Yazılar

Anadolu lezzetleri tek bir mekanda

Türkiye’nin pek çok yöresinden coğrafi işaretli lezzetleri tek bir çatı altında sunan Basri Baba, Zeytinburnu’nun gözde noktası Yedi Mavi’de kapılarını açtı

Basri Baba, Anadolu’nun 81 iline özgü coğrafi işaretli kebaplar, pideler, fırın yemekleri ve özel reçeteleriyle misafirlerini ağırlıyor.

Gaziantep’in dünyaca ünlü Ali Nazik Kebabı, Adana’nın kor ateşle pişen enfes kebabı, Malatya’nın İçli Köftesi, Kastamonu’nun etli ekmeği, Ordu’nun mısır ekmeğiyle buluşan fırın kavurması… Konsept Danışmanlığını Ferah Güneri Bircan’ın yaptığı “Basri Baba Anadolu Kebapları”, yalnızca bir restoran değil, adeta Türkiye’nin dört bir yanını gezdiren bir lezzet haritası. Her tabakta, doğduğu yörenin kimliği ve kültürü saklı.

Basri Baba’nın menüsü, Anadolu mutfağının en özgün ve lezzetli tatlarını bir araya getiriyor. Her biri taze ve mevsimlik malzemelerle hazırlanan kebaplar, ev yapımı mezeler ve zeytinyağlılar menüdeki başlıca seçeneklerden sadece birkaçı. Humus, Girit kabağı, zeytinyağlı yaprak sarma ve Basri Baba mezesi, restoranın öne çıkan, damaklarda iz bırakan lezzetlerinden bazıları. Sabah kahvaltısından akşam yemeğine kadar her öğüne özel seçenekler sunan Basri Baba, geleneksel Anadolu tatlarını modern bir dokunuşla yeniden yorumluyor. Ayrıca, diyet ve sağlıklı yaşam tercihleri gözetilerek hazırlanmış özel salata çeşitleri de menüde yer alıyor.

Sabah kahvaltısından akşam yemeğine kadar her öğüne uygun seçenekler sunan Basri Baba, geleneksel tatları modern dokunuşlarla yeniden yorumluyor. Diyet ve sağlıklı yaşam tercihleri için özel salata çeşitleri de menüde yer alıyor.

Rahim ağzı kanseri sinsi ilerliyor!

Rahim ağzı kanseri dünyada üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen kanser türü. Dünyada her yıl yaklaşık 600 bin ülkemizde de 2 binden fazla kadına rahim ağzı kanseri tanısı konuluyor. Temel nedenini Human Papilloma Virüsü’nün oluşturduğu rahim ağzı kanseri, ülkemizde en sık görülen 3’üncü jinekolojik kanser olarak karşımıza çıkıyor. Rahim ağzı kanseri ileri evrede tespit edilirse hastalığın tedavi edilme şansı düşerken, erken teşhis ise hayat kurtarıyor! Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Engin Çelik, düzenli muayenelerini olan kadınlarda ileri evre rahim ağzı kanserinin neredeyse hiç görülmediğine dikkat çekerek, “Zira, rahim ağzı kanserinde aşı ve testlerden oluşan 3 yöntem hayat kurtarmaktadır.  Öyle ki bu kanser türü HPV aşılarıyla önlenebilmekte ve aynı zamanda PAP smear ile HPV testleri sayesinde hücreler kansere dönüşmeden tedavi edilebilmektedir. Dolayısıyla, kadınların 21 yaşından itibaren hiçbir yakınmaları olmasa bile hekim aksini önermedikçe her 3 yılda bir PAP smear (rahim ağzı sürüntüsü) testi ve 30 yaşından sonra her 5 yılda bir Human Papilloma Virüsü taraması yaptırmaları büyük bir önem taşımaktadır.  Ayrıca HPV aşısı da yüzde 90’lara varan etkinliği sayesinde kanseri önleyebilmektedir. En uygun dönem 11-12 yaşları olsa da aşı 9-46 yaş arasında da etkili olabilmektedir” diyor.

