Yazılar

Galler’in koruyucusu Aziz David

Galler’in koruyucusu Aziz David

Aziz David Günü, Galler, Birleşik Krallık 1 Mart

Hepimiz Aziz Patrick Günü’nü duymuşuzdur ama kaçınız Aziz Davud Günü’nü biliyor? Galler prensliğinin çok ihmal edilen koruyucu azizi her yıl 1 Mart’ta kutlanır.

Galler’in koruyucu azizi aynı zamanda güvercinlerin de koruyucu azizidir. Çoğunlukla küçük bir tepe üzerinde duran bir güvercini tutarken ya da omzunda bir güvercinle resmedilir.

Asil kökenine rağmen David, cimri bir yaşam sürdü; hem vejetaryen hem de içki içen biri olarak tanındı; bu yüzden belki de kendisi aynı zamanda Ocak ayının koruyucu azizi olmalı. Aynı zamanda Dewi Dyfrwr veya David the Waterman olarak da biliniyordu.

18. yüzyılda Aziz Davud Günü için “şekerlemeler” (Aziz Davud tarzında keçiye binen zencefilli kurabiye adamlar) pişirilirdi. Alternatif olarak, Birleşik Krallık’ın herhangi bir yerine teslim edilen 14 farklı tatlı ve tuzlu tada sahip MamGu’nun Solva’daki Welsh Coffee Shop’undan bazı Gal Pastalarını deneyebilirsiniz.

İnsanlar kutlamayı Galler’in ulusal sembolü olan nergis veya pırasa takarak yaparlar. Efsaneye göre David, Saksonlarla yapılacak bir savaştan önce Galli kuvvetlere onları düşmanlarından ayırmak için pırasa takmaları talimatını vermişti.

Günün baharın ilk gününe denk gelmesi ve nergislerin pırasayı andırması nedeniyle pırasa yerine sıklıkla nergis kullanılır.

Sevgililer Günü’ne Pınar Aylin’in şarkıları ile girin

Sevgililer Günü’nde Pınar Aylin’in 80’ler ve 90’lar temalı performansıyla Hyatt Regency İzmir İstinyePark “Hyatt Bir Başka” dedirtecek.

Bu yıl, 14 Şubat Sevgililer Günü bir başka olsun derseniz, Hyatt Regency İzmir İstinyePark, aşkınızı romantik anlarla taçlandıracak bir akşam için sizleri bekliyor.

Hyatt Regency İzmir İstinyePark, masalsı ambiyansı ile Sevgililer Günü’nü unutulmaz anılarla geçirmek isteyenlere romantik bir konaklama deneyimi ve Pınar Aylin’in “Best of 90s” seçkisiyle zaman yolculuğuna çıkaran unutulmaz bir akşam yemeği seçeneklerini sunuyor. Pınar Aylin’in muhteşem performansıyla taçlanacak geceye konuklar yemekli ve bistro seçenekleri ile rezervasyon yaptırabilecekler.

Ozan Orhon kurtlar sofrasına geri döndü

Ozan Orhon kurtlar sofrasına geri döndü

Müzik piyasasına küsüp 9 yıl üretim yapmadığı için pişman olduğunu söyleyen Ozan Orhon “Gözden uzak, gönülden ırak oldu. Fakat şimdi ‘Depresyon’ adlı şarkımla geri döndüm. 90’lar ruhuyla daha kaliteli sanat yapılıyor” dedi.

Birçok şarkısıyla 90’lı yıllara damga vuran Ozan Orhon, söz ve müziği Mustafa Arapoğlu imzası taşıyan yeni şarkısı ‘Depresyon’ ile geri döndü. Grand Müzik etiketiyle Hayrettin Güneş yapımcılığında yeni şarkısını hazırlayan Ozan Orhon, “Erkan Nas yönetmenliğinde kliplendirdiğim şarkımın adı ‘Depresyon’ ama ben şuan depresyonda değilim ve çok mutluyum” dedi. Üç yıl öncesine kadar depresyonda olduğunu, müzikten tam 9 yıl uzak kaldığını söyleyen Ozan Orhon “Müziğe küsmüş, depresyonda bir şekilde Kıbrıs’ta yaşarken üç yıl önce eşim Selcan ile tanışıp evlendik. Onun için İstanbul’a döndüm ve yine onun için müziğe başladım” dedi.

EŞİM SELCAN İLE ZOR GÜNLERDEN GEÇİYORUZ

Müzik çalışmalarının yanı sıra eşi Selcan Orhan’dan da bahseden Ozan Orhon, ”Üç senedir evliyim ve onun sayesinde bütün mucizeleri görüyorum. İyi ki evlenmişim Selcan ile iyi ki var” dedi. Eşi Selcan Orhon ağır bir hastalık sürecinden geçen sanatçı bu konu hakkındaki sorular üzerine şunları anlattı: “Eşim uzun ve çok zor bir hastalık sürecinden geçti. Hala da zor zamanlardan geçiyor, ben ona desteğim. En büyük ilaç sevgidir, biz birbirimizi sevgiyle tedavi ettik, eşim iyi daha da iyi olacak” ifadelerini kullandı.

SANAT CAMİASI KURTLAR SOFRASI

Sözlerine içinde bulunduğu camia ile devam eden Ozan Orhon, “Sanat camiası kurtlar sofrası, sanat camiası egolar savaşının yapıldığı bir dünya, sanatçı insan zaten egolarıyla yaşar, sanatçı kendine hayrandır, hepsi depresiftir. Çok nadirdir sanat dünyasında dostluklar ” dedi.

Can Bonomo “Kara Konular”

Can Bonomo “Kara Konular”

Türk rock müziğin başarılı ismi Can Bonomo, “Kara Konular” isimli 6. stüdyo albümünü 16 Şubat tarihinde dinleyicileriyle buluşturacağının müjdesini verdi.

12 şarkıdan oluşan Kara Konular albümünde Bonomo’ya Mabel Matiz, Melike Şahin ve Gökhan Özoğuz  düetler ile eşlik ediyor.  Albüm dört ayrı stüdyoda, Can Saban, Kaan Arslan ve Sabi Saltıel prodüktürlüğünde kaydedildi. Albümdeki düetlerin yanı sıra Nova Norda, Serkan Keskin, Sarp Apak, Bengi Apak, Engin Özsüt ve Melikşah Altuntaş da parçalarda Can Bonomo’ya eşlik eden dostları.

