Yazılar

Meme kanseri her yıl 2 milyon 300 bin kadında görülüyor!

Meme kanseri her yıl 2 milyon 300 bin kadında görülüyor!

Dünya Sağlık Örgütü, en sık görülen kanser türünün artık akciğer kanseri değil, meme kanseri olduğunu açıkladı. Dünyada her yıl 2 milyon 300 bin kadına meme kanseri tanısı konuluyor.  Ülkemizde de kadınlarda gelişen her 4 kanserden 1’ini meme kanseri oluşturuyor. Başka bir deyişle, her 8 kadından 1’i, yani kadınların yüzde 13’ü yaşamları boyunca meme kanserine yakalanma riski taşıyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı, son yıllarda tanı ve tedavisinde yaşanan önemli gelişmeler sayesinde meme kanserinin artık ölümcül bir hastalık olmaktan çıkarak kronik bir hastalığa dönüştüğüne dikkat çekiyor. Tedaviden başarılı sonuç alınması için kadınların tarama programlarında yer alan  tetkik ve muayenelerini düzenli olarak yaptırmaları ve meme kanserine yönelik belirtilerde zaman kaybetmeden hekime başvurmaları gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Metin Çakmakçı, “Ancak meme kanseriyle ilgili risk faktörlerinden tedaviye kadar pek çok konuda toplumda doğru sanılan hatalı bilgiler mevcut. Bu hatalı bilgiler hastaların gereksiz kaygıya kapılmalarına, daha da önemlisi hekime geç başvurmaları nedeniyle tedavinin güçleşmesine neden olabilmektedir” diyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı,  meme kanseri hakkında toplumda doğru sanılan hatalı bilgileri anlattı; önemli önerilerde bulundu!

Prof. Dr. Metin Çakmakçı

Prof. Dr. Metin Çakmakçı

Aile öyküsü yoksa meme kanseri gelişmez. YANLIŞ!

DOĞRUSU: ‘Ailemde meme kanseri yoksa bende de olmaz’ düşüncesi nedeniyle rutin kontroller sıkça ihmal ediliyor. Oysa meme kanserinin yüzde 90’ından fazlası kalıtsal olmayan etkenlerden kaynaklanıyor. Dolayısıyla meme kanseri tanısı alan kadınların çok büyük bir bölümünde aile öyküsü veya genetik bir bozukluk görülmüyor. Bu nedenle aile öyküsü olmayan kadınların da tarama programlarında yer alan mamografi, ultrasonografi ve meme muayenelerini yaptırmaları yaşamsal öneme sahip.

Sadece annenin aile öyküsü riski artırır! YANLIŞ!

DOĞRUSU: Meme kanserinde aile öyküsünden söz edildiğinde aklımıza sadece annede ve 1’nci derece akrabalarda görülen meme kanseri geliyor. Aslında aynı şekilde baba tarafında meme kanseri görülmesi de riski yükseltiyor. Bunun sebebi ise genlerin yarısının anneden yarısının ise babadan gelmesidir.

Meme kanseri ağrı yapmaz. YANLIŞ!  

DOĞRUSU:  Memede ya da koltuk altında ele gelen kitle meme kanserinin en yaygın ve en önemli belirtisi oluyor. Toplumda meme kanseriyle ilgili hatalı bilinen bir başka konu ise meme kanserinde kitlenin ağrı yapmamasına yönelik. Yaygın inanışın aksine, hastaların yüzde 1-2’sinde memede ve meme başında ağrı oluyor.

Mamografideki   radyasyon  miktarı çok yüksektir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Günümüzde kullanılan modern mamografi cihazlarıyla gerçekleştirilen çekimler sırasında maruz kalınan radyasyon miktarı, yaklaşık birkaç saatlik uçak yolculuğunda alınan radyasyon miktarına eş değer oluyor. Prof. Dr. Metin Çakmakçı, “Tarama ve tanı amaçlı kullanılan mamografi kansere erken tanı konmasını sağlayarak hayat kurtarmaktadır. Dolayısıyla erken tanı için risk altında olmayan her kadının 40 yaşından itibaren yılda bir kez mamografi, ultrasonografi ve hekim tarafından yapılan elle muayeneyi ihmal etmemesi gerekir. Risk altında olan kadınlarda ise bu taramalara daha erken yaşta başlanır.” diyor.

anserine yakalanma riski taşıyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı, son yıllarda tanı ve tedavisinde yaşanan önemli gelişmeler sayesinde meme kanserinin artık ölümcül bir hastalık olmaktan çıkarak kronik bir hastalığa dönüştüğüne dikkat çekiyor. Tedaviden başarılı sonuç alınması için kadınların tarama programlarında yer alan  tetkik ve muayenelerini düzenli olarak yaptırmaları ve meme kanserine yönelik belirtilerde zaman kaybetmeden hekime başvurmaları gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Metin Çakmakçı, “Ancak meme kanseriyle ilgili risk faktörlerinden tedaviye kadar pek çok konuda toplumda doğru sanılan hatalı bilgiler mevcut. Bu hatalı bilgiler hastaların gereksiz kaygıya kapılmalarına, daha da önemlisi hekime geç başvurmaları nedeniyle tedavinin güçleşmesine neden olabilmektedir” diyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı,  meme kanseri hakkında toplumda doğru sanılan hatalı bilgileri anlattı; önemli önerilerde bulundu!

