Zeynep AKGÜN’e dair….

Zeynep Akgün 1975 yılında Uzunköprü’de doğdu. 1997 yılında Mimar Sinan Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun oldu. 2000 yılında Mimar Sinan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Resim Bölümü Yüksek Lisans Programını tamamladı. Yurtiçi ve yurtdışında çeşitli sergi ve fuarlarda yer aldı. “Arkhe” ve “216” inisiyatifleriyle grup sergileri düzenledi.

Yarı sembolist, yarı sürrealist bir yaklaşımla ele aldığı özgün resimlerinden tanıdığımız, figüratif resmin temsilcilerinden Zeynep Akgün geçtiğimiz ay yeni serisiyle Galeri 77’de izleyici ile buluştu.

Akgün “Ruhun Kabuğu” adını verdiği sergisinde beden-ruh karşıtlığı ve bunun insanın varoluşu üzerindeki etkisini ele aldığı bir dizi yeni resimle karşımıza çıktı. İnsan bedenini ruhu saran bir kabuk gibi kurgulayan sanatçı kimi kompozisyonlarında da içi boş elbiselere yer verdi. Bedenler ve içi boş elbiseleri bazen isteyerek giydiğimiz, bazen de kırmak istediğimiz bir kabuk olarak ele alan Akgün, resimlerinde “bu elbiseler bize mi, bir başkasına mı ait?”, “yoksa içine doğduğumuz koşullar, çevre baskısı ve pek çok yönden belirleyici olan sosyal yaşamda ruhumuzu rahat ettirecek kabuklar mı?” gibi sorulara cevaplar arıyor.

Resimlerin çoğunda varlıklarıyla bizi tedirgin eden ya da bakışlarıyla göz hapsine alan çeşitli hayvan imgelerine rastlıyoruz. Sanatçı bu imgeleri bizim dışımızdaki “öteki” kavramıyla niteliyor. Kabukların içine saklanmak zorunda kalmayan ve varoluşlarıyla ilgili tasaları olmayan bu ötekiler bilinçaltımızı uyararak her zihinde farklı anlamları çağırıyor. Örneğin; soğukkanlı yapısıyla yılanın varlığı ürkütürken, umursamaz ve hesapsız hareketleriyle maymunlar varoluşumuzu tekrar sorgulamamızı öneriyor.

Akgün’ün kendine özgü kompozisyon anlayışı ve teknik yetkinliği zengin bir görselliğe hizmet ediyor. Resimlerdeki imgelerin gerçekçi üslubu  tanıdığımız dünyayla bağ kurdururken sürreel yaklaşımı  izleyicide merak duygusu uyandıran bir etkiye sahip. Böylece sanatçı günümüz dünyasının imaj bombardımanı altındaki izleyiciyi resim karşısında tutmayı hedefliyor.

Üretmede sürekliliğin önemine inanan ve  süreç içinde gelişen değişimlerle farklı ifade biçimlerini denemeyi seven Akgün’ün yeni resimlerini merakla beklerken ruhumuzu rahat ettirmek için kabuklara ihtiyaç duymadığımız bir dünya diliyorum.