yoğun kanamaya neden olan miyoma ameliyat önerilebilir. Ameliyat kararında bir diğer önemli nokta miyomların hızlı büyüyüp büyümediğidir.

Miyomlar kansere çevirir mi?
Miyomlar iyi huylu tümörlerdir. Kansere dönüşme olasılığı çok düşüktür. Bu oran çalışmalarda binde iki olarak bulunmuştur. Miyomdan gelişen kanser türüne leiomyosarkom denir. Eğer hızlı büyüyorsa ve çoğalıyorsa ayrıca menopoz sonrasında küçülmek yerine büyümeye devam ediyorsa kanserden şüphelenilir.

Tedavi yöntemleri nelerdir?
Genellikle tedavi verilmeksizin periyodik olarak takip edilir. Fakat hastada ciddi şikayetlere yol açıyorsa cerrahi olarak tedavi edilir. Çocuk istemi olan hastalarda rahimin korunması için miyom alma ameliyatı kameralı veya açık olarak gerçekleştirilir. Hasta çocuk doğurmak istemiyorsa ve kırklı yaşların üzerindeyse miyomlar büyük ve çok sayıdaysa rahim alma ameliyatı gerçekleştirilir. Eğer miyom rahim iç duvarındaysa histereskopi ile vajenden girilerek de alınabilir.

Her ağrı fibromiyalji mi?

Her ağrı fibromiyalji mi?

Yaşam kalitemizi etkileyen, sosyal hayatımızı bölen, iş yaşamımızdaki performansımızı sekteye uğratan ağrıların, tanımının konulabilmesi tedavi süreci için çok önemli. Hemen hemen herkesin bir kas ağrısı ile başlayan ve vücudunun farklı noktalarını etkileyen ağrısı var. Peki bu ağrı miyofasiyal mi yoksa fibromiyalji mi? Yaygın ağrı ile seyreden, benzer belirtileri olsa da arasında bazı temel farklar bulunan miyofasiyal ve fibromiyalji ile ilgili merak edilenleri Liv Hospital Algoloji Uzmanı Prof. Kader Keskinbora anlattı.

Prof. Kader Keskinbora

Prof. Kader Keskinbora

MİYOFASİYAL AĞRI

Yumuşak dokuda hassasiyet gibi belirtilerle kendini gösterebilir

  • Miyofasiyal ağrı; kaslar ve bağ dokularında oluşan ağrı, sertlik ve hassasiyetle karakterize olan bir durumdur.
  • Yumuşak dokuda hassasiyet, kas sertliği ve hareket kısıtlılığı gibi belirtiler görülebilir.
  • Genellikle kaslarda önce gerginlik ve spazm olur ve bu durum aşırı kullanım, travma veya duruş bozuklukları gibi fiziksel nedenlerle daha da kötüleşerek uzun süreli ağrıya ve ağrı nedeniyle de hareket kısıtlılığına neden olur.
  • Kas içindeki gergin noktalara tetik nokta yani halk arasındaki tabiriyle kulunç denilmektedir. Bu noktalar küçük, sert nodül ve düğüm şeklindedir. Dokunulduğunda ve özellikle muayene sırasında daha fazla ağrıya neden olabilmektedir. Bu ağrıların uzun sürmesi kişinin ağrı sistemini de bozar ve daha fazla ağrıdan yakınmaya neden olur.
  • Özellikle boyun bölgesindeki kas spazmına bağlı baş ağrısı, çenede ağrı ve diş sıkma gibi bulgularda görülebilir

