Yazılar

Çağımızın yeni halk sağlığı sorunu: Erişkin skolyozu!

Çağımızın yeni halk sağlığı sorunu: Erişkin skolyozu!

Fazla kilolar, hareketsizlik, yanlış duruş ve oturuş, hatta aşırı topuklu ya da babet ayakkabılar giymek… Günümüzde gerek sağlıksız yaşam tarzı, gerekse ilerleyen yaş gibi etkenlerle erişkin skolyozu giderek yaygınlaşıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Omurga Sağlığı Merkezi, Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Alanay, erişkin skolyozunun yaşam kalitesini diğer kronik hastalıklar kadar çok etkilediğini belirterek “Yapılan çalışmalar; erişkin dejeneratif (sonradan ortaya çıkan) skolyozun, yaşlanan nüfusla birlikte sıklığı artan, çağımızın yeni halk sağlığı sorunu olduğunu ortaya koyuyor” diyor. Prof. Dr. Ahmet Alanay, Haziran – Skolyoz Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, erişkin skolyozu hakkında en sık sorulan 6 soruyu yanıtladı, kaçınılması gereken 4 hatayı sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Ahmet Alanay

  • SORU: Erişkin skolyoz ve diğer omurga bozuklukları nasıl ortaya çıkıyor?

CEVAP: Erişkin omurga bozuklukları çocukluk ve ergenlik çağında ortaya çıkan hastalıkların devamı niteliğinde olabileceği gibi, erişkinlik döneminde de başlayabiliyor. Ergenlik döneminde başlayan, ancak o dönemde farkına varılmayan ya da farkına varıldığı halde tedavi edilmeyen ve belirtileri ilerleyen skolyoza ‘erişkin idiyopatik skolyoz’ deniliyor. Bu skolyoz tipinde ağrı ve duruş bozukluğu gibi belirtiler zamanla ortaya çıkıyor. Erişkin dejeneratif (sonradan ortaya çıkan) skolyoz ise; yaşlanma ile birlikte omurga yapısının yıpranması ve osteoporoz (kemik erimesi) sonucu oluşuyor. Çalışmalar; bu tip skolyozun 60 yaş üstünde görülme sıklığının yüzde 60’ın üzerinde olduğunu gösterirken, Prof. Dr. Ahmet Alanay, erişkin dejeneratif skolyozun, çağımızın yeni halk sağlığı sorunu olduğunu söylüyor.

  • SORU: Erişkin skolyoz ve omurga bozuklukları hangi sorunlara yol açıyor?

CEVAP: İleri derecede erişkin skolyozlu kişilerde omurga ve gövde yana ya da öne doğru yatarken, hareket kabiliyetinde kısıtlanma, sırt ve bel ağrısı, kaslarda güç kaybı, bacaklarda uyuşma, kramp ve yürüme mesafesinde kısalma olabiliyor. Yaygın bilinen ifade biçimiyle ‘bel kayması’ yani bir omurun diğeri üzerinde öne, arkaya veya yana doğru yer değiştirmesi de tabloya eklenirse şikayetler artabiliyor. Erişkin idiyopatik skolyozda ise, omurga eklemlerinde bozulmalarla şiddetli ağrı olabilirken, göğüs kafesi baskılanarak çabuk yorulma ve solunum sıkıntısı yaşanabiliyor. Tüm bu şikayetler hastaların yaşam kalitesini çok ciddi ölçüde düşürüyor.

SORU: Erişkin skolyoz ve omurga bozukluklarında tedavi yöntemi nasıl belirleniyor?

CEVAP: Hastanın şikayetleri ve skolyozun eğrilik derecesi tedavinin yönünü belirliyor.  Doktor, hasta şikayetlerini değerlendirerek radyografi, manyetik rezonans görüntüleme (MRG), bilgisayarlı tomografi (BT) ya da elektro-tanısal testler isteyebiliyor. Erişkin skolyoz tedavisinde seçilecek yöntem, ağrı ve skolyozun eğrilik derecesine, eğriliğin ilerleyici olup olmamasına göre planlanıyor. Genellikle hastaya önce cerrahi olmayan tedavi yöntemleri uygulanıyor.

  • SORU: Erişkin skolyoz ve omurga deformitelerinde cerrahi olmayan tedaviler ne kadar etkili oluyor?

CEVAP: Prof. Dr. Ahmet Alanay “Erişkin skolyozu olan hastalar için; fizyoterapist eşliğinde uygulanacak fizik tedavi ve egzersizler, ilaç ve enjeksiyonlar, korse tedavisi gibi yöntemler tek tek veya birlikte uygulanabilir. Skolyozun türüne ve kişinin fiziksel kondisyon durumuna göre doktorlar her hasta için farklı ve en uygun olan yöntemi seçecektir. Ancak korse tedavisinin uzun süre uygulanması faydadan çok zarara neden olabileceği gibi, fizik tedavi ve egzersizler de ilerleyici bir skolyozu önlemedeki yetersiz kalabilir.” diyor.  

  • SORU: Erişkin skolyoz ve omurga deformitelerinde cerrahi tedavi ne kadar etkindir?

CEVAP: Erişkin skolyoz ameliyatında, ameliyat süresinin ve cerrahi işlem sayılarının genç hastalara göre daha fazla olabildiğini belirten Prof. Dr. Ahmet Alanay şöyle konuşuyor: “Özellikle hastanın kalp ve akciğer gibi hastalıkları, diyabeti ve osteoporozu var ise cerrahi tedavi daha da zorlaşabilir. Ancak hastanın iyi hazırlanması ve gerekli tedbirlerin alınması ile cerrahi tedavi sonuçları son derece yüz güldürücü olabilir.”

Pause Sağlık, Pause Dergi 

  • SORU: Erişkin skolyoz ve omurga deformitelerinde güncel cerrahi yaklaşım nasıldır?

CEVAP: Skolyoz ameliyatında eğriliğin dengeyi sağlayacak kadar düzeltilerek omurların kaynaştırılması (füzyon) ve sinir basılarının ortadan kaldırılması hedefleniyor. Prof. Dr. Ahmet Alanay “Erişkin skolyoz ve omurga deformitelerinde minimal invaziv cerrahiler genelde ilk seçim oluyor. Minimal girişimle maksimum fayda sağlamayı amaçlıyoruz. Ancak bazı durumlarda füzyon gibi daha agresif cerrahiler gerekebiliyor. Vida ve çubuk kullanılan füzyon ameliyatlarında planlama ve özellikle omurganın normal bel ve sırt kıvrımlarının hastaya özgü şeklinin sağlanması çok önemlidir. Aksi taktirde yeni ameliyatlar gerekebilir.” diyor. Bu tür ameliyatlar için bilgisayarda yapılan kişiye özel analiz ve simülasyonlarla ideal omurga yan şeklini sağladıklarını belirten Prof. Dr. Ahmet Alanay “Böylece ameliyat sonrası mekanik komplikasyonları en aza indiriyoruz. Cerrahinin ne kadar agresif olacağına karar vermemizde hastanın deformite analizi ve genel sağlık durumu etkili oluyor. Günümüzde yapay zeka kullanarak oluşturulan risk hesaplayıcılar ile hasta için en uygun cerrahi yöntemi seçmeye çalışıyoruz” diye konuşuyor. Ameliyat sonrası iyileştirme ve rehabilitasyon süreci uygulanan hasta 7-10 gün sonra taburcu ediliyor. Egzersiz ve düzenli kontrollerle hastanın bir an önce normal yaşantısına dönmesi amaçlanıyor.

Dikkat! Bu 4 hataya düşmeyin!

Prof. Dr. Ahmet Alanay, 60 yaşın üzerindeki her 100 kişiden 60’ında omurga deformitelerine rastlandığını ve gelecek yıllarda bu sayının çok daha artmasının beklendiğini belirterek “Erişkin skolyoz ve omurga deformiteleri artışının önüne geçebilmek için, günlük yaşantımızda alışkanlık haline gelen bazı hatalı davranışlarımızın mutlaka değiştirilmesi gerekiyor” diyor. Prof. Dr. Ahmet Alanay, erişkin skolyozu ve omurga deformitelerine yol açabilen 4 hatayı şöyle sıralıyor:

  • Fazla kilo

Fazla kilolar omurgaya binen yükü artırıyor ve hareketlerin kısıtlanmasına neden oluyor. Sağlıklı beslenerek formunuzu koruyun ve omurganızı rahatlatın. Ayrıca kalsiyumdan zengin ve dengeli bir beslenme sisteminizin olması kemiklerinizin de kuvvetlenmesini sağlıyor.

