Yazılar

Hipertansiyonu tetikleyen alışkanlıklar neler?

Hipertansiyonu tetikleyen alışkanlıklar neler?

Ülkemizde her 3 erişkinden 1’inde görülen hipertansiyon, tüm dünyada önemli bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre; dünyada yaklaşık 1.3 milyar hipertansiyon hastası var ve her yıl yaklaşık 10 milyon kişi de yüksek kan basıncı nedeniyle gelişen hastalıklar sonucu yaşamını yitiriyor. Bunun nedeni ise hipertansiyonun; kalp krizi, kalp yetmezliği, ritim bozukluğu, bacak damarlarının tıkanması, böbrek yetmezliği, beyin kanaması, inme ve körlük gibi ciddi hastalıkların önde gelen nedenlerinden biri olması. Üstelik hipertansiyon baş-ense ağrısı, baş dönmesi, bulanık görme, çarpıntı, kulaklarda basınç hissi ve burun kanaması gibi şikayetlere yol açabilse de çoğunlukla belirti vermediği için neredeyse her iki hastadan biri, kan basıncının yüksek olduğunu bilmiyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ertuğrul Zencirci, “Bazı hastaların hipertansiyon hastası oldukları ancak kalp krizi, kalp yetmezliği, ritim bozukluğu, böbrek yetmezliği, beyin kanaması ve inme gibi hastalıklara yakalandıklarında ortaya çıkıyor. Bu nedenle hipertansiyon ‘sessiz katil’ olarak nitelendiriliyor.” diyor.

Kalbimizden tüm vücuda taşınan kanın atardamar duvarına oluşturduğu basıncın 140/90 mmHg ve üzerinde olmasına, ‘hipertansiyon’  deniyor. Hastaların büyük çoğunluğunda yüksek tansiyon nedeni belli değilken, genetik yatkınlık ve çeşitli hastalıkların yanı sıra hatalı alışkanlıklarımızın da etkili olduğu vurgulanıyor. Peki hipertansiyona karşı neler yapmamız, nelerden kaçınmamız gerekiyor? Acıbadem Maslak Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ertuğrul Zencirci, hipertansiyona neden olan hatalı alışkanlıklarımız anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Ertuğrul Zencirci

Hareketsiz bir yaşam sürmek

Azalmış fiziksel aktivite insülin direncinin artmasına, sempatik sinir sisteminin ve kan basıncı ile sıvı dengesini düzenleyen hormonal sistemin uyarılmasına, oksidatif strese, inflamasyona, damar fonksiyon bozukluğuna ve leptin hormonunun (yağ dokusundan salgılanan bir protein) etkisinin artmasına neden oluyor. Bunlarla beraber aynı zamanda kilo artışına da yol açarak kan basıncını yükseltiyor. Haftanın 5-7 günü, yaklaşık 30-60 dakika, orta düzeyde dinamik egzersiz yapmanız hipertansiyona karşı etkili oluyor.

Fazla kilo almak

“Günümüzde giderek yaygınlaşan fazla kilo ve obezite hastalığında yaşanan en önemli sağlık problemlerinden biri, hipertansiyondur.” uyarısında bulunan Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ertuğrul Zencirci, sözlerine şöyle devam ediyor: “Fazla kilo ve obezite nedeniyle insulin  direnci ile leptin düzeyi artıyor, sempatik sinir sistemi ve kan basıncı ile sıvı dengesini düzenleyen hormonal sistem uyarılıyor, böbrekten sodyum atılmasını sağlayan protein düzeyi azalıyor ve karın içi yağlanma ile böbreğe bası etkisi oluşuyor. Tüm bunlar kalp hızını artırıp böbrekten sodyum ile sıvı atımını azaltarak ve periferik damar direncini yükselterek hipertansiyona neden oluyor. Hipertansiyondan korunmak için vücut kitle indeksi 20 – 25 kg/m2 ve bel çevresi erkekler için <94 cm ve kadınlar için <80 cm olmalıdır.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yemekleri fazla tuzlu tüketmek

Paleolitik çağda günlük sodyum tüketimi yaklaşık 0.69 gram iken modern zamanda bu miktar 4.9 grama yükseldi. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ertuğrul Zencirci, az tuz alımına göre hareket eden ve genetik olarak ayarlanmış metabolizmamızın fazla tuz tüketimiyle başa çıkamaması sonucu hipertansiyon geliştiğini vurgulayarak, “Fazla sodyum sempatik sinir sisteminde ve kan basıncı ile sıvı dengesini düzenleyen hormonal sistemde sorun oluşturuyor, kan akımına karşı gelişen direnci artırıyor. Aynı zamanda vücudumuz bu fazla sodyumu böbrek yoluyla atmak için kan basıncını yükseltiyor. Bunun sonucunda da hipertansiyon gelişiyor.” diyor. Dolayısıyla günlük tuz tüketiminizin 5 gramın altında olmasına özen gösterin.

Alkol alışkanlığı edinmek

Fazla alkol tüketimi vücudumuzda sempatik sinir sistemini ve kan basıncı ile sıvı dengesini düzenleyen hormonal sistemi uyarıyor, ayrıca oksidatif strese ve inflamasyona sebep olarak damar fonksiyon bozukluğuna neden olabiliyor. Tüm bunların sonucunda da hipertansiyon gelişiyor. Uzmanlar alkol tüketiminin erkeklerde 14 üniteden, kadınlarda da 8 üniteden az olması gerektiğine dikkat çekiyorlar.

Sigara kullanmak

Sigara, sempatik sinir sistemini uyararak ve arter damar sertliğini artırarak kan basıncını yükseltiyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ertuğrul Zencirci, “Kalp ve damar hastalığının da önemli risk faktörlerinden biri olması nedeniyle hipertansif hastaların sigara içiminden vazgeçmeleri son derece önemlidir.” diyor.