Doç. Dr. Engin Çelik

Doç. Dr. Engin Çelik

Vücut virüsü genellikle temizliyor, ancak…

DNA virüsü olan İnsan Papilloma Virüsü’nün (HPV) cilt ve mukozayı enfekte eden 200 kadar farklı tipi mevcut. En sık ciltte siğil yapan HPV tip 1 görülüyor. Bunun dışında, genital bölgede HPV tip 6 ve HPV tip 11’e rastlanıyor.  HPV en sık cinsel temas yoluyla bulaşıyor. Çok nadiren başka bir nedenle geçebiliyor. Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Engin Çelik, kadınların yüzde 80’inin hayatlarının bir döneminde HPV ile karşılaştıklarını belirterek, “Vücudun savunma sistemi, çoğunlukla 2 yıl içerisinde Human Papilloma Virüsü’nü temizlemektedir. Ancak kanser yapan Tip 16 – 18 başta olmak üzere bazı HPV tipleri bağışıklık sisteminden kaçtıktan sonra rahim ağzı hücrelerinin genomunu değiştirerek kansere neden olabilmektedir. Türkiye’de 30 yaş üstü 7 milyon kadına yapılan HPV taramasında, kanser yapan tiplerin yaklaşık yüzde 5 oranında olduğu görülmektedir” diyor.

Bu etkenler riski artırıyor!

Sigara, bağışıklık sistemini bozan hastalıklar veya ilaç kullanımı, çok sayıda doğum yapmak, erken yaşlarda cinsel birliktelik yaşamak ve birden fazla cinsel partnerin olması rahim ağzı kanserinin risk faktörlerini oluşturuyor.  Ancak rahim ağzı kanseri düzenli jinekolojik muayene olmayan ve rahim ağzı kanseri taraması yaptırmayan kadınlarda görülüyor. Zira, erken teşhis sayesinde kanser öncüsü lezyonlar cerrahi müdahaleyle alınarak, kanserin oluşumu önlenebiliyor.

En sık görülen 3 belirtisine dikkat!

Human Papilloma Virüsü bulaştıktan sonra kansere ilerlemediği sürece belirti vermiyor. Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Engin Çelik, rahim ağzı kanserinin çoğunlukla HPV enfeksiyonundan yıllar sonra geliştiğini belirterek, “Lezyon oluşan kadınlarda en sık görülen şikayetler ise cinsel ilişki sonrası kanama, akıntı ve düzensiz vajinal kanamadır” diyor.

21 yaşından itibaren PAP Smear testi şart!

Rahim ağzı kanseri taraması, 21 yaşından itibaren,  hekim aksini önermedikçe, her 3 yılda bir, jinekolojik muayene sırasında yapılan PAP Smear (rahim ağzı sürüntüsü) testiyle gerçekleştiriliyor. HPV taramasının da ülkemizde 30 yaşından sonra her 5 yılda bir yapılması öneriliyor. Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Engin Çelik, rahim ağzı kanseri taramasında ana hedefin rahim ağzı kanserine dönüşebilecek kanser öncülü lezyonların tespit edilmesi olduğunu vurgulayarak, “PAP Smear ve HPV testleri tarama testleri olup, anormal tarama testi sonuçları kanser varlığını göstermez. Tarama testlerinin sonuçları normal değilse tanı için rahim ağzının mikroskop benzeri bir aletle büyütülerek incelenmesini içeren kolposkopi işlemi yapılmaktadır. Kolposkopik inceleme sonrasında kanser öncülü lezyonlar tespit edilirse tedavi aşamasına geçilmektedir” diye konuşuyor.

Erken evrede ameliyatla tedavi ediliyor!

Rahim ağzı kanserinin tedavisi; hastanın yaşı, çocuk isteği ve hastalığın evresine göre planlanıyor. Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Engin Çelik, çok erken evrede tespit edilen ve rahminin korunmasını isteyen kadınlarda rahim ağzının koni şeklinde çıkarılmasının yeterli olabildiğini söylüyor. Hastalık çevre dokulara yayılmamışsa radikal histerektomi olarak adlandırılan ve rahmin alınmasını içeren ameliyatın yapıldığını belirten Doç. Dr. Engin Çelik, “İleri evrede ise cerrahi tedaviden ziyade kemoterapi ve radyoterapi tedavisi uygulanmaktadır” diyor.

Yorgo Kertis her Çarşamba Pasajdayız’da

Pasajdayız’da yıllardır Greek müzik ve eğlencesi ile ilk akla gelen sanatçılardan Yorgo Kertis her Çarşamba sahne alacak. Yorgo Kertis’in   dans show ve tabak kırma ritüeli ile eğlencenin doruklarını yaşayacaklar.