Ülkemizde her 5 kişiden biri obezite hastası!

Ülkemizde her 5 kişiden biri obezite hastası!

Modern çağın tehlikeli hastalığı obezite gerek dünyada gerekse ülkemizde hızla yaygınlaşıyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Altunizade Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bilgi Baca, sağlıksız beslenme ve hareketsizlik başta olmak üzere birçok yanlış yaşam alışkanlığının etkisiyle günümüzde her 5 kişiden birinin obezite hastası olduğunu belirterek “Covid-19 ve Influenza gibi gribal enfeksiyonlar nedeniyle evde daha çok vakit geçirilmesi de düzensiz beslenme ve hareketsizliği artırarak obezitenin hızla yaygınlaşmasına neden oldu” diyor.

Obezite hastalığı tedavi edilmediğinde hayatı tehdit ettiğini, ancak aşırı kilolardan kurtulmak amacıyla bazı yanlışlara düşülmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Bilgi Baca “Doğal ya da bitkisel adıyla satılan ilaçlardan kaçınılması gibi, multidisipliner yaklaşıma sahip olmayan merkezlerde cerrahi operasyondan da kesinlikle uzak durulmalıdır” diyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bilgi Baca obezite hastalarının dikkat etmeleri gereken 5 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Bilgi Baca

Prof. Dr. Bilgi Baca

  1. Obeziteyi sadece estetik sorun olarak görmeyin!

Obezite organları hızla yıpratıp diyabetten kalbe, solunum yetmezliğinden inmeye, böbrek ve karaciğerden kansere dek birçok ciddi hastalığa yol açarak yaşam süresini kısaltıyor. Bu nedenle obeziteyi sadece bir estetik sorun olarak görmeyip “ben kilolarımla barışığım” şeklinde yanılgıya düşmeyin. Diyet ve egzersiz uygulayarak kilo veremeyen hastalarda obezite cerrahisinin hayat kurtarıcı bir yöntem olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bilgi Baca “Hayat kurtarıcı diyorum çünkü obezitenin yol açtığı hastalıklar hastanın hayatını ciddi olarak tehdit etmektedir. Unutmayın ki vücut kitle indeksiniz 40’ın üzerindeyse ya da vki 35 olup eşlik eden en az bir tane kronik hastalığınız varsa, multidisipliner yaklaşımla doğru ellerde olacağınız obezite cerrahisinin riski, ameliyat olmayarak aşırı kiloların yol açacağı sağlık riskiyle ölçülemeyecek kadar azdır” diyor.

  1. Aşırı kilolardan kurtulmak için size uygun en doğru yöntemi öğrenin!

Günümüzde obezite cerrahisinin güvenli bir şekilde daha az komplikasyonla yapılabildiğini belirten Prof. Dr. Bilgi Baca, dünyada ve ülkemizde en çok uygulanan ameliyat şeklinin tüp mide ameliyatı (Sleeve Gastrektomi) olduğunu ancak obezite cerrahisinin bu konuda tecrübeli ve multidisipliner yaklaşımla hareket eden merkezlerde yapılmasının büyük önem taşıdığını vurguluyor.

  1. ‘Doğal’ ya da ‘bitkisel’ denilerek zayıflamayı vaat eden ürünlere kanmayın!

İnternetten ya da çevrenizdekilerden duyduğunuz kulaktan dolma bilgilerle ve önerilerle kesinlikle ‘doğal’ ya da ‘bitkisel’ adı altında satılarak zayıflamayı vaat eden ürünlere kanmayın. Aksi taktirde bu ürünler karaciğer ve böbrekleri geri dönüşü olmayacak şekilde tahrip ederek hayati riske yol açabiliyorlar.

  1. Cerrahi öncesi iyi araştırın, multidisipliner yaklaşan merkezi tercih edin!

Obezite cerrahisinin multidisipliner olarak planlanması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Bilgi Baca şöyle konuşuyor: “Tedaviyi yapacak ekipte genel cerrahi uzmanı, diyetisyen, endokrinolog, psikolog, fizik tedavi uzmanı ve radyoloğun olması gerekir. Tercihen bu konuda merkezleşmiş kliniklerde tedavi yapılmalıdır. Ameliyata karar verme aşamasında hastanın bilgilendirilmesi, olabilecek komplikasyonlar ve takip süresi hakkında ayrıntılı bilgi verilmelidir.”

  1. Ameliyat sonrası takip sürecini baştan iyice öğrenin!

Obezite ameliyatı yapıldıktan sonra iş bitmiyor! Hastaların 3 ay aralıklarla en az 1,5 yıl takip edilmesi gerekiyor. Etkili sonuçlar alabilmek ve hastanın yeni hayatına, beslenme alışkanlıklarına kolaylıkla ayak uydurabilmesi için bu takiplerin kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bilgi Baca “Hastanın olası protein, vitamin ve mineral eksiklikleri ameliyat sonrası erken farkedilmeli ve tıbbi ekip tarafından önlem alınmalıdır. Hasta ameliyat sonrası ‘ameliyat oldum, artık kilo almam, iş bitti’ şeklinde yanılgıya düşmemeli sağlıklı ve dengeli beslenme ve egzersizle mutlaka kilo verme sürecini desteklemelidir. Aksi taktirde verilen kilolar hızla geri alınacaktır” diyor.

Yeniden hayat buldu

Yeniden hayat buldu

UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Süleymaniye’de bulunmasına karşın uzun yıllardır atıl durumda olan Sıra Dükkânlar, “İBB İstanbul Tasarım Müzesi” olarak yeniden hayat buldu! Sıra Dükkânlar, “İBB İstanbul Tasarım Müzesi” İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun katılımlıyla gerçekleşen törenle kapılarını açtı.

