Veronica Leoni ile Calvin Klein’ın Cesur 2026 Vizyonu

Yaz mevsimine istemeye istemeye veda etmeye hazırlanırken, sonbahar ve kışlık alışveriş listelerimi henüz tamamlamamışken, New York Moda Haftası’nın 15 Eylül’deki coşkusu adeta bir güneş ışığı gibi içimi ısıttı. Calvin Klein, tam da bu geçiş anında, Yaz 2026 koleksiyonunu beklenmedik bir hamleyle podyuma taşıyarak, benim gibi yazdan kopamayanlar için müthiş bir sürpriz yaptı. Kreatif Direktör Veronica Leoni, Brant Foundation’ın modern ve ferah atmosferinde sunduğu ikinci koleksiyonuyla, markanın ikonik minimalizmini yeniden tanımlıyor; CK’in sade ve keskin estetiğini, yazın canlı ve akışkan ruhuyla buluşturarak moda severlere taze bir ilham aşılıyor. Leoni, Calvin Klein’ın özüne sadık kalarak markaya daha yumuşak, oyuncu ve dinamik bir kimlik kazandırıyor. Kış kolleksiyonlarında genel olarak markaların; kendinden atkılı pelerinler, zarif dantel detaylar ve akıcı trikolar, klasik minimalizmi çağdaş bir cesaretle harmanlıyor. Sonbaharın katmanlı kabanları ve triko ağırlıklı podyumlarına zıt bir yaz koleksiyonu sunan Leoni, zamansız şıklığı modern bir enerjiyle birleştiriyor. New York’un mükemmel zamanlamasıyla ortaya çıkan bu koleksiyon, yaz severler için gardıroplarını yenileme motivasyonu sunarken, Calvin Klein’ı moda dünyasında yeniden bir mihenk taşı haline getiriyor.

Enginar; Mutfakların Her Dönem Vaz Geçilmez Trendi…
Yemek, benim için asla sadece bir eylem değil; insanın kendini nazikçe ağırladığı, adeta bir ritüele dönüşen zarif bir sanat. Çocukluğumdan beri, bir tabağın lezzeti kadar sunumunun da ruhu beslediğine inanırım. Restoranlarda aradığım, bu kültürel estetiği yansıtan bir deneyimdir; tabak, hikâyesiyle konuşmalı, gözü ve damakları büyülemeli. İşte bu yüzden, menüde ilk gözümün aradığı lezzet: enginar. Akdeniz’in bu karakteristik hazinesi, her lokmada doğanın cömertliğini fısıldıyor ve dünya mutfaklarının sınırlarını zorlayan bir başyapıt gibi. Enginar, aynı zamanda füzyon mutfağının da yıldızı… Asya’dan gelen hafif bir tempura tekniğiyle çıtır bir dokuya kavuştuğunda veya Japon miso sosunun umami derinliğiyle marine edildiğinde, geleneksel sınırları aşarak şaşırtıcı derecede uyumlu bir lezzet patlaması sunuyor. Başarılı bir füzyon, kültürleri boğmadan, her birinin özünü korurken yeni bir hikâye anlatıyor. Ve benim için en sade yalın haliyle; zeytinyağlı olarak hazırlanan soğuk ve pancar, avokado ve brokoliyle sunuma hazırlanırken, limon, zeytinyağı ve nar ekşisinin üçlü uyumuyla adeta bağımlılık yaratıyor. Bu yalın ama derin lezzet, benim için vazgeçilmez bir tutku. Bu deneyimi nerede yaşayabilirsiniz; Nişantaşı Gizia Brasserie. Dünya mutfaklarından esintiler sunan bu mekân, enginarı bir sanat eserine dönüştürüyor. Tabağın görsel estetiği, lezzetiyle öyle kusursuz bir uyum içinde görüp de aşık olmamak mümkün değil. Ha bir de her lokma saklı bir lezzet seremonisi… Gizia’nın enginar sunumu, sadeliği ve zarafetiyle başrolü hak ediyor. Bu tabağı deneyimlemek için bile bir mekanın kapısından içeri adım atılır! Ardından, zengin dünya mutfakları menüsünden dilediğinizi seçebilirsiniz, ama bırakın enginar sahnenin yıldızı olsun. Gizia Brasserie’ye yolunuz düşerse, bu lezzet şölenini kaçırmayın ha bana da bir teşekkür yazarsınız artık 🙂

+90 544 455 22 63