  • Hareketsizlik ve düzenli egzersiz yapmamak

Sağlıklı bir omurga yapısı için kasların kuvvetli olması şart. Egzersizden uzak, hareketsiz bir yaşam kasların güçsüzleşmesine, omurgada sorunların ortaya çıkmasına yol açıyor. Bu nedenle hayatınıza hareket katın. Her gün mutlaka en az yarım saatinizi egzersize ayırın.

  • Yanlış duruş ve oturuş

İyi bir duruşa sahip olun. Sağlıklı omurganın ilk kuralı sağlıklı bir duruşa sahip olmaktan geçiyor. İyi bir duruş sayesinde omurga en az şekilde enerji kullanıyor ve yıpranmıyor. Dolayısıyla ilerleyen yıllarda omurgada sorunların ortaya çıkma riski azalıyor.

  • Aşırı topuklu ve babet ayakkabılar

Aşırı topuklu ya da babet ayakkabılar; diz, kalça ve omurga sağlığını olumsuz etkiliyor. Bu nedenle ayakkabı topuğunuzun boyu 3- 4 santim olmalı.

Sağlıklı cinselliğin yol haritası!

Sağlıklı cinselliğin yol haritası!

Psikolojik ve fiziksel sorunlar, gelenekler, ilaçlar, yetiştirilme tarzı, çiftler arası sorunlar… Toplumumuzda tedavi için hekime gitmeye çekinilen, hatta pek çok kişinin kendisine bile itiraf etmeyerek çıkmaza girebildiği cinsel sorunlar, boşanmalara da yol açabiliyor. Cinsel işlev bozuklukları tedavisi yürüten Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Selcen Bahadır, hekime danışmaktan en çok çekinilen konulardan birinin cinsel sorunlar olduğunu belirterek “Biz cinsel sağlıkla ilgilenen uzmanlar doğru cinsel terapi teknikleri ile bireylere fayda sağlamaya çalışıyoruz. Hem kadından hem erkekten ayrıntılı öykü aldıktan sonra; altta yatan nedenler hormonal veya biyolojik ise medikal tedavi uyguluyoruz. Bu nedenlerden kaynaklanmıyorsa da cinsel terapi teknikleri ile sorunu çözebiliyoruz” diyor. Partner katılımı ile yapılan tedavilerin daha başarılı olduğunu, buna karşın partneri olmayan bireylerin terapilerini bireysel olarak da yapabildiklerini belirten Dr. Selcen Bahadır, ülkemizde yaşanan cinsel sorunlar ve tedavilerine ilişkin açıklamalar yaptı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Günümüzde hala birçok toplumda tabu olarak görülen cinsellik, çoğu kişi için utanıp çekinilen, hatta hekime bile danışmaktan kaçınılan bir konu. Cinsel işlev bozuklukları tedavisi yürüten Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Selcen Bahadır, cinsel sorunlar yaşayanların hekime başvurmaktan çekinerek, çoğunlukla internetten çare aradıklarını, bu nedenle kolayca çözülebilecek bir sorunu bile işin içinden çıkılmaz noktalara götürebildiklerini vurguluyor. Son yıllarda özellikle kadınlarda ‘cinsel isteksizliğin’ giderek öne çıktığını belirten Dr. Selcen Bahadır “Kadınlarda en sık görülen cinsel işlev bozukluğu; cinsel istek ve buna bağlı uyarılma sorunlarıdır. Bu sorunlar; kadının sürekli veya tekrarlayıcı bir şekilde cinsel etkinlikte bulunma isteğinin az olması veya hiç olmaması durumu olarak tanımlanırken, tanı koyabilmek için kişinin bu durumla ilgili bir sıkıntı duyması da gerekmektedir. Bazı kaynaklar yüzde 50 oranında kadının cinsel istek ve uyarılma bozukluğu yaşadığını bildirmiştir. Öte yandan ülkemizde kliniklerimize başvuru oranı bu yoğunlukta değildir. Çünkü cinsellik hala tabu olarak görülen ve çekinilen bir konudur” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Selcen Bahadır

Kadınlarda bu sorun giderek artıyor

Kadınlarda cinsel istek bozukluğunun nedenlerinin; biyopsikososyal olarak incelendiğini belirten Dr. Selcen Bahadır, bu sorunun altında en çok psikolojik ve sosyolojik nedenlerin yattığına dikkat çekerek şöyle konuşuyor: “Depresyon, kaygı bozukluğu gibi nedenler ve buna yönelik kullanılan ilaçlar sorunları başlatabilirken; cinselliğe dair olumsuz inanışlar, öz güven eksikliği, romantik ilişkiye ve eşe dair olumsuz tutumlar, duygusal yakınlığın azalması, evlilik çatışmaları, kadının gebelik, emzirme veya menopoz gibi dönemlerinin hormonal farklılıkları, cinsel taciz veya travma öyküsü ve cinselliği eşe karşı yerine getirilmesi gereken bir görev veya sadece üremeye yardımcı bir araç olarak görmesi, yine üreme çağında bazı hormonal sorunlar ve kullanılan ilaçlar da cinsel isteksizlik olarak karşımıza çıkabiliyor. Öte yandan kadının ev ile ilgili ve varsa çocuklar ile ilgili sorumlulukları, ekonomik kaygılar da cinsel isteksizliğe yol açabilen faktörler arasında önemli bir rol oynuyor. Dolayısıyla kadından ayrıntılı bir medikal, psikolojik ve cinsel öykü almak tedaviden önce yapılması gereken en önemli konudur.”

Erkekler de hekime danışmaya çekiniyor

Özellikle ataerkil yapıdaki toplumlarda erkeklerin her zaman cinselliğe hazır olarak görülmelerinin, erkekler üzerinde de bazı performans sorunları yaratabildiğini belirten Dr. Selcen Bahadır “Erkekler de cinsel sorunlar nedeniyle hekime başvurmaya çekiniyor. Başvurularda en sık karşılaştığımız sorunlar; ereksiyon veya boşalma sorunları oluyor. Ereksiyon veya boşalma sorunu yaşayan bir erkeğin öncelikle şikayetinin ne olduğu ve altta yatan bir istek sorunu olup olmadığının ayrıntılı olarak sorgulanması gerekiyor. Yetersiz veya yanlış cinsel bilgi, altta yatan psikolojik sorunlar, evlilik çatışmaları, ekonomik sorunlar veya ağır iş yükü gibi birçok faktör erkek cinsel istek azlığının altında yer alan nedenlerden olabiliyor. Erkeklerde de tedavi için cinsel istek bozukluğu değerlendirilmesi biyopsikososyal model üzerinden yapılıyor. Erkeğin yaşı, hormonal durumu ve yine kullandığı ilaçlar açısından mutlaka değerlendirme yapmak gerekiyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Cinsel terapi ile kısa sürede başarı sağlanabiliyor, ama!

Hem kadında hem de erkekte ayrıntılı öykü aldıktan sonra altta yatan hormonal veya biyolojik nedenler varlığında gereken medikal tedavinin uygulanması gerektiğini vurgulayan Dr. Selcen Bahadır, sorunun hormonal veya biyolojik nedenlerden kaynaklanmadığının tespit edildiği noktada devreye cinsel terapinin girdiğini söylüyor. Dr. Selcen Bahadır cinsel terapi ile kısa sürede başarılı sonuçlar alabildiklerini belirterek “Biz cinsel sağlıkla ilgilenen uzmanlar doğru cinsel terapi teknikleri ile bireylere fayda sağlamaya çalışmaktayız. Unutmayalım ki; her çift için doğru olan bir cinsel istek düzeyi veya cinsel ilişki sıklığı yoktur. Kişiler ilişki içinde değerlendirilmeli, partner katılımı ile cinsel terapi uygulanmalıdır. Partner katılımı ile yapılan tedavilerin daha başarılı olduğu bilinmekle birlikte, partneri olmayan bireylerin terapilerini bireysel olarak da yapabiliyoruz” diyor.

