Yazılar

Chalet Garden’da sezon başladı

Swissôtel The Bosphorus’un en sevilen mekanlarından Chalet Garden, Mayıs itibarıyla kapılarını açtı. Swissôtel içerisinde yer alan ve kış aylarında İsviçre Alpleri’nin ruhunu sonuna kadar yaşatan Chalet, Mayıs ayıyla birlikte bahçe keyfini başlatıyor.

Şehrin merkezinde doğa ile iç içe olma ve açık havanın tadını sonuna kadar çıkartabilme fırsatı sunan Chalet Garden, menüsündeki eşsiz lezzetleri, eğlence dolu etkinlikleri  sezona başladı.

Şef Soner Kesgin’in hazırladığı menüsünde poke bowl’lar, paylaşımlı tabaklar ve atıştırmalıkların yanı sıra pizza dog, klasik frankfurter, bratwurst, burger gibi seçenekler ve bu özel lezzetlere eşlik eden imza kokteyl ve içecek seçenekleri yer alıyor.

Her gün saat 17.00’da açılan Chalet Garden’da haftanın 3 günü (Perşembe-Cuma-Cumartesi) farklı sanatçıların canlı performanslarıyla eğlence ikiye katlanıyor.

CHALET GARDEN MAYIS TAKVİMİ
3 Mayıs Cumartesi Sibel Tepe
8 Mayıs Perşembe Deniz Sipahi
9 Mayıs Cuma Sezen Nayman
10 Mayıs Cumartesi Ege Çubukçu (BVC 10.YIL)
15 Mayıs Perşembe Solanch
16 Mayıs Cuma Elif Pıtırlı
17 Mayıs Cumartesi Garage Sale Festival
22 Mayıs Perşembe Duygu Soylu
23 Mayıs Cuma Bir Hikaye Bir Şarkı
24 Mayıs Cumartesi Mevsim Körün
29 Mayıs Perşembe Ezgi Alaş
30 Mayıs Cuma Ceren Akın
31 Mayıs Cumartesi Picnic & Gathering Festival

 

Türkiye’nin turizm geliri yüzde 5.6 arttı

Türkiye’nin ilk çeyrek turizm verileri; 2025 yılı için öngörülen 65 milyon turist ve 64 milyar turizm geliri hedefleriyle paralel ilerliyor. Barceló Hotel Group Türkiye Genel Müdürü Hasan Ekmen, Türkiye’nin destinasyon çeşitliliği, konaklama altyapısı, tarihi ve kültürel değerleri ile dünyada ayrıştığını; yerel ile globali buluşturan markaların öne çıkmaya devam edeceğini vurguladı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye’nin turizm geliri yılın ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5.6 artarak 9 milyar 451 milyon 244 bin dolar oldu. Türkiye’nin bu ilk çeyrek geliri, bugüne kadarki en yüksek ilk çeyrek geliri olarak da kayıtlara geçti.

‘Türkiye’nin güçlü konumu pekişti’

Barceló Hotel Group Türkiye Genel Müdürü Hasan Ekmen, ‘’Türkiye güçlü destinasyon çeşitliliğinin yanı sıra tarihi, kültürel varlıkları, turizmdeki konaklama altyapısı ve hizmet kalitesi açısından rekabet avantajı oldukça güçlü bir ülke. 2025 hedeflerine ulaşmak için bu avantajı stratejik şekilde kullanmalıyız” yorumunda bulundu.

Türkiye’nin yabancı turist kaynaklı kişi başı gecelik geliri artırma hedefine de dikkat çeken Ekmen, 2017’de 75 dolar olan bu gelirin 2024’te 108 dolara çıktığını hatırlattı. Hasan Ekmen, “Veriler gösteriyor ki, bu sene ise ilk çeyrekte 116 dolara çıkmış. Bunun turizm gelirine oldukça olumlu yansıyacağından şüphemiz yok” dedi.

