Yazılar

Roka İstanbul’dan özel günler

Roka İstanbul, iki farklı konseptle hafta içi akşamlarına renk katıyor.  Roka, Japon kültürüne dair yeni bir bakış kazandıracak Izakaya Geceleri ve Sushi Salısı menüleriyle misafirlerini bekliyor.

Roka İstanbul’un yeni konseptlerinden ilki Izakaya Geceleri! Japon kültüründe ve sosyal hayatında önemli bir yere sahip olan İzakaya’yı İstanbul’a taşıyan Roka, her Perşembe ve Cuma akşamı özel bir menü sunuyor.

Roka İstanbul

Izakaya Geceleri menüsünde ise Roka İstanbul mutfağından benzersiz bir seçki yer alıyor. Roka misafirlerini Japonya havasına sokacak menüde, tütsülenmiş tosazu ile tavuk karaage, yuzu miso morina kroketleri, hoisin ile glaze edilmiş dana kaburga bun, turşulanmış salatalık ile somon teriyaki bun, ve acılı whiskey glaze ile kuzu kaburga şiş yer alıyor. Aynı zamanda DJ performansının da olduğu Izakaya Geceleri, her Perşembe ve Cuma saat 6’da başlıyor.

Roka İstanbul

Roka’nın yeni konseptlerinden bir diğeri ise Sushi Salısı. Salı akşamlarına özel sunulan konseptte, misafirler taptaze balık ve malzemelerle hazırlanan sushi menüsünden diledikleri sashimi, nigiri ve maki’leri seçerek kendi özel tabağını tasarlayabiliyor.

Japon robatayaki mutfağını modern bir dokunuşla sergileyen Roka, ‘Ro’ Robata çevresinde sosyalleşilen ve güzel yemek ve içeceklerin paylaşıldığı yer, ‘Ka’ sıcak, içten ve her şeyi kucaklayan bir enerji ortamı anlamı ile konuklarına özel bir deneyim sunuyor.

Roka İstanbul

Bilgi: 0 212 401 02 60

Adres: Kılıç Ali Paşa Mahallesi, Meclis-i Mebusan Caddesi, Dış Kapı No:8, İç Kapı No:102, Beyoğlu, İstanbul

Pestisitlerde güvenli doz yanılgısı!

Hem insan hem de çevre sağlığı üzerinde telafisi güç zararlara yol açan pestisitlerin gıdalarda belirli dozlarda bulunmasının güvenli olduğu varsayımı yapılan araştırmalarla çürütülüyor. Yasaklı pestisit kalıntılarının varlığı ve kimyasal karışımların “kokteyl etkisi” ise pestisitlere dair denetlemelerin ve mevcut düzenlemelerin yetersizliğini ortaya koyuyor. İnsan ve çevre sağlığı için kapsamlı araştırmalar ve sıkı önlemler acil bir ihtiyaç!

Yasaklanan pestisitlerin hala kullanılmaya devam edilmesi ve sınırdan geri dönen ürünlerin akıbetinin belirsizliği gıda güvenliğine dair endişelerin artmasına neden oluyor. 2024 yılında Avrupa’ya ihraç edilen bazı ürünlerde yasaklı pestisitlerin kalıntılarına rastlanması hem pestisit kullanımıyla ilgili ek yasal düzenlemelerin yapılması hem de denetimlerin artırılması gerektiğini gösteriyor.

Kullanımı yasaklanmış olsa da olmasa da tüm pestisitler insan ve çevre sağlığı üzerinde ciddi sorunlara yol açıyor.  Her yıl dünyada yaklaşık 385 milyon pestisit zehirlenmesi vakası yaşanıyor. Akut ve kronik hastalıklara yol açan pestisitlere maruz kalanlar kalp, akciğer ya da böbrek yetmezliği ile karşı karşıya kalıyor. Pestisitlerin etkisiyle parkinson, lösemi, akciğer, mide ve meme kanseri gibi kanser türleri, tip 2 diyabet, astım, alerji, obezite, norotoksisite ve hormon bozukluklarında dünyada ciddi artışlar olduğuna dikkat çekiliyor.

Pestisit etken maddeleri çoğunlukla uygulandıkları yerde kalmıyor. Sızarak, rüzgârla ya da hava yoluyla çok uzaklara, bazıları yüzlerce kilometre uzağa kadar taşınabiliyor. Pestisitlerin %98’den fazlası ve ot öldürücülerin ise %95’i, kullanılan bitki ya da ürün dışında havaya, suya, toprağa karışıyor ve hedefte olmayan canlı türlerine bulaşıyor.

İnsan sağlığı kadar çevreye ve diğer canlılara da tehdit oluşturan pestisitler böcek populasyonlarının azalmasının en önemli sebeplerinden biri. 2018 yılında yapılan bir araştırmaya göre bütün böcek popülasyonları yüzde 41 oranında azaldı ve bütün türlerin üçte biri yok oluşla karşı karşıya. Avrupa Çevre Ajansının 2013-2022 arasında etki ve kalite eşiklerine göre yaptığı değerlendirmede tüm yüzey suyu izleme sahalarının %9 ila %25’inde bir veya daha fazla etki eşiğinin üzerinde pestisit tespit edildi.

