Yazılar

VFS Global’de yapay zeka dönemini başlatıyor

VFS Global, sunduğu vize, konsolosluk ve teknoloji hizmetlerinde yapay zeka destekli çözümler kullanacağını açıkladı.

Bu amaçla sınır ötesi ve vatandaş hizmetlerini dijitalleştirmek amacıyla SAP SE (NYSE: SAP) SAP yazılımlarından yararlanacağını duyurdu.

VFS Global, dünya çapındaki hükümetleri ve diplomatik misyonları desteklemek için teknolojik yenilikleri benimseme vizyonu doğrultusunda müşterilerine öncü ve yapay zeka destekli çözümler sunmak ve küresel operasyonlarında operasyonel mükemmeliyet sağlamak amacıyla SAP Business Technology Platform ve SAP Business Data Cloud çözümünü tercih etti.

VFS Global’in kurucusu ve CEO’su Zubin Karkaria, konuyla ilgili yaptığı açıklamada; “SAP gibi lider ve güvenilir bir teknoloji ve yapay zekâ şirketi ile ortaklık kurmaktan büyük gurur duyuyoruz. Vize, konsolosluk ve vatandaşlık hizmetlerindeki derin uzmanlığımızı SAP’nin dünya standartlarındaki çözümleriyle birleştirerek, hükümetlerin verimliliği artırmasını, güvenliği güçlendirmesini ve dünya çapında milyonlarca yolcuya sorunsuz hareketlilik sağlamasını destekliyoruz.” dedi.

SAP SE CEO’su Christian Klein ise şunları söyledi: “VFS Global, SAP çözümleri sayesinde en son yeniliklerden yararlanarak dünya çapında hükümetler, seyahatseverler ve vatandaşlar için daha da güçlü bir ortak hâline gelebilecek.”

VFS Global Yönetim Kurulu Üyesi, Dijital ve Teknoloji Sorumlusu Michael Nilles da görüşlerini “VFS Global ve SAP’nin güçlü yönlerini birleştirerek, sınır ötesi hareketliliği ve vatandaş hizmetlerini bir üst seviyeye taşıyoruz. Bu iş birliği bizi stratejik olarak, dünya çapında hükümetlere, gezginlere ve vatandaşlara fayda sağlayan teknoloji ve yapay zeka yenilikleriyle desteklenen GovTech ve TravelTech’in geleceğini şekillendirmede lider bir güç olarak konumlandırıyor” sözleriyle aktardı.

Sage The Paradice 16 mutfak robotu ile zamanınızı daha verimli kullanın

Enplus, şimdi de mutfaklarda profesyonel dokunuşlar yaratacak Sage The Paradice 16 Mutfak Robotu ile ürün yelpazesini daha da genişletiyor. Yeni nesil mutfak robotu, mutfakta zamanı verimli kullanmak isteyenlerin vazgeçilmezi olmaya aday.

Sage’in gelişmiş teknolojisi ve zengin aksesuar setiyle tasarladığı yeni mutfak robotu The Paradice 16, gurme lezzetlere ulaşmayı her zamankinden daha kolay hale getiriyor. The Paradice 16; doğrama, rendeleme, kıyma, püre yapma ve hatta kızartmalık patates dilimleme gibi işlemleri tek bir cihazla gerçekleştirme imkânı sunuyor. Üründe bulunan 24 kademeli ayarlanabilir dilimleyici, çift taraflı rendeleme diski, patates kızartması diski, Quad bıçak, hamur bıçağı, mini bıçak ve mini kase gibi geniş aparat setiyle mutfağın her alanında pratik çözümler sağlıyor.

Geniş 140 mm besleme haznesi, büyük malzemeleri doğramaya gerek kalmadan işleyebilirken, BPA içermeyen ve çelik takviyeli güncellenmiş kase tasarımı hem hijyen hem dayanıklılık açısından üstün performans sağlıyor. Üstelik tüm parçalar, pratik saklama kutularında düzenli şekilde muhafaza edilebiliyor ve bulaşık makinesinde yıkanabiliyor.

