Yazılar

Günlük su ihtiyacınızı bu formülle hesaplayın…

Günlük su ihtiyacınızı bu formülle hesaplayın…

Havaların soğumasıyla birlikte pek çok kişi su içmek için susamayı bekliyor! Bununla da kalmayıp soğuk havalarda ‘içim ısınsın’ diyerek çay ve kahve tüketimini artırıyor. Üstelik çay ve kahvenin suyun yerini tutabildiğini düşünüyor! Acıbadem Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, tüm bu yanlışlar nedeniyle özellikle kış aylarında vücudun yaşamsal fonksiyonları için kritik öneme sahip olan su tüketiminin azaldığını, oluşan sıvı kaybıyla böbreklerden kalbe bir çok organın zarar gördüğünü vurgulayarak “Gün içerisinde tüketilen kahve ve çay gibi kafein içeren içecekler diüretik (idrar söktürücü) etkiye sahip olduklarından aşırı tüketimleri vücutta sıvı kaybına neden olmaktadır. Bu içecekleri sınırlı tüketmeli, çay ve kahvenin hemen ardından da mutlaka bir bardak su içmeyi ihmal etmemelisiniz” diyor. Suyun az içilmesi kadar fazla tüketilmesinin de zararlı olduğunu, basit bir formülle kişinin günlük su ihtiyacını hesaplayabileceğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, kışın su tüketimine yönelik çok önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu

Kışın enfeksiyonlar da eklenince!

Vücuttaki yaşamsal fonksiyonların devamlılığı için her gün yeterli miktarda su tüketimi büyük önem taşıyor. Yaz ayları kadar fazla olmasa da kışın da terleme, idrar, fiziksel aktivite, proteinli ve tuzlu yiyeceklerin fazla tüketilmesi hatta nefes almayla dahi vücutta su kaybı oluşuyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, kış aylarında sık rastlanan ateşli hastalıklarda solunum yoluyla, ishalde ise bağırsak yoluyla sıvı kaybı ortaya çıkabildiğini belirterek, vücuttaki suyun dengesinin yaşamsal önemi olduğunu, günlük yaşam alışkanlıkları arasına mutlaka yeterli su tüketiminin eklenmesi gerektiğini vurguluyor.

Kim, ne kadar su tüketmeli? İşte formülü!

Yetişkin bir insan vücudunun ortalama yüzde 60’ı sudan oluşuyor. Yetersiz su tüketimi sonucu baş ağrısı, halsizlik, bilinç bulanıklığı gibi durumlar görülmesi kaçınılmaz olabiliyor. Yeterli su tüketiminin kalp sağlığı için de kritik bir öneme sahip olduğunu belirten Ayşe Sena Burcu “Su kaybının fazla olması durumunda kan hacmi azalır, dolaşım yeterli olamaz, besin öğelerinin doku ve organlara ulaştırılmasında doğacak sorunlar bu organların işlevine yansır. İleri seviyede sıvı kaybı (dehidratasyon) meydana gelmesi ise inmeye kadar giden ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir” diyor.  Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, su tüketimi ihtiyacının kişiden kişiye değiştiğini belirterek “Günlük zorunlu ihtiyaç duyulan su tüketimini; vücut ağırlığınızı (kg) 30 ml ile çarparak basitçe hesaplayabilirsiniz. İdrar renginin koyulaşması, günlük su ihtiyacınızı karşılamadığınızın pratik bir göstergesidir” diye konuşuyor.

Bu faydalarını bir bilseniz!

Suyun vücudumuz için sayısız faydası olduğunu vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu; bu faydaları şöyle özetliyor:  “Atık maddelerin vücuttan uzaklaştırılması, besinlerin sindirimi, emilimi ve hücrelere taşınması, kan dolaşımının sağlanması, hücrelerin, doku ve organların sağlıklı çalışması, hücrelere oksijen taşınması, cildin sağlıklı ve esnek görünmesi, metabolizmanın desteklenmesi, vücut ısısının düzenlenmesi gibi pek çok faydası olan su, vücudumuz için yeri doldurulamaz bir öneme sahiptir. Bu nedenle günlük yaşantımıza mutlaka suyu dahil etmeli ve su içmek için kesinlikle susamayı beklememeliyiz” diyor.

Acıbadem Ataşehir Hastanesi

Su tüketiminde bu uyarılara dikkat!

Buna karşın su tüketiminin ezbere olmamasını, az su içmek kadar fazla su tüketiminin de çeşitli sorunlara yol açabildiğini belirten Ayşe Sena Burcu “Ezbere su tüketimi böbrek, kalp ve solunum yetmezliği olan hastalarda riskli olabilir. Bu hastalarda tüketilen suyun idrarla atımında problem olabilir. İdrarla atılamayan su vücutta birikebilir. Bu durum nefes darlığı ve ödeme neden olabilir. Bu hastaların günlük su tüketim miktarları hekimler tarafından belirlenmeli, düzenli takip yapılmalıdır. Sadece bazı hastalık durumlarında değil, normal ihtiyacının üzerinde su tüketimi olan bireylerde de fazla su tüketimi sağlık için zarar oluşturabilir. İhtiyacın üzerinde su tüketimi vücuttaki sodyum, potasyum ve diğer minerallerin dengesinin bozulmasına bağlı olarak vücudun işlevsel faaliyetlerinin bozulmasına, böbreklerin aşırı çalışmasına, böbreğin idrarı konsantre etme yeteneğinin bozulmasına neden olabilir” uyarısında bulunuyor.

Çay ve kahveyi abartmayın! Ardından mutlaka 1 bardak su için!

Özellikle soğuk kış günlerinde ‘içim ısınsın’ diyerek çay ve kahve tüketiminde aşırıya kaçılabildiğini belirten  Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, bu tür kafein içeren içeceklerin diüretik (idrar söktürücü) olması sebebiyle vücutta sıvı kaybına yol açtığı uyarısında bulunarak “Çay ve kahve tüketiminde aşırıya kaçmamaya, çay ve kahve içtikten hemen sonra her seferinde mutlaka 1 bardak su içmeye özen gösterilmelidir” diyor. Su içmekte zorlananların, suyun içerisine ekleyecekleri limon- salatalık, elma dilimleri-tarçın kabuğu, armut dilimleri-nane ve limon-zencefil gibi meyve ve sebze dilimleriyle su tüketimlerini kolaylaştırabileceklerini kaydeden Ayşe Sena Burcu, böylece hem vitamin / mineral alımına katkı sağlanabileceğini hem de su içiminin daha keyifli hale getirilebileceğini söylüyor.

“Omzum ağrıyor” deyip geçmeyin!

“Omzum ağrıyor” deyip geçmeyin!

