Yazılar
Ufuk Ügümü “Kopyacılık sizi bir yere ulaştırmaz”
Ufuk Ügümü “Kopyacılık sizi bir yere ulaştırmaz”
Bu ay ki Chef&Chef konuğum Avrupalılara kruvasını tekrar öğreten genç yetenek Şef Ufuk Ügümü oldu. İspanya Cordon Blue’da başlayan eğitimi ve aile lokantası Hünkar ile devam eden başarı hikayesini bizimle paylaştı. Keyifle okumlar.
-Ufuk şef kısaca kendinden bahseder misin?
Aslen Erzurumluyum. Mutfağın dördüncü nesil temsilcisiyim.
-Kariyerin ilk iş tecrübeni doğru kronolojide paylaşır mısın?
Kariyerim Hünkar’da başladı. Ama birçok yerde çalıştım. Mutfağa geçmeden önce hal ve kasapta dahil her yerde çalıştım.
-Hünkar Lokantası Türkiye’nin ilk 50 best listesine giren restoranlarından biri. Hünkar’ın yeni nesli olarak mutfağına girmeye devam mı? Bu arada ben baban ve amcalarının fanatiğiyim, onlar Türk mutfağının Padişahları.
Kariyerimin başlangıç yeri… Bu aralar fazla fırsat bulamasam da Hünkar’a uğradığımda mutlaka mutfağa girer bir şeyler yapmaya çalışırım.
-Kruvasan markası ile dünyada etki yarattın? Kruvasanı Fransızlardan çok kaliteli inovasyona sayende Türkler sokmuş oldu? Aklında bunu yurtdışına taşımak var mı?
Cordon Blue (İspanya) mezunuyum. Grand diplomam var. Pastacılık ve aşçılık üzerine… Orada çok değer verdiğim bir şefle birlikte kruvasanın tarifi üzerinde çalışmalar yaptık.
Ekmek katkı maddesi koyup koymamak mı? Tereyağı mı? Margarin mi? Tuz-şeker oranı, acaba bal mı koysak gibi düşünceler sonunda mükemmel kruvasanı yaptık. Uluslararası Kruvasan yarışmasında birinci olduk. Bu bizim tanınmamızda büyük katkı sağladı.
Bize başka şube açar mısınız? Sorusunu şöyle cevaplıyorum. Dükkan başında olmadan aynı kaliteyi garanti edemiyoruz. Bu nedenle yakın zamanda yurtdışında şube açmayı düşünmüyorum.
-Lokanta Kru inanılmaz bir başka inovasyon? Yeni nesil lokantacılık… Bu karışımda hangi etkenler fayda sağladı?
Hünkar’da aldığımız eğitim ve gördüğümüz kültür bunlar başrol oynamıştır. Ailemizin yemeğe olan tutkusunu da unutmayalım. Ayrıca annemde Egeli… Sık sık Ege’ye yaptığımız aile ziyaretlerinde, yolda gidip gelirken, aldığımız yediğimiz ürünlerin kalitesi aklıma her zaman yer etmiştir. Çünkü hepsi çok doğal ve çok taze. Yurt dışında da aldığım eğitim ve tekniklerle Türk mutfağının lezzetlerini bir araya getirdiğimde sonuç böyle oldu. “Lokanta Kru” çıktı ortaya.
-Kruvasanı yarattın? Lokanta Kru’yu yarattın ve bunların kopyaları hızlı oluşacak. Ne yazık ki ülkemizin bir geleneği kopyacılık ve çoğu noksan ve yanlış kopyalanacak. Bu nasıl bir duygu? Rahatsız edicimi yoksa ekol olmak keyiflendiricimi?
Taklitler aslını yaşatır! Kopya değil de ilham verdiysem bu beni mutlu eder. Bu bana en ufak bir rahatsızlık vermez. Aksine böyle bir durumla karşılaşırsam mutlu bile olurum. Demek ki “Başarılıyız” derim. Yalnız bizden gidip başka bir yerde aynı tarifi kullanıp “Tat Kopyacılığı” yapılırsa Allaha havale ederim.
