Yazılar
Emre İnanır “Detaycı ve araştırmacı bir şefim”
Emre İnanır “Detaycı ve araştırmacı bir şefim”
Pause Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu Aila şefi Emre İnanır oldu. Aila Chef de Cuisine olarak görev alan Emre İnanır ile kariyeri ve lezzet üzerine sohbet ettik. Keyifli okumalar…

Şef Emre İnanır okurlarımıza kendinden bahseder misin?
İstanbul doğumluyum. Çalışma hayatına 2000 yılında başladım. Yurt dışında ve yurt içinde mutfak üzerine pek çok eğitim aldım. Detaycı ve araştırmacı bir şefim. Her gün kendini formatlayan, dünya mutfaklarını araştırıp yeni mutfak tekniklerini uygulayan, aynı zamanda gıda kimyasıyla uğraşan biriyim. Detaylar bu işin sırrıdır aslında. Örneğin; ürün seçimi, mevsimler ürünlerin kullanımı, menü ve yemeğin tabaktaki dengesi, ekip ruhu ve hijyen… Detaycı bir şef, bunları zaten bütünsel olarak ele alır ve altın kurallarını belirler.
Meslekte birinci nesilmisin yoksa ailenden gelen bilgi birikim var mı?
Aile büyüklerimin bu meslekte olması ve küçüklüğümden beri mutfağa olan ilgim beni aşçılık mesleğine itti. Benim meslekteki en büyük şansım, Bolulu bir lokanta aşçısı olan dedem ve evde bizlere enfes yöresel yemekler yapan annemdir. Benim mutfak serüvenim Bolu’nun yemek hikâyeleriyle yoğuruldu diyebilirim.

Kariyerini ve ilk iş tecrübeni doğru kronolojide paylaşır mısın?
Divan Hotel, Ağaoğlu My City Hotel, Ceylan Inter Continental Hotel, Martı Hotel, Wyndham İstanbul Old City ve Babillon Hotel gibi 5 yıldızlı otellerde yerli ve yabancı şeflerle çalıştım. 2009 – 2011 yılları arasında Güney Afrika’da bulundum. Bu dönemde Michelin yıldızlı şefler ile tanışma ve çalışma fırsatı buldum. 2 Michelin yıldızlı Chef Frederic Medique ile Brass Restaurant ve Quad Restaurant’ın açılışını yaptım. Türkiye Aşçılar Milli Takımı ile ülkemizi birçok uluslararası platformda başarıyla temsil ettim.
Ülkeye geri döndüğümde benim mutfağıma yön veren bir diğer isim Vedat Başaran’la çalışma fırsatını buldum ve benim modern yorumlarım ile Vedat Başaran’ın geleneksel deneyimlerini birleştirerek modern Türk mutfağı akımını başlattık. Bu yolda 2012 yılında SurPlus Restaurant’ın, hemen ardından Peyderpey Restaurant’ın yine aynı konsept dahilinde kuruculuğunu yaptık.
Daha sonra Butcha Steakhouse’ların Mutfak Koordinatörlüğünü yaptım. Bu dönemde, İstanbul, Ankara, Dubai ve Qatar bölgelerinde bulunun mutfaklardan sorumluydum.
Ülkemde birçok mesleki okulda seminer ve workshop’lar düzenledim. Halen Türkiye Aşçılar Milli Takımı’nda çok fazla katılım gösteremesem de bulunmaktayım. 2019 Bocuse d’Or Türkiye yarışmasında gümüş madalya elde ettim. 2018 yılından bu yana Aila’da Chef de Cuisine olarak görev almaktayım.

Türk mutfağına düşünceleriniz nedir ve nasıl bakıyorsun?
Türk mutfağı vazgeçilmezim. Zengin ve köklü bir yemek kültürümüz var. Anadolu’nun dört bir yanından ürünlerimiz, coğrafi işaretle taçlandırılıyor. Biz de gelenekselliği modernize ederek tarihi yüzyıllar önceye dayanan bu büyük mutfağı uluslararası mutfaklarla yarışma noktasına getirmek için tüm gayreti gösteriyoruz. Aila’nın menülerinde coğrafi işaretli ürünlerin yer almasına oldukça önem veriyoruz.
Hangi mutfakta iyisin? Yeni bir lezzet yaratırken nerelerden esinlenirsin yada bu lezzet nasıl ortaya çıkar?
Uzmanlık alanım Türk mutfağının geleneksel lezzetlerini çağdaş bir yorumla birleştirmek. Aila’da menülerimiz dört mevsim değişiyor. Mevsimin getirdiği bütün taze ürünleri kullanıyoruz. Menü hazırlığı esnasında tıpkı bir kimyager gibi çalışıp bütün ekip olarak tartışıyor, ürünlerin özelliği dışında tabaktaki denge ayarını ve gıda kimyasına dikkat ediyor ve daha sonra detaylara giriyoruz. Önce bizim içimize sinmeli. Her bir yemeği her defasında hazırlarken heyecanlanmalı, hikayesine uymalı ve keyif almalıyız. Yeni lezzetlerimizi müdavimlerimize tattırıyor ve onların da yorumlarını alıyoruz.