Cinsel terapiler bireye ve çifte özgü uygulanıyor

Dr. Selcen Bahadır, cinsel terapilerin bireye ve çifte özgü uygulandığını, yani her çift için işe yarar kesin bir cinsel terapi yöntemi olmadığını belirterek şöyle konuşuyor: “Doğru yönteme karar verebilmek için bireyler ayrı ayrı ve çift olarak dinlenmelidir. Ayrıntılı cinsel, medikal, psikolojik öykü sonrası eğer altta yatan hormonal veya biyolojik bir sorun varsa gerekli görülen bölümlerden konsültasyon alınmalı, romantik ilişkiye dair çatışmalar ağırlaşmış ise evlilik/ ilişki terapistine başvurulmalı ya da altta soruna yol açabilen psikiyatrik bir öykü varsa psikiyatri uzmanından görüş alınmalıdır.” Sorunun bu etkenlerden kaynaklanmaması durumunda çiftlere günümüzde daha çok bilişsel davranışçı metotların kullanıldığı cinsel terapi ekolünün uygulandığını belirten Dr. Selcen Bahadır “Cinsel terapiler kişilerin cinselliğe dair negatif düşüncelerini ve duygularını saptadığımız, onlara korku ve kaygının değil, hazzın eşlik ettiği yeni cinsel repertuvarlar oluşturduğumuz, çiftler arası açık iletişimin önemini vurguladığımız, romantik ve erotik ev ödevlerini içeren, genellikle haftalık seanslar halinde devam eden görüşmelerdir. Seansların ne kadar süreceği çiftin sorununa ve tedaviye uyumuna bağlıdır. İyileşme oranları da uygulanan tekniğe bağlı olduğu kadar çiftin verilen ödevleri yerine getirmesine kısacası iyileşme çabasına da bağlıdır” diyor.

Kulak tıkanıklığına karşı önlemler

Kulak tıkanıklığına karşı önlemler

Pek çok insan duş alırken veya yüzerken kulağına su kaçtığında kulak tıkanıklığından ya da suyun bir türlü çıkmadığından yakınıyor. Ancak birçok kişi bu durumu “nasıl olsa geçer” diyerek göz ardı ediyor. Hatta kulaktaki suyun çıkması için pamuklu kulak çubuğu gibi kulağa daha da zarar verebilecek nesnelere başvuruyor. Özelikle yaz mevsiminin gelmesi ve yüzme sezonunun açılmasıyla birlikte kulağa su kaçması şikayetleri daha sık görülüyor. Bu durum bazen kişi için herhangi bir soruna yol açmazken, bazen de çeşitli sağlık problemlerine sebep olabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Mustafa Asım Şafak, kulağa su kaçmasının zararlı etkileri ve korunma yolları hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Mustafa Asım Şafak

Dış kulak yolu açıksa tıkanıklık olmaz

Yüzerken veya duş alırken kulağa su kaçması durumunda gelişen tıkanıklık hissi genellikle kendiliğinden açılır. Ancak geçmediği zamanlar da vardır. Dış kulak yolu 20-25 mm kadar uzunlukta hafif virajlı bir tünel gibidir. Tünelin sonunda kulak zarı vardır yani çıkmaz bir yoldur. Kulak yolunun genişliği yaşa ve kişiye göre çok değişkenlik gösterir. Bazı durumlarda kulak yolu genişliği erişkin insanlarda bile birkaç mm gibi son derece dar bir yapıda olabilir. Kulak yolunun normalin dışında dar olduğu bu durumlar istisna tutulursa, kulak zarı bütünlüğü sağlam ise genelde kulak yoluna su kaçması sorun olmaz. Eğer dış kulak yolu açık ise su kulak yoluna girdiği gibi dışarı da çıkacaktır.

Kulağı temiz bir havlu ile temizleyin

Dış kulak yolu cildinin kulak kepçesine yakın dış bölümü tarafından üretilen serümen olarak adlandırılan kulak salgısı vardır. Hafif kahverengi ve sarı rengiyle, krem kıvamında bir salgıdır. Kulak yolu cildi tarafından salgılanır ve kulak yoluna kaçan suların etkisiyle, duş sonrası kulak kepçesine kulak yolunun girişine doğru taşınmış, atılmış olur. Dışarı çıkan bu salgının havlu veya peçete ile temizlenmesi yeterlidir. Kesinlikle daha derin bir temizlik için kulak yolunun içine herhangi bir cisimle girilmemelidir.

Kulağın kirini dışarı atmasına izin verin

Kulak kirinin dışarı atılması önemlidir. Aksi takdirde dışarı çıkmaya çalışan serümen tekrar kulak yolunun içine doğru itilmiş olur. Bu arada kulak yolu cildi yeni serümen salgılamaya devam edecektir. Kulak yolunun her bir temizlenme çabası bu durumu kısır bir döngüyle bir türlü dışarı çıkamayan ve giderek kulak yolu kanalında biriken, kulakta kaldıkça zamanla kuruyarak kremsi kıvamını kaybeden serümen salgısının zamanla katılaşarak kulak mumu haline dönüşmesine neden olur. Kurumuş, katılaşmış serümen salgısına kulak buşonu, kulak mumu veya kulak kiri adı verilir. Bu oluştuğunda artık dış kulak yolu açık değildir. Böylece kulak yoluna su kaçması halinde, kulak yolunu dolduran kurumuş buşon, suyu sünger gibi içine çekip genişleyerek, kulak yolunun tamamen tıkanmasına neden olur. Bu durumda hastada işitme güçlüğü gelişir.

Uzun süre yüzmek kulaklar için sağlıklı olmayabilir

Kulak yolunun tıkanmasına neden olan kulak buşonu dışında hastalıklar da görülebilir. Özellikle yaz aylarında yüzme sırasında uzun süre suyla temas halinde kalan kulak yolları iltihaplanmaya yatkın hale gelir. Buşon olan kulaklar ise dış kulak yolu iltihaplarına daha fazla yakalanabilirler. Alerjiye veya buşona bağlı ayrıca kulaklarda kaşıntı oluşabilir. Kulak yolunu sert cisimlerle kaşımak yine dış kulak yolu iltihaplarına neden olabilir. Sıcak ve nemli havalar bu tip rahatsızlıkların sık görüldüğü dönemlerdir.

Kulakların tıkanmaması için bunlara dikkat edin:

  1. Her ne amaçla olursa olsun, pamuklu kulak temizleme çubukları dahil herhangi bir cisimle kulakların içi karıştırılmamalıdır.
  2. Kulakların içine başparmağından daha ince bir nesne sokulmamalıdır.
  3. Temizliğine güvenilmeyen sularda yüzülmemelidir.
  4. Uzun süre suda kalınmamalı, yüzmek için daha çok deniz tercih edilmelidir.
  5. Herhangi bir kulak tıkanıklığı, kulak kaşıntısı veya kulak ağrısı gelişmesi durumunda vakit geçirmeden kulak burun boğaz hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır.

Çocuklara bu renkteki kıyafetleri giydirmeyin, çünkü…

Çocuklara bu renkteki kıyafetleri giydirmeyin, çünkü…

Polenler, çayır ve çimenler, güneş, akarlar, böcekler, besinler… Alerji denildiğinde her ne kadar aklımıza bahar ayları gelse de, aslında yaz mevsiminde de pek çok faktör alerjileri tetikleyebiliyor. Tüm yaş gruplarında yaygın bir sağlık sorunu olan alerji, çocukluk çağında daha sık görülüyor. Öyle ki ülkemizde her 3 çocuktan birine ‘alerji’ tanısı konuyor. İlkbahar ve yaz aylarında en sık görülen alerjik etken ise ‘polenler’ oluyor. İlkbahar  döneminde  esas olarak ağaç polenleri, yaz  döneminde  çayır- çimen polenleri ve  yaz sonu ile  sonbahar  döneminde de  yabani ot polenleri  sorumlu oluyor.  Ayrıca  her üç  dönemde de  mantarlar, böcekler, güneş ışınları ve bazı besinler çocuklarda önemli  alerji  sebeplerini oluşturuyor. Çocukları alerjik hastalıklardan  korumanın  temel  prensibi ise  onları sorumlu  alerjenlerden  uzak  tutmak. Acıbadem International Hastanesi Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, ebeveynlerin yaz alerjisini tetikleyen hatalardan kaçınmalarının son derece önemli olduğuna işaret ederek, ”Dikkat edilmesi gereken bir başka nokta ise yaz aylarında güzel havalara aldanıp tedavilerin aksatılmaması olmalı. Ebeveynlerin acil durumda  kullanılacak olan ilaçları mutlaka yanlarında bulundurmaları gerekiyor. Zira özellikle  astım  ve  alerjik  nezleli  çocuklarda, örneğin yoğun  polenle   karşılaşma  sonrasında  kriz  şeklinde   belirtiler ortaya  çıkabiliyor” diyor. Acıbadem International Hastanesi Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, çocuklarda yaz alerjilerini tetikleyen 8 hatalı alışkanlığı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Acıbadem International Hastanesi Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya

Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya

  • Kapı ve pencereleri açık tutmak

Sabahları 05:00-10:00 saatleri arasında  evin  kapı  ve pencereleri ile seyahat sırasında arabanın camlarını  açık tutmak, çocuğu bu saatlerde uzun süreli dışarıya çıkarmak, açık havada  yoğun polen  olduğu için polene maruziyeti  artırıyor. Bu saatlerde evinizin kapı ve pencerelerini açmayın, mümkünse çocuğunuzu sokağa çıkarmayın. Çocuğunuzla dışarıya çıkmanız gerekiyorsa maske, gözlük ve şapka kullanmayı ihmal etmeyin.  Arabanın camlarını da kapalı tutun ve polen filtresini çalıştırmayı alışkanlık edinin.