Emzirmek meme kanserinden korur. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yapılan çalışmalara göre; 35 yaş altında doğum yapmak ve bebeğini uzun süre emzirmek meme kanseri riskini biraz düşürüyor. Ancak kadın olmak meme kanseri için tek başına önemli bir risk faktörü. Dolayısıyla erken yaşta doğum yapan ve emziren kadınların da meme kanseri riski taşıdıkları için rutin tetkiklerini aksatmamaları gerekiyor.

Doğum kontrol ilaçları meme kanserini tetikler. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Doğum kontrol ilaçlarının meme kanseri riskini artırdığına yönelik iddialar da bilimsel olarak kanıtlanmamış. Prof. Dr. Metin Çakmakçı, “Günümüzde kullanılan doğum kontrol ilaçlarının oldukça düşük dozda östrojen ve progesteron hormonu içermeleri nedeniyle meme kanseri riskini artırmaları beklenmez. Yapılan klinik çalışmalarda da doğum kontrol ilaçları kullanan kadınlarda meme kanseri riskinin yükseldiğini gösteren herhangi bir sonuç alınmamıştır” diyor.

Kanser tanısı konulan her kadın memesini kaybeder. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Erken evre meme kanserinin öncelikli tedavisi cerrahi yöntem oluyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı, cerrahi işlemlerde yıllar içerisinde ciddi gelişmeler yaşandığına işaret ederek, “Eskiden meme kanserinde genellikle; tümörün yanı sıra meme dokusu, meme altındaki bazı kaslar ve koltuk altında yer alan lenf düğümlerinin çıkarılmasıyla gerçekleştirilen mastektomi ameliyatı uygulanırdı.   Günümüzde ise özel durumlar dışında, kanser tanısı alan kadınların memesi korunabilmekte ve hastalığın tedavisi doğal bir meme görüntüsüne sahip sonuçlar ile gerçekleştirilmektedir” diyor.

Biyopsi ve ameliyat kanseri vücuda yayar. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, memeye biyopsi yapılması kanserin yayılmasına neden olmuyor. Prof. Dr. Metin Çakmakçı, kanserin iğne veya bıçağın değmesiyle vücuda yayılmadığını vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Kanser riski taşıyan her kitleye; ultrasonografi, mamografi veya MR kılavuzluğunda alınan örneğin incelenmesi ile patoloji uzmanları tarafından tanı konulur. Erken evre meme kanseri tedavisinin ilk basamağı da cerrahi yöntemdir. Ameliyatlar kanseri vücuda yaymaz, tam aksine tümörün çıkarılmasını sağlayarak hayat kurtarır. Tedavide kullanılabilen üç farklı aracımız var: Cerrahi, ilaç tedavisi ve ışın tedavisi (radyoterapi). Bunların üçü de farklı şekillerde ve farklı sırayla olsa da hemen hemen her hastada kullanılır. Erken evrelerde ilk tedavi basamağı ameliyatla tümörün yok edilmesi ve koltuk altındaki lenf bezlerinde tümör hücresi olup olmadığının anlaşılmasıdır. Bazı meme kanseri türlerinde evresine bakmaksızın önce ilaç tedavisi ile başlamanın daha iyi sonuç verdiğini biliyoruz. İlaç denilince hemen kemoterapi anlaşılmamalı, bugün elimizde tümör tipi ve evresine göre kullandığımız ve etki mekanizmaları çok farklı ilaçlar var”

Yemeksepeti’nde stratejik atamalar

Yemeksepetinde stratejik atamalar

Yemeksepeti, marka ve pazarlama stratejilerini ileri taşıyacak stratejik atamalarla kadrosunu güçlendiriyor.

Yemeksepeti, marka imajını ve pazarlama stratejilerini güçlendirme hedefi doğrultusunda pazarlama departmanında önemli atamalar gerçekleştirdi. Bu atamalar sırasıyla Yasemin Bahar, Büyüme Direktörü; Senem Sözmen, Kurumsal İletişim Direktörü; Kamer Buğu Öktem, Marka Direktörü pozisyonlarında görevlerine başladılar.