Plak dinletisinin, Burak Malçok ile Garip Ay’ın ebru performanslarının ve dükkân önü etkinliklerinin de gerçekleştiği açılış töreni, alternatif müziğin sevilen grubu Develer’in konseriyle sona erdi. İstanbul Tasarım Müzesi’nde, tarihî alanda konumlanan atölyelerde kaybolmaya yüz tutmuş zanaatların yanı sıra aydınlatmadan mobilyaya, tasarımdan kültür sanata geniş bir yelpazede saygın marka ve kurumlar İstanbullularla buluşuyor. Müze, sosyal mekânları; zanaatkâr, tasarımcı ve sanatçıları bir araya getiren dükkânları; atölyeleri ve etkinlikleriyle bölgeye değer katmayı hedefliyor.

Ateşli havaleyi tetikleyebilir!

Ateşli havaleyi tetikleyebilir!

Çocuklarda görülen solunum yolu enfeksiyonları kış aylarında havaların soğumasıyla birlikte artış gösteriyor. Enfeksiyonların en yaygın belirtilerinden biri olan ‘yüksek ateş’ ise ebeveynlerin yoğun kaygı duymalarına neden olabiliyor. Oysa yüksek ateş çocuklar için genellikle tehlikeli bir durum oluşturmuyor, tam aksine bağışıklık sisteminin enfeksiyonla savaşmasına katkı sağlıyor. Paniğe kapılan ebeveynlerin yüksek ateşi düşürmek için yaptıkları bazı hatalı uygulamalar ise yarar sağlamadığı gibi çocuğun sağlığını da tehdit ediyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehtap Acar, yüksek ateşin hastalık değil, vücudun savunma sisteminin yeterli çalıştığını gösteren bir yanıt olduğunu belirterek,  “Ancak özellikle üç yaş altındaki çocuklarda gelişen yüksek ateşte, bazı belirtilerde zaman kaybetmemek gerekir. Örneğin, ateş üç gündür devam ediyorsa, dirençli ise ve ateşin yanı sıra  halsizlik,  genel durum bozukluğu, kusma, baş ağrısı, ishal, öksürük, nefes darlığı, döküntü veya bilinç kaybı gibi bulgular  varsa, mutlaka  doktora  başvurulmalıdır” diyor.  Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehtap Acar, çocukların ateşi yükseldiğinde ebeveynlerin kaçınmaları gereken 7 hatayı anlattı; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu!

Dr. Mehtap Acar

Dr. Mehtap Acar

Soğuk suyla duş aldırmak

Çocuğa soğuk suyla duş aldırmak ateşi birden düşürerek hipotermiye neden olabiliyor. Dolayısıyla ateşli durumlarda soğuk değil, ılık duş aldırmanız çok önemli.

Buz ve buz torbalarıyla kompres yapmak

Yüksek ateşte buz ve buz torbalarıyla çocuğun eklem yerlerine kompres yapmaktan kaçınmanız gerekiyor. Zira, tıpkı soğuk duş gibi, buz ile yapılan uygulamalar da ateşi aniden düşürüp hipotermiye yol açabiliyor.

Sirke,  alkol,  kolonya kullanmak

Eklem yerlerine ıslak bez kompresini sadece normal ısıdaki bir suyla yapmalısınız. “Toplumdaki yaygın inanışın  aksine, sirke, alkol veya kolonya ile yapılan kompres ateşi düşürmediği gibi çocuğun sağlığını da tehdit eder” uyarısında bulunan Dr. Mehtap Acar, sözlerine şöyle devam ediyor: “Tümüyle yanlış olan bu geleneksel yöntem damarların büzülmesine neden olarak kan dolaşımını bozar. Bunun sonucunda ateşin daha da yükselmesine, hatta havaleye bile yol açabilir. Ayrıca alkol veya kolonya, bebeklerin ince olan ciltleri tarafından kolayca emildiği için alkol zehirlenmesi de gelişebilir”

Üşüdüğü için üstünü örtmek

Dr. Mehtap Acar, ateşli çocuğun üzerinin asla örtülmemesi gerektiğine işaret ederek, “Zira çocuğun ateşi daha da yükselebilir, çok daha önemlisi havale gelişebilir. Yüksek ateşte çocuğun üzerini örtmek yerine bulunduğu ortamın ısısı düşürülmelidir” diyor.

Yeterince su takviyesi yapmamak

Ateş yükseldiği zaman vücuttan sıvı kaybı arttığı için ateş daha da yükseliyor. Dolayısıyla çocuğunuz ateşlendiğinde bolca sıvı takviyesi yapmanız çok önem taşıyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Hemen ateş düşürücü vermek

Çocuk ateşlendiğinde (38,5- 39 dereceye kadar) ortamın serinletilmesi, ılık duş yaptırılması, üzerine ince kıyafetler giydirilmesi ve bol sıvı verilmesi çoğu zaman yeterli oluyor. Dr. Mehtap Acar, “Eğer ateş 38,5-39 dereceye çıkmışsa parasetamol ya da ibuprofen içeren ateş düşürücüleri mutlaka doktorunuzun önerdiği zaman vermeniz gerekir. Ateş düşürücü ve ağrı kesici ilaçlar  doğru kullanılmazlarsa, karaciğer enzimlerinin yükselmesi ya da toksisite gibi bazı yan etkileri ortaya çıkabilir. ” bilgisini veriyor. Ayrıca çocuklarda  ateş düşürmeye yönelik olarak kullanılan asetilsalisilik asit etken maddeli ilaç da Reye Sendromu’na neden olabildiği için ateş durumlarında asla kullanılmamalıdır” diye konuşuyor.

Ateş düşmüyorsa antibiyotiğe başlamak  

Çocuklarda özellikle kış aylarında görülen solunum yolu enfeksiyonlarının sebebi çoğunlukla virüsler oluyor, dolayısıyla genellikle antibiyotik kullanımına ihtiyaç duyulmuyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehtap Acar, çocuğun her ateşi yükseldiğinde ebeveynlerin gelişigüzel antibiyotik vermekten kaçınmaları gerektiğini vurgulayarak, “Antibiyotik tedavisine mutlaka çocuk doktorunun önerisi doğrultusunda başlanmalı. Gelişigüzel kullanıldıklarında yarar sağlamadıkları gibi antibiyotik direnci de gelişebilir. Bazı antibiyotikler alerjik reaksiyon, mantar enfeksiyonları, midede rahatsızlık, çok daha kötüsü mide kanamasıyla sonuçlanabilir. Ayrıca ibuprofen içeriğine sahip olan ve soğuk algınlığı ile gribe yönelik kullanılan ilaçlar karaciğerde hasara yol açmak gibi yan etkiler oluşturabildikleri için dikkatli olmak gerekir” bilgisini veriyor.