Uzun saatler bilgisayar karşısında çalışma, diz üstü bilgisayar (laptop) hatta şarj aleti derken iyice ağırlaşan çantamızı sık sık omzumuzda taşıma, toplu taşıma araçlarında askılıklardan tutunurken olası bir yanlış hareket ya da parklarda omuzları hareket ettirme aletlerini bilinçsizce kullanma… Tüm bu nedenler ve daha fazlaları omuz sıkışmasından omuz yırtığına, kireçlenmeden ‘donuk omuz’a dek bir çok omuz hastalıklarına yol açabiliyor, şiddetli ağrılar ve hareket kısıtlılığı ile kişinin yaşam konforunu son derece olumsuz etkileyebiliyor! Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Turan Çift, günümüzde yaşa bakmaksızın hemen herkesin omuz ağrıları ile karşılaşabildiğini, omuz ağrılarının günümüzde en sık görülen ağrılar arasında yer aldığını belirterek “Günlük yaşantımızda en sık kullandığımız eklemlerimiz olan omuzlarımız çok komplike bir yapıya sahiptir. Omuz deyince 4 eklemden bahsediyoruz ve çok hareketli olan bu eklemler travmaya çok açık. Ayrıca bazı yanlış yaşam alışkanlıkları sonucu da zamanla yıpranarak çeşitli sorunlar ortaya çıkarabiliyor. Çoğunlukla dayanılmaz şiddetli ağrılar ve hareket kısıtlılığı ile başvuran hastalarımızın öyküsünü dinleyerek, muayene ve gerekli tetkiklerin ardından çeşitli tedaviler uyguluyoruz. İlaç, enjeksiyon ya da fizik tedavinin yetersiz kalması durumunda hastalarımızı sağlığına kavuşturmak için artroskopi denilen kapalı ameliyata başvuruyoruz” diyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Turan Çift, omuz ağrıları hakkında bilinmesi gereken 5 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Dergi

Prof. Dr. Hakan Turan Çift

  • Bu hatalar omuzları yıpratıyor!

Omuzlarımız günlük yaşantımızda en sık kullandığımız, farkında olmadan en fazla yıprattığımız, travmaya en açık eklemlerimiz arasında yer alıyor. Özellikle 60 yaşına gelip de omuz ağrısı geçirmemiş bir kişi olmadığını belirten Prof. Dr. Hakan Turan Çift, bu ağrıların çok hafif olabildiği gibi ameliyata kadar da gidebildiğini belirterek “Günlük yaşantıda yapılan yanlış hareketler; örneğin bilgisayar karşısında uzun süre mola vermeden oturma, yanlış duruş pozisyonları, hareketsizlik, omuz kaslarını güçlendirici egzersizler yapmamak, baş üstü hareketleri (cam silme, rafa uzanma vb) sık ve uzun süreli yapmak, toplu taşıma araçlarında askılıkları tutarken yanlış bir hareket ya da parklarda omuz çevirme aletlerini hızlı ve yoğun şekilde çevirme gibi bilinçsizce yapılan uygulamalar ve özellikle çok yaygın olarak kullanılan spor salonlarında yapılan ağır egzersizler omuzlarda hasara yol açarak günlük yaşamı çekilmez kılan şiddetli ağrılara yol açabiliyor. Aynı şekilde; bir balkon yıkayacakken kovaya az az ve birkaç kez su doldurmak gerekirken, aceleci davranarak kovanın tümünü doldurup taşımak bir anda omuzlarda travmaya yol açarak tendon kopmasına bile neden olabiliyor. Omuzda ağır çanta taşınması hatta çantanın içine dizüstü bilgisayar, şarj aletleri gibi malzemeler doldurulup taşınması da omuzlara ağır hasarlar verebiliyor” uyarısında bulunuyor.

  • Sorunun nedeni ciddi bir hastalık da olabilir!

Omuz ağrılarına bazı hastalıkların da yol açabildiğine dikkat çeken Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Turan Çift şu bilgileri veriyor: “Çoğunlukla omuz sıkışma sendromu, omuz yırtıkları, omuz travmaları, kemik uçlarının sürtünmesini önlemeye yarayan ‘bursa’ adı verilen omuzlardaki keseciklerin iltihaplanması (bursit), omuzun kireçlenmesi (artrozu) halk arasında kulunç denilen fibromiyalji – boyundan yansıyan ağrılar ve nadir görülse de olası bir tümör omuz ağrılarına yol açabiliyor. Omuz ağrılarını ‘dinlenirsem geçer’ diyerek ihmal etmek altta yatan sorunun daha da ilerlemesine neden olduğundan, bir an önce hekime başvurmak ve konulacak tanıya göre tedaviye başlamak gerekir.”

Pause Dergi

  • Dikkat! Omuz çıkığını yerine oturtayım derken!…

Omuz çıkığında ilk müdahalenin mutlaka Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı tarafından yapılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Hakan Turan Çift şöyle konuşuyor: “Toplumumuzda omuz çıkığında çok sık yapılan yanlışların başında ‘ben yerine oturturum’ diyen kişiler geliyor. Ülkemizde ne yazık ki doktor olmayıp doktor gibi davranan çok kişi olduğu için, bu tür müdahalelerle çıkığı yerine getireyim derken bu kez kırıklara da yol açılabiliyor! Bu nedenle acil servise dahi gidildiğinde mutlaka ortopedi uzmanına danışılmalıdır.”

  • Omuz hastalıklarının tedavisinde farklı yöntemler uygulanıyor

Omuz hastalıklarında farklı tedaviler uygulandığının altını çizen Prof. Dr. Hakan Turan Çift, sorunun altında yatan nedenlerin mutlaka hasta öyküsü dinlenerek ve muayene edilerek, gerekirse tetkiklerle desteklenerek belirlenmesinin ve tedavinin ona göre planlanmasının çok önemli olduğunu söylüyor. Prof. Dr. Hakan Turan Çift şu bilgileri veriyor: “Omuz yırtıkları, omuz sıkışması, donuk omuz ya da kireçlenme gibi sorunlarda medikal tedavi ya da fizik tedavi ile fayda görmeyen hastalarda cerrahi tedaviye başvuruyoruz. Ameliyatı artroskopi denilen kapalı yöntemle yaparak hastanın ameliyat esnasında ve sonrasında konforunu yükseltebiliyoruz. 4-5 delikten kameralı sistemle girerek gerçekleştirdiğimiz ameliyatla çok başarılı sonuçlar alıyoruz. Ancak ameliyatı son seçenerek olarak düşünüyoruz; pek çok hastada ameliyata gerek kalmadan medikal tedavi ya da fizik tedavi ile başarılı sonuçlar alabiliyoruz. Kireçlenme sorunu ileri seviyedeyse proteze de başvurulabiliyor.”

  • Omuz sağlığını korumak için basit ama etkili önlemler!

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Turan Çift omuz sağlığını korumak için bazı basit ama etkili önlemler olduğunu belirterek, omuz kaslarını güçlendirici egzersizleri düzenli olarak yapmak, yukarı uzanırken dikkatli olmak, ağır çanta ya da ağır poşet taşımaktan kaçınmak, bir seferde ağır kaldırmak yerine örneğin kovaya birkaç sefer ama az su doldurmak, poşetleri tek elde değil iki kola bölüştürerek taşımak, otururken ve yürürken dik durmaya dikkat etmek ve bilgisayar başında çalışırken mola vermeyi ihmal etmemek gerektiğini söylüyor. Yapılan bilimsel çalışmaların; omuz yırtığının kaynamasında sigaranın olumsuz etkisi olduğunu ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Hakan Turan Çift, bu nedenle sigaradan uzak durmanın genel sağlık açısından önemli olduğu gibi omuz sağlığında da çok önemli olduğunu vurguluyor.