FORTHING, T5 EVO ve M4 U-Tour modelleri Türkiye’de

Çin otomobil üreticisi DONG FENG Grubu bünyesindeki FORTHING, Türk müşterileri ile buluşmaya hazırlanıyor.

İlk etapta 1.5 litrelik benzinli turbo motor seçeneğine sahip olan SUV Modeli T5 EVO ile yine aynı motor seçeneğine sahip MPV Modeli olan M4 U-Tour’ un satışa sunulacağı FORTHING, lansmana özel fiyatları ve ödeme koşulları ile dikkatleri üzerine çekiyor. Lansmana özel fiyatlar ile ön siparişe açılacak olan T5 EVO ve M4 U-Tour modellerinin ilk teslimatlarına ise Haziran ayı itibariyle başlanacak. Markanın aynı zamanda T5 modelinin yüzde yüz elektrikli ve hibrit olmak üzere iki farklı versiyonu ile yüzde yüz elektrikli S7 adında sedan gövde tipinde modelleri de bulunuyor. Ayrıca T5 modelinin REEV (Uzatılmış Menzilli Elektrikli Araç) versiyonu ile M4 U-Tour modelinin hibrit versiyonu ile 7 kişilik VIP MPV modeli olan V9 modellerinin yakın bir zaman diliminde Türkiye ve Avrupa pazarlarına sunulması planlanıyor.

Anneler Günü’nde İtalyan lezzetleri

Conrad Istanbul Bosphorus içinde konumlanan Monteverdi Ristorante Anneler Günü’nü İtalyan lezzetleri eşliğinde kutluyor. İtalyan Şef Nicole Scandella’nın imza lezzetleri eşliğinde benzersiz bir gastronomi deneyimi yaşatın. İtalyan zarafetini, çağdaş dokunuşlarla İstanbul’a taşıyan Monteverdi, bu özel güne özel olarak hazırladığı paylaşımlı öğle yemeği menüsüyle konuklarını İtalyan lezzetleriyle buluşturuyor.

Anneler Günü menüsünde; kumquat konfitli kılıç balığı carpaccio, nar taneleriyle lezzetlendirilmiş avokado turşusu, yabani mantarlı ve trüf aromalı arancini, chimichurri sos ile servis edilen ızgara ahtapot, porçini mantarlarıyla zenginleşen risotto ve parmesan aromalı midye köpüğü eşliğinde hazırlanan morina balığı gibi seçkin lezzetler öne çıkıyor. Tatlı kapanışı ise Scandella’nın babaannesinin tarifiyle geleneksel reçeteyi yenilikçi bir yoruma avuşturduğu tiramisu ve ferahlatıcı notalar taşıyan limonlu mus ile yapılıyor.

Bilgi: +90 537 973 80 14   isthc.restaurants@conradhotels.com

Astım tetikleyen etkenler!

Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de giderek yaygınlaşan astım kronik solunum yolu hastalıklarının başında geliyor. Türkiye’de her 12-13 kişiden birinde astım görüldüğünü ve son yıllarda bu sayının artış gösterdiğini belirten Acıbadem Ataşehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslan “Astım yalnızca genetik geçişli bir hastalık olmayıp,  çevresel faktörlerle ve sağlıksız yaşam alışkanlıkları ile sonradan da gelişebiliyor. Özellikle sigara dumanına maruz kalmak, yoğun hava kirliliği, düzensiz yaşam, hareketsizlik, sağlıksız beslenme ve kapalı ortamlarda uzun süre kalmak gibi yanlış yaşam tarzları astıma zemin hazırlayabiliyor. Ayrıca çocuklukta geçirilen bazı solunum yolu enfeksiyonları, ev tozu akarları, kimyasal temizlik ürünleri, stres ve ani hava değişimleri gibi etkenler de astım gelişiminde rol oynayabiliyor” diyor. Bu nedenle astımın önlenmesi ve kontrol altına alınmasında hem bireysel hem de toplumsal farkındalığın büyük önem taşıdığını vurgulayan  Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslan, 6 Mayıs Dünya Astım Günü kapsamında yaptığı açıklamada, astım hastalarının uzak durması gereken 10 yaygın tetikleyici etkeni anlattı, astımdan korunmaya yönelik alınması gereken önlemleri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Sertaç Arslan

Doç. Dr. Sertaç Arslan

  • Sigara dumanı ve elektronik sigaralar

Sigara içmek, elektronik sigara kullanmak ya da sigara dumanına maruz kalmak (pasif içicilik), akciğerleri tahriş ederek astımı tetikleyebiliyor. Tütün dumanında bulunan binlerce kimyasal madde, hava yollarını daraltarak nefes almayı zorlaştırıyor.