Yasemin Bahar, Büyüme Direktörü

Yemeksepeti’nin Büyüme Direktörü olarak görev alan Yasemin Bahar, performans pazarlaması, CRM, sadakat programları, pazarlama teknolojileri ve veri analizi ile ürün pazarlaması alanlarında liderlik ediyor. Meditopia, Hepsiburada ve Glovo gibi önemli markalarda strateji ve iş geliştirme rollerinde bulunan Bahar, Yemeksepeti’nde yenilikçi büyüme yönetimi stratejilerini geliştirmeye devam ediyor.

Senem Sözmen, Kurumsal İletişim Direktörü

Kurumsal iletişim stratejilerinin geliştirilmesi ve yönetilmesi alanındaki tecrübesiyle Senem Sözmen, Yemeksepeti Kurumsal İletişim Direktörü görevine atandı. Yemeksepeti’nin kurumsal iletişim stratejisinin geliştirilmesi ve uygulanması, medya ilişkilerinin etkili bir şekilde sürdürülmesi, iç iletişim faaliyetlerinin kurgulanarak çalışan mutluluğuna katkı sağlanması ve lider iletişiminin etkin bir şekilde yönetilmesi sorumluluklarını üstlenecek olan Sözmen, profesyonel kariyerinde Yapı Kredi, Avon ve Red Bull’da önemli rollerde bulundu.

Kamer Buğu Öktem, Marka Direktörü

Marka Direktörü olarak atanan Kamer Buğu Öktem, Yemeksepeti’nde marka stratejisinden sorumlu olacak. Danone’de farklı markalara liderlik ettikten sonra Çin’in büyük eğitim teknolojisi şirketlerinden Walnut Coding’de Asya pazarını da deneyimledi. Marka ve pazarlama alanlarında derin bir deneyime sahip olan Öktem, Yemeksepeti’nde tüketici ihtiyaçları ve beklentilerini temel alarak marka mesajlarını oluşturup tüm kanallarda etkili bir şekilde yayılmasını yönetecek. Yemeksepeti’nin marka sağlığını ve gücünü koruyup geliştirmek adına Öktem’in liderliğindeki ekip, yenilikçi ve etkili stratejilerle yola devam edecek.

 

Kadınlar Günü’ne özel lezzetler

Kadınlar Günü’ne özel lezzetler

Magnolia Bakery, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü, bu güne özel olarak tasarladığı, vazgeçilmez lezzetteki cupcakeleri ile kutluyor.

Amerikan pastane kültürünün ünlü markası Magnolia Bakery, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne özel çiçeklerle süslediği leziz cupcakeleri ile en güzel kutlamaların vazgeçilmezi olmaya devam ediyor. Magnolia Bakery’nin imza lezzetlerinden çikolatalı ve vanilyalı cupcakeler, Kadınlar Günü’ne özel çiçekler ile süslenerek eşsiz bir lezzet şölenine dönüşüyor.  Birbirinden taze ve lezzetli tatlarıyla beğeni toplayan Magnolia Bakery, rengarenk tasarımlarıyla rüya gibi bir deneyim yaşatarak bu özel günü unutulmaz kılıyor.

Tadına Doyulmaz Bir Lezzet: Kruffin

Tadına Doyulmaz Bir Lezzet: Kruffin

Kahve Dünyası, herkesi Muffin ve kruvasandan doğan yumuşacık lezzet Kruffin ile tanışmaya çağırıyor.

Kruffin’in lezzetinin sırrı kat kat kruvasan hamurunun yanı sıra Kahve Dünyası’nın çok sevilen Fındık Kreması’ndan geliyor.

Kakaolu ve sade iki renkli kruvasan hamuruyla hazırlanan Kruffin’in kalbinde ise, yüzde 30 oranında, çifte kavrulmuş taze Giresun fındıklarından hazırlanan çok özel bir fındık kreması bulunuyor.

Muffin kalıbında pişirilerek hazırlanan Kruffin, çıtır çıtır hamuruyla kahvaltıdan gün içindeki molalara kadar günün her saatinde kahvenizin vazgeçilmez eşlikçisi oluyor. Alışılmışın dışında, çıtır hamuru ve yumuşacık dolgusuyla Kruffin tüm Kahve Dünyası Algötür noktalarında sizi bekliyor.

Yapay Zekâ Destekli kek “ETi Popkek PopGPT”

Yapay Zekâ Destekli kek “ETi Popkek PopGPT”

ETi, kek kategorisinin sevilen markalarından olan Popkek’in yeni çeşidi “ETi Popkek PopGPT”yle, kek kavramına yapay zekâ kattı!