-İnanılmaz bir kariyerin ve altyapın var. Bu sana sürdürülebilir ve özgün inovasyonlu konseptler yaratmanda etken olmuş. Peki seni yeni nesil şeflere neler tavsiye ediyorsun?
Tavsiye edebileceğim tek şey kendi olmaları ve kendi hikayelerini yaratmaları. Özgün duruşlar. İllaki ilham aldığımız, takip ettiğimiz şefler olur. Ancak kopyacılık sizi bir yere ulaştırmaz. Sürdürülebilir başarı için yemeğe olan tutku ve merakının asla bitmemesi gerekir. Buna en büyük örnek Feridun amcam ve babamdır.
-Lokanta Kru’da bir tabağın hikayesi var mı?
Buna şöyle bir cevap verebilirim. Bu güne kadar ki deneyimlerimiz, tecrübelerimiz, hiç bitmeyen tutkumuz, yemeğe olan aşkımız ve emeğimiz ile ortaya çıkıyor o tabaklar. Hepsi aşk eseri!
-Yeni projeler var mı?
Şuan Kruvasanı büyütüyoruz. Dikkatimiz ve heyecanımız bu yönde. Çok yakın zamanda başka bir proje yok ama ilerleyen zaman da illaki olacaktır.
-Lokanta Kru da imza ve değişmeyen kalıcı bir ürün tavsiye eder misin?
Birçok ürün var aslında. Bostan patlıcan, 9 saat pişmiş dana kol, yanında ızgara brokoli, Despina usulü kuzu yaprak ciğer. Zeytinyağlılarımızdan da birkaç tane söylemem gerekirse, dağ çileği soslu avokadolu çiğ brokoli ve Ricotto peynirli pancar.
Fatih Tutak “Ödün vererek çalışın”
Fatih Tutak “Ödün vererek çalışın”
Bu ay ki Chef&Chef konuğum Bolu Mengen Mutfak Okulu’nda başlayan kariyerine birçok başarı sığdırmış Uzakdoğu mutfağı konusunda bir otorite olan Fatih Tutak. Başarı hikayesini ve gelecek planlarını bizimle paylaştı.
—Sevgili Fatih Şef mutfak yolculuğundan bahseder misin?
Erzurumlu anne, Çanakkaleli banın çocuğu olarak Nişantaşı’nda büyüdüm. Mutfak hevesim çocukluğumda başladı. Annemin nefis yemekleri ve masa düzeni beni hep etkilemişti. Ailem bir günlüğüne Bursa’ya tatile gidince, eve bana kaldı. Bende arkadaşlarımı eve çağırdım ve onlara inanılmaz menüler hazırladım ve çok beğeni aldım. O gün karar verdim. Ben mutfakta olmalıyım diye.
—Bolu Mengen Mutfak Okulu bu şekilde mi başladı?
Çocukların gelecekle ilgili uçuk kaçık hayalleri olur. Birçok çocuk bu hayallerine bile ulaşamaz. Çünkü ne istediğini bilecek yaşta değillerdir. Babam bana ne olmak istiyorsun deyince, kararlı bir şekilde şef olma istediğimi söyledim. Bolu Mengen Mutfak Okulu bu şekilde başladı. O dönemler de tek mutfak okuluydu. 14 yaşında İstanbul’dan Bolu’ya taşındım.

—-Stajın ardından kariyerin başladı değil mi?
İlk stajımı Kuşadası Adakule Otel’de yaptım. Sonra Vogue Restoran… İkinci stajımı, büyük şefler İstanbul’dan geçer mantığı ile rotamı İstanbul’a çevirdim. Bir dostum sizin okula İstanbul’da staj vermezler dedi. Ama ben pes etmedim. Ritz Carlton Otel’de Cam Restoran açılıyordu ve başvurdum ve kabul gördüm. Cam Restoran’da Şef Paul Pairet çalışma şansı buldum. Pairet dünyaca ünlü Ultraviolet Restoranın sahibi ve şefidir. Stajın ardından da profesyonel yaşamıma Çırağan Kempinski Otel, Tuğra Restoran’da başladım.