Pasajda üç farklı konsept

Chef Murat Bozok koordinatörlüğünde yeşillikler içinde bahçesi olan “Parla Marine, Küp Ocakbaşı, Nord Brasserie “Pasajdayız”, deneyimli personeli ile Anadolu yakasının vazgeçilmezi olmayı hedefliyor.  “Pasajdayız” da, her Çarşamba ve haftanın birçok akşamı canlı müzik dinlemeye gelen müzikseverler harika zaman geçirecekler.

Bilgi: 0530 689 98 00

Adres: Ataşehir WatergardenBarbaros Mah, Kızılbegonya Sok 10/1, 34746 Ataşehir/İstanbul (Duru Tiyatro Yanı)

Starbucks’tan kış menüsüne yeni tatlar ekledi

Starbucks, bu kış misafirlerini benzersiz lezzetlerle buluşturmaya devam ediyor. Starbucks’ın kış menüsünde yer alan yepyeni tatlar sıcak ve soğuk içecek keyfini bir üst seviyeye taşıyor. Yeni Pistachio ailesi ve geri dönen favori Caramel Waffle içecekleri Starbucks menüsünde kahve severlerle buluşmaya hazır!

Pistachio Ailesi

Espresso ve süte alternatif yulaf lezzetiyle harmanlanarak hazırlanan Pistachio Latte, fıstık aromalı köpüğüyle tamamlanıyor. Serinin soğuk alternatifi Iced Pistachio Latte ise fıstık aromalı sos, buz ve süte alternatif yulaf lezzetiyle hazırlanan ferahlatıcı seçenekler arasında yer alıyor. Chai severler için özel olarak hazırlanan Pistachio Chai Latte, chai baharatlarının süte alternatif yulaf lezzetiyle uyumunu fıstık aromalı köpüğüyle taçlandırıyor. Ayrıca, tatlı ve serin bir seçenek arayanlar için Pistachio Crème Frappuccino, fıstık aromalı sosla blend edilen crème frappuccino bazı ve buzla hazırlanarak lezzetli içecek keyfine eşlik ediyor. Misafirler, aynı zamanda bu serinin fıstık aromalı köpüğü “Pistachio Foam”u diledikleri içeceğe ekleyerek kişiselleştirilmiş lezzet deneyimini de yudumlayabiliyor.

Caramel Waffle Ailesi

Geçmiş dönemlerin çok sevilen tatlarından biri olan Caramel Waffle ailesi, bu kış yeniden Starbucks menüsündeki yerini alıyor. Caramel Waffle Latte, Starbucks espressosunun karamel ve waffle parçacıklarıyla uyumlu buluşmasıyla sıcak bir deneyim sunuyor. Serinin soğuk seçeneği olan Iced Caramel Waffle Latte ise espresso ve caramel waffle şurubunun buzla birleşiminden oluşuyor ve üzeri waffle parçacıklarıyla süsleniyor. Daha tatlı ve serin bir alternatif arayanlar için ise Caramel Waffle Frappuccino; karamel waffle şurubu, frappucino bazı, süt ve buzun mükemmel dengesiyle hazırlanıyor.