‘Bizim için referans ülke’

Barceló Hotel Group’un Türkiye’ye duyduğu büyük güvenle yatırımlarına devam ettiğini aktaran Hasan Ekmen, “Grup olarak Türkiye’ye olan inancımız çok yüksek. Diğer yandan, global yol haritamızda Türkiye sadece bir destinasyon değil, aynı zamanda referans bir ülke konumunda. Yeni yatırımlar için Akdeniz, Ege, Doğu Anadolu ve İç Anadolu bölgeleri radarımızda. Grup olarak kararlarımızda destinasyona olan inancımız ile hareket ediyoruz. Gittiğimiz destinasyonu tanıtmak gibi bir misyonumuz var. Misafirlerimiz de bunun bilincinde olduğu için markalarımızın olduğu destinasyonları göz önünde bulundurarak tercihlerini yapıyorlar. Yerli ve yabancı turistin deneyime verdiği değer göz önüne alındığında, bu yaklaşımın Türkiye gibi eşsiz bir ülkede hem markaya hem bölgeye değer katacağına inanıyoruz” şeklinde konuştu.

Günde tuvalete 8’den fazla gidiyorsanız, dikkat!   

“Ani idrarım geldi, yetişemedim”, “Çok sık idrara çıkıyorum, böbreklerim iyi çalışıyor”, “Evden çıkmadan önce mutlaka tuvalete girerim” Günlük hayatımızda yaşadığımız veya çevremizden sıkça duyduğumuz bu yakınmalar, toplumda “aşırı aktif mesane” olarak bilinen mesane hiperaktivitesi hastalığının sinyali olabilir!

Aşırı aktif mesane; mesane kasının ani ve şiddetli kasılması sonucu ani idrar yapma isteğiyle birlikte tuvalete gitme durumu olarak tanımlanıyor.  Özellikle çay, kahve, sigara ve alkol gibi alışkanlıkların artmasına paralel olarak giderek daha sık görülüyor. Her yaşta gelişebilen aşırı aktif mesane, erkeklerde 65 yaş sonrasında yüzde 30’a, kadınlarda 45 yaş sonrasında yüzde 40’a yükseliyor.  Bu rakamlar her 5 kadından 2’sinde aşırı aktif mesane sorunu yaşandığına işaret ediyor.  Acıbadem Kartal Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Bülent Özbilek, hijyeni, iş ve sosyal hayatı olumsuz yönde etkileyen aşırı aktif mesanenin utanıldığı için genellikle dile getirilemediğine dikkat çekerek, “Hekime başvurmak yerine, kendileri çözüm bulmaya çalıştıkları için hastaların yaşam kaliteleri ciddi boyutlarda etkilenmektedir. Sık sık idrara çıkma ve aniden idrar yapma sorunları nedeniyle hastalar zamanla aile, sosyal ve iş yaşamlarında önemli problemler yaşamaktadırlar. Aslında yaşam alışkanlıklarında alınacak olan önlemler ve tedavilerle aşırı aktif mesane kaynaklı yakınmalar genellikle tedavi edilebilmekte, hastalar günlük yaşamlarına sorunsuz devam edebilmektedirler” diyor.

Dr. Bülent Özbilek

Dr. Bülent Özbilek

Ani idrar yapma isteği en tipik belirtisi!

İdrar böbrekler tarafından üretilip, mesanede depolanıyor. Depolanma sırasında idrar miktarından bağımsız olarak mesane kasılarak idrar hissi oluşturuyor. Bu his çoğunlukla baskılanıyor ve erteleniyor. Mesane dolduğunda kendisini çevreleyen kası istemli olarak kasıyor ve idrar boşaltma gerçekleşiyor. Üroloji Uzmanı Dr. Bülent Özbilek, “Aşırı aktif mesanede ise henüz mesane dolmadan bu kasılmalar o kadar şiddetli olur ki idrar yapma ertelenemez ve bunun sonucunda ya sık tuvalete gidilir ya da idrar kaçırılır” diyor. Ani idrar yapma isteği aşırı aktif mesanenin en yaygın görülen belirtisini oluşturuyor. Sık sık (günde 8’den fazla) idrara çıkmak, geceleri idrar için uyanmak “aşırı aktif mesane” sorununun tipik belirtilerinden. Bazen bu problemlere idrar kaçırma da eklenebiliyor.

