Yazılar

Ramazan ve Bayrama özel ayrıcalıklar

Artaş Hotels Group, portföyünde bulunan Radisson Collection Hotel Vadistanbul, Radisson President Old Town İstanbul, Radisson İstanbul Sultanahmet ve Radisson Blu Kayseri otellerinde; misafirleri için Ramazan ve Bayrama özel ayrıcalıklar hazırladı.

Zengin ve eşsiz menü seçenekleriyle her damak zevkine uygun seçenekler sunan Radisson Otellerinde, misafirlerini şeflerin özenle hazırladığı lezzetli iftar menülerini deneyimlemeye davet ediyor.

Artaş Hotels Group bünyesinde bulunan seçili otellerdeki Ramazan ayrıcalıkları, bayram coşkusunu yaşamak isteyenler için de devam ediyor. Radisson Collection Hotel Vadistanbul, Radisson Sultanahmet ve Radisson Blu Hotel Kayseri, bayram coşkusunun sonuna kadar hissedileceği avantajlı paketlerle konuklarına unutulmaz bir tatil deneyimi vaat ediyor.

Radisson Blu Hotel Kayseri, oda, kahvaltı, akşam yemeği, masaj ve özel Kapadokya Turundan oluşan geniş paketiyle; peri bacaları, muhteşem gün batımları, kayalara oyulan evler, yer altı mağaraları, unutulmayacak lezzetlerle UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ndeki bölgede etkileyici bir deneyim sunuyor.

İstanbul’un Tarihi Yarımadasının büyüsünü keşfedeceğiniz Radisson İstanbul Sultanahmet, oda, kahvaltı, akşam yemeği ve İstanbul’un eşsiz boğaz turu dahil bayram paketiyle konuklarını bayramda İstanbul’un kalbini keşfetmeye; Radisson Collection Hotel Vadistanbul, oda, kahvaltı ve masaj dahil özel bayram paketleriyle konuklarını enerjilerini yenilemeye davet ediyor.

Rezervasyon ve detaylı bilgi için

Radisson Collection Hotel Vadistanbul – Tel : (0212) 341 00 00

Radisson President Old Town İstanbul – Tel : (0212) 516 69 80

Radisson Sultanahmet İstanbul  – Tel : (0212) 516 23 13

Radisson Blu Kayseri Hotel – Tel : (0352) 315 50 00

Hamile diyabetlilerin oruç tutması riskli

Halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen diyabet, kan şekerini düzenleyen insülin hormonunun yeterince üretilmediği ya da üretilen bu insülinin vücutta kullanılamadığı durumlarda ortaya çıkıyor. Ramazan ayında özellikle diyabet hastalarının oruç tutmadan önce mutlaka doktorlarına danışmaları gerektiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fulya Akın, “İnsülin takviyesi alanların oruç tutması, kan şekeri seviyesinde ciddi dalgalanmalara yol açabileceği için riskli olabilir” dedi.

Hamile ya da böbrek rahatsızlıklarına sahip hastalar için bu durumun daha kritik olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fulya Akın, “Kan şekeri dalgalanmaları anne ve bebek sağlığını tehlikeye atabileceğinden, uzun süre susuz kalmak da böbrek fonksiyonlarını kötüleştirebileceğinden hamilelik veya böbrek yetmezliği gibi durumlara sahip diyabetlilere oruç tutmayı önermiyoruz. Ek olarak böbrek hastalığı olan kişilerde şeker düşüklüğü eğiliminin fazla olduğu da bilinmeli” dedi.

Prof. Dr. Fulya Akın

Prof. Dr. Fulya Akın

Uzun süreli açlık diyabetliler için tehlikeli

Tip 1 ve kontrolsüz tip 2 diyabet hastalarının da oruç tutmamaları gerektiğini belirten Prof. Dr. Fulya Akın, “Tip 1’de insülin kullanılması zorunludur ve uzun süre aç kalmak da kan şekerinin çok düşmesine (hipoglisemi) ya da çok yükselmesine (hiperglisemi) yol açabilir. Ayrıca, diyabetin ciddi ve ölümcül bir komplikasyonu olan ketoasidoz adında tehlikeli bir durum da ortaya çıkabilir. Kontrolsüz Tip 2’de ise gün içinde sık sık kan şekeri düşüşü veya yükselmesi yaşanıyorsa ya da HbA1c değeri çok yüksekse aynı şekilde oruç tutulmamasında fayda var” ifadelerini kullandı.

