Yazılar

Anne adaylarına uyarı: “Uzman tavsiyesinden uzaklaşmayın”

“Sen iki canlısın, çok ye”, “Aman çay kahve içme”, “Hamileyken cinsel ilişki olmaz” … Her ne kadar iyi niyetli olsa da bu ve benzeri sözler anne adaylarına hamilelik sürecinde toplum tarafından yüklenen, doğru sanılan yanlış bilgiler. Ne yazık ki yaygın olarak karşılaşılan bu iddialar anne adaylarında gereksiz kaygı ve endişelere yol açarken bebekler için de potansiyel riskler oluşturabiliyor. Günümüzde hem dijital ortamdan hem de çevrelerinden duydukları yanlış önerilere göre hareket eden anne adaylarının, uzman tavsiyelerinden uzaklaşarak sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kaldığının altını çizen Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fatih Aktoz, “Hamilelik boyunca anne adaylarının kafasını karıştıran pek çok soru var. Örneğin; vajinal muayenenin riskli olduğu söyleniyor, ancak bu doğru değil. Vajinal muayene hem rahim boyutunu, rahim ağzının durumunu ve diğer organların sağlığını değerlendirmeyi sağlar hem de vajinal enfeksiyonların veya diğer komplikasyonların erken teşhis edilmesine yardımcı olur. Doktor önerisi ve yönlendirmesi doğrultusunda yapılmasında sakınca yoktur. Anne adayları hamilelik sürecinde hekimleriyle düzenli iletişimde olmalı ve kulaktan dolma bilgiler yerine hekimden bilgi almalıdır” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı, hamilelik dönemine dair doğru bilinen yanlışları sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Fatih Aktoz

Doç. Dr. Fatih Aktoz

Hamilelik belirtileri her kadında aynıdır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Her kadın hamilelik sürecini farklı yaşıyor. Bazı kadınlar hamilelikte tipik belirtiler olan sabah bulantısı, meme hassasiyeti ve yorgunluk yaşarken diğerleri bu belirtileri hafif yaşıyor veya hiç yaşamıyor. Belirtiler kişiden kişiye ve hamilelik dönemine göre değiştiği için bireysel deneyimlere dayanarak genellemelerden kaçınmak gerekiyor.

Görünüşe bakarak cinsiyet tahmin edilebilir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Toplumumuzda anne adaylarının geçirdikleri fiziksel değişimlere dayanarak bebeğin cinsiyetini tahmin etme eğiliminin bulunduğuna değinen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fatih Aktoz şunları söylüyor: “Halk arasında yaygın bir alışkanlık olsa da bilimsel olmadığı için bu yöntemi ciddiye almamak gerekir. Göbek şekli, bulantı şiddeti, anne adayının cilt durumu gibi belirtiler ve hamilelik sürecinde yaşanan her türlü fiziksel değişim, bebeğin sağlığı ve gelişimiyle ilgili olsa da cinsiyete dair bir yanıt vermez. Bebeğin cinsiyeti ancak ultrason veya genetik testler gibi bilimsel olarak doğrulanmış tetkikler sonucu öğrenilebilir.”

Hamilelikte cinsel ilişki zararlıdır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Hamilelikte cinsel ilişki normal şartlarda güvenli kabul ediliyor ve bebeğe zarar vermiyor. Bebek rahim içindeki sıvı ve rahim kasları tarafından iyi bir şekilde korunduğu için cinsel ilişki hamileliğin normal seyrine zarar vermiyor. Ancak düşük riski ya da plasenta previa (bebeğin eşinin önde olması) gibi bazı istisnai durumlarda hekimin tavsiyesine kulak vermek ve anne adayının sağlık durumuna uygun hareket etmek gerekiyor.

Bu dönemde cinsel istek yok olur. YANLIŞ!

 DOĞRUSU: Hamilelik sürecinde cinsel istek seviyesi kişiden kişiye değişse de yok olmuyor. Bazı kadınlar hamilelikleri boyunca artan hormon seviyeleri nedeniyle daha fazla cinsel istek duyarken, bazılarının ise fiziksel değişiklikler veya diğer faktörlerden dolayı cinsel isteği azalıyor. Bu durum, her kadının bireysel deneyimlerine ve fiziksel rahatlığına bağlı olarak değişiyor. Ancak bu süreçte cinsel isteği desteklemenin ve sağlıklı bir cinsel yaşam sürdürmenin yolu partnerler arasında açık ve anlayışlı iletişimden geçiyor.

Egzersiz yapılmamalıdır. YANLIŞ!
DOĞRUSU:
Hamilelik sürecinde düzenli hafif egzersizin anne adayının genel sağlığı için faydalı olduğu biliniyor. Özellikle yürüyüş, yüzme, yoga veya hamilelik egzersiz programları gibi düşük etkili aktiviteler kasları güçlendiriyor, esnekliği artırıyor ve bağışıklığı yükseltiyor. Bu tür egzersizler, kan dolaşımını iyileştirerek ve ruh halini dengeleyerek hamilelik sürecini daha rahat geçirmeye yardımcı oluyor. Ancak her kadının sağlık durumu farklı olduğundan, egzersiz programını doktor gözetiminde uygulamak; riskli sporlardan kaçınmak ve herhangi bir sorun veya rahatsızlık hissi durumunda doktora danışmak gerekiyor.

Yüzmek tehlikelidir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fatih Aktoz, “Deniz veya havuz suyu, hamilelik sırasında cildin serinlemesine ve rahatlamasına yardımcı olabilir. Ancak aşırı sıcak suya maruz kalmaktan kaçınmak ve güneşin zararlı UV ışınlarından korunmak için güneş kremi kullanmak gibi bazı önlemler alınmalıdır. Yüzme havuzlarının hijyenik olduğundan emin olunmalıdır. Havuzlarda kullanılan klor, doğru miktarda kullanıldığında zararlı değildir. Ancak havuzdan çıktıktan sonra kimyasalları ciltten uzaklaştırabilmek adına mutlaka duş alınmalıdır. Sıcak su yerine serin ve ılık su tercih edilmelidir” diyor.

