Aşkın ve tutkunun izinde bitmeyen sevdalar…

Şehnaz Tuna

Çapraz Hayatlar Düz Cevaplar isimli öykü kitabımın düzeninde önce yazdığım hikâye sonra bu hikâyede işlenen temaya dair kaleme aldığım deneme yazım yer alır. Kitabımın birinci öyküsü “aşk”tı. Toplam 17 tema arasında yazmakta en çok zorlandığım tema aşk oldu. Ben de çözümü aşkı “hem hastalıktır hem şifa… bazen ödüldür bazen ceza… kimini mutluluktan uçurur, kimini hüzünden çökertir… en derin uykuların mimarı, uykusuz geçen gecelerin bekçisidir…” tarzında dikotomiler üzerinden tarif etmekte buldum.

Aşk… Herkesin hayatına bir şekilde dokunan, bazen coşku, bazen hüzün, bazen de yeniden doğuş anlamına gelen bir duygu. Aşkı anlatmak zordur çünkü kendi içinde pek çok çelişki barındırır: Hem yakıcıdır hem iyileştirici, hem geçicidir hem kalıcı, hem bireysel hem evrensel. Bu karşıtlıklar aşkın aynı anda hem güç hem de kırılganlık taşıyan yapısını oluşturur. İşte belki de bu yüzden aşk insanoğlunun en büyük sınavlarından biri olarak varlığını sürdürür.

Aşkı sadece çelişkilerle tanımlamak eksik kalır. Çünkü aşk kendi içinde taşıdığı tutkuyla asıl anlamına kavuşur. Tutku aşkın en sadık yol arkadaşıdır. Onsuz aşk sıradan bir yakınlığa dönüşür; tutkuyla birleştiğinde ise insanın yaşam gücünü arttıran, hayallerini besleyen ve ona yeni yollar açan bir deneyime dönüşür. Tutkulu aşk insanın kendini yeniden keşfettiği bir ayna gibidir. Elbette tutku yalnızca aşka özgü değildir. Bir sanatçının eserine duyduğu bağlılık, bir yazarın kalemine her gün yeniden sarılması, bir sporcunun sahadaki inadı… Bu tarz sevdalar zamanla solmaz aksine yıllar geçtikçe daha da güçlenir. Bitmeyen sevdalar bir yandan yaşamın iniş çıkışına göğüs gererken bir yandan da insana kendini tazeleme ve daha parlak bir ışıkla yoluna devam etme imkânı verir. Bir insanın sabah uyandığında hâlâ heyecanla düşündüğü bir işi, hobisi ya da ideali olması… İşte bunlar bitmeyen sevdanın en somut hâlleridir. Bu tür sevdalar insana yalnızca mutluluk değil aynı zamanda yön, enerji ve anlam da kazandırır.

Yıllar geçtikçe insanın motivasyonu azalabilir, hayatın yükleri omuzları bastırabilir. Fakat kalpteki gerçek tutkular bu ağırlığı hafifletir. Bir insan resim yaparken çocuk gibi heyecanlanıyorsa, bir şarkı dinlediğinde tüm sıkıntılarını unutuyorsa, bir fikri hayata geçirdiğinde gözleri parlıyorsa… İşte orada tutkunun iyileştirici gücü devreye girmiştir.

Belki de asıl mesele bazı sevdaların neden hiç bitmemesi gerektiğini fark etmektir. Çünkü bitmeyen sevdalar insana kök saldırır, dayanak olur, zor zamanlarda yeniden başlama cesareti verir. Bazen bir insanı, bazen bir fikri, bazen de bir hayali hiç bırakmamak hayata tutunmanın en güçlü yollarından biridir. Aşk da böyledir. Yalnızca bir duygu değil bir nevi varoluş biçimidir. Tutku aşkın içindeki ateşi diri tutar. Ve bazı sevdalar bitmeyerek bize yol olur ışık olur. Bir sevdanın bitmemesi çoğu zaman onun sadece bir duygu olmaktan çıkıp bir yaşam biçimine dönüşmesiyle ilgilidir. Hayatın gerçek anlamı belki de tam burada saklıdır: Bitmeyen aşkların ve tutkuların izinde, insanın kendini yeniden keşfetmesinde.

Şehnaz Tuna

Şehnaz Tuna

Editör / pausedergi@gmail.com

Klinik Psikolog

DİĞER YAZILARI