Şerbetli tatlılar yerine sütlü alternatifler tercih edilebilir

Türkiye’de 2024 verileriyle 12 milyondan fazla diyabet hastası bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Fulya Akın, “Diyabetin erken aşaması olarak özetlenebilecek gizli şekerin de toplumda sıkça karşılaşıldığı bilinmeli. Bu rahatsızlığa sahip kişilerde yaygın olarak yemek sonrası halsizlik, uyku hali ve tatlıya düşkünlük gözlemlenir. Diyabete zemin hazırlayan bir başka rahatsızlık insülin direncine sahip kişilerin de şerbet gibi yoğun şeker içeren tatlılardan kaçınması çok önemli. Ağır tatlılar yerine sütlaç, güllaç, dondurma ve muhallebi gibi daha hafif alternatifler tercih edilebilir” dedi.

Bol su tüketmek kan şekeri seviyesini dengeliyor

Oruç tutan kişilerin beslenme düzenine ekstra önem vermesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Akın, “Ramazan ayı boyunca; yavaş sindirilen, uzun süre tok tutan, protein ve lif içeriği yüksek besinler tüketmeye dikkat edilmeli. İftar sofrası dengeli olmalı, ani kan şekeri yükselmelerini önlemek için hafif bir başlangıç yapılmalı ve ana yemek yavaş tüketilmeli. Beyaz ekmek, pizza, makarna ve pasta gibi rafine karbonhidratların aşırı tüketiminden kaçınılmalı. En önemlisi de iftar ve sahur arasında yeterli miktarda su tüketilmeli, bu sayede vücut susuz kalmaz ve kan şekeri dalgalanmaları önlenebilir” şeklinde konuştu.

Kolon kanseri Dünyada ve ülkemizde en sık görülen 3’üncü kanser türü

Kolon kanseri, görülme sıklığı ve ölüm oranlarıyla küresel bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor. Dünyada her yıl yaklaşık iki milyon, ülkemizde de yaklaşık 20 bin kişinin bu hastalığa yakalandığı belirtiliyor. Dünya genelinde en yaygın görülen kanserler arasında 3’üncü sırada karşımıza çıkarken, kansere bağlı ölüm nedenleri arasında da 2’inci sıraya yükseliyor. Kolon kanserinin en ölümcül kanserler arasında üst sıralarda yer almasının nedeni ise genellikle ileri aşamaya dek belirti vermeden sinsice ilerlemesi! Acıbadem Maslak Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Arzu Tiftikçi, kolon kanserinin aslında düzenli yapılan kolonoskopi taramasıyla önlenebildiğine dikkat çekerek, “Kolon kanserinin en yaygın nedeni olan poliplerin tümörleşme süreci on yıldan uzun bir zamanı bulmaktadır. Bu nedenle kolonoskopi yöntemiyle polipler henüz tümöre dönüşmeden yakalanabilmektedir. Kolonoskopi sırasında, ileride kansere dönüşme potansiyeli taşıyan polipler kesilerek çıkarılır ve böylece tümörün gelişimi önlenebilir. Dolayısıyla, hiçbir yakınması olmasa bile herkesin 50 yaşında, hatta son kılavuzlara göre 45 yaşında kolonoskopi yaptırması önerilmektedir. Ailede kolon kanseri öyküsü olması durumunda 40 yaşında ve kişide iltihabi bağırsak hastalığı varlığı gibi risk faktöründe ise hastalık yaşına göre belki daha da erken kolonoskopi yaptırılması gerekmektedir” diyor.