Hatalı beslenmek

Sağlıksız beslenme oksidatif stresi, insulin direncini, bunların sonucunda da kan basıncını artırıyor. Temel olarak düşük yağ ve sodyum içeren, liften ve potasyumdan zengin gıdalar ise kan basıncını düşürüyor. Bu nedenle sebze, taze meyve, baklagiller, az yağlı süt ürünleri, kepekli tahıllar, balık ile doymamış yağ asitleri (zeytinyağı) gibi besinlerden zengin, kırımızı etten ve doymuş yağ asidinden ise fakir bir diyet alışkanlık edinilmeli.

Çocuklarda böbrek taşı neden oluşur?

Çocuklarda böbrek taşı neden oluşur?

Aileler özellikle bebek bezlerinde kırmızı veya pembe lekelenme, parçacıklar veya çocuklarının idrarında kan görünce ile telaşlanabiliyor. Her ne kadar yetişkin hastalığı olarak düşünülse de; çocuklarda ve bebeklerde de böbrek taşı görülebiliyor. Çocuklarda böbrek taşının oluşmasına yol açabilen faktörlerin bilinmesi ve bunlara yönelik önlemler alınması önem taşıyor. Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Ürolojisi Bölümü’nden Doç. Dr. Onur Telli, çocuklarda ve bebeklerde görülebilen böbrek taşı hakkında bilgi verdi.

Böbrek kanalları içinde bulunan mineral içerikli sert kitlelere böbrek taşı denilmektedir ve bu taşların tam olarak neden oluştuğu bilinmemektedir. Taşlar tipik olarak böbrek ve üreterde oluşur. Birçok böbrek taşı türü vardır. Ama çocuklar arasında en çok kalsiyum oksalat ve kalsiyum fosfat taşları görülür. Bazen, belirli yiyecek ve içecekleri tüketmekten kaynaklı taşlar oluşabilmektedir. Eğer çocuklar idrar yaparken taş düşürürse bunu hekime götürmek, laboratuvar testleri sayesinde taşın türünün bulunmasına ve bir daha oluşmasının önlenmesine yardımcı olabilir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme de çocuklarda böbrek taşına sebep olabilir
Böbrek taşlarının oluşumu için pek çok risk faktörü vardır. En yaygın sebepler olarak şunlar sayılabilir:

  1. Yeterince su tüketmemekten kaynaklı az idrar çıkışı
  2. Ailede taş oluşumu öyküsü
  3. Tuzlu gıdalar, çocukların çok sevdiği abur cubur olarak tanımlanan yiyecekler ve asitli içecekler
  4. Bazı ilaçların kullanımı
  5. Bazı sebeplere bağlı idrar çıkışının engellenmesi
  6. Böbrek enfeksiyonu
  7. Bağırsak hastalıkları

Ani ağrılar, mide bulantısı ve idrar problemleri görülebilir

Bazen çocuklarda böbrek taşları bir belirti vermeyebilir. Ancak taşlar idrar yolunda hareket etmeye başlarsa bazı belirtilere neden olabilir. Sırtta ani ve şiddetli ağrı, mide bulantısı, kusma, kasık ağrısı, mide ağrısı, işeme sırasında yanma veya ağrı, idrarda kan, ateş, idrar yolu enfeksiyonu bu semptomlardan sayılabilmektedir. Küçük çocuklarda aileler bezlerin içinde pembe lekelenmeler fark edebilir ve panikleyebilir. Bunun sebebi de böbrek taşı veya kumu olabilir.

Taş olduğu şüphelenilen bir çocuk için tercih edilen teşhis yöntemi ultrasondur. Bilgisayarlı Tomografi de çok küçük boyuttaki taşları gösterir. Eğer ultrasonda görülmeyen bir durum varsa Bilgisayarlı Tomografi çekilebilir. Bunun yanında kan ve idrar tetkiki de istenir.

Böbreklerin korunması çok önemli

Bir böbrek taşı bir çocukta ağrıya ve çeşitli semptomlara neden oluyorsa, amaç rahatsızlığı hafifletmeye yardımcı olmak ve taşın mesaneye inip idrarla dışarı çıkmasına yardımcı olmaktır. Bu bazen evde çok miktarda su ve diğer sıvıları içerek yapılabilir. Hekimin önereceği ağrı kesiciler de ağrıyı yönetmek için önemlidir.  Hekim, taşın geçişini kolaylaştırmak için başka oral ilaçlar reçete edilebilir. Bazen çocuk üroloji uzmanları, laboratuvarda test edilebilmesi için düşürülen taşın getirilmesini isteyebilir. Bu taşın türünü ve neden kaynaklandığını bulma; bir dahaki sefere aynı tür taşın oluşumunu engellemesi açısından önem taşır. Bazı çocuklarda semptomlar çok şiddetli olabileceğinden damar yoluyla ağrı kesici ve sıvı takviyesi yapılabilir. Bazen, taşlar çok büyük olabilir ve dışarı atılamayabilir. Çocuk ürologları bu durumda taşın büyüklüğüne göre en basit yöntem olan,  taşları küçük parçalara ayırmak için ses dalgalarından yararlanılan litotripsi kullanabilir. Bu yöntem oldukça güvenli bir cerrahi müdahaledir ve böbrekler bu yöntemden zarar görmez. Bazen de çocuk ürolojisi uzmanı hafif bir anestezi altında ameliyathane şartlarında kapalı yöntemler kullanarak lazer yardımı ile taşın kırılmasını önerebilir.

Multidisipliner yaklaşım gerekebilir
Bazı durumlarda çocuk nefroloji uzmanı ve beslenme uzmanıyla multidisipliner bir biçimde tedavi gerekebilir. Nefrolog, taş oluşum sebebini araştırırken; beslenme uzmanı da gelecekte çocukta bir daha böbrek taşı oluşmasını önleyebilecek şekilde beslenme programını oluşturur.

Böbrek taşı riskini azaltmak için…

Çocuklarda daha fazla böbrek taşı gelişme riskini azaltmak amacıyla bazı önemli noktalara dikkat edilmelidir.