ETi, gençlerin son dönemde günlük hayatlarında sıkça kullandıkları yapay zekâya sorarak belirlediği frambuazlı cheesecake tadındaki yeni lezzeti ETi Popkek PopGPT ile bir kez daha gençlerin ilgi odağı olmaya aday… Yapay zekâdan esinlenilerek üretilen ve piyasaya sınırlı sayıda sürülen PopGPT ile ETi Popkek, kendi kategorisinde de fark yaratmaya devam ediyor.

Jekyll & Hyde’ müzikali turneye çıkıyor

Jekyll & Hyde’ müzikali turneye çıkıyor

Gösterime girdiği günden bu yana sanatseverlerin yoğun ilgisiyle karşılanan ‘Jekyll & Hyde’ müzikali, KerkiSolfej’in gerçekleştirdiği organizasyonla Ülker Spor ve Etkinlik Salonu’nda sergilendi.

Tüm biletlerin tükendiği etkinlikte yoğun ilgi ile karşılaşan Jekyll & Hyde Müzikali kendi alanında ise bilet rekoru kırdı. Ülker Arena’da ilk defa oynanan bir Broadway oyunu olarak kayıtlara geçen Jekyll & Hyde Müzikali sanatseverler tarafından büyük beğeni topladı.

Robert Louis Stevenson’ın klasik gerilim romanından uyarlanan dünyaca ünlü ‘Broadway Müzikali ‘Jekyll & Hyde’ müzikali, binlerce İstanbullu tarafından yoğun ilgiyle izlendi.  Antre Production tarafından sahnelenen, başrollerini Hayko Cepkin’in hayat verdiği Jekyll & Hyde müzikalinde kendisine Öznur Serçeler ve Nermin Koçak eşlik ediyor. Hayko Cepkin, Öznur Serçeler ve Nermin Koçak’ın yanı sıra Fatih Al, Umut Kurt ve Cenk Bıyık gibi usta isimlerin yer aldığı müzikalin yapımcılığını Melikcan Zaman üstlenirken yönetmenliğini Taner Tuncay, genel sanat yönetmenliğini Malcolm Keith Kay, yaratıcı yapımcılığını Feri Baycu Güler, müzik direktörlüğünü Sabri Tuluğ Tırpan ve koreografisini ise Seda Özgiş yapıyor.

Türkiye’yi gezmeye devam eden müzikal, 10 Mart’ta İzmir Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde, 15 Mart ve 22 Mart’ta İstanbul Tim Show Center’da 20 Mart’ta Ted Ankara Koleji Ata Sahnesi’nde, 21 Nisan’da ise Bursa Merinos AKKM’de sergilenecek.

Türkiye’de 7 milyon kişi nadir hastalıkla yaşıyor

Türkiye’de 7 milyon kişi nadir hastalıkla yaşıyor

Kistik fibrozis, fenilketonüri ve SMA hastalığı gibi yenidoğan bebeklerde taranan, son zamanlarda bazılarının adını daha sık duyduğumuz nadir hastalıklar, tüm dünyada yaklaşık 7 bin hastalığı kapsıyor ve bu hastalıklar 300 milyon kişiyi etkiliyor. Nadir hastalık, 2 bin kişiden 1’inde veya daha az görülen hastalıkların tümünü içinde barındıran bir şemsiye terim olarak kullanılıyor. Yani bu hastalıkların bazıları 2 bin kişiden 1’inde görülse de bazı nadir hastalıklara milyonda 1 rastlanıyor. Bu hastalıkların içinde; nadir olanlar, ultra-nadir olanlar, hatta nano-nadir olan hastalıklar var. Hal böyle olunca adı “nadir” olsa da nüfusun yüzde 6 ila 8’ini etkiliyor.

Çok sayıda kişinin yaşamını etkileyen bu hastalıklara dikkat çekmek üzere her 4 yılda bir takvimlerde gördüğümüz 29 Şubat, bu özelliğinden dolayı Nadir Hastalıklar Farkındalık Günü için seçilmiş. Her yıl 28 ya da 4 yılda bir 29 Şubat’ta çeşitli farkındalık çalışmalarıyla toplumun dikkatinin nadir hastalıklara çekilmesi ve bilgilendirilmesi hedefleniyor. Nadir hastalıklarla ilgili Acıbadem Üniversitesi Nadir Hastalıklar ve Yetim İlaçlar Uygulama ve Araştırma Merkezi (ACURARE) Müdürü ve Çocuk Genetik Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Alanay’dan bilgi aldık.