Obezitede medikal tedaviler

Özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hızla yayılan obezitenin ülkemizdeki görülme oranı yüzde 30’lara ulaştı. Obezite tedavisi denildiğinde akla ilk gelen cerrahi müdahaleler olsa da son dönemde geliştirilen medikal tedaviler de başarılı sonuçlar veriyor. Kimi medikal tedavilerin kilo kaybını yüzde 24’e kadar çıkardığını hatta kimilerinin bariyatrik (obezite) cerrahinin sağladığı kilo kaybına yakın kayıplara ulaşabildiğinin altını çizen Liv Hospital Vadistanbul Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berçem Ayçiçek, öte yandan bu tedavilerin yan etkilerine dikkati çekerek “Söz konusu riskler konusunda hastaların dikkatlice bilgilendirilmesi ve tedavi sürecinin uzman bir hekim gözetiminde sürdürülmesi gerekiyor” dedi.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre kalp damar hastalıkları başta olmak üzere çeşitli ciddi rahatsızlıklara neden olan, küresel sağlık sorunu obezitenin görülme sıklığı 1975’ten bu yana üç katına, Türkiye’de ise yüzde 30’lara kadar ulaşmış durumda…Yüksek kalori içeren; işlenmiş, endüstriyel gıda tüketiminin, porsiyon boyutlarının, fiziksel hareketsizliğin, psişik/fiziksel stresin artması obezite oranlarının yükselmesinde önemli rol oynarken; genetik yatkınlığın yanı sıra son yıllarda yapılan araştırmalar da obezitenin nesilden nesle aktarımına sebep olarak “Epigenetik Etki”ye işaret ediyor. Yarattığı sağlık sorunlarına ek olarak sağlık hizmeti harcamalarının da artmasına neden olan obezite, ABD verilerine göre, hekim ziyaretlerinin ve ayakta tedavi masraflarının yüzde 27’sini, yatarak tedavi masraflarının yüzde 46 ve reçeteli ilaç harcamalarının ise yüzde 80’ini oluşturuyor. Buna karşın son yıllarda obezite tedavisinde kullanılan medikal tedavi seçenekleri hızla artıyor. Bu seçeneklerin tedavi başarısını artıran etkin bir yaklaşım olduğunu söyleyen Liv Hospital Vadistanbul Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berçem Ayçiçek, obezite ilaçlarından beklenenler arasında, dozla ilişkili olarak etkili kilo kaybı sağlamaları, hedeflenen kilonun sürdürülebilirliğini desteklemeleri ve uzun süreli kullanımda güvenilir olmalarının bulunduğunu belirtiyor. Aynı zamanda, bu ilaçların tolerans geliştirmemesi, kötüye kullanım veya bağımlılık riskine neden olmaması gibi özelliklerinin de oldukça önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ayçiçek’e göre bu beklentiler, obezite tedavisinde hem etkinlik hem de güvenlik açısından hasta ihtiyaçlarına uygun ideal tedavi seçeneklerinin belirlenmesinde kritik rol oynuyor.

Prof. Dr. Berçem Ayçiçek

Prof. Dr. Berçem Ayçiçek

Kilo kaybını yüzde 24’e kadar artıran ilaçlar mevcut

Obezite tedavisindeki başarı, hastaların kilo kaybı sürecini süreklilikle destekleyen medikal yöntemlerle artırılabiliyor. Küçük oranlardaki kilo kayıplarının (yüzde 5-10) dahi metabolik sağlık üzerinde büyük fark oluşturabileceğini belirten Prof. Dr. Ayçiçek, “Örneğin, semaglutid ve liraglutid gibi GLP-1 reseptör agonistleri, kilo kaybını yüzde 7 ile 17 arasında sağlarken, kan şekeri kontrolü ve kardiyovasküler sağlık üzerinde de olumlu etkiler gösteriyor. GLP-1 reseptör agonistleri, gastrointestinal sistemdeki GLP-1 reseptörlerine bağlanarak, iştahı baskılıyor, mide boşaltımını geciktiriyor ve insülin salgısını artırıyor. Dual agonist ilaçlar dediğimiz ilaçlar, GLP-1 reseptör agonistlerinin yanı sıra başka bir hedefe daha etki ediyor, genellikle GIP (gastrik inhibitör polipeptid) veya GLP-1 kombinasyonunu içeriyor. Tirzepatid bu sınıfta yer alıyor ve klinik araştırmalarda kilo kaybı oranlarını yüzde 20’ye kadar yükselttiği gözlemleniyor. Ayrıca, kardiyovasküler sağlık üzerinde de fayda sağladığı görülüyor. Çok yakın zamanda tedavi seçeneklerimiz arasına girmesini beklediğimiz Triple agonistler, GLP-1, GIP ve glucagon gibi üç reseptör üzerinde etkili olup, kilo kaybı artırıcı etkisi ile şu ana kadar ki medikal tedaviler içinde listenin en üst sırasına yer alacağa benziyor. Retatrutid, bu gruptaki yeni ilaç ve klinik denemelerde (Faz 1-2) oldukça umut verici sonuçlar ortaya koyuyor. Kilo kaybını yüzde 24’e kadar artırdığı gözlemlenen bu ilaç, insülin salgısını artırarak glikoz kontrolünü desteklerken, yağ metabolizmasını da iyileştiriyor” dedi.

Hangi durumlarda GLP-1 reseptör agonistleri kullanılmamalı?