Genç şeflere nasıl bir tavsiyede bulunursun?
Bence mesleğe başlarken yapılması gereken temel iş kendi mutfağımızın ve yöresel yemeklerimizin iyi bilinmesi. Yerel ürünlerimizi kullanmayı öğrenmeliyiz. İşte o zaman kendimizi ve mutfağımızı bir yerlere getirebiliriz.
Bir de genç şeflere tavsiyem yaptıkları hatadan ders almaları. Her şef hata yapabilir. Hatalardan ders çıkarıp bunu öğrenme sürecindeki bir adım olarak görüp, ayın hatayı tekrar etmezsek başarı kaçınılmaz olur.
Yeni bir proje var mı? Yoksa ben yapacağım her şeyi yaptım mı diyorsun?
Her zaman için yeni projelerim var. İyi bir şef araştırmacı olmalı, gastronomi trendlerini takip edip sürekli kendini geliştirmeli. Bu dönemdeki yeni çalışmalarım genelde sebzelere yönelik. Tabaktaki karbonhidratları bile sadece sebzelerden hazırlayıp, misafirlerimize görsel ve lezzet şöleni sunan, hafif lezzetlerden oluşan bir menü hazırlıyorum.
Mustafa Ügümü “İnovasyon yanım ağır bassa da ben gelenekselciyim”
Mustafa Ügümü “İnovasyon yanım ağır bassa da ben gelenekselciyim”
Pause Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef & Chef konuğu Hünkar Restoran’ın ve Salamura Teşvikiye şefi Mustafa Ügümü ile kariyeri, başarıyı giden yol ve lezzet üzerine sohbet ettik. Keyifle okumalar…
Şef Mustafa okuyucularımıza kendini tanıtır mısın?
Köken olarak Erzurumluyum. Türkiye’nin birçok yerini hem tatil hemde iş nedeniyle gezdim ama memleketim Erzurum’a gidemedim. Bu nedenle çok üzgünüm. Ama en kısa zamanda memleketime gideceğim.
32 yıldır mutfaktayım. Daha doğrusu ben tencereye doğdum diyebilirim. Kendimi bildim bile mutfakta lezzet bir şeyler yapmaya çalışırım.
Bu tutku ve yeteneğin nereden bence genetiksel… Peki sence?
Dedemi anmadan geçemeyeceğim. Hem iş hem de özel hayatta örnek alabileceğim kuşkusuz tek kişi dedemdi ve sadece dede değil bir babaydı bana. Genetik diyeceğim ama birazda mutfakta büyümenin de etkisi var. Sürekli kendimi her konu geliştirmeyi çalışıyorum. Asla tamam demem. Daha iyisini yapabilirim diye, hep bir çalışma içinde olurum.
Restoranda da yemek yapsam evde de büyük bir keyif ve zevkle yapıyorum. Yemeklerimi yedikten sonra insanların gözündeki mutluk ve memnuniyet benim için dünyalara bedel.

