Yazılar

Serinleyeyim derken kilo almayın!

Aşırı yaz sıcaklarında çok da düşünmeden bir çırpıda başımıza diktiğimiz, içimizi ferahlatan soğuk içecekler bilinçsiz tüketildiğinde obeziteden diyabete dek ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor! Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz “Özellikle yaz aylarında değil terleme yoluyla nefes alıp verirken bile sıvı kaybettiğimiz için vücudumuzun suya ihtiyacı artıyor. Günde ikibuçuk litreden az su içmemek gerekiyor. Ancak pek çok kişi aşırı sıcaklarda su yerine soğuk şekerli içeceklere yönelebiliyor! Oysa gerek vücudumuzun sıvı ihtiyacını karşılamak gerekse serinlemek için kesinlikle sağlıksız, katkılı ve yapay içeceklerden uzak durmak çok önemli” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz aşırı sıcaklarda evde hazırlayabileceğiniz serinleten içecekleri, bir su bardağına (200 ml) denk gelen kalori miktarlarını ve tariflerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz

Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz

  • Şekersiz limonata ( 200 ml/ 65 kalori)

Yaz ayı denilince akla ilk gelenlerden biri ev yapımı limonata oluyor. 1 su bardağı limonatanın (200 ml) 65 kalori içerdiğini belirten Sıla Bilgili Tokgöz, içerisinde bal olduğu için 1 yaş altı çocuklardan uzak tutulması gerektiğini söylüyor.

Tarifi:

İki büyük limon ve bir portakalın kabuklarını rendeleyip suyunu sıkın. Üç yemek kaşığı çiçek balı, bir tutam fesleğen ya da nane ve bir litre su ekleyerek derin bir sürahide karıştırın. Buzdolabında en az iki saat dinlenmeye bırakın. Sonra ince bir süzgeç ile süzün. Bol buz, nane veya fesleğen yaprakları ile servis edebilirsiniz.

  • Karpuz ve Kavunlu Maden Suyu (200 ml/120 kalori)

Yazın vazgeçilmez meyvelerinden karpuz ve kavun içeriğindeki yüksek su oranıyla öne çıkıyor. Bu meyveleri maden suyuyla buluşturunca ortaya 120 kalorilik lezzetli bir içecek çıkıyor. Ancak dikkat! Beslenme ve Diyet Uzmanı Tokgöz, glisemik indeksi yani kan şekerini yükseltme hızı oldukça yüksek olduğundan diyabet hastalarının bu içeceği daha az ölçüyle ve dikkatli tüketmeleri gerektiğini vurguluyor.

Tarifi:

İki dilim karpuz (200 gr) ve iki dilim kavunu (200 gr) buzlukta iki saat dondurun. Daha sonra taze nane yapraklarıyla blenderden geçirin. Üzerine yarım limon suyu ve bir şiye maden suyu ekleyerek tüketebilirsiniz.

  • Yaban Mersinli Smoothie (200 ml/ 250 kalori)

Özellikle yazın kahvaltı için farklı alternatif arayanların da severek tüketeceği tok tutan ve serinleten içeceklerden biri; yaban mersinli smoothie. Bir bardağı (200 ml) 250 kalori olan bu içeceğin; içerisindeki çilek ve yaban mersini sayesinde C vitamini ve antioksidan açısından oldukça zengin olduğunu söyleyen Tokgöz “Yulaf içerisindeki lif sayesinde mideyi daha geç terkederek daha uzun süre tok kalmaya yardımcı oluyor. Süt hem kalsiyum hem protein bakımından günlük alıma katkı sağlıyor. Glisemik indeksi düşük meyve kullanıldığı için diyabet hastaları da rahatlıkla tercih edebilirler” diyor.

Tarifi:

Sekiz adet yaban mersini, bir su bardağı süt, iki yemek kaşığı yulaf ve bir çay kaşığı toz tarçını bir kaba koyarak blenderden geçirip tüketebilirsiniz. Daha şekerli bir tat arayanlar bu tarife bir adet muz da ilave edebilirler. Süt ve süt ürünlerine intoleransı olanlar ise badem veya yulaf sütü gibi bitkisel içecekler de tercih edebilir.

  • Meyveli Kefir (200 ml/195 kalori)

Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz, kefirin probiyotik etkinliği ile bağırsak dostu bir içecek olduğunu vurgulayarak “İçerisindeki kalsiyum ve protein sayesinde kas ve kemik sağlığı için de son derece önemli. Ek gıda döneminde bebeklerin bile rahatlıkla içebileceği hem çok sağlıklı hem de çok doyurucu bir içecek tarifi olarak öne çıkıyor” diyor.

Tarifi:

Bir su bardağının dörtte üçü kadar kefiri, yarım çay bardağı suyu, bir küçük muzu ve iki adet kayısıyı blenderden geçirdikten sonra içebilirsiniz. Diyabet hastaları için; kiraz, şeftali, elma ve çilek gibi kan şekerini hızlı yükseltmeyen besinler tercih edilebilir.

  • Sağlıklı Reyhan Şerbeti (200 ml/32 kalori)

Osmanlı mutfağından günümüze kadar gelen bu vazgeçilmez şerbetin oldukça sağlıklı olduğunu belirten Tokgöz şöyle konuşuyor: “Reyhan, antioksidan-bağışıklık destekleyici ve mide bağırsak yakınmalarına, hazımsızlığa iyi geliyor. Şerbet deyince akla hemen şekerli bir içecek gelse de yüksek şeker ve kalori alımı vücutta yağ olarak depolanıp hızla kilo aldırdığı için rafine şeker kullanmadan da reyhan şerbeti hazırlayabilirsiniz.”

Tarifi:

Bir demet taze reyhanı yıkayıp bir kaseye alın. Üzerine bir litre sıcak su döküp içerisine bir adet kabuk tarçın, beş adet karanfil ve bir adet limon suyu ekleyerek soğuyana kadar bekleyin. Soğuduktan sonra iki yemek kaşığı hurma özü veya balı ekleyip bol buzla servis edebilirsiniz.

  • Soğuk Şeftalili Yeşil Çay (200 ml/60 Kalori)

Hazır satılan soğuk çayların yüksek oranda rafine şeker içerdiğini, bu nedenle evde hazırlayarak hem aşırı sıcaklarda serinleyip hem de sağlıklı içecek olarak tüketebileceğinizi belirten Sıla Bilgili Tokgöz, bir su bardağı (200 ml) içeceğin 60 kalori olduğunu söylüyor. Tokgöz şöyle konuşuyor: “Termojenik etkiye bağlı olarak yeşil çay daha fazla enerji harcanmasını sağlıyor. Aynı zamanda yeşil çay polifenolik bileşenlerinin etkisiyle de kilo kaybına ve ödem atmaya da yardımcı oluyor. Ancak içeriğindeki kafein sebebiyle yüksek tansiyonu, kardiyovasküler hastalığı ve böbrek hastalığı olanların dikkat etmesi gerekiyor.”

Tarifi:

İki adet poşet yeşil çayı ya da bir yemek kaşığı dökme yeşil çayı yarım litre kaynatılmış suda demleyin. Soğumaya bırakın. İki adet olgun şeftaliyi bir çay bardağı su ile blenderden geçirip bir sürahiye süzün. Ardından üzerine soğumuş yeşil çayınızı ekleyip buzla servis edebilirsiniz.