“Gezegenimize faydalı olma amacıyla sürdürülebilirlik kapsamında çeşitli projeler üretiyoruz”

Volkan Gökay “Gezegenimize faydalı olma amacıyla sürdürülebilirlik kapsamında çeşitli projeler üretiyoruz”

Pause Dergi olarak turizm sektörüne yön veren isimlerle yaptığımız röportajlara devam ediyoruz. Bu ay ki konuğumuz Duja Hotels Satış ve Pazarlama Koordinatörü Volkan Gökay oldu. Keyifle okumalar.

Turizm sektöründe gelecek beş yıl içinde ne gibi değişiklikler bekliyorsunuz?

Turizm, seyahat edenlerin farklı beklentilerine hitap eden zenginlikleriyle, ülkemiz için günümüzde oldukça önemli bir sektördür ve gelecekte de önemini artırarak sürdüreceği apaçık ortadadır. Giderek artan turist sayısının yanı sıra sürdürülebilirlik alanındaki gelişmeler, temel anlamda yön belirleyici olacaktır. Bundan dolayı çevreye duyarlı işletmelerin sayısı artacaktır. Biz de Duja Hotels olarak sürdürülebilirlik çalışmalarını gönülden destekliyor, sürdürülebilir turizm sertifikalarımızla hizmet vermeye devam etmekten ve tüm aşamalarda sertifika sürecini tamamlamış olmaktan gurur duyuyoruz. Biliyoruz ki, bu anlayışla geliştirilen vizyonun, yapılan plan ve politikaların, alınan kararların her zaman isabet derecesi yüksek olacaktır.

Volkan Gökay

Sürdürülebilir turizm uygulamaları gelecekte daha da önem kazanacak mı? Bu konuda ne gibi adımlar atmayı planlıyorsunuz?

Gelecek kuşakların da bizimle aynı gereksinimlerini karşılayabilmeleri için turizm sektörü ‘sürdürülebilirlik’ prensibi ile yönetilmelidir. Bu gereksinimleri basitçe; Etkileşim içinde bulunduğumuz ya da bulunmadığımız çevrenin bozulmadan veya değiştirilmeden korunması, kültürel bütünlüğün ve ekolojik dengenin korunması, biyolojik çeşitliliğin ve yaşam sistemlerinin gelecek yıllarda da korunacak şekilde idame ettirilmesi olarak sayabiliriz. Gezegenimize faydalı olma amacıyla sürdürülebilirlik kapsamında çeşitli projeler üretiyoruz. Otellerimizde doğal kaynakların azalmasını ciddi oranda önlemek, enerji tasarrufu sağlamak, çevrenin korunmasına katkı sunmak ve ekonomiye katkısı sayesinde güçlü bir ekonomi oluşmasına yardımcı olmak amaçları ile hareket ediyoruz. Sürdürülebilirliğin sağlanması, dünyanın yaşamı desteklemeye devam etmesine imkan verecektir. ‘Sürdürülebilir turizm’ sektörümüzde sadece bir akım olarak kalmamalıdır.  Sektördeki var oluşu devam ettirebilmek ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak adına tüketicileri sürdürülebilir turizm hakkında bilgilendirerek hepimiz harekete geçmeliyiz. Sürdürülebilirlik ile ilgili en yeni ve önemli yatırımımız ise Denizli’de yer alan GES projemiz. Bu sayede kendi otellerimiz kendi enerjilerini üretiyor ve kullanıyor.

Teknolojik gelişmeler turizm sektörünü nasıl etkileyecek? Bu gelişmelere nasıl adapte olmayı planlıyorsunuz?

Turizm sektöründeki başarımızı arttırmamız, stratejik bir yaklaşım içerisinde doğru kararlar alıp planlı hareket ettiğimiz sürece mümkün olacaktır. Bunun için geçmişi doğru okuyarak geleceği doğru tahmin etmemiz gerekiyor. Dijital pazarlama tekniklerini müşteri ilişkileriyle harmanlayarak, değişimi yakalamaya devam ediyoruz. Dijitalleşmeye daha fazla yatırım yaparak internet ve mobil teknolojileri etkin bir şekilde kullanmayı hedefliyoruz. Bu sayede seyahat severlere daha iyi hizmet sunarak trendleri yakından takip edip pazardaki yerimizi korumuş olacağız.

Volkan Gökay

Gelecekte turistlerin tercih ettiği destinasyonlar ve tatil deneyimleri nasıl değişecek? Bu değişimlere nasıl uyum sağlamayı planlıyorsunuz?

Geleneksel olarak popüler olan destinasyonlar, artan rekabet ve sürdürülebilirlik endişelerine rağmen popülerliğini korumaya devam edecektir. Bununla beraber, daha az popüler olan destinasyonlar, daha özgün ve benzersiz deneyimler sunmaları nedeniyle daha fazla ilgi görecektir. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte, turistler daha fazla kişiselleştirilmiş deneyimler talep edecekler. Artırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik ve yapay zeka gibi teknolojiler, turistlerin istedikleri destinasyondaki yerleri önceden deneyimlemelerini, gerçekte mümkün olmayan aktivitelere katılmalarını veya farklı kültürleri daha yakından tanımalarını sağlayarak, kişiye özel deneyimler sunmayı mümkün kılacak. İşte bu yüzden dijitalleşmeye yatırım yapmak için çalışmalarımız devam ediyor.

Dijital pazarlama ve online rezervasyon sistemleri turizm sektöründe ne kadar önemli? Bu alanlarda yapmayı düşündüğünüz iyileştirmeler nelerdir?