Şu milli varlığımız haline gelen Hünkar’ı biraz anlatır mısın?
Evet… Hünkar, Türkiye’nin bir klasiği… Hünkar’la benim gibi bebekliğinde, çocukluğunda tanışıp kocaman insanlar olup kendi çocuklarını getiren misafirlerimiz var. Hünkar tercih edildiğinde kötü yemek yeme ihtimaliniz yok denecek kadar azdır. Garanti sayıya ama basketteki üçlük gibi bir sayıya gitmek diyebilirim.
Hünkar, zamansız geleneksel lezzetlerin adresi oldu… Yeni nesillerin yani Z kuşağının da dilinden düşmüyor bu kavram. Ayrıca sizde şef çok… Allah rahmet eylesin dede, erkek kardeşler, kuzenler derken ordu gibisiniz.
Hepinizde usuller var. Soydan soya aktarım var. Hepiniz Hünkarcayı çok iyi biliyor. Ailenin bir kısmı inovasyon içeren lezzetlerde, diğer kısmı gelenekselde. Şimdi sen hem geleneksel hem gastoronominin bazı olan üründesin. Yani Salamura’nın başında olayın başlangıç noktası olan nitelikli ürünler satıyorsun. Biraz Salamura Teşvikiye’yi anlatır mısın?
Biz bu lezzetlerin içinde değerlerini farklı farklı zamanlarda hissederek, tekrar tekrar farkına vararak büyüdük.
Kalabalık olmamız bu işlere az gönül verdiğimiz, az efor sarf ettiğimiz anlamına gelmesin. Aksine her işle tek tek ilgilenmek gerekiyor. Restoranlarımızda onlarca çalışma arkadaşımız olmasına rağmen çoğunlukla misafirlerimizi kapıda biz karşılayıp biz uğurlamaktayız. Siz de ailenin bütün fertlerini yakından tanıyorsun ve anlattıklarımın şahidi olduğunu ben biliyorum.
Salamura Teşvikiye’ye gelecek olursak ilk defa bu kadar ufak bir dükkânda çalışıp çok güzel tepkiler alıyoruz. Bu tepkilere Hünkar dan alışık olmamıza rağmen her iş değişik bir tecrübe ve duygu. Bu ürünlerden yeni bir şeyler çıkarırken dediğiniz gibi baz ürünler tamamen ham ürünler değilse de dünyanın her yerinde kabul görmüş ürünlerle çalışmaktayız. Kuzen, Şef Ufuk Ügümü’nün fikriyle çıktık bu yola ve iyi ki de çıkmışız. Türkiye’de olmayan bir konsept yapmaya çalıştık. Market değil, Avrupa usulü şarküteri dükkanı peynirler ve soslar. Genel olarak fabrikasyon olmayan ufak ve yerel üreticilerle çalışmak amacındayız.
Ufacık bir mağaza olmamıza rağmen öneriler yaparak büyük ithalatlar yaptırmaktayız. Mesleği ithalat olan arkadaşlara ve daha önce Türkiye’ye girmeyen ürünlerin peşindeyiz. Peşimizde olanlara da hem Anadolu’dan hem dünyadan en güzel en lezzetli ürünleri tattırmak.

Enteresan bir patronaj, işletmeci ve şef kimliğin var. Muhteşem bir ürün ve tedarikçi bilgin ve alım yeteneğin var. Bu çok önemli bir nokta Türkiye de çoğu şefin belki geliştirmesi gereken bir beceri. Olayı derinlemesine geliştirmek. Sadece sosyal medyada popülerleşen ürünler değil daha varlığını bilmediğimiz ürünleri tüketene ulaştırmak.
Sen bir menü veya tabağın hikayesinde yola çıkarken bu süreç nasıl oluyor? İlham nereden hangi an çıkıyor?
Her şey değiştiği gibi restoran işletmek, mutfak şefliği ve salon şefliği her geçen gün değişiyor. Dedemin, babamların zamanındaki gibi değil artık. Ayrıca şöyle bir şey var ki tamamen de değişmedi. Ben dedem ve babaannemle büyüdüm. Her sabah dörtte dedem ile balık haline gider gelir sabah yedide de beni okula yollardı. Her zaman işin içinde veya bir yerinde vardı. Ehliyetimi aldığımın ertesi günü minibüsle hale gittim. Araba kullanmayı, kamyonların arasında öğrendim. Her yaşadığımız şey hayatımıza bir artısı olmuştur. Bunları görerek, örnek aldığımız insanların şevkini görerek, biz bu meslekte kendimizi bulduk. Her zaman önüne konanı değil, en iyisini arayıp bulması lazım bir şefin.
Pazardan elim patlıcan alırken kafam karnıyarık alır, imambayıldı alır, patlıcan kebap alır. Aslında bu her işte olması gerektiği gibi yaptığınız işe gönül vermekle alakalı bir şey. İlham olayına gelince de sürekli yaratıcılığını kullandığımız bir mesleğimiz ve buna ortam hazırlayan imkanlarımız var. Zihin boş durmuyor 🙂
Derin deneyimine rağmen sende gençsin. Ama yeni başlayan deneyimsiz şef adaylarına tavsiyen nedir? Geleneksel mi? Yöresel mi? İnovasyon mu? Dükkan mı? Şef mi? Olmalı felsefe?
Ben gelenekselciyim. Dede mirası da geleneksel olsa da inovasyon taraftarı yanım daha ağar basıyor. Herkes mutlu olduğu yerde mutlu olduğu işi yaptığı zaman daha yaratıcı olur. Aksi taktirde çarkın bir parçası olur sadece. Yerinde yöresellik yani her şeyin kararında olması lazım. İşletme olarak kırmızıçizgilerim olsa da mutfakta yok. Artık patron restoranından, şef restoranlarına döndü olay. Bence olması gereken de bu. Yatırımcılar her zaman olacak ama işin başındaki kişi özgür olması lazım. Bizim işlerimizde buna inanıyorum ben.
+90 544 455 22 63