Güvenli Doz Olabilir mi? 

200’den fazla pestisit etken maddesi ülkemizde ve Avrupa Birliği’nde limit altında kaldığı sürece güvenli kabul edilip kullanımına izin verildikten yıllar sonra yasaklandı. Bu durum pestisitlerde güvenli doz olamayacağının ve pestisitlerin zararlarını ortaya koyan araştırmaların günden güne çoğaldığının bir göstergesi.

Pestisitlerin gıdalarda bulunabileceği Maksimum Kalıntı Seviyesi, bu kimyasalların toksik etkilerinin ancak belirli bir dozu aştığında ortaya çıkacağı varsayımıyla belirleniyor. Ancak, düşük dozlarda pestisitlere maruz kalmanın bile hormon bozucu etkiler yaratabileceğini gösteren araştırmalar, bu varsayımın geçerliliğini ortadan kaldırıyor. Pestisitlerin endokrin bozucu özellikleri, hücresel aktiviteleri etkileyerek hormonal sinyalleri bozabiliyor ve bu durum, obeziteden kısırlığa, bağışıklık sistemi hastalıklarından nörodavranışsal sorunlara kadar geniş bir yelpazede sağlık sorunlarına yol açabiliyor.

Pestisitlerin zararı sadece etken maddenin bireysel etkileriyle sınırlı değil. Araştırmalar, birden fazla pestisit türünün bir araya gelerek oluşturduğu kokteyl etkisinin, etken maddelerin tek tek etkilerinden çok daha zararlı olabileceğini gösteriyor. Ancak mevcut düzenlemeler, pestisitleri tek tek inceleniyor ve kokteyl etkisini dikkate almıyor. Bu da insanların maruz kaldığı toplam riskin yeterince değerlendirilmediği anlamına geliyor.

Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonuna göre pestisitlere dair aşağıdakilere yönelik ek testlerin yürütülmesi gerekiyor:

  • Kimyasal karışımları ve kokteylleri,
  • Tüm formüle ürünler (yalnızca etken madde değil),
  • Pestisit metabolitlerin toksisitesi,
  • Anne karnındaki bebekler, yeni doğanlar ve büyüyen çocuklar için özel koşullar,
  • Endokrin sistemi bozucular,
  • Metabolizma bozucular,
  • Tüm organlar ve fizyolojik sistemler üzerindeki nesiller arası etkiler,
  • Gelişimsel nöro-toksisite.

Zehirsiz Sofralar mümkün…

Tarım zehiri pestisitlerden kurtulmak, üretimden tüketime ve pazarlama kanallarına kadar ciddi bir dönüşüm gerektiriyor. Sorumluluk ne sadece çiftçilere ne de tüketicilere yüklenebilir! Tarım politikalarının değişmesi, pestisitlerin kademeli olarak yasaklanarak doğa dostu agroekolojik üretime geçiş için hükümetlerin, yerel yönetimlerin, şirketlerin, tüccarların, esnafın, üretici örgütleri ve sivil toplum örgütlerinin işbirliği içinde çalışması gerekiyor. Zehirsiz Sofralar Platformu kurucu üyelerinden Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği Ziraat Mühendisi Duygu Saatli pestisitlere dayalı konvansiyonel üretim yöntemleri yerine doğa ile uyumlu, agroekolojik, onarıcı yöntemlere ivedilikle geçilmesi gerektiğini söylüyor ve ekliyor: “Tarım ve Orman Bakanlığı, The European Food Safety Authority EFSA (Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi), Dünya Sağlık Örgütü gibi kurumların öncelikli görevi insanları, doğayı ve canlıları zehirleyen pestisitleri yasaklamaktan ziyade pestisitlerle ilgili uzun vadeli yeterli bilimsel araştırmalar ve analizler yapılmadan önce kullanımına izin vermeyerek, gerekli tedbirleri baştan alarak şirketler yerine insanların, tüm canlıların ve doğanın çıkarlarını gözetmek olmalı.”

Tarım zehirlerinden kurtulmak için mutfağınıza gelmesini beklemeyin:

  • Doğa dostu yöntemlerle yetiştirilmiş agroekolojik, organik ürünleri tercih edin.
  • Gıda Topluluklarına, Tüketici Kooperatiflerine katılarak sağlıklı üretim yapan küçük çiftçilerin ürünlerini satın alın; böylece agroekolojik, organik üretimin yaygınlaşmasına katkıda bulunun.
  • Pestisitlerin yasaklanarak doğa dostu üretimi özendirici tarım politikalarının hayata geçirilmesini talep edin.
  • Gıda güvenliği ve sürdürülebilir, onarıcı tarım konusunda çalışan sivil toplum kuruluşlarını destekleyin.

Zehirsiz gıdaya ulaşmanın yollarını Zehirsiz Sofralar Mümkün rehberi ile keşfedebilirsiniz.

Soframızda zehir istemiyoruz!

2019’da tarım zehirlerinin yasaklanması ve alternatiflerinin desteklenmesi için Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı olarak bir araya gelen sivil toplum örgütleri ve sivil inisiyatifler bugün çalışmalarını Zehirsiz Sofralar Platformu çatısı altında yürütüyor.