Miyofasiyal tedavi genellikle multidisipliner bir yaklaşım gerektirir

  • Miyofasiyal ağrı sendromunun yönetimi; semptomların hafifletilmesi ve yaşam kalitesini artırmayı amaçlar.
  • Fizik tedavi, masaj terapisi, egzersiz ve ağrı kesiciler önerilmektedir. Kişiye özgü bir tedavi planı oluşturmak gereklidir. Eğer kişinin ağrısı şiddetli yani akut dönemde ise tetik noktalara uygulanacak enjeksiyon tedavileri ağrıyı belirgin bir şekilde azaltır.
  • Tetik nokta enjeksiyonlarının temel amacı, kaslardaki gerginliği ve ağrıyı azaltarak, hastanın yaşam kalitesini artırmak ve hareket kabiliyetini geliştirmektir.
  • Belirli bir tetik noktaya ince bir iğne aracılığıyla lokal anestezik (örneğin, lidokain) veya kortikosteroid (anti-enflamatuar etkisi olan bir ilaç) enjekte edilir. Ayrıca tetik noktalara ozon ve botoks da uygulanabilir. Bu enjeksiyonların etkisi kısa sürelidir. Son zamanlarda önerilen tetik noktalara radyofrekans akımı uygulamasıdır. Bu yöntemde 42 derecede ısıtılmış radyofrekans akımı özel bir iğne ve elektrod aracılığı ile tetik noktaların içine uygulanmaktadır. Bu yöntemin etkisi diğer tetik nokta enjeksiyonlarına göre ortalama 1 yıl gibi uzun sürmektedir.

Prof. Kader Keskinbora

FİBROMİYALJİ
Yorgunluk ve uyku bozuklukları ile gelen kronik ağrı sendromu

  • Yaygın vücut ağrısı, yorgunluk, uyku bozuklukları ve hassas tetik noktaları gibi belirtilerle karakterize edilen kronik bir ağrı sendromudur. Ağrı genellikle vücudun çeşitli bölgelerinde yaygındır. Özellikle belirli noktalarda (tetik noktaları) ağrı ve hassasiyet hissedilir. Ayrıca, yorgunluk, uyku bozuklukları, baş ağrıları ve konsantrasyon zorlukları gibi genel belirtiler de görülebilir.
  • Fibromiyalji tam olarak anlaşılamamış bir durumdur, ancak genetik, hormonal ve çevresel faktörlerin etkileşimi rol oynayabilir.
  • Fibromiyalji genellikle bireyseldir ve her kişide farklı semptomlar ve şiddet düzeyleri gösterebilir.
  • Fibromiyalji genetik olarak heterojen bir hastalıktır, yani birçok genetik faktörün etkileşimi sonucu ortaya çıkar.
  • Genellikle fiziksel ve duygusal hassasiyeti olan kişilerde daha sık görülebilir. Stres ve kaygı, fibromiyalji semptomlarını tetikleyebilir veya kötüleştirebilir. Duygusal stres, vücuttaki kas gerginliğini artırabilir ve ağrıyı şiddetlendirebilir.
  • Fibromiyalji hastaları genellikle fiziksel aktiviteye karşı artan hassasiyet gösterirler. Aşırı egzersiz veya belirli hareketler fibromiyalji semptomlarını artırabilir.
  • Yapılan çalışmalar fibromiyaljiden yakınan kişilerde vücutta strese karşı ortaya çıkan serotonin ve noradrenalin gibi bazı hormonların daha az oranda olduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak kişinin ruhunun hassasiyeti kasları oluşturan hücre düzeyinde de olduğu ve serotonin ve noradrenalin seviyelerinin yetersizliği, stres ve kaygılı durumlarda bu kişileri fibromiyaljiye daha yatkın kılmaktadır. Bu nedenledir ki fibromiyalji tedavisinde antidepresan ve antinöropatik ilaçlar, fibromiyalji semptomlarını hafifletmeye yardımcı olabilir. Özellikle, serotonin ve norepinefrin geri alım inhibitörleri (SNRI’lar) ve seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI’lar) ve antinöropatik (gabapentinoidler) sıklıkla kullanılır. Bu ilaçlar, ağrıyı azaltabilir, uyku düzenini düzeltebilir ve genel ruh halini iyileştirebilir.