—Her şef her mekan kariyerinde büyük etkisi oldu değil mi?
Bizim mesleğimiz üzerine koya koya öğrenilen becerilerden oluşuyor. Mesela Çırağan’da kahvaltının ne olduğunu da öğrendim. Sonra Vogue Restoran, Tuzz, Şef Ali Ronay, Şef Maksut Aşkar, Şef Didem Şenol gibi isimleri ile beraber çalışma şansı buldum.
Askerlik dönemi geldi o dönem Ali Ronay bana Kıbrıs için yardımcı oldu ve Green’s Height’s Park’da çalıştım.
—-Artık yurtdışı kariyerin başlıyor değil mi?
Evet… Ben askerdeyken Şef Paul Pairet de hep Uzakdoğu’da çalışıyordu. Uzakdoğu mutfağı beni hep çekti. Bende ters köşe yapmak istedim. Ve soluğu orada aldım. Çin’de Chindau Intercontinental Otel’de Wild Fire Fine Dining Restoran’da mutfak şefi oldum. Ardından Peking Intercontinental Otel’de Yellow Stone Fine Dining Restoran’da mutfak şefi olarak iki yıl çalıştım.
Hayalim Tokyo yani Japon mutfağıydı. Tokyo’da üç Michelin yıldızlı Ryugin Restoran’da Şef Seiji Yamamoto’nun yanında çalıştım. Sonra Senior Executive Suşef olarak Singapur Marina Bay Sand’s Otel beni transfer etti. Kariyerim böyle devam ederken, özel hayatımda da değişiklik oldu. Endonezyalı eşimle tanıştım ve Singapur’da evlendik.
—Uzakdoğu maceran burada noktalanmadı değil mi?
Singapur Marina Bay Sand’s Otel çalışmak artık beni kesmiyordu. Yenilenmem yeni bir şeyler yapmak istiyordum. En iyi 10 restoranlar arsında arayışa geçtim. Bu arada o dönem dünya birincisi olan Noma beni kabul etti. Hemen Copenhague Noma’ya gittim. Noma’da çalışan ilk Türk aşçı oldum. Bu şekilde en üst deneyimleri yaşamış oldum. Sonrasında yine Hong Kong’da Bellbrook diye bir restoranı açtık. Kısa zamanda Michelin yıldızı aldık. Yatırımcılar çok ticari düşünüp karlılık adına menü konularına girince yolları ayırdım. Bangkok House of Sathorn’da çalıştım. 5 yıla yakın Asya en iyi 50’si arasında olan restoranı 36. sıralara kadar çıkardım. Son iki yılda House of Sathorn’un Türk modern mutfağını çalıştım.

—–Fatih Şefim Bangkok’ta mekanında buluştuğumuzda bana o zamandan Türkiye’de bu mutfağı hayal ediyorum diyordun. Tabakların beni çok etkilemişti o zaman her tabağın hikayesi, özgünlüğü ve styling kabiliyetin çok üst seviyedeydi, batı özentisi değil ve kopya değil. Nasıl bir ilham? Ve burada Tutak’dan TURK mü doğdu yoksa TÜRK diye mi okuyacağız? Bu mekanda Asya etkisi var mı?
TÜRK diye okuyacaksınız. Kesinlikle Asya tekniği yok. Daha çok fermentasyonlu lezzetler var örneğin mantardan tarhana yapıyoruz. Hatta şu an kereviz tarhanası yapıyoruz. Yani tarhana tekniğini kullanıyoruz. Türkiye’nin 7 bölgesinin her biri için 7 kokteyl var. Yani sadece 7 kokteylimiz var ve hikayemiz bu… Tüm Türkiye’nin genelinin hatta Türki coğrafyanın mutfağını içeren bir menü sunuyoruz.
—–Mekan çok özel ve özel kelimesi pahalıyı getiriyor. Buradan korkmalı mıyız? Yoksa korkmamalı mıyız?
Asla korkmayın. Pazar hariç her akşam gelebileceğiniz gündelik kaliteyi sunuyoruz. Kişi başı 390 TL’ye bizi deneyimleyebilirsiniz.
