Metropolitan Museum of Art, Edvard Munch’ı ağırlıyor

Norveçli sanatçı Edvard Munch kariyerinin başlarında anksiyeteyi tasvir ettiği tablolarıyla büyük ilgi topladı. Küçük yaşlarda yaşadığı kayıplar, ruhunda derin yaralar açtı ve Munch’ın sanatında hüznü ve ölümü yorumlamasına sebep oldu. Kariyeri boyunca Munch, daha önceki çalışmalarını tekrar ziyaret edip, onları zamana uydurarak yeniden yorumladı, ancak her eserinde mutlaka bir hüzün vardı. Sanatçının hüzünlü dünyasına bakmak isteyenler 4 Şubat tarihine kadar Metropolitan Museum of Art’da “Self- Portrait: Between the Clock and the Bed (1940–43)” sergisini ziyaret edebilir.

Cathy Wilkes MoMA PS1 Binası’nda Sanatseverlerle Buluşmayı Bekliyor. MoMA PS1 New York, İrlandalı sanatçı Cathy Wilkes’in ilk monografi sergisini ağırlıyor. Yirmi yılı aşkın bir süredir, bulunmuş objeler, çizimler, heykeller ve ritüelleri bir arada kullanarak eserler yaratan Wilkes, kendi döneminin en önemli sanatçılarından biri sayılıyor. Wilkes, birçoğu bozulmuş, hasar görmüş, değiştirilmiş ya da uyarlanmış nesneleri bir araya getirip, onlardan yeni eserler yaratmasıyla ünlenmiş. Genelde enstalasyonları günlük yaşamın yanı sıra, doğuma, ölüme ve evliliğe de göndermeler yapıyor. Cathy Wilkes’in sanata olan aşkını ve dünyaya bakışını eserleriyle deneyimlemek istiyorsanız, 11 Mart’a kadar MoMA PS1 Binası’nı mutlaka ziyaret edin. Sanal Gerçeklik Teknolojisi sayesinde Modigliani’nin Atölyesi’ne Tate Modern’de yolculuk edin. Kısa ve çalkantılı yaşamı boyunca eşsiz bir resim stili geliştiren Modigliani, Tate Modern’de sanatseverlerin karşısında. Kendi zamanında çok fazla tanınmamasına rağmen, duygusal açıdan yoğun ve baştan çıkarıcı çıplak portreleri 20’nci yüzyılın en sevilen çalışmalarından bir kaçı olarak kabul edilen Modigliani’nin resmettiği 12 çıplak tablo 1917’de ilk kez gösterildiğinde büyük tartışma yarattı. Polis, ahlaka aykırı olduğu gerekçesiyle sanatçının bugüne kadar ki tek solo sergisini sansürledi.

Bu sergide büyük tartışmalara sebebiyet veren 12 tablonun yanı sıra, sanatçının çok bilinmeyen heykellerini ve yakın çevresinin (Pablo Picasso ve Constantin Brancusi de dahil) portrelerini görme şansını yakalayabilirsiniz. Ayrıca sergi, sanal gerçeklikte öncü bir şirket olan HTC Vive ile ortaklaşa hazırlanan bir proje sayesinde, ziyaretçileri sanal gerçeklik teknolojisini kullanarak 20’nci yüzyılın başında Paris’in kalbine taşıyor. Sergi 2 Nisan tarihine kadar Tate Modern’de ziyaret edilebilir. Günümüzün en önemli fotoğrafçılarından biri olan Stephen Shore’un kendi ismini verdiği son sergisi MoMA’da. Hayattayken Metropolitan Museum of Art’ta kişisel sergisi açılan ilk fotoğrafçı olan Stephen Shore, bir başka sergiyle yine karşımızda. 70’lerde Andy Warhol’un “Fabrika” adlı kolektif sanat stüdyosunda sıkça vakit geçiren Shore, elinde ki ucuz kameralarla tarihin popüler kültürünün alelade anlarını yakalayarak sanat tarihine izini bıraktı. Otel havuzlarından park yerlerine, benzin istasyonlarından ıssız yollara kadar insanlara önemsiz gözüken yerleri fotoğraflayan Shore, bu sıradan yerlerin doğru bir göz ve vizyon ile bir sanat eserine dönüştürebileceğini kanıtladı. Yıllar içerisinde, farklı tarzlar deneyen ve kendini hep değiştiren sanatçı bir çok yeni nesil fotoğraf sanatçısının da ilham kaynağı olarak biliniyor. Geçmişe ve bugüne Stephen Shore’un kadrajından bakmak istiyorsanız, 28 Mayıs’a kadar devam edecek olan bu sergiyi MoMa’da ziyaret edin.