  • Temizlik ürünleri, parfümler ve kimyasal maddeler

Ev temizliğinde sık kullanılan çamaşır suyu, sprey temizleyiciler ve parfümlü kimyasal ürünler, solunum yollarını tahriş ederek astım hastalarında boğaz yanması, öksürük, bronşlarda kasılma, ödem oluşumu ve nefes darlığı gibi şikayetlere yol açarak astım krizlerini tetikleyebiliyor.

  • Hava kirliliği

Hava kirliliği, solunum yollarını doğrudan etkileyen en önemli çevresel riskler arasında yer alıyor. Egzoz gazları, sanayi tesislerinden yayılan partiküller ve tozlu hava astım krizlerini tetiklerken, bu etkenlere kronik maruz kalma durumunda hastalık belirtileri şiddetlenip tedaviye yanıt azalabiliyor.

  • Ev tozu akarları

Evlerdeki halılar, yataklar, perdeler ve yastıklar, mikroskobik ev tozu akarları için ideal yaşam alanlarını oluşturuyor. Bu akarlar, astım hastalarında alerjik reaksiyonlara neden olarak nefes darlığı, öksürük ve göğüste sıkışma hissi yaratabiliyor.

  • Polenler

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslan “İlkbahar ve yaz aylarında doğada yoğun şekilde bulunan polenler, özellikle çimen, ağaç ve yabani otlardan salınır. Rüzgarlı havalarda polenlerin havadaki yoğunluğu artar ve bu da astım hastalarında burun tıkanıklığı, hapşırık, göz yaşarması ve nefes darlığı gibi belirtilere yol açabilir” diyor.

  • Evcil hayvan tüyleri

Evcil hayvanların tüyleri, derileri ve tükürükleri duyarlı bazı kişilerde güçlü alerjik reaksiyonlara neden olabiliyor. Bu alerjenler solunum yoluyla alındığında astım krizini tetikleyebiliyor.

  • Nemli ortamlar ve küf sporları

Küf, özellikle nemli, karanlık ve havalandırması yetersiz ortamlarda çoğalıyor. Küf sporları solunum yoluyla alındığında, bağışıklık sisteminde tepkiye yol açarak astım semptomlarını artırabiliyor.

  • Soğuk/ kuru hava ve klima

Doç. Dr. Sertaç Arslan “Ani ısı değişimlerinin yanı sıra soğuk ve kuru hava astım hastalarında bronşların daralmasına ve spazmına yol açabilir. Hava yollarında kasılmalar meydana gelir ve nefes almak zorlaşır. Klima da havayı kurutarak astım ataklarını tetikleyebilir” diyor.

  • Yoğun egzersiz

Egzersiz sırasında özellikle hızlı nefes alıp vermek, hava yollarının kurumasına ve daralmasına neden olabiliyor. Bu durum, egzersize bağlı astım olarak adlandırılan özel bir astım tipine yol açabilirken, özellikle soğuk ve kuru havada yapılan spor aktiviteleri bu riski artırıyor.

  • Aşırı stres ve duygusal travmalar

Psikolojik stresin, bedensel hastalıkları tetikleyebildiği artık bilimsel olarak da kabul ediliyor. Ani korku, üzüntü, öfke ya da travmatik durumlar, solunum kaslarını olumsuz etkileyerek astım atağını başlatabiliyor. Uzun süreli stres altında kalmak, bağışıklık sistemini de zayıflatarak astımın kötüleşmesine neden olabiliyor.

Astıma Karşı 10 Etkili Öneri!