  • Çamaşırları açık havada kurutmak

Polenlerin  yoğun olduğu saatlerde  çocuğun çamaşırlarını açık havada  kurutmak da yapılan önemli hatalardan biri. Bunun nedeni ise polenlerin çamaşırlara yapışarak alerjik reaksiyonlar oluşturabilmeleri. Çamaşırlarınızı polenlerin yoğun olduğu saatlerde evde kurutmaya özen gösterin.

  • El, yüz ve gözleri yıkamamak

Gün bitiminde ellerin, yüzün,  gözlerin ve  burnun yıkanmaması, aynı  elbiselerin  giyilmeye  devam  edilmesi de polenlerin  vücutta  uzun  süre kalmalarına neden olabiliyor. Çocuğunuzun mümkünse  her gün banyo yapmasını sağlayın ve elbiselerini değiştirin.

  • Yağmurdan hemen sonra dışarıya çıkarmak

Yağmurdan hemen  sonra   çocuğu  açık havaya çıkarmamak gerekiyor.  Zira, yağmur  sırasında  havada  polen  sayısı  azalsa  da  sonrasında sayısı aniden yükselebiliyor. Bu nedenle çocuğunuzu mümkünse yağmurdan bir saat sonra dışarıya çıkarın. Ayrıca yoğun bir şekilde polenlere maruz kalmasına yol açacağı için yaz aylarında çocuğunuzun yanında çimleri  biçmekten kaçının.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Bu saatlerde güneş altında kalmak

Güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 10:00-16:00 saatleri arasında çocuğun dışarıda olması güneş alerjisine sebebiyet verebiliyor. Dolayısıyla bu saatlerde mümkünse dışarıya çıkarmayın, mecbursanız  vücudunu kapatan ince ve uzun kollu kıyafetler giydirin. Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, “Çocukların güneş ışınlarını kısa bir süre almaları yarar sağladığı için cildine güneş koruyucu ürünü güneşe çıktıktan 15-30 dakika sonra uygulayın. İşlemi her 3 saatte bir tekrarlayın. Deniz veya havuza girdiğinizde bu süreyi dikkate almadan, ürünü çocuğunuzun cildine tekrar yedirin” diyor.

  • Renkli, çiçekli kıyafetler giydirmek

Çocuklarda böcek alerjileri özellikle yaz mevsiminde oldukça sık rastlanan bir durum. “Böcekler arasında da en sık arılar, sivrisinekler ve karıncalar alerjiye neden oluyorlar” uyarısında bulunan Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, önerilerini şöyle sıralıyor: “Arı ve diğer  böcekleri  çekebileceği için çocuğunuza açık havada  kısa kollu ve kısa paçalı kıyafetler giydirmeyin. Arıların ilgilerini çekebilecek pembe, sarı ile kırmızı gibi çiçekleri andıran renkte ve çiçekli kıyafetlerden de kaçının. Dikkat etmeniz gereken bir başka nokta ise kokular olmalı. Çocuğunuza çiçek kokusu yayabilecek krem veya kolonya sürmeyin. Bu hatalar böceklere duyarlı çocuklarda öldürücü  olabilecek  anafilaksi reaksiyonlarına yol  açabiliyor”

  • Polen durumunu dikkate almamak

Seyahat sırasında gidilecek yerin polen  durumunun  öğrenilmemesi de yine kaçınılması gereken önemli hatalardan. Her  coğrafi bölgenin  kendine  özgü  bitki  çeşitliliği ve  polen  dağılımının olduğunu unutmayın ve bu nedenle seyahat ederken mutlaka polen durumunu dikkate alın.

  • Emin olunmayan besinleri tüketmek

Yaz aylarında  çocukların  duyarlı oldukları  besinlerden  korunmaları  daha  zor oluyor.  Özellikle,  süt ve  yumurta  duyarlılığı olan  çocuklarda  dondurma   gibi besinlerin tüketilmesi  ve  otellerde besinlerin birbirine karışması  çok  sık görülen bir  durum.  Dolayısıyla çocuğunuz özellikle  besin  anafilaksisi (ağır alerjik reaksiyon) geçirdiyse  yemeklerini mutlaka siz hazırlayın ve  emin olmadığınız yiyecekleri ona vermeyin.

Rahim ağzı kanserinden korunmanın yolları

Rahim ağzı kanserinden korunmanın yolları

Kadınlarda en sık görülen kanserler arasında yer alan rahim ağzı kanseri her geçen gün artış gösteriyor. Rahim ağzı kanserinin erken dönemde belirti vermemesi ve yavaş gelişmesi sebebiyle rutin tarama programları bu hastalıkla etkin mücadele açısından büyük önem taşıyor. Cinsel yolla bulaşan Human Papiloma Virüsün (HPV) neden olduğu rahim ağzı kanserinden korunmak için HPV aşısı yapılması gerekiyor. Ancak toplumda HPV aşılarıyla ilgili yanlış bilgiler, aşı konusunda gereken özenin gösterilmemesine ve hastalığın yaygınlaşmasına yol açabiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Veysel Şal, HPV aşılarıyla ilgili bilinmesi gerekenleri anlattı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Veysel ŞalErkeklerde de kansere neden oluyor

Her yıl yaklaşık 500 bin kadına rahim ağzı kanseri tanısı konulmaktadır. Genellikle cinsel temas yoluyla bulaşan ve rahim ağzı kanserlerinin neredeyse tümünden sorumlu olan HPV, kadınlarda genellikle çok belirti göstermez ve oldukça bulaşıcıdır. Çoğu kadın, hayatının bir döneminde karşılaştığı HPV virüsünü kendi vücut savunma sisteminin yardımı ile yener. Bazı HPV virüsleri ise bu savunma sisteminden güçlü çıkar ve rahim ağzı kanserine neden olabilir.  Erkeklerde ise ağız, yutak, anüs ve penis kanseri ile genital bölgede siğillere neden olmaktadır.

Daha önce geçirmiş olmanız tekrar yakalanmayacağınız anlamına gelmiyor

HPV virüsü kaybolup yeniden bulaşabilen bir virüstür. HPV geçirdikten sonra bağışıklık oranları maalesef yüksek değildir. Bu nedenle korunma önlemleri arasında aşı önemli bir yer tutmaktadır.

HPV aşıları hakkında bilmeniz gereken 13 gerçek

  • HPV aşıları tüm dünyada 15 yıla yakın süredir kullanımdadır.
  • İlk çıktıklarında 2’li ve 4’lü yani en sık görülen HPV türlerinin 2’sinden veya 4’ünden koruyan aşılar bulunmaktaydı ancak son yıllarda 9’lu türleri çıkmıştır.
  • Ülkemize henüz 9’lu aşı gelmemiştir. Türkiye’de şu an için 4’lü kullanılmaktadır ancak çapraz koruma özelliğinden dolayı 4’lü ve 9’lu aşı sonuçlarının aynı olduğu görülmektedir.
  • 100’ün üzerinde ülke HPV aşılarını ulusal aşı programı kapsamında rutin olarak uygulamaktadır.
  • 9-15 yaş arasındaki kadınlarda ve erkeklerde aşı önerilmektedir. Özellikle bu yaş döneminde 2 doz yapılmaktadır, 0 ve 6. ayda yapılır.
  • 15 yaş üzerinde ise 26 yaşına kadarki döneme kadar HPV aşısı önerilmektedir.
  • Şu an ABD’de 45 yaş altında herkese tek doz önerilmektedir.
  • Avrupa Birliği ülkeleri ve Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 15 yaşından sonraki dönemde 0, 2 ve 6. ayda olmak üzere 3 doz önerilmektedir.
  • Genelde bir üst sınır yaş yok ancak yaş arttıkça aşının etkinliği azalmaktadır.
  • Aşı öncesinde HPV’nin varlığı veya yokluğu önemli değildir. Çünkü %90 geçici bir enfeksiyondur, %10 kalıcıdır. HPV pozitif olan kişiler de aşı olabilir, negatif olması şart değildir. Bu nedenle HPV aşısı yapmadan önce herhangi bir test yapmaya gerek yoktur.
  • 1-5 yaş arası erkeklerde aşı önerilmektedir. 15 yaşından sonraki dönemlerde belli durumlarda yapılabilmektedir ancak 15 yaşından sonra her erkeğe yapılmamaktadır.
  • HPV aşısı tıpkı diğer aşılardaki gibi ölü bir aşıdır. HPV’nin dış bölgesindeki protein yapısı aşı olarak verilir, yani ölü hücreler verilir ve buna karşı antikor oluşturulur.
  • HPV’ye bağlı kanser öncesi lezyon oluşan bir grup üzerinde yapılan bir araştırmada, grubun bir kısmına tedavi sonrası aşı uygulanırken, diğer kısmına uygulanmamıştır ve aşı yapılan grupta HPV kanseri nüksünün yaklaşık 3 kat daha az olduğu görülmüştür. Bu nedenle HPV aşısının oluşacak lezyonların tekrarlama riskini azalttığı da kanıtlanmıştır.