  • Sıvı tüketiminin artırılması
  • Tuz ve tuzlu gıdaların kısıtlaması
  • Sebze ve meyvelerin iyi yıkanarak tüketilmesi
  • İşlenmiş gıda, fast food ve gazlı içeceklerden uzak durulması
  • Mısır şurubu içeren yiyecek ve içeceklerden kaçınılması
  • Önerilen miktarda kalsiyum içeren besinlerin tüketilmesi
  • İhtiyaç dışında kalsiyum veya vitamin takviyesi alınmaması

Christina Dimitriadis “Island Hoping”

Christina Dimitriadis “Island Hoping”

İstanbul’da sanatın nabzının attığı Akaretler, Eylül ayı boyunca birbirinden farklı, özgün ve özel sergilere ev sahipliği yapmaya devam ediyor.

Çağdaş fotoğraf sanatının en önemli temsilcilerinden Christina Dimitriadis’in gerçekleştirdiği fotoğraf sergisi Begüm Güney’in küratörlüğünde,” 9 Eylül-16 Ekim 2022 tarihleri arasında Akaretler No: 55 binasında sanatseverleri bekliyor

Christina Dimitriadis; Türkiye’de ilk kez sergilenecek Island Hoping projesi ile yaşam ortamlarını kendi merceğinden inceliyor. Hem mekânsal hem de zamansal geçişlere odaklanan serisi; hareketli-değişken odak noktalarını insanın sınırları, kimliği ve hafızası üzerinden ele alıyor. Türkiye-Yunanistan sınırları arasında insan varlığından yoksun 30 adacığın yer aldığı sergide tarihsel ve politik geçmişi karmaşık coğrafi varlıklar olarak adaları; Akdeniz’in sessiz imgelerine ve heykellerine dönüştürüyor.

D vitamini eksikliği MS riskini artırıyor

D vitamini eksikliği MS riskini artırıyor

Nedeni tam olarak bilinmeyen MS hastalığı, ülkemizde her bin genç yetişkinden 1’inde görülüyor, genellikle 30’lu yaşlarda ortaya çıkıyor. MS’in bir bağışıklık sistemi hastalığı olduğunu belirten Nöroloji Uzmanı Doktor Öğretim Üyesi Yıldız Kaya, hastaların sağlıklı ve yeterli beslenmelerinin önemine dikkat çekerek önemli uyarı ve önerilerde bulunuyor.

Merkezi sinir sisteminin yaygın görülen, iltihap ve sinir hücresi kılıfı kaybıyla oluşan bozukluğu olarak tanımlanan Multipl Skleroz (MS), Türkiye’de her bin genç yetişkinden 0,4-1’inde görülüyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doktor Öğretim Üyesi Yıldız Kaya, MS’in en önemli belirtilerini; yorgunluk, yürüme bozuklukları, bazen kol ve/veya bacakta güçsüzlük ve uyuşma, idrar kaçırma, vücutta ağrı, depresyon ve kaygı bozuklukları gibi duygu durum bozuklukları, görme kaybı, baş dönmesi olarak sıralıyor.

Bir bağışıklık sistemi hastalığı olan MS’in nedeni kesin olarak bilinmese de kadınlarda erkeklere oranla 1,5- 2 kat daha fazla görülüyor. Sigara tüketimi hastalığın atak riskini; D vitamini yetersizliği ise gelişme riskini yükseltiyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr Yıldız Kaya

10-30 yıl içinde nörolojik engelliliğe dönüşebiliyor

Ülkemizde yapılan çalışmalarda; MS’in başlangıç yaşının yaklaşık 30 olduğu ve ailede görülme sıklığının yüzde 11,5 olduğu belirtiliyor. Hastalığın genellikle 20-40 yaşlarında başladığına değinen Dr. Yıldız Kaya “MS, hastaların birçoğunda 10-30 yıllık bir süre içinde ciddi ve geri dönüşü olmayan nörolojik engelliliğe dönüşebiliyor. Hastalığın nasıl seyredeceği ise kişiden kişiye değişiyor. O nedenle ‘her hastanın MS hastalığı kendine özgüdür’ ve MS tedavisi kişiye özel planlanmalıdır” diyor.

Kişiye özgü tedavi gerekiyor

MS tedavisinde hastanın şikayetlerinin başladığı atak döneminde kortizon tedavisi uygulanırken, sonraki aşamalarda hastalık seyrini değiştiren farklı bağışıklık düzenleyici tedaviler tercih ediliyor. İlaç tedavisinde günlük tablet formları olduğu gibi, bazı hastalarda damardan uygulanan tedavi seçenekleri de bulunuyor. Bu kişiye özgü tedavi sonucunda MS’e bağlı engellilik durumu önemli oranda azalıyor.

MS hastalarına özel 7 beslenme önerisi

Yapılan çalışmalar özel herhangi bir beslenme şeklinin MS seyrini değiştirmediğini, ancak yorgunluk, kramplar gibi hastalıkta görülen bazı yakınmaları azalttığını gösteriyor. Bu nedenle hastalara özel bir diyet yerine, yeterli ve dengeli beslenmeleri önerildiğini belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Yıldız Kaya, lif bakımından zengin besinlerin, lipoik asit ve D vitamini alımının arttırılmasının ise MS seyrini olumlu etkilediğini belirtiyor.

Nörolog Dr. Yıldız Kaya, beslenme düzeniyle sıkı bir ilişkisi bulunan MS hastalığı için önemli beslenme önerilerini şöyle sıralıyor:

D vitaminini ihmal etmeyin
D vitamini; sinir sisteminde hücre oluşumu, hücresel iletimin sağlanması ve hücre ölümüne karşı koruyucu bir vitamin. Son yıllarda Parkinson, Alzheimer ve MS hastalıkları incelendiğinde, D vitamini seviyelerinin çevresel ve genetik olarak etkileyen faktörler olabileceği belirtiliyor. Yani D vitamininin, bağışıklık sistemi fonksiyonlarında önemli anahtar role sahip olduğundan, MS’in oluşumunu engelleyici etkisi olduğu kabul ediliyor. Bu nedenle MS hastalarında kandaki D vitamini düzeylerine göre, eksiklik durumunda tedavilerine mutlaka D vitamininin eklenmesi de gerekiyor.