Prof. Dr. Arzu Tiftikçi

Prof. Dr. Arzu Tiftikçi

En yaygın sebebi polipler, ancak…

Kalın bağırsak kanseri, bir başka deyişle kolon kanseri, birçok risk faktörü ile ilişkilendiriliyor. Çevresel faktörler bağırsağın yangısal durumunu tetikleyerek, kalıtsal faktörler ise genetik mutasyonlar sonucu kanserin oluşumunu başlatabiliyor. Yaş, ırk, erkek olmak, inflamatuar bağırsak hastalığı varlığı (Ülseratif kolit, Crohn hastalığı gibi), ailede kolon kanseri veya polip öyküsü ile genetik sendromlar, kolon kanseri için değiştirilemez risk faktörlerini oluşturuyor. Tütün ve alkol kullanımı, kırmızı ve işlenmiş et tüketimi, hareketsiz bir yaşam ve obezite ise kolon kanserinde değiştirilebilir risk faktörleri arasında yer alıyor.  Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Arzu Tiftikçi, kolon kanserinin yaklaşık yüzde 85-90’ında polip olarak adlandırılan oluşumun sorumlu olduğunu belirterek,  “Ancak kolonoskopi sırasında çıkarılan bu poliplerin sadece onda biri kolon kanserine ilerleyecektir. Ülkenin sağlık politikalarına bağlı olarak ya yıllık gaytada gizli kan baktırılıp pozitifse kolonoskopi yaptırılmalı ya da doğrudan kolonoskopi yaptırılmalıdır. Ayrıca, kolon kanserinden korunmak için başta hatalı beslenme alışkanlığı, obezite, sigara kullanımı ve hareketsiz bir yaşam gibi risk faktörlerine karşı önlem almak da son derece önemlidir” bilgisini veriyor.

Ailede varsa risk 4 kat artabiliyor!

Ailede kolon kanseri öyküsünün olması kolon kanseri için önemli bir risk faktörü. Özellikle bir veya daha fazla sayıda birinci derece akrabalarda kolon kanseri öyküsü ile artan kolon kanseri riski arasında ilişki bulunuyor. Ayrıca kolon kanseri riskinde aile bireyinin tanı yaşı ve risk altındaki kişinin yaşı etkili oluyor. İsveç’te yapılan bir çalışmaya göre; annede veya babada kolon kanseri öyküsü olması kişide kolon kanseri riskini 2 kat arttırıyor. Anne veya babada tanı yaşının 60 yaşından küçük olması bu riski 3 katına çıkarıyor. Aynı çalışmada, yine anne ve babasında kolon kanseri öyküsü olan 30-39 yaş aralığındaki kişilerde ise bu riskin yaşıtlarına göre 4 kat artabildiği ortaya konmuş.

Bu belirtileri asla göz ardı etmeyin!

Kolon kanseri genellikle başlangıç evresinde, hatta çok ileri aşamaya kadar hiçbir şikayet oluşturmadan sinsice ilerleyebiliyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Arzu Tiftikçi, kolon kanserinin en yaygın görülen belirtilerini şöyle özetliyor: 

  • Daha sık veya daha az tuvalete gitmek
  • Kabızlık veya ishal
  • Devamlı dışkının var olduğu hissi
  • Ani dışkılama hissiyatı
  • Ağrılı dışkılama
  • Dışkıyı tam boşaltamama hissi
  • Dışkıda taze kan görülmesi veya makattan kan gelmesi
  • Karında ani şişkinlik, gaz ve ağrı
  • Halsizlik, bulantı ve sebebi bilinmeyen kilo kayıpları
  • Kansızlık

Kolonoskopi ile kanser oluşumu önleniyor!

Kolon kanserinin önlenebilen bir kanser türü olmasının nedeni, en yaygın görülen sebebi olan poliplerin düzenli yapılan kolonoskopi taraması sayesinde kansere dönüşmeden tespit edilebilmesi. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’ne bağlı Kanser Dairesi Başkanlığı tarafından belirlenen kolon poliplerinde izleme stratejisinde; ülkemizde 50-70 yaş arasındaki tüm kişilerin taranması hedefleniyor. Önce dışkıda gizli kan bakılması, pozitifse kolonoskopi yapılması öneriliyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Arzu Tiftikçi, kolon kanserini önlemek için hiçbir yakınması olmasa bile herkesin 45-50 yaşından itibaren kolonoskopi yaptırması gerektiği uyarısında bulunarak, “Ailesinde kolon kanseri öyküsü olan kişilerin ise tarama programlarına en geç 40 yaşında başlamaları gerekmektedir. Taramada polip tespit edilmemiş ise bir sonraki kolonoskopi 10 yıl sonra, düşük riskli adenom saptanırsa beş yıl, yüksek riskli adenom varsa üç yılda bir yapılmalıdır” diyor. Prof. Dr. Arzu Tiftikçi, kolonoskopi taramasında kansere dönüşme potansiyeli taşıyan poliplerin aynı işlemde kesilerek çıkarıldığını ve bu sayede kolon kanserinin önlenebildiğini söylüyor.