Rahim ağzı kanserinden korunmak için;

  1. Doktor kontrollerini ihmal etmeyin.
  2. Düzenli smear testlerinizi yaptırın.
  3. HPV aşılarını doktor kontrolünde yaptırın.
  4. Cinsel yolla bulaşabilecek hastalıklara karşı tedbirli olun. Çok eşlilikten kaçının.
  5. Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durun.
  6. Bağışıklık sisteminizi güçlendirin.
  7. Sağlıklı beslenin.
  8. Obeziteye karşı önlem alın.

Ayda 5 kilo vermek mümkün, ama!

Ayda 5 kilo vermek mümkün, ama!

Yaz aylarında artan sıcaklıklarla kıyafetlerin incelip kiloların ortaya çıkması pek çok kişide acil kilo verme isteğini beraberinde getiriyor. Bu nedenle şok diyetlere yönelmek, bilimsel olmayan yöntemlerle zayıflamaya çalışmak ise sağlık açısından ciddi hastalıklara zemin hazırlayabilirken, hayati riske dahi yol açabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, kilo vermek için izlenecek yöntemlerin; kişinin yaşı, metabolizması, hastalıkları, günlük yaşam alışkanlıkları, gün içerisindeki hareketliliği gibi bir çok faktöre göre değiştiğini, herkes için ortak bir formül bulunmadığını belirterek, şok diyetlerin hem sürdürülebilirliğinin olmadığını hem de çok ciddi sağlık sorunlarına hatta hayati riske yol açabildiğini vurguluyor. Herhangi  bir sağlık problemi ve metabolik hastalığı olmayan kişilerin bazı kurallara dikkat ederek ayda 5 kilo vermelerinin mümkün olduğunu söyleyen  Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, bunun için dikkat edilmesi gereken kuralları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik

  • Günde 2 litre su için

Günde iki litre su içerek vücudunuzdaki toksinlerin dışarı atılmasını sağlayabilirsiniz. Toksinlerden temizlenmiş bir vücut daha kolay yağ yakımı sağlarken, yeterli sıvı alımı iştah kontrolü de sağlayarak zayıflamanıza yardımcı olacaktır. Su tüketmek zor geliyorsa içine bir iki damla meyve suyu veya taze meyve parçaları, nane, limon ekleyin. Soğuk bitki çayları, şekersiz olarak meyvenin kendi tadıyla pişmiş kompostolar, limonata, ayran, kefir, maden suyu en doğru seçimlerdir.

  • Bol sebze tüketin

Sebzeler, birçok hastalıktan korunmada etkili olduğu gibi, içeriğindeki zengin lif yapısıyla sağlıklı kilo vermede de kritik rol oynuyor. Her öğünde salata veya zeytinyağlı sebze tüketimine özen gösterin. Lifli besinler bağırsakları çalıştırırken, tokluk hissini artıracağı ve tokluk süresini uzatacağı için; gereksiz kalori alımının önüne geçmenize yardım ederek kilo verme sürecini kolaylaştırır.

  • Meyveyi abartmayın

Yaz meyvelerinin sağlığa faydaları olduğu gibi, aşırı tüketiminde zarar verebildiğini söyleyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik “Meyve suyundan ziyade meyvenin posasıyla yenilerek tüketilmesi gerekir. Porsiyon ölçülerine dikkat edilmesi de çok önemlidir. İnce 1 dilim karpuz, 10 orta boy erik, 10-12 orta boy çilek, 15 adet üzüm veya 10-12 kiraz 1 porsiyon meyve ölçüsüdür. ‘Nasılsa zararsız’ diyerek 1 kilogram meyve yemeyin. Porsiyonu kontrol ederek hem kan şekerinizdeki dalgalanmaların önüne geçebilir hem de gereksiz şeker ve kalori alımını önlemiş olursunuz. Meyvelerin içeriğinde bulunan fruktoz şekerinin de fazla tüketildiğinde kilo aldırabileceğini unutmayın” diyor.

  • Kızartmalardan, aşırı yağlı yiyeceklerden uzak durun

Yaz aylarında krema, mayonez, yağlı sos, katı yağ gibi yağlı besinlerin ve yağda kızartmaların tüketiminden kaçınılmalı; yemeklerde bitkisel sıvı yağların kullanımı, yemekleri pişirirken kızartma ve kavurma yerine haşlama, ızgara ve fırın gibi sağlıklı pişirme yöntemleri uygulanmalıdır. Fındık, ceviz, badem gibi kuruyemişleri  günlük tükettiğiniz yağ miktarını azaltarak kullanabilir, kendinize ara öğünler oluşturarak ana öğünlerdeki kalori alımını azaltabilirsiniz. Böylece kilo kontrolünü de sağlamış olursunuz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Yoğurt ve kefire sofranızda yer açın

Yoğurt,  bağırsak düzenleyici olması ve yararlı bakteri içermesi sebebiyle önemlidir. Aynı zamanda serinletici olan yoğurt içerdiği kalsiyumla sadece kemik ve dişler için değil, içeriğindeki magnezyum ve potasyumdan dolayı kas fonksiyonları ve sinir iletimleri için de önemlidir. Potasyum diğer taraftan vücuttaki su, asit ve baz dengesi için de gereklidir. Yoğurdu, cacık veya ayran şeklinde tüketmek daha fazla sıvı alımını sağlar. Özellikle terle kaybolan minerallerin başta sodyum olmak üzere yerine konmasında ayran ve cacık kimi zaman ilaç yerine geçer. İçeriğindeki karbonhidrat, protein ve yağ nedeniyle özellikle spor sonrası tercih edilebilecek fonksiyonel bir besin grubudur. Aynı zamanda içeriğindeki kalsiyumla özellikle karın çevresindeki yağlanmanın azalmasına yardımcı olacağından her gün bir kase yoğurt yemeye ya da 1 bardak kefir içmeye özen gösterin.

  • Şerbetli tatlılar yerine bu tatlıları tercih edin

Yaz aylarında  serinlemek ve tatlı ihtiyacını karşılamak için dondurma tüketilebilirsiniz. Ancak porsiyona dikkat etmekte fayda olacaktır. Akşamları yemekten en az 2 saat sonra 1 top dondurma yenebilir ama kilo vermek isteyenler için bu sıklık sakıncalı olacağından aşırıya kaçmamaya dikkat edin.

  • Açık büfelerde kontrolü kaçırmayın

Sağlıklı beslenmenin altın kuralı her zaman porsiyon miktarına dikkat etmektir. Ancak yaz aylarında özellikle tatillerde açık büfeden dolayı fazla besin tüketimine eğilim oluyor. Bu durumda ilk önce hazırlanan yemekleri gözden geçirmek, seçtiğiniz yemeklerden az az almak, tabağınızı doldururken salatalardan başlamak, özellikle bol yeşillik ve sebze tüketmek sizi bol kalorili yiyeceklerden koruyacaktır. Bu kontrolü sağlayarak hem gözünüz hem karnınızı doyurmuş olmanın yanında gereksiz kalori almadan zayıflama sürecini hızlandırmış olursunuz.

  • Spor yapmayı ihmal etmeyin!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik “Sağlıklı ve zinde bir vücut için haftanın en az 3 günü spor yapmayı ihmal etmeyin. Eğer insülin direnciniz ve hipogliseminiz yoksa sabah aç karnına yapılan egzersizler metabolizmanın daha hızlı çalışmasını sağlayacaktır. Düzenli yapılan spor; vücuda giren fazla enerjinin tolere edebilmesi için vücuda yardım eder. Bunun yanında  yapılan sporla kas ağırlığının artması durumunda vücudunuzun enerji yakma kapasitesini artırarak ve kilo verme sürecinize yardımcı olur” diyor.