Türkiye’de FIFA Dünya kupası heyecanı var mı?

Türkiye’de FIFA Dünya kupası heyecanı var mı?

Ipsos Global Advisor araştırma verilerinden derlenen bu haftaki bülten içeriğinde “2022 FIFA World Cup” var. 34 ülkede gerçekleştirilen araştırma verilerinde; tüm maçları seyredecek olan bireylerden, dünya kupası ile ilgili hiç bir fikri olmayan ya da hiç duymadım diyenlere kadar incelendi. Genel ortalamaya göre bu yıl finale kalacak diye en fazla adı ifade edilen ülke hangisi? Dünya kupası sosyal etkinlik olarak değerlendiriliyor mu? Bireyler bu maçları kimlerle izleyeceğini belirtiyor gibi başlıklarda bireylerin ifade, tutum ve davranışları incelenmiştir.

TÜRKİYE’DE 2022 FİFA DÜNYA KUPASI’NI İZLEYECEĞİNİ İFADE EDENLERİN ORANI % 55… 34 ülke ortalamasında bireylerin %17’si futbola tutkulu olduğunu ve mümkün olduğunca tüm maçları seyredeceğini belirtiyor. Türkiye’de bu oran %15. Mümkün olduğunca maç izleyeceğini söyleyen bireylerin oranı Birleşik Arap Emirlikleri’nde en yüksek olan. 2022 FİFA Dünya Kupasında herhangi bir maçı izlemeyeceğini söyleyenlerin oranı ise %40.Ipsos Türkiye

MAÇ İZLEME ORANI BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİNDE EN YÜKSEK…

Türkiye’de bireylerin %15’i 2022 FİFA Dünya Kupasında mümkün olduğunca çok maç izleyeceğini, %28’i de önde gelen ülkelerin maçlarını seyredeceğini dile getiriyor.  Maç izlemeyecek olan ya da 2022 FİFA Dünya kupasından haberi olmayanların oranı ise %40. 34 ülke ortalamasında bireylerin %17’si futbola tutkulu olduğunu ve mümkün olduğunca tüm maçları seyredeceğini belirtiyor. Türkiye’de bu oran %15. Mümkün olduğunca maç izleyeceğini söyleyen bireylerin oranı Birleşik Arap Emirlikleri’nde en yüksek. 2022 FİFA Dünya Kupasında herhangi bir maçı izlemeyeceğini söyleyenlerin oranı ise %40.

Ipsos Türkiye

TÜRKİYE’DE BİREYLERİN 1/3’ÜNÜN 2022 DÜNYA KUPASI HAKKINDA HİÇ BİLGİSİ YOK. ÇOK BİLGİLİ OLANLARIN ORANI İSE % 15.  Ipsos araştırma şirketinin gerçekleştirdiği araştırmanın verilerine göre; 34 ülke ortalamasında her 10 kişiden 3’ü 2022 FİFA Dünya Kupası ile ilgili bir fikri olmadığını, duymadığını söylüyor.  Türkiye’de ise 2022 FİFA Dünya Kupası ile ilgili hiç bir bilgisi olmayanların oranı %35. Oldukça bilgili ve biraz bilgili olanların oranı ise %31.

Ipsos Türkiye

ARAŞTIRMA VERİLERİNE GÖRE GLOBAL ORTALAMADA FİNALE KALACAK İKİ ÜLKEDEN BİRİ %21 İLE BREZİLYA…  Tüm ülkeler ortalamasında Brezilya%21 ile finalde oynayacak iki takımdan biri olarak en yüksek skoru elde ederken, Türkiye’de Almanya %22 ile ilk sırada belirtiliyor. Ama sonuçta final oynayacağı düşünülen iki ülke hem dünyada hem de Türkiye’de Brezilya ve Almanya.

Ipsos Türkiye

TÜM DÜNYADA OLDUĞU GİBİ TÜRKİYE İÇİNDE 2022 FİFA DÜNYA KUPASI SOSYAL BİR ETKİNLİK. Bireylerin %84’ü maçları ailesi ya da arkadaşları ile birlikte seyredeceğini söylüyor. Dünya kupası bir sosyal etkinlik olarak görülüyor. Dünyada bireylerin %85’i, maçları arkadaşları ya da aileleri ile birlikte seyredeceğini söylüyor.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar GEDİK verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:  Kendimi iyi bir futbolsever olarak görürüm, 2018 FİFA Dünya Kupası’nda bir maçı stadyumda izleyerek futbolseverlik kariyerimin zirvesine eriştim. Ancak yaklaşan Dünya Kupası öncesinde gerçekleştirdiğimiz araştırmanın benim açımdan da ilginç sonuçları var. Futbol, üzerine en çok yazılıp çizilen spor. Çok popüler. İnsanların hayatlarında o kadar çok yer tuttuğu düşünülüyor ki kitleleri yönlendirmede bir araç olduğu da ileri sürülüyor. Meşhur 3 f formülünü duyanlar vardır, 20. Yüzyıl ortalarında Portekiz’de Salazar rejimi tarafından toplumu uyuşturmak amacıyla uygulandığı iddia edilen formül; fado-fiesta-futbol.

Bu iddiaya göre futbol işte bu kadar etkili. Peki araştırmamızın sonuçları ne diyor? FİFA Dünya Kupası kayda değer bir kitle için hiçbir şey ifade etmiyor. Araştırmanın yapıldığı 34 ülkedeki katılımcılar içinde her on kişiden üçü turnuvayı duymamış bile. Çok az seviyede bilgi sahibi olanları da dahil ettiğimizde %56’lık bir kesim konuya oldukça uzak. Türkiye’de kupayı hiç duymamış olanların oranı üçte biri aşıyor.

Kendisini (benim gibi) tutkulu bir futbol izleyicisi olarak tanımlayan ve maçları mümkün olduğunca izleyeceğini belirtenlerin oranı %17.  Kendi ülkesinin takımını ve popüler takımları izleyeceğini söyleyenleri de dahil ettiğimizde turnuvayı görece yoğun şekilde takip edeceklerin oranı %40’a ulaşıyor. Ancak bir diğer %40’lık kesim bu dev organizasyonu hiç duymamış bile. Çıkarılabilecek sonuçlardan biri şu, futbolu takip edenler kadar hiç ilgi duymayan bir kitle de mevcut. Öte yandan futbolsever kitle o kadar yoğun ilgi sahibi ki bu kitlenin daha büyük bir kitle olduğu algısı oluşuyor.

2018’de izlediğim maçın öncesinde kentte Brezilya’nın da maçı vardı. Kupayı en fazla kez kazanmış bu ülkenin taraftarlarının yarattığı atmosfer büyüleyici idi. Bu yüzden araştırmamıza katılan her beş kişiden birinin Brezilya’yı finalde göreceklerini düşünmesi bana normal geliyor. Ama bizim ülkemizdeki futbolseverlerin beşte biri için Gary Lineker’in meşhur sözü bu kupada da geçerli “Futbol basit bir oyundur; 22 kişinin 90 dakika topu kovaladığı sonunda her zaman Almanların kazandığı bir oyundur.”