Saygının ve düzenin şehri Tokyo

Dünyanın en büyük şehirleri söz konusu olduğunda, Tokyo’dan daha iyisini bulamazsınız. Derin gelenek ve hızlı tempolu, modern enerjinin bir araya geldiği Japonya’nın başkenti Tokyo, Asya’da ziyaret edilebilecek en iyi yerlerden biridir. İmparatorluk Sarayı’na ve Hükümet ve Parlamento’nun merkezinin yanı sıra lüks otellere, Michelin yıldızlı restoranlara ve harika alışveriş olanaklarına ev sahipliği yapmaktadır. Bu saygının ve düzenin şehrini gelin birlikte gezelim.

Hazırlayan: Ferhat Kaan Şahin

Tokyo’nun Asakusa semtindeki Sensō-ji Tapınağı

Altyapısı ve tasarımı bakımından dünyanın en modern şehirlerinden biri olan Tokyo büyük ölçüde 1923 depremi ve II. Dünya Savaşı’nın yıkımı nedeniyle aynı zamanda dünyanın yaşamak için en pahalı şehri unvanını da elinde tutuyor. Neyse ki, mükemmel demir yolu ve metro ağları sayesinde dolaşması en kolay şehirlerden biri.

İmparator Meiji ve eşi İmparatoriçe Shōken’e adanan görkemli Meiji Tapınağı’nın (Meiji Jingū) inşası 1915’te başladı ve 1926’da tamamlandı. Orijinal yapı II. Dünya Savaşı sırasında yıkılmış olsa da 1958’de yeniden inşa edildi ve Tokyo’nun en önemli dini mekanlarından biri olmaya devam ediyor.

Japonya’nın her yerinde bulunan türleri temsil eden yaklaşık 120.000 ağaca ev sahipliği yapan 175 dönümlük yaprak dökmeyen bir ormanla çevrili olan tapınağın öne çıkan yerleri arasında kraliyet hazinelerinin bulunduğu müzesiyle İç Mahalle (Naien) ve Dış Mahalle (Gaien) yer alıyor.

Tokyo

Shinjuku Gyoen Ulusal Bahçesini keşfedin

Shinjuku Gyoen Ulusal Bahçesi’ni ziyaret ettiğinizde Tokyo’nun en tarihi arazilerinden birinde yürüyün.

Bahçe, üç tür geleneksel bahçeyi bir araya getirdiği için en iyilerden biri olarak kabul edilir: Fransız Resmi, İngiliz Peyzaj ve Japon Geleneksel. Ayrıca, bahçede yaklaşık 1.500 kiraz ağacı bulunduğu için Tokyo’daki kiraz çiçeklerini izlemek için en iyi noktalardan biridir. Ayrıca Himalaya sedirleri, selvi ve lale ağaçları da bulacaksınız. Bahçe, yaprakların kızıl ve altın rengine dönmeye başladığı sonbaharda çok popülerdir. Bahçenin diğer özellikleri arasında bir sera, güzel göletler ve çeşitli pavyonlar yer almaktadır.

Ueno Parkı ve Ueno Hayvanat Bahçesi'nde Doğanın Tadını Çıkarın

Ueno Parkı ve Ueno Hayvanat Bahçesi’nde Doğanın Tadını Çıkarın

Yoğun Tokyo’nun kalbindeki cennet benzeri bir yeşil vaha olan Ueno Park (Ueno Kōen), şehrin en büyük yeşil alanı ve en popüler turistik mekanlarından biridir. Park, güzel arazisine ek olarak keşfedilecek çok sayıda tapınak ve müzeye de ev sahipliği yapmaktadır.

Hoş çakıl yollarıyla kesişen bu 212 dönümlük park, sazlıklarla çevrili Shinobazu göletinde küçük bir tekne gezisi, Bentendo Tapınağı’nın bulunduğu küçük bir adanın etrafından dolaşma gibi önemli noktalara sahiptir. Ayrıca 256 bronz ve taş feneriyle 17. yüzyıldan kalma Toshogu Tapınağı’nı (Nikkō Tōshō-gū) ziyaret ettiğinizden emin olun.

Buradaki bir diğer önemli nokta ise Ueno Hayvanat Bahçesi’dir (Onshi Ueno Dōbutsuen). 1882’de açılan, Japonya’nın en eski hayvanat bahçesidir ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin hediye ettiği pandalarla ünlüdür.

Tokyo

 Sensō-ji Tapınağı’nı ziyaret edin

Tokyo’nun Asakusa semtinde, şehrin en ünlü tapınağı olan zarif Sensō-ji Tapınağı (Kinryū-zan Sensō-ji), maskeler, oymalar, abanoz ve ağaçtan yapılmış taraklar, oyuncaklar, kimonolar, kumaşlar ve değerli kağıt ürünleri satan satıcılara ev sahipliği yapan uzun bir sokak pazarının sonunda yer almaktadır.

Şefkatin Budist tanrıçası Kannon’a adanan tapınak, MS 645 yılında kurulmuş ve birçok kez yeniden inşa edilmesine rağmen orijinal görünümünü korumuştur.

Ziyaretin öne çıkan noktaları arasında, üzerinde “Gök Gürültüsü Kapısı” yazısı bulunan 3,3 metre yüksekliğindeki kırmızı kağıt feneriyle Kaminari-mon Kapısı’nı ve hastalıkları uzaklaştırdığına inanılan ünlü ve çok sevilen Tütsü Küveti’ni görmek yer alıyor.

Tokyo'

Ginza Bölgesinde Yorulana Kadar Alışveriş Yapın

Ginza, Tokyo’nun en yoğun alışveriş bölgesidir ve New York’taki Times Meydanı kadar simgeseldir ve çok daha eskidir. Aslında yüzyıllardır ülkenin ticari merkezi olmuştur ve Japonya’nın büyük şehirlerini birbirine bağlayan beş antik yolun kesiştiği yerdir. Seçkin mağazalar ve görkemli saray dükkanlarıyla çevrili Ginza bölgesi, sadece dolaşmak için de eğlencelidir veya. Daha da iyisi, dünyanın hızla geçmesini izlerken çok sayıdaki çay ve kahve dükkanından veya restoranından birinde oturun.

Hafta sonları, her şey açık olduğunda, trafiğin yasak olduğu ve dünyanın en büyük yaya bölgelerinden biri haline geldiği için alışveriş tutkunlarının cennetidir. Akşam olduğunda, birçok binadaki devasa reklam panelleri Ginza’yı parlak neon ışıklarıyla yıkar.

Tokyo'

Tokyo Skytree’den Manzarayı Görün

Tokyo Skytree’yi kaçırmak zor. 634 metre yüksekliğindeki bu iletişim ve gözlem kulesi, Minato’nun Sumida semtinden devasa bir roket gemisi gibi yükseliyor.

Ülkenin en yüksek yapısı (ve dünyanın en yüksek serbest duran kulesi) olan Tokyo Skytree, 2012 yılında açıldı ve restoranından ve gözlem güvertelerinden sunduğu inanılmaz panoramik manzaralar sayesinde kısa sürede şehrin en çok ziyaret edilen turistik mekanlarından biri haline geldi.