Yeterli su içmeye özen gösterin
MS hastalarının yeterli su tüketmeleri, aldıkları tedavilerin yan etkilerini azaltmada ve gelişebilecek bağırsak problemleri açısından önemli. Aynı zamanda bazı MS hastalarında hastalığa bağlı gelişen mesane problemleri nedeniyle artan idrar yolu enfeksiyonu riskini de azaltıyor.

Bağırsak mikrobiyatınızı güçlendirin

Son zamanlarda MS tedavisinde vitamin desteği gibi tamamlayıcı tedavilerinin ilaç tedavisiyle birlikte gündeme geldiğini söyleyen Dr. Yıldız Kaya, bağırsak mikrobiyotasını korumaya ve antiinflamatuar besinlere öncelik verilmesi gerektiğini belirtiyor. Çünkü bağırsak sağlığı bağışıklık sisteminin güçlü olmasında çok önemli bir rol oynuyor. MS’in bağışıklık sistemi hastalığı olduğuna dikkat çeken Dr. Yıldız Kaya, özellikle hastaların lif içeriği düşük, yüksek yağ ve şeker içeren Batı tarzı diyetlerden kaçınmaları gerektiğini, çünkü bu tip beslenmenin bağırsakta zararlı bakterileri çoğaltarak tüm vücutta ve sinir hücrelerinde inflamasyonu artırarak MS’in seyrini olumsuz etkileyebileceğini belirtiyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Akdeniz tipi beslenin
Son dönemlerde yapılan araştırmalarda; özellikle nörolojik hastalıklardan korunmada ve hastalıkların kontrolünde sağlıklı beslenme yöntemleri arasında Akdeniz tipi beslenme ve MIND diyetine önem veriliyor. MIND (Mediterranean-DASH Intervention for Neurodegenerative Delay) diyeti, Akdeniz diyetine yakın, özellikle beyin sağlığına odaklı bir diyet türü. Alzheimer hastalığı gibi bunamaya yol açan hastalıklara karşı geliştirilen MIND diyetinde, Akdeniz beslenme tipinde de olduğu gibi yeşil yapraklı sebzeler, böğürtlengiller, tam tahıllı ürünler, deniz ürünleri, beyaz et ve zeytinyağının yanı sıra kırmızı şarap da yer alıyor.

Proteini ihmal etmeyin
MS hastalarına beyaz et ve balıkla beslenmenin arttırılması, kırmızı etin en fazla haftada 2 gün tüketilmesi öneriliyor. Her gün çiğ veya pişmiş sebze ve meyveyle birlikte zeytinyağı, düşük yağlı süt ürünleri ve fındık, badem gibi kuruyemişler de beslenmede önem verilmesi gereken yiyeceklerin arasında sayılıyor.

Düşük yağlı beslenmekten kaçının
Yağ bedenin enerji gereksiniminde rol oynuyor. Ayrıca yağda eriyen A, D, E ve K vitaminlerinin emilimi için de gerekiyor. Düşük yağlı ve yumurta ile süt ürünlerinin olmadığı diyetlerde enerji ve vitamin eksikliğine bağlı yorgunluk, kansızlık gibi başka yakınmalar ortaya çıkabiliyor.

Atak döneminde tuzsuz beslenin
MS hastalarının, özellikle atak döneminde kullanılan kortizon tedavisinin yan etkilerinden korunmak için o dönemde tuzsuz beslenmeye dikkat etmeleri gerekiyor. Ayrıca potasyumu arttırmak için bol meyve – sebze alınması, kalsiyum desteği için de süt ve süt ürünleri, kuru baklagillerle beslenilmesi öneriliyor.

Deri dökülmesini hafife almayın

Deri dökülmesini hafife almayın

Dermatolog Dr. Bahar Öznur, özellikle erkeklerde daha sık “kepek” sorunuyla ortaya çıkan ”Seboreik Dermatit“ hastalığının toplumun yüzde 11’inde görüldüğünü söyledi. Dr. Bahar Öznur, yaz döneminde azalan kaşıntıların tam olarak geçmeyeceğini ve çözüm için hekime başvurmak gerektiğini vurguladı.

Saçlı deri ve yüz bölgesinde ortaya çıkan kızarıklık, pullanma, kaşıntı ve kabuklanmalar genellikle ”Seboreik Dermatit“ veya halk arasında “yağlı egzama” olarak da bilinen inflamatuar bir deri hastalığını işaret ediyor. Acıbadem Ankara Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Bahar Öznur, toplumun yüzde 11’inde bu sorunun yaşandığını belirterek “Bu hastalığın, kepeklenme ile seyreden hafif formu, özellikle erkeklerde çok daha sık görülüyor. Her ne kadar alevlenme ve iyileşmelerle seyretse de tam olarak geçmemekte ve kronik bir seyir izlemektedir. Hastalığın öncelikli tedavi yöntemleri arasında aktif stres kontrolü gelmektedir” dedi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Bahar Öznur

Bebeklerde “konak” olarak görülüyor

Dr. Bahar Öznur hastalığın en çok saçlı deri, burun kenarları, kaşlar ve kulak arkaları, göğüs arasında kızarıklık, kaşıntı, kabuklanma ve pullanma şeklinde görüldüğünü, genellikle 6 aydan küçük bebeklerde görülen biçiminin ise halk arasında “konak“ olarak bilindiğini ifade ederken, bu durumun genellikle bir yaş civarında kendiliğinden düzeldiğini söyledi.

Yaz aylarında hafifliyor

Hastalığın çoğunlukla ‘Malassezia Furfur’ adı verilen ve doğal deri floramızda yerleşim gösteren bir mantarın aşırı artışı ve vücudumuzun bu mantara karşı geliştirdiği duyarlılıktan kaynaklandığını belirten Dr. Bahar Öznur, diğer faktörleri ‘stres, soğuk ve kuru hava, yağlı cilt, alkol bazlı losyonların kullanımı, genetik yatkınlık ve hormonal düzensizlikler’ olarak sıraladı. Dr. Bahar Öznur, hastalığın yaz aylarında ve nemli ortamda hafiflemesinin güneş ışığının tedavi edici etkisine bağlı olduğunu da ifade etti.