 

Bebek bakımında 15 önemli öneri

Bebek bakımında 15 önemli öneri

Anne karnında 37. gebelik haftasını tamamlamadan doğan bebekler ‘prematüre bebekler’ olarak adlandırılıyor. Dünyada her yıl kabaca 140 milyon bebek doğuyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre; bu bebeklerin 15 milyonu zamanından önce dünyaya ‘merhaba’ diyor. Türkiye’de de canlı doğan bebek sayısı 2020 verilerine göre; 1 milyon 112 bin 859 iken ‘prematüre bebek’ oranı da yaklaşık yüzde 15 civarında oluyor. Diğer bir deyişle, ülkemizde her yıl yaklaşık 167 bin bebek ‘prematüre’ doğuyor.

Yüreklere su serpen haber ise son 20 yılda, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de, neonatoloji (yeni doğan bebek bakımı) dalındaki gelişmeler sayesinde artık pek çok prematüre bebeğin yaşama oranlarında büyük artış görülmesi. Öyle ki 30 haftadan sonra doğan her 10 bebekten 8’inde uzun süreli sağlık veya gelişim sorunları, zamanında doğmuş bebeklere benzer seyrediyor. Ayrıca bundan 15 yıl önce 23-24 gebelik haftasında dünyaya gelen prematüre bebeklerin yaşam şansları hiç yok iken günümüzde 23 gebelik haftasında doğan bebeklerin bile üçte birinin ciddi problemler yaşamadan büyüdükleri görülüyor.

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Aydın, bebekler zamanından ne kadar erken doğarlarsa ve ağırlıkları ne kadar düşükse buna paralel olarak sağlık problemleri yaşama risklerinin de o kadar çok arttığına dikkat çekerek, “Prematüre bebekler dış dünyaya adapte olurken vaktinde doğmuş bebeklere göre çok daha  fazla zorlukla karşı karşıya kalırlar. Tıp dünyasındaki gelişmeler prematüre bebeklerdeki yaşama şansını büyük oranda artırsa da, erken doğumun önlenmesi için anne adaylarının rutin kontrollerini ve verilen tedaviyi asla aksatmamaları gerekiyor. Ayrıca prematüre bebeklerin evdeki bakımlarında bazı kurallara dikkat etmek yaşamsal öneme sahip oluyor.” diyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Aydın, prematüre bebekler hakkında en çok merak edilen 5 soruyu yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Dergi

Dr. Murat Aydın

SORU: Erken doğuma hangi faktörler yol açıyor?

CEVAP: Prematüre doğumların nedenini bilmek her zaman mümkün olmasa da, annenin hayatını tehdit edecek bir durum söz konusu olduğunda, sıklıkla erken doğumun tetiklendiği biliniyor. Annede gelişen enfeksiyonlar, rahimde kanama veya diğer problemler, ikiz veya üçüz gibi çoğul gebelikler, annede hamilelik sırasında gelişen diyabet, yüksek tansiyon, kalp ya da böbrek hastalıkları gibi problemlerin yanı sıra hamilelik sürecinde sigara içmek, alkol tüketmek, stres ve fiziksel travma yaşamak, erken doğumu tetikleyen faktörler arasında yer alıyor.

SORU: Erken doğum riskinde nasıl bir yol izleniyor?

CEVAP: Erken doğum tehdidi olan anne adaylarının çok yakın takip edilmeleri gerekiyor. Dr. Murat Aydın, annenin ve bebeğin sağlık durumlarını riske atmayacak şekilde hamileliği olabildiğince sürdürmenin son derece önemli olduğuna dikkat çekerek, “Çünkü anne karnında geçirilen ilave her bir gün, her hafta bebeğin hayatta kalma şansını arttırıyor. Dolayısıyla bu durumda yenidoğan uzmanı ve kadın doğum uzmanı süreci birlikte takip ediyor ve mümkünse ilaç ile cerrahi yöntemlerle erken doğum riskini azaltıyorlar. Eğer erken doğum kaçınılmazsa ise 23-35 gebelik haftası arasındaki anne adaylarına uygulanan steroid tedavisi, doğacak prematüre bebeğin solunum sıkıntısı ve beyin kanaması riskini azaltıyor, hayatta kalma şansını belirgin oranda artırıyor” diye konuşuyor.

SORU: Prematüre bebeklerde hangi sağlık problemleri görülüyor?

CEVAP: Prematüre bebekler zamanında doğmuş bebeklere göre hastalıklara karşı daha fazla risk altındalar. Uzman Dr. Murat Aydın, bebek ne kadar erken dünyaya gelmişse riskin de buna paralel olarak o kadar arttığına işaret ederek, “Ayrıca bebeğin doğum haftasından ve doğum tartısından bağımsız olarak ‘Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi’nde yatarken yaşadığı sorunlar da uzun dönem sonuçları çok etkiliyor. Respiratuvar Distres Sendromu, kronik akciğer hastalığı, prematüre retionopatisi, kafa içi kanamalar, sindirim sistemi problemleri, kalple ilgili problemler prematüre bebeklerde oldukça sık görülüyor. Uzun dönemde de görme ve işitme problemleri, öğrenme güçlüğü, konuşma problemleri ile serebral palsi gibi nörolojik problemler gelişebiliyor.” diyor. Dr. Murat Aydın, bu nedenle yüksek riskli prematüre bebeklerin yenidoğan uzmanı, nöroloji uzmanı, çocuk gelişim uzmanı, oftalmolog, odyolog, konuşma terapistleri ve fizyoterapistlerle beraber multidisipliner olarak izlenmeleri gerektiğini sözlerine ekliyor.

Pause Dergi

SORU: Prematüre bebeklerde izlenen protokol nedir?

CEVAP: Prematüre bebeklerin takip ve tedavileri için uluslararası rehberlerin, ülkemizin verileriyle ve imkanlarıyla birlikte değerlendirilerek oluşturulmuş, Türk Neonatoloji Derneği tanı ve tedavi protokolleri mevcut. Dr. Murat Aydın, prematüre bebeklerin tedavi ve takiplerinin bu protokollerden faydalanılarak yapılsa da her bebeğin farklı değerlendirildiğini belirterek, “Tıpta klasik olan ‘Hastalık yoktur, hasta vardır’ tabiri bizim prematüre bebeklerimiz için de geçerli. Önemli olan, bebeğin mümkünse yenidoğan hekiminin olduğu güvenli ellerde doğması ve büyümesidir” diyor. Her bebeğin hastaneden farklı sürelerde taburcu olduğunu hatırlatan Dr. Murat Aydın, şöyle devam ediyor: “Taburculuğun belli bir günü, haftası yoktur. Bebekler kendi kendine nefes alıp vermeye başladıklarında ve solunum sıkıntısı olmadığında, vücut ısısını koruduklarında, meme veya biberonla beslenebildiklerinde ve düzenli olarak kilo aldıklarında eve gitmeye hazırdırlar.”

SORU: Evdeki bakımlarında nelere dikkat etmeli?