Zehirsiz Sofralar Platformu olarak, bizleri ve diğer doğal varlıkları zehirleyen pestisitlerin yasaklanması için yürüttüğümüz kampanyada Tarım ve Orman Bakanlığından taleplerimiz şöyle:

  • Tarımda kullanılan ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından son derece tehlikeli, yüksek seviyede tehlikeli ve muhtemel kanserojen olarak görülen 8 pestisit etken maddesi acilen yasaklansın.
  • İnsan ve çevreye zararlı pestisitlerin tamamına 2030’a kadar yasaklama getirilsin.
  • Doğa dostu, zehirsiz yöntemlerle tarımsal üretime geçiş için gerekli adımlar atılsın.
  • İnsana ve doğaya zarar vermeyen agroekolojik yöntemlerle tarım yapan küçük üreticileri destekleyici, özendirici politikalar hayata geçirilsin.
  • Türkiye’de tarım ve gıda ürünlerinde kullanılan pestisitlerle ilgili denetimler artırılsın, elde edilen denetim sonuçları kamuoyunda şeffaf biçimde paylaşılsın.

Sağlığımız, çocuklarımızın geleceği, temiz toprak, su ve biyolojik çeşitliliğin devamlılığı için 2019’da Zehirsiz Sofralar Platformu tarafından başlatılan Zehirsiz Sofralar kampanyasını imzalayarak zehirsiz bir gelecek için destek olabilirsiniz.

Perri Karaköy’de caz keyfi başlıyor

Caz müziğinin eşsiz tınıları Perri Karaköy’den yükseliyor… Perri Karaköy, 5 Şubat akşamı caz severleri ağırlıyor. Karaköy’ün tarihi ruhunda, masalsı İstanbul silüetine karşı caz Sanatçısı Dilek Sert Erdoğan’ın muhteşem sesi, özgün yorumu ve geniş repertuarı eşliğinde Perri’de unutulmaz bir caz deneyimine davetlisiniz.

Akdeniz ve geleneksel Türk Mutfağı’nın özgün yemeklerinden oluşan menüsüyle konuklarını lezzetli bir yemeğe ve gecenin ilerleyen saatlerinde spesiyal kokteyller eşliğinde anın tadını çıkarmaya bekleyen Perri’de, imza kokteyler arasında yer alan Efsun, Çilingir, Perri-Şan, Galata, Kaktüs ve Çetin Ceviz aromatik tatlarıyla öne çıkıyor. Paylaşımlı masa kültürünü eğlence ile buluşturan mekan, dost sohbetlerinin ve gün sonu buluşmalarının yeni adresi oluyor. 5 Şubat akşamında Dilek Sert Erdoğan muhteşem performansıyla Perri’de caz severleri ağırlıyor.

Arap Camii Mah., Bankalar CadNo.21

Rezervasyon: 0539 361 99 99

Morluklar, halsizlikler ve yorgunluk varsa dikkat!

Çocuklarda kanser erişkinlere oranla 100 kat daha az görülür. Türkiye’de ve dünyada her 1 milyon çocuktan 110-150’sinde kansere rastlanıyor. Çocuk çağı kanserlerine dikkat çeken Liv Hospital Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Tülin Tiraje Celkan, tüm kanserlerin sadece yüzde 2-4’ünün çocuklarda görüldüğünü belirterek, “Her yıl 1 milyon çocuktan 110-150’sinde kanser gelişiyor. Çocukluk çağı kanserleri en sık ilk 5 yaşta ve 10-15 yaş döneminde ortaya çıkıyor. Tedavi başarısının yüksek olması ve çocukların önündeki beklenen yaşam süresinin uzunluğu, erken tanı ve tedavinin önemini ortaya koyuyor. Gelişmiş ülkelerde çocuklar arasında en sık ölüm nedenlerinde 2’nci sırada olan kanserler, ülkemizde enfeksiyonlar, kazalar, kalp hastalıklarından sonra 4’üncü sırada yer alıyor. Nüfusumuzun yüzde 26,3’ü 0-14 yaş arasında bulunuyor. Ülke nüfusumuzu 84 milyon olarak kabul edersek 21 milyon çocuk için yıllık beklenen yeni kanserli çocuk olgu sayısı 2 bin 500 ile 3 bin arasındadır” dedi.

Prof. Dr. Tülin Tiraje Celkan

Prof. Dr. Tülin Tiraje Celkan

Çocukluk çağı kanserlerinde lösemi başı çekiyor

Türkiye’de ve dünyada çocukluk çağında görülen kanserlerin yüzde 30’unu lösemi oluşturuyor. Ülkemizde ikinci sırada lenf bezi kanserleri (Hodgkin ve Hodgkin-dışı lenfoma) yer alıyor. Bunları sırasıyla sinir sistemi tümörleri, nöroblastoma, Wilms tümörü ve yumuşak doku sarkomaları (rabdomiyosarkoma) izliyor. Kemik, deri, göz ve karaciğer tümörleri ise çocuklarda daha nadirdir. Çocukluk çağında tümörlerin çoğu embriyonel kaynaklı, erişkin kanserlerinin çoğu ise karsinomlardır. Genetik nedenler, erişkin kanserlerinden çok daha sık saptanıyor. Ailevi yatkınlık, doğumsal hastalıklar, doğumsal anomaliler, gen bozuklukları, immün yetmezlikler ve nörofibromatozis gibi genetik hastalıklar kansere yatkınlık yaratıyor.