GLP-1 reseptör agonistleri, bazı durumlarda güvenli olmayabiliyor ve kullanılmaması gerekiyor. Bu durumları gebelik, pankreatit öyküsü, medüller tiroid kanseri öyküsü, kolelitiazis (safra taşı), ve ağır böbrek yetmezliği olarak sıralayan Prof. Dr. Ayçiçek, bu tür klinik tabloların, tedavi riskini artırabileceğinden, hastanın durumu dikkatlice değerlendirilerek alternatif tedavi seçeneklerinin tercih edilmesi gerektiğini kaydediyor. GLP-1 ilaçlarının diyabeti olan ve göz problemi yaşamış kişilerde dikkatle kullanılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Ayçiçek sözlerine şöyle devam etti: “Kan şekerini hızlı düşürmek, gözdeki sorunları kötüleştirebilir. Bu ilaçlar tedavi için etkili olabilir ama karar verirken hem yararları hem de riskleri iyi değerlendirmek gerekir. Özetle, şu durumda ‘yavaş ve dikkatli ilerlemek’ göz sağlığını korumak için önemlidir. Semaglutid’in, gözde sinir hasarına yol açabilen Non-Arteritik Anterior Ischemic Optic Neuropathy (NAION) riskini artırdığına dair bazı yayınlar mevcut. JAMA’daki çalışmada, bu riskin yüzde 7,5 olduğu bildirilmiş olsa da verilerin güvenilirliği tartışmalı, çünkü gözlemlenen vakalar çok nadir kalıyor. Yaklaşık 16 bin hasta içinde yalnızca 20 vakadan söz ediliyorsa, bu tür nadir yan etkilerin sıklığını ve etkinliğini tam olarak bilmek oldukça zordur. Retrospektif vaka kontrol çalışmaları gibi bu tür araştırmalarda, veri güvenilirliği bazen sorunlu olabilir. Bu tür araştırmalarda, kontrol grubu seçimi ve demografik eşleştirme süreçleri, sonuçları yanıltıcı hale getirebilir. Bu bakımdan uzun dönemli kanıt düzeyi daha yüksek çalışmalara ihtiyaç olduğu aşikardır.”

Medikal tedaviler cerrahi müdahaleye yakın kilo kaybı sağlıyor

Obezite tedavisinde son yıllarda kullanılan ilaçlar, etkili kilo kaybı sağlama konusunda önemli bir rol oynuyor. Öte yandan bu ilaçların yan etkileri ile ilgili bazı kaygıları gerek doktorların gerekse hastaların dikkatle değerlendirmesi gereken bir konu olduğunu belirten Prof. Dr. Ayçiçek, “Bilimsel çalışmalar, yeni medikal tedavilerin, bariyatrik (obezite) cerrahinin sağladığı kilo kaybına yakın düzeyde olduğuna işaret ediyor. Ancak uzun dönemde gerek bariyatrik cerrahi sonrasında gerekse de medikal tedavilerin uzun süreli kullanımı sonrasında takip ve önlem alınmaz ise mikronütrient eksiklikleri, kas kaybı, psikolojik sorunlar ve kırık riski gibi ciddi bazı yan etkiler meydana gelebiliyor. Örneğin, GLP-1 reseptör agonistlerinin yaygın yan etkileri arasında bulantı, kusma ve karın ağrısı yer alırken, nadiren iskemiye bağlı optik nöropati gibi ciddi komplikasyonlar da görülüyor” diye konuştu.

Ocak ayına kestaneli özel lezzetler

Kahve Dünyası, ocak ayı boyunca misafirlerini “Ayın Kahvesi” konsepti kapsamında Papua Yeni Gine Filtre Kahve’yi keşfetmeye davet ediyor. Ayrıca, yılda yalnızca bir kez sunulan ayın dondurması ve içeceği olarak Kestaneli Dondurma ve Kestaneli Milkshake de lezzet tutkunlarının beğenisine sunuluyor.

Papua Yeni Gine’nin mükemmel iklimi ve verimli topraklarının buluşmasından doğan kahve çekirdeklerinden hazırlanan Papua Yeni Gine Filtre Kahve, aynı kahvesi olarak, kahve tutkunlarını bekliyor. Birinci sınıf özel kahvenin tüm doğal ve tam aromalı özelliklerini içeren Papua Yeni Gine Filtre Kahve, keskin ve kompleks bir asidite ile tropikal meyve tonlarıyla zenginleşerek damakta uzun süre kalıcı, dengeli ve orta kıvamlı bir içim deneyimi sunuyor.