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslan “Astımı tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmasa da, tetikleyici faktörlerden uzak durmak krizlerin sıklığını ve şiddetini ciddi oranda azaltır. Kişiye özel korunma stratejileri ve düzenli takip bu süreçte çok önemlidir” diyor. Doç. Dr. Arslan, astıma karşı 10 önerisini şöyle sıralıyor;

  1. Sigara dumanından uzak durun. Hem aktif hem pasif içicilik astımı kötüleştirir.
  2. Kapalı ve nemli ortamlar küf oluşumunu artırdığından evinizi sık sık havalandırın.
  3. Halı, perde, tüylü oyuncak, toz barındıran eşyalar ve evcil hayvan tüyleri gibi alerjen etkenleri azaltın. Nevresimlerinizi yüksek ısıda yıkayın ve sık değiştirin.
  4. Polen dönemlerinde dışarı çıkış saatlerinizi sınırlayın. Özellikle sabahları dikkatli olun.
  5. Temizlik ürünlerini dikkatli kullanın. Kokusuz, doğal içerikli ürünleri tercih edin. Sprey formundaki ürünlerden kaçının ve kokusuz, hipoalerjenik veya doğal temizlik ürünlerini seçin.
  6. Soğuk havalarda ağzınızı atkıyla kapatın. Klimalı ortamlarda serin havanın doğrudan üzerinize gelmemesine dikkat edin.
  7. Stresi yönetmeyi öğrenin, yeterli ve kaliteli uyumaya özen gösterin.
  8. Temizlik yaparken solunum yollarını korumak için tıbbi maske (mümkünse N95 tipi), lateks olmayan eldiven ve gerekirse gözlerinizi korumak için gözlük kullanın. Temizlik yaparken pencere ve kapıları açık tutun. Temizlik sonrası kokular tamamen dağılmadan odaya girmeyin.
  9. Oda spreyleri, kumaş kokulandırıcılar ve parfümlü çamaşır deterjanları da astımı tetikleyebildiğinden bu ürünlerden uzak durun.
  10. Spor öncesi mutlaka ısının. Size uygun olan spor türü ile ilgili doktorunuza danışın.

Zayıflar daha uzun yaşıyor

Geçmişten günümüze halk arasındaki yaygın inanışa göre, yemek yendikçe vücut direnci artar ve hastalıklara karşı güçlenilir. Oysa bilim bunun tam tersini söylüyor. Açlığın özellikle kanser ile ilişkisi konusunda çok sayıda araştırma yapıldığını paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı, Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof. Dr. Necdet Üskent, “Bu çalışmalardan ilki 1994’te Lizbon’da gerçekleşen ESMO kongresinde açıklandı. Meme kanseri oluşturulan kobayların bir kısmı beslenmeye devam ederken diğer grup ise aç bırakıldı. Gözlem sonucunda aç kalan deneklerde tümörün giderek küçüldüğü, beslenenlerde ise kanserin büyüdüğü tespit edildi” dedi.

Bu incelemelerin ardından insanlarda da intermittent açlık denemeleri gerçekleştirildiğinden bahseden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Üskent, “Kanserli hastalarda denenen 16-18 saatlik açlık sonucu, tıpkı kobaylarda olduğu gibi tümörün küçüldüğü ya da büyümeye devam etmediği gözlemlendi. İlginçtir ki kanserin sebep olduğu iştahsızlığın tümörden salgılanan kimyasallardan kaynaklandığını düşünüyoruz. Aslında vücudumuz kanserli hücreyi beslemememiz için bize sinyal gönderiyor oysa biz bu mesajı yanlış yorumlayarak daha fazla yiyoruz ve bir yandan tümörü de beslemiş oluyoruz” açıklamasında bulundu.

Prof. Dr. Necdet Üskent

Prof. Dr. Necdet Üskent

Genler, enerji varsa çoğalmaya devam diyor

Hücrenin enerjisini kontrol eden mtor isimli genin, bol miktarda enerji alındığında hücre çoğalmasını serbest bıraktığını vurgulayan Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Üskent, “Membrandan çekirdeğe uzanan sinyal iletim yollarının aralarında bulunan istasyonlara benzetebileceğimiz mtor geni, hücrenin enerjisini kontrol ediyor. Eğer enerji azalırsa bir nevi tasarruf yaparak hücrelerin çoğalmasını durduruyor, dolayısıyla kanserli hücrenin yayılımı duruyor. Bu prensipten halihazırda kanser ilaçlarında da faydalanılıyor, mtorları engelleyen tedavilerle bölünme sinyali durdurulmaya çalışılıyor” dedi.