Erken evrede polipektomi yeterli geliyor!

Kolon kanseri erken dönemde tespit edildiğinde, son yıllarda tedavide yaşanan gelişmeler sayesinde, tamamen iyileşme sağlanabilen bir kanser türü. Histopatolojik olarak tanı konulduktan ve hastalığın evresi tomografi ile PET (Pozitron Emisyon Tomografisi) gibi çeşitli görüntüleme yöntemleriyle tespit edildikten sonra tedavi yaklaşımları belirleniyor. Erken evrelerde tedavideki amaç kür sağlamak, ilerlemiş olgularda ise tümörün büyümesini durdurmak ve metastaz yapmasını önlemek. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. D. Arzu Tiftikçi, henüz polip sapına kadar ilerlememiş bir tümörde polipektomi (polibin ameliyatsız, endoskopik olarak çıkarılması) yönteminin yeterli geldiğini belirterek, “Çok ileri olgularda ise tedavinin amacı yaşam kalitesini yükseltmektir. Cerrahi girişim, kolon kanserinin başlıca tedavisini oluşturmaktadır. Ameliyatla tüm kanserli dokunun çıkarılması hedeflenmektedir. Cerrahi yöntem sonrasında da tümörün evresine göre kemoterapi ve radyoterapi tedavisi yapılmaktadır” diyor.

“Futbol, Benim Tutkum”

Bugün, futbol tutkusuyla dolu, kültürel kökleriyle zengin bir yaşam hikayesine sahip olan çok sevdiğim arkadaşım Milenne Müller ile bir araya geldik. Brezilya’nın sıcak atmosferinden İstanbul’un dinamik yaşamına uzanan bu yolculuk, onun hayata bakış açısını ve ilham verici deneyimlerini şekillendirdi. Futbolun sadece bir spor değil, aynı zamanda bir yaşam tarzı olduğuna inanan Müller, sosyal medya platformlarında gençlerin ilgi alanında olan bir rol model influencer. Kadınların da futbol tutkusu vardır. Bu duyguyu anlatabilmek için gösterdiği çaba ve çeşit çeşit formaları ile dikkat çekiyor. Röportajımızda, onun hayatındaki önemli anları, tutkularını ve hayallerini konuştuk. Ben de bu röportajda ve fotoğraf çekimlerinde çok keyif aldım. Sizlerin de severek okuyacağınızı düşünüyorum. Keyifli okumalar dilerim.

Röportaj: Ahu Çağdaş

Fotoğraflar :Barış Acarlı

Mekan: Renaissance Istanbul Polat Bosphorus Hotel

Ahu Çağdaş, Milenne Müller

Üvey baban bir futbolcu, futbola bu kadar ilgi duymanın sebebi o mu yoksa futbolu hep sevdin mi?

Futbolu hep sevdim, bebekliğimden beri annem beni Brezilya’daki en sevdiğim takım olan “Internacional”in maçlarına götürürdü, ancak üvey babam hayatımıza girdikten sonra spora çok daha yakın oldum.

Seni Türkiye’ye çeken şeyler neler, Türkiye’de sevdiğin şeyler neler?

Türk kültürünü seviyorum ve ayrıca İstanbul’un koşuşturmacasını da seviyorum.

Yapmadığın için pişman olduğun bir şey var mı? Ve bunlar neler?

Her zaman dürtüsel bir insan oldum ve her zaman istediğimi yaptım, her zaman hayat birdir. Bir kez yaşanır mottosuyla yaşadım

Milenne Müller

İnsanları nasıl etkilediğini düşünüyorsun?

İnternetle çalışmama rağmen tamamen utangaç bir insanım, beni futbol yüzünden takip eden birçok kız var ve en büyük etkimin onlara o kadar çok paylaşım yapma cesareti vermek olduğuna inanıyorum ki birçok kız benim sayemde futbol içeriği oluşturmaya başladı.