Dijital pazarlama, turizm işletmelerine daha geniş bir kitleye ulaşma imkanı sunuyor. Birçok işletme, internet ve sosyal medya gibi kanalları kullanarak potansiyel müşterilerine hızlıca ulaşıyor. Reklam ve pazarlama işin içine girerek daha etkili bir iletişim stratejisiyle hedef kitleye özel mesajlar ulaştırıyor. Bunun en basit örneği de, sosyal medya üzerinden verilen reklamlardır. Online rezervasyon sistemleri, işletmelere daha verimli bir rezervasyon süreci sunar. Müşteri ve işletme arasında kurulan bu bağ müşteri memnuniyetini arttırarak işletmenin sürdürülebilirliğini sağlar.

Turizm sektöründe rekabetin daha da artması bekleniyor. Bu rekabete karşı nasıl bir strateji izlemeyi planlıyorsunuz?

Rekabet her ne kadar olumsuz bir ortam yaratıyormuş gibi gözükse de akıllıca kullanıldığında avantaj sağlayabilir. Bildiğiniz üzere turizm sektörü diğer ekonomik sektörlere göre çevresel kaynakların en çok kullanıldığı sektördür. Bunun yanı sıra turistik talebi yönlendiren etkenlerin başında destinasyonun sahip olduğu çevresel kaynaklar da gelmektedir. Bu kaynakların zenginliği destinasyona turisti çeken bir avantaj olarak değerlendirilebilir. Bu sayede turizm destinasyonunun sahip olduğu ve hedef kitlenin motivasyonunu artıran çevresel değerler korunurken, çevreye duyarlı yeni ürünler geliştirilerek ürün çeşitliliği arttırılabilir. Biz de rekabet ortamının avantaj açısından sürdürülebilirliğini korumak adına, destinasyonun pazarlanmasında mevcut kaynakların tanıtımı kadar ziyaretçi deneyimlerini de planlamalarımıza dahil ediyoruz.

Volkan Gökay

Turizm sektöründe sürdürülebilir büyüme için işbirliği ve ortak projeler önemli mi? Bu konuda neler yapıyorsunuz?

Turizm sektöründe şirketlerin sürdürülebilir ve yenilenebilir enerji kaynaklarını destekleyen bir prensibe sahip olmaları ve gerekli sorumluluğu almaları, her geçen daha da önem kazanıyor. Duja Hotels olarak çevresel etkileri yönetmek, sürdürülebilir ve yenilenebilir enerji kullanımını desteklemek amacıyla turizm sektöründeki paydaşlarımızla iş birliği ve ortak projeler yürütüyoruz.  Daha önce yaptığımız iş birlikleri gibi yeni anlaşmalar her iki taraf içinde turizm sektöründe olumlu izlenimler bırakıp turist sayısındaki artışa sebep olacaktır.

Turistlerin beklentileri ve tatil deneyimlerindeki trendler hakkında nasıl bilgi sahibisiniz? Bu bilgileri nasıl takip ediyor ve kullanıyorsunuz?

Yeni nesil turizm stratejileri ile birlikte dijitalin önemi günümüzde göz ardı edilemeyecek bir noktaya geldi. Turizm sektöründeki dijitalleşme bize teknoloji ve turizmi birleştirerek uzun bir yol haritası çizdirdi. Takip ettiğimiz dijital trendlerden bahsedecek olursak; kişiselleştirme, veri odaklı yaklaşım, mobil entegrasyona bağlı olmak, gerçek zamanlı planlama, yapay zeka, mesajlaşma platformları ve chatbotlar, nesnelerin interneti bunlardan sadece birkaçı. Turizm sektöründe iş yapış biçimlerini değiştiren bu teknolojik gelişmelerin farkında olmak dönüşümde geri kalmamak adına önem taşıyor. Duja Hotels olarak sürekli kendini yenileyen ve gelişen dünyada var olabilmek için teknolojiyi hayatımızın merkez noktasına alıyor, daha iyi bir hizmet verebilmek için çok çalışıyoruz.

Dijital çağda fiziksel alışverişin evrimi

Dijital çağda fiziksel alışverişin evrimi

Dijitalleşme, günlük hayatımızda birçok alanda derin ve kalıcı bir etki yaratıyor, yaratmaya da devam edecek. İletişimden bilgi erişimine, çalışma hayatından eğlenceye kadar birçok alanda hayatımızın evrilmesine neden olurken alışveriş alışkanlıklarımız ve deneyimlerimiz üzerindeki etkisi de tartışılmaz. Evimizin rahat ve sıcak ortamında, koltuğumuzda otururken birkaç tıklama ile dünyanın her yerinden ürün satın alabiliyoruz. Ancak dijitalleşmenin bize yaşattığı bu alışveriş deneyimine, rahatlığa ve pratikliğe rağmen fiziksel mağazalardan alışveriş yapmaktan da vazgeçemiyoruz. Bu makalede, tüketicilerin alışveriş kanalı tercihlerinin arkasında yatan dinamikleri ve fiziksel alışverişin kaybolmayan cazibesi ile nasıl evrimleştiğini inceleyeceğiz.

 “Güven” dijital alışveriş için hala bir bariyer

Öncelikle tüketicilerin alışveriş kanallarını nasıl değerlendirdiklerine bakacak olursak, Ipsos‘un Türkiye genelinde 1.205 kişiyle gerçekleştirdiği “Online Shopper 2023” çalışmasının raporuna göre tüketiciler online alışverişi pratik, ekonomik, stressiz ve keyifli bulurken, fiziksel mağazalardan yapılan alışverişi sorunsuz ve güvenilir olarak değerlendiriyorlar. “Güven” hala dijital alışverişte bir bariyer olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye’de toplumun yarıya yakını güven sorunundan dolayı internetten alışveriş yapmaya çekiniyor. Tüm teknolojik gelişmelere ve güvenlik önlemlerine rağmen bu tutum seneler içinde çok da değişmedi. Ipsos’un “Türkiye’yi Anlama Kılavuzu 2022” raporuna göre 2018 yılında internetten alışveriş yapmaya çekinenlerin oranı yüzde 46 iken 2022 yılında sadece 3 puanlık bir düşüşle yüzde 43 olarak gerçekleşti. Internet alışverişine karşı çekimser olma durumu sadece Türkiye’ye özgü de değil; dünyada da sebepleri farklı olsa da internet alışverişine karşı çekimser bir kitle var. Ipsos’un “Global Trends 2023” raporuna göre her 10 kişiden 4’ü online alışverişi fiziksel mağazalardan yapılan alışverişe göre daha zor buluyor.