Tokyo Ulusal Müzesi’nde gezinin

Tokyo Ulusal Müzesi, 100’den fazla ulusal hazine de dahil olmak üzere, Japon, Çin ve Hint sanatına ait 100.000’den fazla önemli esere ev sahipliği yapıyor.

1938 yılında açılan ve yaygın adıyla TNM olarak bilinen müzede, 6. yüzyıldan günümüze kadar uzanan Japonya ve Çin’e ait çok sayıda Budist heykelinin yanı sıra eski tekstil ürünleri, tarihi silahlar ve askeri teçhizatlardan oluşan güzel koleksiyonlar yer alıyor.

Ayrıca tarihi Japon kıyafetleri ve Asya seramikleri ve çanak çömleklerinden oluşan geniş koleksiyonları da dikkat çekicidir. Önemli sanat eserleri arasında 7. yüzyıldan 14. yüzyıla kadar Japon resimleri yer alır ve müzenin çeşitli yüzyıllara ait lake işçiliğinin Japon ve Çin şaheserlerinden oluşan seçkin koleksiyonları da mutlaka görülmelidir. Bunlar arasında lake oyma, altın lake ve sedefli lake örnekleri yer alır. Ayrıca birçok güzel hat sanatı örneği de vardır.

İmparatorluk Sarayı’nı gezin

Tokyo’nun Marunouchi bölgesinin başlıca cazibesi, duvarlar ve hendeklerle çevrili güzel 17. yüzyıl parklarıyla İmparatorluk Sarayı’dır. İmparatorluk ailesi tarafından hala kullanılan İmparatorluk Sarayı, 1457’de Feodal Lord Ota Dokan’ın ilk kaleyi inşa ettiği yerde durmaktadır ve Tokyo şehrinin (veya o zamanki adıyla Edo’nun) kademeli olarak yayıldığı odak noktasıdır.

Saray kadar ünlü olan Nijubashi Köprüsü, adını sudaki yansımasından alan bir yapıdır. Diğer dikkat çekici özellikler arasında sarayı ve kapılarını çevreleyen iki metre kalınlığındaki duvar bulunur, bunlardan biri Doğu Higashi-Gyoen Bahçesi’ne açılır.

Miraikan ve Edo-Tokyo Müzelerini ziyaret edin

Tokyo’nun en yeni müzelerinden biri olan etkileyici Ulusal Yükselen Bilim ve Yenilik Müzesi (Nippon Kagaku Mirai-kan) genellikle sadece Miraikan olarak anılır. Japonya’nın teknoloji alanındaki lider rolüne büyüleyici bir bakış sunuyor.

Japonya Bilim ve Teknoloji Ajansı tarafından yaratılan bu ultra modern, özel olarak inşa edilmiş tesis, depremlerden hava koşullarına, yenilenebilir enerjiden robotiğe kadar her şeyi ele alan birçok uygulamalı etkileşimli sergiyi içerir. Öne çıkanlar arasında Maglev treninin muhteşem bir modeli gibi modern ulaşımla ilgili bir dizi sergi ve bir robotik sergisi yer alır.

Ulusal Doğa ve Bilim Müzesi'ne uğrayın

Ulusal Doğa ve Bilim Müzesi’ne uğrayın

Tokyo’nun Ueno Parkı’nda bulunan muhteşem Ulusal Doğa ve Bilim Müzesi 1871 yılında açılmış olup ülkenin en eski müzelerinden biridir.

Tamamen yenilenip modernize edilen müze, aynı zamanda ülkenin en yoğun ve en büyük müzelerinden biri olarak biliniyor; doğa tarihi ve bilimle ilgili yaklaşık 250.000 materyalin yer aldığı geniş bir koleksiyona ev sahipliği yapıyor.

Bunlar arasında uzay geliştirme, nükleer enerji ve ulaşım üzerine birçok büyüleyici etkileşimli gösteri yer alır ve her biri ziyaretçilere en son bilimsel ve teknolojik gelişmelere dair benzersiz bir bakış açısı sunar.

Fransız Riviera’sının kalbi “Mas Sculpture” da atacak

Richard Mas, modern heykel alanının önde gelen sanatçılarından biriydi ve eserleri fantasmagoriques bir tarza dayanıyordu. Mas’ın yapıtları, bugünün kaotik hayatına karşı pozitif varoluş biçimlerini karşılayabilecek sürreal, post-fütürist yeni bir estetik önermekteydi. 2021 yılında hayatını kaybettikten sonra geride 450’den fazla heykelden oluşan büyük bir sanatsal miras bıraktı. Richard Mas’ın vefatından sonra, eşi ANNA MAS, onun sanat mirasını yaşatma ve tanıtma konusunda önemli bir rol oynuyor. “Mas Sculpture” adlı bir sanat kuruluşu kuran Anna Mas, Richard Mas’ın eserlerini daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyor. Anna Mas ile Fransa’nın Cote D’Azur bölgesine bağlı Villeneuve-Loubet (Alpes Maritimes) ‘de ki Richard Mas’ın atölyesinde buluştuk. Adeta Alice Harikalar Diyarını andıran atölyenin içinde bizi güzel yüzü ile karşıladı.

Röportaj: Melis Bayraktar

Fransız Riviera’sının kalbi “Mas Sculpture” da atacak Röportaj: Melis Bayraktar

Richard Mas’ın vefatından sonra sanatsal süreci sürdürmek zor bir süreç olabilir. Bu süreçte ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

Sanatsal süreci sürdürmek, elbette zorluklarla dolu bir süreç. Richard Mas’ın özgün yaklaşımını devam ettirmek ve onun eserlerini canlı tutmak için çocuklarımla beraber elimizden geleni yapıyoruz. Eserlerin tanıtımı ve pazarlaması, sanat eserlerinin korunması, sergilenmesi ve satılması gibi önemli sorumlukları üstlendik. Bizim için zorlu bir sorumluluk bu. Vizyonunu sürdürebilmek için elimizden geleni yapıyoruz.

Mesela Richard’ın eserleri Londra, Gstaad, Hong Kong, Miami, Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri’nde sergilendi. Monaco Botanik Bahçesi’nde ve Cannes Film Festivali’nde Croisette’de yer alıyor.

Ayrıca, Richard’ın heykelleri, Fransa’da Saint Laurent du Var’da Nice’e yakın bir alışveriş merkezi olan Cap 3000’de sergileniyor. Bu büyük sergi 11 eserini içeriyor. Richard Mas, sanat eserlerinin sadece galerilerde ve müzelerde değil, herkesin erişebileceği alanlarda bulunması gerektiğini savunurdu. Bu sergi sayesinde 2022’den bu yana geniş bir kitleye ulaştık bile. Güney Fransa’da “El Şeklinde Kanatlı Horoz” heykelinin önünde fotoğraf çekilmeyen kimse kalmadı herhalde.

Richard Mas

Kadınlar Gerektiğinde baş kaldırıyor!

Cannes Film Festivali zamanı Armani’de ilk sergilendiği günü hatırlıyorum. Ben de önünde fotoğraf çekilmiştim. ‘Horoz/Tavuk’ heykelini tasarlama fikri Richard Mas’a nereden geldi biliyor musunuz?