Garip bulduğun tuhaf bir özelliğin var mı?

Tuhaf bir özelliğim olduğunu bilmiyorum ama evi gürültü olmadan, müzik olmadan, sessiz bir şekilde temizleme gibi garip bir alışkanlığım var ve bunun için yalnız kalmayı seviyorum.

Neyi romantik buluyorsun?

Sokaktan bir çiçek almak gibi basit bir eylemi bile hareketlerle ve sözlerle göstermenin romantik olduğunu düşünüyorum.

Yapmadığın için pişman olduğun bir şey var mı? Ve bunlar neler? Her zaman dürtüsel bir insan oldum ve her zaman istediğimi yaptım, her zaman hayat birdir. Bir kez yaşanır mottosuyla yaşadım

Paranı en çok neye harcıyorsun?

Tüm paramı futbol formalarına harcıyorum

En büyük korkun nedir?

Ailemi kaybetmek

Instagram’ından moda tutkunu olduğunu görebiliyoruz, bize stilinden bahsedebilir misin?

Günlük ruh halime bağlı olarak biraz karışık bir tarzım var, bazen daha modacı, bazen de biraz daha sokak tarzı.

Tanınmak nasıl bir şey?

Bazen garip geliyor çünkü Instagram’daki herkesin arkadaşımmış gibi davranıyorum ve insanlar sokakta fotoğraf çektirmemi istediklerinde mutlu oluyorum çünkü işimin değerli olduğunu hissediyorum.

Ünlülerin etkili olduğunu düşünüyor musun?

Birçok ünlünün insanlar üzerinde iyi bir etkisi var, ancak takip ettiğimiz ünlülerin türüne de dikkat etmeliyiz. Birçoğu var olmayan bir hayat gösteriyor ve bu bizi takip eden birçok kişide hayal kırıklığına neden olabilir, ancak gerçek olduğumuzda insanlara çok yardımcı oluyorlar.

Hobilerin neler?

Video oyunları oynamayı, spor salonuna gitmeyi seviyorum ve en sevdiğim hobilerimden biri de özellikle alışveriş merkezlerinde yürümek.

Milenne Müller

Hayatta yedek bir planın var mı?

Hayatta gerçekten tek bir B planım yok, bir sonraki yolu Tanrı’nın seçimine bırakıyorum.

Türkiye’deki en sevdiğiniz yer neresi?

İstanbul’da Boğaz’ı seviyorum.

Bir süper gücünüz olsaydı bu ne olurdu?

Zihin okumak gibi olurdu, insanların ne düşündüğünü bilmek isterdim.

Hayatınızda hayran olduğunuz kahramanlar var mı?

Hayran olduğum bir kahramanım var, annem. Hiçbir çizgi romanda yok ama bugün olduğum her şey onun sayesinde. Bana Wonder Woman’ı çok hatırlatıyor.

Hayatınızda altın kuralınız nedir?

Altın kuralım, Tanrı için hiçbir şeyin imkânsız olmadığıdır.

Milenne Müller

Yemek yapmayı sever misiniz? En çok ne pişirirsiniz?

Aslında yemek yapmayı sevmiyorum ve evde mutfağın sorumlusu harika pilav ve bonfile yapan erkek arkadaşım.

En çok hangi şehri seviyorsunuz ve yaşamak istiyorsunuz? Neden?

İngiltere’de, özellikle Londra’da yaşamak isterdim, bence kışın harika bir şehir.

Şimdiye kadar geçirdiğiniz en sevdiğiniz veya en macera dolu tatil hangisidir?

En sevdiğim tatil, ülkemin güzelliğini Türk erkek arkadaşıma gösterme fırsatı bulduğum Brezilya’ydı.

Fatih Gühan “İlhami benim en yakın arkadaşım oldu”

Genç yaşta oyunculuk kariyerine adım atan Fatih Gühan, “Kızılcık Şerbeti”ndeki İmam İlhami karakterini, mesleki yolculuğunu ve gelecek hayallerini anlattı. “Her karakter, hayatıma yeni bir pencere açıyor” diyen Gühan, oyunculuk dışında yazarlığa olan ilgisini ve hayatında iz bırakan sanatçıları da paylaştı.

