“Sanat farklılıkların içinden bağ kurar”
Bellek, göç ve kimlik üzerine disiplinlerarası üretimleriyle dikkat çeken ressam Şerivan Tutuş, “Sesin Hafızası” sergisiyle sanatseverleri müzik ve resim arasında kurduğu özgün bağa davet ediyor. Ahmet Kaya’dan Mozart’a uzanan geniş müzik seçkisini resimlerle yeniden yorumlayan sanatçı, bireysel hafızanın toplumsal hafızayla kesiştiği noktaları görünür kılıyor. Bergson’un bellek anlayışından ilham alan Tutuş, sanatın yalnızca kaydetmek değil, dönüştürmek ve ortak duygular yaratmak için güçlü bir alan olduğuna inanıyor.

“Sesin Hafızası” sergisinde belleği merkeze alıyorsunuz. Sizce sanat, bireysel ve toplumsal hafızayı nasıl dönüştürüyor?
Ben belleği sabit bir şey olarak görmüyorum. Yaşadığımız bir olay, yıllar sonra aynı şekilde hatırlanmıyor; içinde bulunduğumuz zamana, yaşadıklarımıza ve hatta o anki ruh hâlimize göre yeniden şekilleniyor. Bergson’un düşüncesinde beni etkileyen taraflardan biri de bu. Geçmiş aslında tamamen geride kalmıyor, bugünün içinde yaşamaya devam ediyor.
Sanatın burada dönüştürücü bir tarafı olduğunu düşünüyorum. Çünkü sanat yaşadığımız şeyi sadece kaydetmiyor, ona yeniden bakmamızı sağlıyor. Bazen kişisel bir anı, başka bir insanın deneyimiyle karşılaştığında ortak bir duyguya dönüşebiliyor. Benim için resim de biraz böyle bir alan; kendi hafızamdan yola çıkıyorum ama iş, izleyiciyle karşılaştığında artık sadece bana ait olmaktan çıkıyor.
22 müzik eserini resimlerle yeniden yorumladınız. Müziğin görsel dile dönüşümünde sizi en çok zorlayan veya heyecanlandıran süreç neydi?
Ben müziği resmetmeye çalışmadım aslında. Bir melodinin nasıl göründüğünü aramaktan çok, onu dinlerken bende neyin harekete geçtiğine baktım. Çünkü aynı müzik iki farklı insanda tamamen farklı çağrışımlar yaratabilir.
Bazen bir ses bana bir mekânı, bazen bir insanı, bazen de yıllardır hatırlamadığım bir duyguyu çağrıştırabiliyor. Resim o ilk karşılaşmadan sonra oluşmaya başlıyor. En heyecanlı tarafı da bu; resme başladığımda nereye varacağını her zaman bilmiyorum.
Ses geçici, resim ise daha kalıcı bir alan. Ben biraz bu ikisinin arasındaki ilişkiyle ilgileniyorum. Müziğin bende bıraktığı şeyi tuval üzerinde tutmaya çalışırken aslında müziği değil, onun bende oluşturduğu yankıyı resmediyorum.

Göç ve aidiyet temaları eserlerinizde önemli bir yer tutuyor. Bu kavramları sanatınızda nasıl somutlaştırıyorsunuz?
Göç benim için yalnızca bir yer değiştirme meselesi değil. İnsan bir yerden ayrıldığında aslında orayı tamamen geride bırakmıyor. Sesleri, alışkanlıkları, insanları, anıları ve bazen hiç fark etmediği küçük ayrıntıları da yanında taşıyor.
Aidiyet duygusunu da bu yüzden tek bir yere bağlı düşünmüyorum. İnsan zaman içinde birden fazla yere, insana veya kültüre ait hissedebilir. Hatta bazen hiçbir yere tam olarak ait olmadığını düşündüğü bir dönemde, kendi içinde başka bir aidiyet kurabilir.
Resimde bunu doğrudan anlatmak yerine daha çok katmanlarla, boşluklarla ve renklerle hissettirmeye çalışıyorum. Çünkü göçün ve aidiyetin bende karşılığı biraz da bu: bir yere ait olurken aynı anda başka bir yerin izini taşımak.
Bergson’un bellek anlayışından ilham aldığınızı söylüyorsunuz. Felsefi düşünceyi sanat pratiğinizde nasıl dahil ediyorsunuz?
Felsefeyi resmin üzerine sonradan eklediğim teorik bir bilgi olarak görmüyorum. Daha çok bana soru sorduran bir alan. Bir düşünce beni etkilediğinde, onu açıklamaya çalışmak yerine resmin içinde araştırmayı tercih ediyorum.
Bergson’un zaman ve bellek üzerine düşünceleri de benim için böyle oldu. Geçmiş gerçekten geride kalan bir şey mi? Bir anıyı bugün hâlâ taşıyorsam, o anı gerçekten geçmişte mi kalmış oluyor? Bu sorular benim için çok önemli.
Dolayısıyla felsefe bana hazır cevaplar vermiyor; aksine resmi üretirken daha fazla soru sormama neden oluyor. Sanat pratiğimde felsefenin yeri biraz da burada.