Richard’ın her projesinin kendine has zihinsel süreci vardı. Tasarım sürecini zihinsel sürecinden geçirerek tamamlardı. “Horoz ve Tavuk” heykelinin tasarlanma bahsedecek olursam; ilhamını kültürlerden ve kadınlardan almıştı. Dünyanın o an içinde bulunduğu ekonomik krize karşı doğmasını hayal ettiği güneşten, kadınların daha güçlü bir şekilde seslerini çıkartmasından… Bakın, son yıllarda artık kadın, erkekle eşit olmaktan çok kendi varlığını ortaya koyuyor. Gerektiğinde baş kaldırıyor! Gücünü gösteriyor. Geçtiğimiz senelerde 71. Cannes Film Festivali’nde 82 kadın cinsiyet eşitsizliğini protesto etti. Eski Hollywood film yapımcısı Harvey Weinstein artık Cannes Film Festivaline gelemiyor. Bunların hepsi kadınların seslerini çıkartması sayesinde.

Neden horoz/tavuk sembolünü seçtiğine gelince de biliyorsunuz kültür ve sanatta, oldukça zengin ve derin anlamlar taşıyan sembol grupları bulunmaktadır. Söz konusu sembol gruplarından en popüleri ise, şüphesiz hayvan üslubu ismiyle de üsluplaşmış olan hayvan sembol grubudur.

Sembollerle anlatım, en eski devirlerden beri her türlü coğrafyada ve birçok kültürde en ileri seviyede kullanılagelmiştir.

Dünya kültür ve sanat arenasına baktığımızda horoz, inanç ve ışık anlamına gelen büyük bir sembolik değer. Ve horozun her sabahki ötüşü, karanlığın üzerine doğan güneş veya kötülüğün üzerine doğan iyilik anlamına geliyor. Ayrıca Fransa’nın da inatçı ruhunu temsil ediyor.

Horoz heykelinin kanatlarındaki ve başının üzerindeki (ibikleri) kadın elleri de Neolitik ve Kalkolitik çağlarda, “Ana Tanrıça” olarak taçlandırılan “Kybele” ‘yi bolluğu ve bereketi simgeliyor.Richard Mas

Osmanlı sanatında da çok sayıda horoz/tavuk figürüne rastlanmıştır

Daha önce duydunuz mu bilmiyorum fakat İslam ve Türk geleneklerine baktığımızda da horoz özellikle de beyaz horoz önemli bir sembol olarak kullanılmıştır.

Evet zaten sadece Fransa’da değil birçok kültürde horoz, güneşin ve gururun sembolü olarak algılanmış, onun ötüşüyle güneşin doğuşu arasında ilişki kurulmuştur.

İslam ve Türk geleneklerine baktığımızda da bunu görürüz.

Hun devrine ait Pazırık kurganlarından çıkarılan eserler arasında horoz/tavuk figürleri çok fazladır. Selçuklu ve Osmanlı dönemi minyatür, hat, fresk, maden, ahşap, taş ve halı sanatında, özellikle Selçuklu sanatının en gözde eserlerinden olan Varka ve Gülşah minyatürleri ile Osmanlı sanatına ait Hümayunname ve Zübdetü’t Tevarih minyatürlerinde çok sayıda horoz/tavuk figürüne rastlanmıştır.

Richard Mas

Richard Mas’ın sanat mirasını yaşatmak için Mas Sculpture’ı kurdunuz. Ne zaman ve nerede açılacak? Açılışı heyecanla bekliyorum.

Richard Mas’ın vefatından sonra çocuklarımızla birlikte Mas Sculpture’ı kurarak onun sanat mirasını yaşatmaya karar verdik. “Mas Sculpture” yakın zamanda kendi atölyesinde açılacak. 450’den fazla eserini geniş bir kitleyle buluşturmayı hedefliyoruz. Müşterilerimizi randevu ile kabul edeceğiz.

Fransa’da bile Richard’ın heykellerini çok açık buldukları için galerilerinde sergilemek istemeyen galericiler vardı.

Fransa ile kıyasladığınızda Türkiye’de sanatın durumu nedir?

Türk sanatı egemen sanat piyasasında yer bulmaya başladı. Çok bilinçli sanatçılarınız, galericileriniz var. Richard’ın sergilerinde birçok Türk sanatseverle tanıştım.

2014 yılında Cannes Film Festivali sırasında İstanbul Mercure Otel’in sanat danışmanı, Richard’ın Festival için tasarladığı “Mr and Mrs Smile” heykelini satın aldı. Mr and Mrs Smile eserinin hikayesi aslında hepimizin içinde bulunduğu bir hikaye… Kabus ve umut… 2000 yılından bu yana 150 bin kişiden fazlası hayatını terör saldırılarında kaybetti. İstanbul, Ankara, Nice, Paris ve diğer saldırılarda hepimizin canı fazlasıyla acıdı. Çok korktuk… Bu heykel, saldırılara inat umutla gülebilen, gülmemiz gerektiğini hatırlatan bir heykel. Heykeller İstanbul Taksim’deki Mercure Hotel’in lobisinde. Merak edenler orada görebilirler.

Richard Mas

Bunun yanı sıra, Sanatın özellikle heykelin insan yaşamında yer alabilmesi, insanın bunu kendine katabilmesi ve sanatla sunulan yeni dünyaların insan tarafından algılanabilmesi her çağda ve her coğrafyada zor olmuştur. Dünya Sanat Tarihi incelendiğinde genelde sanatın, özelde heykelin bu zorlu yürüyüşü kimi zaman toplumsal yapıya, kimi zaman toplumsal inançlara, kimi zaman toplumun siyasal duruşuna bağlanarak açıklanmıştır.

Bu nedenle heykel kimi zaman kilisenin, kimi zaman sarayın, kimi zaman politikanın yollarında zorluklarla yürürken, kimi zaman özgürlüğüne susamış, ancak bunu elde ettiği zamanlar da bile zorluklardan kendini kurtaramamıştır. Maalesef heykel sanatı bugün bile aynı olmasa bile benzer zorluklarla karşı karşıya. Kendimden örnek vereyim; Fransa’da bile Richard’ın heykellerini çok açık buldukları için galerilerinde sergilemek istemeyen galericiler vardı bir dönem.

Karın ağrısı değip geçmeyin!

Daha önceden var olmayan, yeni ortaya çıkan veya var olup da karakteri değişen belirtileriniz varsa bunları ertelemeden doktora gitmek son derece önemli. Sizin için anlamsız gibi görünen bir belirti, ciddi bir hastalığın işaretçisi olabilir. Belki de karın ağrınız, sandığınız gibi basit ve geçici değildir. Liv Hospital Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koruk Gastroenteroloji’de sıkça kullanılan Endoskopik Ultrasonografi (EUS) ve ERCP yöntemini anlattı.

Hızlı ve etkin sonuç
Daha önceden uzun zaman alan zahmetli tedaviler yerini yeni tekniklere ve teknolojik cihazlara bıraktı. Bu gelişim de hastaların hızlıca evlerine gidebilmesine olanak tanıyor. Bu yöntemlerden ikisi Gastroenteroloji’de sıkça kullandığımız Endoskopik Ultrasonografi (EUS) ve ERCP yöntemidir.