CEVAP: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Aydın, prematüre bebeğinizin evdeki bakımında dikkat etmeniz gereken kuralları şöyle sıralıyor:

  • Bebeğinizin odası sessiz ve güneş alan bir ortamda olmalı.
  • Oda sıcaklığının 24-26° derecede olmasına dikkat edin.
  • Gereksiz eşyalardan ve pelüş oyuncaklar gibi toz tutan materyallerden kaçının.
  • Odanın zemininin yumuşak malzemeden kaplanmış olmasına özen gösterin.
  • Halı kullanımı önerilmiyor. Eğer kullanacaksanız antialerjik ve ince bir halı tercih edin.
  • Aydınlatma için bebeğin gözüne doğrudan gelmeyecek ve az ışık veren gece lambalarını tercih edin.
  • Standartlara uygun şekilde yapılmış, kurşunsuz ahşap boya kullanılmış, sabit parmaklığa sahip ve kenar aralıkları 8 cm’yi geçmeyen karyolaları tercih edin.
  • Ani Bebek Ölümü Sendromu’nu önlemek için yatağının yumuşak olmamasına ve karyola ile arasında boşluk kalmamasına özen gösterin.
  • Kenar yastıkları kullanmayın, zira bu tarz objeler Ani bebek Ölümü Sendromu’na neden olabiliyor.
  • Yastık kullanımı ilk bir yıl önerilmiyor.
  • Bebeğinizi yakından izleyebilmek için ilk bir yıl aynı odada kalmaya özen gösterin.
  • Pamuklu ve terletmeyen kıyafetleri tercih edin, tüylü ve kalın kıyafetler giydirmeyin.
  • Giysileri aldıktan sonra bebekler için uygun olan sabun tozu veya bebek deterjanıyla yıkayın.
  • Enfeksiyöz ve alerjen ajanların engellenmesi için ütülenmeden hiçbir giysi giydirmeyin.
  • Bebeğiniz evde üşümemeli ve terlememeli. Evde ısı stabilitesini sağlayacak şekilde giydirin.

Ara Tatil Döneminde Çocuklarınızın Bağışıklığını Koruyun!

Ara Tatil Döneminde Çocuklarınızın Bağışıklığını Koruyun!

“Okul dönemindeki alışkanlıklar düzenli olarak sürdürülürken okulların ara tatil dönemine girmesiyle birlikte çocukların yaşam şekilleri farklılaşmaya başlayacaktır. Bu durum beslenme açısından ebeveynler ve çocuklar tarafından hem iyiye hem de kötüye evrilebilir” diyen İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. İrem Aksoy, açıkladı.

Eğer ki çocuğun okulda beslenmesi yetersiz veya tam anlamıyla sağlıklı değilse evde kontrollü bir şekilde sağlıklı beslenme düzeni rahatlıkla oluşturulabilir. Bu sayede çocuk, süreci doğru değerlendiren ebeveynlerinin desteğiyle daha sağlıklı ve düzenli bir beslenme alışkanlığı edinebilir. Ara tatilini sağlık ve beslenme anlamında daha verimli hale getirmek, çocuklarınızın bağışıklığını desteklemek için bu yazıya göz atabilirsiniz.

Pause Dergi

Uzm. Dyt. İrem Aksoy

Vitaminler hastalıkları savıyor

Öncelikle unutulmamalıdır ki okul dönemindeki çocuklar önemli bir büyüme ve gelişme sürecindedir. Dolayısıyla bu dönemdeki çocukların enerji harcamaları daha çok ve besin ögesi ihtiyaçları daha önemlidir. Çocukların büyüme ve gelişmesine destek olmak için bazı parametrelere dikkat etmek gerekir. Özellikle iyi protein kaynaklarıyla beslenmelerini sağlamak, vitamin ve mineral gereksinimlerini eksiksiz olarak tamamlamak çocuklar için elzemdir.  Aynı zamanda kış mevsiminin getirebileceği sağlık sorunlarına karşı çocukların bağışıklığını güçlü tutmakta fayda var. Bu durumda bağışıklık sistemine en çok katkıda bulunanlar listesinde ilk sırada antioksidan içeriği yüksek sebze ve meyveler yer alıyor. Diğer yandan bağışıklığa destek olarak hayati önem taşıyan vitamin ve minareller; A, C ve D vitaminleri ile çinko ve demir mineralleridir. Bunlara ek olarak B grubu vitaminleri, E ve K vitamini, selenyum, magnezyum gibi diğer mineraller de destek olmaktadır. Bu vitamin ve mineralleri yeterli alamayan çocukların, bağışıklık fonksiyonu bozularak enfeksiyonlara ve hastalıklara karşı duyarlılıkları artabilir. Vitamin ve minerallere ek olarak bağırsak mikrobiyatasını destekleyen besin bileşenleri ve diğer faydalı bileşikler de bağışıklık tepkisini desteklemektedir.

Ara tatil için evinizde eksik olmaması gereken başlıca besinlere değinmek gerekirse;

  • Renkli sebze ve meyveler,
  • Kaliteli protein kaynakları ve en önemlisi yumurta,
  • Besleyici değeri yüksek kuruyemişlerden badem, ceviz,
  • Bağırsak sağlığına destek olarak yoğurt, kefir örnek verilebilir.

Valizinizde sağlıklı atıştırmalıklara yer verin;

  • Taşıma kolaylığına göre taze veya kuru meyveler,
  • Kefir veya süt,
  • Kuruyemişler,
  • Multivitamin veya mineral takviyeleri, probiyotikler.

Çocukların beslenme konusunda bilinçlendirilmesi, seçimlerini doğru yapmaları açısından çok fayda sağlayacaktır. Diğer yandan evde sağlıksız atıştırmalıklar bulundurmak ya da dışarda istediği besinin zararlarını gözetmeden sadece onu mutlu etmek veya bir nevi ödül niyetine verilen besinler çocuklarınıza faydadan çok zarar verebilir. Bu tatil döneminde hem çocuklarınızla vakit geçirmek hem de çocuklarınızın beslenme konusunda bilinçlenmesine ve eğitilmelerine olanak sağlayabilirsiniz. En basitinden süt ve süt ürünleri, tahıllar, et ve et ürünleri, yağlı tohumlar, meyve ve sebzeler gibi besin gruplarının her birinin beslenmelerinde olması gerektiğinden ve bunların dengeli bir şekilde alınmasının sağlıklı bir yaşam sürmelerine katkı sağlayabileceğinden bahsedebilirsiniz. Ek olarak çocuklarınızla birlikte evde sağlıklı tarifler yapabilir ve sağlıklı beslenmeyle ilgili faydalı kitaplar okuyabilirsiniz.

Ülkemizde her 7 kişiden 1’i diyabet hastası!

Ülkemizde her 7 kişiden 1’i diyabet hastası!

Günümüzde hareketsiz yaşam tarzı, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve obezite derken görülme sıklığı hızla artan diyabet, vücudumuzdaki şekeri kontrol etmeyi sağlayan insülin hormonunun eksikliği veya etkisizliği nedeniyle ortaya çıkıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Müjdat Kara, kan şekeri yüksekliği ile seyreden bu önemli hastalığın kronik ve ilerleyici olduğunu, yanlış alışkanlıklar nedeniyle son yıllarda gençlerde de karşılaşıldığını belirterek “Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF), dünya genelinde 382 milyon yetişkinin diyabet hastası olduğunu öngörmektedir ve 2035 yılına kadar bu sayının 592 milyona ulaşması beklenmektedir” diyor. Doç. Dr. Müjdat Kara 14 Kasım Dünya Diyabet Günü kapsamında yaptığı açıklamada diyabet hakkında bilinmesi gereken 7 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Acıbadem Altunizade Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Müjdat Kara

Doç. Dr. Müjdat Kara

  • Ciddi sonuçlara yol açabiliyor!