Bilinçsiz açlık yarardan çok zarar verir

Açlık kavramının doğru anlaşılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Necdet Üskent, “Aslında bu yöntemin odağında karbonhidratların azaltılması var. Bir yandan vitamin ve antioksidan takviyeleri alınırken bir yandan protein ağırlıklı ama öğün sayısı az bir beslenme planından bahsediyoruz. Sodyum, potasyum gibi elektrolitlerin vücuda yeterli miktarda alınması, magnezyum gibi elektrolit dengesini sağlayan minarelerin eksiye düşmemesi çok önemli. Özellikle sodyum ve potasyumun azalmasıyla hastalar kendilerini son derece bitkin hissedebilir, ek olarak bağırsak sistemi bu yokluktan etkilenir ve düzgün çalışamaz. Ayrıca bu açlık yönteminin aşırı kilo kaybı nedeniyle vücudun gerilemesi anlamına gelen kaşeksi hastaları için uygun olmadığını da belirtmekte fayda var” şeklinde konuştu.

Üç öğün hatalı bir beslenme düzeni

Günde üç öğün yemenin sanılanın aksine kötü bir alışkanlık olduğunun altını çizen Prof. Dr. Necdet Üskent, “Özellikle kanserli hastalar kahvaltıyı atlayarak, akşam 5 civarı tek öğün beslenebilir. Buradaki önemli nokta 24 saat içinde ne kadar kalori alındığıdır. Gün içinde enerjiye ihtiyacımız olacağı için kahvaltının sağlam bir şekilde yapılması gerektiği teoride iyi bir fikir ancak bu durum kanser söz konusu olduğunda değişir. Konserveler, işlenmiş gıdalar ve kor ateşte pişirilmiş kebaplar taşıdıkları kanser tehlikesi nedeniyle alışkanlık haline getirilmemeli. Ayrıca hayvansal proteinleri azaltarak bitkisel proteinleri artırmak çok kıymetli. Özellikle kırmızı ve sarı renkli sebzelerde kuvvetli antioksidanlar olduğu için beslenme düzenimizin içinde her zaman olmalı. Allium isimli antioksidana sahip soğan ve sarımsak da kanserle mücadelede bol bol tüketilmeli. Muz gibi çok tatlı meyvelerden ise uzak durmakta fayda var ya da en azından daha yeşil olanlar tercih edilebilir” dedi.

Zayıflar, kilolulara oranla daha uzun yaşıyor

Vücudun bir kilo yağ dokusunu beslemek için kilometrelerce damar yapması gerektiğini açıklayan Prof. Dr. Necdet Üskent, “Bunun sonucunda da önündeki yol uzadığı için kalp daha fazla yoruluyor. Yağ oranı ve damar uzunluğunun aynı oranda arttığı unutulmamalı. Fazla kilo bu yüzden sadece kanserde değil kalp ve damar hastalıklarında da kritik bir yere sahip” diye konuştu.

Kanserli hücre hayatta kalmak istiyor

Kanser hücresi de aslında bizim hücremiz ve kulağa garip gelse de yaşamak istiyor, bunun için mücadele veriyor diyen Üskent, “Kemoterapiyle karşılaştığında direnç geliştirebilen genler yardımıyla, vücudu tedaviye duyarsızlaştırarak hayatta kalmaya çalışıyor. Tıp dünyası olarak, ölümsüzlük konusunda başarılı olan kanser hücrelerini çoğalmamak için ikna etmeye çalışıyoruz. Ayrıca kanser tedavisinin kemoterapi, radyoterapi ya da immünoterapiden ibaret olmadığı bilinmeli. Bu uygulamaların yan etkilerini de başarılı bir şekilde yönetmek tedavinin bir parçası. Örneğin bazı kanser türlerinde, son derece işe yarayan immünoterapinin, tiroid ve hipofiz hormonlarının baskılanması gibi hiç ummadığımız yan etkileriyle karşılaşabiliyoruz” dedi.