Ocak ayının lezzet yolculuğu bu eşsiz filtre kahve deneyimiyle de sınırlı kalmıyor. Kahve Dünyası, Kestaneli Dondurma ve kremanın üzerine çikolata kaplı kestane dilimleriyle hazırlanan Kestaneli Milkshake ile “kestanenin her haline bayılırım” diyenlere unutulmaz bir tat deneyimi sunuyor. Ayrıca dileyenler, Kahve Dünyası şeflerinin özel reçetesiyle hazırlanan Kestaneli Dondurma’yı tek başına tercih edebiliyor.

Tarımdaki kadınlara destek

KAGİDER ve Migros iş birliğiyle bu yıl beşincisi düzenlenen ‘Tarımda Kadın Girişimci Geliştirme ve Hızlandırma Programı’, İstanbul’da gerçekleştirildi.

Yoğun eğitim programlarının uygulandığı iki günlük kampa 24 farklı ilden katılan 43 kadın girişimci arasından seçilecek olan kişiler bir yıl boyunca mentorluk desteğinden yararlanacak. Migros, kampa katılan ve kalite standartlarına uygun üretim yapan tüm girişimcilere ürünlerini Türkiye’nin dört bir yanındaki mağazalarında satış imkânı sunacak. Ayrıca, Migros’un perakende medya alanındaki iştiraki Mimeda, Migros’ta ürün satış imkânına sahip olacak ilk 5 kadın üreticiye tanıtım desteği verecek.

Hilton Istanbul Maslak’ın yeni otel müdürü Vuslat Dağlı oldu

Hilton Istanbul Maslak, üst düzey yönetici kadrosunu güçlendirmeye devam ediyor. Lüks otelcilik sektöründe 20 yıllık tecrübesiyle tanınan Vuslat Dağlı, Hilton Istanbul Maslak’ın Otel Müdürü olarak görevine başladı.

Vuslat Dağlı kimdir?

Turizm alanındaki akademik kariyerine Akdeniz Üniversitesi Turizm Fakültesi’nde başlayan Vuslat Dağlı, eğitimini Universidad de Sevilla’da tamamladı. Profesyonel kariyerine Hilton markasında adım atan Dağlı, burada geçirdiği 11 yıl boyunca satış ve pazarlama alanlarında önemli projelere imza attı.

Hilton’daki başarılı kariyerinin ardından, Marriott International Türkiye’de Ulusal Satış Direktörü olarak görev yapan Dağlı, Türkiye genelinde 46 otel ile ilgilendi. Bu süreçte eş zamanlı olarak The Ritz-Carlton Istanbul bünyesinde 1 yıllık Genel Müdürlük Eğitim Programı’nı tamamlayarak yönetim yetkinliklerini daha da pekiştirdi.

Son olarak Sheraton Grand Adana’da Genel Müdür Vekili olarak görev yapan Vuslat Dağlı’nın bu önemli pozisyona atanması, Hilton Istanbul Maslak’ın kadın liderlere verdiği önemin ve fırsat eşitliği yaklaşımının bir göstergesi.

Gıda intoleransı anksiyete sebebi

Günümüzde giderek artan sağlık sorunlarının önemli nedenlerinden biri olan gıda intoleransı, sıklıkla gıda alerjisiyle karıştırılabiliyor. Ani ve kısa sürede ortaya çıktığını, gıda intoleransının ise daha uzun süreçte kendini gösterdiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Laboratuvar Hizmetler Koordinatörü ve Klinik Biyokimya Direktörü Doç. Dr. Serkan Tapan, “Gıda hassasiyetinde belirtiler genellikle yavaşça oluşur ve birkaç saat ile birkaç gün arasında seyredebilir. Vücuttaki pek çok sistem bu durumdan etkilenebilir; hatta sinir sisteminin etkilenmesi anksiyeteye bile zemin hazırlayabilir” dedi.

Gıda intoleransı, vücudun bazı gıdalara karşı aşırı hassasiyet göstermesi olarak özetlenebilir. Bu durumun daha çok bir enzimin eksikliği ya da etkisizliğinden kaynaklandığını paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Laboratuvar Hizmetler Koordinatörü ve Klinik Biyokimya Direktörü Doç. Dr. Serkan Tapan, “Kişinin vücudunun tepki verdiği gıdayı tüketmeye devam etmesi, kronik enflamasyona ve ardından bazı semptomların alevlenmesine neden olabilir. Yumurta beyazı, bezelye, inek sütü, arpa, kazein, maya, agar agar, mısır ve gluten en çok gıda intoleransı gösterilen gıdalar arasında sayılabilir” açıklamasında bulundu.