 Hamilelikte iki kişilik yemek gerekir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Toplumumuzda anne adaylarını beslemek gibi yaygın bir alışkanlık olsa da “iki kişilik yemek” doğru değil. Aşırı yemek, hem anne ve bebeğin sağlığına zarar verebileceği hem de gereksiz kilo alımına neden olabileceği için porsiyon kontrolüne dikkat etmek gerekiyor. Çünkü anne adayları bu süreçte sadece kendi beslenme ihtiyaçlarını karşılamakla kalmıyor, aynı zamanda bebeğin de sağlıklı bir şekilde gelişimini destekliyor. Kaliteli proteinler, vitaminler ve mineraller açısından zengin besinleri tercih etmek gerekse de sağlıklı ve dengeli beslenmek önem taşıyor.

Balık, çay ve kahve yasaktır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Balık, çay ve kahve tüketimi konusunda kesin yasaklar bulunmasa da dikkatli olmak gerekiyor. Omega-3 yağ asitleri ve protein açısından önemli bir besin kaynağı olan balığı haftada iki-üç porsiyon tüketmek ancak mezgit, levrek, somon ve hamsi gibi cıva düzeyi düşük olan türleri seçmek gerekiyor. Kafein tüketimi risk oluşturabileceği için çay ve kahve gibi kafein içeren içecekler sınırlı tüketilmeli, günde iki-üç fincandan fazla kahve ya da dört-beş çaydan fazla tüketmemeye özen gösterilmeli.

Hamilelikte ilaç kullanılmaz. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fatih Aktoz, “Bazı durumlarda anne adayının sağlığını korumak veya tedavi etmek için ilaç tedavisi gerekir. Örneğin, bazı kronik hastalıkların yönetimi veya hamilelik sırasında ortaya çıkan enfeksiyonlar için ilaç kullanımı gerekebilir. Doktor, anne adayının sağlık durumunu değerlendirir, potansiyel riskleri ve faydaları tartar ve en uygun tedavi seçeneğini belirler. Ancak herhangi bir şüphe olduğunda, mutlaka doktora danışılmalı ve kendi başına ilaç kullanımından kaçınılmalıdır” diyor.

Vajinal muayene yapılmaz. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Hamilelik sürecinde anne adayının ve bebeğin sağlığını değerlendirmek için önemli bir araç olduğundan dolayı vajinal muayene güvenli yapılabilir. Vajinal muayene hem rahim boyutunu, rahim ağzının durumunu ve diğer organların sağlığını değerlendirmeyi sağlıyor hem de vajinal enfeksiyonların veya diğer komplikasyonların erken teşhis edilmesine yardımcı oluyor. Ancak vajinal muayenenin, doktor önerisi ve yönlendirmesi doğrultusunda ve her zaman steril bir ortamda ve dikkatli bir şekilde yapılması gerekiyor.

Aşırı sıcaklarda epilepsi ataklarına karşı önlem!

Yazın sıcak havalarla birlikte vücutta oluşan tuz ile su kaybı, uyku bozuklukları ve terleme gibi sorunlar epilepsi hastalarını daha çok etkiliyor. Yazın tetiklenen nöbetler bir dizi kontrolsüz hareket ve bilinç kaybı şeklinde yaşandığı için hasta ve hasta yakınlarında endişe yaratıyor. Oysa ki epilepsi tanısı konulan hastaların yarısından fazlasında bu nöbetler tek bir ilaçla kontrol altına alınabiliyor. Ülkemizde nüfusun yüzde 1’inde epilepsi görüldüğünü belirten Acıbadem International Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Haluk Caneroğlu, “Çok sıcak havalar fazla terlemeye, terleme de tuz ve sıvı kaybına neden olduğu için vücutta oluşan elektrolit bozukluğu nöbetleri tetikliyor. Bu nöbetleri azaltmak için dikkat edilmesi gereken en önemli nokta ise bol su içmektir. Ayrıca yeterli uyku, güneş ile aşırı sıcaktan kaçınma, alkolden uzak durma ve düzenli ilaç kullanımı gibi belli başlı önlemler de epilepsi nöbetlerini azaltmada etkili olmaktadır” diyor.

Dr. Haluk Caneroğlu

Dr. Haluk Caneroğlu

Tekrar eden nöbetler ile kendini gösteriyor

Epilepsi beyinden kaynaklanan ve tekrar eden nöbetlerle kendini gösteren bir hastalık olarak biliniyor. Sinir hücrelerinin normal işleyişini bozan ani ve aşırı bir elektrik deşarjı, kişinin davranışlarını, hatta bilincini de etkileyebilen nörolojik değişiklikler meydana getiriyor. Nöbetler; boş bakma, kasılma, kontrolsüz hareketler, bilinçte değişiklik ve anormal duyular gibi farklı şekillerde görülüyor. Tek bir nöbet geçirilmesi epilepsi hastalığı olduğu anlamına gelmiyor; epilepsi hastalığı birden fazla nöbet sonucu ortaya çıkıyor.