Röportaj: Nazan Ortaç nazanortac@outlook.com.tr

 Fatih Gühan

Oyunculuk kariyerinize nasıl başladınız? Sizi bu alana yönlendiren etkenler nelerdi?

Profesyonel anlamda kariyerim, henüz konservatuvarda son sınıf öğrencisiyken “Beni Affet” dizisinde konuk oyuncu olmamla başladı. Ardından aynı yapım şirketi, yeni projeleri “Beni Bırakma” dizisi için benimle çalışmak istedi ve böylece dört sezon süren dizi maceram başladı. Konservatuvarın son sınıfını hem dizide oynayıp hem de sınavlara girerek tamamladım. Dizi seti Ankara’da, okul ise Isparta’daydı; o süreç biraz zorlayıcıydı…

Oyunculukla ilk tanışma ve yönlendirilme sürecim ise ilkokulda başladı. Öğretmenim Yıldızhan Hanım, sahne sanatlarına ilgimi ve kabiliyetimi fark ederek ailemle konuştu. Derslerde çok başarılı olmayan, haylaz bir öğrenciydim ama yıl sonu müsamerelerinde bana her zaman roller vererek destek oldu. Ailemle konuşarak bu alana yönlendirilmemi önermişti. Ailem de uygun gördü ve beni her zaman destekledi. Sağ olsun, hâlâ kendisiyle görüşüyoruz ve her projemde iyi dileklerini alıyorum. Daha sonra Uşak’ta arkadaşlarımla amatör bir tiyatro topluluğu kurduk. Oyunlar sahneledik, kısa filmler çektik. Sonrasında hepimiz farklı şehirlerde konservatuvara dağıldık.Fatih Gühan

“Kızılcık Şerbeti” dizisinde canlandırdığınız İmam İlhami karakteri hakkında neler söyleyebilirsiniz? Bu rol için nasıl bir hazırlık süreci geçirdiniz?

İlhami ideal bir insan. Modern zamanlarda gerçek olduğuna inanamayacağımız kadar tertemiz bir adam. Yaptığıyla söylediği, söylediğiyle düşündüğü, düşündüğüyle hissettiği tutan birisi. Çok hüzünlü bir gönül hikayesi var. Düğün günü, evleneceği eşini bir trafik kazasında kaybediyor. Bundan sonra ise gönlünü kapatıp, kendini Allah yoluna adamış. Hayatına dahil olan Nursema ile birlikte gönlünün kapattığı kapıları aralanmaya başlıyor. Aşk, sadakat ve dostlukla sınanıyor. İlhami kaderi onu çağırdığında başını eğip yürüyor. Bunların dışında soru sormaktan asla çekinmeyeceğiniz bir imam. Kimseyi yargılamıyor. Kendisine zarar veren birisi olsa dahi, onunla empati kurabilmeyi başarıyor. Empati ve sevgi, İlhami’nin sorunları çözmekte ilk refleksi. Nursema’yı mutlu edebilecek birisi. İyi eğitimli, iyi bir entelektüel.

Tanıştığımız günden bu yana benim en yakın arkadaşım. Birçok sorunda benim bambaşka bir perspektiften bakabilmemi sağlıyor. Hayatıma güzel bir pencere açtı ve içeriye bol bol temiz hava ve ışık giriyor. Devam eden bir proje olduğu için İlhami karakterine çalışmaya çok vaktim yoktu. Bir hafta içinde başlamıştı hikâye. Bu süreçte hemen bir hocamdan oyuncu koçluğu için destek aldım.

Önceden de merakım olan Tasavvuf ve Mesnevi’yle ilgili okumalar yapmaya başladım. Bu felsefeyi benimsemiş ve bu konuda yetkin kişilerin içeriklerini izledim. Hayata bakışları, hitabetleri, hâl ve tavırlarını gözlemledim. Sosyal medyada birçok imamın profillerini inceledim. Bunlar elbette çok popüler, herkesçe bilinen isimler değildi. Tabir yerindeyse ‘stalk’ yaparak, İlhami’ye en benzer yaşam biçimine sahip olanları gözlemledim. Çocukluğumdan itibaren zihnimde birçok imam figürü ve tanıdığım insanlar da vardı. Hepsinin bir karması olarak ortaya İlhami çıktı.