Bazı hastalıklara eşlik edebilir

Seboreik Dermatit’in ayrıca bazı hastalıklara eşlik ettiğini belirten Dr. Bahar Öznur şöyle konuştu: “Bu hastalıklar arasında bağışıklık sistemini baskılayan durumlar; organ nakli, HIV enfeksiyonu ve lenfoma sayılabilir. Nörolojik hastalıklar (Parkinson hastalığı vb) ve psikolojik hastalıklara da eşlik edebilir. Ayrıca bazı ilaçların kullanımı hastalığı artırabilir.”

Sedef hastalığıyla karıştırmayın

Seboreik Dermatit kaşıntılarının, sedef hastalığıyla karıştırılabildiğine dikkat çeken Dr. Bahar Öznur, “Klinik olarak sedef hastalığında, mumsu sedef rengi ve kalın plaklar daha yoğun izlenir ama deriden alınacak deri biyopsisini patolojik incelemeye göndererek tanı konulabilir. Ayrıca iki hastalığın tedavisi benzer olduğundan çoğunlukla düzelmeler aynı oranda olur” diye konuştu.

Stres kontrolü şart!

Hastalığın tedavisinin belirtilerin azaltılmasına yönelik olduğunun altını çizen Dr. Bahar Öznur, strese bağlı gelişen olgularda öncelikle aktif bir stres kontrolü önerildiğini anlattı. Tedavide saçların aralıklı olarak “antiseboreik” şampuanlarla yıkanması gerektiğine değinen Dr. Bahar Öznur “Kullanılan şampuanlara direnç gelişebileceğinden 3-4 ayda bir değiştirmek gerekebilir. Hastalara genellikle çinko pirition, selenyum sülfit, ketokonazol, katran, salisilik asit içeren şampuanların kullanımı önerilir. Bu şampuanlar, saç diplerinde aşırı kuruluk ve hassasiyet yaratabilir, dolayısıyla aralıklı kullanılmalıdır.” dedi.

Dr. Bahar Öznur hastalara “topikal kortizon” içeren krem ve solüsyonların önerildiğini de belirterek “Ancak bu tarz ürünleri uzun süre kullanmak deride incelme yapabileceğinden kontrollü kullanılması gerekir” dedi. Dr. Bahar Öznur lokal olarak uygulanan antiinflamatuar kremlerin uzun dönem güvenle kullanılabileceğini, ilerleyen evrelerde ise mantara karşı etki eden kremler tercih edilebileceğini ifade etti.

Çocukları okula nasıl hazırlayalım

Çocukları okula nasıl hazırlayalım
Okulların açılmasına sayılı günler kala pek çok anne baba çocuklarının okula uyumunu kolaylaştırmanın yollarını arıyor. Zira uyku düzenlerinden beslenme alışkanlıklarına, açık havada geçirdikleri zamandan oyun saatlerine dek yaz alışkanlıklarından ciddi bir disiplin sürecine geçiş bazı çocuklar için hayli zorlu olabiliyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi’nden Uzman Psikolog Duygu Kodak “Uzun yaz tatilinden okul düzenine geçecek olmak çocuklarda bazı gerginliklere neden olabilir. Ancak okula geçiş sürecini bazı yöntemlerle kolaylaştırmanız mümkün. Bunun için, yeni eğitim ve öğretim döneminin başlayacağı 12 Eylül’e bir hafta kala bazı değişiklikleri, çocuklarınızla birlikte ortak bir plan hazırlayabilirsiniz.” diyor. Uzman Psikolog Duygu Kodak, çocukları okul düzenine hazırlamanın 6 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Psikolog Duygu Kodak

Okulla ilgili duygularını konuşmaya teşvik edin
Çocuğunuzun okul yılı hakkında duygu ve düşüncelerini paylaşmalarına fırsat verin. Yaz bittiği için üzgünse tıpkı yaz etkinlikleri gibi okul yılı boyunca da hafta sonu veya tatil zamanlarında birlikte kaçamaklar planlayabileceğinizi anlatın. Tatilin bitmesine dair tüm duygularını sizinle paylaşmaları konusunda teşvik edin ve okula dönüş konusunda heyecanlandırın. Özellikle arkadaşlarıyla vakit geçirme, oyun oynama ya da ilgilendikleri bir konu hakkında vakit geçirme konularını vurgulayın. Çocuğunuzun okulda seveceği ve dört gözle bekledikleri durumlar, hangi arkadaşlarını görmek için sabırsızlandıkları ve hangi konuda endişelendikleri hakkında konuşun.

Rutinler oluşturun
Arka arkaya görevler sıralamak yerine, birlikte haftalık plan çizelgesi hazırlayın. Ancak bunun için ebeveynler olarak ortak hareket etmeniz ve çocuğa net ve tutarlı davranış sergilemeniz şart. Haftalık plan çizelgesi, sabah uyandıklarında öz bakımları, gün içerisindeki planları hangi sırayla yapacakları, davranışlarının ne olacağını hatırlamaları açısından büyük fayda sağlayabiliyor. Çocukların genellikle gelişmiş bir zaman bilinci olmayıp onlara bazen 15 dakika 1 saat gibi gelebildiğinden, basit görevler vererek zamanlarını yönetmeleri konusunda yardımcı olmanızda da fayda var. Örneğin; “Evden ayrılmamıza 10 dakika var, ayakkabılarını giyebilirsin; 5 dakika kaldı, tuvalete gidebilirsin; 1 dakika kaldı, çantanı alıp arabaya binebilirsin vb.”

Okuldan bazı arkadaşlarıyla buluşturun
Okul başlamadan önce sevdiği bazı okul arkadaşlarıyla bir araya geleceği etkinlik düzenleyerek onlarla stres atmasını ve keyifli bir gün geçirmesini sağlayabilirsiniz. Böylece okul düzenine alışma ve öğrenme süreci de daha rahat olacaktır.