Tanı ve tedavide tercih ediliyor
ERCP, endoskopik yolla yapılan, safra yolları ve pankreas hastalıklarının hem tanı hem de tedavisinde kullanılan bir yöntemdir. Özellikle safra kanal taşlarında, tümörlerde, tıkanma sarılıklarında, pankreas kanal taşları, kronik pankreatit, pankreas tümörleri gibi hastalıkların tanı ve eş zamanlı olarak tedavisinde, ehil ellerde, güvenli ve başarılı bir tedavi yöntemidir.
Özellikle safra sistemi ve pankreas hastalıklarında kullanılıyor
EUS ise rutin endoskopik incelemeler için kullandığımız cihazlara ultrasonografinin eklenmesi ile geliştirilen ve yine endoskopik yolla uygulanan bir tanı ve tedavi yöntemidir. Sindirim sistemi organlarının duvarından kaynaklanan tümörlerde, komşu organlardaki hastalıkların tanı değerlendirmesinde, tümör evrelemesinde, özellikle safra sistemi ve pankreas hastalıklarının tanı ve tedavisinde kullanılmaktadır.
Hızlı ve etkin sonuç
Bu iki yöntem kimi zaman birlikte kullanılarak tanı ve tedavi süreci daha da hızlandırılmakta ve etkin sonuca ulaşılmaktadır.

İdrar rengi koyuysa dikkat!
Safra yolu hastalıklarının en önemli belirtisi:

  • Sarılık,
  • Karın ağrısı
  • Kaşıntı
  • Ateş yüksekliği, idrar renginde koyulaşma olması da eşlik eder.

Bu bulgular safra akışında bir sorun olabileceğini düşündürür:

  • Ani başlayan şiddetli karın ağrısı,
  • Beraberinde bulantı,
  • Kusma ve ateş olması akut pankreatit işaretçisi olabilir.
  • Kronik karın ağrıları, kilo kaybı, iştahsızlık, kimi zaman sırt ağrıları pankreas tümörlerinin belirtisi olabilir.

Belirli bir şikayeti olmayan kişilerde yapılan rutin taramalar sırasında da bu bölge hastalıkları için şüphe uyandıracak bulgular tespit edilebilmektedir. İşte böyle durumlarda ileri tetkik ve tedavi yöntemi olarak EUS ve ERCP devreye girerek tanıyı hızlandırmaktadır. Çoğunlukla da aynı seansta tedaviyi de uygulamaktayız.

Tedavi planı
Hastaların şikayetlerine yönelik olarak yapılan muayene ve basit tetkiklerle eğer safra sistemi veya pankreas hastalıklarından şüpheleniyorsa ikinci planda gerekli olan diğer görüntüleme ve tetkikler de yapıldıktan sonra tedavi kararı hastayla birlikte verilir.

İşlemler Anesteziyoloji Uzmanı eşliğinde uygulanan sedasyon (uyku hali) altında yapılıyor. Bu sayede de hasta işlemle ilgili herhangi bir ağrı duymamış oluyor.

Sonuca yönelik hedef
EUS, yapılacak hastalarda incelemeyi planladığımız organa yönelik hedef belirlenir ve bu bölge incelemesi yapılır. Örneğin pankreasta şüpheli kitlesi olan bir hastada hedef pankreas incelemesidir;

  • Bu organın mide ve on iki parmak bağırsağı komşuluğu kullanılarak bu bölgeden, çok yakından ve detaylı olarak, pankreas görüntülenir.
  • Pankreasın genel yapısı normal mi değil mi, kanal yapı ve çapı normal mi, kanalda taş veya düzensizlik var mı, organın dokusunda yer kaplayan tümöral oluşum veya kistik kitle var mı tüm bunlar detaylı olarak incelenir.
  • Bu bilgiler ışığında sonraki tedavi yöntemlerine karar verilir.
  • Pankreasta kitle tespit edilen hastalarda bu kitlenin iyi ya da kötü huylu bir tümör olduğunun ayırt edilmesi amacı ile bu kitlenin içinden ince iğnelerle biyopsi yapılarak patolojik kesin tanıyı koyma imkânı sağlar.

Hedef organ safra yolları
Safra yollarında bir problem düşünülen hastada hedef organ safra yollarıdır ve inceleme o bölgeye yoğunlaşır. Bu incelemeyle;

  • Safra yollarının çap ve yapıları normal mi,
  • Genişleme veya darlıklar var mı,
  • Safra yolu içerisinde yer kaplayan taş, çamur, kitle var mı,
  • Karaciğer içi safra yolları düzenli mi tespiti ile tanı konulur.

Özel malzemeler ve aletler yardımı ile kanala ulaşılır
ERCP’de ise endoskopik yolla girilerek safra kanalının oniki parmak bağırsağına açıldığı noktaya (papilla) ulaşılır ve özel malzemeler ve aletler yardımı ile buradan safra kanalları veya pankreas kanalına ulaşılır.

  • Kanal içerisine verilen boyar madde ile alınan görüntülerde tanı ve anatomi teyit edilir.
  • Sonrasında duruma göre kanalın ağzı genişletilerek daha kolay erişim sağlanır. Bu sayede kanal içerisinde var olan çamur ve taşların rahat çıkarılması mümkün olur.
  • Hastada altta yatan sorun safra kanallarındaki darlık ise bu kez darlığın yukarısına geçilerek buraya stent denilen tüpler yerleştirilir ve bu sayede dar bölgeden aşağıya geçemeyen safra rahat bir şekilde boşalır ve mevcut olan sarılık da düzelir.
  • Aynı şekilde pankreas kanalındaki taşlar, kistler de tedavi edilebilmektedir.

Ortalama 20-30 dakika arasında gerçekleşir
Tüm bu işlemler ortalama 20-30 dakika arasında gerçekleşmekte olup hastalar çoğunlukla bir gece hastanede misafir edildikten sonra herhangi bir komplikasyon olmadığı taktirde ertesi gün gerekli tedavileri düzenlenerek evlerine uğurlanmaktadırlar.

Çeşme’de yaz spor okulları açıldı

Çeşme Belediye Spor Kulübü Yaz Spor Okulları açılışında konuşan Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli, “Bizim hem kulübümüzün sporcusu olan hem de kulübümüzde yetişmiş olup bugün ay yıldızlı bayrağı dünyada temsil eden sporcularımız var. Bu nedenle gençlerin gelişiminde sporun yeri, özellikle uluslararası başarılarda sporun ne kadar kıymetli olduğunu ve Çeşme’mizdeki gençlerin ve çocukların bu potansiyele sahip olduğunun en büyük göstergesi bu sporcuların varlığıdır” dedi. Başkan Denizli, çocukların sağlıklı ve sosyal gelişimi için desteklerini sürdüreceklerini de sözlerine ekledi.

Çeşme Belediye Spor Kulübü Yaz Spor Okulları açıldı. Açılışa; Çeşme Kaymakamı Sayın Mehmet Maraşlı, Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli, Çeşme Belediyespor Kulübü Başkanı Faik Çağlayık, Çeşme Belediyespor Kulübü yönetimi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın eşi Öznur Tugay’ın yanı sıra çok sayıda öğrenci ve veli de eşlik etti.