İyileşme oranları yüzde 5’ten 80’e çıktı

Çocuk kanserlerinin özelliklerinden biri, çok hızlı çoğalan ve büyüyen kanserler olmalarıdır. Hızlı büyüdükleri için de ilaç tedavisi (kemoterapi) ve ışın tedavisine (radyoterapi) duyarlı oluyorlar. Çocuk kanserlerinde genellikle cerrahi, ışın ve ilaç tedavileri birlikte kullanılıyor. Işın geç yan etkileri fazla olduğu için giderek çocukluk çağı kanser tedavilerinde daha az sıklıkla ve azalan doz ve süreler ile yer alıyor. Genellikle tedavinin kesilmesinden sonra 5 yıl geçmiş ve kanser tekrarlamamışsa hasta tamamen kür olmuş deniliyor. 1960’lı yıllarda yüzde 5’i iyileşen çocukluk çağı lösemilerinin günümüzde yüzde 75-80’i şifa buluyor.

Hangi belirtilerde çocukluk çağı kanserlerinden şüphelenilmeli?

  • Çocukta beze, kansızlık, karın şişliği, herhangi bir dokuda anormal bir büyüme fark edildiğinde derhal hekime başvurmalı ve nedeni araştırılmalıdır.
  • Hastada solukluk, deride nokta kanamalar veya morluklar, halsizlik, yorgunluk, kemik ağrısı gibi belirtiler varsa; dalağı ve karaciğeri, bezeleri büyümüşse akla öncelikle lösemi gelmelidir. Bu durumda hemen bir kan tetkiki ve kesin tanı için gerekiyorsa kemik iliği tetkiki yapılır. Lenf bezi büyümelerine ateş, gece terlemeleri, halsizlik, kilo kaybı, kaşıntı gibi belirtiler eşlik ediyorsa, Hodgkin hastalığı düşünülmelidir. Tanıya, lenf bezinden biyopsi yapılarak gidilir.
  • Küçük çocuklarda ağrısız bir karın kitlesi, deri altında küçük şişlikler (nodül), öksürük veya ateş, solukluk, gözlerin tek veya çift taraflı öne fırlaması ve göz çevresinde morluk gibi belirtiler, kemik ağrıları varsa “nöroblastoma” adı verilen böbreküstü bezinden veya sempatik sinir sisteminden kaynaklanan bir tümör akla gelir. Tanıya biyopsi veya kemik iliği tetkiki, tümör belirteçleri (NSE testi) ile gidilir.
  • Ağrısız karın kitlesi veya nadiren karın ağrısı ve karında şişlik, idrarda kan, gözün renkli tabakası irisin yokluğu gibi belirtiler küçük bir çocukta böbrek tümörünü (Wilms tümörü) düşündürmelidir. Tanı, görüntüleme yöntemleri (MR veya BT) ve biyopsi ile konur.
  • Karaciğer bölgesinde şişlik, sarılık, bulantı, kusma, kilo kaybı gibi belirtiler ise karaciğer tümörünü akla getirmelidir. Bu durumda kanda alfa-fetoprotein (ALP) denen tümör belirteci yükselmiş olarak saptanacaktır. Tanı biyopsi ile konur.

Tedavide farklı yöntemler uygulanıyor

Çocuk kanserlerinde cerrahi yöntemler genellikle tümör kaynaklandığı organ içinde sınırlı ise tümörün çıkarılması şeklindedir. Ancak tümör çıkarılamayacak büyüklükte ise veya başka dokulara yayılma yapmış ise (metastaz) bu durumda tümörden biyopsi almakla yetinilir ve öncelikle kemoterapi uygulanarak tümör ve/veya metastazları bu yol ile yok edilmeye çalışılır. Tümör küçülüp, metastazlar kaybolduktan sonra tümör kalıntısı cerrahi olarak çıkarılabilir.

Kemoterapi, belirli aralıklarla kemoterapi ilaçlarının ağız veya damar yolu ile verilmesiyle yapılır. Lösemi tedavisi sırasında ilaçlar beyin-omurilik sıvısı içine de verilebilir; buna “intratekal tedavi” denir.

Kemoterapi süreleri, uygulanan tedavi şemalarına göre farklılıklar gösterir. 2-3 günden 7-8 güne değişen sürelerde, blok halinde genellikle 21-28 günde bir ilaçların birlikte kullanımı söz konusudur. Kemoterapinin süresi genellikle 6 ay ile 2 yıl arasında değişir.

Kemoterapide kullanılan ilaçların bazı yan etkileri olur ancak bu etkilerin çoğu geçicidir ve birtakım ilaçlarla başarılı bir şekilde önlenebilir. Kemoterapi döneminde çocuk oldukça halsiz olur, ayrıca bulantı, kusma, kemik ağrıları görülebilir. Kemoterapinin dıştan fark edilen en belirgin yan etkisi ise saçların dökülmesidir. Tedavileri biter bitmez saçlar hemen çıkmaya başlar.