Pause Sağlık, Pause Dergi
Uyku programını ayarlayın
Uzman Klinik Psikolog Duygu Kodak “Okulun ilk haftası, yaz tatilinde geç yatıp sabah geç saatlere kadar uyuyan öğrenciler için en zor dönemdir. Okulun başlamasına bir hafta kala, uyku saatini daha erkene almak için bir uyku rutini oluşturabilirsiniz. Örneğin; banyo, diş fırçalama sonrası kitap okuma ve ışıkların kapanması vb. Bu adımlar çocukların daha hızlı ve güvenilir bir şekilde uykuya dalmasına yardımcı olur, beyinleri bu rutini uyku ile ilişkilendirmeye başlar. Televizyon, telefon, tablet ve bilgisayar gibi elektronik cihazlardan gelen ışıklar beyin tarafından hala gündüz olduğunun algılanmasına neden olacağından mutlaka yatmadan 1-2 saat önce ekranları kapatın. Cihazları kapatmak ve yatak odasının dışında tutmak kaliteli uyku için gerekli ve önemlidir.” diyor.

Okul ile ilgili hedefler planlamasına yardımcı olun
Çocuklarınızla okul yılı içinde neler yapmak istediklerini konuşun. Çocuğunuz; yeni arkadaşlar edinmeyi, spor yapmayı, bisiklete binmeyi veya dans etmeyi öğrenmek isteyebilir. Örneğin; her hafta bir ya da iki yeni arkadaş edinmek veya kulüplere katılmak gibi sosyal etkileşimler için hedefler oluşturmasına yardımcı olabilirsiniz. Bu hedeflerini bir kağıda yazıp odalarına asmalarına ve yıl boyunca bu hedeflere ulaşmaları için onlara rehber olmaya çalışın.

Okul malzemeleri ve kıyafetlerini birlikte hazırlayın
Okul başlamadan önce üniforma, kitaplar ve kırtasiye malzemelerini çocuğunuzla birlikte düzenleyin. Uzman Psikolog Duygu Kodak “Alışverişe birlikte çıkıp satın alacağınız okul gereçlerini birlikte seçin, giysi ve kırtasiye malzemelerini evde kendilerinin yerleştirmesine fırsat verin. Bu sadece okula dönüşle ilgili stresi azaltmakla kalmayacak, aynı zamanda çocuğunuzda okula başlama isteği uyandıracaktır. Hazırlıklı olduklarını bilmek ve ne giyecekleri konusunda fikir sahibi olmak, kaygılarını azaltmaya da yardımcı olacaktır.” diyor.

Aşırı sıcaklar diyabet hastalarını tehdit ediyor!

Aşırı sıcaklar diyabet hastalarını tehdit ediyor!

Aşırı sıcakların iyice bunalttığı bugünlerde diyabet hastaları için tehlike de artıyor! Güneşe doğrudan maruz kalmak kan şekeri dengesini bozarken, güneşin altında uzun süre oturmak da kan şekerlerinin daha yüksek seyretmesine yol açabiliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler “Aşırı sıcaklar ve güneş insülinin dozunu da etkiliyor. İnsülinin emilimi sıcak ortamda daha hızlı olacağı için, insülin kullanan hastalar hipoglisemi yani kan şekeri düşüklüğü ile karşılaşabilir. Yine insülinin soğuk zinciri kırılırsa, yani insülin kalemleri 25 derece üzerinde uzun süre kalırsa bozulacağı ve etkisizleşeceği için kan şekeri kontrolsüz yükselebilir” diyor. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, diyabet hastalarının sıcak havalarda olumsuz etkilenmemesi için dikkat etmeleri gereken 8 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Özlem Sezgin Meriçliler

Bu içecek ve yiyeceklerden uzak durun

Şekerli gazlı içecekler, limonata ve meyve sularının kan şekerini çok hızlı yükselttiğini, su yerine de geçmediklerini belirten Dr. Özlem Sezgin Meriçliler “Bu içecekler aynı zamanda idrar söktürücü özelliklerinden dolayı idrar miktarının artmasına ve vücudun su oranının azalmasına yol açarlar. Üstelik susuzluk hissini azalttıkları için kişinin su alımının daha az olmasına yol açarlar. Sonuç olarak hem bu içeceklerin şeker içeriğine bağlı olarak hem de vücut su oranının azalması nedeniyle kan şekerlerinde kontrolsüz yükseklikler görülebilir. İnsülin kullanan hastalarda diyabet koması, yaşlı diyabetik hastalarda yüksek şeker komaları görülebilir.” diyor.

Kan şekerinizi sık aralıklarla ölçün

Güneş altında veya sıcak havada dış ortamdaysanız kan şekerlerinizi her zaman yaptığınızdan daha sık ölçmeniz gerekiyor. Egzersizin alışık olduğunuzdan daha yoğun olduğu günlerde ara öğünleriniz az geleceği için şeker düşüklüğü yaşayabilirsiniz. Yanınızda kan şekeri düşüklüğüne karşı acil önlem olarak kesme şeker ya da küçük bir meyve suyu taşıyın. Ara öğün saat ve içerikleri değişirse kan şekerlerinin yükselebileceğini belirten Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, insülin kullanan kişilerin ek doz yapması gerekebileceğini söylüyor.

Bol sıvı tüketin

Sıcak havalarda terle birlikte hem su hem de sodyum gibi elektrolitler kaybedileceğinden  sıcak havalarda günlük sıvı alımını mutlaka artırın. Elektrolit kaybına karşı günde 1 bardak ayran ya da bir sade maden suyu içebilirsiniz. Diyabetik hastalar sıcak havalarda yeterli sıvı almazlarsa kan şekerleri yükselip, bu yükseklik bazen koma olarak adlandırılan ve hastaneye yatış gerektiren düzeylere çıkabiliyor.