Diyabet ilaçları ve kanser yakından bağlantılı

Nişasta, ekmek ve karbonhidratlar azalınca aradaki farkın daha iyi anlaşılacağını belirten Üskent, “Çok enerji alan tüm kanser hastalarıma intermittent fasting yani aralıklı orucu öneriyorum ve kendilerini bir şeker hastası gibi görerek beslenmelerini istiyorum. Rahim ve menopozdan sonraki meme kanserlerinin en büyük sebeplerinden biri obezite. Kanser hastaları obeziteye yaklaştıkça hastalık nükseder. Diyabet hastalarının kullandığı metformin, glukofen ve glifor gibi ilaçların, tümörü tetikleyen insülin benzeri büyüme faktörü-1 hormonunu ve mTOR genini baskılayarak meme, rahim, pankreas ve karaciğer kanserlerini azalttığına dair yayınlar mevcut. Ayrıca meme kanseriyle ilgili yapılan epidemiyolojik çalışmalar, glifor kullanıldığında kanserin yayılma oranı ve hızını düşürdüğünü gösteriyor” dedi.

Cilt kanserinin belirtileri

Cilt kanseri, cildin en dış tabakası olan epidermisteki hücrelerin, onarılmamış DNA hasarı kaynaklı anormal bir şekilde büyümesi ile ortaya çıkıyor. Hücrelerdeki büyüme, cilt hücrelerinin hızla çoğalmasına ve kötü huylu tümörler oluşturmasına sebebiyet veriyor. Üç farklı türü bulunuyor ve erken evrede tespit edilmesi sayesinde tedavisinde yüz güldürücü sonuçlar almak mümkün olabiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Aslı Tatlıparmak, cilt kanseri hakkında bilinmesi gerekenleri aktardı.

Cilt kanseri, toplumda oldukça sık görülmektedir. Bazal hücreli karsinom (BCC), skuamöz hücreli karsinom (SCC) ve melanom olmak üzere üç farklı türe sahiptir. Yaygın belirtiler olarak bilinen cilt üzerinde gözle görülür bende oluşan değişiklikler, yaralar, kanamalar ve derideki soyulmalar, cilt kanserinin en erken evrede tespit edilmesine yardımcı olmaktadır. Ciltte oluşan şüpheli değişimlerin kontrol edilmesi başarılı cilt kanseri tedavisi için oldukça fayda sağlamaktadır.

Doç. Dr. Aslı Tatlıparmak

Doç. Dr. Aslı Tatlıparmak

Erkeklerde kadınlara oranla daha sık görülüyor

Cilt kanseri tüm dünyada en sık görülen kanser türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Sıklığı yıllar içinde artmaya devam etmektedir. Erkeklerde 5’inci, kadınlarda ise 7’inci en sık görülen kanser türü cilt kanseridir. Toplumda görülme sıklığı ise %2 gibi oldukça yüksek bir orandır. Genellikle yaşlı bireylerde daha sık görülmektedir. Çünkü yaş ilerledikçe cilt daha fazla UV ışınlarına maruz kalmış olmakta ve hücrelerde DNA hasarı birikimi artmaktadır. Ayrıca, cilt kanseri erkeklerde kadınlara oranla daha sık görülmektedir.

  1. Cilt kanserinden şüphelenmek için sayılabilecek belirtiler aşağıdaki gibidir;
  2. Ciltte iyileşmeyen (2-3 hafta boyunca), kanayan, kabuk bağlayan ve iyileşip sonra tekrar kanayan yara oluşumları,
  3. Kubbe şeklindeki büyüme, yani ciltten kabaran kitle oluşumu, bazen kabuklanan bazen de kanayan kitle veya yara oluşumları,
  4. Sınırları düzensiz, asimetrik leke büyümeleri,
  5. Çapı 6 mm’den büyük benlerin gözlenmesi.