Diyabet, tip 1 ve tip 2 olmak üzere ikiye ayrılıyor. Tip 1 diyabet vücudumuzda bağışıklık hücrelerinin pankreas hücrelerine saldırması sonucu ortaya çıkarken, insülin eksikliği ve yükselmiş kan şekeri ile kendini belli ediyor. Tip 1 diyabetin hızla ilerlediğini ve acilen insülin tedavisine başlanılmazsa ciddi sonuçlara yol açabildiğini belirten Doç. Dr. Müjdat Kara, tüm diyabet vakalarının yüzde 5-10’unu tip 1 diyabetin oluşturduğunu söylüyor.

  • Tip 2 diyabeti önlemek mümkün!

Tip 2 diyabette vücudun ürettiği insülin salgısı yetersiz olup, bunun yanında insülin direnci bulunuyor. Vücudun kendi yapısından kaynaklanan Tip 1 diyabetin aksine Tip 2 diyabetin yaşam tarzı değişiklikleri ve gerekirse ağızdan hap kullanımı ile kontrol edilip önlenebilen bir hastalık olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Müjdat Kara “Tüm diyabet vakalarının yüzde 90-95’ini tip 2 diyabet oluşturuyor. Tip 1 diyabet hastalarında olduğu şekilde düzenli insülin ilacı kullanımı gereksinimi olmadan, sağlıklı ve düzenli bir yaşam tarzı ile Tip 2 diyabetin kolaylıkla önüne geçilip, kişinin normal ve sağlıklı bir yaşam sürmesi sağlanabilmektedir” diyor.

  • Bu belirtilere dikkat!

Kronik ve ilerleyici bir hastalık olan diyabet bazı belirtilerle kendini göstermesine rağmen toplumsal farkındalığın az olması nedeniyle hekime başvurmada gecikiliyor. Doç. Dr. Müjdat Kara belirtileri şöyle sıralıyor: “Eğer ağzınızda sürekli bir kuruluk hissi varsa, çok sık susuyorsanız, gün içerisinde çok fazla idrara çıkma ihtiyacı duyuyorsanız diyabet hastası olabilirsiniz. Bunlara halsizlik, yorgunluk, ayaklarda karıncalanma, bulanık görme, hızlı ve istemsiz kilo değişimleri, ağızdan aseton benzeri koku gelmesi gibi diğer bulgular eşlik edebilir. Bu belirtiler varsa en kısa zamanda bir sağlık kuruluşuna başvurmanız gerekir.”

  • Tip 2 diyabetten korunmanın yolları

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Müjdat Kara Tip 2 diyabete karşı etkili önlemler hakkında şu bilgileri veriyor: “Tip 2 diyabeti yaşam tarzı değişiklikleri ve gerekirse ağızdan hap kullanımı ile yüzde 80 oranında önlemek mümkün olabilir. Diyabetten korunmanın en etkili ve kolay yolu sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemektir. Düzenli ve dengeli beslenmek, egzersiz yapmak, her gün en az yarım saat yürüyüş yapmak, Akdeniz diyeti gibi hafif ve sağlıklı gıdalardan oluşan bir beslenme düzeni izlemek, çok yağlı ve şekerli gıdaları tüketmekten kaçınmak, sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıklardan uzak durmak, iyi bir uyku düzenine sahip olmak sizi diyabetten koruyabilir.”

  • Diyabet riskini artıran etkenler!

Yapılan bilimsel çalışmalar; diyabet için bir çok risk faktörü bulunmakla birlikte obezite, sağlıksız beslenme düzeni, hareketsiz yaşam tarzı, yüksek tansiyon ve ailede diyabet hastalığı hikayesi olmasının risk faktörleri arasında başı çektiğini ortaya koyuyor. Bu tür risk faktörlerini taşıyan ya da diyabetin belirtilerini hisseden kişilerin mutlaka zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Müjdat Kara, düzenli tedavi uygulanmaması ve sağlıksız yaşam tarzına devam edilmesi durumunda hastalığın ciddi sonuçlara yol açabildiği uyarısında bulunuyor.

Pause Dergi

  • Beslenme düzeni çok önemli

Diyabet hastalığının tedavisinde en önemli etkenlerden birinin sağlıklı beslenme olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Müjdat Kara “Çünkü kan şekerini oluşturan asıl kaynak tükettiğimiz besinlerdir. Sağlıklı ve dengeli beslenme açısından temel olarak Akdeniz diyeti önerilmektedir. Diyabet hastaları rafine şeker, glikoz, reçel, bal, pancar, beyaz ekmek, beyaz undan yapılan gıdalar, kek, poğaça, makarna, pirinç, bisküviler, patates, patates püresi, patates kızartması, mısır, cipsler, kraker ve mısır gevreği gıdalardan uzak durmalıdır. Buna karşın yoğurt, yeşil yapraklı sebzeler, kepek ekmeği, çavdar ve tam buğday ekmeği, şekersiz tahıl ürünleri, kuru baklagiller, greyfurt, fındık, ceviz, badem, kivi ve elma gibi besinler tüketilebilir. Tatlı isteğini aşırıya kaçmamak kaydıyla meyve tüketerek karşılamak doğru olacaktır” diyor.

  • Seyahat ederken bu önerilere dikkat!

İnsülin kullanan diyabet hastalarının seyahat edecekleri zaman yolculuk öncesi iyi bir hazırlık yapması gerekiyor. Doç. Dr. Müjdat Kara, hem Tip 1 diyabet hem de insülin kullanan Tip 2 diyabet hastalarının seyahate çıkmadan önce ve seyahat esnasında dikkat etmeleri gerekenleri şöyle anlatıyor: “Yanınızda seyahat süresince kullanmanız gereken miktarda hatta yedek ilaç almanız, kan şekeri ölçüm cihazı ve temel ilk yardım malzemelerini yanınızda bulundurmanız, ihtiyaç durumunda irtibata geçilecek kişilerin ve takibinizi yapan doktorun iletişim bilgilerini üzerinizde taşımanız, diyabetli olduğunuzu belirten kimlik kartı/bileklik benzeri belirteçler bulundurmanız, havaalanı gibi yerlerdeki kontrol noktalarında insülin iğnesi taşımanız gerektiğini beyan eden ve doktor tarafından onaylı bir belge bulundurmanız rahat ve sağlıklı bir seyahat geçirmeniz için büyük önem taşımaktadır.”

Depresyon sandığınız aslında zatürre olabilir!

Depresyon sandığınız aslında zatürre olabilir!