Hastaların yüzde 70’inde nöbet nedeni bilinmiyor

Epilepsi nöbetleri; hastanın bir anda dalgınlaşıp etrafında  olup bitenleri fark edemez hale gelmesi, belleğinde boşluklar olması, ritmik bir şekilde başını sallaması, hızlı bir şekilde gözlerini kırması, arka arkaya doğal gözükmeyen hareketler yapması, vücudunda tekrarlayan sıçramalar, uykudan uyanıp şuursuz hareketler yapması, nedensiz düşmesi, ani bir karın ağrısının arkasından uykulu veya aklı karışmış gözükmesi, yanık lastik kokusu gibi değişik kokular duyması, ağzında değişik tatların oluşması, nedeni olmadan ani korku, panik ve öfkelenme sorunu yaşaması şeklinde kendini gösteriyor. Epilepsi hastalarının yaklaşık yüzde 70’inde nöbetlerin neden kaynaklandığı bilinmiyor. Bilinen nedenler ise “Kalıtsal, doğum aşamasında sorunlar, beynin gelişimsel bozuklukları, beyin travmaları, enfeksiyonlar, elektrolit bozuklukları, zehirlenmeler, beyin tümörleri ve beyinde oluşan damarsal bozukluklar” olarak sıralanıyor.

Açlık, uykusuzluk ve stres nöbetleri tetikliyor!

Epileptik hastaların nöbetlerini tetikleyen faktörler arasında “ilaçları kullanmamak, uykusuz kalmak, açlık, stres, menstrüel dönem, aşırı alkol alımı ve ateş yer alıyor. Işığa duyarlı olan hastalarda; bilgisayar ve cep telefonları gibi cihazların aşırı ışığına maruziyet de epilepsi nöbetlerini tetikliyor. Epilepsi tanısı konulan hastaların yarısından fazlasında nöbetler tek bir ilaçla kontrol altına alınabiliyor veya şiddetliyse ikinci bir ilaç veriliyor. Dirençli vakalarda ameliyat seçeneği gündeme gelebiliyor.

Epilepsi nöbetlerine karşı 8 etkili önlem!

Epilepsi hastaları yaz mevsiminin getirdiği sorunlardan çok etkileniyor. Aşırı sıcaklar fazla terlemeye, terleme de tuz ve sıvı kaybına neden olduğu için vücutta oluşan elektrolit bozukluğu nöbetleri tetikliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Haluk Caneroğlu, yaz aylarında epilepsi nöbetlerini azaltmaya yönelik önlemleri şöyle sıralıyor:

  • Vücuttaki sıvı kaybını azaltmak için mümkün olduğu kadar bol su tüketin. Alkol tüketimini ise mutlaka kısıtlayın.
  • Tuz kaybına neden olabilecek bir ilaç kullanıyorsanız günlük tuz miktarını arttırmanız gerekebilir. Bu konuda hekiminizin önerisine uymayı asla ihmal etmeyin.
  • Sıcakların etkisiyle uyku bozuklukları oluşabiliyor ve bu durum epilepsi nöbetine yol açabiliyor. Eğer gece uyku sorunu yaşamışsanız, mümkünse eksik olan uykuyu gündüz tamamlamaya çalışın.
  • Aşırı ve yanıp sönen ışıklardan uzak kalın.
  • Mevsim hastalıklarından korunmak amacıyla saklama ve pişirme yöntemi bilinmeyen yiyeceklerden uzak kalın, salgın olabilecek ortamdan uzaklaşın.
  • Fazla sıcakların oluşturduğu terlemeyi önlemek için kalın giyecekleri tercih etmeyin
  • Çok sıcak havalarda vücudun açık kısımlarını güneşten korumak için güneş gözlüğü, güneş kremi ve şapka gibi korunma yöntemlerini uygulamadan güneşli ortama çıkmayın.
  • İlaçlarınızı mutlaka düzenli olarak almaya devam edin.

Nicolas Lefebvre: ‘Ready-made’ eserler üretiyorum

Sanat dünyasının sınırlarını zorlayan, arkeolojik eserleri doğal unsurlarla harmanlayan ve Ankh haçı sembolüyle doğurganlık ile kadınlığı kutlayan eserleriyle tanınan Nicolas Lefebvre ile Pause Dergi için buluştuk. Paris’ten Tokyo’ya uzanan sergileriyle dikkat çeken Nicolas Lefebvre, ekolojik yöntemlerle sanatına yeni bir soluk getirmeyi hedefliyor. Kendisiyle kariyerinden, ilham kaynaklarından ve gelecek projelerinden konuştuk.

Röportaj: Melis BAYRAKTAR

Melis BAYRAKTAR

Kariyerinizi nasıl başlattınız ve bugüne nasıl geldiniz?

Sanat tarihine olan ilgimle École du Louvre’da eğitim aldım. Jacques Lacoste ile tanışmam ve onunla iş birliği yapmam kariyerimde önemli bir dönüm noktası oldu. Lacoste beni 1950’lerin Fransız tasarımcısı Jean Royère’in mobilyalarını seçmek için Lima,Peru’ya gönderdi. Bu deneyim, antik sanata olan ilgimi artırdı ve yerel el yapımı eserlerin büyüsünü keşfetmemi sağladı. Paris’e döndükten sonra, antikacı Axel Vervoordt ve müzayedeci Maître Binoche ile çalışma fırsatı buldum. Kendi antik nesne koleksiyonumu zenginleştirdim ve çağdaş sanat ortamında ilgi çeken çalışmalar yaptım. 2006 yılında Paris’teki ilk sergim büyük ilgi gördü. 2008’de Fransa’nın güneyine taşınarak kendi galerimi açtım. 2015 yılında Londra’daki White Space Gallery’de “Representing the Figure” sergisine katıldım. 2016’daki “Le Cheval” adlı eserim Mısır mitolojisindeki Ankh haçıyla eşdeğer görüldü. 2017 Paris Sanat Fuarı’ndaki heykellerim ise Afrika sanatını ön plana çıkardı. Bu eserler ünlü tripartit montajlarına sahipti.

 Tripartit montajlarınızın anlamı nedir?

Tripartit montaj, üç farklı bileşenin bir araya getirilmesiyle oluşturulan bir sanat tekniğidir. Heykellerimde bu tekniği kullanarak, neon, dalgalı demir ve diğer malzemelerden oluşan bileşenlerle eserin estetik ve anlamını oluşturuyorum. Her biri farklı bir hikâye anlatıyor ve bu birleşimler sanatı daha zengin kılıyor.