Fiziki muayene ve biyopsi ile tanı konulabiliyor

Öncelikle uzman bir dermatolog vücuttaki mevcut benlerde veya diğer cilt lekelerinde değişiklik fark edilip edilmediğini veya yeni ben büyümeleri olup olmadığını değerlendirmektedir. Daha sonra saç derisi, kulaklar, avuç içleri, ayak tabanları, ayak parmakları ve diğer özel bölgeler dahil olmak üzere tüm cilt üzerinde fizik muayene yapmak en doğru adım olacaktır. Fizik muayenenin ardından cilt kanserinden şüphelenilecek bir durum gözlemlenmiş ise biyopsi yöntemine başvurulabilmektedir. Biyopside, bir doku örneği alınmakta ve patoloji uzmanı tarafından mikroskop altında incelenmesi sağlanmaktadır. Örneğin incelenmesi sonrasında ciltteki değişimlerin cilt kanseri olup olmadığı ve eğer cilt kanseri mevcut ise hangi tür bir cilt kanseri olduğu kanıtlanmış olmakta ve tedavi süreci başlamaktadır.

Cilt kanserinde tedavi etkilenen alanın durumuna göre değişkenlik gösteriyor

Cilt kanseri tedavisi; kişiye özel tedavi edilmesi gereken bir kanser türüdür. Tümörün büyüklüğü, yeri, derinliği ve hastanın genel sağlık durumu bu tedavinin planlanmasında belirleyici etken olacaktır. Genelde cilt kanserinin tedavisinde eksizyonel cerrahi uygulaması yapılmaktadır. Bu işlemde tümör ve çevresindeki bir miktar sağlıklı dokuyu içerecek şekilde tümör çıkarılmaktadır. Bir diğer işlem de Mohs mikrografik cerrahisi olarak bilinmektedir. Özellikle yüz gibi kritik alanlardaki kanserler için tercih edilen bu yöntemde, tümör katman katman çıkarılmakta ve her katman mikroskop altında incelenmektedir. İşlem, kanserli hücreler tamamen temizlenene kadar devam etmektedir. Bu yöntem, sağlıklı dokunun korunmasını maksimize etmekte ve nüks oranını azaltmaktadır. Bu tedavilerin dışında cilt kanserinde, topikal tedaviler de uygulanmaktadır. Bazı yüzeysel bazal hücreli karsinomlar için topikal kremler (örneğin, imikimod veya 5-fluorourasil içeren kremler) kullanılabilmektedir. Ayrıca Fotodinamik terapi (PDT) de cilt kanserinin tedavisinde etkili olması sebebiyle kullanılabilmektedir. Bu yöntemde, öncelikle kanserli dokuya duyarlaştırıcı bir kimyasal uygulanmaktadır. Birkaç saat sonra bölgeye belirli dalga boyunda ışık verilmektedir. Bu işlemde verilen ışık, uygulanan kimyasalın kanserli hücreleri yok etmesini tetiklemektedir. Tüm bu tedavilerin hangi hastaya uygulanacağı ise hekimin muayenesi ve patoloji sonucuna göre kişiye özel planlanmalıdır.

Her 2 saatte bir güneş koruyucuyu tazelemek gerekiyor

Cilt kanserine neden olan risk faktörleri ve UV ışınlarından korunmak için uygulanması gereken bazı durumlar şunlardır:

  • Her gün SPF’si 15 veya daha yüksek olan geniş spektrumlu bir güneş koruyucu kullanmayı unutmayın.
  • Gün içinde güneş kreminizi her iki saatte bir yenileyin.
  • Bulunduğunuz alanda gölge mevcut ise mutlaka gölgede kalmaya dikkat edin.
  • Mümkünse hafif ve uzun kollu bir gömlek, pantolon, geniş kenarlı bir şapka ve UV korumalı güneş gözlükleri kullanmaya özen gösterin.
  • Derinizi takip edin, düzenli olarak cildinizi inceleyin ve gözlemlediğiniz dikkat çeken bir değişiklikte doktorunuza başvurmayı ihmal etmeyin.