—–O zaman bence fiyattan değil TURK’a bağımlı olmaktan korkmak lazım. Bu inanılmaz lezzetler tehlikeli. Yeni Şef adaylarının hayalisin. Paul Pairet, Ryugan Tokyo, Marina Bay Sand’s, Ali Ronay, Maksut ve Didem gibi kariyer arkadaşları, Noma Copenhague. Noma’da bırak yemek yapmayı Noma’nın salonuna girmeyi hayal eden bir genç şef adayı kitlesi var. Ülkemizde sen bu nesile neyi yapmaları ve daha önemlisi neyi yapmamalarını öneriyorsun?
Hayal kursunlar. En yüksek hayalleri kursunlar ve sabretsinler ve nasıl bir şef olmak istediklerine karar vererek yola çıksınlar. Ne yapmama noktasında ise çok hızlanmamak lazım ve sebat etmeleri gerekir. İkincisi iyi şeflerin altında ödün vererek çalışmaları gerekir.
—–Arzak Restoran San Sebastian’da geçen yıl dünya güzeli melez kızınla tanışmıştım. O yanında mı yoksa TURK uğruna buradasın ve arada sırada mı görüşebiliyorsunuz?
Arada sırada görüşüyorum yılbaşı geliyor. Bu işler böyle. Yoğun çalışınca insan ev iş arasında sıkışıyor. Ama kızım benim için hayatın anlamı.
TOLGA ATALAY
Çağdaş İstanbul restoran markası yarattık
Çağdaş İstanbul restoran markası yarattık
Pause Citys dergimizin bu ay ki Chef&Chef konuğu İstanbul Yiyecek İçecek Grubu’ndan şefi Cihan Çetinkaya… Mesleğe girişi ve başarılı kariyerini Pause okurları ile paylaştı. Keyifle okumalar.
—Cihan Şef bize kendin tanıtır mısın?
Bolu Mengen doğumluyum ve 41 yaşındayım. Mengenli olmama rağmen ailenin sektörde olan tek üyesiyim.
—Kariyerin ilk iş tecrübeni doğru kronolojide paylaşır mısın?
Mengen Anadolu Aşçılık Meslek Lisesi’nde 7 yıl süren ortaöğretim ve lise eğitimi ile birlikte mesleki eğitim aldım.
Çalışma hayatıma ilk olarak 1993’te Iberotel Side Palace, Antalya’da stajyer aşçı olarak başladım. 1995 yılında mezun olduktan sonra kariyerime Ceylan Intercontinental Hotel İstanbul’da devam ettim. 2003’te The Ritz Carlton Hotel’de çalıştığım dönemde Türkiye Chaine Des Rotisseurs Genç Aşçılar yarışmasını kazandım. Aynı yıl Güney Afrika’da Capetown’a giderek uluslararası yarışma finalinde Türkiye’yi temsil ettim. Bu başarıdan sonra yurtdışında farklı ülkelerde birçok otel ve restoran mutfağında yönetici, aşçıbaşı olarak çalıştım.
Hayatım boyunca Türkiye’deki ve yurtdışındaki seçkin mekânları gezerek mutfak kültürlerini tanıma ve kendi mutfak kültürümü tanıtma fırsatı yakaladım.
2009’da Türkiye’ye döndüm İstanbul’un seçkin yiyecek içecek şirketlerinden biri olan İstanbul Yiyecek İçecek Grubu’na Kurumsal Şef olarak başladım son iki yıldır da Operasyon Direktörü olarak çalışma hayatıma devam etmekteyim.
—–Cihan Şef İstanbul Yiyecek İçecek Grubu gibi Türkiye’nin 20 yılı devirmiş ve ilk kurumsal yeme içme gruplarından birinde çalışıyorsun. Hiçbir markanız ithal değil hatta marka ihracatı yapıyorsunuz. Mikla Milli gururumuz ve çok konuşuluyor fakat sizin sağlıklı karın doyurmadan tutun yeni nesil kahveye kadar hatta yeni nesil pizza ya kadar çok geniş bir yelpazeniz var. Türkiye’nin ilk zincir bistrolarından birisi de yine sizin tabelanız. Benim ortak gördüğüm tek nokta gustolu konsept ve nitelikli ve küresel rekabete hazır içerikler. Markalarınızı açar mısınız?