2019’da gerçekleştirdiğiniz “À quatre mains” sergisi hakkında ne söyleyebilirsiniz?

2019’da Galerie 127’de fotoğrafçı Sara Imloul ile iş birliği yaparak “À quatre mains” adlı sergiyi gerçekleştirdik. Bu sergi, Essaouira’dan bulunan nesnelerle heykellerin bir araya geldiği bir çalışmaydı. Imloul, eserleri kalotiple fotoğraflayarak antik bir sürecin sepia tonuyla yaşlanmış gibi görünmesini sağladı.

Evet, gördüm ben o sergiyi zaman ve mekanın sınırlarının olmadığı çağdaş bir arşiv ortaya çıkmış. Harika bir deneyim olmalı!

Teşekkürler!

Melis BAYRAKTAR

SANATIN TOPLUMSAL VE ÇEVRESEL KONULARI DA ELE ALMASI GEREKTİĞİNE İNANIYORUM

Peki sanatınızın temelini oluşturan malzemeyi nasıl seçiyorsunuz?

Malzeme seçimi, sanatımda kritik bir rol oynar. ‘Ready-made’ eserler üretiyorum. Bu eserler, antik ve temel sanattan alınan farklı kültürlerin ve dönemlerin karışımını içeriyor. Eski Mısır gözü, Kolomb öncesi pense, Amazon başlığı, Nijerya sikkeleri, Khmer aynası ve Berberi çadır kazığı gibi unsurlardan ilham alıyorum. Sanatın sadece estetik değil, aynı zamanda toplumsal ve çevresel konuları ele alması gerektiğine inanıyorum. Malzemeler, hikayeyi ve mesajı güçlendiriyor.

 “Mama” serginizden bahseder misiniz?

Evet, “MAMA” sergisi benim için çok özel bir yere sahip. Yaklaşık 10 yıldır üzerinde çalıştığım büyük ve güzel bir proje. Kadının toplumdaki yerine, doğaya olan bağlılığına ve doğurganlığın kutsallığına dair güçlü mesajlar taşıyor. Bu sergiyle, izleyicilere anneliğin evrensel ve zamansız değerini yeniden hatırlatmayı amaçladım. Farklı dönemlerden ve medeniyetlerden nesneler ve unsurlarla dünya çapında bir sergi oldu.

Eserlerinizde Mısır mitolojisindeki sembolleri kullanmanızın özel bir nedeni var mı?

Mısır mitolojisindeki semboller, derin anlamlara sahiptir. Ankh Haçı, yaşamın sembolüdür ve yaşamı, sonsuzluğu ve ölümsüzlüğü temsil eder. Ana Tanrıça Sembolü ise dişi ilkesini temsil eder ve doğurganlık, bereket ve annelikle ilişkilidir. Bu semboller, antik dönemde farklı kültürlerde farklı tanrıçaları temsil etmek için kullanılmıştır. Çalışmalarıma 25 yaşındayken başladım ve annemi yeni kaybetmiştim. Tanrıça figürü benim için bir bağlantı gibiydi ve sezgilerimi dinleyerek bu figürü seçtim. Eserlerimde her zaman üç farklı unsuru bir araya getiriyorum; Antik Mısır yaşam sembolü olan “ankh” içindeki üçlüden esinlenerek.

Melis BAYRAKTAR

Yeni nesil eserleriniz geçtiğimiz aylarda Paris’te düzenlenen “Assemblages” adlı sergide yer aldı. Bize bu serginizden bahsedebilir misiniz?

26 Nisan-3 Mayıs 2024 tarihleri arasında Christie’s müzayede evi tarafından düzenlenen ve Chenel galerisi ile iş birliği içinde gerçekleşen “Assemblages” sergisinde, Roma, Yunan ve Mısır’dan topladığım Roma büstleri, arkaik bronzlar ve porfir parçaları gibi antikaları mercan ve sünger gibi doğal elementlerle bir araya getirerek dönüştürdüm. Hem tarihi kalıntıları, hem doğal parçaları, hem de çağdaş sanatı temsil eden bu eserlerim, tarihlenmesi veya sınıflandırması zor olan küçük ve hassas nesnelerden oluşuyor.

Christie’s serginizden neler öğrendiniz?

Christie’s sergisi, eserlerimin farklı kültür ve tarihlerden nesnelerle nasıl bir araya getirildiğini sergilemek için mükemmel bir platform sundu. Sergi, sanatseverler arasında büyük ilgi gördü ve eserlerimin uluslararası bir izleyici kitlesine ulaşmasını sağladı. Bu deneyim, sanatımın evrenselliğini ve farklı kültürlerle olan bağlarını daha da pekiştirdi.

Sanatınızın gelecekteki yönü hakkında bize bir ipucu verebilir misiniz?

Bu yıl bronz eserler yapmaya başladım. Farklı patinalarla üç bronz eser yaptım. Bu, yeni bir süreç ve ekolojik bir yöntemle nesnelere yeni bir hayat veriyorum. Farklı kültürlerden ve zaman dilimlerinden nesneleri bir araya getirerek ilham alıyorum.

Önümüzdeki günlerde yeni kitabınız çıkıyor. Bize yeni kitabınızdan bahsedebilir misiniz?

Yeni kitabım, sanat yolculuğumun ve eserlerimin arkasındaki ilham kaynaklarının derinlemesine bir incelemesini sunuyor. Kitapta, antik ve çağdaş sanatın kesişim noktalarını, kullandığım malzemelerin hikayelerini ve sanatın toplumsal ve çevresel etkilerini ele alıyorum.

Okuyucular, sanatımın arkasındaki derin anlamları ve sembolleri keşfetme fırsatı bulacaklar.