Güneşin zararlı etkilerinden korunmak cilt kanseri riskini düşürüyor

Doğrudan güneş maruziyetinden kaçınmak, güneş ışınlarının en güçlü olduğu 10:00 ile 14:00 saatleri arasında dışarıda olmamaya özen gösterilmek cilt kanseri oluşumunu önlemenin en önemli adımıdır.  Eğer dışarıda bulunulması gerekli ise gölge bir alanda beklemeye dikkat etmek gerekmektedir. Özellikle hem kadın hem de erkeklerin sıklıkla estetik amaçlı tercih ettikleri solaryum gibi zararlı işlemlerden uzak durulması oldukça önemlidir. Solaryumda vücuda verilen ultraviyole ışık, cilt kanserine ve erken cilt yaşlanmasına neden olabilmektedir. Korunmasız ve kontrolsüz güneş maruziyetinin deri kanseri oluşumunun en önemli sebebi olduğunun unutulmaması önemlidir.

Zen-G “Grafiti”

Zen-G, yeni albümü Goldschool’un açılışını, güçlü bir manifestoyla yapıyor. Sözü ve müziği Zen-G’ye ait olan “Grafiti”, Sony Music Türkiye etiketiyle müzikseverlerle buluşuyor.

Sözleriyle sisteme, sahte kimliklere ve rap kültürden uzaklaşmış içeriklere karşı duran Grafiti, bir uyanış çağrısı olarak kaydedilirken hem kültürel mirasa sahip çıkıyor hem de günümüz Hip-Hop sahnesine eleştirel bir bakış sunuyor. Duvarlara yazılmış mesajlardan ilham alarak şekillenen şarkı, güçlü sözleri ve klibindeki arşiv görüntüleriyle dikkat çekiyor. Şarkının sonunda yer alan sesleniş ise unutulmaz bir etki bırakıyor.

Klibinde eski ve yeni grafiti görüntülerinin birleşimiyle, geçmişle bugünü birleştiren bir kolaj sunuyor. Goldschool albümünün ruhunu tanıtan “Grafiti”, Hip-Hop’un özüne dönüş çağrısı yaparken, aynı zamanda Zen-G’nin kendini tanımladığı bir isim oluyor.

UZ4Y “Nadas”

Güçlü sözleri ve şehir hayatının sertliğiyle kendi hikayesini yazan UZ4Y, yeni şarkısı “Nadas”ı Sony Music Türkiye etiketiyle dinleyicileriyle buluşturuyor.

Sokaklardan gelen saf enerjiyi kendi kimliğiyle bütünleştirerek milyonların sevgilisi haline dönüşen UZ4Y, sözü ve müziği kendisine ait olan ‘’Nadas’’ ile old-school’un samimiyetini bugünün ritmiyle buluşturarak bağımlılık yaratan bir atmosfer yaratıyor.

Rolls-Royce Phantom 100 yaşını kutluyor

Rolls-Royce kültürel, politik ve dünya tarihinin en önemli anlarında yer alan, dünyada üst düzey lüksün simgesi Phantom’un 100. yılını kutluyor.

1925’ten beri, başarının en bilinen simgesi olarak anılan Phantom, sekiz nesil boyunca, kraliyet ailesinden liderlere, sanatçılardan sanayi dünyasının öncülerine kadar birçok ismi taşıyarak, modern tarihin en önemli anlarına tanıklık etti. Zamansız zarafetiyle saygı gören ikonların en ikonik olanı Phantom, etkileyiciliğin, seçkin zevkin ve kişisel tarzın en güçlü ifadesi haline gelerek, lüks dünyasının zirvesinde rakipsiz bir konum elde etti.

Rolls-Royce tasarımcıları, Phantom’un kültürel mirasını onurlandırmak amacıyla, yüzüncü yılına özel sekiz tane sanat eseri yarattı. 1910’da Spirit of Ecstasy’nin yaratıcısı Charles Sykes’a verilen, müşterilerin yaşam tarzlarını yansıtan mekanlarda Phantom’u tasvir eden yağlı boya tablolar üretme görevinin ilhamıyla hazırlanan bu eserler, Phantom’un son yüzyılda dokunduğu farklı yaşamları ve dünyaları yansıtıyor.