Dondurma yerken bunlara dikkat edin

Dondurma yerken bunlara dikkat edin

Sıcak yaz aylarının vazgeçilmez serinliği dondurma, uygun koşullarda üretilmediği ve saklanmadığı zaman bazı sağlık sorunlarına yol açabiliyor. İnsan sağlığını tehdit eden patojen bakteriler, dondurmanın ana maddesi olan süt ve süt ürünlerinde uygunsuz koşulların da etkisiyle çok hızlı bir şekilde çoğalabiliyor. Özellikle çocuklar için besleyici değeri yüksek olan dondurmanın bozulmaması için doğru saklama koşullarına uyulması gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Betül Merd, dondurmanın nasıl tüketilmesi gerektiği ile ilgili bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dyt. Betül Merd

Doğal üretilen dondurma daha sağlıklı

İçeriğinde kalsiyum, fosfor ve magnezyum gibi minerallerin yanı sıra A, B12 ve C vitaminleri ile protein olan dondurma 7’den 70’e herkesin zevkle tükettiği bir besindir. Günümüzde her bölgede yerel üreticiler tarafından hazırlanan ve katkısız olduğu bilinen dondurma; süte göre %15 fazla protein, 4-5 kat daha fazla yağ ile yaklaşık ve 3-4 kat daha fazla karbonhidrat içermektedir. Ancak eski usullere göre hazırlanmayan bazı paketli dondurmaların içeriğindeki glikoz şurubu gibi tat verici maddeler ile raf ömrünü uzatan stabilizatör ve kıvam artırıcı emülgatör, bitkisel yağ ya da süt yağı kısa sürede bozulmasını engelleyerek besin değerlerinin yok olmamasını sağlamaktadır.

Dondurma bilinen ve güvenilir satıcılardan alınmalı

Yerel üreticiler tarafından katkısız olarak üretilen ve açık olarak satılan dondurma bilinen ve güvenilir adreslerden alınmalıdır. Üretim ve saklama aşamalarındaki genel kurallara uyulmasına ve soğutucuların sterilizasyonuna dikkat edilmesi gerekir. Mikroorganizmalar süt ve süt ürünlerinin içinde çok hızlı çoğalabilmekte ve tüketildiği takdirde sağlık sorunlarına neden olabilmektedir. Kurallara uyulmadığında mikroorganizmalar için uygun gelişme ortamı oluştuğundan dondurma sağlığa zararlı bir besin haline gelebilmektedir. Dolayısıyla dondurmanın pastörize sütten yapılması, uygun hijyen koşullarında üretilmesi ve saklanması çok önemlidir. Paketli dondurmaları alırken ise son tüketim tarihi geçmiş olanlar ile bakanlık izni olmadan üretilenlerinden uzak durulmalıdır. Özellikle bu ürünlerin dağıtımının soğuk zincire uygun olarak yapılması önemlidir.

Kilo vermek isteyenler için sağlıklı bir tatlı

Kalsiyum ve fosfor nedeniyle okul çağındaki çocukların kemik ve diş gelişimine katkı sağladığı için önemli bir besin kaynağı olan dondurma, kilo vermek ve forma girmek isteyenlerin de günlük beslenme programlarında aşırıya kaçmamak şartıyla olması gereken bir besin kaynağıdır. Un ve şekerden yapılan hamur tatlılarına göre kalori değeri düşük olan 100 gram sütlü dondurmada yaklaşık 190 kalori bulunmaktadır. 100 gram sütlü dondurmada ortalama 148 mg. kalsiyum, 115 mg. fosfor, 63 mg. sodyum, 181 mg. potasyum, 0.1 mg. demir, 440 IU A vitamini, 0.21 mg. E vitamini, 0.21 mg. B2 vitamini ve 0.1 mg niasin bulunmaktadır. Haftada bir veya iki kez ara öğünlerde tüketilen dondurmanın, antioksidan özelliğinin de olduğu unutulmamalıdır. Ancak dondurmanın içeriğindeki yağ, şeker ve kalori miktarına dikkat edilmesi gerekir.

Tüketiminde miktar ve sıklık önemli

İki top light dondurma, 1 porsiyon meyveye; 3 top sade dondurma, 1 dilim ekmek+1 su bardağı süt+1 porsiyon meyveye eşdeğerdir. Dondurma haftada 1-2 kez günlük diyete eklenebilir. Önemli olan sıklığının ve miktarının ayarlanmasıdır. Dondurmanın lezzeti arttıkça kalori ve yağ oranı da artmaktadır. Dondurma almadan önce etiket bilgileri kesinlikle okunmalıdır. Meyveli ve sütlü olan dondurmalar ise genelde daha düşük yağ oranına sahiptir.
Evde yapılabilecek limonlu şekersiz dondurma tarifi:

Malzemeler:

1.5 su bardağı süt

1 limonun suyu (Limon çok sulu değilse daha fazla kullanabilir)

1 limon kabuğu

1 yemek kaşığı bal

1/2 çay kaşığı zerdeçal

Yapılışı:

Tüm malzemeleri karıştırdıktan sonra bir kalıba alıp dondurucuya koyun. İyice donana kadar karışımı dondurucuda bekletin. Donduktan sonra karışımı bir mutfak robotuna koyup karıştırın. Kıvamına göre 4-5 yemek kaşığı kadar süt ilave edebilirsiniz. Tekrardan hazırladığımız karışımı 30 dakika kadar dondurucuda bekletip afiyetle tüketebiliriz.

Dikkat! Güneş yorgunluğu kalp krizine yol açabilir!

Dikkat! Güneş yorgunluğu kalp krizine yol açabilir!

Yaz mevsimiyle birlikte bastıran sıcaklar kalp sağlığı açısından bir çok soruna davetiye çıkarırken, hayati riske de yol açabiliyor. “Benim kalbim taş gibi sağlam!”, “Güneş bana bir şey yapmaz!”, “Su içmesem de çay içiyorum!” gibi yanlış inanışların aşırı sıcaklarda kalp sağlığını tehlikeye attığını vurgulayan Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut “Yaz sıcakları sadece kalp hastalarını değil, kalp hastalığı için risk taşıyan sağlıklı kişileri de olumsuz etkiliyor. Örneğin; ‘güneş yorgunluğu’ diye geçiştirilen sorunu kalp krizi takip edebilir! Bu nedenle bazı kurallara mutlaka dikkat etmek gerekiyor; basit gibi görünen bazı önlemler hayat kurtarıcı oluyor” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut, yazın kalp sağlığı için ihmale gelmez 12 önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Ahmet Karabulut

  • Su tüketimini artırın

Yaz döneminde terleme ve nefesle birlikte vücuttan sıvı kaybı daha fazla olur ve vücudun su ihtiyacı artar. Bu nedenle yaz aylarında su içimini artırmak; susuzluğun tetikleyeceği çarpıntı, nefes darlığı, kanda koyulaşma gibi sıkıntıları önleyecektir. Yaz dönemi için günde 10 bardak su vücut direnci ve sağlığı için büyük fayda sağlar.

  • Akşam yemeği saatini geciktirmeyin

Kış döneminde havanın erken kararması ile erkene alınan akşam yemeği yaz döneminde sıklıkla akşam 21:00 sonrasına kalmaktadır. Oysa bu saatte yenilen akşam yemeği şeker ve tansiyon düzenini olumsuz etkiler. Akşam yemeğini erken saatlerde yiyip 21:00 sonrası yemek yememek sağlığımıza olumlu katkı yapacaktır.

  • Güneşe uzun süre maruz kalmayın

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut “Yaz güneşi altında uzun süre güneşlenme, aktivite yapma, çalışma vücut enerji seviyenizi sıfırlayabilir. Özellikle terleme ile birlikte olan güneşe maruziyette halsizlik, baş ağrısı, konsantrasyon bozukluğu, bulantı hissi güneş ışınlarının yol açtığı güneş yorgunluğu belirtisidir. Güneş yorgunluğunda vücutta sıvı açığı meydana gelir, kan koyulaşır ve pıhtıya meyil oluşur. Damar sertliği bulunan ya da risk altında olan kişilerde kalp krizi gelişebilir. Bu nedenle güneşe uzun süre maruz kalmaktan kaçının” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Dışarı çıkarken mutlaka bu önlemleri alın

Öğlen güneşinden kaçınılması, şapka takılması, pamuklu ince ve açık renk kıyafetler güneş yorgunluğunu ve güneşin zararlı ışınlarının yol açacağı olumsuz etkileri önleyecektir. Yaz aylarında koyu renk kıyafetler tercih etmeyin. Çünkü güneş ışınları ısı oluşturan dalgalar olup, koyu renk üzerinde daha yavaş hareket eder. Bu durum koyu renk giysilerin daha çok güneş ışını çekip daha fazla ısınmasına yol açar. Açık renkli giysilerde ısı oluşumu daha az, terleme riski daha düşüktür.