Kemoterapinin bir etkisi olarak enfeksiyon riski arttığından bu dönemde hijyen çok önem kazanır. Genellikle okul çağı çocukların bir süreliğine okuldan uzak kalmasında yarar vardır.

Radyoterapi ise tümörün bulunduğu alana doğrudan ışın verilmesi şeklinde uygulanan tedavi şeklidir. Radyoterapi çocuklarda mümkün olduğu kadar az kullanılır, özellikle büyüyen vücutlarda gelişme bozukluklarına yol açabileceğinden zorunlu durumlar dışında ilk tercih edilen tedavi değildir.

Yapay zeka destekli HUAWEI nova 13

HUAWEI nova 13, dinamik ekose doku efektiyle yenilenen tasarımı ve gelişmiş yapay zeka özellikleri ile öne çıkıyor. Cihazın arka kapağında yer alan ‘Yıldız Efekti’ kaplaması, ipeksi bir doku eşliğinde estetik ve dokunsal bir deneyim sağlıyor. Yeni model; ‘Loden Yeşili’, ‘Siyah’ ve ‘Beyaz’ olmak üzere üç farklı renk seçeneğiyle satışa sunulacak. Telefonun tasarım detayları arasında yer alan ‘Süper Yıldız Yörüngesi Halkası’ ise kamera bölümüne özgün bir görünüm kazandırıyor.

HUAWEI nova 13, yeni AI En İyi İfade özelliği ile portre fotoğrafçılığında fark yaratıyor. Bu teknoloji, çekilen seri fotoğraflar arasından en doğal ifadeleri seçerek en iyi kompozisyonu oluşturmanıza yardımcı oluyor. Hem ön hem de arka kamerada desteklenen çok odaklı portre özellikleri, her anı sanatsal bir atmosferle ölümsüzleştiriyor.

HUAWEI nova 13, güçlü 100 W HUAWEI SuperCharge Turbo teknolojisi sayesinde yalnızca 10 dakikada %50 şarj seviyesine ulaşabiliyor. 5.000 mAh’lik büyük pili ile uzun süreli kullanım sunarken, ince ve hafif yapısı sayesinde taşınabilirlikten ödün vermiyor.

HUAWEI nova 13, 120Hz yenileme hızına sahip Dinamik Gerçek Renkli Ekranı ile net ve canlı görüntüleri kullanıcılarla buluşturuyor. AI HDR teknolojisi sayesinde, görüntülerin hem parlak hem de gölgeli alanlarında detaylar korunuyor, renkler daha canlı ve gerçekçi görünüyor. Ayrıca, AI Göz Konforu Ekranı, mavi ışık seviyelerini optimize ederek kullanıcıların göz sağlığını korumayı amaçlıyor.

Epson’dan yeni renkli etiket yazıcısı

Epson’un kompakt ColorWorks C8000e endüstriyel renkli etiket yazıcısı hem maliyetleri hem atıkları önemli ölçüde azaltıyor. Hızlı ve kaliteli etiketler üreten C8000e, yüksek hacimli etiket üretim ihtiyacı olan işletmeler için tasarlandı.

Kurumlara özel renkli etiket baskısı için tasarlanan yeni ColorWorks C8000e, geleneksel analog etiket üretim süreçleriyle ilişkili maliyetleri ve atıkları önemli ölçüde azaltıyor.

Yüksek hızda olağanüstü kalitede etiketler üreten ürün; gıda, içecek, kimyasallar ve sağlık hizmetlerinden; ilaç, depolama ve lojistiğe uzanan sektörlerdeki işletmelerin yüksek hacimli etiket üretim ihtiyaçlarını karşılıyor. Atığı ve ön baskı maliyetleri ortadan kaldırmaya yardımcı olmak üzere tasarlanan ColorWorks C8000e, yüksek kaliteli ve doğru renkli etiketler basılmasını sağlıyor.

Epson’ın PrecisionCore teknolojisini sahip olan ColorWorks C8000e, 1200 x 600 dpi görüntü çözünürlüğüne ulaşarak, barkodların ve küçük yazı tiplerinin doğru bir şekilde yeniden üretilmesini sağlıyor. 300 mm/sn’lik baskı hızıyla çalışma sürelerini kısaltan ürün, yanlış baskıları önlemek için Epson’un Nozzle Verification Technology (NVT) teknolojisini kullanıyor. Mat ve parlak kâğıt, film ve sentetik dahil olmak üzere çeşitli ortam türlerini destekleyen C8000e, 1 ile 4 inç arasındaki etiket genişliklerini yazdırabiliyor.

DFU portföyüne yeni bir ürün ekledi

Donuk Fırıncılık Ürünleri (DFU), 30 Ocak Dünya Kruvasan Günü’nde kruvasan portföyüne bir yenisini daha ekledi. DFU, Ocak ayından itibaren büyük formatta 90 gramlık kruvasanını satışa sundu.