Prof. Dr. Yasemin Alanay

Prof. Dr. Yasemin Alanay

Çocukluk çağında tanı konuyor

Nadir hastalıkların yüzde 80’inin nedeni genetik olunca, hastaların neredeyse yarısını çocuklar oluşturuyor. Bu hastalıkların yüzde 95’inin tedavisi olmadığı için çocukların yüzde 30’u 5 yaşına gelmeden hayata veda ediyor. Hastaların yüzde 50’sine çocukluk çağında teşhis konulduğunu belirten Çocuk Genetik Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Alanay, “Nadir hastalık görülen bireylerde tanı süreci bazen yılları alıyor, bu süreçte hastaların farklı branştan pek çok hekime görünmesi gerekebiliyor, bazı hastalarda tanı geç konulduğu için de tedavi şansı ortadan kalkıyor. Ayrıca çoğu nadir hastalığın tedavisi bulunmuyor. Bu nedenlerle ne yazık ki nadir hastalıkla dünyaya gelen her 10 çocuktan 3’ü beş yaşından önce hayatını kaybediyor” diyor. Bir yaş altındaki çocuk ölümlerinin yüzde 35’i yine bu nadir hastalıklardan kaynaklanıyor.

Akraba evlilikleri bu çekinik kalıtılan nadir hastalıkları artırıyor

Ülkemizde yaklaşık 6-7 milyon kişinin nadir hastalıklara sahip olduğu tahmin ediliyor. Erken tanı ve tedavi uygulanmadığı durumda çoğu nadir hastalık metabolik, kronik ve hatta ölümcül şekilde ilerleyebiliyor. Nadir hastalıkların yüzde 80’inin genetik faktörlerden kaynaklandığına dikkat çeken Prof. Dr. Yasemin Alanay, “Nadir hastalıklarda genetik nedenler ilk sırada. Tüm hastalıkların ancak yüzde 20’si çevresel ya da bilinmeyen nedenlere bağlı olarak gelişiyor. Yüzde 80’inin genetik olması, akrabalar arasında olan evlilik sonucu çocukların bu hastalıklarla karşılaşma olasılığını yükseltiyor. Maalesef ülkemizde akraba evliliği yüzde 21, yani her 5 evlilikten biri akraba evliliği. Bu yüksek oran anne babanın taşıyıcılığı nedeniyle ortaya çıkan nadir hastalıkların sıklığını artırıyor. Bunun sonucunda da genetik geçişli ve çekinik olarak kalıtılan hastalıklara ülkemizde Avrupa ve ABD’den daha çok rastlanıyor” diyor.

Tedavide “Yetim İlaç” kullanılıyor

7 binden fazla hastalığı kapsayan nadir hastalıklar, farklı kişilerde ve aynı ailenin farklı üyelerinde bile farklı seyir izleyebiliyor. Tedavisi olan ancak nadir olduğu için pahalı ilaçların kullanılması gereken durumlarda aileler özel bakım ve tedavi yöntemlerine, ilaçlara, sarf malzemelerine, özel besinlere ve tıbbi cihazlara ulaşmakta güçlük çekiyor. Araştırma-geliştirme süreçlerinin ise oldukça uzun, zor ve maliyetli olması nedeniyle nadir hastalık ilaçları “Yetim İlaç” olarak adlandırılıyor. Çoğu yurtdışında üretilen bu ilaçların ruhsatlı olmayanları ancak Türk Eczacıları Birliği (TEB) aracılığıyla hastalara ulaştırılıyor.