Çeşme Belediye Spor Kulübü Yaz Spor Okulları açılışında konuşan Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli, ”Çocuklarımızın sağlıklı gelişimlerinin sanat ve spordan geçtiğinin neredeyse gittiğim her yerde altını çiziyorum. Özellikle dün çok büyük bir mutluluk yaşadık. Çünkü uluslararası bir turnuva olan Çeşme Open Satranç Turnuvası’nda Çeşme’mizin kıymetli genci Alparslan Işık şampiyon oldu ve 22 ülkeden dereceli ve unvanlı sporculara karşı yarıştığı bu turnuvadan alnının akıyla başarıya ulaştı. Bizim hem kulübümüzün sporcusu olan hem de kulübümüzde yetişmiş olup bugün ay yıldızlı bayrağı dünyada temsil eden sporcularımız var. Bu nedenle gençlerin gelişiminde sporun yeri, özellikle uluslararası başarılarda sporun ne kadar kıymetli olduğunu ve Çeşme’mizdeki gençlerin ve çocukların bu potansiyele sahip olduğunun en büyük göstergesi bu sporcuların varlığıdır.” diye konuştu.

Hem manzara hem lezzet Mammadrau’da

Kempinski Hotel Barbaros Bay Bodrum’un imza restoranı Mammadrau, İtalyan mutfağının en leziz örneklerini sunuyor.

Bu özel mutfağın damakta iz bırakan lezzetleri, otelin muhteşem manzarasıyla Mammadrau’da bir araya geliyor.

İtalya’nın zengin gastronomik mirasının lezzet tutkusuyla buluştuğu Mammadrau, ızgara ahtapot, Cioppino, ev yapımı Penne Candela, Deniz Mahsulleri Risotto, fırınlanmış patates eşliğinde Josper fırından dana pirzola, sarımsaklı linguin ve bottarga ile servis edilen ıstakoz ızgara gibi lezzetlerle ve imza tatlısı Cannoli ile misafirlerini İtalya’nın kalbine bir yolculuğa çıkarıyor.

Caffè Nero’dan dondurmalı içecekler

Caffè Nero, ödüllü İtalyan kahvesi ve İtalya’nın klasik kafelerinden aldığı ilhamla yazın sıcak havasını menüsüne ilk kez eklediği dondurmalı içeceklerle serinletiyor.

Atelier Gelarto’nun lezzetini Madagaskar’dan alan benzersiz vanilyalı dondurmasıyla hazırlanan Affogato, Ice Cream Cappuccino, Ice Cream Milano ve dondurmalı milkshake seçenekleri yaz boyunca Caffè Nero mağazalarında.

ürünleri keşfedilmeyi bekliyor.

Dondurmalı içeceklerin ilki Affogato: Dondurma ve üzerine dökülen sıcak espresso’nun muhteşem uyumu. Bir yanda Madagaskar vanilyalı dondurmanın soğukluğu ve tatlılığı, diğer tarafta ise espresso’nun lezzeti ve sıcaklığı… Cappuccino keyfinde ısrarcı olanlar için ise Ice Cream Cappuccino mükemmel bir seçenek.

Caffè Nero’nun eşsiz sıcak çikolatası ve Atelier Gelarto’nun vanilyalı dondurması, Ice Cream Milano’da bir araya geliyor. Yoğun Belçika çikolatası ile hazırlanan bu lezzet, içecekte de çikolatadan vazgeçemeyenlerin favorisi olmaya aday. Diğer yandan artık klasikleşmiş çilekli ve çikolatalı milkshake’ler şimdi dondurmayla daha da soğuk. Şehir hayatında molalarının tadını tatlıyla çıkarmak isteyenler ise favori lezzetinin yanında bir top dondurma tercih ediyor ve keyfi ikiye katlıyor.

Besin zehirlenmesini önlemede 2 saat kuralı!

Besin zehirlenmesi ülkemizde ve dünya genelinde özellikle yaz aylarında daha sık görülen önemli bir sağlık sorunu. Kış mevsiminde hastanelerde yaygın görülen influenza ve gribin yerini; yaz aylarında Stafilokok, Salmonella, E.Coli gibi bakteriler ile Rotavirüs ve Norovirüs gibi virüslerin yol açtığı besin zehirlenmeleri alıyor. Acıbadem Beylikdüzü Cerrahi Tıp Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Karakoç, Dünya Sağlık Örgütü ve diğer sağlık otoriteleri tarafından yapılan tahminlere göre, dünya genelinde her yıl yaklaşık 600 milyon kişinin besin zehirlenmesi yaşadığına dikkat çekerek, “Besin zehirlenmeleri nedeniyle yılda yaklaşık 420 bin kişi de hayatını kaybediyor; bunların çoğunu çocuklar, yaşlılar ve kemoterapi veya immünoterapi gibi bağışıklığı zayıflatan ilaç kullanan hastalar oluşturuyor” diyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre; ülkemizde de 2015-2020 yılları arasında besin kaynaklı hastalıklar nedeniyle hastanelere 18 milyon 314 bin 239 kişi başvurmuş ve 1714 kişi yaşamını yitirmiş.

Dr. Murat Karakoç

Dr. Murat Karakoç

Sıcak havada mikroplar hızla çoğalıyor

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Karakoç, besin zehirlenmesinin yaz aylarında daha sık görülmesinde hava sıcaklığının büyük etkisi olduğuna işaret ederek “Yaz mevsiminde hava sıcaklıklarının artması nedeniyle  bakteri, virüs ve parazitler gibi mikroplar daha hızlı çoğalmakta ve besinlere daha kolay bulaşmaktadır. Ayrıca yaz aylarında piknik, barbekü, plaj gezileri gibi açık hava etkinliklerinin artması, özellikle turistik ve kalabalık bölgelerde hijyen koşullarına uyulmaması, çiğ ve az pişmiş gıdaların tüketilmesi de besin zehirlenmesi sıklığını arttırmaktadır” diyor.

Bu belirtilerde asla zaman kaybetmeyin!

Besin zehirlenmesinin belirtileri, bozulmuş gıdaların tüketiminden sonra birkaç saat veya birkaç gün içinde ortaya çıkıyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Karakoç, belirtilerin hafif veya şiddetli olabileceğine işaret ederek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Hafif belirtiler bulantı, günde 5’ten daha az sıklıkta oluşan kusma ve ishal, karın ağrısı ve kramplar, hafif ateş, baş ağrısı, halsizlik, yorgunluk ile iştahsızlık gibi sorunlardır. Şiddetli bulgularda ise sürekli kusma, şiddetli karın ağrısı ve kramplar, 38°C’nin üzerinde seyreden yüksek ateş, kanlı ishal, şiddetli dehidratasyona bağlı azalmış idrar, ağız kuruluğu,  baş dönmesi, bayılma, nefes darlığı ve göğüs ağrısı gibi semptomlar görülebilir”

 Kalıcı sağlık sorunlarına yol açmasın!

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Karakoç, şiddetli belirtiler görüldüğünde zaman kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiği uyarısında bulunarak, “Çünkü besin zehirlenmesi önemli bir problemdir. Ciddi tablolarda özellikle çocuklar, yaşlılar ve bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde ölümle sonuçlanabilir. Bazı patojenler ciddi ve kalıcı sağlık problemlerine neden olabilir. Örneğin, E. Coli bakterisinin O157 suşunun yol açtığı besin zehirlenmesi sonrasında kalıcı böbrek yetmezliği gelişebilir ve hastanın ömür boyu diyaliz tedavisi alması gerekebilir. Yersina enterocolitica, Shigella, Salmonella bakterisi gibi bazı patojenlerin sebep olduğu enfeksiyonların ardından reaktif artrit gibi çeşitli eklem romatizmaları gelişebilir” diyor.