Fransız mutfağının en sevilen tatlarından biri olan kruvasan, günümüzde kafe ve restoranlarda popülerlik kazanıyor. DFU hamur ürünlerindeki uzmanlığını kullanarak enfes hamuru, kendine özgü iç yapısı ve her ısırıkta hissedilen çıtır dokusuyla ürettiği klasik Fransız kruvasan ürününü piyasaya sunuyor. Ürün, mutfaklarda uzun süren mayalama ve el açma sürecine gerek kalmadan, oda sıcaklığında bekletildikten sonra yaklaşık 13-14 dakikada pişirilerek hızlıca servise hazır hale geliyor. Bu da işletmelerin hazırlık süresini önemli ölçüde kısaltıyor ve her seferinde aynı kaliteyi sunmayı vaat ediyor.

Dedeman iki yeni otel daha açıyor

Türkiye’nin yerli otel zinciri markası Dedeman Hotels & Resorts International (DHRI), zincirine iki farklı şehirde, iki otel daha ekledi.

Adana’da Dedeman Adana, Mersin’de ise Park Dedeman Mersin Marina’nın açılışını yatırımcı iş ortaklarıyla gerçekleştiren DHRI, Türkiye’de hizmete açık otel sayısını böylece 43’e yükseltti.

Dedeman Adana, 138 oda, 285 yatak kapasitesi, kapalı havuz, fitness merkezi, hamam, sauna, buhar odası, masaj odaları barındıran 1.200 m² büyüklüğündeki spa alanı, 800 m² balo salonu, 3 adet toplantı salonu, kafe-restoran, kuaför salonu ve kapalı otoparkıyla hizmet verecek.

Park Dedeman Mersin Marina, deniz ve şehir manzaralı 90 odası, leziz tatlar sunan a la carte restoranı, toplantı ve etkinlikler için toplantı salonlarıyla ilin ve bölgenin konaklama ile etkinlik alanı ihtiyacını karşılamada önemli bir rol üstlenecek.

Yunan Adaları’nda sezona az kala erken rezervasyon devam ediyor

Celestyal, Mart ayında Yunan Adaları sezonunu açmaya hazırlanıyor. İlk gemi 22 Mart’ta Kuşadası’ndan yolcularını alacak. 339 Euro’dan başlayan fiyatlarla erken rezervasyon fırsatlarının devam ettiği Yunan Adaları cruise programının rotasında Patmos, Girit, Santorini, Mikonos, Rodos, Milos, Atina ve Selanik var.

Celestyal Türkiye Direktörü Özgü Alnıtemiz; ‘’Yakın denizde uluslararası kalitede cruise deneyimi yaşamak isteyenleri, ağırlıklı Amerikalı yolcularımızla birlikte misafir ederken Türkçe rehberlik hizmeti de veriyoruz. Misafirlerimiz gemilerimize Türkiye limanlarından binerek uçak masrafı olmadan yurtdışı seyahatine çıkmış oluyor. Yurt içi otellerdeki pahalılığa bakınca cruise seyahati döviz kuruna rağmen hala avantajını koruyor. 4 gecelik bir cruise seyahatinde aynı anda 6 destinasyonu gezip görmek mümkün’’ dedi   

Türkiye’nin de içine olduğu cruise turları Mart ayında başlıyor

Yunan Adaları cruise turları için erken rezervasyon fırsatları devam ediyor. 339 Euro’dan başlayan fiyatlarla 3, 4 ve 7 gece alternatifli cruise turlarının rotasında Yunan Adaları klasiği olan Girit, Rodos, Santorini, Mikonos’un yanı sıra Patmos, Milos gibi seyahat otoritelerinin listelerinde yer verdiği adalar da var. Programın en sevilen limanları arasında Atina ve Selanik de yer alıyor.

Uluslalarası kalitede şovlar, dünya mutfağı

Bol ödüllü uluslararası kruvaziyer markası Celestyal’in misafirlerine uluslarası kalitede cruise deneyimi sunduğuna dikkat çeken Celestyal Türkiye Direktörü Özgü Alnıtemiz, ‘’Ağırlıklı olarak Amerikalı yolcuları misafir eden gemilerimizde Türk misafirlerimize özel rehberlik hizmetimiz bulunuyor. Uluslararası standartlarda kalite ve güvenlik, yüksek memnuniyet öncelikli değerlerimiz arasında. Gemilerimizde Broadway kalitesinde kabare şovlar, eğlence ve animasyonun yanı sıra 8 restoranımız, 7 lounge barımız ve yeni eklediğimiz kahve duraklarımızda Ege ve dünya lezzetlerinin harmanlandığı mutfak zenginliği de aynı kalitede sunuluyor’’ diye konuştu.