Nadir Hastalıklar Merkezi ve İSTisNA Platformu kuruldu

Nadir hastalıklar, tek başına ele alındığında nadir oldukları için bilimsel veri az, çalışmalar kısıtlı, tanı ve tedavi yöntemleri ise büyük oranda eksik. Bu nedenle  nadir hastalığa sahip bireylerin önemli bir kısmında hastalıklarına yol açan sebeplerin belirlenemediğine ve tanıların konulamadığına dikkat çeken Prof. Dr. Yasemin Alanay; nadir hastalıklara sahip bireylerin tanı alana kadar sağlık sistemleri içinde birçok tetkikten geçirilmesinin ve hatta yanlış tedavi uygulamalarına maruz bırakılmasının hem ciddi bir halk sağlığı sorunu hem de sağlık ekonomisi için ciddi bir kayıp yarattığını vurguluyor.  Acıbadem Üniversitesi bünyesinde 2017 yılında kurulan “Nadir Hastalıklar ve Yetim İlaçlar Uygulama ve Araştırma Merkezi-ACURARE” ile nadir hastalıklar ve bu hastalıkların tedavisinde kullanılan yetim ilaçlar alanında tanı ve tedavi olanaklarının iyileştirilmesini, bilimsel ve klinik araştırmaların artırılmasını, hastaların yaşam kalitesinin yükseltilmesini ve katılımlarının sağlanmasını, var olan kaynakların geliştirilmesini ve daha verimli kullanılmasını amaçladıklarını belirten  Prof. Dr. Yasemin Alanay, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu amaca yönelik olarak 2022 yılında İstanbul Kalkınma Ajansı (İSTKA) tarafından desteklenen, Acıbadem Üniversitesi ve ACURARE yürütücülüğü ve İstanbul Üniversitesi ortaklığı ile “İStanbul Tanısız ve NAdir Hastalıklara Çözüm Platformu-İSTisNA” Projesi, tasarlandı. Biyobanka, çevrimsel araştırmalar ve tanısız hastalıklar programı gibi tanı ve tedaviye ışık tutabilecek faaliyetleri bünyesine katarak ve yoğun eğitim faaliyetleri, farkındalık ve yaygınlaştırma çalışmaları ile sosyal yönden de destek olabilecek bir platform kurulmasını amaçlamaktadır. Platform; tanısız ve nadir hastalıklar alanında hasta ve hasta dernekleri, bilim insanları, kamu kuruluşları ve toplumun geneline yönelik sağlık sistemi organizasyonunun sağlanması, bu alanda araştırma faaliyetlerinin artırılması ve bu faaliyetleri gerçekleştirecek paydaşları bir araya getirme, ulusal ve uluslararası biyobankaların entegrasyonu ve yine bu alanda bilim insanlarının yetiştirilmesine yönelik çalışmalar gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. Bunlara ek olarak ülkemizde nadir hastalıkların ekonomik yükünün tespiti için örnek hastalıklar seçilerek, tanı, tedavi ve idame süreçlerinde ortaya çıkan ekonomik yükün belirlenmesi amaçlanıyor. Ayrıca bu çalışma ve araştırmalardan elde edilecek bulgular ile orta vadede yetim ilaç çalışmalarına da destek sağlanması planlanmaktadır”

Çocuk Genetik Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Alanay bazı nadir hastalıklar hakkında şu bilgileri veriyor.

Prof. Dr. Yasemin Alanay

Saçları ve kirpikleri de beyaz!

Albinizm: Cildimizin, kaş, kirpik ve göz rengimizi belirleyen genetik özelliklerimiz. Anne babadan alınan özelliklere renk veren ise melanin pigmentleri. Albinizm hastalarında melanin pigmenleri oluşmuyor. Dolayısıyla bembeyaz bir cilt, beyaz kirpik ve kaşlarla dünyaya geliyorlar. Melanin pigmentlerinin olmaması onları güneş ışınlarına karşı hassas hale getiriyor, dikkat edilmezse cilt kanserine yakalanma oranları yükseliyor.

Çok Semptom bir Sendrom

CHARGE Sendromu: Kolobom, kalp problemleri, arka burun deliklerinin kapalı olması, Büyüme ve gelişme geriliği, genital organ anomalileri, kulak anomalileri gibi çoklu semptomlarla seyreden ve adını da bu semptomların baş harfinden alan nadir bir hastalık. CHD7 genindeki mutasyonlar genelde ilk kez ve tesadüfen ortaya çıkıyor. Bebeklik döneminde ortaya çıkan pek çok sağlık sorunu hayati tehlikelere neden olabiliyor.

Sinir ucu tümörleri

Nörofibromatozis: Dünya genelinde yaklaşık olarak 3000 kişide bir görülen bu hastalığın farklı tipleri, farklı şiddette gözlenir ve kesin bir sıklık vermek zordur. NF’nin en sık görülen belirtileri arasında deri lekeleri, tümörler, kemik anomalileri, optik sinir gliomu, nörofibromlar ve diğer nörolojik semptomlar yer alır. Tanı yöntemleri klinik muayene ve genetik testlere dayanmaktadır, ancak bilinen bir tedavisi yoktur.

Yaşamı tehdit ediyor

Spinal müsküleratrofi (SMA): Süt çocukluğu döneminde yaşamı tehdit edebilecek kadar ağır olan hastalığın nedeni omurilik ön boynuz hücrelerinin ilerleyici kaybı olarak açıklanıyor. Başlıca belirtisi ilerleyici kas güçsüzlüğü olan ve 10 binde bir görülen bu hastalığın bilinen bir tedavisi bulunmuyor.

Vosoritide tedavisi ile boy kısalığının şiddeti azalıyor!

Akondroplazi: Orantısız şiddetli boy kısalığına neden oluyor, 20 binde bir görülüyor. Bebeklikte hidrosefali, ani felce ve hatta ölüme neden olabiliyor. Büyürken sık kulak iltihabı, boy kısalığının yarattığı fiziksel güçlükler yaşam kalitesini etkiliyor. Yakın zamanda ilaç tedavisi ile kemik uzaması sağlanıyor.

En sık görülen genetik hastalıklardan biri

Kistik Fibrozis: Kalıtsal hastalıklar içinde en sık görülenler arasında yer alıyor. Tekrarlayan akciğer enfeksiyonları, ishal-beslenme bozukluğu ve pankreas yetmezliğiyle ilerliyor. Henüz kesin bir tedavisi bulunmasa da yoğun destek tedavisiyle hasta yetişkin yaşlara kadar hayatına devam edebiliyor.