  • Kafeini kısıtlayın

Yaz aylarında zaten vücutta sıvı kaybı artacağından, bir de çay ve kahve gibi kafein içeren içecekler idrar söktürücü etkilerinden dolayı bu kaybı daha da artıracaktır. O nedenle yazın çay ve kahve tüketiminin kısıtlanması, gazlı içeceklerden uzak durulması gerekir. Örneğin; bir bardak doğal mineralli su ve taze mevsim meyveleri ile donatılmış buzlu kefirli smoothie içeceği yaz sıcağı için serinletici ve sağlıklı bir alternatif olacaktır.

  • Alkolden kaçının

Yaz ayları ile birlikte açık alanlar, sosyalleşmenin adresi haline gelir. Ancak özellikle sıcak havalarda alkol tüketimi kalpte ritim bozukluğuna yol açarken, kalp krizi riskini de artırmaktadır. Bu nedenle alkol, sosyalleşme tanımı içinde olmamalı, sağlıklı serinleten içecekler tercih edilmelidir.

  • Katkı maddeli yiyeceklerden uzak durun

Yaz aylarında serinlemek için en çok tercih edilen yiyeceklerin başında dondurma geliyor. Ancak paketlenmiş, katkı maddeli ve şekerli gıdalar şeker ve kolesterol dengesini olumsuz etkiler. Damar sertliği riskini direkt olarak artırır. Bu nedenle doğal gıdaları tercih edin, katkı maddeli besinlerden uzak durun.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Uyku düzenini bozmayın

Vücudun kendini tamir zamanı olan uykunun kaliteli olması hem fiziksel hem de zihinsel sağlığımızı doğrudan etkiler. Kalitesiz bir uykunun ertesinde kan basıncı, ritim, kan şeker ve kolesterol dengesi bozulur. Beyin aktivitesi olumsuz etkilenir. Gece uykusu gündüz uykusundan daha verimlidir. Yazın gecelerin kısalması ile birlikte gün doğuşu erken saatlere kayar. Bu durumu dikkate alıp, 7 saat kaliteli bir uyku sağlamak için gece yarısından önce uykuya dalmak gerekir.

  • Yüzmeyi abartmayın

Yaz döneminin vazgeçilmez aktivitesi olan yüzme kalp ve damar sağlığı kadar genel vücut sağlığı için de önerilen bir aktivitedir. Ancak özellikle soğuk denizlerde uzun süre yüzmek vücut ısısının normal seviyesinin altına düşmesine (hipotermi) bu da kalp ritim bozukluklarından, tansiyon düşüklüğü ve çarpıntıya hatta kalbin durmasına dek birçok ciddi soruna yol açabilir. Sağlık için; belirli nefes aralıkları ile günde 30 dakika yüzmek yeterli bir egzersiz olacaktır. Kıyıya dik açık denize doğru yüzmek yerine, kıyıya paralel yüzmek özellikle kalp ve damar hastaları için daha güvenli olacaktır.

  • İlaçlara ara vermeyin

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut “Kalp ve damar hastalığı kronik hastalıklar olduğundan ilaç tedavisi sürekli olmalıdır. Bu ilaç tedavisi sıklıkla yaz döneminde seyahatler ve tatiller nedeni ile aksar. Kalp ve damar hastalarında ilaçlara ara verilmesi önemli sağlık sorunlarına yol açabilir. Yaz döneminde sıvı ihtiyacı arttığı için idrar söktürücü kullanan kişilerde hızlı bir şekilde sıvı açığı ve böbrek sorunları oluşabilir. Kalp yetersizliği ve hipertansiyon hastalarının idrar söktürücü tedavilerinde yazlık ayarlama gerekebilir. Bu nedenle mutlaka hekiminize danışın” diyor.

  • Sigaradan uzak durun

Yapılan bilimsel çalışmalar; sigara, nargile ve elektronik sigara gibi tütün ve tütün ürünlerinin kalp sağlığına zararlarını açıkça ortaya koyuyor. Özellikle sıcak havalarda tütün kullanımı kalp ritmini bozarken, kalp krizi riskini daha da artırıyor.

  • Sağlıklı diyetle ideal kilonuza ulaşın

Yaz aylarında sosyalleşmenin artması ve tatilin de etkisiyle değişen beslenme düzeni sıklıkla kilo alımına sebep olur. Fazla kilolar şekerden tansiyon ve kalp hastalığına kadar birçok hastalıkta tetikleyici faktördür. Yaz döneminde kilo artışına karşı önlem almak amacıyla; her hafta düzenli tartılıp kilonuzu not alın. Açık büfe tatillerde aşırıya kaçmayın. Sabah geç kahvaltı yapanlar için öğlen ve akşam yemeğini birleştirmek faydalı olacaktır.

Tatilcilere alerji uyarısı

Tatilcilere alerji uyarısı

Tatile çıkmak birçok insanın favori etkinliklerinden biridir. Kısa ya da uzun süreli yapılan tatillerde insanlar dinlenir ve enerji toplar. Alerjik bünyeli insanların ise tatile çıkarken sağlıklarına daha fazla dikkat etmeleri gerekebilir. Farklı bir şehre ya da ülkeye gitmek var olan alerjilerini olumsuz etkileyebilir. Bu durumun önlenmesi adına tatile gidilecek yerin iyi araştırılması ve alerji ilaçlarının kişinin yanında olması önem taşır. Memorial Şişli Hastanesi Alerji Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Ayşe Bilge Öztürk, alerji hastalarının tatile çıkarken dikkat etmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

Alerjisi olan birinin günlük hayatta alerjenlerden kaçınması gerekmektedir. Bu her zaman mümkün olamadığı için kişi alerji ilaçlarını hep yanında taşımalı ve mutlaka alerji hastalıkları doktorunun önerilerini uygulamalıdır. Bir alerji hastasının seyahate çıkmadan önce de doktoruna danışmasında fayda vardır. Kişi seyahati süresince ilaçlarının yeterli olduğundan emin olmalı ve gerektiğinde alerjik yakınmalarına yönelik ilaçlarını kullanmalıdır. Alerjiler çeşitli şekillerde olabilir. En yaygın görülen alerjiler arasında; polen, hayvan tüyü, ev tozu akarı, besin alerjileri ve yaz aylarında sık görülen arı alerjileri yer almaktadır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Ayşe Bilge Öztürk

Polen alerjiniz varsa;

Polen alerjiniz varsa gideceğiniz yerin polen düzeyini öğrenmelisiniz. Avrupa ülkeleri için polleninfo.org diğer ülkeler için www.wao.org, ülkemiz için ise www.aid.org.tr adresinden bilgi alabilirsiniz. Duyarlı olduğunuz polenin yoğun olduğu bir yere seyahat etmeniz şikayetlerinizin artışına sebep olabilir.

  • Polenlerin yoğun olduğu sabah ve öğle saatlerinde, kuru ve rüzgârlı havalarda zorunlu değilse dışarı çıkmayın.
  • Dışarıya çıktığınızda güneş gözlüğü kullanın. Özellikle gözü çepeçevre saran maske tarzında gözlükler polen alerjisine bağlı göz yakınmalarınızın azalmasına katkıda bulunur.
  • Eğer arabanızla seyahat ediyorsanız, araba camları açık bir şekilde yolculuk etmeyin. Arabanızda polen filtreli klima kullanabilirsiniz.

Hayvan tüyüne alerjisiniz varsa;

Evcil hayvanların da kabul edildiği yerlerde alerjenlere maruz kalabilirsiniz. Duyarlı kişilerin, ev hayvanı olan yerlere ziyaret öncesinde, reçetelenmiş ilaçlarını kullanmayı unutmamaları gerekmektedir.