Kahve ve çay tüketimine dikkat!

Aşırı aktif mesane pek çok sebepten kaynaklanabiliyor. Üroloji Uzmanı Dr. Bülent Özbilek, doğum ve hamilelik gibi etkenler nedeniyle pelvik kaslarının gerilip, zayıflamasının  önemli bir etken olduğunu belirterek, “Ayrıca menopoz sonrasında östrojen hormonunun azalması, idrar yolu enfeksiyonu, aşırı kilo ve bel fıtığının yanı sıra parkinson, multipl skleroz ve inme gibi nörolojik hastalıklar ile diyabet hastalığı da aşırı aktif mesaneye yol açmakla birlikte, kimi zaman bu tablonun nedeni belli olmamaktadır” diyor. Üroloji Uzmanı Dr. Bülent Özbilek, özellikle kahve, çay, alkol ile çikolata tüketiminin, sigaranın ve kabızlığın aşırı mesane sorununu artırdığına da sözlerine ekliyor.

Önce nedenleri araştırılıyor!

Teşhis için hekime başvuran hastalardan, aşırı aktif mesaneye yol açabilecek diyabet, bel fıtığı ve nörolojik bir hastalığı olup olmadığı, kullandığı ilaçlar, alışkanlıkları (sigara, kafein, alkol), günlük sıvı alımı, idrar yapma ve kaçırma sıklığı gibi bilgiler alınıyor.  Daha sonra hasta muayene ediliyor ve ihtiyaç halinde idrar analizi, idrar kültürü, ultrasonografi ile bilgisayarlı tomografi gibi görüntüleme yöntemlerine başvurulabiliyor.  Önemli bir tetkik yöntemi olan ürodinami ile mesanenin dolum sırasında basınçları ölçülerek kaçırmanın nedeni saptanmaya çalışılıyor.

Yaşam alışkanlıklarını düzenlemek şart!

Aşırı aktif mesane sorununda, altta yatan etkene bağlı olarak, ilaç tedavisi, yaşam alışkanlıklarının düzenlenmesi ve medikal tedavilere başvuruluyor. Ancak, tedavi sonrasında zamanla yakınmalar tekrar başlayabiliyor. Üroloji Uzmanı Dr. Bülent Özbilek, bu nedenle yaşam alışkanlıklarında yapılacak olan değişikliklerin çok daha fazla önem taşıdığını belirterek, “Özellikle kabızlığı gidermek, sıvı tüketimini düzenlemek, sigarayı bırakmak, alkol ve çay ile kahve gibi kafein içeren içecekleri kısıtlamak, fazla kilolardan kurtulmak ve düzenli olarak egzersiz yapmak, yakınmaların giderilmesinde oldukça önemlidir” diyor. Pelvik kaslarının güçlendirilmesi ve idrar yapma eğitiminin de şikayetlerin azalmasında etkili olduğunu vurgulayan Dr. Bülent Özbilek, “Hekimin ilaç önerileri tedavinin önemli bir parçasını oluşturmakla birlikte, sakral sinir stimülasyonu, perkütan tibial sinir stimülasyonu, mesane duvarına botoks uygulamaları gibi diğer yöntemler de denenebilir” bilgisini veriyor.

Nestle Damak’tan yeni lezzet “Yeni Damak Ezme”

Nestlé Damak, 1933 yılından bu yana tüketicilerinin karşısına değişmeyen beyaz ambalajı, Antep fıstığı ile çikolatanın eşsiz uyumu ile çıkıyor.