Doç. Dr. Serkan Tapan

Doç. Dr. Serkan Tapan

Geçmeyen yorgunluğun sebebi gıda intoleransı olabilir

Gıda intoleransının sindirim, iskelet ve sinir sistemleri, cilt sağlığı ve metabolizma düzeni üzerinde çeşitli rahatsızlıklara yol açtığını hatırlatan Doç. Dr. Serkan Tapan, “Gıda hassasiyeti sindirim sisteminde karın ağrısı, şişkinlik, gaz, mide bulantısı, ishal veya kabızlığa neden olurken; dermatolojik olarak döküntü, kaşıntı, egzama ve kızarıklığa yol açıyor. Sinir sisteminde ise migren tarzı baş ağrıları, Alzheimer ve anksiyeteye sebep olurken; kas ve iskelet sisteminde eklem ağrıları, iltihaplanma ve kronik yorgunluk olarak ortaya çıkabiliyor. Bunlara ek olarak obezite, diyabet ve haşimato gibi metabolizma hastalıkları da gündeme gelebiliyor. Bu belirtilerin varlığında gıda duyarlılığından şüphelenilmeli ve zaman kaybetmeden bir sağlık uzmanına danışılmalı” önerisinde bulundu.

Kesin tanı için test önemli

Hastalığın eliminasyon diyeti aracılığıyla teşhis edilebildiğini belirten Tapan, “Bu diyet planı, kişide duyarlılığa sebep olabilecek gıdaların belirli sürelerle beslenme düzeninden çıkartılıp, sonrasında yavaş yavaş tekrar dahil edilerek vücut reaksiyonlarının gözlenmesidir. Bu tür bir diyet, bireylerde hangi yiyeceklerin bahsedilen semptomlara neden olduğunu belirlemeye yardımcı olur” şeklinde konuştu.

Ancak kesin tanının, ileri teknoloji mikroarray testleriyle konabildiğinin altını çizen Doç. Dr. Serkan Tapan, “Her sağlık merkezinde bulunmayan bu testlerin tecrübeli yerlerde, uzman hekimler kontrolünde yaptırılması kıymetli. Bu testler sayesinde hastadan kan örneği alındıktan sonra ortalama 10 gün içinde kesin sonuca ulaşılabiliyor” açıklamasında bulundu.

Tedavide multidisipliner yaklaşım şart

Kronik inflamatuar hastalığı ya da irritabl bağırsak sendromu gibi fonksiyonel sindirim sistemi bozukluğu olan kişilerde gıda intoleransının daha sık görüldüğünü paylaşan Tapan, “Tanı ve tedavide birden fazla uzmanlık alanının iş birliği gerekli. Rahatsızlığın çeşitli boyutları ve etkilerinden dolayı doğru tanı koyabilmek ve etkili tedavi yöntemleri geliştirebilmek için farklı alanlardaki profesyonellerin birlikte çalışması önemli” şeklinde konuştu.

Havva Marta’nın kişisel sergisi, “Per Aspera Ad Astra”

“Per aspera ad astra”, “Zorluklardan yıldızlara” Bu deyim, zorlu mücadeleler sonrasında mutlak bir başarı elde etmenin ifadesidir. Büyük hedeflere ulaşmak ve başarıya giden yolda direnmek anlamına gelir. Sanatçı, çalışmalarında bireyin yaşam yolunda karşılaşacağı zorluklarla değişimini ve nihai hedefe ulaşmasındaki mücadelesini anlatır.

Seçtiği her mitolojik sembolü, geometrik motifleri ve kullandığı renkleri vermek istediği mesaja uygun olarak belirler ve kullanır. İzleyiciyi ise, kendi iç dünyasında düşündürmeyi hikayeleriyle yeniden kendine döndürmeyi amaçlamıştır.

“Per Aspera Ad Astra”, 9 Ocak – 1 Mart 2025 tarihleri arasında Gallery 11.17’de ziyaret edilebilir ve Havva Marta’nın büyüleyici eserleriyle buluşmak için kaçırılmayacak bir fırsattır.