Fiziksel mağaza demek gezmek demek, dokunmak demek

Peki tüketicileri online alışverişe ya da fiziksel mağazalardan alışverişe yönlendiren şey ne? Ipsos‘un “Online Shopper 2023” raporuna göre fiziksel bir mağazaya gitmek yerine online alışverişi tercih etmedeki en temel motivasyonlar evden çıkılamayan zamanlarda ürünlerin kapıya gelmesi, 7/24 alışveriş yapma olanağı, ürünleri taşımak zorunda kalmamak, sipariş takibinin kolay olması, ürünlerin fiyatlarının anlaşılır ve net olması, sepette ek indirim ya da kupon / kod gibi fırsatlar sunulması, ürün ve fiyat çeşitliliğinin olması. Yine aynı raporda, fiziksel alışverişin başlıca motivasyonları ise ürünleri yakından görme, dokunma, inceleme fırsatı, teslimatı beklemek zorunda kalmama, mağazada gezip dolaşmanın keyfi ve kargo / teslimat ücreti ödememe olarak karşımıza çıkıyor.

Fiziksel mağazalar alışverişi bir deneyime dönüştürme konusunda benzersiz bir avantaja sahip. Mağazalar, atmosferleri, müzikleri, ürün düzenlemeleri ve genel sunumlarıyla tüketicilere online kanalların sunamadığı bir deneyim sunuyor. Son trendlere baktığımızda, birçok fiziksel mağazanın teknolojiyi kullanmaya başladığını görüyoruz. Artırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik ve yapay zeka gibi teknolojiler, mağazaların tüketicilere daha interaktif ve kişiselleştirilmiş bir deneyim sunmasını sağlıyor. Bu tür yenilikler fiziksel mağazaların, online alışverişin sunduğu rahatlıkla rekabet etmelerine yardımcı oluyor.

 Fiziksel mağazacılık ölüyor mu?

Zaman zaman “Fiziksel mağazacılık ölüyor mu?” sorusu gündeme geliyor. Hayır elbette ölmüyor ancak farklılaşıyor. Pandemi dijital alışverişin kapılarını ardına kadar açsa da, pandeminin ortadan kalkması ile birlikte tüketiciler fiziksel mağaza alışverişine dönüş yaptı. Ipsos’un 15 ülkede 10.017 kişiyle yaptığı araştırmanın sonuçlarını içeren “Essentials 2022” raporuna göre, tüketiciler alışveriş zamanlarının önemli bir kısmını (kategoriye bağlı olarak yüzde 38 ile yüzde 74 arasında değişmektedir) fiziksel mağazalarda (gezinme, araştırma, satın alma) geçiriyor. Satın aldıkları ürünlerin de yüzde 29 ile yüzde 77’sini fiziksel mağazalardan alıyorlar.

Fiziksel mağazalar duyusal bir deneyim sunuyor

Fiziksel mağazaların rolü ülkeden ülkeye, kültürden kültüre, kategoriden kategoriye ve kanaldan kanala büyük farklılıklar gösteriyor. Ancak geleneksel olarak fiziksel mağazaların tarihsel rolü keşfetme, sergileme, gösterim, işlem ve belki de bazı satış sonrası hizmetler etrafında toplanmış olup, tüm bunlar değişken bir müşteri deneyimine yol açıyor. Perakendecilerin veya markaların bakış açısından fiziksel mağazalar hem satış hem de pazarlama hedeflerine hizmet etse de, alışveriş yapanların bakış açısından mağazalar bir dizi işlevsel, deneyimsel ve insani amaçlara hizmet ediyor. Fiziksel mağazaların bu rolleri zaman içinde genişlemiş olup müşterilerin marka deneyimi tüm bu yönlerden etkileniyor. Fiziksel mağazalar, artırılmış gerçeklik ve sanal gerçeklik gibi dijital araçların tam anlamıyla sağlayamadığı bir şekilde içine çeken, etkileyici, eğlenceli ve duyusal bir deneyim sunma yeteneğine sahip. Bu, özellikle dokunma, koklama ve tat alma duyularını aktive etmesiyle meydana gelen bir durum (görme ve işitme dijital olarak taklit edilebilir). Böylece beş duyunun tümüne de sesleniyor diyebiliriz. Ürünlere dokunma, fiziksel temas kurma ve deneme üst yaş grupları için ve taze meyve-sebze ve giyim gibi belirli kategoriler için özellikle önemli.

Diğer yandan, dijital ve fiziksel alışverişin birbirine rakip değil, birbirini tamamlayıcı olduğu inkar edilemez bir gerçek. Her iki kanalın da kendi benzersiz avantajları ve dezavantajları var ve bu nedenle genellikle farklı alışveriş ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Bu iki kanalın birbirini tamamladığı birçok örnek var. Birçok tüketici, online olarak araştırma yapmayı ve daha sonra fiziksel mağazadan satın almayı tercih ediyor (“webrooming”). Öte yandan, bazı tüketiciler de bir mağazada bir ürünü denemeyi ve daha sonra online olarak daha iyi bir fiyata bulmayı tercih ediyor (“showrooming”).