Damak, son olarak Antep fıstığı ezmesi tatlısından ilham aldığı yeni ürünü Damak Ezme’yle yenilikçi bir tat sunuyor.

Nestlé Damak; Türk mutfağının dünyaca ünlü tatlı lezzetleri olan Baklava ve Lokum ürünlerinin ardından yepyeni ürünüyle tüketicilerini karşılıyor. Geleneksel Antep fıstığı ezmesi tatlısından ilham alarak üretilen Damak Ezme raflardaki yerini aldı.

ROKA şimdi iki farklı konseptle Bodrum’da kapılarını açıyor

ROKA lezzetleri, Santorini, Mallorca ve İstanbul’dan sonra Bodrum’da. Çağdaş Japon robatayaki mutfağının öncüsü Roka, dünyanın en seçkin sahillerinden sonra Bodrum’un göz alıcı kıyısında yerini alıyor. Mandarin Oriental, Bodrum’da yer alan iki farklı alanıyla, Ege’nin mavisiyle Japon mutfağının ustalığını buluşturuyor.

Roka Restaurant ve sahilden sadece birkaç adım ötede yer alan Roka by the Beach ile iki farklı alan yaratan Roka Bodrum, 130 kişilik bir kapasiteyle 21 Mayıs’ta kapılarını açıyor.

Akşam saatlerinde hizmet veren Roka Restaurant, DJ performanslarına ve hareketli bir atmosfere ev sahipliği yapıyor. Açık hava robata ızgarasında hazırlanan Japon robatayaki mutfağının en özel lezzetleri, Roka misafirleriyle buluşuyor. Çağdaş Japon mutfağının önde gelen temsilcisi Roka Bodrum, her gün 18:30 – 23:30 saatleri arasında açık olan restoranıyla gastronomi meraklılarını davet ediyor.

Her gün 12:00 – 17:30 saatleri arasında açık olan Roka by the Beach ise gündüz saatlerinde deniz kenarında, kumsalın hemen yanı başında rahat ve şık bir sahil deneyimi sunuyor. İmza kokteyllerin ve hafif seçeneklerin yer aldığı menüsüyle keyifli bir öğle yemeği veya güneşlenirken dinlendirici bir mola için ideal bir seçenek yaratıyor.

Bilgi: reservations.bodrum@rokarestaurant.com.tr Tel: +90 252 311 2684

“Kendin Olduğun Her An Lufian” kampanyası

Lufian, “Kendin Olduğun Her An Lufian” kampanyasının dördüncü reklam filmiyle ekranlarda yerini aldı. Ünlü oyuncu Burak Deniz’in başrolünde yer aldığı film, tiyatral sahneler, gizemli geçişler ve sembolik karşılaşmalarla “kendin olmak” fikrini yeniden yorumluyor.

Ünlü oyuncu Burak Deniz’le iş birliğini dördüncü sezonda da sürdüren Lufian, 2025 İlkbahar/Yaz Koleksiyonu’nu güçlü bir anlatı ve görsel şölen eşliğinde izleyiciyle buluşturuyor.

Künye

Reklamveren: LUFIAN

Reklamveren Yetkilisi: Filiz Bozkan

Reklam Ajansı: Campfire İstanbul

Ajans Başkanı: Çınar Ergin

Co-Founder / CD: Yiğit Ayvazoğlu
Ajans Yöneticisi: İrem Yavsı Ebusuutoğlu Baran

Kreatif Ekip: Fırat Yağız Zafer, Caner Yavuz, Mete Ertuğrul, Buse Engin, Alper Özcan, Cemal Canlı

Marka Ekibi: Petek Kırcaali, İpek Yalın

Ajans prodüktörü: Kaan Özcan

Prodüksiyon: FilmHakika

Yönetmen: Çağın Dizdar

Furkan Andıç, KİP reklamlarında

Erkek moda markası KİP, yeni sezon koleksiyonunu Furkan Andıç’ın marka elçisi olduğu yeni reklam filmiyle izleyicilere sunuyor.