Gemilerin renove edilerek, balkonlu kabinlerin artırıldığı yepyeni bir tasarımla hizmet verdiğine dikkat çeken Celestyal Türkiye Direktörü Özgü Alnıtemiz, cruise seyahatlerinin avantajlarına ve erken rezervasyonun önemine şöyle işaret etti: ‘’Celestyal, yıllardır aralıksız olarak Türkiye’yi programlarına dahil eden uluslararası bir kruvaziyer markası. Her yıl Kuşadası çıkışlı Yunan Adaları turlarını Mart ayında başlayarak Kasım sonuna kadar ortalama 100’ün üzerinde seferle geçekleştiriyor. Turlarımız 2 yıl öncesinden planlıdır, iptal oranı neredeyse sıfırdır. Destinasyon program içerikleri özenle, uluslararası standartta oluşturulur. Zenginleştirilmiş deneyim, destinasyon odaklı motivasyon ve yüksek memnuniyeti marka DNA’sına yerleştiren Celestyal, tüm pazarlarda ve Türkiye’de sevilen bir cruise şirketi. Yunan Adaları’ndaki uzmanlığımız tartışılmaz. Cruise deneyimini uluslarararası kalitede bir gemide uluslararası programlarla sunduğumuz için tercih ediliyoruz. Cruise seyahati farkındalığı ülkemizde de dünyada da git gide artıyor. Bir kez gemilerimizle yolculuk edenler, yüzde 80’in üzerinde bir oranla yeniden binmek istiyor. Misafirlerimiz cruise seyahatlerinin sunduğu ayrıcalıkları, fiyatlamalar açısından da görüyor. Yurt içi otellerdeki pahalılığa bakınca kruvaziyer seyahati hala avantajını koruyor. Türkiye’deki bir limandan uluslararası bir cruise gemisine binerek uçak masrafı olmadan yurtdışı seyahatine çıkmış oluyorsunuz. Aynı seyahatte birden fazla destinasyonu yakından gezip görmek mümkün, örneğin 4 gecelik Yunan Adaları cruise turumuzda 6 liman gezdiriyoruz. Cruise’da erken planlamak her zaman daha avantajlıdır. Misafirlerimize avantajlı fiyatlardan yararlanabilmeleri için erken hareket etmelerini öneriyoruz. Erken planlama, vize işlemlerini erken başlatmak için de misafirlerimize zaman kazandıracaktır.’’

“Kış turizmi, özellikle yerel ekonomiler için büyük bir kalkınma aracı”

Pause Dergi olarak turizm sektörüne yön veren isimlerle yaptığımız röportajlara devam ediyoruz. Bu ay ki konuğu DAS 3917 Kurucu Ortağı Akın Şahin oldu. Keyifle okumalar. 

DAS 3917 Kurucu Ortağı Akın Şahin

Kayak turizmi, kış turizminin neresinde yer alıyor?

Kayak turizmi, kış turizminin omurgasını oluşturuyor diyebiliriz. Çünkü kayak ve snowboard gibi sporlar, kış tatilini planlayan misafirlerin bir numaralı tercihi. Biz DAS 3917 olarak, kayak deneyimini gastronomi, müzik, sanat ve eğlenceyle birleştirerek çok yönlü bir tatil deneyimi sunuyoruz. Bu da kayak turizmini daha da geniş bir kitleye hitap eden bir hale getiriyor. 

Kış turizminin ekonomik etkileri nelerdir?

Kış turizmi, özellikle yerel ekonomiler için büyük bir kalkınma aracı. Kayseri bölgesinde Erciyes Dağı’na olan ilgi sayesinde konaklama, yeme-içme, ulaşım ve spor ekipmanları gibi birçok sektör canlanıyor. DAS 3917 olarak hem bölgedeki istihdama katkıda bulunuyor hem de ulusal ekonomiye döviz girdisi sağlıyoruz. 

DAS 3917 Kurucu Ortağı Akın Şahin

Kış turizmi ve çevre arasındaki ilişki nedir?

Doğal kaynaklara bağımlı bir sektör olarak, çevre bizim için çok önemli. DAS 3917’de yenilenebilir enerji kaynakları kullanıyor, su tüketimimizi optimize ediyor ve çevreye duyarlı projeler geliştirmeye özen gösteriyoruz. Bu yıl, çevre dostu yeni bir atık yönetim sistemini devreye sokarak çevre kirliliğine etkimizi en aza indirmeyi hedefliyoruz.

Kış turizmi sezonu genellikle ne zaman başlar ve biter?

Türkiye’de kış sezonu genellikle Aralık ayında başlar ve Mart sonuna kadar devam eder. DAS 3917 olarak biz bu yıl sezonu 20-22 Aralık’ta düzenlediğimiz DAS WINTERMANIA ile açtık. Kar durumu ve hava koşullarına bağlı olarak sezonun süresi değişiklik gösterebilir. Biz bu yıl sezonu Mart ayının sonunda kapatmayı hedefliyoruz.

DAS 3917 Kurucu Ortağı Akın Şahin

 Türkiye’deki en popüler kayak merkezleri hangileridir?

Erciyes, Uludağ, Palandöken, Sarıkamış ve Kartepe gibi kayak merkezleri popüler. Bizim otelimizin bulunduğu Erciyes Dağı hem pist kalitesi hem de modern tesisleriyle Türkiye’de ve Avrupa’da öne çıkan kayak destinasyonlarından biri haline geldi.

Türkiye kış ve kayak turizminde yerli turist ağırlıkta. Yabancı turist konusunda gereken ilgi ve iltifatı görüyor muyuz? Görmüyorsak neden?

Yabancı turistler açısından Erciyes ve DAS 3917 gibi tesisler giderek daha fazla ilgi görüyor. Ancak Türkiye’nin kış turizmi potansiyelini tam anlamıyla dünyaya tanıtmak için daha kapsamlı uluslararası kampanyalara ihtiyaç var. Biz otelimizde yabancı misafirlerimizi ağırlarken kültürel hassasiyetlere özen gösteriyor ve onların ihtiyaçlarına özel hizmetler sunuyoruz. Bu da misafirlerimizin mutlu ayrılmasına sebep oluyor; bol bol iltifat topluyoruz bu bağlamda

DAS 3917 Kurucu Ortağı Akın Şahin

 Ülkemizde kış tatili yaz tatili kadar sempatik gelmiyor galiba?