Sahilde asla çıplak ayakla dolaşmayın

Dr. Özlem Sezgin Meriçliler “Uzun yıllar devam eden diyabet ‘Nöropati’ adını verdiğimiz ayaklarda sinir uçlarının algısının değişmesi ile karakterize bir duruma yol açar. Nöropatisi olan hastalar ayaklarda bazen nedensiz yanma hissi, uyuşukluk, ağrı hissedebilir, ancak kesici-delici bir cismin ayaklarını yaraladığını ya da sıcak kumda ayaklarının altında yanık oluştuğunu fark etmeyebilir. Bu şekilde oluşan ayak yaraları diyabetik hastalarda hızla ilerler ve ciddi komplikasyonlara yol açabilir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

İlaçlarınızı buzdolabında saklayın

İlaçlar, özellikle insülin sıcağa maruz kaldığında hızla bozulduğundan insülin kalemlerini buzdolabı kapak rafında saklamak, taşımak zorunda kalırsanız soğuk zincirini bozmadan taşımaya özen göstermek gerekiyor.

Sıcak havaya uygun giyinin

Hafif ve bol kıyafetler vücudun serin kalmasına yardımcı olduğu için, dışarıda uzun süre kalacaksanız bol ve uzun kollu bir gömlek tercih edebilirsiniz.

Gölgede kalın

Doğrudan güneş altında oturulduğunda güneşin ısı etkisi çok daha yoğun hissedildiğinden,  açık havada zaman geçirirken gölge olan alanları tercih etmeye özen gösterin. Yürüyüş gibi egzersizleri güneşin etkisinin daha az olduğu sabah erken veya akşam saatlerinde yapabilirsiniz.

Sıcak havalarda alkolden kaçının

Dr. Özlem Sezgin Meriçliler “Alkolün idrar söktürücü özelliği vardır, dolayısıyla sıvı kaybını artırır. Sıcak havalarda terleme ile de sıvı kaybedildiği için dehidratasyon yani vücut su oranının azalması, buna bağlı kan şekeri yükseklikleri görülebilir. İnsülin kullanan hastalarda insülinin dehidratasyon durumunda hücrelere dağılımı aksayacağı için diyabet koması görülebilir.” diyor.

Sigara bağımlılığının nedeni çocuklukta saklı olabilir

Sigara bağımlılığının nedeni çocuklukta saklı olabilir

Ülkemizdeki erkeklerin % 50’si, kadınların ise % 18’i düzenli olarak sigara kullanıyor. Sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle her yıl dünya genelinde 5 milyon kişi hayatını kaybediyor. Zararları tüm dünya tarafından bilinen sigarayı bırakma konusunda farklı çalışmalar yapılıyor. Bırakmak için kişiye göre sigaranın bir bağımlılık mı yoksa bir alışkanlık mı olduğunun belirlenmesi gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Canan Şengül, sigarayı bırakma süreci konusunda bilinmesi gerekenleri anlattı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Canan Şengül

Sigarayı neden içtiğinizi biliyor musunuz?

Yıllarca içtiğiniz ve bırakma deneyimlerinde bulunduğunuz sigara içiciliğinizi hiç sorguladınız mı? Neden bırakmak istemediğinizi ve bıraktığınızda bu eylemin neden kalıcı olmadığını düşündünüz mü? Sigara içmenin size keyif verdiğini, sosyal ortam yarattığını, stresinizi aldığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Sigara içmek bir madde bağımlılığıdır. İlk içtiğiniz sigara ile bağımlılık mekanizmasını uyararak madde bağımlısı konumuna düşebilirsiniz. Bıraktıktan sonra içilecek tek bir sigara ile bile tekrar madde bağımlılığı mekanizması uyarılır ve tekrar sigara içilmeye başlanabilir.

Sigara içiyorsanız ilerde çocuğunuzun da içme ihtimali yüksek

Sigara içilen bir aile ortamında büyüyen çocuklar bilinçaltında sigara içme eylemini normalleştirir. Sürekli her ortamda, her duygu durumunda sigara içiliyor olması çocuklarınızın bir bilgisayar hard diski gibi bu davranışları hafızaya almasına neden olur. Erişkin dönemine geldiklerinde bilinç düzeyi sigaranın zararlarını biliyor olsa da, bilinçaltı sigara içme eylemini her derde deva, keyif veren rahatlatıcı bir davranış gibi gösterir. Ebeveyn olarak rol model olduğunuz çocuklarınız sizden gördüğü davranışlardan dolayı erişkin olduklarında bilinçaltı ve bilinçli davranışlar konusunda stres yaşamaya başlar. Her bırakma deneyimi başarısızlıkla sonuçlanır. Bir yandan bilinçaltınızdan sigara içme eyleminin normalleştirilmesi bir yandan da madde bağımlılığı mekanizmasının her içilen sigara ile daha da kuvvetlenmesi sigara bırakma eyleminizin sizde stres oluşturmasına sebep olur. Bu kişilere iyi bir bilinçaltı temizliği yapılması gerekir.

Ailede sigara içen yoksa bilinçaltı temizdir

Aile içerisinde ve yakın çevresinde sigara içen kişilerin olmadığı bir ortamda büyüyen çocukların ise bilinçaltı temizdir. Bu çocukların bilinçaltı sigara içmeyi normalleştirmemiştir. Öte yandan, arkadaş çevresinde bir tane denemek için içilen sigara bile madde bağımlılığı mekanizmasını tetikler, daha sonra ikincisini içme isteği ortaya çıkar. Madde bağımlılığı mekanizması ile ilk içilen sigaranın tuzağına düşülmüştür. Zaman içerisinde sigaraya bağımlı olunur. Bu gruptaki sigara içiciler, sigaranın nasıl bağımlılık yaptığını ve zararlarını öğrendiklerinde kolayca sigaradan vazgeçebilir.

Sigarayı kalıcı olarak bırakmak için uzman yardımı alın

Sigara bırakma sürecini kişi her zaman kendi başına yönetemeyebilir. Sigaranın kalıcı olarak bırakılabilmesi için uzman kontrolünde, multidisipliner yaklaşımlarla, kişiye özel tedavi metotlarına başvurulmalıdır. Bireyin geçmiş deneyimlerine, yaşam tarzına özel olarak belirlenecek yöntemlerle kişi sağlıklı bir şekilde sigarayı bırakabilir.