Ahmet Kaya’dan Mozart’a uzanan müzik seçkisiyle farklı kültürleri bir araya getiriyorsunuz. Sizce sanat, kültürler arasında nasıl bir köprü kuruyor?
Bence sanatın en güçlü taraflarından biri, aynı dili konuşmadan da birbirimizi anlayabilmemizi sağlaması. Bir şarkının sözlerini anlamayabilirsiniz ama o şarkının hüznünü, ritmini veya taşıdığı duyguyu hissedebilirsiniz.
Bu seçkide de farklı coğrafyalardan ve müzikal geleneklerden eserleri bir araya getirirken sadece kültürel bir çeşitlilik yaratmak istemedim. Daha çok farklı insanların benzer duygularla nasıl karşılaşabildiğini göstermek istedim. Özlem, yas, umut, ayrılık gibi duyguların bir coğrafyası yok.
Ben sanatın kültürleri birbirine benzeterek değil, farklılıkların içinden bir bağ kurarak köprü oluşturduğunu düşünüyorum.
Ziyaretçiler QR kodlarla müzikleri dinleyebiliyor. Bu görsel-işitsel deneyim, sanatın algılanmasını nasıl değiştiriyor?
Burada izleyicinin yalnızca resme bakmasını değil, resmin çıkış noktasına da yaklaşmasını istedim. Çünkü her resmin arkasında bir ses var ve o sesi duyduğunuzda eserle ilişkiniz değişebiliyor.
Ama QR kodları bir açıklama gibi düşünmedim. “Bu resmi anlamak için bu müziği dinlemelisiniz” demiyorum. Tam tersine, müziği dinleyen kişinin kendi hafızasının da devreye girmesini istiyorum.
Benim o müzikte hissettiğimle izleyicinin hissettiği aynı olmak zorunda değil. Hatta aynı olmaması daha güzel. Çünkü o noktada eser, benim hafızamdan çıkıp başka bir insanın hafızasında yeniden oluşmaya başlıyor.

Uluslararası üretim pratiğinizin yeni halkası olan bu sergi, sizin için nasıl bir dönüm noktası?
Ben bu sergiyi önceki çalışmalarımın devamı ama aynı zamanda farklı bir yere açılması olarak görüyorum. “Köklerin Göçü”, “Göçün Hafızası” ve “Zamanın Döngüsünde” gibi çalışmalarımda göç, kimlik ve bellek üzerinden ilerledim. Zaman içinde müzik ve performans da üretimimin daha güçlü bir parçası hâline geldi.
“Sesin Hafızası”nda ise bu meselelerin hepsi ses üzerinden yeniden karşıma çıktı. Bu nedenle benim için bir tekrar değil, bir dönüşüm noktası.
Farklı ülkelerde üretmek de bana şunu öğretti: İnsan mekân değiştirdiğinde yalnızca çevresi değişmiyor, kendisiyle kurduğu ilişki de değişiyor. Ama bazı duygular bütün bu değişimlerin içinden geçerek devam ediyor. Sanırım ben artık biraz daha o devamlılığın peşindeyim.

Sizce sanat, günümüz toplumunda en çok hangi boşluğu dolduruyor?
Bence sanatın bugün doldurduğu en önemli boşluk, insanın durabilmesi ve kendisiyle karşılaşabilmesi için bir alan açması.
Çok hızlı yaşıyoruz ve sürekli bir şeylere maruz kalıyoruz. Görüntüler, sesler, haberler, bilgiler… Bütün bunların arasında insanın kendi iç sesini duyması zorlaşıyor.
Sanatın bunu değiştirebileceğini düşünüyorum. Bir resmin karşısında birkaç dakika durmak, hiçbir şey tüketmeden sadece bakmak bile önemli bir deneyim. Ben sanatın insana ne düşünmesi gerektiğini söylemesinden çok, kendi sorularını sorabileceği bir alan açmasını değerli buluyorum.

Kendi kişisel hafızanız ve yaşam deneyimleriniz, eserlerinizde nasıl bir iz bırakıyor?
Elbette çok güçlü bir iz bırakıyor. Yaşadığım coğrafya, çocukluk, karşılaştığım insanlar, farklı şehirlerde ve ülkelerde bulunmak, duyduğum müzikler… Bunların hepsi farkında olsam da olmasam da üretimimin içine giriyor.
Ama kişisel hikâyemi olduğu gibi anlatmak istemiyorum. Çünkü o zaman resim yalnızca benim geçmişime ait olur. Benim için daha önemli olan, kişisel bir deneyimin başka bir insanda da karşılık bulabilecek bir duyguya dönüşmesi.
Bir anıyı resme aktarırken aslında anının kendisini değil, bugün bende bıraktığı izi araştırıyorum. Çünkü hafıza da zaten zaman içinde değişiyor. Belki resim de benim için o değişimin kaydını tutuyor.
“Sesin Hafızası”ndan sonra üretim pratiğinizde hangi yeni temaları veya disiplinleri keşfetmeyi planlıyorsunuz?
Sesin Hafızası benim için müzik ve resim arasındaki ilişkinin son noktası değil. Aksine, yeni sorular açtı. Özellikle sesin beden üzerindeki etkisini daha fazla araştırmak istiyorum.
Çünkü ses sadece kulağımıza ulaşmıyor; bazen bedenimiz bir müziğe biz fark etmeden tepki veriyor. Bu nedenle performans, resim, ses ve izleyicinin deneyimini daha fazla bir araya getirebileceğim çalışmalar yapmak istiyorum.
Bir de hafızanın yalnızca geçmişle değil, gelecekle olan ilişkisini düşünmeye başladım. Geçmişimizi taşıyarak nasıl bir gelecek kuruyoruz? Sanırım bundan sonraki üretimlerimde bu soru beni biraz daha takip edecek.

#ŞerivanTutuş #SesinHafızası #Sanat #Bellek #Göç #Kimlik #Resim #Müzik #Sergi #SanatHaberi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity
+90 544 455 22 63