Her lokmalarını özenle seçmeleri gerekiyor

Fenilketonüri: Fenilalanin isimli aminoasidin metabolize edilmesini sağlayan enzimin eksikliği sonucu oluşan bir hastalık. Ülkemizde 4 bin 500 kişiden birinde rastlanıyor. Yaşam boyu diyet ve takip gerektiriyor. Uygun tedavi uygulanmadığı takdirde ağır zihinsel engele neden olabiliyor. Bu nedenle hastaların her bir lokmalarını özenle seçmeleri gerekiyor. Günümüz tıp teknikleriyle doğum öncesi tanı konulabiliyor.

Ralli severler Sarıkamış’ta buluştu

Ralli severler Sarıkamış’ta buluştu

Eksi 36 Spor Kulübü tarafından düzenlenen Petrol Ofisi Maxima 2024 Türkiye Ralli Şampiyonası’nın ilk yarışı Sarıkamış Rallisi, 23-25 Şubat tarihlerinde Kars’ta gerçekleştirildi.

Kars Valiliği, Kars Belediyesi, Sarıkamış Kaymakamlığı ve Sarıkamış Belediyesi destekleri ile Duja Hotels, VST Tour, ICRYPEX, Spor Toto, Remed Assistance, Salados, Power App ve Fora Araç Takip sponsorluğunda organize edilen ralliye, 26 araç ve 52 sporcu katıldı.

3 gün boyunca kar ve buz kaplı zeminde koşulan rallide, Parkur Racing’den 18 yaşındaki Kerem Kazaz, Litvanyalı copilotu Andris Malnieks ile birinciliğin sahibi oldu.

Sarıkamış Rallisi

Aynı zamanda Sınıf 2 ve genç pilotlar birincisi olan Kazaz’ın 24 saniye ardında Castrol Ford Team Türkiye’den Ali Türkkan-Burak Erdener ikinci olurken, Red Bull sporcusu Türkkan Sınıf 3 birinciliğini de elde etti. GP Garage My Team’den Ümit Can Özdemir-Kutay Ertuğrul’un üçüncü sırada yer aldığı rallide, dereceye giren sporcuların ödülleri Kars Valisi Ziya Polat, Kars Emniyet Müdürü Mehmet Ömür Saka, Kars İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Fatih Cemal Kiper, TOSFED Başkanı Eren Üçlertoprağı, Sarıkamış Kaymakamı Enis Aslantatar, Kars Gençlik Spor İl Müdürü Ayhan Yüreğir ve sponsor firma yetkililerinin katılımıyla Duja Chalet önünde düzenlenen törenle verildi.

Eren Üçlertoprağı, Ziya Polat, Nisa Ersoy

Eren Üçlertoprağı, Ziya Polat, Nisa Ersoy

Sarıkamış Marka Değeri Yükselişte

Kars Valisi Ziya Polat, yarışı izlemeye gelen halk ile buluştuğu seyirci noktasında, Kars ve Sarıkamış’ın marka değerinin her geçen gün arttığını, uzun süreden sonra tekrar otomobil sporlarının Sarıkamış’a gelmesinden mutluluk duyduğunu söylerek, uluslararası organizasyonlar için çalışmalarına devam ettiklerini açıkladı.

Bölgeye büyük katkı sağladı

Sarıkamış Rallisi sponsorlarından VST tour Genel Müdürü Volkan Gökay, spor ile turizmin bir arada olmasının her zaman bölgeye katkısının büyük olduğunu ve sportif sponsorluklarına devam edeceklerini dile getirdi. Organizasyonun bir diğer sponsoru Duja Hotels’in CEO’su Şahin Seval ise bu organizasyon bölge tanıtımı için çok önemli olduğunu ve bu sponsorluklara çok önem verdiklerinin altını çizdi. Seval, Rally Bodrum’un da sponsoru olan Duja Hotels’in, bu sezon da Bodrum’da otomobil sporları tutkunlarını misafir edeceklerini söyledi.

Duja Finish

Özel günlerinizi doğa ile iç içe kutlayın

Özel günlerinizi doğa ile iç içe kutlayın

Göcek koyunun sonsuz maviliğinde kaliteli hizmet ve zengin menüsüyle D-Resort Göcek; özel etkinlikler, kutlamalar ve düğünler için unutulmaz deneyimler vadediyor.

D-Resort Göcek’in sunduğu doğa ile iç içe olmanıza olanak sağlayan alanları, kusursuz hizmet anlayışı ve lezzetli menü seçenekleriyle özel etkinlikleri benzersiz deneyimlere dönüştürüyor.