Pnömoni, toplumda yaygın bilinen adıyla zatürre, virüs veya bakteriler nedeniyle akciğer dokusunda bulunan hava keseciklerinin enfeksiyonu olarak tanımlanıyor. Mikropların kolayca yayıldığı kapalı ortamlarda sık zaman geçirilmesi, soğuyan havanın vücut direncini düşürmesi ve grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarındaki artış nedeniyle, zatürre sonbahar ve kış aylarında daha sık görülüyor. Zatürre günümüzde erken tanı ve tedaviyle vücutta hasar bırakmadan geçebiliyor. Ancak bebekler, küçük çocuklar, bağışıklık sistemi düşük olanlar ve ileri yaştaki kişilerde tedavide gecikildiğinde ciddi solunum sorunlarına yol açabiliyor, hatta hayatı tehdit edebiliyor. Bu nedenle zatürreden korunmak yaşamsal öneme sahip oluyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Süha Alzafer, zatürreye karşı almamız gereken 8 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Dr. Süha Alzafer

Depresyon değil ‘zatürre’ olabilir!

Zatürre belirtileri soğuk algınlığı ve grip hastalıklarıyla ortak belirtilere sahip olsa da, genellikle daha uzun sürüyor. Öksürük ile sarı, yeşil, paslı ve bazen kanlı balgam çıkarma, göğüs ağrısı, ateş, titreme, halsizlik, iştahsızlık ile baş ağrısı, zatürrenin başlıca belirtilerini oluşturuyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Süha Alzafer, bu yakınmalara bulantı, kusma, ishal ve karın ağrısının da eşlik edebileceğini belirterek, “Ayrıca özellikle ileri yaştaki hastalarda bu belirtilerin hiçbirinin olmayabileceği unutulmamalı. Zatürre bazen sadece kişilik değişikliği veya depresyon belirtileriyle bile sinyal verebiliyor.” diye konuşuyor.

Zatürreye karşı 8 etkili öneri

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Süha Alzafer zatürreden korunma yöntemlerini şöyle sıralıyor:

  • Maskesiz olmaz! Kapalı ve kalabalık ortamlarda maske kullanmayı asla ihmal etmeyin. Zira maske zatürre mikroplarına maruziyeti azaltıyor. Maskenizi 6-8 saatten uzun süre kullanmamanız da çok önemli.
  • Aşınızı yaptırın: Özellikle altta yatan kronik hastalığı olan kişilerin 55 yaşından ve sağlıklı olan kişilerin 65 yaşından itibaren pnömokok aşısı yaptırmaları tavsiye ediliyor. Daha erken yaşta olup zatürre geçirenlerde de zatürre aşısı öneriliyor. 5-10 yıl koruyucu olabilen zatürre aşısını yılın her döneminde yaptırabilirsiniz. Dolaylı olarak zatürreden koruması nedeniyle grip aşısının da her yıl yaptırılması tavsiye ediliyor.
  • Ellerinizi sık sık yıkayın: Mikropların bulaşmalarını önlediği için zatürreden korunmada elleri sık sık yıkamak da büyük önem taşıyor. Özellikle toplu bulunulan ortamlarda bir yere dokunduktan sonra ve yemeklerden önce ellerinizi en az 20 saniye boyunca sabunla yıkamayı alışkanlık edinin.
  • Kapalı ortamlarda bulunmayın: Solunum yoluyla kolayca bulaşabildiği için kapalı ortamlarda mümkün olduğunca bulunmayın. Eğer bulunmak zorundaysanız maskenizi mutlaka kullanın.
  • Odayı sık sık havalandırın: Bulunduğunuz ortamdaki mikrop miktarının azalmasını sağlayacağı için odanızı her gün en az 3 kez olacak şekilde 15’er dakika havalandırın. Dikkat etmeniz gereken bir başka nokta da, klimaların temizliği olmalı.
  • Sağlıklı beslenin, düzenli uyuyun: Bağışıklık sisteminizin güçlü olması için dengeli ve düzenli beslenin, uyku düzeninize dikkat edin.
  • Sigara ve alkolden uzak durun: Bağışıklık sistemini baskılayıcı etkileri nedeniyle sigara ve alkolden kaçının.
  • Bol bol su için: Burun ve ağız bölgesine ulaşan mikroplar kuru zeminlere daha kolay yerleşebiliyorlar. Bu nedenle her gün 2-2.5 litre suyu gün içine dağıtarak tüketmeye özen gösterin.

Pause Dergi

İstirahat ve bol sıvı önemli

Zatürre tanısı konulduğunda öncelikle tedavinin hastanede yatarak mı, yoksa ev ortamında mı gerçekleştirileceğine karar veriliyor. Bu kararda hastalığın ağırlık derecesi, fizik muayene bulguları, röntgendeki yaygınlık derecesi, altta yatan başka bir hastalığın varlığı ve hastanın yaşı gibi kriterler göz önüne alınıyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Süha Alzafer, hastaneye yatırılan hastalarda damardan antibiyotik tedavisi uygulandığını belirterek, tedavi sürecini şöyle anlatıyor: “Antibiyotiğin yanı sıra sıvı takviyesi, ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçlar ile balgam söktürücü ilaçlar veriliyor. Bazen hastanın yoğun bakım koşullarında tedavisi de gerekebiliyor. Ev ortamında tedavi edilen hastalarda da yine aynı tedavi uygulanıyor. İstirahat etmek ve bol su içmek de hastalığın geçmesini hızlandırıyor.”

Kuduzdan korunmak için neler yapılmalı?

Kuduzdan korunmak için neler yapılmalı?

Kuduz; temas sonrasında uygulanacak yara bakım, aşı ve koruyucu serum gibi tedavilerle %100’e yakın önlenebilecek bir hastalık iken, önlemlerin alınmaması durumunda %100’e yakın ölüme neden olan bir hastalıktır. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Servet Öztürk, önemli açıklamalarda bulundu.

Dr. Servet Öztürk

Kuduz nedir?

İnsanlık tarihinde uzun yıllardır hayvan ısırıkları ile ilişkili ensefalit (beyin enfeksiyonu) tanımlanmıştı. 19. Yüzyılda Pastör’ün kuduz virüsünü ve aşısını keşfetmesi Enfeksiyon Hastalıkları ve aşılama konusunda yeni bir dönemin başlangıcı kabul edilebilir. Kuduz genellikle tükürüğünde kuduz virüsü olan yabani veya evcil hayvanın ısırması veya nadiren tırmalaması sonucunda açık yaradan dokuları, sonrasında sinirleri istila etmesi, sinirler boyunca da beyine yerleşmesi sonucunda meydana gelir. Beyine yerleşen virüs beyinde fonksiyon bozukluğuna neden olarak ölüme neden olur.

Belirtiler ne zaman ortaya çıkar?

Kuduz, temas ile semptomların başlaması arasında geçen süre ısırılan bölgenin beyine uzaklığıyla doğru orantılıdır. Örneğin ayaktan travma alan birisinde semptomların meydana gelmesi 1-2 ay alabilirken, baş-boyun bölge ısırıklarında bu süre birkaç günde semptomlar başlayabilir. Isırılmanın hemen sonrasında yara temizliği, bol sabunlu su ile yaranın yıkanması, aşı ve koruyucu İmmünglobulin uygulanması ile hastalık oluşma ihtimali yok denecek kadar azdır. Ancak kuduz olan bir vaka ile temas sonrasında (tırmalanma, ısırılma) yukarıda bahsedilen koruyucu işlemlerin uygulanmaması neticesinde ölüm neredeyse kaçınılmazdır.