Melis BAYRAKTAR

Geçmiş Sergileriniz:

– Haziran-Eylül 2019: San Remo, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU

– Eylül 2019: Paris, MERCI’de performans

– Eylül 2019: Şanghay, GALLERY ART CN

– Ekim 2019: Tokyo, POMMERY için performans ve sergi

– Kasım 2019: Lizbon, Homa sanatçı grubu sergisi

– Aralık 2019: Ocak 2020: Paris, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU

– Eylül 2020: Paris, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU ile ART PARIS

– Aralık 2020: Paris, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU’da solo sergi

– Mayıs 2021: Lizbon, Julie Le Halleux & Marie-Eve Macgoey tarafından düzenlenen LISBON BY DESIGN Sanat Fuarı

– Mayıs 2021: Amsterdam, ADORABLE ART + DESIGN GALERIE ile KUNST RAI ART

– Ağustos 2021: Ile-de-Ré, VISUS GALLERY’de sergi

– Eylül 2021: Paris, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU ile ART PARIS

– Kasım 2021: Strasbourg, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU ile St.Art Fuarı

– Eylül 2022: Lizbon, Küratör Rita Gomes Cardoso ile “Aligned minds” sergisi @ CISTERNA GALLERY

– Kasım 2022: Singapur, Clementine de Forton & Marina Oechsner de Coninck ile “I think I see it” sergisi @ 63 SPOTTS ART GALLERY

– Kasım 2022: Paris, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU’da solo sergi “Nicolas Lefeuvre: oeuvres récentes”

– Şubat 2023: Brüksel, GALERIE JEAN-FRAN ile Brafa Sanat Fuarı.

– Nisan 2023: Şubat, San Remo, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU ile “I think I see it” sergisi.

– Haziran 2023: Seul, V&E ART ile DAEGU ART FAIR.

– Ekim 2023: Taipei, V&E ART ile Art Taipei.

– Ocak 2023: Brüksel, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU ile Brafa Sanat Fuarı.

– Nisan 2023: Paris, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU ile PAD DESIGN & ART sergisi.

– 22-27 Kasım 2024: Paris, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU ile LA BIENNALE PARIS’te sergi.

– 19 Eylül- 17 Ekim 2024: Lizbon, “Palacio Verride”de solo sergi, LISBON ART OFFICE ile birlikte

– Eylül 2024: Seul, V&E ART ile KIAF’ta sergi.

– Temmuz-Ağustos 2024: La Bisbal, CLEMENTINE DE FORTON ile birlikte Castell d’Emporda’da sergi.

– 7-13 Haziran 2024: Paris, La Pagode’da “LE PRINTEMPS ASIATIQUE” sergisi, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU ile birlikte.

Arda Tekin ‘Sana Kıyamam’

Arda Tekin ‘Sana Kıyamam’ isimli şarkısını Musicom Prodüksiyon etiketiyle yayınladı. Şarkının sözlerinde geçen ‘Ben YK değilim bela okumam, ben ibo değilim sana kızamam, ben Tilbe değilim trip atamam’ bölümü kısa sürede sosyal medyada viral oldu. Şarkı yayınlandığı andan itibaren yüzlerce yorum ve beğeni alırken sosyal medya kullanıcıları da şarkının o bölümünü kullanarak eğlenceli videolar çektiler.

Türkbükü’nün çekim merkezi GARO’S

Bodrum Türkbükü’nde deniz mahsulleri denince akla ilk gelen mekânlardan biri olan Garos, çekim merkezi olmaya devam ediyor.

Garo Nişan ve Çetin Sağıroğlu’nun ortaklığında işletilen bu şirin balıkçı, açıldığı ilk günden beri misafirlerine en taze deniz ürünlerini sunmaya devam ediyor.

Müşteri memnuniyetini her zaman ön planda tutarak, hizmet kalitesinden ödün vermeden çalışıyor. Mekânın samimi ve sıcak atmosferi, lezzetli menüsü ile birleşince hem yerli hem de yabancı turistlerin uğrak noktası haline gelmiş durumda.

Ece Özdikici ile sanat, oyunculuk ve hayata dair…

Sanatın her dalında iz bırakan Ece Özdikici, oyunculuk deneyimlerinden resim tutkusuna, çocuk atölyelerinden yeni projelerine kadar birçok konuyu Pause Dergisi’yle paylaştı

Nazan Ortaç

Oyunculuk kariyeriniz boyunca tiyatrodan televizyona, oyuncu koçluğuna kadar geniş bir yelpazede çalıştınız. Bu süreçte sizi en çok etkileyen deneyim neydi?

Tek bir deneyim gelmiyor aklıma. Daha çok nelerden etkilendiğimi söyleyecek olursam; mesleğimi ve sektörümü dışarıdan izleyen insanlara manzaranın nasıl göründüğünü hatırlamıyorum. Uzun yıllardır o manzaranın içindeyim. Çok zorlandığımız zamanlar oluyor. Kaygı yaratacak çok unsur var. Benim ve azimle devam eden meslektaşlarımın süreçleri, düşüşleri kalkışları, yeniden başlayışları, çocuksu oyun oynama arzuları beni inanılmaz heyecanlandırıyor. Çok etkileniyorum bu masum, çocuksu direnişten. Bir de iyi bir eser karşısında çok fazla duyguyu aynı anda yaşıyorum. Heyecanlanıyorum, seviniyorum ona bakabildiğim için, ağlama isteği geliyor, o kadar çok şey yaşıyorum ki… İyi yazılmış, yönetilmiş, oynanmış bir filmde oturamadığımı, heyecandan ayağa kalkıp izlediğimi, bazı resimlere uzun uzun ağlayarak baktığımı hatırlıyorum. Sanat beni çok heyecanlandırıyor.

Ece Özdikici

Oyunculuk kariyerinizde canlandırdığınız karakterlerden hangisi sizi en çok etkiledi ve neden?