“Hayatın her anı, senin sahnen” sloganıyla yayınlanan reklam filmi, anı yaşamayı seven, tarzı bir iletişim biçimi olarak kullanan ve özgüvenini detaylarda gösteren erkeklere sesleniyor. Reklam filmi, her erkeğin hayatında başrolde olduğu fikrini merkeze alarak, stilin kişisel bir duruşa dönüştüğü anları kutluyor.

 Künye

Reklam veren: KİP

Creative Prodüksiyon: BFAM Solutions

Yönetmen: Cem Kılıç

Marka Ekibi: Murat Gün, Aslı Pirpiri, Burak Kocemer, Bahar Solmaz, Melis Uzunoğlu

Yapımcı: Emir Eskinazi & Hüseyin Çantay

Kreatif Direktör: Resul Geniş

Müşteri Direktörü: Duygu Doğaner

Prodüktör: Safa Serim & Aslışah Öklü

İkinci Yönetmen: Erman Özkargın

Yardımcı Yönetmen: Emrah Sakallıoğlu

Dop: İskender Cem Demirtaş

Prodüksiyon Amiri: Ahmet Koca

Styling: Melis Uzunoğlu

Sanat Yönetmeni: Nevnihal Özçelik

Saç : Mutlu Ahmet Sinan

Makyaj: Didem Ocak

Medya Ajanslari: Digital House, People

PR Ajansı: Goodworks

“Oyunculuk benim nefes alma biçimim”

Tiyatrodan sinemaya, dönem dizilerinden modern projelere… Ayça İnci, 30 yılı aşkın oyunculuk kariyerinde tutkuyla yol alan, sahiciliğiyle dikkat çeken bir isim. Yeşilçam efsanesi Bilal İnci’nin torunu olsa da, bu meslekte kendi adını tırnaklarıyla kazıyarak var etti. “Kuruluş Osman” dizisindeki Esenbike Hatun karakteriyle izleyiciyle buluşan İnci ile oyunculuk serüvenini, set tecrübelerini, hayallerini ve genç oyunculara tavsiyelerini konuştuk.

Röportaj: Nazan Ortaç

Ayça İnci

Oyunculuğa adım atma süreciniz nasıl gelişti? İlk set deneyiminiz nasıldı?
Ortaokul ve lise çağlarımda mankenlik, fotomodellik ve oyunculuk yapmaya başladım. Gaye Sökmen Ajansı’na bağlıydım. Kamera önündeki ilk deneyimlerim müzik klipleriyle başladı. Daha sonra 15 yaşımdayken “Borsa” adlı dizide, Kartal Tibet’in yönettiği bir yapımda küçük bir rol aldım. Evin hizmetçi kızını canlandırıyordum. Bu, benim ilk profesyonel oyunculuk işimdi ve oyunculuktan ilk kez para kazandım. Set ortamı büyülü gelmişti. O yaşta, profesyonel bir ekiple çalışmak hem çok heyecan vericiydi hem de kararımı netleştiren bir deneyim oldu.

Dedeniz, Yeşilçam’ın duayenlerinden Bilal İnci… Dedenizin oyuncu olması, sizin kariyerinizi nasıl etkiledi?
Dedemin oyuncu olması, benim oyuncu olmama vesile olmadı. Hatta tam tersi dedem bu sektöre girmemi çok istemiyordu. Yeşilçam’dan gelen biri olarak zorluklarını biliyordu. Aslında ben iç mimar olmak, dekorasyon alanında ilerlemek ve hatta yurt dışına gitmek istiyordum. Ama oyunculuk beni adeta fethetti. Sonrasında Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde eğitim almaya başladım. Kendimi bu alanda ifade edebilmek, nefes almak gibiydi. Dedemin çok iyi bir karakter oyuncusu olması, onun disiplini bana ilham verdi hep ama bırakın torpili, bazen tam tersi bile oldu. Dedemden çekinen insanlar, bana rol vermemeyi bile tercih etti. Ama ben sebat ettim, çok eğitim aldım, çok geliştirdim kendimi, çok okudum. Hâlâ bu yaşta öğrenmeye devam ediyorum. Dedem sonradan çok mutlu oldu, çok destekledi, “Benim gibi gözlerinde oynuyorsun, çok iyi karakter oyuncusu olacaksın” derdi.