Fatih Gühan

Daha önce “Beni Bırakma” dizisinde de önemli bir rol üstlendiniz. Bu projedeki deneyimlerinizden bahseder misiniz?

“Beni Bırakma” projesi benim hayatımda bir dönüm noktasıdır. O kadar sevilen ve başarılı bir dizide rol almasamm, belki de okuldan sonra hayatım bambaşka bir yönde ilerleyebilirdi. Dizide Bora karakterini canlandırdım. Bora, her şeyden önce hırçın, fena bir çocuktu. İstediği şeyler için her şeyi yapabilecek, kötü olmaktan çekinmeyen bir adamdı. Bunun da elbette sebepleri vardı: Yetimhanede geçen bir çocukluk, sokaklarda şiddet ve zorbalık içinde geçen bir ergenlik ve yetimhaneden bu yana çocuk kalbiyle taşıdığı Zeynep’in aşkı. O aşk, onun iyi bir adam olma ihtimaliydi. Aşkıyla, öfkesiyle, kendine has mizahıyla çok sevildi. Seyirciden çok güzel tepkiler aldı. Benim hayatımda da her zaman ‘iyi ki’lerle anacağım bir yerde duruyor.

Oyunculuk dışında başka sanat dallarıyla ilgileniyor musunuz? Hobileriniz ve ilgi alanlarınız nelerdir?

Oyunculukla çok uzak bir yerde değil, yine sahne sanatlarının bir parçası olarak yazarlık ilgili olduğum, sevdiğim bir alan. Yakın çevremdeki arkadaşlarım, güvendiğim üstatlarım bu konuda beni her zaman cesaretlendirdi. Elim biraz kalem tutuyor, çok da seviyorum. Yazdığım oyunlar var, sahnelenenler var, bekleyenler var. Tarih benim için önemli ve iyi vakit geçirdiğim bir alan. Boks yapmak harikaydı; bir süredir eskisi kadar yoğun antrenman yapamasam da hala en sevdiğim hobim.

Fatih Gühan

Sosyal medyada oldukça aktifsiniz. Bu platformlar üzerinden hayranlarınızla iletişim kurmak sizin için ne ifade ediyor?

Sosyal medya oyuncular için artık bu işin bir parçası, böyle bir gerçeklik var. Ben de bunun farkındayım. İşimin bir parçası ve işimle ilgili kısmıyla ilgileniyorum. Ölçülü biçimde orada aktif olmaya çalışıyorum. Bana atılan mesajlara, yapılan yorumlara bakıyorum ve okuyorum. Benim için kıymetli. Yaptığım işin izleyicideki karşılığını görmeye çalışıyorum ama bütün geri bildirimi de oradan almıyorum elbette. Sosyal medya, hem içerik üreten hem de içerikleri izleyenler için ölçülü olunması gereken bir yer. Bazen ben de ekranı kaydırırken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum.

Gelecekte yer almak istediğiniz projeler veya canlandırmak istediğiniz özel bir karakter var mı?

O kadar çok ki! Ben tarihle ilgili okuduğum, izlediğim her şeyden heyecanlanıyorum. Tarihimizde yer alan önemli insanların hepsi için ‘keşke olsa da oynasam’ diyorum. Bunların yanı sıra türkülerin hikayeleri, anonimler beni düşümde sürüklüyor. Elbette uluslararası bir projede oynamayı her oyuncu gibi çok istiyorum. Tiyatroda bir de ‘Hamlet’ değilse bile ‘Macbeth’… Belki bir gün, neden olmasın.

Fatih Gühan

Set dışında günlük hayatınız nasıl geçiyor? Rutinleriniz ve vazgeçilmezleriniz nelerdir?