Ev tozu akarı alerjiniz varsa;

Meteorolojik Veri İşlem Dairesi Başkanlığı Veri Kontrol ve İstatistik Şube Müdürlüğü İstatistik Birimi’nin yayınladığı “Türkiye Yıllık Ortalama Nem Dağılımı” haritasını kullanarak yaşadığınız bölgenin nem düzeyini değerlendirebilirsiniz.  Eğer yaşadığınız bölge nemi %50’nin üstünde ise genel olarak o bölgede akar yoğunluğunun yüksek olduğu söylenebilir. Ev tozu akarı alerjiniz varsa alerjen geçirmeyen yastık, yatak ve yorgan kılıflarını yanınıza alabilirsiniz.

Özellikle uzun zaman geçirilen odalarda yerde halı bulundurulmaması yakınmalarınızı azaltacaktır. Bu nedenle kalacağınız yerde mümkünse halı olmayan odaları tercih edin.

Besin alerjiniz varsa;

  • Besin alerjiniz varsa gideceğiniz yerin yemek servis hizmetleri ile bunu paylaşın.
  • Anafilaksi hikâyeniz varsa yanınızda adrenalin oto-enjektör taşıyın.
  • Mümkünse restoranlarda besinlerin içeriklerini ve hazırlanma şekillerini tam olarak bilen ve sizi aydınlatacak yetkili biriyle konuşun.
  • Yemek siparişlerinden önce besinlerin içeriklerini ve hazırlanma şeklini öğreniniz.
  • Restoranlarda mümkünse tek veya iki bileşeni olan yemekler isteyin.
  • Açık büfelerden kaçının. Böyle yerlerde kolayca besinler birbirine karışabilir.
  • Yiyecek hazırlanan fırınlarda ve mutfaklarda çalışanlar için önemsiz olan küçük bulaşmalar hastalar için riskli olabilir. Mesela, aynı hamur teknesinde hem ekmek hamuru hem de süt içeren kek hamuru hazırlanmış olabilir. Bu da süt alerjik birinde ekmek tüketilmesi sonucunda reaksiyona yol açabilir.
  • Anafilaksi, eser miktardaki alerjenle de olabilir. Onun için “Eser miktarda… içerebilir” ibaresi olan besinlerden kaçının.
  • Resmi ithal izni olmayan ilaçları ve besin destek ürünlerini kullanmayın.

Arı alerjisiniz varsa;

  • Araç ile seyahat ederken pencereleri kapalı tutun.
  • Arıların olduğu mevsimde dışarı çıkarken uzun kollu ve paçası uzun giysiler giymeye dikkat edin.
  • Renkli giysilerin, kozmetik, parfüm veya saç spreylerinin arıları çekeceğini unutmayın.
  • Açıktaki besinlerin ve çöplerin özellikle yaban arılarını çekeceğini unutmayın ve açık alanlarda yemek yememeye mümkün olduğunca özen gösterin.

Eriği tuzla yemeğin. Çünkü…

Eriği tuzla yemeğin. Çünkü…

Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte tezgahlarda yerini alan yeşil erik içerdiği vitamin ve mineraller ile adeta tam bir şifa deposu. A, C, K vitamini, potasyum ve fosfor minerallerini içeren yeşil erik, ayrıca beta-karoten, lutein ile zeaksantin gibi antioksidan bileşiklerini de barındırıyor. Özellikle C vitamininden zengin olması sayesinde antioksidan etki göstererek bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve kalp sağlığını koruyor. Cilt sağlığı için önemi büyük olan bu vitamin yara iyileşmesini de hızlandırıyor. Üstelik yeşil eriğin kalorisi de oldukça düşük. Öyle ki 10 adet erikten oluşan bir porsiyon (100 gram) sadece 50 kalori içeriyor. Yeşil eriğin faydalarından yararlanabilmek için günde 1 -2 porsiyon tüketebilirsiniz. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen, ancak yeşil eriğin tuz ile tüketiminden mutlaka kaçınılması gerektiği uyarısında bulunarak, “Zira yüksek tuz alımı vücutta ödeme neden olabiliyor. Kalp, böbrek ve kemik sağlığını da olumsuz etkileyebiliyor. Ayrıca mide rahatsızlığı olan kişilerde aç iken yüksek miktarlarda tüketilen yeşil erik gaz oluşumuna da yol açabiliyor” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen, yeşil eriğin faydalarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen

Kalp sağlığını destekliyor

Yeşil erik, kalp hastalıklarına karşı koruyucu etki gösterebiliyor. Bir porsiyonunda 157 mg potasyum bulunuyor. İçeriğindeki potasyum ile kalp kaslarının çalışmasını düzenliyor ve kan basıncını düşürerek yüksek tansiyonu önleyebiliyor. Lif içeriği sayesinde kötü huylu LDL kolesterolün düşmesine de yardımcı oluyor. Bunların yanı sıra yeşil erik, zengin C vitamini içeriği ile hasar görmüş damarların onarımında görev alabiliyor.

Kilo kontrolü sağlıyor

Düşük kalorili bir meyve olan yeşil erik bu özelliği ile kilo kontrolü sağlamaya destek olabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen bir porsiyon yeşil eriğin sadece 50 kalori içerdiğini belirterek, “Ayrıca lif ve su içeriği sayesinde doygunluğu arttırabiliyor. Dolayısıyla kilo kaybına yönelik diyetlerde günde 1-2 porsiyon erik tüketilmesi zayıflamaya yardımcı olabiliyor” diyor.

Demir emilimini arttırıyor

Yeşil erik, günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 10’unu karşılıyor. C vitamini içeren besinler demirle birlikte tüketildiğinde demir emilimini arttırıcı etki gösteriyor. Kansızlık probleminiz varsa demir kaynağı olan kırmızı etin yanında yeşil erik ve bol yeşillik içeren bir salata tüketerek bu etkiden faydalanabilirsiniz.

Kan şekeri dengesini sağlıyor

Yeşil erik, glisemik indeksi düşük bir meyve olması sayesinde kan şekerinin düzenlenmesine destek oluyor ve tüketimi sonrasında kan şekeri daha dengeli bir şekilde yükselebiliyor. Muz, üzüm, kavun, karpuz gibi meyvelere göre kan şekerinin daha iyi kontrol edilmesini sağlıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen, “Özellikle diyabet hastaları yeşil eriğin yanında 10 adet çiğ badem tüketerek dengeli bir ara öğün oluşturabilirler” bilgisini veriyor.

Kabızlığı önleyebiliyor

Yeşil eriğin yaklaşık yüzde 87‘sini su oluşturuyor. Su ve lif içeriği zengin olan bu meyvenin tüketimi sağlıklı bir bağırsak sistemi oluşmasına yardımcı olabiliyor. Bağırsak hareketlerindeki artış sayesinde kabızlık problemi azalabiliyor. Ayrıca son zamanlarda yapılan çalışmalara bakıldığında sağlıklı bağırsak sisteminin birçok hastalığı önlemede rolünün büyük olduğu da biliniyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Güçlü diş ve kemik yapısı için önemli

Bir porsiyon yeşil erik 6,4 mcg K vitamini ve 16 mg fosfor içeriyor. Bu içerikleri ile kemik ve diş yapısının güçlenmesini sağlayabiliyor. “Ancak bu faydalı etki için yeterli kalsiyum ve D vitamini gerekliliği unutulmamalıdır” uyarısında bulunan Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen, “Sıcak yaz günlerinde siz de yeşil erikli cacık tarifini deneyerek hem serinleyebilir hem de kemik ve diş sağlığınıza katkıda bulunabilirsiniz” diyor.

Kırışıkların oluşmasını geciktiriyor

Yeşil erik, antioksidan özelliği olan A ve C vitamini bakımından da zengin bir meyve.  İçeriğindeki bu antioksidan vitaminler cilt hasarına neden olan serbest radikallerle savaşıyor. Ayrıca C vitamini kolajen üretimini destekleyerek cildin elastikiyetini koruyor. Böylelikle kırışıklıkları oluşmasını ve yaşlanmayı geciktiriyor. C vitamini eksikliği olan kişilerde yara iyileşme süresi uzayabiliyor, bu nedenle günlük ihtiyacın karşılanması daha da önemli hale geliyor.

Göz sağlığı için önemi büyük

Yeşil erik; beta-karoten, lutein ve zeaksantin gibi antioksidan bileşiklere sahip bir meyve. Bir porsiyon yeşil erik 190 mcg beta-karoten içeriyor. Vücutta oluşan serbest radikaller; katarakt, gece körlüğü ve maküler dejenerasyon gibi göz hastalıklarına yol açabiliyor. Yeşil erik, içerdiği bu antioksidan bileşikler ile serbest radikallere karşı savaşıyor ve göz sağlığını korumaya destek oluyor.