 

Sonuç

Fiziksel mağazalar elbette ortadan kalkmayacak, ancak rolü evrim geçiriyor ya da dönüşüyor diyebiliriz.  Ticaret kanallarının bol olduğu, fiziksel ve çevrimiçi alışveriş arasındaki sınırların bulanıklaştığı ve alışverişin bir yer olmaktan çok bir aktivite haline geldiği bir dünyada, fiziksel mağazaların evdeki alışverişin rahatlığından daha fazla kişisel alışveriş yapma sebebi sunması gerekiyor. Ve bu sebepler işlevsel, deneyimsel ve insani bir kombinasyonla bütünleşmeli. Temel olarak işlemsel bir alan olmanın ötesine geçen fiziksel mağazalar, tüketicilerin ticaret ekosistemi ihtiyaçlarını karşılamak için rollerini, formatlarını, deneyimlerini ve operasyonlarını geliştirmeye devam etmeli. Öngörülü perakendeciler ve markalar fiziksel mağazalara yeni bir perspektifle bakıyorlar. Mağaza ziyaretlerinin, marka hikayelerini pekiştirmek, deneyimler aracılığıyla izlenimler yaratmak ve dönüşüm sağlamak için bir fırsat olduğunu anlıyorlar. Fiziksel mağazalar, müşterilerin kesintisiz ekosisteminin bir parçası, dijitalden ayrı tutulamaz. Bu, perakendecilerin ve markaların ayrı ayrı çalışan fiziksel ve dijital ekipler yerine birleşik operasyonlara bakmaları gerektiği anlamına geliyor. Tüketicilerin ticaret ekosistemlerini derinlemesine anlamak, çok kanallı müşteri yolculuklarını haritalamak, tasarlamak ve ardından ölçümlemek önemli. Bu da, alışveriş yapanların kanallar arasında nasıl gezindiğini anlamak ve farklı kategoriler için fiziksel mağazanın rollerini yeniden değerlendirmek anlamına geliyor. Fiziksel mağazanın rolleri dönüşürken, modellerin, deneyim tasarımının, uygulamanın, ölçümün ve yönetimin de dönüşmesi gerekiyor.

Yazan: Beste Yıldız

Ipsos Stratejik Araştırmalar Bölüm Lideri ve İcra Kurulu Üyesi 

Sevcan Yaşar; İlhamını hayattan alıyor!

Sevcan Yaşar; İlhamını hayattan alıyor!

‘Miss Model of the World’ tacını oyunculukla değiştiren Sevcan Yaşar, yaşamdan aldığı ilhamla kariyer yolculuğunu sürdürüyor. Orkestra şefi İrsel Çivit’le mutlu bir evliliği olan Yaşar, şimdilerde hem senaryo yazıyor hem de şan dersleri alarak müzikle ilişkisini güçlendiriyor

RÖPORTAJ: NAZAN ORTAÇ

‘Miss Model of Turkey’ ve ‘Miss Model of the World’ birincisi Sevcan Yaşar, modellik kariyerinden oyunculuğa geçişini, Çin’de edindiği deneyimleri ve hayatındaki dönüm noktalarını anlattı. Biyoloji eğitimi alan Yaşar, nasıl oyunculuğa yöneldiğini de paylaşırken, İrsel Çivit ile mutlu evliliği ve müzikle ilgili sorularımıza da yanıt verdi. Senaryo yazmaya başlayan Sevcan Yaşar, gelecek projeleri ve kariyer hedefleri hakkında da ipuçları verdi.

Oyunculuk kariyerinize başlamadan önce Miss Model of Turkey ve ardından Çin’de Miss Model of the World birincisi oldunuz. Bu deneyimler sizi nasıl etkiledi ve oyunculuğa nasıl bir katkı sağladı?

Çin benim ilk yurt dışı deneyimimdi. Orada 66 ülkeden çok farklı insanlar tanıma fırsatım oldu. Ayrıca organizasyon içinde neredeyse her ülkeden farklı meslek gruplarından insanlar tanıma ve sohbet etme fırsatı buldum. Bunlar bana dünyanın işleyiş tarzına, koşullarına, yaşam tarzlarına ve karakterlere nasıl etki ettiğiyle ilgili çok farklı bakış açısı kazandırdı. Tabi ki bu zenginlik oyunculuğuma ve bana büyük katkı sağladı.

Sevcan Yaşar

Ege Üniversitesi’nde Biyoloji Bölümü’nü bitirdikten sonra neden oyunculuğa yönelmeye karar verdiniz?

Oyunculuk, cesaret edemediğim çocukluk hayalimdi. Ailemde genelde doktorlar ve öğretmenler sıklıkta olduğu için Anadolu Lisesi’nde matematik okudum. Ardından da biyoloji geldi. Bu sırada tiyatro seçen arkadaşlarıma özeniyordum tabii. Neyse ki biyoloji diplomasından sonra tekrar sınavlara girip tiyatro okuma fırsatı buldum. O sıralar hem ATV’de ‘Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz’ da oynuyor, hem oyunculuk okuyordum. Zaten mesleğimi yapabiliyorken tiyatro okumaya devam etme nedenim de her zaman öğrenecek bir şeylerin olduğunu düşünmemdi. İnsanların mutlu oldukları, yetenekleri olan mesleği yapmalarının doğru olduğunu düşünüyorum.

İstanbul’a yerleşme kararınızın arkasındaki nedenleri ve bu süreçte yaşadığınız deneyimleri paylaşabilir misiniz?

Yarışmayı kazandıktan sonra oyuncu olabilmek için bir menajer buldum. Çin’de birinci olmam bir avantaj oldu. İstanbul’a daha önce hiç gelmemiştim. Sektörden tanıdığım kimse yoktu. Fakat denemeliydim. Henüz yirmi yaşındaydım. Yarışmadan kazandığım parayla emlakçı, çok iyi kalpli yaşlı bir kadının evinin bir odasını tutabildim. Yaşamsal giderler dışında tüm paramı eğitim için kullanıyordum. Sadece bir şişme yatağım ve antenli küçük bir televizyonum vardı. Hiç TV izlemezdim. O zaman da kapalı siyah ekrana bakıp kendimi hayal ederdim. İlk deneme çekimimde başarılı olup ilk işime girdim; ‘Kayıp Şehir’e. TV’yi o zaman kendimi izlemek için açtım işte. Sonrası geldi. O zamanki cesaretimin babamdan geldiğini düşünüyorum. Çok destek oldu.

Farklı türlerdeki projelerde yer almanıza rağmen, hangi türdeki karakterlerle daha fazla özdeşleştiğinizi düşünüyorsunuz ve neden?

Hayatımızda dönem dönem yeni öğrendiklerimizle, yeni karşılaştığımız deneyimlerle hiç bilmediğimiz yönlerimizi keşfedebiliyoruz. Bu özellikle zorlu seçimlerimizde kendimize, seçtiklerimize şaşırarak oluyor. Dizi ve filmlerde de öyledir. Bir karakter iyi ve kötü arasında seçim yaptığı zaman sıkıcıdır. İki kötü ya da iki iyi şey arasında yaptığımız zorlu seçimler kaderimizi belirler. Bu derece sürekli keşfettiğimiz değişken ve karışık bir yapımız varken, empati kuruyorum. Fakat oynadığım bir karakterle özdeşleştiğimi söylemek çok zor.