BESİN ZEHİRLENMESİNE KARŞI 10 ETKİLİ ÖNLEM!

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Karakoç, besin zehirlenmesine karşı almamız gereken önlemleri şöyle anlatıyor:

Besinleri satın alırken dikkat!

Alışveriş yaparken bazı kurallara dikkat etmeniz büyük bir öneme sahip. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Karakoç, alışveriş sırasında almanız gereken önlemleri şöyle özetliyor: “Son kullanma tarihi geçmiş gıdaları satın almayın. Paketli ürünlerin ambalajlarının sağlam ve hasarsız olduğundan emin olun. Şişmiş veya hasar görmüş konserve ürünlerini kullanmayın. Et ve et ürünlerini güvenilir yerlerden satın alın. Kırık, çatlak, dışkıyla kirlenmiş yumurtalardan kaçının. Özellikle et, et ürünleri ve tavuk gibi sık besin zehirlenmesi yapan ürünlerin üretildikleri yerden depolara ve satış noktalarına sevkiyatı sırasında -18°C altında muhafaza edilerek soğuk zincirin korunması önemli. Dondurulmuş besinlerin soğuk zincirinin kırılmamış olmasına dikkat edin.”

Çiğ ete ve yumurtaya dokunduktan sonra mutlaka…

Yemek hazırlamadan önce ellerinizi sabunlu sıcak suyla en az 20 saniye yıkamaya özen gösterin. Tırnaklarınızı kısa ve temiz tutmayı alışkanlık edinin. Çiğ veya az pişmiş kırmızı et, beyaz et ve balıkla temas sonrası özellikle ellerinizdeki çatlaklar aracılığıyla parazitler ve bakteriler bulaşarak kist hidatik, toxoplazma, brusella, tüberküloz, camylobacter ve salmonella gibi çeşitli enfeksiyonlara yol açabiliyor. Bu nedenle çiğ et ve balığa dokunduktan sonra ellerinizi yine sabunlu sıcak suyla yıkamayı asla ihmal etmeyin.

Mutfak gereçlerini sıcak suyla yıkayın

Mutfak tezgahlarını, kesme tahtalarını ve diğer mutfak ekipmanlarını sıcak su ve sabunla düzenli olarak temizlemeniz çok önemli. Her kullanımdan sonra, özellikle de çiğ et, yumurta ve balık ile temasın ardından tüm araç ve gereçler ile tezgah yüzeylerini deterjanlı sıcak suyla iyice yıkamalısınız.

Çiğ etleri pişirmeden önce yıkamayın

Kırmızı eti, balığı ve tavuk etini pişirmeden önce yıkamayın. Özellikle tavuk etinde fazla miktarda mikroorganizma bulunuyor. Yıkama esnasında lavaboya, tezgah yüzeyine, musluğa ve ellerimize bulaşan bu mikroorganizmalar enfeksiyona yol açabiliyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Karakoç, balıkları da pişirme öncesinde yıkamanın doğru olmadığına dikkat çekerek, “Çünkü balığı yıkamak Salmonella ve E.Coli gibi enfeksiyonları etrafa bulaştıracağı gibi, sağlığımız açısından önemli olan ve balıkta çok bulunan Omega-3 gibi yağ asitlerinin ve faydalı enzimlerin kaybına yol açar. Ayrıca balıkta bulunan ve pişirme sırasında lezzeti arttıran doğal sıvıların da kaybına neden olur” diye konuşuyor.

Bu besinleri asla temas ettirmeyin!

Farklı besinlerin birbiriyle temas halindeyken çeşitli mikroorganizmaların ve zararlı maddelerin geçiş yapmaslarına çapraz bulaş deniyor. Çapraz bulaşı önlemek için çiğ besinleri pişmiş yiyeceklerden ayrı tutmanız gerekiyor. Ayrıca çiğ kırmızı et, tavuk eti, yumurta, balık ve kabuklu deniz ürünlerini de sebzeler ile asla temas ettirmemeniz gerektiği uyarısında bulunan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Karakoç, “Bu sayede etlerde bulunan zararlı mikroorganizmaların sebzelere geçmesini engellemiş olursunuz” diyor.

Et ve sebzeleri aynı bıçakla kesmeyin

Besin zehirlenmesine karşı almanız gereken bir başka önlem ise etleri, et ürünleri ile sebzeleri ayrı tezgahlarda ve farklı bıçaklarla kesmek olmalı. Etler ile temas eden bıçakları, tezgahı, mutfak araçlarını da sıcak ve sabunlu suyla yıkamalısınız.

Besinleri doğru sıcaklıkta pişirin

Et, tavuk, balık ve yumurta gibi besinlerin yeterince pişmiş olmaları da besin zehirlenmesinden korunmada büyük öneme sahip. Bu besinlerin iç sıcaklıklarının bir termometre ile kontrol edilmesi gerektiğini belirten Dr. Murat Karakoç, “Örneğin besinlerdeki iç sıcaklık tavuk için en az 74°C, kırmızı et için de en az 63°C olmalıdır. Besinlerin her tarafının iyice piştiğinden emin olunmalı, büyük tencerelerde pişirilen yemekler sık sık karıştırılarak sıcaklığın her tarafa yayılması sağlanmalıdır” diyor.

Oda sıcaklığında en fazla 2 saat tutun

Yiyecekleri piştikten sonra oda sıcaklığında en fazla iki saat tutun, özellikle et ürünlerini daha sonra buzdolabında 4°C altında saklamaya özen gösterin. Bunların yanı sıra pişmiş yiyecekleri buzdolabında çiğ besinlerden uzak tutmanız da çok önem taşıyor.

Oda sıcaklığında çözülmeye bırakmayın

Dondurulmuş besinleri özellikle de et ürünlerini oda sıcaklığında çözülmeye bırakmamanız gerektiği uyarısında bulunan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Karakoç, “Böyle durumlarda çözülen yüzey kısımlarda Salmonella, E.Coli, Stafilokokkus aures gibi çeşitli bakteriler kolay bir şekilde üremekte ve besinlerle kontamine olarak besin zehirlenmesine yol açmaktadır” diyor. Ayrıca dondurulmuş besinleri sıcak su altında çözmeye çalışmak da tehlike oluşturuyor. Bu ürünleri buzluktan aldıktan sonra buzdolabının alt raflarında çözülmeye bırakmalı veya mikrodalga fırınlar kullanmalısınız.

Kuru gıdaları karanlıkta saklayın

Bulgur, buğday, pirinç, nohut, fasulye gibi bakliyatlar ve kuru gıdalar sıcak ve nemli ortamda saklanmamalı. Bakliyatlar ile kuru gıdaları güneş görmeyen karanlık bir yerde ve 20°C sıcaklığın altında, ağzı hava almayan kapalı cam kaplar içinde saklamaya dikkat edin. Özellikle pirinç içeren yemekleri bir günde tüketilecek miktarda yapmanız gerektiğine işaret eden Dr. Murat Karakoç, “Pirinçli yemek tekrar tüketilecekse en fazla  bir defa daha ısıtma yapılarak yenilebilir. Böylece Bacillus cereus gibi bakterilerin yol açacağı gıda zehirlenmesinden de korunmuş olunur” diyor.