D-Resort Göcek’

D -Green

D-Resort Göcek’in ana etkinlik alanı D-Green, Ege sahilinden sadece bir adım mesafede yer alan, deniz manzaralı 1.000 m2’lik çim alanıyla Göcek’te gerçekleştirilen etkinliklerin popüler adreslerinden. D-Green, uzman ekipleri, kaliteli servis hizmeti ve geniş menü seçenekleri ile açık hava partilerinden konserlere her türlü etkinliği farklı boyuta taşıyor. D-Green’in doğal ve sıcak ambiyansı, özellikle masalsı düğünler için en ideal hizmeti sunuyor. Göcek’in eşsiz atmosferinden ilhamla hazırlanan tasarımlarla D-Green etkinlik alanı, konuklarına unutamayacakları bir eğlence ve anı vadediyor. Ayrıca Göcek’in çocuklu aileler tarafından tercih edilen D-Resort Göcek’te, etkinliklerinizi tüm sevdiklerinizle unutulmaz anılar biriktireceğiniz davetler organize etmeniz mümkün.

D-Resort Göcek’

Ege’nin lezzetleri

D’Breeze ve Q Lounge, keyifli müziklerinin yanı sıra özel reçeteler ve kokteyllerden oluşan menüleriyle misafirlerine büyüleyici anlar yaşatıyor. Özel bir plajda deniz ile iç içe bir atmosfere sahip D’Breeze, taze deniz mahsulleri ve yerel ürünlerden oluşan menüsüyle bölgenin en ünlü lezzet duraklarından.

Mükemmel deniz ve ada manzarasına sahip Q Lounge ise bölgenin en görkemli panaromik manzarasına sahip. Q Lounge, konforlu ve şık ortamında geniş kokteyl yelpazesinin yanı sıra tapas tarzı servis edilen sushi, sashimi ve robatayaki lezzetlerinden oluşan menüsü ile seçkin davetler ve özel akşamlar için Göcek’teki vazgeçilmez adres.

D-Resort Göcek’

Doğayla İç içe toplantılar

İş hayatına yönelik kurumsal etkinlikler için de ideal. Konferanstan şirket organizasyonuna, ürün lansmanından gala yemeğine her türde toplantılarınızı gerçekleştirebileceğiniz D-Resort Göcek, 150 m2’lik toplantı salonu Caria ile profesyonelliği bir üst seviyeye taşıyor. Caria, ikiye bölünerek 85 m2 ve 65 m2 olmak üzere iki ayrı toplantı salonuna dönüşebilme esnekliğini sunuyor. Göcek ve deniz manzarasına sahip 1.000 m2’lik alternatif dış mekân ise unutulmaz kokteyl partileri ve kutlama yemekleri için ayrıcalıklı bir seçenek. Ayrıca zemin katta ayrı bir blokta yer alan bahçe manzaralı bir mekân da toplantılarınız için hizmetinizde.

Bilgi; info@dresortgocek.com.tr

Tel:  +90 252 661 09 00

D-Resort Göcek’

Sıla “Ne mutlu büyümek”

Sıla “Ne mutlu büyümek”

Sıla, 10 yıl önce Andrea Bocelli ile birlikte sahneye çıktığı Ülker Spor ve Etkinlik Salonu’nda tam 10 yıl sonra yine aynı gün akşamı seyirci karşısına çıktı. Bu tesadüfü sahne için evden yola çıktığında fark ettiğini söyleyen sanatçı, ”Tesadüf adı verilen şeylere çok inanmam. Bugün buraya gelirken yolda fark ettim. Benim için büyük sürpriz. Gecenin sihirli fırça darbesi bu.” dedi. Kerki Solfej’in organizasyonunda dev salonu dolduran 8 bin kişiyle unutulmaz bir gösteriye imza attı. Amor Garibovic imzalı iki kıyafetle sahnede olan Sıla, şarkıları kadar kostümleri ve dijital görsel şovu ile de dikkat çekti.

”NE MUTLU BÜYÜMEK”

Sıla’nın konserin başında yaşanan teknik aksaklıkla ilgili pozitif yorumu 8 bin kişi tarafından alkışlandı: ”Başta yaşanan teknik aksaklıkla ‘Merhabama’ kıydılar ama buna çok fazla üzülmekle zaman kaybedecek kadar da toy ve tecrübesiz değilim artık. Eskiden olsa çok üzülürdüm hem de insanlara dar ederdim. Şimdi öyle bi durumda değilim. Sizlerle beraber şarkı söylemek çok kıymetli. Ne mutlu büyümek” diye konuştu. Turneye devam edecek olan sanatçı 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde İzmir Hiltown Carnaval Venue’de sevenleriyle buluşacak.