Mikla, çağdaş bir “İstanbullu” restoranı yaratma düşüncesiyle açıldı. Şef ve kurucu ortağı Mehmet Gürs, Mikla’yı yaratırken Türk ve İskandinav birikimini genel dokuya çarpıcı bir denge ile yansıtarak Mikla’nın örneğinin öncüsü olmasını sağladı. Vizyoner, rafine yemekleri, nefes kesen manzarası, modern sunumu ve ilham verici müziği ile Mikla, kısa sürede İstanbul’un en iyi restoranı seçildi.
Ağustos 2012’de yarattığı “Yeni Anadolu Mutfağı” konsepti ile Mikla, kaliteli yemek misyonuna bir artı daha katmış, yerel ve uluslararası platformda tuttuğu öncü çıtayı daha da yukarı çekmeyi başarmıştır.
Kullanılan her malzemenin özünde o toprakların ve insanların geleneklerini yansıttığı inancını savunan Mikla’da, Anadolu’nun her köşesinden özenle seçilen, “genellikle mütevazı” ama “soylu” malzemeler büyük bir saygı ile yorumlanmaktadır.
—Mikla, dünya sırlamasına girdi değil mi?
10 yıllık çalışmaları sonucunda, Mikla, “Yeni Anadolu Mutfağı” ile son dört yıldır (2015-2016-2017) “Dünya’nın En İyi 100 Restoranı” ve 2018’de ise Dünya’nın “En İyi 50 Restoranı” arasında yer almıştır.
—Birazda Trattoria Enzo’dan bahsedelim mi?
Trattoria Enzo, rahat İtalyan konsepti olarak lider bir konumda yer almaktadır. Kırmızı beyaz kareli masa örtüleri ve çocukların üzerine resim yapabilecekleri kâğıt servisler ve büyük terasında yoğun çiçeklerle ferah
bahçe ortamı bulunan, her yaşın rahat edebileceği bir restorandır.
Yerel malzemelerle hazırlanan lezzetler ile gerçek bir İtalyan restoranını yansıtan şık ve aynı zamanda rahat dekorasyonu ile farklılaşan Trattoria Enzo, Mart 2014’de ilk olarak Akasya Acıbadem’de kapılarını açtı. Rahat, lezzetli, Türkiye’de gerçek İtalyan “ev yemekleri” ihtiyacına cevap vermek üzere yaratılan Trattoria Enzo’da kendi ürettiği taze makarnalar, farklı teknikler ile üretilen pizza çeşitleri, özellikle ithal hammadde üzerine kurgulanmadan, “halen yaşayan” taze ürünler ile yaratılan tabakları ve özel sofra şarapları öne çıkmaktadır.
—-numnum?
numnum 2003 yılında “fark yaratmak” için doğdu. numnum gerçek bir “aile restoranı” hayali üzerine kuruldu. Uluslararası örneklerde de olduğu gibi sadece ailelerin değil, gençlerin, çocuklu ailelerin, çiftlerin, genç profesyonellerin rahatlıkla geldiği bir mekan olmalıydı. Bütün müşteriler “lezzetli ve iyi yemeği uygun fiyata ve hızlı” yemeliydi. numnum menüsü, yaşayan konseptin tüm ruhunu, neşesini ve en önemlisi dayanılmaz yemeklerini anlatan “etkin bir iletişim aracı” olmalıydı. numnum’ın yemeği akılda kalmalıydı. Keyifli anıların arada sırada hafızamızı gıdıklaması gibi, yemeklerimiz yiyenlerin damağında kalıcı bir iz bırakmalıydı. Neşe saçarak, güler yüzlü, bilgili, kendinden emin ama alçak gönüllü ve işini öne çıkaran bir ekip ile güne fark yaratmak için başlamalıydı…
İlk işletmesini Ekim 2003 yılında Maçka G-Mall’da açan numnum, bugün sağlam adımlar ile büyümeyi sürdürüyor.