Hepsinden ayrı ayrı parçalar kaldı bende. Bazen sanırım oynadığım tüm karakterlerin kolajı olan bir tarafım var diye düşünüyorum. Çok güzel karakterleri tiyatroda da, televizyonda da oynamak kısmet oldu şükürler olsun. Bazılarının çocuksu hallerini sevdim. Juliet gibi. Televizyonda ‘Kadın’ dizisinde oynadığım kabuklu ama yürekli Jale vardı, ona bayılırım. ‘Poyraz Karayel’de Songül’ün deli zekasını, enerjisini, yaşama inadına bayılırım. Bu sezon da devam edecek ‘Salıncakta İki Kişi’ adlı oyunda Gitta karakterini oynuyorum. Seyircilerimizi beklerim. Onun da olaylardan hayatı öğrenerek çıkarması, yoluna devam edebilecek gücü yine kendinden alması oldukça etkileyici. O kadar çok ki…

Bir rolü kabul ederken hangi kriterlere dikkat ediyorsunuz ve bu süreçte en çok hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

En başta oyun/senaryo, rol, yönetmen/yapım, ekip sıralamasında ilerliyorum. Yolda değişenler oluyor tabii. Ekip arkadaşları, yönetmen ve hatta kabul ettiğiniz karakter değişebilir… Oyunlarda olmaz ama senaryolarda başladığınız karakter çoğunlukla değişiyor.

Aynı zaman ressamsınız ve sergileriniz de var… Resmin hayatınızdaki yerini nasıl anlatırsınız? Resimlerinizde hangi temaları işlemeyi seviyorsunuz?

İtiraf etmeliyim ki, resim yapmaya en adandığım dönemler içimin karanlık evrelerinde umut ışığı ararken oluyor. Bunu yeni yeni kendime itiraf ettim. Şimdi de sizinle ve okuyan herkesle paylaşıyorum. Hep resmettiğim kadınların güçlü bakışları ve rahatsız edici bir tarafları olduğunu söylerler. O rahatsızlık unsurunu ben ekliyorum. Masum peri bakışlı bir kıza görmezden geldiği bir örümcek ekliyorum örneğin. Biraz bakışımı ve resimle olan ilişkimi değiştiriyorum şu sıra. Hayatın her yönü var. Neden mutlu ya da huzurlu, tatmin olmuş anlarda da üretmeyeyim? Şimdi o dönemdeyim. Resimlerime bakan insanların benimle beraber yüklerini hafifleten bir yolculuğa çıksınlar istiyorum.

Ece Özdikici

Çocuklar için drama atölyeleri düzenliyorsunuz. Bu atölyelerde çocuklara hangi becerileri kazandırmayı amaçlıyorsunuz?

Drama atölyeleri değil. Yanlış bilgi olmasın. Yaratıcı atölye adı altında resim ve oyunculuk eğitimini birbirine eşleyerek götürüyorum. Tek bir kursta her iki sanata da değsinler istediğim için böyle bir atölye geliştirdim. Aslında planlarımın arasında yetişkinler için de aynı hedefle bir atölye yapmak var. Biraz üzerine çalışmak istiyorum ilerleyen dönemde.

Çocukların sanata olan ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz ve onları bu alanda desteklemek için ailelere neler önerirsiniz?

Çocuklar o kadar çok kursa gidiyor ki, önereceğim şey bir kurs, bir etkinlik değil. Elbette isterim benim atölyeme gelsinler, çalışalım. Söylemek istediğim yanlış anlaşılmasın. Çocukların saatlerini doldurmayı, onları meşgul etmeyi bırakın. Şimdi ama bütün gün tablette diyecekler biliyorum. Bunu sınırlandırın ve çocukların sıkılmalarına izin verin Allah aşkına. Sıkıntıdan patlayacak noktada arayışa girecek, eline boya alacak, şarkı söyleyecek. O zaman üretecek. Kimse hayal kurmuyor artık. Çocuklar dahil. İhtiyaç duymuyorlar ki. Bırakın sıkılsınlar, duvara bakarak hayal kursunlar. Sanat, edebiyat başka türlü üremez. Piyano kursuna götürülen kaç çocuk ailesiyle beraber senfoni konserlerine gidiyor? Hayatınıza girmeyen bir şeyi nasıl benimseyebilirsiniz? Bunlar hep heves olarak kalmaya mahkûm.

Sanatçı olarak sizin için en büyük ilham kaynakları nelerdir? Hangi sanatçılardan veya eserlerden etkileniyorsunuz?

En büyük ilhamım doğa. Sonra hassas insanlarla sohbetler, gözlemler… Notlar alıyorum. Görseller topluyorum. Etkilendiğim sanatçıları saymakla bitmez ki. Tüm sanat dallarından ayrı ayrı sanatçılar yüreğime çarpıyor.

Ece Özdikici

Gelecek için hangi projeler üzerinde çalışıyorsunuz ve kendinizi geliştirmek istediğiniz yeni alanlar var mı?

Evet var ama gerçekten benim için yeni bir alan ve oluşturma aşamasının çok başındayım. O yüzden paylaşmak için erken diyebilirim. Yapmış olduğum projeleri geliştirmek için konuşabilirim. Benimle ve çalışmalarımla bağ kuracak insanlarla tanışmak, çalışmak istiyorum. Yaratıcı atölyeyi daha çok çocuk ve okulla buluşturabiliriz. Sanat ile henüz tanışmamış çocuklara bu atölyenin kısa versiyonunu taşıyabilmem için bana destek sağlayacak bir ekip çok güzel olurdu. Kitabım için de aynı şey geçerli. Ben elbette ki daha çok çocuğa ulaşsın istiyorum. Yoksa yazmam ne işe yarar, değil mi? ‘ECE GERİ DÖNÜŞÜMÜ ANLATIYOR’ adlı çocuk kitabımın daha çok çocuk ile buluşması için, aklıma ilk gelen özellikle ilkokul ve anaokulu öğretmenleri oluyor. İnstagram @eceozdikici sayfamda profildeki linkten, ya da @divit_kitabevi sayfasından edinebilirler. Aklıma gelmeyen birçok olasılık mümkün olsun. Yeni sezonda tiyatro ve televizyon için olan projelerimi de yine instagram sayfamdan takip edebilirsiniz. Oyun çıkışı izleyenler arasında bu röportajı okuyup gelen olursa kesinlikle çok mutlu olurum.