Bıraktıktan sonra da etkisi devam ediyorsa…

Sigarayı bıraktıktan sonra bazı şikayetleriniz olabilir. Mesela bol miktarda balgam çıkışı görülebilir, ağız içinde yaralar oluşmaya başlayabilir. Sigara içerisinde birçok oksidan yani tahrip edici madde vardır. Bu maddelerin etkilerini ortadan kaldırmak için nötrleştirici başka maddeler katarlar. Çok hassas olan ağız mukozasında siz sigarayı bıraktıktan sonra bile sigaranın zararlı etkileri devam etmektedir. Aslında bu durumu sigara bırakma sürecinde bir iyiye gidiş olarak algılamak gerekir. Vücut sigarasız kalmaya bir tepki vermektedir. Ağız bakımı ve ilaçlarla bu süreci kısaltmak mümkün olmaktadır.

Hareketsiz çocuklar kalp hastası adayı!

Hareketsiz çocuklar kalp hastası adayı!

Sokaklardaki aktivitelerin giderek azalması, televizyon ve bilgisayar başında geçirilen uzun saatler, ellerden adeta hiç düşmeyen akıllı telefonlar… Tüm bu etkenler son yıllarda çocuklarda düşük efor kapasitesinin giderek yaygınlaşmasına neden oldu. Aktivitelerde çabuk yorulan, nefes nefese kalan, hatta birkaç basamak merdiven çıkmakta dahi zorlanan çocukların oranı azımsanmayacak kadar çoğaldı. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Prof. Dr. Tuğçin Bora Polat, çocuklarda düşük efor kapasitesinin mutlaka önemsenmesi gerektiğine işaret ederek, “Efor kapasitesi düşüklüğünde öncelikle kalp hastalıkları ekarte edilmeli. Çocuğun kalbinde sorun yoksa mutlaka ‘hareketsizlik’ sorgulanmalı ve buna yönelik önlemler alınmalı. Zira çocuklarda hareketsizlik nedeniyle gelişen obezite; diyabet, karaciğer yağlanması, hipertansiyon ile diğer kalp hastalıkları gibi önemli sağlık problemlerini tetikleyebiliyor.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Tuğçin Bora Polat

Bu belirtiler varsa, dikkat!

Çocukluk çağında efor kapasitesi yaş grubuna göre değişiklik gösteriyor. Düşük efor kapasitesi de yenidoğanda ve süt çocuklarında en sık beslenme sürecinde belirti veriyor. Beslenirken yorulma, terleme ve nefes nefese kalma, tipik belirtilerini oluşturuyor. Oyun çağındaki çocuklarda (3 yaş sonrası) aktivitelerde zorlanma ve buna bağlı olarak oyuna katılmama, efor kapasitesi düşüklüğüne işaret edebiliyor. Okul çağı döneminde spor aktivitelerinde düşük performans sergileyen çocukların da efor kapasiteleri açısından sorgulanmaları büyük önem taşıyor.

Hareketsiz çocuklar kalp hastası adayı

Çocuklarda efor kapasitesi düşüklüğü kalp hastalıkları açısından mutlaka değerlendirilmesi gereken önemli bir sorun. Zira düşük efor; kalp kapak hastalıkları ve kalpte deliğe işaret edebiliyor. Dolayısıyla efor düşüklüğünde ebeveynlerin aklına ilk olarak ‘kalp hastalıkları’ geliyor. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Prof. Dr. Tuğçin Bora Polat, çocukluk çağındaki efor düşüklüğünün aslında çoğunlukla hareketsiz bir yaşamdan kaynaklandığını belirterek, “Düzenli bir spor yapmak ve hareketli bir yaşam her yaş grubunda çok önemlidir. Bunun nedeni ise metabolizmanın hızını belirleyen en önemli faktörün hareket olması. Hareketsiz yaşam düşük eforu ve düşük efor da kısır döngü içerisinde hareketsizliği tetikliyor. Metabolizma hızının düşmesi sonucu da erken ergenlik ve böylece boy kısalığı gibi önemli sorunlar gelişebiliyor. Ayrıca aşırı kilo alımı ve buna bağlı olarak zamanla diyabet, tansiyon ile kalp hastalıkları gibi ciddi sağlık problemleri tetiklenebiliyor.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Düzenli spor çok önemli!

Düşük efor sorunu yaşayan çocukların düzenli spor yapmaları ve sağlıklı beslenmeleri, başta kalp olmak üzere pek çok önemli hastalığın önlenmesinde anahtar rol üstleniyor. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Prof. Dr. Tuğçin Bora Polat, hareketli bir yaşam için düzenli yapılacak olan sporun yanı sıra çocukların bilgisayar ve akıllı telefon kullanımları ile masa başı aktivitelerinin de kısıtlanması gerektiğini hatırlatarak, “Günümüz koşullarında oyun çağındaki çocuklarda oyun parkları ve kreş aktiviteleri faydalı olabiliyor. Daha büyük çocuklarda da spor okulları ve bireysel aktiviteler büyük yarar sağlıyor.” diyor.

Efor testleri yol gösteriyor

Prof. Dr. Tuğçin Bora Polat, özellikle spor aktivitelerinin seçiminde efor testlerinin yol gösterici olduklarına işaret ederek, şöyle devam ediyor: ”Spor aktiviteleri için değerlendirilen bazı çocukların hareketsiz yaşam sürmeleri nedeniyle merdiven çıkarken bile zorlanabildiklerini görüyoruz. Düşük efor kapasitesine sahip çocukların futbol ve basketbol gibi yarışmalı sporlarda zorlanıp bu aktiviteleri yarıda bırakmaları çok mümkün. Dolayısıyla spor aktivitelerinin devam etmesi için efor sorunu yaşayan çocuklara koşu, yüzme ve bisiklet gibi daha hafif ve bireysel sporları öneriyoruz. Efor testi de çocukları uygun spor dallarına yönlendirmemiz konusunda bize yardımcı oluyor.”