Setler genel olarak fiziksel açıdan da çok yorucu çalışma ortamları. Her şeyden önce açıkçası dinleniyorum. Mutlaka bir sonraki günün ezberi ve çalışması oluyor. Eğer üst üste set günlerim yoksa yakın arkadaşlarımla buluşmak, kahve içmek benim için bir vazgeçilmez. Spor salonu ve antrenman olabiliyor. Bazen Moda İskelesi’nde bulunan kütüphanede, bazen Kuzguncuk’ta tertemiz bir kafayla okumak…

Hayranlarınızdan aldığınız en ilginç veya unutulmaz geri bildirim neydi?

Bir defasında Ankara’da AVM’de, bir hanımefendi “Siz çok fenasınız, çok kötüsünüz” diye bağırmıştı. İlhami’den sonra yine sokakta bir arkadaş grubu birden “Ailemizin imamı” diye sarılmıştı. İkisi de birden, ansızın ve sonradan eğlenceliydi.
Sizi en çok etkileyen veya ilham veren sanatçılar kimler, yapıtlar neler?

Beni geçmişte Türkiye’deki bütün önemli usta oyuncular etkilemiştir aslında. Örneğin tiyatromuzun ustaları, Yeşilçam’ın starları hepsinden bir parça bir hayranlık, az biraz aşırma ya da ilham alma elbette vardır. Bu isimlerin hepsi aynı zamanda sokakta bu ülke içinde birer anıt. Hepimizin ortak değeri ve adını duyunca gülümsediğimiz, içimizi ısıtan, kapımızda görsek evimizde baş köşede ağırlayacağımız insanlar.
Hayatımda etkisi olan şair ve yazarlar var… Gençliğimin henüz başında kafamın içi Nazım Hikmet, Cemal Süreyya, Ahmed Arif, Özdemir Asaf, Orhan Veli doluydu… Üniversitede Shakespeare ve Çehov öğrendikçe güzelleşti, Bertolt Brecht aklımı başımdan aldı, ‘bu ne acayip abiymiş böyle’ dedim! Ben Brecht’e şaşırırken, geleneksel Türk tiyatrosu ‘o abinin babası biziz evladım’ dedi! Oraya daldım… Ardından Yunus Emre ile tanıştım, Mevlâna ile tanıştım…Tüm bu yazılanlar, sanatçılar, eserler hayatımı şekillendirdi.

Son olarak, takipçilerinize ve izleyicilerinize iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?

Güzel yorumları ve güzel sözleri için, övgüleri için hepsine çok teşekkür ediyorum. Daha nice güzel işler, roller ve karakterlerde birlikte hissedip, birlikte anlamayı diliyorum. Bir de arkadaşlar; profil ziyaretleri milyon ama takipçi sayısı 60 bin! Bakıp çıkıyorsunuz, böyle ilerleyemeyiz ki (gülüyor)…

Fatih Gühan

“EĞİTİM OLMADAN OYUNCULUK OLMAZ”

Genç oyuncu adaylarına kariyerleri için ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

Oyuncu adayları için ilk tavsiyem mutlaka eğitim… Ülkemizde artık çok sayıda şehirde tiyatro ve oyunculuk bölümü var. Yanı sıra özel üniversitelerin bölümleri var. Çok yetkin önemli kurslar var, kişisel oyuncu koçları var. Konservatuvar olmazsa olmaz demiyorum ama eğitim olmazsa olmaz! Yoksa yeteneğe ve hayallere de yazık olur diyorum. Her meslekte olduğu gibi bunu da bir meslek olarak düşünüp, profesyonel bir şekilde eğitim almak gerekiyor. Mutlaka eğitim aldıkları yer, eğer bir kurs veya kişisel atölye ise kurumun güvenilirliğini ve eğitmenlerin yetkinliğini sorgulamalılar. Daha önce oradan eğitim alanlarla iletişim kurmalılar. Oyuncu adayının yaşı tecrübesi yeterli değilse, aileleri bu konuda dikkatli ve titiz olmalılar. İyi bir eğitimle birlikte zaten benim önerebileceğim tüm tavsiyelerden daha iyilerine sahip olacaklardır. Bir de meslekleriyle ilgili network’lerini sürekli geniş tutmalılar. Her işte geçerli olan profesyonel kurallar bu işte de geçerli.

“Bodrum inanılmaz potansiyelli bir lokasyon. Monaco’da olur, Mykonos’da olur. Ancak gidişat daha çok Dubai yönünde”

Hoş geldin Ramazan