Ayça İnci

Hem tiyatro, hem dizi hem de sinema projelerinde yer aldınız. Bu üçü arasında sizin için en özel olan hangisi ve neden?
Hepsinin yeri ayrı ama tiyatroda canlı izleyiciyle o bağı kurmak, o anı birlikte yaşamak bambaşka. Sinema ise sinematografik anlamda çok büyülü, kalıcılığı yüksek. Dizi ise uzun soluklu bir yolculuk… O karakterle uzun zaman geçiriyorsunuz. Ama sahnede o ilk nefesi almak, o canlı tepkiyi duymak… Sanırım tiyatro kalbimde hep bir adım önde.

Sinema ve televizyon projelerinde çalışma süreci çok farklı olabiliyor. Set ortamında en çok hangi türde projede kendinizi rahat hissediyorsunuz?
Dönem işlerinde kendimi çok daha güçlü ve motive hissediyorum. Modern yapımlarda da rahatım ama dönem işlerinin atmosferi beni daha çok içine çekiyor. Tarihi kostümler, aksiyon sahneleri, atmosfer bana ayrı bir enerji veriyor. Sarayda da olabilir, arazide de, ama ruhu olan bir iş olması benim için en önemlisi.

Ayça İnci

Sinema dışında başka bir sanat dalıyla ilgileniyor musunuz? Resme olan ilginiz devam ediyor mu?
Evet, resimle hâlâ ilgileniyorum. Bunun dışında yazmak da ilgimi çekiyor. Küçük hikâyeler kaleme alıyorum. Bir gün belki bir kitap olur. Dansla da aram iyidir. Yani sanatın birçok dalıyla bağ kuruyorum ama hepsi odak ve konsantrasyon gerektiriyor.

Yoğun iş temposunda kendinize zaman ayırmak için neler yapıyorsunuz?
Doğayı çok seviyorum. Ayvalık’ta geçirdiğim zamanlar bana çok iyi geldi. Deniz, yürüyüş, piknikler… İstanbul’da da fırsat buldukça Sultanahmet, Balat, Adalar gibi yerlere giderim. Hâlâ İstanbul’da turist gibi gezerim. Ayrıca yüzmeyi, spor yapmayı, ev dekorasyonu ile ilgilenmeyi severim. Set için sabah 6:30’da kalktığım çok oluyor ama zaman yaratmayı başarıyorum.

Ayça İnci

Oyunculuk dışında yapmak istediğiniz ama henüz gerçekleştirmediğiniz bir hayaliniz var mı?
Evet, deniz kenarında, iskelesi olan bir tatil köyü hayalim var. İçinde restoran, tasarım ürünlerin satıldığı bir alan, şiir ve müzik dinletileri, sinema gösterimleri, workshoplar… Yani bir kültür-sanat tatil köyü. Hem ruhu olan hem de üretimi teşvik eden bir yer olmasını istiyorum. Daha önce de iki mekan işlettim, tecrübeliyim ama artık çok yorulmak istemiyorum… Güzel bir ekiple bu hayalimi gerçekleştirmek istiyorum.