Aralıklı oruç vücudu yeniliyor

Aralıklı oruç, yiyecek tüketimini belirli saatlerle sınırlandırarak metabolizmayı ve genel sağlığı iyileştirmeyi amaçlıyor. Aralıklı oruç; kilo verme, kan şekeri kontrolü, kalp sağlığı, beyin fonksiyonları ve yaşam süresi üzerinde olumlu etkiler sağlayabiliyor. Ancak aralıklı oruç herkes için uygun olmayabiliyor. Sağlık durumu, yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarına göre uygulanmadan önce bu konuda bir uzmana danışılması öneriliyor. Memorial Wellness Beslenme Danışmanlığı Bölümü’nden Uzm. Dyt. Yeşim Temel Özcan, “Birlikte iyileşiyoruz” kitabında da detaylarını paylaştığı aralıklı oruç hakkında bilgi verdi.

Uzun yıllar boyunca az ve sık yeme modeli benimsendiği için aralıklı oruç yeni keşfedilmiş gibi algılansa da; insan metabolizmasında ve genetiğinde, “açlık” atalarımızdan gelen ve vücudun ihtiyacı olan bir uygulamadır. Yani; aralıklı oruç aslında bir diyet değil, insan metabolizmasının normal çalışma sistemine uyum sağlamasıdır. Ancak günümüze bu sistemi adapte ederken bazı yöntemler belirlenmiştir. Bu yöntemlerin temeli; belirli zaman dilimlerinde yemek yeme ile açlık arasında dönüşümlü bir şekilde davranmaya dayalıdır. Ne yediğimiz kadar, ne zaman yediğimiz veya ne kadar süre yemediğimiz de çok önemlidir.

Dyt. Yeşim Temel Özcan,

Dyt. Yeşim Temel Özcan

Vücudun yenilenmesi ve onarılması için etkili bir uygulama

Vücudumuz temelinde bağışıklık sistemi ve sindirim sistemine enerji harcamaktadır. Beslenmek, temel bir ihtiyacımız olsa da; yemek yerken vücudumuza yabancı maddeler aldığımız için bu vücut için bir strestir. Dolayısıyla yemek yerken vücudumuzda inflamasyon yani bir diğer ismi ile iltihap/yangı oluşur ve devreye bağışıklık sistemimiz girerek tehlikeli olarak gördüğü besin maddelerine hızla yanıt verir. Ancak tam tersi açlık durumundayken; bağışıklık sisteminin uğraşmak zorunda olacağı tehlike etmenleri devrede olmadığından, asıl görevi olan hasarlı hücreleri bulup onları temizleme işini daha iyi yapar. Yani; otofaji yapar. Tam da bu nedenle aralıklı olarak uygulanan açlıklar, vücudun yenilenmesi ve onarılması için oldukça etkili bir yöntemdir.

Aralıklı oruç çeşitli yöntemlerle uygulanabiliyor

Aralıklı oruçta en yaygın uygulamalardan biri 16/8 yöntemidir. Bu yöntemde, günde 16 saat boyunca açlık durumu sürerken, geri kalan 8 saatlik süre içinde yemek yeme izni vardır. Örneğin, bir kişi gece yemeğini yedikten sonra sabah kahvaltısını atlayarak, öğle yemeğinden sonra akşam yemeğine kadar olan sürede yemek yeme hakkını kullanabilir. Diğer bir popüler yöntem ise 5:2 yöntemidir. Bu yöntemde, haftanın 5 günü normal bir şekilde beslenilirken, diğer 2 gün sadece çok az kalori alınarak oruç tutulur. Ancak şunu söylemeliyim ki; etkili bir otofaji için en az 14 saatlik bir açlık olması gerekir. Daha önce hiç aralıklı oruç yapılmadıysa, öncelikle kişinin kendini zorlamadan yavaş yavaş açlık süresini uzatması, sonrasında bu saatlere çıkılması daha mantıklıdır.

Aralıklı oruç yağ yakımını hızlandırıyor

Aralıklı oruç, vücuttaki birçok biyolojik süreci etkileyerek çeşitli sağlık faydaları sağlamaktadır. Bunlardan biri insülin hassasiyetinin artmasıdır. Açlık durumunda vücut, insülin düzeylerini düşürür ve bu da yağ yakımını artırır. Ayrıca, aralıklı oruç yapmak, hücresel onarım ve yenilenmeyi teşvik eder, inflamasyonu azaltır, beyin sağlığını geliştirir, kalp sağlığını destekler ve yaşlanmayı yavaşlatır. Öte yandan, aralıklı açlık doğru uygulandığında kilo kaybına da yardımcı olabilir. Ayrıca bazı araştırmalar bu yöntemin metabolizmayı iyileştirebileceğini göstermektedir. Bunun yanı sıra bazı insanlar açlık durumundan sonra yemek yediklerinde daha bilinçli ve sağlıklı beslenme eğilimine girebilmekte ve kendilerine uygun sürdürülebilir bir beslenme programı oluşturabilmektedir.

Aralıklı oruçta dikkat edilmesi gereken noktalar

Aralıklı oruç uygularken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar vardır. Çünkü bu beslenme stilinin herkes için uygun olmayabilir. Aralıklı açlık, bazı insanlar için faydalı olabilirken, bazıları için uygun olmayabilir. Örneğin; çocuklar, hamileler, emziren anneler veya geçmişte yeme bozuklukları yaşamış kişiler için bu yöntem uygun olmayacaktır. Özel sağlık durumuna sahip kişilerin, bu yöntemi uygulamadan önce bir sağlık uzmanına danışmaları önemlidir. Ayrıca, oruç uygulanacaksa olumlu bir sağlık etkisi görebilmek için bu planın dengeli uygulanması önemlidir. Aralıklı oruçta yeterli su tüketimi ve dengeli beslenme çok önemlidir. Aralıklı oruç, kilo verme ve sağlığın iyileştirilmesi amacıyla etkili bir yöntem olabilir. Ancak, herkesin vücut yapısı ve sağlık durumu farklı olduğundan, bu yöntemi uygulamadan önce dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi ve gerektiğinde uzman bir görüş alınması önemlidir.

Sucuk & Bratwurst’un ‘Sand Carstle’ eseri MOMO Bodrum’da

Mercedes-Benz ve Pilevneli Gallery iş birliğiyle, dünyaca ünlü sanatçı topluluğu Sucuk & Bratwurst’un “Sand Carstle” eseri, yaz sezonu boyunca MOMO Bodrum’da ziyaretçilerle buluşuyor.

Mercedes-Benz’in ikonik G-Serisi şeklindeki dev bir kum kalıbını sembolize eden eser, çocukluk yıllarının neşesini ve yaratıcılığını yetişkinliğin rafine stiliyle birleştiriyor.

Pilevneli Gallery iş birliğiyle sergilenen “Sand Carstle” isimli eser, hareketli ve sabit üç boyutlu ve dijital eserleriyle tanınan Sucuk & Bratwurst imzasını taşıyor. Mercedes-Benz’in sürdürülebilirlik vizyonu ile uyumlu olarak çevre dostu malzemeler ve tekniklerle hayata geçirilen eser, markanın yenilikçi ve estetik yönünü yansıtırken çocukluk anılarına atıfta bulunan tasarımıyla sanat tutkunlarını geçmişe yolculuğa çıkarıyor.