Müşterilerine iyi ve lezzetli yemek sunmayı hedefleyen numnum’ın kapsamlı menüsü, elle şekillenen hamburgerler, sandviçler, zengin salatalar, lezzetli ana yemekler, light seçenekler, taş fırında kepekli hamur ile yapılan pizzalar, akılda kalan tatlılar ve özel çocuk menüsü ile geniş bir kitleye hitap etmektedir.
—Kısaca Mürver’den de bahsedebilir miyiz?
Mürver, Accor Hotels’in işletmesini yürüttüğü bu markanın da İstanbul Yiyecek İçecek Grubu olarak marka ve işletme danışmanıyız.
—Ya Kronotrop?
Kronotrop, gerçek kahve tecrübesini ve “Specialty Kahve” akımını bölgeye yaymayı amaçlamaktadır. Kronotrop’ta tüm kahve çekirdekleri, doğrudan yetiştiriciden alınmakta, tamamen takip edilebilen, taze hasatlardan gelmektedir. Kavurucularımız, kahveye olan tutkuları ile kahve çekirdeklerinin altında yatan saf karakterleri birleştirerek, her kavurmada, ortaya emsali olmayan sonuçlar çıkarmaktadırlar.
İstanbul’daki canlı ve başarılı kahve barlarının yanı sıra Kronotrop, ileri teknoloji kavurma tesisi ve ARGE eğitim merkezi sayesinde hızla gelişmektedir.
—Marka çok. Terra Kitchen’dan da okurlarımıza bahseder misiniz?
Terra Kitchen’da her zaman en iyi malzemeyi kullanarak, taze ve lezzetli yemek yapmak için heyecan ile yola çıktık. Zaman hassasiyeti olan, hızlı, doğru fiyata iyi yemek isteyenler için alışveriş ve iş merkezi olan noktalarda yeni bir soluk getirmeyi hedefliyoruz. “İyi yemek ye, iyi hisset” felsefesi ile hazırlanan güçlü menüsünde, taze ve gerçek malzemeler ile üretilen salatalar, sandviçler ve güne özel tencere yemekleri ile Terra Kitchen, müşterilerine farklı bir tecrübe yaşatıyor. Terra Kitchen’da salatalarınızı taptaze günlük ayıklanıp yıkanmış yeşillikler, el yapımı vinegretler ve salata sosları ile hazırlıyoruz. Sağlıklı yemek için lezzetten ödün vermenize gerek yok.
—Mikla’da Ar-Ge mutfağında bir yandan dünyanın en iyi 44. Mekânının reçetelerini geliştiriyorsunuz aynı zamanda diğer markalarınız da dâhil genel operasyon yönetimine bakıyorsun günün nasıl geçiyor?
Yoğun… Ağırlıklı olarak İstanbul’da sabah saatlerinde ofis işleri ve çeşitli toplantılar ile günüm başlıyor. Gün içinde sabah ve gündüz çalışan markalarımıza, akşam saatlerinde ise akşam çalışan markalarımıza şube ziyaretleri yapıyorum. Şubelerde o gün ki güncel konularımız neler ise gerek mutfak ekipleri ile yemek ve işin mutfak kısmına dair gerekse restoran müdürleri ile restoranın geneline dair konuları görüşür, yiyecek içecek menü çalışmaları ya da tadımları yaparız.
—Yeni konseptleriniz var mı?
En yeni konseptimiz Trattoria Enzo markamızın kardeş markası Pizzeria Enzo. Pizzeria Enzo’yu İstanbul Havalimanı’nın Dış Hatlar Terminalinde müşterilerimiz ile buluşturduk.
—50 best tabii ki Dünya’nın en saygın mekân konumlandırmalarından birisi. Hatta yeni nesil yani casual fine dining te en iyisidir muhtemelen. Fakat bir de Michelin diye zamansız bir değer var. Mikla Michelin puanlama standartlarına uyumlumu? Sanırım 72 kriter var. Türkiye’ye ilk Michelin ‘i Mikla mı getirecek? Bir adım var mı?