Sevcan Yaşar

EŞİM, DAHA İYİ YÖNLERİMİ KEŞFETMEMİ SAĞLADI

İki yıl önce müzisyen İrsel Çivit ile evlendiniz. Evlilik öncesi ve sonrasında hayatınızda bir değişim hissettiniz mi? Bu değişim hem kişisel yaşantınıza hem de kariyerinize nasıl yansıdı?

İrsel, evet birçok enstrüman çalıyor fakat iş tanımı composer ve maestro. Yani besteci ve orkestra şefi. Dizi ve film müzikleri yapıyor. İrsel daha iyi yönlerimi keşfetmemi sağladı. Hayattaki en büyük şanslarımdan biri onu tanımış olmak diyorum. Bunu romantik bir yerden söylemiyorum. Dünyada iyi ve kötü insanların olduğunu ve kendi değerimi de beraberinde fark ettiğim bir dönemde hayatıma girdi ve iyi kalmak için çaba harcayan, fedakârlık yapabilen insanların da olduğunu görmek umut verdi. Bu; beni daha sabırlı ve sakin yaptı. Mesleğimde de en büyük destekçim oldu. Hayatıma gelen huzur elbette mesleğime de yansımıştır.

Eşinizle birlikte müzikle ilgili ortak projeler düşünüyor musunuz?

Aslında profesyonel bir şey düşünmüyorum tabii ki. İrsel’le biz evde sürekli çalıp söylüyoruz zaten. Belki bir gün sizinle de paylaşırız. Güzel bir anı olurdu. Fakat sesimi kullanmakta çok çekingenim. Bugünlerde şan dersleri alıyorum. Son dönemde her ne kadar oyuncu seçimleri çoğunlukla buna göre olmasa da, bir oyuncunun her yaşta, her konuda kendini donatmasının, oyunculuğu istemenin kendisinden daha önemli olduğunu düşünüyorum.

Kariyerinizde karşılaştığınız zorluklardan birini veya bir dönüm noktasını bizimle paylaşabilir misiniz?

Pandemi dönemi benim için zordu. İşimi yapmadığım zaman kıyıya çekilmiş kayık gibi hissediyorum. Yaşam amacım elimden alınmış gibi geliyor. Fakat o dönem yıllardır ertelediğim yazma işine girişmek zorunda kaldım ve bu benim için büyük keşif ve dönüm noktası oldu. Şimdilerde senaryo yazıyorum ve oldukça keyif alıyorum.

Sosyal medya ve hayranlarınızla etkileşiminiz hakkında düşüncelerinizi alabilir miyiz? Sosyal medya platformları üzerinden paylaşımlarınızı nasıl yönetiyorsunuz?

Sosyal medya işimden dolayı içinde olduğum bir yer. Aslında birçok insan gibi ben de kirli olduğunu düşünüyorum. Kötü haberlerden çok etkilenip çok üzüldüğüm için sınırlı süre vakit geçiriyorum. Hayranların yazdıkları güzel şeyler de mutlu ediyor tabii. Örneğin; bir davete motivasyon konuşmacısı olarak gittim. Anlattıklarımdan mutlu olup teşekkür eden insanlar yazdığında ben de motive olup işime daha çok sarılıyorum. Paylaşımları nasıl yapacağımı bu yıla kadar bilmiyordum. Fakat biraz destekle nasıl yönetileceğini anladım ve uyguladım. Yine de zaman zaman on beş yirmi gün yok olmak, kendimle ilgilenmek hoşuma gidiyor.

Gelecek projeleriniz ve kariyer hedefleriniz hakkında bizi bilgilendirir misiniz? İleride izleyicilere neler sunmayı planlıyorsunuz?

En son ‘Yalı Çapkını’nda oynadım. Gelecekte nasıl bir rol gelir bilemiyorum fakat aynı anda hem dram hem komedi oynayasım var. Her oyuncu gibi bende birikmiş duygularım için çıkış rolü arıyorum. Bizde hayattaki yeni deneyimler, duygular hemen herkesle paylaşılması gereken hazine gibi. Diğer yandan yazıyorum. Gelecek beni çok heyecanlandırıyor. Birlikte göreceğiz.

Düğünde tercihi kendi tasarımı oldu

Düğününüzde giydiğiniz pantolon takımı çok beğendim; radikal bir seçim yapmışsınız. Bu stil tercihinizi anlatır mısınız?

Teşekkür ederim. Gelinlik seçme dönemlerini bilirsiniz, birden önünüzde on tane seçenek olur ve onları da yüz taneden on taneye indirmişsinizdir. Birkaç tasarımcı arkadaşımızla konuştuk. Fakat içime sinmedi. Hep istedikleri bir dokunuş yaparlar çünkü. Ben tamamen kendi zevkime göre olsun istedim. Bir gün giydiğim takımın benzerini Pinterest de gördüm. Fransız esintileri, feminist yanımı okşayan pantolon beni kilitledi. Kısmen değiştirerek işinin ehli bir terziye gönderdim. Ne istediğimi söyledim. Sadece verdiğim ölçülerimle iki günde dikti. Gidip provada düzeltmeleri yaptık. Aynı gün bitirdi, alıp geri döndük. Saç aksesuarını aldığım yerden iki farklı modelin birleştirilmesini istedim farklı şekilde kullandım. Aslında kendi tasarımımı giymiş oldum. Daha özeli olamazdı. Kendi çizdiğim parçalar var. Belki aynı kişiyle ilerde bir çalışma yapmayı da düşünüyorum.

KÜNYE:

Fotoğraflar: Murat Arık @amuratarik

Saç-Makyaj: Tolgahan Karataş @tolgahankaratas

Menajer: Buket Kahraman @buketkahramantm

PR: @bgpragency; Begüm Kılıç @begkilic, Nur Eriş Kuran @nureriskuran