Galata Kulesi Efsaneleri

Galata Kulesi Efsaneleri

Galata Kulesi Efsaneleri

“Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiç bir yer
Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfince kurul
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer”

Yahya Kemal Beyatlı’ nın şiirinde ifade ettiği tepeleri; İstanbul manzarası izlemek için günümüzde bulmak zor. Buna rağmen Galata Kulesi panoramik İstanbul manzarası izletmek için yüzyıllardır ziyaretçilerini ağırlıyor.

Kule, İstanbul’ a yolu düşenlerin, şehirde yaşayanların bazen manzara keyfi bazen de şehir efsanelerinden dolayı uğrak yeri olmaya devam ediyor.

Tarihi kulenin içerisinde geçmişi düşündüğünüzde sizi tarihi bir yolculuğa çıkartıyor. Bu tarihi yolculuğu daha keyifli kılmak adına; Galata ve Galata Kulesi tarihini ve efsanelerini bu yazımızda aktarmak istedik.

 Yazı: MURAT SÖKER

Bizans ve Osmanlı Döneminde Galata Bölgesi

Galata bölgesi Bizans ve Osmanlı dönemlerinde hep dış mahalle olarak değerlendirilmiştir. İstanbul, Bizans döneminde 14 mahalleye ayrılmış olup Galata bölgesi de 13. Mahalle olarak kayıtlarda yer almıştır. Osmanlı da ise, şehir 4 bölgeye ayrılmış kadılıklarla yönetilirken Galata 4.kadılık bölgesi olmuştur.

Galata Kulesinin tarihi Bizans dönemine dayanmaktadır. M.S. 528 yılında Bizans imparatoru Anastasius’ un emri ile boğazdaki gemiler için Fener Kulesi olarak inşa edilmiştir.                      Kule ilk yapıldığında bugünkü kadar ihtişamlı ve büyük bir görüntüye sahip değilmiş.                                         Yapım yılı itibariyle dünyanın en eski kulesi olarak kabul edilmektedir.

İstanbul’ un idaresi Bizans’ ta olsa da; Galata bölgesi 13.yy’ da bu gölgeye gelen denizcilik ve ticareti iyi bilen İtalyan asıllı Ceneviz Kolonisinin kontrolünde olmuştur. Yine Cenevizliler gibi, deniz ticaretinde mahir olan Venedikliler’ de bu bölgeye yerleşmişlerdir.

Kule bugünkü yüksekliğine, Cenevizliler döneminde getirilmiştir. Hakimiyet alanlarının kontrolüne önem vermeleri sebebiyle bölgeyi saran bugün ise yok olduğu için göremediğimiz surlar inşa etmişlerdir. Kuleyi de gözetleme amaçlı olarak 1348-49 yıllarında yeniden inşa etmişlerdir.

Galata bölgesi surları olduğu dönemde, bölgeye 12 farklı kapıdan giriş yapılıyormuş. Surlar bir uçtan, uca 14 km olduğu rivayet edilmektedir. Galata surlarının, Osmanlı döneminde yıkılmaya başlaması ile 1864 yılında tamamen ortadan kalkmıştır.

İstanbul’ un fethinde, Cenevizliler’ in Galata bölgesini savaşmadan Fatih Sultan Mehmet’ e teslim etmeleri genç İmparator Fatih’ i oldukça memnun etmiştir. Cenevizliler ve Venedikliler’ in ticaret konusunda başarılarını bildiği için onları ödüllendirmiştir. Bu sebeple kendilerine kolonilerinin varlığını sürdürecekleri özel haklar vererek özerk yapıları korunmuştur.

Kule tarihi boyunca işgaller, yangınlar gibi zor sınavlardan geçtiğini söyleyebiliriz. Tüm bu süreçlerde şehrin hakimiyetini sağlayan otoritelerin her zaman ilgisine mazhar olmuş ve restorasyon tamir süreçleri ile günümüze ulaşmıştır.

1204 yılında IV. Haçlı seferi ile Kudüs’ ü işgalden kurtarmak için yola çıkan ordular; Venedik Dükü Enrico Dandolo kışkırtması ile yönleri değişmiş ve İstanbul’ u işgal etmişlerdir. Bizans kontrolündeki şehirde kültür hazineleri ve Galata Kulesi ağır hasar almıştır. Hasar gören kule Cenevizliler tarafından 1348’de yığma taşlar kullanılarak restore edilmiştir. Sonrasında 1445-1446 tarihleri arasında ise kule boyuna ilaveler yapılarak yükseltilmiştir.