Temasta bulunan kişiler neler yapmalı?

Kuduz riskli temas kuduz aşısı olup olmadığı kanıtlanamayan yabani veya evcil bir hayvan tarafından ısırılma ve tırmalanmaya maruz kalma olarak özetlenebilir. Kuduz riskli temasa maruz kalan birey öncelikle yarasını 5-10 dakika bol su ve sabunla yıkamalıdır. Bu işlem yara içindeki varsa virüsün temizlenmesini en azından miktarını azaltmasını sağlayacaktır. Kuduz riskli temaslı hastanın ideal olarak en kısa zamanda yara bakımı, kuduz ve tetanoz profilaksilerinin uygulanması için sağlık kuruluşlarına başvurulmalıdır. Bu süre ne kadar kısa olur ise uygulanacak tedavilerin etkinliği o kadar başarılı olur.

‘Hayvanlarınızın kuduz aşısını ihmal etmeyin’

Unutulmamalıdır ki kuduz, temas sonrasında uygulanacak yara bakım, aşı ve koruyucu serum gibi tedavilerle %100’e yakın önlenebilecek bir hastalık iken, önlemlerin alınmaması durumunda %100’e yakın ölüme neden olan bir hastalıktır. Aşılar kuduz hastalığında olduğu gibi en ucuz, insan ve toplum sağlığına en faydalı tıbbi işlemlerdir. Yaklaşık 200 sene önce ortalama insan yaşam süresi 30 iken günümüzde 80’leri geçmiştir. Bu artışta en büyük pay aşıların yaygın ve doğru kullanımına bağlı olduğu söylenebilir. Aşılama gereksinimleriniz için yaş, ek hastalık, yurtdışı seyahat gibi risklerinizi hekiminizle paylaşın.

Not: Evcil hayvanlarınızın kuduz aşısını ihmal etmeyin. Çünkü son 1 yılda kuduz aşısı yapılmış bir hayvan tarafından ısırılma durumunda hayvanın 10 gün izlemi yeterli olup hayvanda hastalık belirtisi olmaz ise aşılamaya gerek yoktur.

Her morluğu çocuğun hareketliliğine bağlamayın!

Her morluğu çocuğun hareketliliğine bağlamayın!

Halk arasında ‘kan kanseri’ olarak bilinen lösemi çocukluk çağının en sık görülen kanserlerinin başında geliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Çocuk Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Canpolat, löseminin teşhisindeki en önemli sorunun erken anlaşılamaması olduğunu belirterek “Hastalığın erken tanısı zordur çünkü birçok hastalıkla karışabilir. Hatta çocukluk çağının kendine özgü hareketliliğinin neden olabildiği yorgunluk ve bacaklarda bir yere çarptığı düşüncesine yol açan morluklar önemsiz olabildikleri gibi, bu ciddi hastalığın ilk sinyalleri de olabilir. Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarındaki bazı olağan dışı durumlara dikkat ederek, zaman kaybetmeden hekime başvurması çok önemlidir” diyor. Lösemiye karşı toplumsal farkındalığın az olduğunu belirten Prof. Dr. Cengiz Canpolat, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, lösemide ihmale gelmez belirtileri anlattı, tedavideki son gelişmelere yönelik açıklamalar yaptı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Dergi

Prof. Dr. Cengiz Canpolat

  • Bacağın üst tarafında morluklar

Löseminin çocukluk çağı kanserlerinin yüzde 25-30’unu oluşturduğunu, bu bakımdan çocuklarda en sık görülen kanser türü olduğunu belirten Prof. Dr. Cengiz Canpolat, hastalığın en sık 2-5 yaş aralığında ortaya çıktığını söylüyor. Ebeveynlerin çocuklarının vücutlarındaki morluklara dikkat etmeleri gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Cengiz Canpolat şöyle konuşuyor: “Her morluk çocuğun hareketli olmasına ve yaramazlığa bağlanmamalıdır. Vücutta çok sayıda kendiliğinden veya hafif darbe ile meydana gelen morluklar önemsiz olabildiği gibi bu ciddi hastalığın sinyalleri de olabilir. Altında kemik bulunan yüzeylerde örneğin kol ve bacaklardaki morluklar darbeye bağlı olabilir ancak yumuşak bölgelerdekiler anlamlıdır ve doktora gösterilmelidir. Çok hafif bir darbeyle kocaman bir morluk oluşması da normal değildir ve zaman kaybetmeden doktora başvurulmalıdır.”

  • Burun ve diş eti kanamaları

Lösemi kan hücrelerini etkileyen bir hastalık olduğundan çeşitli kanamalara yol açabiliyor. Örneğin; çocukların vücudunda geçmeyen küçük noktasal kanamalar ile burun ve dişeti kanamalarına karşı dikkatli olmak gerekiyor. Yapılan araştırmalara göre, löseminin en önemli belirtilerinden birinin uzun süren ve geçmeyen diş eti kanamaları olduğunu söyleyen Prof. Dr. Cengiz Canpolat anne babaların telaşa kapılmadan çocuklarını gözlemlemelerini ve doktora başvurmayı ihmal etmemeleri gerektiğini söylüyor.

Pause Dergi

  • Lenf bezlerinde büyüme ve ağrı

Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Çocuk Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Canpolat, karaciğer, dalak ve lenf bezlerinin büyümesinin lösemi hastalığının belirtilerinden olabildiğini belirterek “Ayrıca uzun süren, nedeni belli olmayan ateş durumunda lösemiyi ekarte etmek için bazı testler yapılmalı, hasta yakından takip edilmelidir. Hastaların yaklaşık yüzde 25’inde de kol ve bacaklarda ağrılar görülebilir. Bu ağrılar romatizmal nedenlere veya hızlı büyümeye bağlanabilir ve bu da tanıda ve tedavide gecikmeye yol açan önemli bir nedendir. Bu nedenle uzun süren, ağrı kesicilere yanıt vermeyen kol ve bacak ağrıları büyüme ağrıları gibi yorumlanmamalı doktora başvurulmalıdır” diyor.

  • Çabuk yorulma

Çocukluk çağındaki hareketlilik beraberinde yorgunluğu da getirebiliyor. Ancak dikkat! Yorgunluğun çoğu zaman masum olsa da, bazen de löseminin önemli belirtilerinden biri olabildiğini söyleyen Prof. Dr. Cengiz Canpolat, “Lösemide kansızlığa bağlı olarak halsizlik, çabuk yorulma ve tende solukluk gibi belirtiler önemli sinyaller olabildiğinden, ebeveynlerin çocukları iyi gözlemlemesi ve olağandışı durumlarda zaman kaybetmeden en yakın sağlık merkezine getirmeleri çok önemlidir” diyor. Prof. Dr. Cengiz Canpolat, yapılan ön tetkiklerle lösemiden şüphelenilmesi durumunda çocuğun Pediatrik Hematoloji-Onkoloji bölümü bulunan bir merkezde değerlendirilmesi gerektiğini belirterek “Kesin tanı hastanın kemik iliğinin alınıp ilgili bölümlerde incelenmesi ile konur. Tanıda süratli olmak ve tedaviye mümkün olduğunca erken başlamak önem arz etmektedir” diye konuşuyor.

Kıskançlığa dair…