Ece Özdikici

“YAZDIĞIM ÇOK FAZLA ÖYKÜ VAR”

 “Ece Geri Dönüşümü Anlatıyor” kitabınızın hikayesi nasıl ortaya çıktı? Bu kitabı yazma sürecinizden bahseder misiniz?

Hayallerimden biri idi çocuk kitabı yazmak ve resimlemek. Dijitallerini de yapmak istiyorum aslında. Yazdığım çok fazla öykü var. Canım sıkıldıkça bir şeyler yazarım ya da çizerim. Diyorum ya sıkılmak ürettirir. Bu öyküyü yıllar evvel yazmıştım. Diğer yazdıklarımın arasından bu öyküyü seçmemin sebebi; dünya için önemli bir konuyu sıkıcılaştırmadan, nasihat vermeden çocuklara anlatabilmek aslında. Baskıdan evvel üzerinde tekrar çalıştım elbette. Resimlerini tablette çalışmadım. Eski usul çalışmayı seviyorum. Kâğıt ve boyalar…

Kitabınızda israf, geri dönüşüm ve doğal kaynakların kullanımı gibi konulara değiniyorsunuz. Bu konulara ilgi duymanızın sebebi nedir?

Çok sayıda bilinçsiz insan var. Dünyaya sadece tüketmeye gelmiş ve her şeyi kendi hizmetine kullanmak hakkıymış gibi yaşayan. Yetişkinlere -eğer açık değillerse- farkındalık kazandırmak çok zor. Öğrenmemek için direnenleri tanıyorum. Halbuki küçük bir alışkanlık değiştirmek ile gerçekten büyük değişime sebep olabilir herkes. Sen, bir fabrika kadar zararlı değilsin diye dünyadan daha az sorumlu değilsin. Büyüklere anlatmaya çalışmaktan yoruldum ne yalan söyleyeyim. Çocukları en iyi şekilde yetiştirmeye çalışıyoruz hepimiz. Benim de katkım bu olsun istedim.

Kitabınızda yer alan resimleri de kendiniz yaptınız değil mi?

Evet. Çok zevkliydi. Her zaman çocuk kitabı resimlemeye devam etmek isterim.

Çevreyle ilgili başka projeleriniz var mı? Yeni kitaplar, atölyeler veya başka çalışmalar planlıyor musunuz?

Tek başıma değil, bir ekiple yapmak isterim. Benim gibi düşünen, üretmeyi seven kişilerle yine sanat atölyeleri yapmak, konularımızı hayatın, gündelik yaşamımızın içinden seçmek ve eğer çocuklar ile çalışacaksam duyarlı, hassas büyümelerini destekleyecek çalışmalar yaptırmak isterim.

Zen-G “Leylam Ley” 

“Delale”, “Alev Alev” ve “İstanbul” şarkılarının başarısının ardından, geçtiğimiz haftalarda yayınlanan “KEJE” isimli şarkısıyla da beğeni toplayan başarılı rap sanatçısı Zen–G’nin yeni şarkısı “LEYLAM LEY” Sony Music Türkiye etiketiyle yayımlanıyor.

Şarkının sözü Zen-G’ye, müziği Zen-G ve Arda Gezer’e, düzenlemesi ise Zen-G, Arda Gezer ve Archie’ye ait.

Hüzünlü, romantik ve bir o kadar da enerjik olan “LEYLAM LEY”de sanatçı kendi müziğinin ezgilerini yansıtırken; şarkının isminde Sabahattin Ali şiiri ve Zülfü Livaneli bestesi olan unutulmaz eser “Leylim Ley”e yaptığı atıf da dikkatlerden kaçmıyor.

Etem Bostanoğlu “Soldurmadım Çiçeğini”

Elektronik müziği ve modern soundları günümüz alternatif pop ve indie türü ile harmanlayıp, deneysel ve karakteristik vokal tarzı ile yeni parçalarını dinleyicilerin beğenisine sunmaya devam eden genç sanatçı Etem’in yeni şarkısı “Soldurmadım Çiçeğini” Sony Music Türkiye etiketiyle yayımlanıyor.

Pop tarzındaki duygusal şarkının sözü ve müziği Etem Bostanoğlu’na; aranje, mix ve masteringi ise Burak Bedirli’ye ait. Etem “Soldurmadım Çiçeğini” 26 Temmuz Cuma günü Sony Music Türkiye etiketiyle tüm müzik platformlarında yerini alıyor.

Yazın böbrek taşı oluşumu artıyor!

