“Benim çalışmalarımda fotoğraf bir sahne değil, bir duygunun kalıntısıdır”
Rahşan Fırtına
Pause Sanat ve Pause Dergi olarak sanat röportajlarımıza devam ediyoruz.
Sanat denilince akla gelen ilk isimler arsasında yer alan Art Galerim sahibi ve sanat menajeri Özlem Alıcı’nın bu ay ki konuğu sanatçı Rahşan Fırtına oldu.
Sanata dair tüm sorularımızı tüm içtenliği ile cevaplarken yeni sergisi hakkında bilgi verdi. Keyifle okumalar…

“Yüzleşme” sergisinin çıkış noktası neydi? Bu sergide izleyici tam olarak neyle yüzleşiyor?
Bu sergi yalnızca kişisel bir içsel sorgulamanın değil, aynı zamanda kadınların dünyadaki ortak yüklerinin, bastırılmışlıklarının ve görünmez emeklerinin bir yansıması olarak doğdu. Kadınlar hâlâ pek çok alanda eşit şartlarda yaşamıyor. Fiziksel, ekonomik ya da psikolojik şiddet hayatlarının bir parçası olabiliyor; emeği görünmez kılınıyor, sesi bastırılıyor.
Ama asıl mesele sadece görünür şiddette değil; gündelik hayatın içindeki sessizlikte, kabullenilmiş kurallarda. “Uygun” beden dili, görünürlük sınırları, iş hayatındaki engeller, evdeki bakım yükü… Bunlar kadının varlığını sessizce silen, sınırlandıran yapılar. Yüzleşme tam da bu sessizlikle, bu görünmez baskılarla yüzleşme ihtiyacından doğdu.
Benim için bu sergi hem kendimle hem de bu sistemle bir hesaplaşma alanı. Kadın bedeni üzerinden kurulan baskıları, görünmezliği ve suskunluğu görsel bir dile dökmek istedim. Her karede, izleyicinin sadece bir başkasına değil, kendi içindeki sessizliklere de bakmasını, kendisiyle de yüzleşmesini istiyorum.
Bu ikinci kişisel serginiz. İlk serginizle kıyasladığınızda sanatsal ifadenizde nasıl bir dönüşüm yaşadınız?
Aslında bu yüzleşme sergisinde ilk sergime göre bende teknik açıdan kendimle bir yüzleşme yasadim. Anlatmak istediğim konuyu salt belge yarışından çıkarıp katmanlar aracı ile birden cok fotoğrafı birleştirerek fotoğrafta anlatım ve ifade dilinde yeni bir ifade tarzı ile kendimle yüzleştim.

Fotoğrafın sizin için ifade biçimi olarak anlamı nedir? Yüzleşme temasıyla bu medium nasıl etkileşime geçti?
Benim için fotoğraf, sadece bir anı dondurmak değil; aynı zamanda o anın duygusunu, sessizliğini ve içsel titreşimini görünür kılmak demek. Kelimelerin yetersiz kaldığı yerde, bedenin duruşu, ışığın düşme biçimi ya da bir yüzün ifadesiyle çok daha derin bir hikaye anlatmak mümkün.
Fotoğraf, zamanın içinden bir dilim alıp ona sonsuzluk bahşeder. Bu nedenle, yüzleşme gibi içe dönük ve zamanla büyüyen bir temayı anlatmak için en uygun araçlardan biri. Çünkü bazen en büyük yüzleşmeler, bir bakışın içinde, bir gölgenin kıyısında ya da tülün ardında gizlenir.
Benim çalışmalarımda fotoğraf bir sahne değil, bir duygunun kalıntısıdır. Kimi zaman bastırılmış bir çığlığın izi, kimi zaman görünmek ile saklanmak arasında kalmış bir varoluşun sessiz anlatımıdır. Ve izleyici, o görüntünün içine kendi hikayesini yerleştirdiği anda, fotoğraf artık yalnızca bana değil, ona da aittir.
Sergide yer alan işler çoğu zaman bireysel ya da kolektif hafızayı çağırıyor. Bu bağlamda izleyicinin kendi deneyimiyle bağ kurmasını bekliyor musunuz?
Evet, tam olarak bunu istiyorum. Her kare bir çağrışım aslında —bir bakış, bir beden duruşu ya da bir tülün ardındaki sessizlik, izleyicide bir anıyı tetiklesin istiyorum. Çünkü bu işler sadece bana ait değil. Kadın olmanın ağırlığını, suskunluğunu ya da gücünü hisseden herkes, kendi hikâyesini bulabilir orada. Benim yaşadığım bir duygu, izleyenin bambaşka bir hatırasına dokunabilir. O ortak alanı kurmak istiyorum; kişisel olanın aslında ne kadar kolektif olduğunu hatırlatan bir yer.

Bu sergi sürecinde sizi en çok zorlayan ya da dönüştüren ne oldu? Kendiyle yüzleşen bir sanatçı olarak, bu süreci nasıl yaşadınız?
Bu sergi süreci benim için yalnızca içsel değil, aynı zamanda fiziksel bir yüzleşmeydi. Dünyanın farklı yerlerinde, doğada, sokakta karşıma çıkan kırılmış, terk edilmiş, işlevi bitmiş ya da engel üretmek için var edilmiş nesneleri topladım. O nesnelerin üzerindeki duyguyu bedenle birleştirmek istediğimde, onların yalnızca nesne olmadığını fark ettim. Her biri bir kadının, belki de benim yaşadığım bir duygunun yansımasıydı.
Fotoğraflarda yer alan dikenli tel sadece bir görsel unsur değil; gerçekten içimden bir parçayı kesti. Bir ipin düğümü yalnızca estetik bir bağ değildi; ruhumu da sıktı, acıttı. Doğada değersizleştirilmiş, atılmış her şey kadın bedeniyle buluştuğunda, bir yüzleşme alanı açıldı. Bu alan beni hem zorladı hem dönüştürdü. Çünkü o anlarda sadece bir sanatçı değil, aynı zamanda tanıklık eden, taşıyan ve kendiyle hesaplaşan bir kadındım. Ve sanırım en büyük değişim de burada oldu: nesnelerin, sessizliğin ve bedenin diliyle, kendime ve başkalarına başka bir yerden bakmayı öğrendim.


+90 544 455 22 63