Önümüzdeki dönemde hayal ettiğiniz bir karakter var mı? Hangi tür projelerde yer almak istersiniz?
Dönem işleri beni çok etkiliyor ama özellikle Cumhuriyet tarihinden önemli kadın kahramanları, yazarları canlandırmak isterim. Biyografik projeler ilgimi çekiyor. Zor karakterleri oynamayı seviyorum. İçimden “Bunu da başardım,” dedirten roller beni heyecanlandırıyor. Kendi sınırlarımı zorlamak, yeni taraflarımı keşfetmek çok keyifli.

Ayça İnci

Genç oyunculara ve oyuncu olmak isteyenlere verebileceğiniz en önemli tavsiye nedir?
Çok okusunlar, çok gözlem yapsınlar. Felsefe, sanat tarihi, mitoloji, sosyoloji… Her şeyden beslenmeleri lazım. Türkiye’nin her bölgesinde lehçeler, beden dilleri değişiyor. Araştırmacı bir ruhla hareket etmeleri gerek. Öğrenci gibi kalmaları şart. Ayrıca bu işin kolektif olduğunu unutmasınlar. Saygı, sevgi, sabır… Ve tabii ki maneviyat. Para, şöhret gelip geçici ama yaptığınız işten ruhsal olarak tatmin olmak çok daha kıymetli.

“Kuruluş Osman” dizisinde Esenbike Hatun karakterini canlandırıyorsunuz. Esenbike Hatun’u oynarken sizi en çok zorlayan veya heyecanlandıran şey ne oldu?
Esenbike Hatun enteresan bir karakter, hiç bana uymayan, benim mizacımda olmayan bir karakter. Bayağı kibirli, herkesi küçük gören, yalnızca kendi doğrularıyla yaşayan biri. Bu kadar sert ve katı bir karakteri canlandırmak başlangıçta beni zorladı çünkü kısa sürede sete dahil oldum. Bir alışma sürem neredeyse hiç olmadı. Ama kostümler, atlar, kılıç ve dönemin atmosferi bana çok güç verdi. Karakterin ruhunu hissettiğim anda her şey yerine oturdu. Zorlayıcı ama bir o kadar da öğretici bir deneyimdi.

Ayça İnci

Tarihi bir dizide oynamanın, modern yapımlara göre en büyük farkı sizce nedir?
Tarihi projeler, sizi hem fiziksel hem de ruhsal olarak bambaşka bir dünyaya taşıyor. Modern yapımlarda gündelik hayata daha yakınsınız, ama dönem işlerinde atmosferle, kostümle, dil ile dönüşüyorsunuz. Tarihi dizilerde karakterle bütünleşmeniz daha yoğun oluyor. Hele ki at binme, dövüş sahneleri, ağır kostümler derken hem bedensel hem zihinsel bir hazırlık gerekiyor. Ama o dünyaya adım attığınızda, etkisi bambaşka oluyor.

Rolünüz için özel olarak aldığınız bir eğitim (at binme, kılıç kullanma vb.) oldu mu?
Evet, 12 yıl önce de benzer bir dönem işi için at binme, kılıç ve ok eğitimi almıştım. “Kuruluş Osman”da bu bilgi ve becerilerimi tazeleme fırsatım oldu. Set dışında da çiftliğe gidip antrenman yaptım. Aralarda herkes dinlenirken ben kılıç çalışıyordum. Bu tarz fiziksel hazırlıkları çok seviyorum, karaktere başka bir derinlik katıyor. Hâlâ haftada bir gün binicilik derslerine devam ediyorum.

Ayça İnci

Set ortamı nasıl? Oyuncu arkadaşlarınız ve ekip ile uyumunuzdan bahseder misiniz?
Disiplinli bir set ortamımız var. Herkes işine konsantre, saygılı ve çok özverili. Bu da oyuncu olarak sizi besliyor. Güzel bir denge var. Bana herkes “Ayça Abla” diyor, bu da aramızdaki sevgi ve saygının bir göstergesi. Böyle bir ekip içinde olmak çok kıymetli.

Sakuralar; baharın gülümsemesidir!