*IV Haçlı seferi İstanbul işgali görseli

İstanbul, Osmanlı hakimiyetindeyken ilk büyük depremini II. Beyazıt (1509 yılı) döneminde yaşamıştır. Bu depreme “Kıyamet-i Sugra” yani “küçük kıyamet” denilmiştir. Kule’ de bu depremde çok zarar görmüş ve büyük çapta tamiratlar yapılmıştır. Türk mimarisine uygun tarzda yapılan tamiratlar sonrası yapının üçüncü kata kadar kısmı Ceneviz, üst kısımlar ise Osmanlı mimarisi tarzına bürünmüştür.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde ise; Kulenin sağlam taş bina, etrafı hendekler ile çevrili olması ve tersanelere yakın olması sebebiyle zindan olarak kullanılmıştır. Kasımpaşa tersanelerinde savaş esiri olarak çalıştırılanların barınması için tahsis edilmiştir. Kule’ de tutulan esirler, Kasımpaşa tersanelerine çalışmaya götürülüp, getirilmişlerdir.

Döneminin en önemli astronomlarından (gökbilimci, matematikçi) Takiyüddin Efendi,   Sultan III. Murat döneminde yaptığı çalışmalar destek görmüştür. Tophane sırtlarında Takiyüddin rasathanesi kurulmuştur. Ayrıca Galata kulesi de rasathane gözlemleri için kullanıma tahsis edilmiştir. Ahalinin akıl dışı söylentileri Padişah’ a ulaşınca, rasathane 1579 yılında kapatılmıştır. Talihsiz bir kararla, Takiyüddin rasathanesi ise top atışları ile yıkılmıştır.

* Takıyüddin’in rasathanesi minyatürü (III. Murad’a sunulan Şehinşahname)

Her zaman işlevselliği ile ön plana çıkan kule 1717 yılında şehirde çıkan yangınların izlenmesi için yangın gözleme kulesi yapılmıştır.

Bu dönemde şehirde çok fazla ve büyük ölçekte yangınlar yaşanması sebebiyle bu iş için tahsis edilmiştir. Kuleden şehri izleyen, gözcüler yangınları kös (büyük davul) çalarak ahaliye ve tulumbacılara (itfaiye) haber vermektedirler.

Dönemin yabancı seyyahları kös’ ten çıkan yüksek sesin çok rahatsız edici olduğunu seyahatnamelerinde yazmaktadırlar.

Ne talihsizliktir ki; yangınların gözlenmesi kullanılan kule bu dönemlerde iki kez yangın geçirmiştir.

III. Selim döneminde çıkan yangında kulenin yarısından fazla kısmında hasar oluşmuştur.  Onarım sağlandıktan sonra üst katına cumba eklenir.  II. Mahmut döneminde1831 yılında çıkan yangında tekrar zarar görür. Bunun üzerine yapılan tadilat sırasında kulenin üzerine iki kat daha çıkılır ve çatı külahı ilave edilir. Bu sırada kule  eteğinde yer alan avlu, kıyıya inen sur duvarları kaldırılır ve hendekler doldurulur. Girişte yer alan kitabede ki 16 mısralı methiye restorasyon çalışmaları emrini veren II. Mahmut içindir.  Cumhuriyet döneminde (1965 -1967) arasında süren restorasyonlar yapılmıştır.

Galata Kulesi Efsaneleri

Bugüne ulaşmış olan iki farklı hikaye öne çıkmaktadır.

Bizans döneminde inanışa göre; Bir erkek ve kadın Galata Kulesi’ne ilk kez birlikte çıkarlarsa, onların mutlaka evleneceklerine inanılırmış. Tılsımın gerçekleşmesi için çiftlerden birinin daha önce kuleye hiç çıkmamış olmalı…

Evliya Çelebi, Seyahatnamesin de; Hazerfen Ahmet Çelebi’ nin, IV. Murat döneminde (1632 yılında) lodoslu bir havada Galata Kulesin’ den tahtadan yapılmış kanatlarla kendini boşluğa bıraktığını anlatır. Tahta kanatlarla kanat çırpan Hezarfen’ in İstanbul boğazını geçip Üsküdar meydanına indiğini yazmıştır. Evliya Çelebi’ nin naklettiği bu olay başka bir kaynakta geçmediği tarihçiler tarafından ifade edilmektedir. Bu açıdan akademisyenler bu hikâyenin bilimsel olarak tutarsız olduğunu ifade etmişlerdir.

Belki de o dönem dünyada merakla takip edilen seyahatler yapılan İstanbul’ un daha fazla ilgi görmesi için yaratılmış bir hikaye olabilir. Evliya Çelebi, dünyayı gezen bir seyyah olarak yazdıkları dünyada takip ediliyordu. Bu yorum için dayanak noktamız ise; Seyahatname de yazılan bu hikaye, Avrupa’da çok ilgi görmüş ve uçuş hakkında İngiltere’de Gravürler yapılmış olmasıdır.

 Adres: Bereketzade Mah. Büyük Hendek Caddesi No: 2, Galata / Beyoğlu