Böbrek taşı oluşma riskinin yaz mevsiminde arttığını biliyor muydunuz? Peki son yıllarda sağlıksız yaşam alışkanlıkları nedeniyle yetişkinlerin yanı sıra çocuklarda da hızla yaygınlaştığını? Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Hakan Özveri, yol açtığı şiddetli sancılarla yaşamı kabusa çeviren böbrek taşının, bazı basit kurallara dikkat edilerek önlenebileceğini belirterek “Özellikle yaz aylarında aşırı sıcakların ve nemin de etkisiyle vücudun kaybettiği sıvının yetersiz su tüketimi nedeniyle yerine konulamaması, tuzlu kuruyemişler, işlenmiş peynir ve et ürünleri gibi yüksek sodyum içeren besinler ve fast-food yiyecekler tüketilmesi, yüksek proteinli diyetler yapılması böbrek taşına zemin hazırlayabilmektedir” diyor. Tedavi edilmeyen böbrek taşının ileride böbrek kaybına bile yol açabildiğini vurgulayan Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Özveri böbreklere zarar veren 5 yaz hatasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Hakan Özveri

Doç. Dr. Hakan Özveri

  • Yetersiz su tüketimi

Yazın aşırı sıcaklar ve nem terlemeyi artırdığından vücuttan su kaybı da hızlanıyor. Ancak su içme alışkanlığı olmayan hatta suyu zorla içen pek çok kişi, bu nedenle sadece susadıklarında su içiyor ya da su yerine şekerli, gazlı içecekleri tüketiyor. Ancak özellikle yaz aylarında mutlaka günde 2,5 litre su içmek gerekiyor. Şekerli ve gazlı içecekler fayda yerine sağlığa zarar verirken, çay ve kahve içmek de sanıldığının aksine suyun yerine geçmediği gibi diüretik etkileri dolayısıyla vücuttan su atılmasına neden oluyor. Yetersiz su tüketimi böbrek taşı başta olmak üzere bir çok böbrek hastalığına zemin hazırlarken, tedavi edilmediğinde böbrek kaybına bile yol açabiliyor.

  • Aşırı tuz tüketimi

Ülkemizde ne yazık ki tuz tüketimi, olması gereken seviyenin çok üzerinde. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre; günlük tuz tüketimi kesinlikle 5 gramı (1 çay kaşığı) geçmemeli. Pek çok kişinin yemeklere ayrıca tuz eklediğini, bunun da kalp ve hipertansiyon gibi hastalıkların yanı sıra böbrekte de taş oluşumuna neden olabildiğini belirten Doç. Dr. Hakan Özveri sebzeden süt ürünlerine dek pek çok yiyeceğin içerisinde tuz bulunduğunu, bu nedenle ayrıca yemeklere tuz eklememek gerektiğini vurguluyor. Son yıllarda fast- food tarzı beslenme, hazır gıdalar ve çeşit çeşit atıştırmalıkların büyük ilgi gördüğünü ancak bu ürünlerin içinde çok yüksek miktarlarda tuz bulunduğunu belirten Doç. Dr. Özveri sağlıklı beslenmenin büyük önem taşıdığını söylüyor.

  • Yetersiz sebze tüketimi

Yaz aylarında dışarıda geçirilen sürenin artması, tatil dönemlerinde özellikle açık büfelerde sebze yemekleri yerine kızartma ve et ağırlıklı beslenme ile kahvaltıda işlenmiş et ürünlerine ağırlık verilmesinin de böbreklere zarar verdiğini vurgulayan Doç. Dr. Hakan Özveri, hayvansal proteinlerin aşırı tüketilmesi durumunda taş oluşumuna neden olduğunu, bu nedenle tüketiminde aşırıya kaçılmaması gerektiğini söylüyor.

  • Sağlıksız diyet

Özellikle yaza girerken ve yaz mevsiminde tatile çıkmadan önce zayıflama amacıyla yapılan diyetler bir süre sonra sürdürülemeyip bırakılabiliyor hatta bırakıldıktan sonra çok daha fazla kilo olarak geri dönebiliyor. Fazla kilo şüphesiz sağlığın en önemli düşmanlarından biri olduğu gibi böbrek sağlığı için de son derece zararlı. Öyle ki aşırı kilolu ya da obezite tanısı konulan kişilerde böbrek taşı riskinin arttığı görülüyor. Ancak aşırı kilolardan kurtulmak için sürdürülebilirliği olmayan, fayda yerine zarar veren, yüksek proteinli şok diyetlerden ve her türlü ‘bitkisel’ adı altında satılan ürünlerden kaçınmak gerekiyor.

  • Sıcak ve nem nedeniyle eve kapanmak

Aşırı sıcaklar ve yüksek nem adeta göz açtırmıyor ve özellikle riskli gruptaki kişilerin güneşin dik olduğu saatlerde mümkünse evde kalmalarında fayda var. Yine, güneş ışınlarının dik ve yoğun geldiği 11:00-16:00 saatleri arasında dışarıda spor yapmak da tehlikeli olabileceğinden, günün erken ya da akşam saatleri dışarıda yürüyüş/ spor için uygun zamanlar. Ancak bazı kişiler yazın mevsimsel koşulları nedeniyle dışarıda değil yürüyüş yapmak, hiçbir aktivitede bulunmayarak eve kapanabiliyorlar. Hareketsizlik de sağlığa pek çok açıdan zarar verdiği gibi böbrek taşının görülme sıklığının da artmasına neden olabiliyor. Bu nedenle egzersizi ihmal etmemek, hareketsiz kalmaktan kaçınmak gerekiyor.

Sini Restaurant şimdi bahçede

Sanasaryan Han’da yer alan Sini Restaurant, Bizans, Osmanlı, Akdeniz ve Anadolu lezzetlerinden ilham alan menüsü ile bahçede hizmet vermeye başladı.

Sini Restaurant, şimdi de yeşilliklerle çevrili teras alanı ile konuklarına huzurlu bir kaçış noktası sağlarken, İstanbul’un ve Doğu Akdeniz’in imza lezzetlerini tarihi yarımadadan ilham alarak yaratılan imza kokteyllerle buluşturuyor.

“Secret Garden” alanıyla yaz günlerinde şehirden uzakta hissedeceğiniz keyifli anlara imza atan Sini Restaurant, şık yemek davetleri ve keyifli buluşmalar için ideal bir ortam sağlıyor. İstanbul’un en prestijli restoranlarından biri olan Sini, Executive Chef Alper Adiller’in yerel şaraplarla eşleştirdiği yedi aşamalı seçkin tadım menüsü ile ‘fine dining’ deneyimini bir üst seviyeye taşıyor.