Evet, yaz tatili kültürümüz daha yaygın. Ancak son yıllarda kış tatiline olan ilgi artıyor. DAS 3917 olarak, kayak tatilini bir eğlence ve kültür festivaline dönüştürerek bu algıyı değiştirmeye çalışıyoruz. Misafirlerimize sadece kayak değil; gurme deneyimler, sanat, müzik ve eğlence dolu etkinlikler sunarak kış tatillerini unutulmaz anılara dönüştürüyoruz.

Sürdürülebilir kış turizmi nasıl sağlanabilir?

Sürdürülebilirlik bizim için öncelikli bir konu. Çevre dostu enerji kaynaklarına yatırım yapıyoruz. Ayrıca, yapay kar üretiminde minimum su tüketimi sağlayan sistemler kullanıyoruz. Sürdürülebilirlik bilinciyle hareket ederek hem doğal kaynaklarımızı koruyor hem de misafirlerimiz için kalıcı çözümler sunuyoruz.

DAS 3917

Kayak merkezlerinin çevresel etkilerini azaltmak için hangi önlemler alınabilir?

Pistlerin düzenlenmesinde doğaya zarar vermeyen yöntemler tercih edilebilir. Ayrıca toplu taşıma teşvik edilmeli ve yenilenebilir enerji kullanımı artırılmalı. DAS 3917 olarak biz bu konuda misafirlerimizi doğaya saygılı bir şekilde tatil yapmaya teşvik ediyor ve atık yönetimi konusunda etkin politikalar uyguluyoruz.

 İklim değişikliği kış turizmini nasıl etkiliyor?

İklim değişikliği, kar yağışını ve sezon süresini etkiliyor. Bu durum, özellikle alçak rakımlı kayak merkezlerini tehdit ediyor. Biz iklim değişikliğiyle mücadele konusunda üzerimize düşeni yapmaya çalışıyoruz. Öte yandan Erciyes Dağı gibi yüksek rakımlı ve kar garantisi sunan bir lokasyonda bulunmak bizi bu konuda avantajlı kılıyor.

DAS 3917

Gelecekte kış turizmi ve kayak turizmi trendleri nelerdir?

Gelecekte kişiselleştirilmiş tatil paketleri, çevre dostu oteller ve teknoloji odaklı hizmetlerin daha fazla ön planda olacağını düşünüyoruz. DAS 3917’de trendleri yakından takip ederek her yıl misafirlerimizin değişen beklentilerine uygun yeni hizmetler sunuyoruz.

 Kış turizmi ve kayak turizmi, yerel kültür ve geleneklerle nasıl bir etkileşim içindedir?

Erciyes ve Kayseri bölgesi, zengin kültürel mirasıyla kış turizmine büyük bir değer katıyor. DAS 3917’de misafirlerimize bölgeye özgü yemekler, el sanatları ve kültürel etkinliklerle benzersiz bir deneyim sunuyoruz. Yerel lezzetlerimizle konuklarımızın tatiline otantik bir dokunuş katıyoruz.

DAS 3917

Kış tatilinde yapılabilecek alternatif aktiviteler nelerdir?

Kayak dışında snowmobile turları, trekking, ATV safari ve buz pateni gibi aktiviteler sunuyoruz. Ayrıca SPA merkezimiz ve sanat iş birliklerimiz misafirlerimize farklı bir dinlenme ve eğlence alternatifi sağlıyor.

 Kayak dışında kış turizminde popüler olan diğer sporlar ve aktiviteler nelerdir?

Buz tırmanışı, kar yürüyüşü, biatlon gibi aktiviteler de ilgi çekiyor. DAS 3917’de özellikle kar yürüyüşü ve snowmobile turlarında misafirlerimize rehberli programlar sunuyoruz.

DAS 3917

Kış turizmi için aileler ve çocuklar için önerileriniz nelerdir?

Ailelere, çocuklara uygun kayak okullarımızı ve güvenli pistlerimizi öneriyoruz. Ayrıca otelimizde çocuklar için özel etkinlikler ve oyun alanları sunarak ailelerin rahat bir tatil geçirmesini sağlıyoruz.

 Kayak tatili planlarken hangi faktörler göz önünde bulundurulmalıdır?

Konaklama, pistlerin kalitesi, hava durumu ve aktivitelerin çeşitliliği önemli. DAS 3917, tüm bu unsurları bir arada sunarak misafirlere eksiksiz bir kış tatili deneyimi vadediyor.

DAS 3917

Kış turizmi deneyimlerinizi paylaşmak isteyen okuyuculara ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

DAS 3917’de her tatil, misafirlerimiz için unutulmaz bir anıya dönüşüyor. Kış tatilinden en iyi şekilde yararlanmak için erken rezervasyon yaptırmalarını ve kayak dışındaki aktivitelere de katılarak bu deneyimi zenginleştirmelerini öneririm.