Michelin kendine özgü derecelendirme sistemi ve kriterleri olan bir yapı. Ülkemizde henüz bu yapının işletmeciliğini alıp buna yatırım yapmış kimse yani Michelin’i Türkiye’ye getirmiş kimse yok bildiğim kadarıyla. Yakında getirme planı yapan biri var mıdır bilemiyorum ama umarım bir gün bu sistem Türkiye’ye de gelir. Lokantacılığın gelişmesine çok katkısı olacağına inanıyorum.
Biz İstanbul Yiyecek İçecek Grubu olarak ise henüz buna dair bir çalışma yapmadık, standartlarına uyumlu muyuz diye de bakmadık açıkçası.
—Mehmet Gürs gibi bir Patron Şef ile çalışmak nasıl bir duygu? Uzun yıllardır berabersiniz. Onun kadar renkli birisi sizin iş harici genel hayat tarzınızı ve hayat felsefenize de etki yarattı mı? Yoksa iş, mesai ve bu mudur?
Mehmet Gürs ile birlikte çalışmak tabi ki çok keyifli, kafa kafaya verip beraber bir sürü fikir üretebiliyor, kendimize birçok yeni hedef koyabiliyoruz. Yeni projeleri ortaya atıp heyecanlanıyoruz.
Operasyonel konularda neyi nasıl yapacağımızı klasik bir patrona açıklamak ya da bazı şeyleri kabul ettirmek gibi dertlerimiz de pek yok açıkçası çünkü kendisi de işin içinden geldiği için çok daha hızlı karar alıp ilerleyebiliyoruz. Diğer taraftan da beraber çalışmak çok zor olabiliyor. Kendisi de işin içinden gelen ve işi tüm detayları ile bilen biri olduğu için her noktada mükemmeli arayan bir bakış açısı ile çalışıyoruz. Bu da kolay bir şey değil tabi.
—–Genç şeflere yaratıcı şef olma hakkında bir metodoloji verir misin?
Önce mümkünse “ben kimim” sorusunu cevaplayacak şekilde kendi kültürlerini kendi yemeklerini öğrenmeleri. Ardından dünya ile aynı dili konuşabilmek, aynı seviyede bakabilmek, düşünebilmek için devamlı dünyadaki değişik yemek kültürleri ve akımları ile sürekli iletişimde kalabilmek. Nihai olarak da yaratıcılıklarını hangi alanda ortaya koymak istiyorlar ise yarattıkları şeyler o alana katkı sağlamalı, fark yaratmalı, sistemli bir şekilde sürekli denemeler yaparak, “kendi yenileri”ni bulmalılar.
—-Bana Mikla, Num Num, Enzo, Terra Kitchen, Kronotrop konseptlerinden unik ve tekel olan birer lezzeti anlatır mısın?
Mikla, Balık Ekmek, Mantı… Numnum, Tam buğday unundan hazırlanmış hamur ile yapılan ince pizzaları… Trattoria Enzo, Dana Etli… Pappardelle Enzo Kronotrop, Ekşi mayalı ekmek ile hazırlanan sandviçler… Mürver, Külde Ahtapot…
—Sen bir menü veya tabağın hikayesinde yola çıkarken bu süreç nasıl oluyor? İlham nereden hangi an çıkıyor?
İlk çıkış noktası ben ne yemek isterdim ve hangi yemek ki bir porsiyonu yedikten sonra ikinci porsiyonu da isterdim diye düşünerek çıkıyor. Bu arada hep not alıyorum ve ara ara menü çalışmalarına başladığımda önümde yüzlerce not duruyor. Bu notlar sadece tabağın içindeki hammadde ya da hazırlanma tekniği ile ilgili değil; yemek, ekipman, sunum tarzı, servis şekline dair birçok konuda olabilir. Ardından müşteri tercihleri ve menümüzün kombinasyonundaki gerekliliklere bakıyoruz. Hangi konsept için çalışıyor isek o konseptin benzerlerinde dünyada neler oluyor iş nereye doğru gidiyor şu anki yemekte moda nedir diye araştırma yapıyorum. Devamında da bir iş planı yapıp mutfağa girip denemelere başlıyoruz.
+90 544 455 22 63