Kadın hakları için daha fazla işbirliği

Kadın hakları için daha fazla işbirliği

Kadın hakları için daha fazla işbirliği

Bengi Vargül Şen

Bu yıl 8 Mart Dünya Kadınlar Günü tüm dünyada ve ülkemizde pandeminin yarattığı zorlukların gölgesinde kutlanıyor. Pandeminin yarattığı sağlık krizi ve ekonomik krizde en fazla etkilenen toplumsal grupların başında kadınlar geliyor. Kadınlar sağlık çalışanları olarak pandemiyle mücadelenin en ön saflarında yer alırken, ekonomik daralma da kadınların uzun yıllar boyunca elde ettiği kazanımları geri götürme riskini beraberinde getiriyor.

Bazı verilere bakarsak, Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nin 2019’da yayınladığı istatistiklere göre dünya çapında yapay zekâ ve veri analizi profesyonellerinin sadece yüzde 26’sı kadın. Dünyanın 39 ülkesinde kız ve erkek çocukları mirastan eşit pay almıyor. Dünya kadınlarının yüzde 30’u partnerleri tarafından fiziksel ve/veya cinsel şiddet gördüklerini ifade ediyor. Toplumsal eşitliğin en yüksek düzeyde olduğu ilk 5 ülke; İzlanda, Norveç, Finlandiya, İsviçre ve Nikaragua. Toplumsal eşitliğin en düşük düzeyde olduğu ilk 5 ülke; Yemen, Pakistan, Irak, Suriye ve Çad. Dünya çapında bugünkü koşulların sürdüğünü varsayarsak, toplumsal eşitliğe 99.5 yıl sonra ulaşabileceğiz. Küresel iş gücüne katılım oranı kadınlar için yüzde 63, erkekler için yüzde 94. Fortune 500 şirketlerinin yüzde 6.6’sında kadın CEO görev yapıyor. Dünya çapında yüzde 41 oranında kadın, doğum yardımı alıyor. Kadınların ev işlerine (ücretsiz) olarak katılımı erkeklerin 3 katı daha fazla. Dünyada kadın parlamenter oranı 2020 yılında 24.9 oranında gerçekleşti. Dünya çapında çocuklarıyla yalnız yaşayan ebeveynlerin yüzde 84’ü kadın. Dünyada film yapımcısı kadın oranı yüzde 21.

Kadın ve erkeğin hak ve özgürlüklerde, fırsatlara erişimde ve temsilde eşitliği esastır. 21. yüzyılda sürdürülebilir kalkınmayı tam anlamıyla başarmış bir ülke olmak için toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamalıyız. Toplumsal cinsiyet eşitliği demokrasi ve kapsayıcı büyümenin de vazgeçilmez bir unsurudur.

Teknolojik dönüşüm odağında dünya ve ülkemiz yepyeni bir dönemin içinden geçiyor. Bu dönüşüm, toplumsal cinsiyet uçurumunu kapatabilmek için mutlaka değerlendirilmesi gereken bir fırsat sunuyor. Kadınları ve kız çocuklarını dijital becerilerle güçlendirmek, teknolojinin dönüştürdüğü geleceğin işlerinde kadınların eşit yer almasını sağlamak hedefiyle eğitim ve işgücü politika ve eylemlerini önceliklendirmek gerekiyor.

Bir diğer önemli sorun olan kadına yönelik şiddet konusunda da şiddete sıfır tolerans anlayışının toplumda yerleşmesi, mevcut yasalar ve hukuksal yaptırımların etkili şekilde uygulanması gerekiyor. Kadınların güven içinde yaşadığı, güçlendiği ve toplumu da güçlendirdiği bir iklimi yaratabilmeliyiz.

Bu sorunların temelinde bir zihniyet dönüşümünün gerekliliği yatıyor. Çözüm için devlet, özel sektör ve sivil toplumun birlikte hareket etmesi gerekiyor. Toplumsal farkındalık ve zihniyet dönüşümü için bu konuların gündemde tutulması, iyi örneklerin çoğaltılması önem kazanıyor. İletişimciler, bu alanda yapılan çalışmaların çarpan etkisinin artması için daha fazla rol üstlenebilir. Bu dönemde farklı disiplinlerde çalışan uzmanların işbirliğine her zamankinden daha fazla ihtiyacımız bulunuyor.